Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

Çocuklarda Fiziksel Aktivite

Çocuk yaş grubunda farklı seyir gösterebilen ve doğru yaklaşımla yönetilebilen bir durumdur. Konunun ayrıntılarına göz atın.

Çocukluk dönemi, bedensel gelişimin en hızlı seyrettiği, kas-iskelet sisteminin şekillendiği, kalp-damar sağlığının temellerinin atıldığı ve bilişsel kapasitenin belirleyici biçimde olgunlaştığı yaşam evresi olarak öne çıkmaktadır. Bu evrede düzenli olarak gerçekleştirilen fiziksel aktivite, yalnızca büyüme parametrelerinin sağlıklı ilerlemesi açısından değil, aynı zamanda metabolik dengeden ruhsal iyilik hâline kadar uzanan geniş bir yelpazede belirleyici rol oynamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere uluslararası pek çok kuruluş, çocukluk çağında yeterli düzeyde hareketin sağlanmasının ileri yaşlardaki kronik hastalık yükünün azalmasına önemli katkı sağladığını vurgulamaktadır. Bu nedenle çocuklarda fiziksel aktivitenin kapsamı, süresi, yoğunluğu ve uygun planlanması, çağdaş çocuk sağlığı yaklaşımının temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Çocukluk çağındaki hareket gereksinimi, yetişkin bireylerin gereksiniminden hem nicelik hem de nitelik açısından farklılık göstermektedir. Büyüme plakları açık olan, kemik mineral yoğunluğunun arttığı, nöromüsküler koordinasyonun olgunlaştığı bu dönemde, çocukların gün içinde harcadıkları enerjinin önemli bir kısmı oyun temelli hareketlerle sağlanmaktadır. Koşma, zıplama, tırmanma, denge gerektiren etkinlikler ve grup oyunları, çocuğun motor gelişimini şekillendiren doğal uyaranlar arasında değerlendirilmektedir. Bu uyaranların yetersiz kaldığı durumlarda, postür bozuklukları, düşük kemik yoğunluğu ve düşük kardiyovasküler dayanıklılık gibi sorunların görülme sıklığının arttığı klinik gözlemlerle desteklenmektedir.

Yaş gruplarına göre önerilen aktivite süresi farklılık göstermektedir. Beş ile on yedi yaş aralığındaki çocukların ve ergenlerin, haftanın her gününde en az altmış dakika orta ve yüksek yoğunlukta fiziksel aktivite gerçekleştirmesi önerilmektedir. Okul öncesi dönemdeki çocuklar için ise gün içinde toplam üç saate yakın hareketin, bunun en az bir saatinin orta ve yüksek yoğunlukta olacak şekilde planlanmasının yararlı olduğu belirtilmektedir. Bebeklik döneminde bile yer üzerinde geçirilen zaman, tutunma, emekleme ve uzanma gibi etkinlikler, ilerleyen yaşlarda kazanılacak motor becerilerin altyapısını oluşturmaktadır. Bu nedenle hareket gereksiniminin yalnızca okul çağı ile sınırlı tutulmaması, yaşamın ilk aylarından itibaren desteklenmesi önerilmektedir.

Düzenli fiziksel aktivitenin kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri, çocuk sağlığı açısından oldukça belirleyicidir. Hareketli bir yaşam tarzı sürdüren çocuklarda istirahat kalp hızının daha düşük seyrettiği, kan basıncı değerlerinin yaşa uygun aralıkta korunduğu ve damar endotelinin daha iyi işlev gösterdiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Erken dönemde kazanılan bu olumlu kardiyovasküler profil, ileri yaşlarda görülebilen hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve metabolik sendrom gibi tabloların ortaya çıkma olasılığının azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca düzenli aktivite ile birlikte yağ dokusu oranı dengelenmekte, kas kütlesi artmakta ve insülin duyarlılığı korunmaktadır.

Kas-iskelet sisteminin sağlıklı gelişimi açısından da hareket büyük önem taşımaktadır. Ağırlık taşıyan etkinlikler ve sıçrama içeren oyunlar, kemik mineralizasyonunu destekleyerek doruk kemik kütlesinin oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Doruk kemik kütlesinin yeterli düzeyde oluşması, ileri yaşlarda görülen osteoporoz riskinin azaltılmasında belirleyici bir etken olarak değerlendirilmektedir. Kasların düzenli olarak çalıştırılması ise eklem stabilitesinin sağlanmasına, postürün korunmasına ve yaralanmalara karşı koruyucu bir altyapının oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Hareketsiz yaşam süren çocuklarda ise omurga eğrilikleri, düz tabanlık ve postüral bozuklukların görülme sıklığının arttığı bildirilmektedir.

Fiziksel aktivitenin metabolik sağlık üzerindeki etkisi, çocukluk çağı obezitesinin küresel ölçekte artış gösterdiği günümüzde özellikle önem kazanmaktadır. Hareketsizlik ile birlikte enerji dengesinin alım yönüne kayması, çocuklarda fazla kilo ve obezite oranlarının yükselmesine yol açmaktadır. Obezitenin erken yaşta yerleşmesi, tip 2 diyabet, dislipidemi, karaciğer yağlanması ve hormonal dengesizlikler gibi tabloların görülme olasılığını artırmaktadır. Düzenli aktivite ile birlikte vücut kompozisyonunun sağlıklı sınırlar içinde tutulması, bu tabloların gelişmesinin önlenmesine ya da geciktirilmesine katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda kahverengi yağ dokusunun aktivasyonu ve bazal metabolik hızın korunması da hareketli yaşam tarzının metabolik kazanımları arasında sayılmaktadır.

Çocukların bilişsel gelişimi ile fiziksel aktivite arasındaki ilişki, son yıllarda yapılan çalışmalarla giderek daha fazla aydınlatılmaktadır. Düzenli hareket, beyin kan akımının artmasına, nörotrofik faktörlerin salınımının desteklenmesine ve sinaptik bağlantıların güçlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu etkilerle birlikte dikkat süresi, çalışma belleği, problem çözme becerileri ve akademik performans gibi alanlarda olumlu değişiklikler gözlenmektedir. Özellikle aerobik nitelikli etkinliklerin yürütücü işlevler üzerinde belirgin destekleyici etki gösterdiği bildirilmektedir. Hareketli oyunlar, çocukların mekânsal algı, denge ve koordinasyon becerilerinin gelişmesine de zemin hazırlamaktadır.

Ruhsal iyilik hâli açısından fiziksel aktivite, çocuklarda kaygı ve depresif belirtilerin azalmasına katkı sağlamaktadır. Hareket sırasında salınan endorfin ve diğer nörokimyasal maddeler, ruh hâlinin dengelenmesine yardımcı olmaktadır. Grup içinde gerçekleştirilen sportif etkinlikler ise sosyal becerilerin gelişimi, kurallara uyum, takım çalışması ve liderlik niteliklerinin kazanılması açısından önemli olanaklar sunmaktadır. Özgüven gelişimi, başarı duygusunun yaşanması ve sağlıklı bir kimlik oluşumu da düzenli aktivite ile desteklenen psikososyal kazanımlar arasında değerlendirilmektedir. Bu nedenle çocukluk çağındaki ruh sağlığı yaklaşımlarında hareketin yeri giderek daha fazla vurgulanmaktadır.

Uyku düzeninin sağlanması, çocuklarda fiziksel aktivitenin sıklıkla göz ardı edilen ancak oldukça belirleyici sonuçlarından biridir. Gün içinde yeterli düzeyde hareket eden çocuklarda uykuya geçiş süresinin kısaldığı, derin uyku evresinin uzadığı ve gece uyanmalarının azaldığı bildirilmektedir. Sağlıklı uyku ise büyüme hormonu salınımı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve bilişsel işlevlerin sürdürülmesi açısından temel öneme sahiptir. Hareketsiz geçirilen günlerin ardından uyku kalitesinin bozulması, bir sonraki güne yorgun başlanması ve dikkat dağınıklığı yaşanması, kısır bir döngünün oluşmasına neden olabilmektedir. Bu döngünün kırılmasında düzenli aktivite önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır.

Bağışıklık sisteminin gelişimi ile hareket arasındaki ilişki de güncel araştırmalarla ortaya konulmaktadır. Orta yoğunluktaki düzenli aktivitenin, doğal öldürücü hücrelerin işlevini desteklediği, dolaşımdaki lenfosit sayısını dengelediği ve solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığının azalmasına katkı sağladığı belirtilmektedir. Bununla birlikte yoğun ve dinlenmeden sürdürülen antrenmanların, özellikle ergenlik dönemindeki sporcu çocuklarda bağışıklık baskılanmasına yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşa ve gelişim düzeyine uygun yoğunluğun belirlenmesi, bağışıklık sağlığı açısından dengeleyici bir unsurdur. Sağlıklı bağışıklık yanıtının desteklenmesi, çocukluk çağında sık karşılaşılan enfeksiyöz tabloların yönetilmesine de yardımcı olmaktadır.

Fiziksel aktivite önerileri planlanırken, aerobik etkinlikler ile kas ve kemik güçlendirici etkinliklerin dengeli biçimde bir araya getirilmesi önerilmektedir. Bisiklete binme, yüzme, koşu, dans ve hareketli grup oyunları aerobik nitelikli etkinlikler arasında yer almaktadır. Tırmanma, ip atlama, ağırlık taşıma içeren oyunlar ve sıçrama temelli etkinlikler ise kas ve kemik gelişimini destekleyici nitelikte değerlendirilmektedir. Haftada en az üç gün, bu iki grubun bir arada yer alacağı şekilde program oluşturulması önerilmektedir. Etkinliklerin çeşitlendirilmesi, çocuğun motivasyonunun korunmasına ve farklı kas gruplarının dengeli biçimde çalıştırılmasına olanak tanımaktadır.

Okul ortamı, çocukların gün içinde hareket etmesi için önemli bir alan olarak değerlendirilmektedir. Beden eğitimi derslerinin nicelik ve nitelik olarak yeterli düzeyde sürdürülmesi, teneffüs sürelerinin aktif geçirilmesi ve okul sonrası kulüp etkinliklerinin desteklenmesi, gün içi toplam aktivite süresinin artırılması açısından belirleyicidir. Aileler ise hafta sonu yürüyüşleri, doğa etkinlikleri, bisiklet gezileri ve evde gerçekleştirilen oyun temelli etkinlikler ile çocuklarına model olabilmektedir. Ebeveynlerin hareketli bir yaşam tarzı benimsemesi, çocukların bu davranışı içselleştirmesinde önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Aile içi rol modelliğin, çocukluk çağı aktivite düzeyinin en güçlü belirleyicilerinden biri olduğu bildirilmektedir.

Ekran karşısında geçirilen sürenin artması, günümüz çocuklarının hareketsiz yaşam tarzına yönelmesinin başlıca nedenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Eğitim amaçlı olmayan ekran süresinin günde iki saati aşmaması, iki yaş altındaki çocukların ise mümkün olduğunca ekrandan uzak tutulması önerilmektedir. Uzun süreli oturmanın, kas-iskelet sistemine binen yükü değiştirdiği, kan dolaşımını yavaşlattığı ve dikkat süresini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle her otuz-kırk dakikada bir kısa hareket molalarının verilmesi, postürün korunması açısından yararlı görülmektedir. Hareket molalarının oyun temelli kurgulanması, çocuğun ilgisinin sürdürülmesinde etkili olmaktadır.

Sporcu çocuklarda performansın geliştirilmesi kadar yaralanmaların önlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Yaşa uygun yüklenme, ısınma ve soğuma evrelerinin atlanmaması, dengeli kuvvet gelişimi ve yeterli dinlenme süresi, yaralanma riskinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Tek bir spor dalına erken yaşta yoğunlaşmanın, aşırı kullanım yaralanmalarına ve tükenmişlik tablosuna yol açabileceği bildirilmektedir. Bu nedenle çocukluk döneminde çoklu spor deneyiminin desteklenmesi, motor gelişim açısından da daha bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Spor hekimi, fizyoterapist ve antrenörden oluşan ekibin koordineli çalışması, sürdürülebilir bir spor yaşamının kurulmasında yol gösterici olmaktadır.

Kronik sağlık sorunu olan çocuklarda da uygun şekilde planlanan fiziksel aktivite, yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlamaktadır. Astım, tip 1 diyabet, kistik fibroz, doğumsal kalp hastalığı ya da nörolojik tabloları olan çocuklarda hareketin tamamen kısıtlanması yerine, hekim değerlendirmesi sonrasında bireyselleştirilmiş bir program oluşturulması önerilmektedir. Astımı olan çocuklarda kontrollü egzersizin solunum kapasitesinin desteklenmesine, tip 1 diyabette ise kan şekeri yönetiminin kolaylaşmasına yardımcı olduğu bilinmektedir. Bu süreçte ailenin bilinçlendirilmesi, acil durum planının hazırlanması ve aktivite öncesi-sonrası izlem, güvenli bir uygulamanın temel bileşenleri arasında yer almaktadır.

Beslenme ile fiziksel aktivitenin birlikte ele alınması, çocuk sağlığının desteklenmesinde bütüncül bir yaklaşımın gereği olarak değerlendirilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenme, hareket sırasında harcanan enerjinin karşılanmasına ve büyümenin sürdürülmesine olanak tanımaktadır. Aktivite öncesinde kompleks karbonhidrat içeren hafif öğünler, sonrasında ise protein ve sıvı alımının yeterli düzeyde sağlanması önerilmektedir. Su tüketiminin yaşa uygun düzeyde sürdürülmesi, dehidratasyonun önlenmesi açısından gereklidir. Şekerli içeceklerden ve aşırı işlenmiş ürünlerden uzak durulması, hem metabolik sağlığın korunmasına hem de hareket performansının desteklenmesine katkı sağlamaktadır.

Çocuklarda fiziksel aktivitenin yaşamın erken dönemlerinden itibaren bir alışkanlık olarak yerleşmesi, ileri yaşlardaki sağlıklı davranış örüntülerinin oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Hareketli bir yaşam tarzının yalnızca bedensel kazanımlarla sınırlı kalmadığı, bilişsel, ruhsal ve sosyal gelişim alanlarında da kapsamlı katkılar sunduğu bilimsel kanıtlarla ortaya konulmaktadır. Aile, okul ve toplum düzeyinde yürütülen ortak çabaların, çocukların sağlıklı bir gelecek için gerekli motor ve davranışsal altyapıyı kazanmasına önemli katkı sağladığı değerlendirilmektedir. Çocuk sağlığı izlemlerinde fiziksel aktivite düzeyinin sorgulanması ve gerekli durumlarda bireyselleştirilmiş önerilerin sunulması, çağdaş çocuk hekimliği yaklaşımının temel unsurları arasında yer almaktadır.

Kaynakça

  1. World Health Organization — Physical activity fact sheetwww.who.int/news-room/fact-sheets/detail/physical-activity
  2. Centers for Disease Control and Prevention — Physical Activity for Childrenwww.cdc.gov/physical-activity-basics/guidelines/children.html
  3. American Academy of Pediatrics (HealthyChildren.org) — Encouraging Your Child to Be Physically Activewww.healthychildren.org/English/healthy-living/fitness/Pages/Encouraging-Your-Child-to-be-Physically-Active.aspx
  4. MedlinePlus — Exercise for Childrenmedlineplus.gov/exerciseforchildren.html

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.