Nefroloji

Çocuklarda Böbrek Hastalığı

Klinik bulgularıyla dikkat çeken ve doğru değerlendirme gerektiren bir durumdur. Detaylı bilgi için sayfa içeriğini inceleyin.

Çocukluk çağı böbrek hastalıkları, pediatrik nefrolojinin en dikkat çeken alanlarından birini oluşturmaktadır. Böbrekler, sadece idrar üretiminden sorumlu organlar olarak değil; sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması, kan basıncının düzenlenmesi, kırmızı kan hücresi üretimini destekleyen eritropoietin hormonunun salgılanması ve kemik sağlığı için gerekli D vitamininin aktif hâle getirilmesi gibi hayati işlevleri üstlenen organlar olarak değerlendirilmektedir. Çocuklarda böbrek işlevlerinde meydana gelen olumsuz değişiklikler, büyüme, gelişme ve genel yaşam kalitesi üzerinde belirgin etkiler bırakabilmektedir. Bu nedenle, pediatrik yaş grubunda böbrek hastalıklarının erken dönemde tanınması ve uygun yaklaşımla yönetilmesi büyük önem taşımaktadır.

Çocuklarda görülen böbrek hastalıklarının önemli bir kısmı, doğuştan gelen yapısal anomalilerden kaynaklanmaktadır. Konjenital böbrek ve idrar yolları anomalileri (KAKUT) olarak adlandırılan bu durumlar; tek böbrekli doğum, at nalı böbrek, çift toplayıcı sistem, üreteropelvik bileşke darlığı, vezikoüreteral reflü, posterior üretral valv ve multikistik displastik böbrek gibi geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Söz konusu anomalilerin bir kısmı gebelik döneminde yapılan ultrasonografik incelemelerle belirlenebilmekte, doğum sonrası dönemde detaylı görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilmektedir. Yapısal sorunların erken evrede tespit edilmesi, ilerleyici böbrek hasarının önlenmesi açısından belirleyici bir rol oynamaktadır.

İdrar yolu enfeksiyonları, çocuk yaş grubunda böbrek sağlığını etkileyen sık rastlanan durumlar arasında yer almaktadır. Özellikle iki yaşın altındaki çocuklarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ciddi biçimde ele alınmakta; altında yatan yapısal bir anomali olup olmadığı ayrıntılı olarak araştırılmaktadır. Ateş, huzursuzluk, iştahsızlık, kilo alamama, kusma ve karın ağrısı gibi belirtiler bebeklerde spesifik olmayan bulgular olarak ortaya çıkabilmektedir. Daha büyük çocuklarda ise sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, alt karın bölgesinde ağrı ve idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plana geçebilmektedir. Enfeksiyonun böbrek dokusuna ilerlemesiyle ortaya çıkan piyelonefrit tablosu, gerekli yaklaşımla yönetilmediğinde kalıcı böbrek hasarına zemin hazırlayabilmektedir.

Glomerüler hastalıklar, çocukluk çağında böbrek fonksiyonlarını etkileyen bir diğer önemli grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıklar arasında akut post-streptokoksik glomerülonefrit, IgA nefropatisi, membranöz nefropati, fokal segmental glomerüloskleroz ve minimal değişiklik hastalığı özellikle dikkat çekmektedir. Akut post-streptokoksik glomerülonefrit; boğaz veya cilt kaynaklı streptokok enfeksiyonunun ardından ortaya çıkan, idrarda kan görülmesi, göz çevresinde şişlik, kan basıncı yüksekliği ve idrar miktarında azalma gibi bulgularla seyredebilen bir tablo olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu tablo çoğu durumda uygun destekleyici yaklaşımla iz bırakmadan ilerlese de, bazı olgularda uzun süreli izlem gerekliliği doğabilmektedir.

Nefrotik sendrom, çocukluk çağında sıkça karşılaşılan glomerüler hastalık tablolarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu sendrom; idrarda belirgin düzeyde protein kaybı, kanda albümin düzeyinin düşmesi, yaygın ödem ve kan yağlarında yükselme ile karakterize klinik bir durum olarak değerlendirilmektedir. Göz kapaklarında sabahları belirginleşen şişlik, ayak bileklerinde çukurlaşma bırakan ödem, karın bölgesinde şişkinlik ve idrar miktarında azalma gibi bulgular tanıya yönlendirici olabilmektedir. Çocuk hastalarda görülen nefrotik sendromun büyük bir kısmında minimal değişiklik hastalığı temel neden olarak saptanmakta ve bu grup, uygun yaklaşımla oldukça olumlu bir seyir sergileyebilmektedir. Ancak dirençli veya sık nükseden olgularda daha kapsamlı bir değerlendirme süreci gündeme gelmektedir.

Vezikoüreteral reflü, idrarın mesaneden üreterlere ve zaman zaman böbreklere geri kaçışı ile karakterize bir durum olarak tanımlanmaktadır. Bu tablo, çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlayabilmekte ve zamanla böbrek dokusunda skar oluşumuna yol açabilmektedir. Reflünün derecesi, radyolojik incelemelerle sınıflandırılmakta; düşük dereceli olgularda genellikle takip yaklaşımı yeterli görülürken, yüksek dereceli olgularda cerrahi veya endoskopik girişimler değerlendirilebilmektedir. Reflü nefropatisi olarak adlandırılan tabloda oluşan skar dokusu, ileri yaşlarda kan basıncı yüksekliği ve kronik böbrek hastalığı gelişimi açısından risk faktörü olarak kabul edilmektedir.

Kronik böbrek hastalığı, çocuklarda görülme sıklığı yetişkinlere kıyasla daha düşük olmakla birlikte, gelişme dönemine denk gelmesi nedeniyle çok yönlü bir yaklaşım gerektiren ciddi bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmektedir. Pediatrik yaş grubunda kronik böbrek hastalığının başlıca nedenleri arasında konjenital yapısal anomaliler, kalıtsal hastalıklar, glomerüler patolojiler ve tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı skar oluşumu yer almaktadır. Hastalığın ilerleyici seyri; büyüme geriliği, kemik sağlığı sorunları, anemi, kan basıncı düzensizlikleri ve okul başarısını etkileyen bilişsel değişiklikler gibi çok boyutlu sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle çocuk nefrologları, çocuk endokrinologları, diyetisyenler ve psikososyal destek ekibinin birlikte çalıştığı çok disiplinli yaklaşım tercih edilmektedir.

Kalıtsal böbrek hastalıkları da pediatrik nefroloji pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı, otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının çocukluk çağı formu, Alport sendromu, nefronofitizi ve sistinozis gibi tablolar bu grup içinde sıralanabilmektedir. Söz konusu hastalıklar, aile öyküsünün ayrıntılı olarak sorgulanmasını, genetik danışmanlık hizmetlerinden yararlanılmasını ve gerektiğinde moleküler tanı yöntemlerinin kullanılmasını gerekli kılmaktadır. Erken tanı; hastalığın seyrini yavaşlatabilecek önlemlerin alınması, komplikasyonların takip edilmesi ve ailenin bilinçli bir şekilde sürece dâhil olması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Akut böbrek hasarı, çocuklarda ani gelişen böbrek işlev bozukluğunu tanımlayan klinik bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddetli ishal, kusma ve yeterli sıvı alınamamasına bağlı gelişen dehidratasyon, çocukluk çağında akut böbrek hasarının en sık nedenleri arasında değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra ağır enfeksiyonlar, sepsis tablosu, bazı ilaçların yan etkileri, kontrast madde kullanımı, hemolitik üremik sendrom ve doğuştan gelen kalp hastalıkları da bu tabloya yol açabilmektedir. Zamanında fark edilerek uygun destekleyici yaklaşımla yönetilen akut böbrek hasarı olgularının önemli bir kısmında böbrek işlevleri iyileşmeye katkı sağlayacak biçimde toparlanabilmektedir. Ancak müdahalenin gecikmesi durumunda kalıcı hasar riski belirgin biçimde artmaktadır.

Çocukluk çağı böbrek hastalıklarının değerlendirilmesinde ayrıntılı bir öykü alınması, fiziksel muayene ve laboratuvar incelemeleri temel adımları oluşturmaktadır. Tam idrar tetkiki; proteinüri, hematüri, piyüri ve idrar yoğunluğu gibi parametrelerle çok değerli bilgiler sunmaktadır. Kanda üre, kreatinin, elektrolit düzeyleri ve asit-baz dengesi ile ilgili incelemeler; böbrek işlevleri hakkında ayrıntılı fikir vermektedir. Görüntüleme yöntemleri arasında böbrek ultrasonografisi, dinamik böbrek sintigrafisi (DTPA veya MAG-3), statik böbrek sintigrafisi (DMSA), voiding sistoüretrografi ve manyetik rezonans görüntüleme gibi tetkikler klinik duruma göre seçilmektedir. Böbrek biyopsisi ise glomerüler hastalıkların ayırıcı tanısında ve dirençli olguların değerlendirilmesinde başvurulan bir yöntem olarak yer almaktadır.

Kan basıncı yüksekliği, çocukluk çağında sıklıkla göz ardı edilen ancak böbrek hastalıklarıyla yakından ilişkili bir bulgu olarak öne çıkmaktadır. Pediatrik yaş grubunda hipertansiyonun önemli bir bölümü ikincil nedenlere bağlı olarak ortaya çıkmakta ve böbrek kaynaklı sorunlar bu tabloda başlıca faktörler arasında değerlendirilmektedir. Renal parankim hastalıkları, renovasküler patolojiler ve endokrin bozukluklar; çocukluk çağı hipertansiyonunun altında yatan başlıca etkenler olarak incelenmektedir. Çocuklarda kan basıncı ölçümlerinin doğru manşon boyu ile ve uygun teknikle yapılması, yaşa, cinsiyete ve boya göre belirlenen persentil değerlerine göre yorumlanması esas kabul edilmektedir. Erken dönemde tanınan hipertansiyon, uzun vadeli kardiyovasküler ve renal komplikasyonların önlenmesine katkı sağlamaktadır.

Beslenme, pediatrik nefroloji pratiğinde yaklaşımın önemli bir bileşenini oluşturmaktadır. Böbrek hastalığı bulunan çocuklarda büyümenin desteklenmesi, uygun protein alımının sağlanması, tuz kısıtlamasının bireysel olarak planlanması ve fosfor-potasyum dengelerinin yakından izlenmesi gibi konular titizlikle ele alınmaktadır. Gelişme çağındaki bir çocukta yetersiz kalori alımı, boy uzamasını ve kilo artışını olumsuz etkileyebilmekte; bu nedenle kısıtlayıcı diyet planları yerine bireyselleştirilmiş yaklaşımlar tercih edilmektedir. Diyetisyen desteğiyle hazırlanan beslenme programları, hem hastalığın seyrini olumlu etkilemekte hem de çocuğun sosyal yaşamına uyumunu kolaylaştırmaktadır. Yeterli su tüketimi, taş oluşumuna yatkınlığı bulunan çocuklarda ayrıca önemli bir koruyucu adım olarak belirtilmektedir.

Böbrek taşı hastalığı, son yıllarda çocukluk çağında görülme sıklığı artan sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Yetersiz sıvı alımı, tuz oranı yüksek beslenme alışkanlıkları, bazı metabolik bozukluklar, sistinüri, hiperkalsiüri ve hiperokzalüri gibi durumlar taş oluşumuna zemin hazırlayabilmektedir. Karın veya yan ağrısı, idrarda kan görülmesi, bulantı ve idrar yolu enfeksiyonu belirtileri ile başvuran çocuklarda taş hastalığı da ayırıcı tanıda değerlendirilmektedir. Küçük boyutlu taşlar çoğunlukla sıvı alımının artırılması ve gerektiğinde ilaç desteğiyle yönetilebilirken; büyük veya obstrüksiyona neden olan taşlarda çocuklara özgü minimal invaziv girişimler gündeme gelebilmektedir. Metabolik değerlendirme, tekrarlayıcı taş oluşumunu önlemek amacıyla ayrıntılı biçimde yapılmaktadır.

Enürezis nokturna olarak adlandırılan gece işemesi, çocukluk çağının yaygın sorunlarından biri olmakla birlikte çoğu durumda böbrek hastalığı ile doğrudan ilişkili değildir. Bununla birlikte; gündüz idrar kaçırma, sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, kesik kesik işeme ve idrar yolu enfeksiyonu öyküsünün eşlik ettiği durumlarda alt üriner sistem işlev bozuklukları ayrıntılı olarak araştırılmaktadır. Uygun yaklaşım; davranışsal düzenlemeler, sıvı alım planlaması, mesane eğitimi ve gerektiğinde ilaç desteği ile şekillendirilebilmektedir. Pediatrik ürolojik değerlendirme, altta yatan yapısal veya işlevsel sorunların belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Çocuğun psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen bu tabloların yönetiminde ailenin bilinçlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır.

İleri evre böbrek hastalığı bulunan çocuklarda renal replasman tedavileri gündeme gelebilmektedir. Bu kapsamda periton diyalizi, hemodiyaliz ve böbrek nakli seçenekleri; çocuğun yaşı, klinik durumu, aile koşulları ve donör bulunabilirliği gibi çok sayıda faktör değerlendirilerek belirlenmektedir. Periton diyalizi, evde uygulanabilir olması ve okul yaşamına uyumu kolaylaştırması nedeniyle pediatrik yaş grubunda önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Böbrek nakli ise ileri evre kronik böbrek hastalığı bulunan çocuklarda yaşam kalitesini artıran ve büyüme sürecine olumlu katkılar sağlayan bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. Nakil öncesi ve sonrası izlemin çok disiplinli bir ekip tarafından yürütülmesi, uzun dönem başarı için gerekli kabul edilmektedir.

Çocukluk çağı böbrek hastalıklarının seyrinde koruyucu yaklaşımların önemi giderek daha fazla vurgulanmaktadır. Yeterli sıvı tüketimi, dengeli ve yaşa uygun beslenme, uygun tuvalet alışkanlıklarının kazandırılması, idrar yolu enfeksiyonu belirtilerinin ihmal edilmemesi, kan basıncının düzenli kontrol edilmesi ve gebelik döneminde saptanan böbrek anomalilerinin doğum sonrası titizlikle izlenmesi bu koruyucu stratejilerin başında gelmektedir. Ayrıca ailede kalıtsal böbrek hastalığı öyküsü bulunan çocukların düzenli aralıklarla değerlendirilmesi, olası sorunların erken evrede fark edilmesine olanak tanımaktadır. Ergenlik döneminde ilaç kullanımının, sıvı alışkanlıklarının ve kilo yönetiminin böbrek sağlığı üzerindeki etkileri de dikkatle ele alınması gereken konular arasında yer almaktadır.

Pediatrik nefroloji alanında sunulan hizmetler, çocuğun yalnızca böbrek sağlığını değil; büyüme, gelişme, eğitim yaşamı, psikososyal uyum ve aile dinamikleri gibi çok boyutlu alanları kapsayan bütüncül bir yaklaşımla planlanmaktadır. Erken tanı, düzenli izlem ve deneyimli bir ekip eşliğinde yürütülen yaklaşım, çocukluk çağı böbrek hastalıklarının uzun dönem seyrini olumlu yönde etkileyebilmektedir. Çocukların böbrek sağlığının korunması; sadece bir hastalığın önlenmesi olarak değil, sağlıklı bir yetişkinliğe ulaşmanın önemli bir basamağı olarak değerlendirilmektedir. Bu bakış açısıyla, ailelerin bilinçlendirilmesi, koruyucu adımların hayata geçirilmesi ve uzman değerlendirmelerinin ihmal edilmemesi, çocukluk çağı böbrek hastalıklarında sonuçları belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Kaynakça

  1. NIDDK (National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases) — Cocuklarda Kronik Bobrek Hastaligiwww.niddk.nih.gov/health-information/kidney-disease/children
  2. HealthyChildren.org (American Academy of Pediatrics) — Cocuklarda Bobrek Sorunlariwww.healthychildren.org/English/health-issues/conditions/genitourinary-tract/Pages/default.aspx
  3. NIDDK (NIH) — Cocuklarda Bobrek Hastaliginiddk.nih.gov/health-information/kidney-disease/children
  4. NCBI PMC (Pediatric Nephrology) — Cocuklarda Kronik Bobrek Hastaligi: Kuresel Bakispmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2064944

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Nefroloji Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

10 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.