Ciddi alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sisteminin belirli bir alerjene karşı gösterdiği abartılı ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden immünolojik yanıtlardır. Anafilaksi olarak da adlandırılan bu klinik tablo, dakikalar içinde çoklu organ sistemlerini etkileyebilir ve zamanında müdahale edilmediğinde kardiyovasküler kollaps, solunum yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilir. Acil servis pratiğinde ciddi alerjik reaksiyonların hızlı tanınması, uygun farmakolojik müdahalenin gecikmeksizin başlatılması ve hastaların yakın monitörizasyonu hayati önem taşımaktadır. Bu kapsamlı rehberde, ciddi alerjik reaksiyonların patofizyolojisinden klinik prezentasyonuna, tanısal yaklaşımdan tedavi protokollerine kadar tüm boyutları detaylı biçimde ele alacağız.
1. Patofizyoloji ve İmmünolojik Mekanizmalar
Ciddi alerjik reaksiyonların temelinde, tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak bilinen IgE aracılı immünolojik mekanizma yatmaktadır. Bu süreç, duyarlılaşma ve efektör faz olmak üzere iki aşamada gerçekleşir. İlk maruziyet sırasında bağışıklık sistemi alerjeni tanır ve spesifik IgE antikorları üretir. Bu antikorlar mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyindeki yüksek afiniteli FcεRI reseptörlerine bağlanarak duyarlılaşma sürecini tamamlar.
Tekrarlayan maruziyet durumunda, alerjen mast hücresi yüzeyindeki IgE moleküllerini çapraz bağlar ve hücre içi sinyal kaskadını tetikler. Bu aktivasyon sonucunda mast hücrelerinden histamin, triptaz, prostaglandinler, lökotrienler ve platelet aktive edici faktör gibi çok sayıda medyatör salınır. Histamin, vasküler permeabiliteyi artırarak ödem oluşumuna, düz kas kontraksiyonuna ve vazodilatasyona neden olur. Lökotrienler özellikle bronkospazm gelişiminde kritik rol oynar ve histaminden yaklaşık bin kat daha güçlü bronkokonstriktör etki gösterir.
Anafilaktik reaksiyonda kompleman sistemi aktivasyonu, kinin-kallikrein sistemi ve koagülasyon kaskadı da devreye girer. C3a ve C5a gibi anaflatoksinler, mast hücre degranülasyonunu daha da artırarak pozitif geri bildirim döngüsü oluşturur. Nitrik oksit sentaz aktivasyonu sonucu artan nitrik oksit üretimi, dirençli hipotansiyonun önemli bir nedenidir. Tüm bu mekanizmalar birlikte çalışarak sistemik vasküler dirençte düşme, kapiller kaçak sendromu, bronkospazm ve miyokardiyal depresyon gibi hayatı tehdit eden patolojilere yol açar.
2. Etiyoloji ve Risk Faktörleri
Ciddi alerjik reaksiyonlara neden olan alerjenler son derece çeşitlidir ve yaş grubuna, coğrafi bölgeye ve bireysel duyarlılığa göre farklılık gösterir. En sık karşılaşılan tetikleyiciler aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir:
- İlaçlar: Beta-laktam antibiyotikler (penisilin, sefalosporinler), nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, kas gevşeticiler, radyokontrast maddeler ve biyolojik ajanlar en sık ilaç ilişkili anafilaksi nedenleridir. Penisilin alerjisi prevalansı genel popülasyonda %10 olarak bildirilmekle birlikte, gerçek IgE aracılı alerji oranı %1-2 civarındadır.
- Besinler: Yer fıstığı, ağaç kuruyemişleri, süt, yumurta, buğday, soya, balık ve kabuklu deniz ürünleri en yaygın besin alerjenlerini oluşturur. Çocuklarda besin kaynaklı anafilaksi daha sık görülürken, erişkinlerde ilaç ve böcek sokması ön plana çıkar.
- Böcek sokmaları: Hymenoptera türüne ait arı, yaban arısı ve karınca sokmaları ciddi sistemik reaksiyonlara yol açabilir. Arı zehiri alerjisi olan bireylerde tekrarlayan sokmalarla anafilaksi riski %60'a kadar yükselebilir.
- Lateks: Sağlık çalışanları ve sık ameliyat geçiren hastalarda lateks alerjisi önemli bir risk faktörüdür. Lateks proteinleri ile bazı meyveler (muz, avokado, kivi) arasında çapraz reaktivite bulunmaktadır.
- Egzersiz ilişkili anafilaksi: Fiziksel aktivite sırasında veya belirli besinlerin tüketiminden sonra egzersiz yapılmasıyla tetiklenen özel bir anafilaksi formudur.
- İdiopatik anafilaksi: Tüm araştırmalara rağmen tetikleyici faktörün saptanamadığı olgular tüm anafilaksi vakalarının yaklaşık %20'sini oluşturur.
Risk faktörleri arasında atopik yatkınlık, astım varlığı, daha önce anafilaksi öyküsü, mastositoz, beta-bloker veya ACE inhibitörü kullanımı ve ileri yaş sayılabilir. Beta-bloker kullanan hastalarda anafilaksi epinefrine dirençli seyredebilir ve tedavi yönetimini zorlaştırabilir. Kardiyovasküler hastalık varlığı da anafilaksinin mortalitesini belirgin şekilde artırmaktadır.
3. Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Ciddi alerjik reaksiyonların klinik bulguları genellikle alerjen maruziyetinden dakikalar ile bir saat içinde ortaya çıkar; ancak bazı vakalarda bifazik reaksiyon nedeniyle semptomlar saatler sonra tekrarlayabilir. Klinik tablo, etkilenen organ sistemlerine göre değişkenlik gösterir ve çoğu zaman birden fazla sistemi eş zamanlı etkiler.
Deri ve mukoza bulguları vakaların %80-90'ında görülür ve sıklıkla ilk ortaya çıkan semptomlardır. Jeneralize ürtiker, anjiyoödem, eritematöz döküntü, kaşıntı ve sıcak basması tipik bulgulardır. Dudak, dil ve uvula ödemi hava yolu obstrüksiyonunun habercisi olabilir. Ancak anafilaksinin %10-20'sinde deri bulguları olmaksızın doğrudan kardiyovasküler veya respiratuar kollaps gelişebileceği unutulmamalıdır.
Solunum sistemi bulguları üst ve alt hava yolu tutulumunu kapsar. Laringeal ödem, stridor, ses kısıklığı ve odinofaji üst hava yolu obstrüksiyonunu işaret eder. Bronkospazm, wheezing, dispne, takipne ve oksijen desatürasyonu alt hava yolu tutulumunun göstergeleridir. Pulmoner ödem nadir olmakla birlikte ciddi vakalarda gelişebilir.
Kardiyovasküler bulgular arasında taşikardi, hipotansiyon, aritmi, miyokardiyal iskemi ve kardiyak arrest sayılabilir. Anafilaktik şokta distribütif şok mekanizması ön plandadır; kapiller kaçak ve vazodilatasyon nedeniyle efektif dolaşım hacmi azalır. Kounis sendromu olarak bilinen alerjik akut koroner sendrom, mast hücre medyatörlerinin koroner arterlerde vazospazm ve plak rüptürüne yol açmasıyla ortaya çıkar.
Gastrointestinal semptomlar bulantı, kusma, kramp tarzında karın ağrısı ve diyareyi içerir. Besin ilişkili anafilakside gastrointestinal bulgular genellikle daha belirgindir.
Nörolojik bulgular anksiyete, konfüzyon, senkop ve nöbet şeklinde ortaya çıkabilir. Serebral hipoperfüzyon bilinç değişikliklerinin temel nedenidir.
4. Tanısal Yaklaşım ve Sınıflandırma
Ciddi alerjik reaksiyonların tanısı öncelikli olarak klinik değerlendirmeye dayanır. Dünya Alerji Örgütü (WAO) ve Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (EAACI) tarafından belirlenen tanı kriterlerine göre, aşağıdaki üç senaryodan herhangi birinin varlığında anafilaksi tanısı konulabilir:
- Kriter 1: Akut başlangıçlı deri veya mukoza tutulumu (ürtiker, kaşıntı, anjiyoödem) ile birlikte solunum güçlüğü veya hipotansiyon bulgularının bulunması
- Kriter 2: Bilinen veya muhtemel bir alerjene maruziyetten sonra deri/mukoza, solunum, kardiyovasküler veya gastrointestinal sistemlerden en az ikisinin akut tutulumu
- Kriter 3: Bilinen bir alerjene maruziyetten sonra kan basıncında düşme (erişkinde sistolik <90 mmHg veya bazalin %30 altı)
Laboratuvar değerlendirmesinde serum triptaz düzeyi tanıyı destekleyen en önemli biyobelirteçtir. Triptaz mast hücre degranülasyonunun spesifik bir göstergesidir ve semptom başlangıcından 1-2 saat sonra pik yapar. Normal değerin üzerinde (>11.4 ng/mL) veya bazal değerin 1.2 katı + 2 ng/mL üzerindeki değerler anlamlı kabul edilir. Ancak besin ilişkili anafilakside triptaz yükselmeyebileceği unutulmamalıdır.
Anafilaksi şiddet derecelendirmesi klinik yönetim açısından önemlidir. Grade I (hafif): sadece deri bulguları; Grade II (orta): deri bulgularına ek olarak gastrointestinal semptomlar veya hafif respiratuar bulgular; Grade III (ciddi): kardiyovasküler instabilite, ciddi bronkospazm veya laringeal ödem; Grade IV (yaşamı tehdit eden): kardiyak arrest veya solunum arresti. Grade III ve IV olgular acil servis pratiğinde en kritik vakaları oluşturur.
5. Acil Tedavi Protokolü
Ciddi alerjik reaksiyonlarda acil tedavi, yaşam kurtarıcı müdahalelerin sistematik ve hızlı uygulanmasını gerektirir. Tedavinin temel taşı epinefrin (adrenalin) uygulamasıdır ve hiçbir kontrendikasyonu yoktur. Gecikmiş epinefrin uygulaması, anafilaksi mortalitesinin en önemli önlenebilir nedenidir.
Epinefrin uygulaması: Erişkinlerde 0.3-0.5 mg (1:1000 konsantrasyon) intramüsküler olarak uyluk anterolateral bölgeye uygulanır. Pediatrik dozaj 0.01 mg/kg olup maksimum 0.3 mg'dır. Klinik yanıt yetersizse 5-15 dakika arayla tekrarlanabilir. Refrakter vakalarda intravenöz epinefrin infüzyonu (0.1-1 mcg/kg/dk) başlanmalıdır. İntravenöz bolus uygulama kardiyak aritmi riski nedeniyle yalnızca kardiyak arrest veya derin şok durumunda düşünülmelidir.
Havayolu yönetimi: Üst hava yolu ödemi gelişen hastalarda erken entübasyon hayat kurtarıcıdır. Laringeal ödem ilerledikçe entübasyon teknik olarak zorlaşacağından, zor havayolu ekipmanı ve cerrahi havayolu hazırlığı eş zamanlı yapılmalıdır. Oksijen desteği yüksek akışlı (10-15 L/dk) maske ile sağlanmalı ve hedef SpO2 >%94 olmalıdır.
Sıvı resüsitasyonu: Anafilaktik şokta kapiller kaçak nedeniyle intravasküler volüm hızla azalır. İzotonik kristaloid solüsyonlar (serum fizyolojik veya Ringer laktat) ilk 5-10 dakikada 1-2 litre bolus şeklinde verilmeli, gerekirse tekrarlanmalıdır. Çocuklarda 20 mL/kg bolus uygulanır. Kolloid solüsyonlar bazı vakalarda kendileri anafilaksi tetikleyebileceğinden dikkatli kullanılmalıdır.
Pozisyonlama: Hipotansif hastalar Trendelenburg pozisyonuna alınmalıdır. Ayağa kalkma veya oturur pozisyona geçiş, venöz dönüşün azalması nedeniyle ani kardiyak arreste yol açabilir. Kusması olan veya solunum sıkıntısı belirgin hastalarda yarı oturur pozisyon tercih edilir.
6. İkincil Farmakolojik Tedaviler
Epinefrin ve sıvı resüsitasyonuna ek olarak kullanılan adjuvan tedaviler, semptom kontrolünü sağlamak ve bifazik reaksiyon riskini azaltmak amacıyla uygulanır. Bu ilaçlar epinefrinin yerini alamaz ve asla birincil tedavi olarak kullanılmamalıdır.
H1 antihistaminikler: Difenhidramin 25-50 mg IV veya klorfeniramin 10 mg IV olarak uygulanır. Ürtiker ve kaşıntı kontrolünde etkilidir ancak hipotansiyon, bronkospazm veya anjiyoödem üzerine etkileri sınırlıdır. Yeni nesil H1 antihistaminikler (setirizin 10 mg IV) daha az sedasyon yapmaları nedeniyle tercih edilebilir.
H2 antihistaminikler: Ranitidin 50 mg IV veya famotidin 20 mg IV uygulaması, H1 blokerleriyle kombinasyon halinde ürtiker rezolüsyonunu hızlandırdığı gösterilmiştir. H2 reseptörleri kardiyovasküler sistemde de bulunduğundan, hemodinamik stabilizasyona katkı sağlayabilir.
Kortikosteroidler: Metilprednizolon 1-2 mg/kg IV veya hidrokortizon 200 mg IV olarak verilir. Etkileri 4-6 saat sonra başladığından akut fazda doğrudan yarar sağlamazlar; ancak bifazik reaksiyon insidansını azalttıkları düşünülmektedir. Geleneksel olarak tüm anafilaksi vakalarında rutin kullanılmakla birlikte, son kanıtlar bifazik reaksiyon önlenmesindeki etkinliklerini sorgulamaktadır.
Bronkodilatörler: Salbutamol nebülizasyonu (2.5-5 mg) epinefrine dirençli bronkospazm vakalarında ek tedavi olarak kullanılır. İpratropium bromür (0.5 mg) nebülizasyonu, özellikle beta-bloker kullanan hastalarda faydalıdır. Magnezyum sülfat (2 g IV, 20 dakikada) refrakter bronkospazm için düşünülebilir.
Vazopresörler: Epinefrine dirençli hipotansiyon durumlarında norepinefrin veya vazopressin infüzyonu gerekebilir. Glukagon 1-5 mg IV bolus ardından 5-15 mcg/dk infüzyon, beta-bloker kullanan ve epinefrine yanıt vermeyen hastalarda özellikle değerlidir; çünkü beta-reseptörden bağımsız pozitif inotrop ve kronotropik etki gösterir.
7. Bifazik Reaksiyon ve Uzamis Anafilaksi
Bifazik anafilaksi, ilk reaksiyonun çözülmesinden sonra herhangi bir yeni alerjen maruziyeti olmaksızın semptomların tekrar ortaya çıkmasıdır. İkinci faz genellikle ilk reaksiyondan 1-72 saat sonra (en sık 8-12 saat) gelişir ve vakaların %1-20'sinde görülür. Bifazik reaksiyonun şiddeti ilk reaksiyondan bağımsızdır; hafif bir başlangıç reaksiyonundan sonra ciddi veya fatal bifazik reaksiyon gelişebilir.
Bifazik reaksiyon için risk faktörleri arasında ilk reaksiyonun şiddeti, gecikmiş epinefrin uygulaması, birden fazla epinefrin dozu gerekliliği, geniş kapsamlı deri tutulumu ve bilinen besin alerjisi öyküsü yer almaktadır. Bu nedenle tüm anafilaksi hastaları acil serviste en az 6-8 saat gözlem altında tutulmalıdır. Ciddi vakalarda, özellikle birden fazla epinefrin dozu gereken veya hemodinamik instabilite yaşayan hastalarda 24 saatlik gözlem önerilmektedir.
Uzamış anafilaksi, semptomların saatler hatta günler boyunca devam ettiği nadir ancak ciddi bir klinik tablodur. Bu durum özellikle yavaş emilen alerjenler (bazı besinler, depot ilaçlar) veya sürekli alerjen maruziyeti durumlarında görülebilir. Uzamış anafilaksi yönetimi yoğun bakım koşullarında sürekli epinefrin infüzyonu, agresif sıvı resüsitasyonu ve çoklu vazopresör desteği gerektirebilir.
8. Özel Hasta Gruplarında Yönetim
Ciddi alerjik reaksiyonların yönetimi bazı özel hasta gruplarında standart protokollerden farklılık gösterir ve ek dikkat gerektirir.
Gebelikte anafilaksi: Maternal anafilaksi hem anne hem fetus için hayatı tehdit eden bir acildir. Epinefrin gebelikte kontrendike değildir ve gecikmeksizin uygulanmalıdır. Uterin kan akımını optimize etmek için hasta sol lateral dekübit pozisyonuna alınmalıdır. Uteroplasental vazokonstriksiyon riski nedeniyle epinefrin dozajı dikkatle titre edilmelidir. Fetal monitörizasyon mümkün olan en kısa sürede başlatılmalı ve obstetrik ekip hazır bulundurulmalıdır.
Pediatrik hastalar: Çocuklarda anafilaksinin tanınması erişkinlere kıyasla daha güç olabilir; özellikle küçük çocuklar semptomlarını ifade edemeyebilir. Davranış değişikliği, irritabilite ve beslenme reddi anafilaksinin erken işaretleri olabilir. Epinefrin dozları kiloya göre hesaplanmalı ve uygun otoenjektör boyutu seçilmelidir. Pediatrik hastalarda hipotansiyon geç bir bulgu olup, taşikardi ve kapiller dolum zamanı uzaması daha erken hemodinamik bozulma göstergeleridir.
Beta-bloker kullanan hastalar: Bu hasta grubunda anafilaksi daha şiddetli seyreder ve konvansiyonel tedaviye dirençli olabilir. Beta-blokaj nedeniyle kompansatuar taşikardi yanıtı baskılanır ve epinefrin etkinliği azalır. Glukagon bu hastalarda kritik bir role sahiptir. İntravenöz glukagon, adenilat siklazı beta-reseptörden bağımsız olarak aktive ederek miyokardiyal kontraktiliteyi ve kalp hızını artırır. Ayrıca yüksek doz epinefrin ve atropin gereksinimi de artabilir.
Yaşlı hastalar: İleri yaşta kardiyovasküler rezerv azalmış olduğundan anafilaksi daha ciddi seyredebilir. Koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği varlığında epinefrin dikkatli kullanılmalı ancak asla ertelenmemelidir. Polifarmasi nedeniyle ilaç etkileşimleri değerlendirilmelidir. Yaşlılarda deri bulgularının daha az belirgin olabileceği ve tanının gecikebileceği akılda tutulmalıdır.
9. Taburculuk Planlaması ve Hasta Eğitimi
Acil serviste stabilize edilen anafilaksi hastalarının taburculuk sürecinde kapsamlı bir eğitim ve izlem planı oluşturulması, tekrarlayan atakların önlenmesi ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşır.
Tüm anafilaksi hastalarına taburculukta en az iki adet epinefrin otoenjektör reçete edilmelidir. Hasta ve yakınlarına otoenjektör kullanımı uygulamalı olarak gösterilmeli, uyluk anterolateral bölgeye dik açıyla enjeksiyon yapılması ve en az 10 saniye tutulması gerektiği vurgulanmalıdır. Otoenjektörün her zaman yanında taşınması, son kullanma tarihinin düzenli kontrol edilmesi ve aşırı sıcak veya soğuktan korunması konusunda bilgilendirme yapılmalıdır.
Alerjen kaçınma stratejileri hastanın tetikleyicisine göre bireyselleştirilmelidir. Besin alerjisi olan hastalar gıda etiketlerini okuma, çapraz kontaminasyon risklerini tanıma ve restoran ortamlarında güvenli sipariş verme konularında eğitilmelidir. İlaç alerjisi olan hastaların tıbbi kayıtlarına alerji bilgisi işlenmeli ve hastaya tıbbi uyarı bilekliği veya kartı taşıması önerilmelidir. Böcek zehiri alerjisi olanlara venom immünoterapi değerlendirilmesi için alerji uzmanına yönlendirme yapılmalıdır.
Anafilaksi eylem planı yazılı olarak hazırlanmalı ve hastaya verilmelidir. Bu plan; alerjenlerin listesi, erken semptomların tanınması, epinefrin uygulama adımları, acil sağlık hizmetlerine başvuru bilgileri ve ek ilaç kullanımını içermelidir. Okul çağındaki çocuklar için okul yönetimi ve öğretmenlerle bilgi paylaşımı, iş yerlerinde ise iş sağlığı birimi ile koordinasyon sağlanmalıdır.
10. Alerji Uzmanına Yönlendirme ve İmmünoterapi
Her anafilaksi hastası tetikleyicinin kesin tanımlanması, risk değerlendirmesi ve uzun vadeli yönetim planı oluşturulması amacıyla alerji ve immünoloji uzmanına yönlendirilmelidir. Alerji değerlendirmesi genellikle akut reaksiyondan 4-6 hafta sonra yapılır; bu süre, deri testlerinde yanlış negatifliğe yol açabilecek refrakter dönemin geçmesini sağlar.
Tanısal testler arasında deri prick testleri, intradermal testler, spesifik IgE ölçümleri ve gerektiğinde provokasyon testleri yer alır. Komponent bazlı tanı (CRD), moleküler alerji tanısında devrim niteliğinde bir gelişme olup, gerçek duyarlılaşma ile çapraz reaktiviteyi ayırt etmede değerli bilgiler sağlar. Bazofil aktivasyon testi (BAT) ise konvansiyonel testlerin yetersiz kaldığı durumlarda ek tanısal değer sunmaktadır.
Allerjen spesifik immünoterapi (AIT), doğal immün toleransı yeniden oluşturmayı amaçlayan tek nedensel tedavi yaklaşımıdır. Hymenoptera venom immünoterapisi, böcek zehiri anafilaksisinde %95'e varan koruyuculuk oranlarıyla en başarılı immünoterapi uygulamasıdır. Besin alerjisinde oral immünoterapi (OIT) son yıllarda önemli gelişmeler kaydetmiş olup, özellikle yer fıstığı alerjisinde FDA onaylı standardize ürünler kullanıma girmiştir. Biyolojik ajanlardan omalizumab (anti-IgE monoklonal antikor), hem immünoterapiye adjuvan olarak hem de idiopatik anafilakside profilaktik tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır.
11. Prognoz ve Multidisipliner İzlem
Ciddi alerjik reaksiyonların prognozu büyük ölçüde tanınma hızına, epinefrin uygulamasının zamanlamasına ve altta yatan komorbiditelere bağlıdır. Zamanında ve uygun müdahale edilen vakalarda mortalite oranı %1'in altındadır. Ancak tanı ve tedavi gecikmelerinde bu oran özellikle yaşlı ve komorbid hastalarda %3-5'e kadar yükselebilir. Anafilaksiye bağlı ölümlerin çoğunluğu solunum arresti veya kardiyovasküler kollapsa sekonder gelişir ve genellikle ilk 30 dakika içinde meydana gelir.
Uzun vadeli izlemde multidisipliner yaklaşım esastır. Alerji uzmanı, acil tıp hekimi, birinci basamak hekimi, diyetisyen, psikolog ve gerektiğinde diğer uzmanlık dalları ile koordineli bir izlem planı oluşturulmalıdır. Anafilaksi sonrası posttravmatik stres bozukluğu, anksiyete ve yaşam kalitesinde düşüş gibi psikososyal etkilerin değerlendirilmesi ve yönetimi de izlemin önemli bileşenlerini oluşturmaktadır.
Hastaların düzenli aralıklarla kontrol muayenelerine çağrılması, epinefrin otoenjektör kullanımının ve anafilaksi eylem planının güncellenmesi, yeni tetikleyicilerin sorgulanması ve komorbiditelerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Araştırma düzeyinde, biyobelirteç tabanlı risk sınıflandırma modelleri, kişiselleştirilmiş immünoterapi protokolleri ve yeni biyolojik ajanlar gibi gelişmeler, anafilaksi yönetiminde gelecek vaat eden alanlardır.
Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, ciddi alerjik reaksiyon ve anafilaksi durumlarında en güncel kanıta dayalı tedavi protokollerini uygulayarak hastaların güvenliğini ve sağlığını en üst düzeyde korumaktadır. Multidisipliner ekip anlayışıyla, tanıdan tedaviye ve uzun vadeli izleme kadar her aşamada hastaların yanında olan acil servis birimimiz, 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir.



