Çocuk Endokrinolojisi

Büyüme Hormonu Tedavisine Başlama Kriterleri

Büyüme Hormonu Eksikliği Süreci, Tedaviye Başlama Kriterleri, Endikasyonlar ve Protokol hakkında bilinmesi gereken belirtiler ve nedenler özetlenmektedir.

Büyüme hormonu, hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan ve çocukluk çağında boy uzaması, vücut bileşiminin düzenlenmesi, kemik mineralizasyonu ile metabolik dengenin sürdürülmesinde önemli rol üstlenen bir peptid yapıdadır. Bu hormonun yetersiz salgılandığı ya da etkisinin azaldığı durumlarda büyüme geriliği belirginleşmekte, çocuğun yaşıtlarına göre boy ortalamasından sapması dikkat çekici hâle gelmektedir. Çocuk endokrinolojisi pratiğinde büyüme hormonu uygulamasına başlama kararı, yalnızca boy ölçümüne dayanan basit bir değerlendirme olmaktan uzak; ayrıntılı klinik öykü, fizik muayene, biyokimyasal testler, dinamik uyarı testleri ve görüntüleme bulgularının birlikte ele alındığı kapsamlı bir süreç olarak yürütülmektedir.

Büyüme geriliğinin tanımlanmasında ilk basamak, çocuğun boy ve ağırlık ölçümlerinin yaşa ve cinsiyete özgü persantil eğrileri üzerinde değerlendirilmesidir. Boyun üçüncü persantilin altında bulunması, son bir yıl içinde büyüme hızının yaşa göre beklenen değerin altında seyretmesi ya da boy standart sapma skorunun anne-baba boy ortalamasından belirgin biçimde uzaklaşması, ileri incelemenin gerekçesi olarak kabul edilmektedir. Büyüme hızının yılda dört santimetrenin altına düşmesi, özellikle okul çağı çocuklarında patolojik bir sürecin habercisi olarak değerlendirilmekte ve endokrinolojik tetkiklerin başlatılmasını gerektirmektedir.

Hekim değerlendirmesinde öncelikle büyüme geriliğine yol açabilecek sistemik nedenlerin dışlanması amaçlanmaktadır. Çölyak hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, inflamatuar bağırsak hastalıkları, kistik fibroz, konjenital kalp hastalıkları ve kronik anemi gibi tablolar boy kısalığına neden olabilmektedir. Bu nedenle tam kan sayımı, sedimantasyon, biyokimya paneli, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, idrar tahlili, çölyak serolojisi ve tiroid fonksiyon testleri rutin başlangıç incelemeleri arasında yer almaktadır. Tiroid hormon eksikliğinin büyüme üzerindeki etkisi belirgin olduğundan, hipotiroidi varlığında öncelikle bu tablonun düzenlenmesi gerekmekte; aksi hâlde büyüme hormonu uygulamasının beklenen yarar düzeyine ulaşamayacağı bilinmektedir.

Beslenme durumunun değerlendirilmesi de başlangıç sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yetersiz kalori alımı, demir ve D vitamini eksikliği, çinko yetersizliği gibi mikrobesin eksiklikleri büyüme hızını olumsuz etkileyebilmektedir. Psikososyal koşullar, ihmal ya da kronik stres ortamı da hipofiz aksını baskılayarak geçici büyüme hormonu yetersizliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle aile öyküsü, çocuğun yaşam ortamı, uyku düzeni ve beslenme alışkanlıkları ayrıntılı biçimde sorgulanmakta; düzeltilebilir nedenler öncelikle giderildikten sonra hormonal incelemelere geçilmektedir.

Aile öyküsü, büyüme geriliğinin ayırıcı tanısında belirleyici öneme sahiptir. Anne ve babanın boyu, ergenlik dönemine giriş yaşları, kardeşlerin büyüme örüntüleri kayıt altına alınmaktadır. Ailesel kısa boy ve yapısal büyüme gecikmesi, patolojik olmayan iki yaygın varyant olarak öne çıkmakta; bu tablolar büyüme hormonu uygulaması için uygun aday grubu oluşturmamaktadır. Yapısal büyüme gecikmesinde kemik yaşı takvim yaşının gerisinde seyretmekte, ergenlik gecikmiş olsa da nihai boyun normal sınırlara ulaşması beklenmektedir. Ailesel kısa boyda ise çocuğun boyu, hedef boy aralığı içinde kalmakta ve büyüme hızı normal seyretmektedir.

Biyokimyasal değerlendirmede insülin benzeri büyüme faktörü olarak bilinen IGF-1 ve onun bağlayıcı proteini IGFBP-3 düzeyleri belirleyici rol oynamaktadır. Büyüme hormonunun karaciğerdeki etkisiyle salgılanan bu moleküller, dolaşımdaki büyüme hormonu aktivitesinin dolaylı bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Yaşa ve cinsiyete göre normal aralığın altında bulunan değerler, büyüme hormonu yetersizliği şüphesini güçlendirmekte ve dinamik testlere yönlendirmenin gerekçesini oluşturmaktadır. Ancak tek başına düşük IGF-1 düzeyi tanı koydurucu kabul edilmemekte; malnütrisyon, kronik hastalık ve hipotiroidi gibi durumlarda da bu değerlerin baskılanabileceği göz önünde bulundurulmaktadır.

Dinamik uyarı testleri, büyüme hormonu yetersizliği tanısının doğrulanmasında temel araç olarak kullanılmaktadır. Klonidin, insülin, glukagon, arginin ve L-dopa gibi farmakolojik uyaranlarla hipofiz bezinin büyüme hormonu salgılama kapasitesi ölçülmektedir. Genellikle iki ayrı uyarı testinin uygulanması önerilmekte; her iki testte de pik büyüme hormonu düzeyinin belirlenen eşik değerin altında kalması tanıyı desteklemektedir. Bu eşik değer ülkeden ülkeye ve kullanılan yönteme göre değişkenlik gösterse de pediatrik pratikte yaygın olarak yedi ile on nanogram arasında bir sınır kabul edilmektedir. Testlerin hastane ortamında, deneyimli ekip eşliğinde ve olası yan etkilere karşı hazırlıklı biçimde uygulanması güvenlik açısından gereklidir.

Kemik yaşının belirlenmesi, başlangıç değerlendirmesinin önemli bir bileşenidir. Sol el ve bilek grafisi üzerinden Greulich-Pyle ya da Tanner-Whitehouse yöntemleriyle yapılan kemik yaşı ölçümü, çocuğun büyüme potansiyelini öngörmede yol gösterici bir parametre olarak işlev görmektedir. Kemik yaşının takvim yaşından geri olması, büyüme plaklarının henüz kapanmadığını ve uygulanacak hormonal desteğin etkin olabileceğini düşündürmektedir. Epifizlerin kapanmaya yaklaştığı ileri kemik yaşı, büyüme hormonu uygulamasından beklenecek boy kazanımını sınırlandırmaktadır. Bu nedenle kemik yaşının uygun aralıkta bulunması, başlama kriterleri arasında özellikle vurgulanan bir koşul olarak öne çıkmaktadır.

Hipofiz bezinin görüntülenmesi, büyüme hormonu yetersizliği tanısı konulan çocuklarda hipotalamo-hipofizer aksta yapısal bir bozukluk bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yapılmaktadır. Manyetik rezonans incelemesi ile hipofiz hipoplazisi, ektopik nörohipofiz, sap kesintisi, kraniofarengioma, germinoma ve diğer sellar bölge kitleleri araştırılmaktadır. Yapısal anormalliklerin saptanması hem tanının kalıcılığı konusunda bilgi vermekte hem de eşlik edebilecek diğer ön hipofiz hormon eksikliklerinin sistematik biçimde taranmasını gerekli kılmaktadır. Çoklu hipofiz hormon eksikliği saptanan olgularda kortizol ve tiroid replasmanının büyüme hormonu uygulamasından önce dengelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Büyüme hormonu uygulaması yalnızca klasik büyüme hormonu yetersizliği bulunan çocuklarda değil, belirli kronik durumlarda da endikasyon dahilinde değerlendirilmektedir. Turner sendromu, Prader-Willi sendromu, Noonan sendromu, SHOX gen eksikliği, kronik böbrek yetmezliği zemininde gelişen büyüme geriliği ve gebelik haftasına göre küçük doğan ve dört yaşına kadar boy açığını kapatamayan çocuklar, onaylı endikasyonlar arasında yer almaktadır. Her bir endikasyon için belirlenen yaş aralığı, tanı kriterleri ve dozaj şeması farklılık göstermekte; bu nedenle değerlendirmenin çocuk endokrinolojisi uzmanı tarafından yapılması önerilmektedir. İdiyopatik kısa boy tablosunda uygulama kararı ise daha sınırlı koşullarda ve ayrıntılı değerlendirme sonrası gündeme gelmektedir.

Uygulamaya başlamadan önce ailenin sürece ilişkin bilgilendirilmesi etik ve klinik açıdan gerekli bir adım olarak kabul edilmektedir. Günlük subkutan enjeksiyon biçiminde uygulanan hormonun yıllarca süren bir kullanım gerektirebileceği, düzenli kontrollerin önemi, olası yan etkiler ve gerçekçi boy kazanımı beklentileri ayrıntılı biçimde paylaşılmaktadır. Ailenin ve yaşına uygun olgunlukta olan çocuğun sürece katılımı, uyum ve uzun dönem başarı açısından belirleyici bir unsurdur. Enjeksiyon tekniğinin öğretilmesi, saklama koşullarının açıklanması ve unutulan dozlarda izlenecek yolun tarif edilmesi başlangıç eğitiminin kapsamında bulunmaktadır.

Başlangıç değerlendirmesinde eşlik eden metabolik durumların gözden geçirilmesi de göz ardı edilmemesi gereken bir aşamadır. Açlık glukoz düzeyi, insülin direnci göstergeleri, lipid profili ve karaciğer enzimleri uygulamaya başlamadan önce kayıt altına alınmaktadır. Büyüme hormonunun insülin duyarlılığını azaltıcı etkisi bilinmekte; bu nedenle obezite, ailede tip 2 diyabet öyküsü ya da bozulmuş glukoz toleransı bulunan olgularda dikkatli izlem önerilmektedir. Skolyoz, kalça eklemi sorunları, intrakraniyal hipertansiyon öyküsü ve aktif malignite varlığı gibi durumlar uygulamanın kontrendike ya da göreceli kontrendike olduğu tablolar arasında değerlendirilmektedir.

Tanı sürecinin tamamlanmasının ardından doz belirlenmesi vücut ağırlığına ya da vücut yüzey alanına göre hesaplanmaktadır. Büyüme hormonu yetersizliği olan çocuklarda başlangıç dozu daha düşük tutulurken, Turner sendromu ya da idiyopatik kısa boy gibi göreceli direnç gösteren tablolarda doz yukarı yönlü ayarlanmaktadır. Enjeksiyonun akşam saatlerinde, fizyolojik salınım örüntüsüne yakın bir zamanda uygulanması önerilmekte; cilt altı enjeksiyon bölgesinin rotasyonu lipoatrofi gelişimini önlemek amacıyla vurgulanmaktadır. İlk üç ay büyüme yanıtının ön değerlendirmesi açısından kritik bir dönem olarak izlenmektedir.

İzlem sürecinde her üç ila altı ayda bir yapılan kontrollerle boy artışı, büyüme hızı, IGF-1 düzeyi, tiroid fonksiyonları ve glukoz metabolizması yeniden değerlendirilmektedir. Beklenen büyüme yanıtının alınamadığı olgularda uyum sorunları, yanlış enjeksiyon tekniği, eşlik eden hipotiroidi ya da gelişen antikor yanıtı gibi olası nedenler araştırılmaktadır. Yan etki profilinde benign intrakraniyal hipertansiyon, femur başı epifiz kayması, ödem, artralji ve nadiren skolyoz progresyonu gibi durumlar yer almakta; düzenli muayeneler bu sorunların erken döneminde fark edilmesine olanak tanımaktadır.

Büyüme hormonu uygulamasının sonlandırılma kriterleri de başlama kriterleri kadar dikkatle ele alınmaktadır. Büyüme plaklarının kapanması, büyüme hızının yılda iki santimetrenin altına düşmesi ya da kemik yaşının erkeklerde on altı, kızlarda on dört yaşa ulaşması durumunda uygulamanın sonlandırılması değerlendirilmektedir. Erişkin döneme geçişte kalıcı büyüme hormonu yetersizliği bulunan olguların yeniden test edilerek erişkin endokrinoloji kliniklerine yönlendirilmesi, sürekliliğin sağlanması açısından önerilen bir yaklaşımdır. Bu geçiş döneminde kemik mineral yoğunluğu, vücut kompozisyonu ve metabolik parametrelerin izlenmesi öne çıkmaktadır.

Büyüme hormonu uygulamasına başlama kararının çok disiplinli bir değerlendirme sürecinin sonunda alınması, hem uygulamanın güvenliği hem de beklenen klinik fayda açısından temel önem taşımaktadır. Çocuk endokrinolojisi, radyoloji, çocuk psikiyatrisi, beslenme ve gerektiğinde genetik bilim dallarının ortak katkısıyla yürütülen bu süreç, her çocuğun bireysel özelliklerine göre planlanmaktadır. Uygulamanın başarısı yalnızca kazanılan boy ile değil; çocuğun psikososyal gelişimi, metabolik dengesi ve erişkin döneme sağlıklı geçişiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu nedenle başlama kriterlerinin titizlikle uygulanması, hem kısa hem de uzun vadeli sonuçların öngörülebilir olmasına katkı sağlamaktadır.

Kaynakça

  1. MedlinePlus - National Library of Medicine (NLM) — Büyüme hormonu eksikliği - çocuklarmedlineplus.gov/ency/article/001176.htm
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Büyüme hormonu eksikliğincbi.nlm.nih.gov/books/NBK430685
  3. MedlinePlus Medical Tests (ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi) — Büyüme hormonu testleri ve uyarı testiyle eksikliğin saptanmasımedlineplus.gov/lab-tests/growth-hormone-tests

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Çocuk Endokrinolojisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

12 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.