Acil Servis

Burun Kanaması Ne Zaman Şüphelenilir?

Koru Hastanesi olarak burun kanaması tedavisinde anterior ve posterior tampon uygulaması, koterizasyon ve altta yatan nedenlerin araştırılmasını uzman KBB ekibimizle sağlıyoruz.

Burun kanaması (epistaksis), toplumda oldukça yaygın görülen ve çoğu zaman kendiliğinden düzelen bir klinik durumdur. Bununla birlikte, bazı epistaksis vakaları altta yatan ciddi patolojilerin habercisi olabilir ve acil müdahale gerektirebilir. Burun boşluğunun zengin vasküler yapısı, bu bölgeyi kanama açısından son derece hassas kılmaktadır. Özellikle Kiesselbach pleksusu olarak adlandırılan anterior septum bölgesindeki arteriyel ve venöz anastomozlar, burun kanamalarının en sık kaynağını oluşturmaktadır.

Epistaksis vakalarının büyük çoğunluğu anterior kaynaklı olup, basit müdahalelerle kontrol altına alınabilir. Ancak posterior kaynaklı kanamalar, daha kompleks bir klinik tablo ortaya koyar ve çoğu zaman hastane koşullarında tedavi gerektirir. Bu makalede, burun kanamasının ne zaman ciddi bir duruma işaret edebileceğini, hangi semptomlarda tıbbi yardım aranması gerektiğini ve acil servis başvurusunu gerektiren durumları kapsamlı biçimde ele alacağız.

Burun Kanamasının Anatomik ve Fizyolojik Temelleri

Burun boşluğunun kanlanması, dış karotis arter ve iç karotis arter sisteminden gelen dallar aracılığıyla sağlanır. Dış karotis arterden köken alan maksiller arterin dalı olan sfenopalatin arter, burun boşluğunun posterior ve lateral duvarlarının kanlanmasından sorumludur. Fasiyal arterin dalı olan süperior labial arter ise anterior septum bölgesinin beslenmesine katkıda bulunur. İç karotis arterden köken alan oftalmik arterin dalları olan anterior ve posterior etmoidal arterler, burun tavanı ve üst septumun kanlanmasını sağlar.

Kiesselbach pleksusu (Little alanı), anterior septumda bu arter dallarının birleştiği bölgedir. Bu bölge, mukozanın ince olması ve travmaya açık konumu nedeniyle epistaksis vakalarının yaklaşık yüzde doksan beşinin kaynağını oluşturur. Woodruff pleksusu ise posterior burun boşluğunda, sfenopalatin arterin dallarının birleştiği bölgede yer alır ve posterior epistaksis vakalarının primer kaynağıdır.

Burun mukozasının fizyolojik fonksiyonları arasında inhale edilen havanın ısıtılması, nemlendirilmesi ve filtrelenmesi bulunmaktadır. Bu fonksiyonlar nedeniyle mukoza oldukça zengin bir kapiller ağa sahiptir. Ortam neminin düşmesi, mukozal kuruluk ve sonuçta kapiller frajilite artışı ile epistaksis riskinin yükselmesine yol açabilir.

Burun Kanamasının Sınıflandırılması

Anterior Epistaksis

Anterior epistaksis, tüm burun kanamalarının büyük çoğunluğunu oluşturur ve genellikle Kiesselbach pleksusundan kaynaklanır. Bu tip kanamalar çoğunlukla tek taraflıdır, kanama miktarı genellikle sınırlıdır ve basit kompresyon ile kontrol altına alınabilir. Çocuklarda ve genç erişkinlerde daha sık görülür. Dijital travma (burun karıştırma), mukozal kuruluk ve üst solunum yolu enfeksiyonları en sık nedenler arasındadır.

Posterior Epistaksis

Posterior epistaksis, daha nadir görülmekle birlikte klinik açıdan çok daha ciddi bir durumdur. Sfenopalatin arter veya dallarından kaynaklanır ve genellikle bilateral kanama şeklinde ortaya çıkar. Kanama miktarı fazla olabilir ve orofarenkse akan kan nedeniyle hasta kanı yutabilir veya aspire edebilir. Posterior epistaksis, özellikle ileri yaş grubunda, hipertansiyon ve antikoagülan tedavi alan hastalarda daha sık karşılaşılan bir durumdur. Bu tip kanamalarda hastane yatışı ve posterior tampon uygulaması veya endoskopik müdahale gerekebilir.

Burun Kanamasının Etiyolojik Faktörleri

Burun kanamasının nedenleri lokal ve sistemik faktörler olarak iki ana grupta değerlendirilir. Lokal faktörler doğrudan burun ve paranazal sinüsleri ilgilendiren durumları kapsarken, sistemik faktörler tüm vücudu etkileyen hastalıkları ifade eder.

Lokal Nedenler

  • Travma: Dijital travma, yüz travması, nazal fraktürler ve iatrojenik nedenler (nazogastrik tüp, nazotrakeal entübasyon) en sık lokal nedenlerdir.
  • Enfeksiyonlar: Akut ve kronik rinit, sinüzit ve vestibülit mukozal inflamasyona bağlı kanamaya yol açabilir.
  • Anatomik varyasyonlar: Septum deviasyonu, septum perforasyonu ve mukozal atrofi kanama riskini artırır.
  • Neoplaziler: Nazal polipozis, invertit papillom, anjiofibrom, skuamöz hücreli karsinom ve diğer benign veya malign tümörler epistaksise neden olabilir.
  • Çevresel faktörler: Düşük nem, soğuk hava, yüksek rakım ve kimyasal irritanlar mukozal kuruluğa ve kanamaya yatkınlık oluşturur.
  • İlaçlar: Topikal nazal kortikosteroidler ve dekonjestanların uzun süreli kullanımı mukozal atrofiye yol açabilir.

Sistemik Nedenler

  • Hipertansiyon: Kontrolsüz hipertansiyon, özellikle posterior epistaksis ile güçlü bir ilişki gösterir. Artmış damar içi basınç, damar duvarı hasarını kolaylaştırır.
  • Koagülopati: Hemofili, von Willebrand hastalığı, trombositopeni ve karaciğer yetmezliğine bağlı pıhtılaşma bozuklukları ciddi ve tekrarlayan epistaksise neden olabilir.
  • Antikoagülan ve antiplatelet tedavi: Varfarin, heparin, düşük molekül ağırlıklı heparin, aspirin, klopidogrel ve yeni nesil oral antikoagülanlar kanama riskini önemli ölçüde artırır.
  • Herediter hemorajik telanjiektazi (Osler-Weber-Rendu sendromu): Otozomal dominant geçişli bu hastalıkta, mukokutanöz telanjiektaziler tekrarlayan ve ciddi epistaksise yol açar.
  • Hematolojik maligniteler: Lösemi, lenfoma ve miyelodisplastik sendromlar trombositopeni veya trombosit fonksiyon bozukluğu yoluyla epistaksise neden olabilir.

Ne Zaman Şüphelenilmeli: Alarm Semptomları

Her burun kanaması acil bir durumu işaret etmez. Ancak belirli semptomların varlığında, altta yatan ciddi bir patolojiden şüphelenilmeli ve vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Aşağıdaki durumlarda burun kanamasının basit bir epistaksis ötesinde anlam taşıyabileceği düşünülmelidir:

  • Yirmi dakikayı aşan kanama süresi: Anterior kaynaklı basit bir epistaksis, doğru kompresyon tekniği uygulandığında genellikle on ile yirmi dakika içinde durur. Bu süreyi aşan kanamalar posterior kaynaklı olabilir veya pıhtılaşma bozukluğuna işaret edebilir.
  • Yüksek volümlü kanama: Kanın hızlı ve pulsatil bir şekilde akması, arteriyel bir kanamayı düşündürür ve acil müdahale gerektirir.
  • Bilateral kanama veya orofarenkse kan akışı: Her iki burun deliğinden eş zamanlı kanama veya boğaza doğru kan akması, posterior epistaksisin tipik bulgularıdır.
  • Tekrarlayan epistaksis atakları: Kısa aralıklarla tekrarlayan burun kanamaları, mukozal patoloji, koagülopati veya neoplastik sürecin habercisi olabilir.
  • Eşlik eden sistemik bulgular: Burun kanamasına ateş, kilo kaybı, gece terlemesi, yaygın ekimoz veya peteşi eşlik ediyorsa hematolojik malignite araştırılmalıdır.
  • Antikoagülan tedavi altında kanama: Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda gelişen epistaksis, ilaç dozunun ayarlanmasını ve INR kontrolünü gerektirir.
  • Travma sonrası kanama: Özellikle yüz travması sonrası gelişen epistaksis, nazal fraktür, septum hematomu veya kraniofasiyal kırıklarla ilişkili olabilir.
  • Tek taraflı burun tıkanıklığı ile birlikte kanama: Tek taraflı nazal obstrüksiyon ve epistaksis birlikteliği, nazal veya paranazal sinüs tümöründen şüphe ettirmelidir.

Çocuklarda Burun Kanaması ve Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar

Pediatrik yaş grubunda epistaksis son derece yaygın bir şikayettir ve vakaların büyük çoğunluğu benign niteliktedir. Çocuklarda en sık neden dijital travma (burun karıştırma) ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı mukozal inflamasyondur. Ancak bazı durumlar pediatrik acil olarak değerlendirilmelidir.

Çocuklarda tekrarlayan ve kontrol edilemeyen epistaksis, koagülopati taraması yapılmasını gerektirir. Von Willebrand hastalığı, çocukluk çağında en sık görülen herediter kanama bozukluğudur ve epistaksis sıklıkla ilk prezentasyon bulgusu olabilir. Ailede kanama öyküsü, kolay morarma, diş eti kanaması ve menoraji gibi eşlik eden bulgular sorgulanmalıdır.

Yabancı cisim aspirasyonu veya nazal yabancı cisim, çocuklarda tek taraflı kötü kokulu burun akıntısı ve epistaksis ile prezente olabilir. Bu durumda endoskopik muayene ile yabancı cismin lokalizasyonu ve çıkarılması gereklidir. Juvenil nazofaringeal anjiofibrom, adolesan erkeklerde tek taraflı nazal obstrüksiyon ve tekrarlayan ciddi epistaksis ile prezente olan benign ancak lokal agresif bir vasküler tümördür. Bu patolojinin erken tanısı, cerrahi planlama açısından kritik öneme sahiptir.

Çocuklarda epistaksis yönetiminde ailenin eğitimi büyük önem taşır. Doğru kompresyon tekniği, burun nemlendiricilerin kullanımı ve burun karıştırma alışkanlığının önlenmesi konusunda aileler bilgilendirilmelidir. Tekrarlayan vakalarda kimyasal koterizasyon (gümüş nitrat) veya elektrokoterizasyon uygulanabilir.

Hipertansiyon ve Burun Kanaması İlişkisi

Hipertansiyon ile epistaksis arasındaki ilişki, klinik pratikte sıklıkla karşılaşılan ve tartışmalı bir konudur. Hipertansiyonun doğrudan epistaksise neden olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, kontrolsüz hipertansiyonun mevcut bir kanamayı şiddetlendirdiği ve hemostazı zorlaştırdığı açıkça ortaya konmuştur.

Kronik hipertansiyon, damar duvarında arteriosklerotik değişikliklere neden olarak damar frajilitesini artırır. Bu durum özellikle nazal mukozadaki küçük arteriyollerde belirgindir ve spontan rüptür riskini yükseltir. Hipertansif hastalarda epistaksis genellikle posterior kaynaklıdır ve anterior kanamalarla karşılaştırıldığında daha ciddi seyirli olma eğilimindedir.

Acil servise epistaksis nedeniyle başvuran hastalarda kan basıncı ölçümü rutin olarak yapılmalıdır. Sistolik kan basıncının yüz seksen milimetre civa üzerinde veya diastolik kan basıncının yüz yirmi milimetre civa üzerinde olduğu hipertansif acil veya hipertansif ivedilik tabloları, hem kanama kontrolü hem de kan basıncı yönetimi açısından eş zamanlı tedavi gerektirir. Bu hastalarda kanama kontrolü sağlanmadan önce kan basıncının uygun düzeylere indirilmesi, hemostazın başarılı olabilmesi için kritik öneme sahiptir.

Hipertansif hastalarda tekrarlayan epistaksis atakları, antihipertansif tedaviye uyumun değerlendirilmesi ve tedavi rejiminin optimize edilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Bu hastalarda ev tipi tansiyon monitörizasyonu önerilmeli ve düzenli kardiyoloji takibi planlanmalıdır.

Antikoagülan Tedavi Altında Epistaksis Yönetimi

Antikoagülan ve antiplatelet tedavi alan hastalarda epistaksis yönetimi, özel dikkat ve multidisipliner yaklaşım gerektiren karmaşık bir klinik durumdur. Bu hasta grubunda kanama riski artmış olup, hemostazın sağlanması daha uzun sürebilir ve komplikasyon gelişme olasılığı daha yüksektir.

Varfarin kullanan hastalarda epistaksis geliştiğinde, öncelikli olarak INR düzeyi kontrol edilmelidir. Terapötik aralığın üzerindeki INR değerleri, kanama riskini katlanarak artırır. INR değeri beşin üzerinde olan hastalarda aktif kanama varlığında K vitamini uygulaması ve gerektiğinde taze donmuş plazma transfüzyonu düşünülmelidir. Yeni nesil oral antikoagülanlar (dabigatran, rivaroksaban, apiksaban, edoksaban) kullanan hastalarda ise spesifik antidotların varlığı (idarusizumab, andeksanet alfa) tedavi planlamasında göz önünde bulundurulmalıdır.

Aspirin ve klopidogrel gibi antiplatelet ajanlar kullanan hastalarda, trombosit fonksiyon bozukluğuna bağlı uzamış kanama süreleri beklenen bir bulgudur. Bu hastalarda ilacın geçici olarak kesilip kesilmeyeceği, primer endikasyon göz önünde bulundurularak multidisipliner değerlendirme ile karara bağlanmalıdır. Özellikle koroner stent implantasyonu sonrası dual antiplatelet tedavi altındaki hastalarda, ilaçların kesilmesi stent trombozuna yol açabileceğinden, fayda-zarar analizi dikkatli yapılmalıdır.

Antikoagülan tedavi altındaki hastalarda tekrarlayan epistaksis, tedavi rejiminin gözden geçirilmesi için bir uyarı işareti olarak kabul edilmelidir. Bu hastalarda nazal nemlendiriciler, topikal vazokonstirktörler ve gerektiğinde profilaktik koterizasyon gibi koruyucu önlemler planlanmalıdır.

Burun Kanamasında Acil Müdahale Yaklaşımları

Epistaksiste acil müdahale, hastanın klinik durumunun hızlı değerlendirilmesi ve sistematik bir tedavi algoritmasının uygulanması esasına dayanır. İlk değerlendirmede hastanın hemodinamik stabilitesi, havayolu güvenliği ve kanama miktarı değerlendirilmelidir.

İlk Basamak Müdahaleler

Hasta oturur pozisyonda, başı hafif öne eğik tutulmalıdır. Başın arkaya atılması, kanın orofarenkse akışını kolaylaştırarak bulantı, kusma ve aspirasyon riskini artırır. Burun kanatlarına bilateral kompresyon uygulanmalı ve bu basınç en az on beş ile yirmi dakika sürdürülmelidir. Kompresyon sırasında hasta ağızdan nefes almalı ve yutkunmadan kaçınmalıdır.

Topikal vazokonstriktör ajanlar (oksiметazolin veya fenilefrin emdirilmiş pamuk tamponlar) kanama bölgesine uygulanabilir. Bu ajanlar lokal vazokonstrüksiyon sağlayarak kanama kontrolüne katkıda bulunur. Topikal anestezik ajanlar (lidokain) da ağrı kontrolü ve hasta kooperasyonunun sağlanması amacıyla kullanılabilir.

İkinci Basamak Müdahaleler

İlk basamak müdahalelere yanıt alınamadığında, kanama kaynağının belirlenmesi amacıyla anterior rinoskopi veya endoskopik muayene yapılmalıdır. Kanama odağı tespit edilen vakalarda kimyasal koterizasyon (gümüş nitrat) veya elektrokoterizasyon uygulanabilir. Koterizasyon işlemi sırasında bilateral septal koterizasyondan kaçınılmalıdır, zira bu durum septum perforasyonu riskini artırır.

Koterizasyonla kontrol edilemeyen anterior kanamalarda anterior nazal tampon uygulanır. Geleneksel şerit tampon veya pnömatik tamponlar (Rapid Rhino, Merocel) kullanılabilir. Tampon uygulamasında dikkat edilmesi gereken nokta, tamponun nazal kaviteyi yeterince dolduracak şekilde yerleştirilmesi ve yeterli basıncın sağlanmasıdır. Anterior tamponlar genellikle kırk sekiz ile yetmiş iki saat sonra çıkarılır.

Üçüncü Basamak Müdahaleler

Posterior epistaksis veya anterior tampona yanıt vermeyen kanamalarda, posterior nazal tampon uygulaması gerekebilir. Posterior tampon, Foley sonda veya özel posterior tampon balonları kullanılarak uygulanır. Posterior tampon uygulanan hastalar, nazovakal refleks, hipoksi ve kardiyak aritmi riski nedeniyle monitorize yatakta takip edilmelidir.

Medikal tedaviye dirençli vakalarda endoskopik sfenopalatin arter ligasyonu veya anterior etmoidal arter ligasyonu gibi cerrahi müdahaleler uygulanabilir. Girişimsel radyoloji eşliğinde selektif arteriyel embolizasyon da cerrahi ligasyona alternatif bir tedavi seçeneğidir. Embolizasyonun başarı oranı yüzde seksen ile yüzde doksan arasında bildirilmekle birlikte, nadir ancak ciddi komplikasyonlar (serebrovasküler iskemi, fasiyal paralizi, yumuşak doku nekrozu) açısından dikkatli olunmalıdır.

Neoplastik Süreçlere Bağlı Epistaksis

Nazal ve paranazal sinüs tümörleri, epistaksisin nadir ancak son derece önemli bir nedenidir. Tek taraflı burun tıkanıklığı, tek taraflı kanlı veya pürülan burun akıntısı, fasiyal ağrı veya şişlik ve kranial sinir tutulumuna ait bulgular, neoplastik süreci düşündüren alarm semptomlarıdır.

Sinonazal bölgenin en sık görülen malign tümörü skuamöz hücreli karsinomdur ve tüm sinonazal malignitelerin yaklaşık yüzde kırkını oluşturur. Adenokarsinom, adenoid kistik karsinom, olfaktör nöroblastom ve melanom diğer sık karşılaşılan malign tümörlerdir. Bu tümörlerin erken evrede tanı konulması, tedavi başarısını ve sağkalımı doğrudan etkiler.

İnvertit papillom, sinonazal bölgenin en sık görülen benign tümörüdür ancak yüzde beş ile yüzde on beş oranında malign transformasyon potansiyeli taşır. Tek taraflı nazal polipozis, tek taraflı epistaksis ve nazal obstrüksiyon ile prezente olur. Tanı biyopsi ile konulur ve tedavisi komplet cerrahi eksizyondur.

Juvenil nazofaringeal anjiofibrom, adolesan erkeklerde görülen vasküler bir tümördür ve ciddi epistaksis ile nazal obstrüksiyona neden olur. Tanısı kontrastlı bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme ile konulur. Biyopsi, masif kanama riski nedeniyle kontrendikedir. Tedavisi preoperatif embolizasyon ardından cerrahi eksizyondur.

Epistaksis ile başvuran ve tek taraflı nazal patoloji saptanan her hastada, neoplastik sürecin dışlanması amacıyla ileri görüntüleme ve gerektiğinde biyopsi planlanmalıdır. Özellikle kırk yaş üstü hastalarda, tek taraflı semptomların varlığında malignite açısından yüksek şüphe ile yaklaşılmalıdır.

Herediter Hemorajik Telanjiektazi ve Epistaksis

Herediter hemorajik telanjiektazi (HHT), otozomal dominant geçişli bir vasküler displazi sendromudur ve Osler-Weber-Rendu hastalığı olarak da bilinir. Hastalığın prevalansı yaklaşık on binde bir olup, tekrarlayan ve ciddi epistaksis en sık ve en erken ortaya çıkan klinik bulgudur. HHT hastalarının yüzde doksanından fazlası yaşamları boyunca epistaksis deneyimler.

HHT tanısı Curaçao kriterleri temelinde konulur ve bu kriterler spontan tekrarlayan epistaksis, mukokutanöz telanjiektaziler, visseral arteriyovenöz malformasyonlar ve birinci derece akrabada HHT tanısı varlığını içerir. Dört kriterden üçünün karşılanması kesin tanı, ikisinin karşılanması olası tanı olarak değerlendirilir.

HHT hastalarında epistaksis yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Nazal nemlendiriciler, topikal antikoagülan ajanlar (traneksamik asit), lazer tedavisi (KTP lazer, Nd:YAG lazer), septodermoplasti ve Young prosedürü (nazal kavitenin cerrahi olarak kapatılması) tedavi seçenekleri arasında yer alır. Bevacizumab (anti-VEGF monoklonal antikor) gibi biyolojik ajanlar, HHT ilişkili ciddi epistaksis tedavisinde umut verici sonuçlar göstermiştir.

HHT hastalarında epistaksis dışında pulmoner arteriyovenöz malformasyonlar (paradoksal emboli ve beyin apsesi riski), hepatik arteriyovenöz malformasyonlar (yüksek debili kalp yetmezliği) ve serebral arteriyovenöz malformasyonlar (intrakranial kanama riski) gibi potansiyel olarak yaşamı tehdit eden komplikasyonlar da taranmalıdır.

Epistaksisin Önlenmesine Yönelik Stratejiler

Burun kanamasının tekrarını önlemeye yönelik koruyucu stratejiler, altta yatan etiyolojiye göre bireyselleştirilmelidir. Genel önlemler arasında nazal mukozanın nemli tutulması, ortam neminin yeterli düzeyde sağlanması ve nazal travmadan kaçınılması yer almaktadır.

  • Nazal nemlendiriciler: Salin bazlı nazal spreyler veya jeller, mukozal kuruluğu önlemede ilk basamak tedavidir. Günde birden fazla kez uygulanabilir ve uzun süreli kullanımda güvenli kabul edilir.
  • Ortam nemi kontrolü: Özellikle kış aylarında kapalı ortamlarda nemlendirici cihaz kullanımı önerilir. Ortam neminin yüzde kırk ile yüzde elli arasında tutulması hedeflenmelidir.
  • Topikal nazal emolyentler: Vazelin veya antibiyotikli pomad uygulaması, anterior septum mukozasının korunmasına katkıda bulunabilir.
  • Kan basıncı kontrolü: Hipertansif hastalarda optimal kan basıncı kontrolü, epistaksis tekrar riskini azaltır.
  • İlaç tedavisi optimizasyonu: Antikoagülan ve antiplatelet tedavi alan hastalarda, tedavi endikasyonunun düzenli olarak gözden geçirilmesi ve mümkün olan en düşük etkin dozun kullanılması önerilir.
  • Dijital travmanın önlenmesi: Özellikle pediatrik yaş grubunda, burun karıştırma alışkanlığının davranışsal yöntemlerle düzeltilmesi önemlidir.
  • Profilaktik koterizasyon: Tekrarlayan anterior epistaksis vakalarında, belirlenmiş vasküler anomali veya telanjiektazi odaklarının profilaktik koterizasyonu düşünülebilir.

Acil Serviste Epistaksis Değerlendirmesi ve Prognostik Faktörler

Acil servise epistaksis nedeniyle başvuran hastaların değerlendirilmesinde sistematik bir yaklaşım benimsenmelidir. İlk değerlendirmede ABC protokolü uygulanmalı, havayolu güvenliği sağlanmalı ve hemodinamik stabilite kontrol edilmelidir. Masif epistaksiste kan kaybına bağlı hipovolemik şok gelişebilir ve bu durumda agresif sıvı resüsitasyonu ile birlikte kan ürünleri transfüzyonu gerekebilir.

Hastanın detaylı anamnezi alınmalıdır. Kanama süresi, miktarı, tarafı, tekrarlama sıklığı, eşlik eden semptomlar, ilaç kullanımı, komorbid hastalıklar ve aile öyküsü mutlaka sorgulanmalıdır. Fizik muayenede anterior rinoskopi ile kanama kaynağı araştırılmalı, tansiyon arteriyel ölçümü yapılmalı ve cilt-mukoza muayenesi ile sistemik kanama bulguları değerlendirilmelidir.

Laboratuvar tetkikleri olarak tam kan sayımı, protrombin zamanı, aktive parsiyel tromboplastin zamanı, INR ve kan grubu ile cross-match çalışılmalıdır. Posterior epistaksis şüphesinde veya tekrarlayan vakalarda nazofaringoskopi ve ileri görüntüleme yöntemleri planlanmalıdır.

Epistaksis prognozunu etkileyen faktörler arasında kanama kaynağının lokalizasyonu (posterior kanamalar daha ciddi seyirlidir), hastanın yaşı (ileri yaş daha kötü prognozla ilişkilidir), komorbid hastalıklar (hipertansiyon, koagülopati, karaciğer hastalığı), antikoagülan tedavi kullanımı ve kanama miktarı sayılabilir. Posterior tampon uygulanan ve hastaneye yatırılan hastaların takibinde, kardiyopulmoner komplikasyonlar açısından yakın monitorize izlem büyük önem taşımaktadır.

Burun kanaması, sık karşılaşılan ancak bazen altta yatan ciddi patolojilerin habercisi olabilen önemli bir klinik durumdur. Tekrarlayan, kontrol edilemeyen veya sistemik bulgularla birlikte seyreden epistaksis vakalarında kapsamlı bir değerlendirme yapılması, erken tanı ve uygun tedavi planlaması açısından hayati öneme sahiptir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, burun kanaması ve ilişkili tüm klinik tablolarda modern tanı yöntemleri ve güncel tedavi protokolleri ile hastalarımıza en üst düzeyde sağlık hizmeti sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu