Akut koroner sendrom (AKS), koroner arterlerde ani gelişen trombotik oklüzyon veya ciddi darlık sonucu miyokard perfüzyonunun kritik düzeyde azalmasıyla ortaya çıkan klinik tabloların tamamını kapsayan bir üst tanımdır. Bu spektrum; ST-segment elevasyonlu miyokard infarktüsü (STEMİ), ST-segment elevasyonsuz miyokard infarktüsü (NSTEMİ) ve kararsız anjina pektorisi (KAP) içermektedir. Akut koroner sendrom, kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin en önemli nedenlerinden biri olarak acil servis pratiğinde kritik bir yere sahiptir. Erken tanı, hızlı risk sınıflandırması ve uygun tedavi stratejisinin belirlenmesi hasta prognozunu doğrudan etkileyen temel faktörlerdir.
Aterosklerotik plak rüptürü veya erozyonu, üzerine eklenen trombüs formasyonu ve distal embolizasyon, AKS patofizyolojisinin temelini oluşturur. Plak instabilitesi; lipid çekirdek büyüklüğü, fibröz kapsül kalınlığı, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve endotelyal disfonksiyon gibi çok sayıda faktörle ilişkilidir. Klinik pratikte hastanın ilk değerlendirilmesinden itibaren dakikalar içinde doğru tanıya ulaşılması ve tedaviye başlanması hayati önem taşımaktadır.
Epidemiyoloji ve Risk Faktörleri
Akut koroner sendrom, dünya genelinde her yıl milyonlarca hastayı etkileyen ve yüz binlerce ölüme neden olan küresel bir sağlık sorunudur. Türkiye özelinde kardiyovasküler hastalıklar, tüm ölüm nedenlerinin yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. TEKHARF çalışması verilerine göre ülkemizde koroner kalp hastalığı prevalansı erkeklerde ve kadınlarda endişe verici düzeylerde seyretmektedir.
Akut koroner sendrom için değiştirilebilir ve değiştirilemez risk faktörleri aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır:
- Değiştirilemez risk faktörleri: İleri yaş, erkek cinsiyet, aile öyküsü (birinci derece erkek akrabada 55 yaş öncesi veya kadın akrabada 65 yaş öncesi koroner olay), genetik yatkınlık ve etnik köken bu grupta yer almaktadır.
- Değiştirilebilir majör risk faktörleri: Hipertansiyon, diabetes mellitus, dislipidemi, sigara kullanımı ve obezite en önemli modifiye edilebilir risk faktörleridir. Bu faktörlerin kontrolü primer ve sekonder korumada temel stratejiyi oluşturur.
- Değiştirilebilir minör risk faktörleri: Sedanter yaşam tarzı, psikososyal stres, homosistein yüksekliği, lipoprotein(a) artışı, C-reaktif protein yüksekliği ve kronik böbrek hastalığı ek risk faktörleri arasında sayılmaktadır.
- Yeni tanımlanan risk faktörleri: Hava kirliliği maruziyeti, otoimmün hastalıklar, obstrüktif uyku apnesi ve kronik inflamatuar durumlar son yıllarda kardiyovasküler riskin bağımsız belirleyicileri olarak tanımlanmıştır.
Risk faktörlerinin kümülatif etkisi göz önünde bulundurulmalı ve hastaların global kardiyovasküler risk değerlendirmesi mutlaka yapılmalıdır. Framingham, SCORE ve ESC-SCORE2 gibi risk hesaplama araçları klinik pratikte sıklıkla kullanılmaktadır.
Patofizyoloji ve Plak Biyolojisi
Akut koroner sendromun patofizyolojik temelini aterosklerotik plak komplikasyonları oluşturur. Ateroskleroz, endotelyal hasar ile başlayan, lipit birikimi, inflamatuar hücre göçü ve düz kas hücre proliferasyonu ile ilerleyen kronik bir süreçtir. Vulnerabl (hassas) plak kavramı, AKS patogenezinin anlaşılmasında devrim niteliğinde bir katkı sağlamıştır.
Hassas plaklar tipik olarak ince fibröz kapsüle, geniş nekrotik lipid çekirdeğe, yoğun makrofaj infiltrasyonuna ve azalmış düz kas hücre içeriğine sahiptir. Plak rüptürü sonrasında subendotelyal kollajenin dolaşımdaki kanla teması trombosit adezyonu, aktivasyonu ve agregasyonunu tetikler. Eş zamanlı olarak doku faktörü salınımı koagülasyon kaskadını başlatarak trombin üretimini ve fibrin oluşumunu sağlar. Oluşan trombüs oklüzif veya nonoklüzif karakterde olabilir ve bu durum klinik tablonun şiddetini belirler.
Plak erozyonu, özellikle genç kadın hastalarda ve sigara kullananlarda daha sık görülen alternatif bir mekanizmadır. Plak erozyonunda fibröz kapsül intakt kalırken endotel hücre kaybı trombüs oluşumuna zemin hazırlar. İntravasküler görüntüleme çalışmaları, NSTEMİ vakalarının yaklaşık üçte birinde plak erozyonunun sorumlu mekanizma olduğunu ortaya koymuştur.
Koroner vazospazm, mikrovasküler disfonksiyon ve spontan koroner arter diseksiyonu gibi mekanizmalar da trombotik olmayan AKS nedenlerini oluşturmakta olup özellikle genç yaş grubunda ve geleneksel risk faktörleri bulunmayan hastalarda akılda tutulmalıdır.
Klinik Prezentasyon ve Semptomatoloji
Akut koroner sendromun klasik semptomu retrosternal lokalizasyonlu, baskı veya sıkıştırma tarzında göğüs ağrısıdır. Bu ağrı tipik olarak sol kola, çeneye, boyuna, sırta veya epigastriyuma yayılım gösterir. Ağrı genellikle 20 dakikadan uzun sürer ve istirahat veya nitrogliserin ile tam olarak rahatlamaz. Eşlik eden semptomlar arasında dispne, terleme, bulantı, kusma, baş dönmesi ve senkop yer alabilir.
Atipik prezentasyonlar özellikle belirli hasta gruplarında daha sık karşımıza çıkmaktadır:
- Yaşlı hastalar: Dispne, konfüzyon, senkop veya genel halsizlik şeklinde başvurabilirler. Göğüs ağrısı olmaksızın akut kalp yetersizliği tablosu ile prezente olabilirler.
- Diyabetik hastalar: Otonom nöropati nedeniyle sessiz iskemi sıklığı artmıştır. Epigastrik ağrı, açıklanamayan hiperglisemi veya ani fonksiyonel kapasitede azalma şeklinde başvurabilirler.
- Kadın hastalar: Atipik göğüs ağrısı, sırt ağrısı, epigastrik rahatsızlık, nefes darlığı ve yorgunluk gibi nonspesifik semptomlar daha sık görülmektedir.
- Genç hastalar: Kokain veya amfetamin kullanımına bağlı koroner vazospazm, spontan koroner arter diseksiyonu ve miyokardit ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
Fizik muayenede hastalar genellikle anksiyöz görünümde olup terleme, taşikardi veya bradikardi, hipotansiyon veya hipertansiyon saptanabilir. Akut mitral yetersizliğine bağlı yeni gelişen sistolik üfürüm, sol ventrikül disfonksiyonuna işaret eden S3 galo ritmi veya akciğer bazallerinde raller önemli bulgulardır. Sağ ventrikül infarktüsünde jugüler venöz distansiyon, hepatomegali ve hipotansiyon triadı karakteristiktir.
Tanısal Yaklaşım ve Elektrokardiyografi
Akut koroner sendrom şüphesi olan her hastada ilk 10 dakika içinde 12 derivasyonlu elektrokardiyografi (EKG) çekilmesi ve deneyimli bir klinisyen tarafından yorumlanması zorunludur. EKG, AKS sınıflandırmasında ve tedavi stratejisinin belirlenmesinde en kritik tanısal araçtır.
STEMİ tanısı için EKG kriterleri şu şekilde tanımlanmıştır:
- ST-segment elevasyonu: V2-V3 derivasyonlarında erkeklerde 40 yaş altında en az 2,5 mm, 40 yaş üstünde en az 2 mm; kadınlarda en az 1,5 mm elevasyon anlamlıdır. Diğer derivasyonlarda en az 1 mm ST elevasyonu STEMİ tanısı koydurur.
- Yeni gelişen sol dal bloğu (LBBB): Akut iskemi semptomları eşliğinde yeni gelişen LBBB, STEMİ eşdeğeri olarak kabul edilmektedir. Sgarbossa kriterleri ve modifiye Sgarbossa kriterleri LBBB varlığında tanı doğruluğunu artırmaktadır.
- Posterior miyokard infarktüsü: V1-V3 derivasyonlarında ST depresyonu ile birlikte V7-V9 derivasyonlarında en az 0,5 mm ST elevasyonu posterior infarktüsü düşündürür.
- Sağ ventrikül infarktüsü: İnferior STEMİ varlığında sağ prekordiyal derivasyonlarda (V3R-V6R) ST elevasyonu sağ ventrikül tutulumunu gösterir.
NSTEMİ ve kararsız anjinada EKG bulguları ST-segment depresyonu, T dalga inversiyonu veya nonspesifik değişiklikler şeklinde olabilir. Bazı hastalarda EKG tamamen normal saptanabilir ve bu durum tanıyı dışlamamalıdır. Seri EKG çekimleri dinamik değişikliklerin yakalanmasında kritik öneme sahiptir ve ilk EKG normal olsa bile 15-30 dakika aralıklarla tekrarlanmalıdır.
Biyokimyasal Belirteçler ve Laboratuvar
Kardiyak troponinler (troponin I ve troponin T), miyokard hasarının en sensitif ve spesifik biyokimyasal belirteçleridir. Yüksek duyarlıklı troponin testleri (hs-cTn) sayesinde daha erken ve daha düşük düzeylerde miyokard hasarı tespit edilebilmektedir. Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) kılavuzları, 0/1 saatlik veya 0/2 saatlik hızlı tanı algoritmalarını önermektedir.
Yüksek duyarlıklı troponin ile hızlı dışlama ve doğrulama algoritması şu şekilde uygulanmaktadır:
- Dışlama (Rule-out): Başvuru anında hs-cTnT düzeyi 5 ng/L altında ise ve göğüs ağrısı başlangıcından itibaren en az 3 saat geçmişse, miyokard infarktüsü yüksek negatif prediktif değerle dışlanabilir.
- Doğrulama (Rule-in): Başvuru anında hs-cTnT düzeyi 52 ng/L üzerinde ise veya 1. saatte anlamlı delta değişim saptanırsa (hs-cTnT için en az 5 ng/L artış), miyokard infarktüsü tanısı yüksek pozitif prediktif değerle konulabilir.
- Gri zon: Dışlama veya doğrulama kriterlerini karşılamayan hastalar gözlem altında tutulmalı ve 3. saatte troponin kontrolü yapılmalıdır.
Troponin yüksekliğinin ayırıcı tanısında miyokardit, pulmoner emboli, sepsis, renal yetersizlik, kalp yetersizliği, taşiaritmiler ve aort diseksiyonu gibi noniskemik nedenler mutlaka düşünülmelidir. Klinik bağlamdan bağımsız izole troponin yüksekliği ile miyokard infarktüsü tanısı konulmamalıdır.
Ek laboratuvar tetkikleri olarak tam kan sayımı, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, elektrolit paneli, koagülasyon profili, lipid paneli, HbA1c, tiroid fonksiyon testleri ve BNP veya NT-proBNP düzeyleri değerlendirilmelidir. Bu testler hem eşlik eden komorbiditelerin tespitinde hem de tedavi planlamasında önemli bilgiler sağlamaktadır.
Risk Sınıflandırması ve Prognostik Değerlendirme
Akut koroner sendromda erken risk sınıflandırması tedavi stratejisinin belirlenmesinde kritik role sahiptir. Çeşitli skorlama sistemleri klinik pratikte kullanılmaktadır ve her birinin avantajları ile sınırlılıkları bulunmaktadır.
GRACE (Global Registry of Acute Coronary Events) skoru, hem hastane içi hem de uzun dönem mortalite tahmininde en iyi valide edilmiş risk skorlama sistemidir. Yaş, kalp hızı, sistolik kan basıncı, kreatinin düzeyi, Killip sınıfı, kardiyak arrest öyküsü, ST-segment değişikliği ve troponin yüksekliği parametrelerini kullanarak risk hesaplaması yapar. GRACE skoru 140 üzerinde olan hastalar yüksek riskli kabul edilir ve erken invaziv strateji önerilir.
TIMI (Thrombolysis In Myocardial Infarction) risk skoru, NSTEMİ hastalarında yaygın olarak kullanılan daha basit bir risk sınıflandırma aracıdır. Yedi parametre üzerinden hesaplanır: yaş 65 üstü, üç veya daha fazla koroner risk faktörü, bilinen koroner arter hastalığı, son 24 saatte aspirin kullanımı, 24 saat içinde iki veya daha fazla anjinal atak, ST-segment değişikliği ve pozitif kardiyak belirteçler. Her parametre bir puan olarak hesaplanır ve toplam skor 0-7 arasında değişir.
Yüksek riskli özelliklere sahip hastalar aşağıdaki kriterleri taşımaktadır:
- Hemodinamik instabilite: Kardiyojenik şok, ciddi hipotansiyon, akut kalp yetersizliği veya mekanik komplikasyonlar
- Elektriksel instabilite: Ventriküler fibrilasyon, ventriküler taşikardi, yüksek dereceli atriyoventriküler blok
- Devam eden veya tekrarlayan iskemi: Medikal tedaviye rağmen süregelen göğüs ağrısı veya dinamik EKG değişiklikleri
- Mekanik komplikasyonlar: Akut mitral yetersizliği, ventriküler septal defekt, serbest duvar rüptürü
Akut Dönem Tedavi Stratejileri
Akut koroner sendromda tedavinin temel hedefleri iskeminin sonlandırılması, infarkt alanının sınırlandırılması, komplikasyonların önlenmesi ve uzun dönem prognozun iyileştirilmesidir. Tedavi yaklaşımı AKS tipine göre farklılık göstermektedir.
STEMİ Tedavisi
ST-segment elevasyonlu miyokard infarktüsünde primer perkütan koroner girişim (PKG) tercih edilen reperfüzyon stratejisidir. İlk tıbbi temas anından itibaren 120 dakika içinde (kapı-balon süresi 90 dakikanın altında) primer PKG uygulanabilecek bir merkeze ulaşım mümkünse bu strateji tercih edilmelidir. Primer PKG imkanı bulunmayan merkezlerde ve ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde PKG yapılabilecek bir merkeze transfer mümkün değilse fibrinolitik tedavi uygulanmalıdır.
Fibrinolitik tedavide semptom başlangıcından itibaren ilk 12 saat içinde, ideal olarak ilk 3 saat içinde tedaviye başlanmalıdır. Tenekteplaz, alteplaz ve reteplaz kullanılan fibrinolitik ajanlardır. Fibrinoliz sonrası başarılı reperfüzyon kriterleri; ST-segment rezolüsyonu yüzde 50 üzerinde, göğüs ağrısında belirgin azalma ve reperfüzyon aritmileri olarak değerlendirilir. Başarısız fibrinoliz durumunda kurtarıcı PKG planlanmalıdır.
NSTEMİ ve Kararsız Anjina Tedavisi
NSTEMİ ve kararsız anjinada tedavi stratejisi risk sınıflandırmasına göre belirlenir. Çok yüksek riskli hastalar (kardiyojenik şok, hemodinamik instabilite, devam eden göğüs ağrısı, hayatı tehdit eden aritmiler) acil invaziv strateji ile 2 saat içinde koroner anjiyografiye alınmalıdır. Yüksek riskli hastalar (GRACE skoru 140 üzeri, troponin yüksekliği, dinamik ST-T değişiklikleri) erken invaziv strateji ile 24 saat içinde değerlendirilmelidir. Düşük riskli hastalar için selektif invaziv strateji veya noninvaziv değerlendirme uygulanabilir.
Farmakolojik Tedavi Protokolleri
Akut koroner sendromun farmakolojik tedavisi antiiskemik, antitrombotik ve stabilizasyon tedavilerinden oluşmaktadır. Bu tedavilerin zamanında ve doğru dozda uygulanması hasta sonuçlarını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür.
Antitrombotik tedavi protokolü şu bileşenleri içermektedir:
- Aspirin: Kontrendikasyon yoksa tüm AKS hastalarına başvuru anında 150-300 mg yükleme dozu çiğnetilerek verilmeli, ardından günde 75-100 mg idame dozuna geçilmelidir. Aspirin alerjisi veya intoleransı durumunda klopidogrel alternatif olarak kullanılabilir.
- P2Y12 reseptör inhibitörleri: Tikagrelor 180 mg yükleme ardından günde 2 kez 90 mg veya prasugrel 60 mg yükleme ardından günde 10 mg olarak uygulanır. Klopidogrel 600 mg yükleme ardından günde 75 mg olarak yeni nesil ajanların kullanılamadığı durumlarda tercih edilir. İkili antitrombosit tedavi süresi genellikle 12 aydır.
- Antikoagülan tedavi: Fraksiyone olmayan heparin (UFH), enoksaparin, fondaparinuks veya bivalirudin akut dönemde antikoagülasyon amacıyla kullanılmaktadır. NSTEMİ hastalarında fondaparinuks 2,5 mg/gün subkutan olarak en güvenli antikoagülan seçenek olarak önerilmektedir.
- Glikoprotein IIb/IIIa inhibitörleri: Rutin kullanım önerilmemekte olup yüksek trombotik yüke sahip hastalarda kateterizasyon laboratuvarında absiksimab, eptifibatid veya tirofiban bailout stratejisi olarak düşünülebilir.
Antiiskemik tedavi kapsamında intravenöz nitrogliserin devam eden iskemik ağrıda, hipertansiyonda ve akut kalp yetersizliğinde endikedir. Beta-blokerler hemodinamik olarak stabil hastalarda ilk 24 saat içinde oral olarak başlanmalıdır. Kontrendikasyonlar arasında ciddi bradikardi, hipotansiyon, akut kalp yetersizliği ve bronkospazm yer almaktadır. Morfin sülfat dirençli ağrıda dikkatli kullanılabilir; ancak son kılavuzlar rutin kullanımı önermemektedir.
Statinler tüm AKS hastalarında mümkün olan en erken dönemde yüksek doz olarak başlanmalıdır. Atorvastatin 80 mg veya rosuvastatin 40 mg tercih edilen rejimlerdir. ACE inhibitörleri veya ARB preparatları sol ventrikül sistolik disfonksiyonu, hipertansiyon veya diabetes mellitus varlığında endikedir. Aldosteron antagonistleri ejeksiyon fraksiyonu yüzde 40 altında olan ve kalp yetersizliği semptomları bulunan hastalarda tedaviye eklenmelidir.
Komplikasyonlar ve Yönetimi
Akut koroner sendromun erken ve geç dönem komplikasyonları mortalite ve morbiditeyi önemli ölçüde artırmaktadır. Bu komplikasyonların erken tanınması ve etkin yönetimi hasta sonuçlarını belirleyen kritik faktörlerdir.
Kardiyojenik şok, STEMİ hastalarının yaklaşık yüzde 5-8'inde gelişen ve mortalitesi yüzde 40-50 düzeylerinde seyreden en ciddi komplikasyondur. İntraaortik balon pompası, perkütan ventriküler destek cihazları ve ekstrakorporeal membran oksijenasyonu (ECMO) gibi mekanik dolaşım destek sistemleri medikal tedaviye yanıt vermeyen hastalarda kullanılabilmektedir. IABP-SHOCK II çalışması intraaortik balon pompasının kardiyojenik şokta rutin kullanımının mortaliteyi azaltmadığını göstermiş olup güncel kılavuzlar rutin kullanımı önermemektedir.
Aritmik komplikasyonlar arasında ventriküler fibrilasyon, ventriküler taşikardi, hızlı atriyal fibrilasyon, yüksek dereceli AV bloklar ve sinüs bradikardisi yer almaktadır. İnferior miyokard infarktüsünde bradiaritmiler ve AV bloklar daha sık görülürken, anterior infarktüste ventriküler aritmiler ve ileti bozuklukları daha sık gelişmektedir. Geçici transvenöz pacemaker endikasyonları arasında semptomatik bradikardi, Mobitz tip II ikinci derece AV blok, tam AV blok ve yeni gelişen bifasiküler blok sayılabilir.
Mekanik komplikasyonlar genellikle infarktüsün 3-7. günlerinde ortaya çıkar ve acil cerrahi müdahale gerektirebilir. Serbest duvar rüptürü akut kardiyak tamponad ile prezente olur ve acil perikardiyosentez ardından cerrahi onarım gerektirir. Ventriküler septal defekt yeni gelişen pansistolik üfürüm ve akut hemodinamik bozulma ile kendini gösterir. Papiller kas rüptürü akut ciddi mitral yetersizliğine neden olarak pulmoner ödeme yol açabilir.
Sol ventrikül anevrizması, sol ventrikül trombüsü, perikardit (erken perikardit ve Dressler sendromu) ve tekrarlayan iskemi diğer önemli komplikasyonlar arasındadır. Ekokardiyografi komplikasyonların tanısında en değerli noninvaziv görüntüleme yöntemidir ve AKS hastalarında mümkün olan en erken dönemde yapılmalıdır.
Taburculuk Planlaması ve Sekonder Korunma
Akut koroner sendrom sonrası taburculuk planlaması ve sekonder korunma stratejileri uzun dönem prognozun belirlenmesinde kritik bir aşamadır. Taburculuk öncesi risk değerlendirmesi, optimum medikal tedavinin düzenlenmesi ve hasta eğitimi bu sürecin temel bileşenleridir.
Sekonder korunmada farmakolojik tedavi aşağıdaki bileşenleri içermelidir:
- İkili antitrombosit tedavi: Aspirin ve P2Y12 inhibitörü kombinasyonu standart olarak 12 ay süreyle uygulanır. Kanama riski yüksek hastalarda süre 3-6 aya kısaltılabilirken, iskemik riski yüksek olanlarda 12 ayın ötesine uzatılabilir.
- Yüksek yoğunluklu statin tedavisi: LDL-kolesterol hedefi 55 mg/dL altı olarak belirlenmiştir. Hedefe ulaşılamayan hastalarda ezetimib ve gerekirse PCSK9 inhibitörleri tedaviye eklenmelidir.
- Beta-bloker tedavisi: Sol ventrikül disfonksiyonu olan hastalarda uzun dönem beta-bloker tedavisi mortaliteyi azaltmaktadır. Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu hastalarda tedavi süresine ilişkin güncel tartışmalar devam etmektedir.
- ACE inhibitörü veya ARB: Sol ventrikül disfonksiyonu, hipertansiyon veya diyabet varlığında endikedir. Sakubitril-valsartan kombinasyonu ejeksiyon fraksiyonu düşük hastalarda ACE inhibitörüne alternatif olarak düşünülebilir.
- Aldosteron antagonistleri: Ejeksiyon fraksiyonu yüzde 40 altında olan ve kalp yetersizliği semptomları veya diyabeti bulunan hastalarda endikedir.
Yaşam tarzı modifikasyonları sekonder korunmanın vazgeçilmez bir parçasıdır. Sigara bırakma, düzenli fiziksel aktivite programı, Akdeniz tipi beslenme, kilo kontrolü, kan basıncı yönetimi ve glisemik kontrol temel hedefler arasındadır. Kardiyak rehabilitasyon programlarına katılım tekrarlayan kardiyovasküler olayları ve mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış etkin bir müdahaledir ve tüm AKS hastalarına önerilmelidir.
Psikososyal değerlendirme taburculuk planlamasının önemli bir bileşenidir. Depresyon, anksiyete ve posttravmatik stres bozukluğu AKS sonrası sık görülen durumlar olup kardiyovasküler prognoz üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Gerekli durumlarda psikiyatrik destek ve farmakolojik tedavi planlanmalıdır.
Özel Hasta Gruplarında Yaklaşım
Akut koroner sendromun yönetiminde belirli hasta grupları özel dikkat ve farklılaştırılmış tedavi yaklaşımları gerektirmektedir. Bu grupların kendine özgü patofizyolojik özellikleri ve tedaviye yanıtları klinik karar verme sürecini doğrudan etkilemektedir.
Yaşlı hastalarda AKS yönetimi önemli zorluklar içermektedir. İleri yaş grubunda atipik prezentasyonlar daha sık görülmekte, komorbidite yükü artmakta ve kanama komplikasyonları riski yükselmektedir. İnvaziv strateji yaşlı hastalarda da fayda sağlamakta olup kronolojik yaş tek başına invaziv yaklaşımdan kaçınma gerekçesi olmamalıdır. Ancak antitrombotik tedavi dozları renal fonksiyona ve vücut ağırlığına göre ayarlanmalı, kanama riski dikkatle değerlendirilmelidir.
Kronik böbrek hastalığı olan AKS hastalarında tanısal zorluklar mevcuttur. Bazal troponin düzeylerinin yüksek olabilmesi tanı algoritmalarının uyarlanmasını gerektirmektedir. Delta değişim yaklaşımı bu hasta grubunda daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Kontrast nefropatisi riski koroner anjiyografi planlanan hastalarda hidrasyon protokollerinin uygulanmasını ve düşük osmolaliteli kontrast madde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. İlaç dozları glomerüler filtrasyon hızına göre ayarlanmalıdır.
Gebelikte AKS nadir fakat ciddi bir klinik tablodur ve spontan koroner arter diseksiyonu en sık etiyolojik neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Tanısal değerlendirmede troponin testleri güvenle kullanılabilirken radyasyon maruziyetini minimize etmek amacıyla dikkatli planlama yapılmalıdır. Tedavide teratojenik potansiyel taşıyan ilaçlardan kaçınılmalı ve multidisipliner yaklaşım benimsenmelidir.
Çoklu damar hastalığında revaskularizasyon stratejisinin belirlenmesi kalp takımı yaklaşımını gerektirmektedir. SYNTAX skoru damar anatomisinin karmaşıklığını değerlendirmede kullanılan temel araçtır. Yüksek SYNTAX skorlu hastalarda koroner arter bypass greft cerrahisi perkütan girişime üstün bulunmuştur. Sorumlu lezyon dışındaki lezyonların tedavi zamanlaması ve yöntemi bireyselleştirilmelidir.
Koru Hastanesi Acil Servis Yaklaşımı
Akut koroner sendrom, multidisipliner bir yaklaşım gerektiren ve dakikaların hayat kurtardığı acil bir klinik tablodur. Erken tanı, hızlı risk sınıflandırması, kanıta dayalı tedavi protokollerinin uygulanması ve etkin sekonder korunma stratejileri hasta prognozunu belirleyen temel unsurlardır. Güncel kılavuzların dinamik yapısı ve sürekli güncellenen kanıt birikimi göz önünde bulundurulduğunda, klinisyenlerin bu alandaki gelişmeleri yakından takip etmeleri büyük önem taşımaktadır. Akut koroner sendromun başarılı yönetimi, acil servis ekibinden girişimsel kardiyoloji ve yoğun bakım ünitesine kadar uzanan koordineli bir sağlık hizmeti zincirinin etkin işleyişine bağlıdır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut koroner sendrom dahil tüm kardiyovasküler acil durumlarda en güncel tanı ve tedavi protokollerini uygulayarak hastalarımıza en yüksek kalitede sağlık hizmeti sunmaktadır.



