Psikoloji

Aile İçi Şiddet

Aile İçi Şiddet Yaklaşımı, farklı nedenlerle ortaya çıkabilen ve özenli bir değerlendirme gerektiren bir durumdur. Hastalığın özelliklerini ve izlem önerilerini öğrenin.

Aile içi şiddet, aynı hane içinde yaşayan bireyler arasında görülen; fiziksel, cinsel, ekonomik, dijital ve psikolojik boyutları bulunan çok katmanlı bir halk sağlığı sorunudur. Kadınların, çocukların, yaşlıların ve engelli bireylerin öncelikli olarak etkilendiği bu örüntü, çoğu durumda tek seferlik bir olaydan çok, tekrar eden bir döngü biçiminde ortaya çıkar. Uzun süre görünmez kalabilmesi, mağdur bireylerin fiziksel yaralanmaların yanında ağır ruhsal yüklerle de karşılaşmasına neden olur. Konu, yalnızca güvenlik veya adli bir mesele değildir; ruh sağlığı, aile dinamikleri, toplumsal cinsiyet, ekonomik bağımlılık ve kuşaklararası aktarım gibi pek çok değişkenle iç içe geçen çok boyutlu bir sağlık meselesi olarak değerlendirilir.

Aile içi şiddetin tanımı yalnızca darp gibi görünür fiziksel eylemlerle sınırlandırılamaz. Sürekli aşağılama, tehdit, yalıtma, ekonomik kaynaklara erişimin kısıtlanması, kimlik ve banka kartlarına el konulması, telefon ve sosyal medya hesaplarının denetim altında tutulması, kıskançlık kılıfına gizlenmiş sürekli takip ve iletişim yasakları da şiddetin farklı biçimleri arasında yer alır. Cinsel şiddet ise evlilik ve birliktelik ilişkilerinde uzun süre konuşulmayan, örtük kalan bir boyut olarak öne çıkar. Bu geniş tanım çerçevesi, mağdur bireylerin yaşadıklarını adlandırabilmesi ve profesyonel destek arayışına yönelmesi açısından belirleyici bir öneme sahiptir.

Şiddetin döngüsel bir yapı sergilediği, alan yazınının üzerinde uzlaştığı temel bulgulardan biridir. Genellikle biriken gerilim, patlama ve ardından pişmanlıkla iç içe geçen bir yatışma dönemi izlenir. Bu son evrede özür, hediye, davranış değiştirme sözü ve romantik yaklaşım öne çıkabilir. Ne var ki altta yatan güç ve denetim örüntüsü değişmediğinden döngü çoğu durumda tekrarlar; her yinelemede şiddet daha kısa aralıklarla ve daha yoğun biçimde belirebilir. Bu döngünün klinik olarak tanınması, hem mağdur birey hem de ruh sağlığı uzmanları için erken uyarı işaretlerinin fark edilmesinde belirleyici bir çerçeve sunar.

Fiziksel yaralanmalar, aile içi şiddetin en görünür sonuçları arasında sayılır. Yumuşak doku travmaları, kırıklar, yanıklar, işitme kaybına yol açabilen kulak darbeleri, boğaz bölgesine yönelik baskı sonucu ortaya çıkan sıkıştırma yaralanmaları, saçlı deri hematomları ve tekrarlayan baş travmaları sık görülen tablolar arasındadır. Özellikle boyun bölgesine uygulanan sıkıştırmanın, hafif olsa dahi nörolojik ve kardiyovasküler açıdan ciddi sonuçları olabileceği bilinmektedir. Kadın sağlığı açısından ise pelvik travma, tekrarlayan üriner ve genital enfeksiyonlar, istenmeyen gebelikler ve gebelik döneminde uygulanan şiddete bağlı obstetrik komplikasyonlar önemli bir risk kümesi oluşturur.

Ruhsal etkiler, fiziksel yaralar iyileşmeye başladıktan uzun süre sonra bile mağdur bireyin yaşamını biçimlendirmeyi sürdürebilir. Sık gözlenen tablolar arasında depresyon, yaygın anksiyete, panik ataklar, travma sonrası stres tepkileri, karmaşık travma belirtileri, dissosiyatif yaşantılar, uyku bozuklukları ve intihar düşünceleri sayılabilir. Sürekli tehdit altında yaşamak, hipervijilans olarak adlandırılan yüksek uyarılmışlık halini kalıcı hâle getirebilir; bu durum bireyin dinlenme, üretkenlik, sosyal ilişki kurma ve öz bakım kapasitesini belirgin biçimde daraltır. Aynı tablo, özgüven aşınması, kendini suçlama ve utanç duygularıyla birleştiğinde, yardım arama davranışı belirgin ölçüde geciktirilebilir.

Çocuklar, aile içi şiddetin doğrudan ya da tanıklık yoluyla en ağır etkilenen kesimlerinden biridir. Şiddete tanıklık eden çocuklarda uyku ve iştah sorunları, gece işemesi, konuşmada gerileme, okul başarısında düşme, akranlarla ilişki kurmada güçlük ve öfke denetiminde bozulma sık gözlenir. Uzun dönemde ise bağlanma güçlükleri, duygu düzenleme sorunları, madde kullanım eğiliminde artış ve ilerleyen yıllarda kendi ilişkilerinde şiddet döngüsünü yeniden üretme riski öne çıkabilir. Bu nedenle çocuğun bulunduğu her aile içi şiddet vakası, aynı zamanda bir çocuk koruma vakası olarak değerlendirilir ve pediatrik ruh sağlığı desteği erken dönemde planlanır.

Yaşlı bireylere yönelik aile içi şiddet, çoğu durumda ihmalin öne çıktığı sessiz bir örüntüyle ilerler. Beslenme yetersizliği, ilaçların düzensiz verilmesi, hijyen bakımının aksatılması, sosyal ilişkilerden yalıtma, emekli aylığına el konulması ve psikolojik baskı, en sık karşılaşılan biçimler arasındadır. Bilişsel gerilemesi bulunan yaşlı bireylerde belirtiler doğrudan ifade edilemeyebileceğinden değerlendirme, geriatri, psikiyatri ve sosyal hizmet ekiplerinin birlikte çalıştığı çok disiplinli bir yaklaşımla yürütülür. Basıya bağlı yaralar, açıklanamayan çürükler, ani kilo kayıpları ve tekrarlayan hastane başvuruları, ayrıntılı incelemeyi gerekli kılan işaretler arasında sayılır.

Ekonomik şiddet, çoğu durumda gözden kaçan ancak mağdur bireyin özerkliğini derinden etkileyen bir alandır. Kişinin çalışmasının engellenmesi, kazancına el konulması, harcamalarının kontrol edilmesi, borç yükünün bilgisi dışında birey adına oluşturulması ve barınma güvencesinin tehdit unsuru olarak kullanılması bu kapsamda değerlendirilir. Ekonomik bağımlılığın derinleşmesi, kişinin şiddet ortamından uzaklaşma kararını geciktiren en önemli etkenlerden biridir. Bu nedenle destek modelleri; sadece klinik değerlendirmeyi değil, aynı zamanda sosyal hizmet danışmanlığını, mesleki edindirme programlarını ve barınma seçenekleri konusunda yönlendirmeyi de kapsayacak biçimde tasarlanır.

Dijital şiddet, son yıllarda hızla belirginleşen bir örüntü olarak öne çıkar. Mesajların, çağrı kayıtlarının ve konum verilerinin sürekli denetlenmesi; sosyal medya hesaplarına zorla erişim; özel içeriklerin izinsiz paylaşılması ya da paylaşma tehdidi; casus yazılımlar aracılığıyla telefonun izlenmesi ve dijital taciz mesajları bu alanda sık karşılaşılan durumlardır. Dijital şiddetin fiziksel şiddetten farkı, gündelik yaşamın her anına sızabilmesi ve mağdur bireyin gizlilik alanını sistematik biçimde daraltmasıdır. Değerlendirme sürecinde cihaz güvenliği, hesap ayarları ve iletişim kanallarına ilişkin bilgilendirme, klinik destekle birlikte ele alınır.

Aile içi şiddetin gebelik döneminde belirmesi ya da yoğunlaşması, ayrıca dikkat gerektiren bir tablodur. Karın bölgesine yönelen darbeler, düşük riski, erken doğum, plasenta ayrılması ve doğum sonrası ruhsal bozukluklar açısından risk artışına yol açabilir. Doğum öncesi izlemlerde açıklanamayan yaralanmalar, geç başvurular, randevulara eşlik eden bireyin baskın tutumu ve gebe bireyin sözünün kesilmesi gibi işaretler, sağlık ekibinin dikkatle değerlendirdiği ipuçları arasında yer alır. Gebelik dönemi, güvenli görüşme fırsatının doğduğu ve profesyonel yönlendirmenin öncelikli olarak planlandığı kritik bir eşik olarak kabul edilir.

Riski artıran etkenler tek başına belirleyici olmasa da klinik değerlendirmede yol gösterici sayılır. Alkol ve madde kullanımı, kontrol edilmeyen ruhsal hastalıklar, çocukluk döneminde şiddete tanıklık ya da maruz kalma, işsizlik, ekonomik güçlükler, aşırı kıskançlık, silah bulundurma ve daha önce fiziksel şiddet öyküsü, risk düzeyini yükselten başlıca değişkenler arasındadır. Buna karşın aile içi şiddetin her sosyoekonomik kesimde, her eğitim düzeyinde ve her kültürel bağlamda görülebildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle klinik değerlendirmede önyargısız, damgalayıcı olmayan ve gizlilik ilkesine bağlı bir görüşme çerçevesi esas alınır.

Kuşkulanılan olgularda değerlendirme, hem hekim hem de mağdur birey için güvenli bir ortamda yürütülür. Görüşmenin yalnız yapılması, refakatçinin dışarıda beklemesinin nazikçe sağlanması, açık uçlu ve yargılayıcı olmayan soruların tercih edilmesi temel ilkeler arasındadır. Fiziksel bulguların tarihlendirilmiş biçimde belgelenmesi, fotoğraflanması, tıbbi kayda ayrıntılı geçirilmesi ve gerektiğinde adli tıp değerlendirmesine yönlendirilmesi önem taşır. Bu belgeleme, daha sonra hukuki süreçlerde delil değeri açısından belirleyici olabildiğinden özenli bir şekilde tutulur ve gizlilik kuralları çerçevesinde saklanır.

Ruh sağlığı desteği, aile içi şiddet mağduru bireylerin toparlanma sürecinin merkezinde yer alır. Travma odaklı bilişsel davranışçı yaklaşımlar, göz hareketleriyle duyarsızlaştırma yöntemleri, kabul ve kararlılık temelli çalışmalar, güvenli bağlanma odaklı psikoterapiler ve grup destek programları, kişinin gereksinimlerine göre uyarlanan yaklaşımlar arasındadır. Eşlik eden depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu ya da travma sonrası stres tablosu bulunduğunda farmakolojik destek gündeme alınabilir. Süreç, mağdur bireyin hızına saygı gösteren, yeniden mağduriyet yaratmayan ve öz kararlılığı destekleyen bir çerçevede yürütülür.

Güvenlik planlaması, klinik desteğin ayrılmaz bir bileşenidir. Acil durumda gidilecek güvenli bir adresin önceden belirlenmesi, kimlik belgelerinin ve gerekli ilaçların kolay ulaşılabilir bir yerde tutulması, güvenilir bir kişiyle önceden konuşulmuş bir uyarı sözcüğünün belirlenmesi ve acil hatların not edilmesi bu planın temel öğeleri arasındadır. Türkiye'de 155 Polis İmdat, 156 Jandarma, 183 Sosyal Destek Hattı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki başvuru mekanizmaları, mağdur bireylerin başvurabileceği kurumsal kanallar arasında sayılır. Sağlık kuruluşuna başvuru, aynı zamanda bu ağa erişimi kolaylaştıran güvenli bir kapı işlevi görebilir.

Hukuki çerçeve içinde 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun; uzaklaştırma, koruma, iletişim yasağı ve barınma gibi tedbirlerin alınabildiği geniş bir zemin sunar. Bu tedbirler ivedi biçimde uygulanabilir olup mağdur bireyin talebi olmasa dahi ilgili birimler tarafından resen başlatılabilir. Sağlık kuruluşları, adli olgu bildirim yükümlülüğü çerçevesinde belirli durumlarda yetkili mercilere bildirimde bulunur. Bu süreçlerde mağdur bireye seçenekler açıkça anlatılır, kararlar birlikte değerlendirilir ve mahremiyet ilkesine bağlı kalınır.

Şiddet uygulayan bireye yönelik girişimler de bütüncül yaklaşımın önemli bir parçası olarak değerlendirilir. Öfke düzenleme güçlüğü, eşlik eden psikiyatrik tablolar, alkol ve madde kullanım bozuklukları, çocukluk çağı travma öyküsü ve düşük empati becerisi gibi etkenler klinik değerlendirmeye alınabilir. Ancak bu girişimlerin mağdur bireyin güvenliğinin önüne geçmediği, güvenlik önlemlerinin öncelikli olarak sürdürüldüğü unutulmamalıdır. Aynı çatı altında yürütülen çift ve aile odaklı görüşmelerin, aktif şiddet döneminde uygun olmadığı, çoğu durumda mağduriyeti derinleştirebildiği bilinmektedir.

Aile içi şiddet, önlenmesi mümkün olan bir halk sağlığı sorunudur. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalık çalışmaları, çocukluk döneminden itibaren şiddetsiz iletişim becerilerinin kazandırılması, okullarda akran şiddetiyle mücadele programları, sağlık çalışanlarına yönelik erken tanı eğitimleri ve topluma açık başvuru kanallarının güçlendirilmesi, koruyucu politikaların temel bileşenleri arasındadır. Kişisel düzeyde ise yalnız olunmadığını bilmek, yaşanan durumun bireyin kusuru olmadığını fark etmek ve profesyonel bir sağlık kuruluşuyla iletişime geçmek, güvenli bir yaşam yolunda atılabilecek belirleyici adımlar arasında sayılır.

Psikoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu