Yapıştırıcı ile varis tedavisi, safen ven yetmezliğinde son on yılda öne çıkan non-termal non-tümesan (NTNT) endovenöz kapatma tekniğidir. Medtronic firmasının geliştirdiği VenaSeal sistemi, 2011 yılında Avrupa CE onayını, 2015 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri FDA onayını alarak endovenöz tedavi cephaneliğinde kendine sağlam bir yer edinmiştir. Yöntemin özünde tıbbi sınıf n-butil-2-siyanoakrilat monomerinin, ince bir kateter aracılığıyla yetmezlikli safen venin iç yüzeyine kontrollü biçimde bırakılması yatar. Kan ile temas eden monomer, saniyeler içinde polimerize olarak yumuşak esnek bir tıkaç oluşturur. Böylece ısı enerjisi, tümesan anestezi ve postoperatif kompresyon çorabı ihtiyacı büyük ölçüde ortadan kalkar. Genel Cerrahi kliniği olarak bu yöntemi, endovenöz lazer ablasyon ve radyofrekans ablasyon yöntemleriyle birlikte hastanın anatomik özelliklerine, mesleki hayatına, komorbiditelerine ve beklentilerine göre kişiselleştirilmiş biçimde uygulanmaktadır. Bu yazıda VenaSeal siyanoakrilat tekniğinin bilimsel temellerini, işlem akışını, avantajlarını, kısıtlarını ve uzun dönem sonuçlarını on yıllık klinik deneyimimizle harmanlayarak paylaşacağız.
VenaSeal Yapıştırıcı ile Varis Tedavisi Nasıl Bir Yöntemdir?
VenaSeal, safen sisteminde saptanan kapak yetmezliğine bağlı reflü akımını cerrahi kesi yapmaksızın durdurmak amacıyla geliştirilmiş endovenöz bir kapatma sistemidir. Klasik stripping cerrahisinin kasık kesisi, ven çekmesi ve iyileşme süresi gibi konforsuz basamaklarını, endovenöz termal ablasyonun ise tümesan sıvı infiltrasyonu ve ısı kaynaklı komşu doku hasarı riskini geride bırakmayı hedefler. Sistem üç ana bileşenden oluşur: özel formülasyonlu tıbbi siyanoakrilat şırıngası, otomatik dağıtım tabancası ve beş French kalınlığındaki dağıtım kateteridir. Bu kompakt yapı sayesinde işlem ameliyathane ortamına gerek kalmaksızın uygun donanımlı girişimsel odalarda güvenle uygulanabilir.
Yöntemin mantığı bir kimyasal reaksiyona dayanır. Siyanoakrilat, kan içindeki hidroksil iyonları ile temas ettiğinde saniyeler mertebesinde polimerleşerek elastik bir polimer zincirine dönüşür. Bu polimer zincir, venin iç lümenini bir kalıp gibi doldurarak reflüyü mekanik biçimde durdurur. Aynı zamanda venöz duvarda kontrollü bir inflamatuar yanıt tetikleyerek uzun vadeli fibröz kapanmayı da sağlar. Yani kapanma sadece geçici bir tıkaç değil, aynı zamanda dokusal bir dönüşümdür.
Klinik pratikte VenaSeal, büyük safen ven, küçük safen ven ve anterior aksesuar safen ven gibi başlıca yüzeyel ana venlerdeki yetmezliklerde tercih edilmektedir. Küçük çaplı retiküler ve telenjiektazik damarlar bu yöntemin doğrudan hedefinde değildir. VenaSeal ana yetmezlik odağını kapattıktan sonra kalıntı kılcal ağlar için köpük skleroterapi veya yüzeyel lazer tamamlayıcı bir aşama olarak planlanır. Bu bütüncül yaklaşım, hastaya hem fonksiyonel hem estetik bir bacak sunar.
Siyanoakrilat Yapıştırıcı Damar İçinde Nasıl Etki Gösterir ve Kapanma Nasıl Gerçekleşir?
Kapanma mekanizmasını anlamak, hastanın yöntemin güvenliğine dair içini rahatlatmak açısından önemlidir. Siyanoakrilat monomeri, oda sıcaklığında sıvı halde olan yapışkan bir moleküldür. Damar içine bırakıldığı anda vücut sıvılarındaki nötral pH ve hidroksil iyonları katalizör görevi görerek anyonik polimerizasyonu başlatır. Sıvı monomer, saniyeler içinde uzun zincirli katı bir polimere dönüşür. Bu polimer, doğal bir tampon gibi ven duvarına yapışır ve kanın geçişini fiziksel olarak durdurur.
İkinci mekanizma inflamatuar fibrozistir. Polimerin ven duvarında oluşturduğu yabancı cisim yanıtı, endotel katmanında kontrollü bir enflamasyon başlatır. Haftalar içinde ven duvarı kalınlaşır, lümen daralır ve nihayetinde damar fibrotik bir kordona dönüşür. Bu süreç radyofrekans ve lazer ablasyonda ısıyla elde edilen fibrotik kapanmaya çok benzer, ancak burada tetikleyici termal enerji değil kimyasal reaksiyondur.
Kapanmanın sürekliliği açısından siyanoakrilat kritik bir avantaj sunar. Polimer zinciri yıllar boyunca ven içinde kalarak rekanalizasyon olasılığını düşürür. VeClose çalışmasının beş yıllık verileri, VenaSeal ile radyofrekans ablasyon arasında kapanma başarısı açısından anlamlı fark olmadığını ortaya koymuştur. Bu bulgu, kimyasal kapanmanın termal kapanma kadar dayanıklı olduğunu bilimsel olarak kanıtlamıştır.
Yapıştırıcı Yöntemi Lazer ve Radyofrekans Ablasyona Kıyasla Hangi Avantajları Sunar?
Endovenöz lazer ablasyon ve radyofrekans ablasyon, safen yetmezliğinde altın standart kabul edilen termal yöntemlerdir. Her iki teknik de kateter ucundaki bir enerji kaynağı ile ven duvarını 100-120 derece arasında ısıtarak koagüle eder. Bu yüksek ısıyı komşu dokulardan yalıtmak için ven çevresine büyük hacimde tümesan sıvı enjeksiyonu şarttır. VenaSeal bu iki temel adımı ortadan kaldırır. Ne yüksek ısı ne de tümesan sıvı gerekir. Bu sadece bir konfor unsuru değil, aynı zamanda safen sinir hasarı riskini de belirgin şekilde azaltan bir güvenlik faktörüdür.
Postoperatif dönemde de fark hemen hissedilir. Termal yöntemlerin ardından hastalar iki hafta boyunca varis çorabı kullanmak ve yürüyüşe erken başlamak konusunda kesin talimatlar alırken, VenaSeal sonrası kompresyon çorabı kullanımı çoğu merkezde tamamen opsiyoneldir. Bu ayrıntı, sıcak iklim, uzun yolculuk yapan meslek grupları ve yaşlı hasta gruplarında hasta uyumunu belirgin şekilde artırır. Ağrı skorlarının VenaSeal grubunda anlamlı düşük olduğu birden fazla randomize kontrollü çalışmada gösterilmiştir.
Ekimoz yani cilt altı morarma da bu yöntemin öne çıkan üstünlüklerinden biridir. Tümesan iğne girişleri yapılmadığı ve termal enerji perivenöz dokuya sızmadığı için baldır ve uyluk bölgesinde geniş morluklar görülmez. İşe ve sosyal hayata dönüş süresi çoğu hastada yirmi dört ile kırk sekiz saat aralığında kalır. Modern yaşamın hızına ayak uydurmak zorunda olan aktif erişkinler için bu süre kritik bir kazanımdır.
VenaSeal İşlemi Sırasında Tümesan Anestezi Neden Gerekmez?
Tümesan anestezi, endovenöz termal yöntemlerin olmazsa olmaz bir bileşenidir. Lidokain, adrenalin, sodyum bikarbonat ve serum fizyolojik karışımı, ven boyunca perivenöz alana enjekte edilerek üç işlevi birden görür. Cilt ve komşu dokuları uyuşturur, ısı yayılımını sınırlayarak sinir ve cilt yanıklarını önler ve mekanik basınç ile veni büzerek enerji uygulamasını daha verimli hale getirir. Ancak bu adım, hastaya iğneli infiltrasyon deneyimi yaşatır ve işlemin süresini uzatır.
VenaSeal işleminde termal enerji kullanılmadığı için çevre dokuları yalıtma ihtiyacı ortadan kalkar. Uygulama sırasında damarın iç yüzeyine bırakılan siyanoakrilat, çevre yumuşak dokuya ısı iletmez ve sinir uçlarını doğrudan uyarmaz. Bu nedenle sadece kateterin girdiği tek noktada, çoğunlukla diz altı seviyesinde küçük bir cilt anestezisi yeterli olur. Bu tek nokta anestezisi, iki üç mililitre lokal anesteziği geçmez.
Tümesan anesteziden kurtulmak, prosedürün toplam süresini yirmi ile kırk dakika arasına indirir. Aynı zamanda hastanın işlem sırasında yaşadığı iğne stresi de belirgin biçimde azalır. Yaşlı hasta grubunda, antikoagülan kullanan kişilerde ve iğne fobisi olan bireylerde bu avantaj klinik karar sürecinde belirleyici olabilir. Prosedür sonrası hastanın hemen ayağa kalkıp yürüyebilmesi de tümesan sıvının doku içinde birikmemesi sayesinde mümkün olur.
Hangi Varis Hastaları Yapıştırıcı Tedavisine Uygun Adaydır?
Uygun hasta seçimi, VenaSeal tedavisinden alınacak sonucun temel taşıdır. Öncelikle klinik değerlendirmede CEAP sınıflaması C2 ve üzeri kategorisinde bulunan, dokümante edilmiş safen ven reflüsü olan hastalar birinci sırada yer alır. Belirgin variköz paketler, akşam saatlerinde artan bacak ağırlığı, gece krampları, cilt renginde koyulaşma, egzama, deri sertleşmesi ve iyileşmeyen venöz ülserler bu kapsamdaki klinik tablolardır. Bunların hepsinde altta yatan reflüyü kapatmak birincil hedeftir.
Aktif çalışma hayatı olan, uzun süreli işten uzak kalamayan meslek gruplarında yapıştırıcı yöntem özellikle değerlidir. Öğretmen, sağlık çalışanı, mühendis, satış temsilcisi gibi ayakta uzun süre kalan bireyler işleme sabah gelip aynı gün öğleden sonra veya ertesi gün göreve dönebilir. Aspirin veya varfarin gibi antitrombotik ilaç kullanan yaşlı hastalarda ilaçları kesme zorunluluğu bulunmaması ek bir avantajdır.
Öte yandan gebeler, aktif derin ven trombozu olan hastalar, siyanoakrilat molekülüne bilinen alerjisi olanlar, aktif yüzeyel tromboflebit atağında bulunanlar ve ciddi kalp yetmezliği veya solunum yetmezliği yaşayanlar için bu yöntem uygun değildir. Ayrıca ven çapının aşırı geniş olduğu, belirgin trombüs artıklarının bulunduğu veya tortiyöze yani kıvrımlı bir seyre sahip venlerde teknik başarı düşebilir. Bu nedenle hasta seçimi mutlaka detaylı Doppler ultrason ve klinik muayene ile birlikte yapılmalıdır.
İşlem Öncesi Doppler Ultrason ile Hangi Ven Ölçümleri Değerlendirilir?
Doppler ultrason, endovenöz tedavinin planlamasında adeta yol haritası işlevi görür. Muayene her zaman ayakta pozisyonda başlar çünkü yerçekimi altında venler dolgunlaşır ve reflü akımı ortaya çıkar. İlk aşamada safenofemoral bileşke ve safenopopliteal bileşkedeki kapak fonksiyonu değerlendirilir. Yarım saniyeden uzun süren geri kaçış akımı patolojik kabul edilir ve tedavi endikasyonu koyulur.
Ölçümlerin ikinci basamağı ven çapıdır. Uyluk ortasında ve diz altında büyük safen ven çapı milimetre cinsinden dikkatle ölçülür. Küçük safen ven için popliteal bölge referans alınır. VenaSeal, çapı üç ile yirmi milimetre arasındaki venlerde başarıyla uygulanabilir. Aşırı geniş çaplı venlerde yapıştırıcının homojen dağılımı zorlaşabileceğinden bu ölçümler kritik önem taşır.
Ultrasonografi sırasında ayrıca trombüs varlığı, ven içi septasyon, çevre perforan ven yetmezlikleri ve derin ven sisteminin akış paterni de titizlikle incelenir. Perforan yetmezlikler ve dallanma paternleri, prosedür sonrası tamamlayıcı skleroterapi planlamasına yön verir. Tüm bu ölçümler kayıt altına alınır ve hastaya işlem öncesi anlaşılır bir dille aktarılır. Böylece hasta bacağında nelerin, hangi sırayla ve neden yapıldığını bilerek karar sürecine ortak olur.
Yapıştırıcı Uygulama Sonrası Varis Çorabı Kullanımı Gerekli midir?
Kompresyon çorabı, endovenöz tedaviler sonrası uzun yıllar rutin bir öneri olarak kalmıştır. Ancak VenaSeal sonrası bu konu literatürde farklı bir yerdedir. Yapıştırıcı hemen polimerize olarak veni içeriden kapattığı için, dışarıdan uygulanacak ek bir baskıya çoğu vakada gerek duyulmaz. Randomize çalışmalar, çorap kullanılan ve kullanılmayan gruplar arasında ağrı, ekimoz ve kapanma başarısı açısından anlamlı bir fark bulunmadığını göstermektedir.
Bu bulgu, özellikle sıcak yaz aylarında, obez hastalarda, cilt hassasiyeti yüksek bireylerde ve yaşlı hastalarda konforu ciddi biçimde artırır. Uzun süreli çorap kullanımının cilt tahrişi, giyme zorluğu ve psikososyal etkileri hesaba katıldığında bu esneklik önemli bir kazanımdır. Elbette bazı merkezler geleneksel yaklaşımı sürdürerek işlem sonrası bir hafta boyunca yirmi ile otuz mmHg basınçlı çorap önermektedir.
Klinik kararımızda belirleyici olan hastanın klinik evresi, ek işlem uygulanıp uygulanmadığı ve mesleki yaşam biçimidir. Aynı seansta köpük skleroterapi ile yardımcı damarlar tedavi edilmişse veya CEAP C4 ve üzeri ileri evre venöz yetmezlik söz konusuysa, kompresyon desteği hedefe yönelik biçimde birkaç günlüğüne önerilebilir. Sonuçta çorap kullanımı zorunlu bir kural değil, kişiye özel bir tercih halindedir.
İşlemden Sonra Günlük Aktivitelere ve Yürümeye Ne Zaman Dönülür?
VenaSeal işleminin en belirgin sosyal kazançlarından biri, iyileşme sürecinin son derece kısa olmasıdır. Hasta işlem masasından kalktığı andan itibaren ayaklarının üzerinde durabilir ve kısa mesafeli yürüyüşe başlayabilir. Bu erken hareketlilik, hem hastanın kendini iyi hissetmesine katkı sağlar hem de derin ven trombozu riskini fizyolojik yollarla düşürür. İşlem odasında geçirilen kısa gözlem süresinin ardından hastanın taburcu edilmesi genellikle mümkün olur.
İlk yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde ofis işi yapan hastalar bilgisayar başına dönebilir. Ağır kaldırma, uzun mesafe koşu, ağır fitness antrenmanı gibi yüksek şiddetli aktiviteler için bir hafta beklemek yeterlidir. Yüzme, sauna ve hamam gibi su içi aktiviteler için ise kateter giriş bölgesinin tamamen iyileşmesi adına on gün süre önerilir. Uzun uçak yolculukları ilk hafta içinde varsa bacak egzersizleri ve düzenli su tüketimi konusunda hasta ayrıntılı bilgilendirilir.
Cinsel yaşam, ağır ev işleri ve sürüş gibi rutin aktiviteler için özel bir kısıtlama gerekmez. Hastalar günlük hijyen için işlemden birkaç saat sonra bile duş alabilir. Tüm bu esneklik, tümesan ödemin olmaması, cilt kesisinin bulunmaması ve termal enerji hasarının yaşanmaması sayesinde mümkün olur. Sonuçta VenaSeal, modern hastanın hızlı temposuna uygun uyum sağlayan endovenöz yöntemlerden biridir.
Siyanoakrilat Yapıştırıcıya Karşı Alerjik Reaksiyon Gelişme Olasılığı Nedir?
Siyanoakrilat molekülü, tıp dünyasında yalnızca varis tedavisinde değil beyin damarı embolizasyonundan cilt yara kapatıcısına kadar geniş bir alanda kullanılan güvenli bir ajandır. Ciddi sistemik alerjik reaksiyon oranı literatürde binde birin altında bildirilmektedir. Yani anafilaksi ölçeğinde bir reaksiyon oldukça nadir bir olaydır. Bununla birlikte klinik olarak fark edilebilir bir grup lokal hipersensitivite reaksiyonu literatürde geniş yer bulur.
Bu reaksiyonların en sık gözlenen formu, yüzde on ile yirmi arasında değişen oranlarda karşımıza çıkan implant sonrası flebit benzeri inflamatuar yanıttır. İngilizce literatürde PIT yani post-implant thrombophlebitis kısaltmasıyla anılan bu durum, tedavi edilen ven boyunca cilt kızarıklığı, kaşıntı, hafif şişlik ve gerginlik ile kendini gösterir. Klinik olarak alerjiye benzese de aslında yapıştırıcıya karşı gelişen kontrollü bir inflamatuar yanıttır ve genellikle kendini sınırlar.
Bu tablo çoğu hastada bir ile iki haftada kendiliğinden geriler. Non-steroid antiinflamatuar ilaçlar, soğuk kompres ve gerekirse kısa süreli topikal kortikosteroid tedavisi rahatlık sağlar. Nadir görülen ciddi alerji öyküsü olan hastalar, akrilat içeren tırnak protezleri veya dental dolgular sonrası döküntü yaşamış bireyler ise işlem öncesi bu risk konusunda ayrıntılı bilgilendirilmelidir. Değerlendirmede şüphe kalıyorsa alerji uzmanı konsültasyonu alınabilir.
Yapıştırıcı ile Kapatılan Ven Zamanla Vücutta Nasıl Absorbe Edilir?
Siyanoakrilat polimeri, biyolojik olarak yavaş parçalanan bir yapıya sahiptir. Klasik hızlı çözünen sütür materyallerinin aksine, ven içindeki polimer zinciri yıllar boyunca yerinde kalır. Bu uzun ömürlü varlık, damarın yeniden açılma olasılığını azaltarak tedavinin dayanıklılığına katkı sağlar. Zaman içinde damar duvarı polimer etrafında fibrotik bir kılıf oluşturur ve venin görünümü kalın bir ip biçimine dönüşür.
Aylar içinde vücut, yabancı cisim reaksiyonuyla polimeri kapsüller. Makrofajlar ve dev hücreler polimer yüzeyinde yavaş yavaş biyokimyasal parçalanma başlatır. Ancak bu parçalanma sistemik dolaşıma sızacak ölçüde hızlı ve yaygın değildir. Böylece dolaşım sistemine anlamlı miktarda monomer geçişi olmaz ve organ toksisitesi riski gündeme gelmez.
Yıllar geçtikçe kapatılan ven fibrotik bir kordon halinde bacağın anatomisinde neredeyse görünmez hale gelir. Bazı hastalarda uzun süre elle hissedilebilen ince bir sertlik kalabilir. Bu bulgu klinik olarak zararlı değildir ve zamanla giderek yumuşar. Uzun dönem takiplerimizde, siyanoakrilat kalıntısına bağlı sistemik bir yan etki tespit etmemiş bulunmaktayız. Kullanılan malzeme miktarının küçük olması ve dokuya sıkıca yapışması, bu güvenlik profilinin altındaki temel gerekçelerdir.
Flebit ve Hiperpigmentasyon Gibi Yan Etkiler Bu Yöntemde Görülür mü?
Endovenöz tedaviler sonrası karşılaşılabilen iki temel yumuşak doku yan etkisi flebit ve hiperpigmentasyondur. VenaSeal sonrası flebit tablosu, çoğunlukla implant sonrası inflamatuar yanıt bağlamında değerlendirilir. Klasik enfektif tromboflebitten farklıdır ve kültür pozitifliği göstermez. Klinik olarak tedavi edilen ven trasesi boyunca kızarıklık, ısınma, hafif hassasiyet ve ciltte pürüzlü bir dokunma hissi görülür.
Bu tablo bir ile iki haftalık süreçte antiinflamatuar tedavi ve düzenli ambulasyon ile kaybolur. Nadiren daha uzun sürebilir ancak ciddi komplikasyona ilerlemez. Antibiyotik tedavisi rutin olarak endike değildir. Yalnızca enfektif komponent şüphesi varsa doku sıcaklığı ölçümleri ve laboratuvar testleri ile değerlendirme yapılır. Hastanın soğuk kompres uygulaması, tedavi edilen bacağı hafifçe yükseltmesi ve reçete edilen ilaçlara uyum göstermesi süreci hızlandırır.
Hiperpigmentasyon açısından VenaSeal, termal yöntemlere kıyasla belirgin avantaj sunar. Sklerozan ilaç ve termal enerji kaynaklı cilt renk değişikliği çoğunlukla köpük skleroterapi ile ilişkilidir. VenaSeal doğrudan cilt üzerine bir sklerozan bırakmadığı için ana safen traseinde hiperpigmentasyon nadirdir. Ek olarak uygulanan köpük skleroterapi sonrası oluşabilecek renk değişiklikleri ise aylar içinde kendiliğinden solmaya meyillidir. Bu renk değişikliği kalıcı bir kozmetik sorun oluşturmaz ve hasta bilgilendirmesinde ayrıca ele alınır.
Retiküler ve Yüzeyel Kılcal Varislere VenaSeal Uygulanabilir mi?
VenaSeal, endovenöz büyük çaplı kapatma sistemidir ve doğrudan hedefi safen sistemin ana venleridir. Retiküler venler ile kılcal varisler olarak bilinen telenjiektaziler ise cilt yüzeyine yakın seyreden, çapı bir milimetrenin altında olan ince damarlardır. Bu ince ağlara kateter yerleştirmek teknik olarak mümkün değildir ve hedef doku için uygun bir yaklaşım da sayılmaz. Yani kılcal varisler bu yöntemin ana endikasyonu değildir.
Bununla birlikte klinik gerçeklik şudur: ana safen yetmezliği bulunan bir hastada kılcal ağlar çoğunlukla üstteki reflünün bir sonucudur. Reflü sonlandırılmadan yapılan yüzeyel tedaviler hızla nüks etmeye meyillidir. VenaSeal ile ana venin reflüsü ortadan kaldırıldıktan sonra, yüzeyel kılcal ağlar için köpük skleroterapi veya transdermal lazer tedavisi çok daha kalıcı sonuç verir.
Bu iki aşamalı yaklaşım, hastaya hem fonksiyonel hem estetik bir kazanım sunar. Fonksiyonel açıdan bacak ağırlığı, akşam ödemi ve kramp benzeri şikayetler ortadan kalkarken, estetik açıdan cilt üzerindeki morumsu ve kırmızımsı çizgiler belirgin biçimde soluklaşır. Genel Cerrahi kliniklerde VenaSeal ile skleroterapi ve yüzeyel lazerin birleştirildiği kombine tedavi planları, tek başına yapılan yaklaşımlara göre hasta memnuniyetini anlamlı biçimde yükseltmektedir.
Yapıştırıcı ile Kapatılan Safen Ven Uzun Vadede Yeniden Açılabilir mi?
Endovenöz tedavilerin en önemli uzun dönem sorusu, kapatılan venin zamanla yeniden açılıp açılmayacağıdır. VenaSeal, bu konuda güçlü bir bilimsel arka plana sahiptir. VeClose isimli çok merkezli randomize kontrollü çalışma, VenaSeal ile radyofrekans ablasyonu doğrudan karşılaştırmıştır. Beş yıllık sonuçlar, kapanma başarısında iki yöntem arasında anlamlı bir fark bulunmadığını, kümülatif başarı oranının yüzde doksan ile yüzde doksan beş arasında seyrettiğini göstermiştir.
Rekanalizasyon yani venin kısmen yeniden açılması ihtimali, işlemin bilgisayarlı yapıştırıcı dağıtım protokolüne, kateter geri çekme hızına, uygulanan bolüs miktarına ve ven anatomisinin karmaşıklığına bağlıdır. Tortiyöze seyirli, aşırı geniş çaplı veya trombüs artığı içeren venlerde risk marjinal olarak yükselir. Buna karşın standart anatomiye sahip ve doğru teknikle uygulanan olguların ezici çoğunluğunda tam kapanma sağlanır.
Tekrar açılma durumunda ikinci girişim yapmak mümkündür. VenaSeal başarısızlığında hastaya yeniden VenaSeal uygulanabilir, radyofrekans ablasyon veya lazer ablasyona geçilebilir ya da köpük skleroterapi ile hedefe yönelik takviye tedavi planlanabilir. Bu geniş tedavi cephaneliği, hastanın uzun vadeli ihtiyaçlarına esnek bir yanıt vermemizi sağlar. Düzenli ultrasonografik takip, ilk yıl üç ile altı aylık aralıklarla, ardından yıllık kontroller ile sürdürülür.
VenaSeal Sonrası Derin Ven Trombozu Riski Diğer Yöntemlerle Nasıl Kıyaslanır?
Derin ven trombozu, tüm endovenöz tedavilerin ortak bir risk kalemidir. VenaSeal sonrası derin ven trombozu görülme oranı, literatürde binde beş ile yüzde bir arasında bildirilir. Bu oran, radyofrekans ablasyon ve endovenöz lazer ablasyon için bildirilen değerlere oldukça yakın olmakla birlikte istatistiksel olarak biraz daha düşük eğilimlidir. Erken mobilizasyon, çevre dokulara termal hasar bulunmaması ve tümesan sıvıya bağlı doku ödeminin yaşanmaması bu düşük riskin temel gerekçeleridir.
Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken bir başka klinik antite ise safen ven kapatma işlemlerine özgü olan EHIT yani endovenöz ısı kaynaklı trombüstür. Klasik olarak termal yöntemlerde tarif edilen EHIT, VenaSeal için siyanoakrilat kaynaklı trombüs uzantısı biçiminde adlandırılan farklı bir alt tanı ile karşımıza çıkar. Bu tabloda yapıştırıcı polimerinin bir kısmı safenofemoral bileşkeden derin sisteme doğru minimal uzanır. Çoğu olgu kendiliğinden gerileyerek klinik önem taşımaz, ancak nadir vakada antikoagülan tedavi gerekebilir.
Riski minimize etmek adına işlem sırasında kateter ucu safenofemoral bileşkeye beş santimetre distal konumlandırılır ve yapıştırıcı dağılımı ultrason rehberliğinde gerçek zamanlı izlenir. Erken ambulasyon, düzenli su tüketimi ve gerektiğinde profilaktik antitrombotik yaklaşım, riski ek olarak azaltır. İlk hafta içinde yapılacak Doppler ultrasonografi ile hem kapanma teyidi hem de trombüs uzantısı değerlendirmesi eşzamanlı olarak yapılır. Bu titiz takip protokolü, hastanın güvenliği konusunda kliniğin ödün vermediği bir standarttır.
Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesinin, kişisel değerlendirmenin ya da bireyselleştirilmiş tıbbi kararın yerine geçmez. Yapıştırıcı ile varis tedavisi başta olmak üzere tüm endovenöz yöntemlerin uygunluğu, hastanın klinik tablosuna, Doppler ultrason bulgularına, komorbiditelerine ve laboratuvar sonuçlarına göre değişkenlik gösterir. Bacaklarınızda ağrı, şişlik, kramp, renk değişikliği veya görünür damar bulgusu varsa mutlaka bir hekime başvurunuz.
Yapıştırıcı ile varis tedavisi konusunda deneyimli ekiple görüşmek, ayrıntılı Doppler ultrason değerlendirmesi yaptırmak ve size uygun tedavi seçeneklerini birebir konuşmak için Genel Cerrahi ilgili poliklinikten başvurabilirsiniz. Modern endovenöz cihaz altyapısı, deneyimli hekim kadrosu ve titiz takip protokolleri ile Genel Cerrahi kliniği olarak sağlıklı bacaklar için yanınızdayız.