Kronik ağrı, üç aydan uzun süren ve yaşam kalitesini belirgin biçimde bozan bir sorundur. Bel ağrısı nedeniyle sabah yataktan kalkmakta zorlanmak, boyun ağrısı yüzünden arkaya dönüp bakamamak, diz ağrısından merdiven çıkamamak yalnızca fiziksel bir kısıtlılık değildir; uyku düzenini, çalışma hayatını, sosyal ilişkileri ve ruhsal durumu da etkiler. Bu kişilerin çoğu ilaçlarla, fizik tedaviyle ve egzersizle bir süre idare eder; ancak bir bölümünde bu yöntemler yeterli olmaz. Ameliyat ise her ağrı için uygun ya da gerekli değildir.
Radyofrekans ablasyon, işte bu ara bölgede yer alan bir yöntemdir. Ağrıyı beyne taşıyan belirli sinir dallarının, radyo dalgası enerjisiyle üretilen ısı kullanılarak iletim yapamaz hale getirilmesi esasına dayanır. Cilde yalnızca ince bir iğnenin girdiği, kesi yapılmayan, dikiş atılmayan ve genellikle aynı gün eve dönülen bir uygulamadır. Hedef, ağrıyı ortaya çıkaran yapıyı ortadan kaldırmak değil, o yapıdan gelen ağrı sinyalinin iletimini kesmektir.
Bu yazıda radyofrekans ablasyonun nasıl çalıştığı, hangi ağrılarda kullanıldığı, kimlere uygulanabildiği, işlemin nasıl yapıldığı, etkisinin ne zaman başlayıp ne kadar sürdüğü, olası riskleri, iyileşme süreci ve ameliyatla ilişkisi ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.
Radyofrekans Ablasyon ile Ağrı Tedavisi Nedir ve Nasıl Etki Eder?
Radyofrekans ablasyon, ucu dışında tüm yüzeyi yalıtılmış özel bir iğnenin ağrı taşıyan sinirin yakınına yerleştirilmesi ve bu iğnenin ucundan yüksek frekanslı elektrik akımı geçirilmesi esasına dayanır. Akımın frekansı radyo dalgaları aralığındadır; buradan gelen isimle radyofrekans denir. Bu akım vücuttan geçerken, iğne ucunun çevresindeki dokuda bulunan iyonlar ve su molekülleri akımın yönüne göre hızla titreşmeye başlar. Bu moleküler hareket sürtünme yaratır, sürtünme ise ısı üretir.
Buradaki incelik şudur: ısıyı üreten iğnenin kendisi değil, dokunun kendisidir. İğne dışarıdan ısıtılmaz; doku kendi içinde ısınır ve iğneyi de ısıtır. Bu nedenle ısı çok dar bir alanda, iğne ucunun birkaç milimetre çevresinde yoğunlaşır. İğne ucundaki sıcaklık sürekli ölçülür ve cihaz, hedeflenen sıcaklığı korumak için akımı otomatik olarak ayarlar.
Klasik uygulamada hedef sıcaklık genellikle seksen derece civarındadır ve bu sıcaklık altmış ila doksan saniye sürdürülür. Bu sıcaklıkta sinir lifindeki proteinler yapısını kaybeder ve lif iletim yapamaz hale gelir. Oluşan hasarlı alan, iğnenin ucundan yaklaşık üç ila beş milimetre çapında, yassı bir bölgedir. İğnenin gövdesi yalıtılmış olduğu için hasar yalnızca uçtan yanlara doğru oluşur; iğnenin ucundan ileriye doğru çok az yayılır. Bu, iğnenin sinire dik değil, mümkün olduğunca paralel yerleştirilmesinin nedenidir.
Bu noktada önemli bir ayrım vardır: hedeflenen sinirler, kola veya bacağa hareket götüren sinirler değildir. Hedef, yalnızca eklem kapsülünden ve çevresindeki dokudan ağrı bilgisi taşıyan ince duyu dallarıdır. Bu dallar hareket işlevi taşımaz. Dolayısıyla işlem sonrası felç veya güç kaybı beklenmez. Ancak bu dalların bazıları küçük derin kaslara da dal verebildiği için, uzun vadede o bölgede hafif bir kas incelmesi görülebilir; bu genellikle işlev kaybına yol açmaz.
Bir de darbeli radyofrekans denilen bir uygulama vardır. Bu yöntemde akım kesintisiz değil, kısa darbeler halinde verilir ve darbeler arasındaki boşluklarda dokunun soğuması sağlanır. Böylece sıcaklık kırk iki derecenin altında tutulur ve sinir yapısal olarak hasar görmez. Etkinin, oluşan elektromanyetik alanın sinirdeki ağrı iletim mekanizmalarını değiştirmesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu yöntem, hareket işlevi de taşıyan sinirlerde, yani klasik yöntemin güvenli olmadığı bölgelerde tercih edilir.
Oluşan ısı alanının biçiminin bilinmesi, tekniği belirleyen en önemli bilgidir. Yalıtılmış iğnenin aktif ucu bir silindir gibidir ve ısı bu silindirin yan yüzeylerinden dışa doğru yayılır. Ucun ilerisine doğru yayılım ise çok sınırlıdır; yaklaşık bir milimetre kadardır. Bu nedenle iğne sinire dik olarak yerleştirilirse, sinirin yalnızca çok küçük bir bölümü ısıya maruz kalır ve işlem etkisiz kalabilir. İğne sinire paralel yerleştirildiğinde ise sinirin uzun bir bölümü ısı alanının içinde kalır ve etki belirgin biçimde artar.
Isının yayılımını etkileyen bir başka etken, çevredeki kan akımıdır. Büyük bir damar hedefin yakınındaysa, akan kan ısıyı sürekli taşıyarak bölgeyi soğutur ve oluşan alan beklenenden küçük kalır. Bu etki nedeniyle bazı uygulamalarda iğne ucunun içinden sıvı dolaştırılarak soğuk tutulduğu, böylece çevrede daha büyük bir ısı alanı oluşturulmasını sağlayan teknikler geliştirilmiştir. Bu yöntemde iğne ucu aşırı ısınıp yanmadığı için enerji daha derine iletilebilir ve daha geniş bir alan hedeflenebilir; özellikle sakroiliak eklem gibi geniş bir alandan beslenen yapılarda tercih edilir.
Radyofrekans Ablasyon Hangi Kronik Ağrılarda Uygulanır?
En yerleşik kullanım alanı, omurgadaki küçük eklemlerden kaynaklanan ağrılardır. Omurga, üst üste dizilmiş omurlardan oluşur ve her iki omur arasında önde bir disk, arkada ise faset eklemi adı verilen iki küçük eklem bulunur. Bu eklemler yaşla birlikte aşınır ve iltihaplanır. Faset kaynaklı bel ağrısı tipik olarak belde, kalçalarda ve uyluğun arka yüzünde hissedilir; dizin altına inmez. Geriye doğru eğilmekle, uzun süre ayakta durmakla ve yataktan doğrulmakla artar. Boyunda ise ağrı ense, omuz üstü ve kürek kemiği bölgesine yayılır, başı çevirmekle şiddetlenir ve sıklıkla baş ağrısına eşlik eder.
Kalça ile omurga arasındaki eklem olan sakroiliak eklem de sık bir kaynaktır. Bu eklemden kaynaklanan ağrı belin alt kısmında, kalçanın yan tarafında ve kasığa doğru hissedilir; ayağa kalkarken, merdiven çıkarken ve tek ayak üzerinde dururken artar. Doğum sonrası dönemde ve uzun süre asimetrik oturanlarda daha sık görülür.
- Faset eklemi kaynaklı kronik bel ve boyun ağrısı
- Sakroiliak eklem ağrısı
- İleri diz kireçlenmesinde eklem çevresi duyu sinirlerinin hedeflenmesi
- Kalça ekleminden kaynaklanan kronik ağrı
- Omuz ekleminin ön ve üst bölgesinden kaynaklanan ağrılar
- Bel ve boyun fıtığına bağlı sinir kökü ağrılarında darbeli yöntem
- Ameliyat sonrası devam eden kesi yeri ağrıları
- Yüz bölgesindeki şiddetli sinir ağrıları
- Kaburgalar arası sinir ağrıları ve zona sonrası ağrı
- Bazı kanser kaynaklı ağrılarda karın içindeki sinir ağlarının hedeflenmesi
Son yıllarda diz kireçlenmesinde de yaygınlaşmıştır. Diz eklemi çevresinde, eklem kapsülünden ağrı taşıyan üç ana duyu dalı bulunur. Bu dallar hedeflenerek ağrı azaltılır. Bu uygulama özellikle ileri kireçlenmesi olan ancak protez ameliyatı için uygun olmayan, ameliyatı ertelemek isteyen veya protez sonrası ağrısı süren kişilerde kullanılır. Benzer bir mantık kalça ve omuz eklemleri için de geçerlidir.
Sinir kökü kaynaklı ağrılarda, örneğin bel fıtığına bağlı bacağa yayılan ağrıda darbeli yöntem tercih edilir. Buradaki sinir kökü hem duyu hem hareket taşıdığı için ısıyla tahrip edilmesi uygun değildir; darbeli yöntem yapısal hasar oluşturmadan ağrı iletimini düzenler.
Yüz bölgesindeki şiddetli sinir ağrısında, yüzün duyusunu taşıyan büyük sinirin kafa tabanındaki düğümü hedeflenebilir. Kaburgalar arası sinirlerin ağrısında ve zona sonrası kalıcı ağrıda, ameliyat kesisi hattında süren ağrılarda da kullanılır. Kanser kaynaklı bazı ağrılarda, örneğin pankreas kanserinde karın arkasındaki sinir ağı hedeflenerek ağrı kesici gereksinimi azaltılabilir.
Bu geniş kullanım listesine rağmen, her uygulamanın kanıt düzeyi aynı değildir. Bel ve boyun faset eklemleri ile sakroiliak eklem uygulamaları en çok araştırılmış ve en yerleşmiş olanlarıdır; bu bölgelerde tanısal blokla doğrulanmış hastalarda beklenen fayda görece öngörülebilir. Diz uygulamaları son yıllarda hızla yaygınlaşmış ve olumlu sonuçlar bildirilmiştir. Buna karşılık bazı bölgelerdeki uygulamalar daha sınırlı deneyime dayanır ve beklenti buna göre kurulmalıdır.
Bir başka önemli nokta, ablasyonun ancak ağrı kaynağı eklem kapsülü ve çevresindeki duyu dallarıyken anlamlı olmasıdır. Diskin kendisinden kaynaklanan ağrı, kas kaynaklı ağrı veya yaygın vücut ağrısı sendromu gibi tablolarda bu yöntem beklenen faydayı vermez; çünkü hedeflenecek tekil bir duyu dalı yoktur. Aynı şekilde ağrının belirgin biçimde ruhsal etkenlerle sürdüğü, iş kaybı veya tazminat süreciyle ilişkilendiği durumlarda sonuçların daha kötü olduğu bilinmektedir. Bu, kişinin ağrısının gerçek olmadığı anlamına gelmez; yalnızca tek bir sinire yönelik bir girişimin bu tabloyu çözmeyeceğini gösterir.
Bu Yöntem Kimlere Uygundur, Kimlere Uygulanamaz?
Radyofrekans ablasyon, herkese ilk basamakta önerilen bir uygulama değildir. Uygunluk için birkaç koşulun bir arada bulunması beklenir. Birincisi, ağrının süreklilik kazanmış olmasıdır; genellikle en az üç ay, çoğu zaman altı ay süren ağrı aranır. İkincisi, daha basit yöntemlerin denenmiş ve yetersiz kalmış olmasıdır. İlaç tedavisi, fizik tedavi, egzersiz programı ve gerekirse eklem içi enjeksiyonlar bu basamakları oluşturur. Üçüncüsü, ağrının kaynağının makul biçimde belirlenmiş olmasıdır.
Bu son madde en kritik olanıdır. Bel ağrısının pek çok kaynağı vardır: disk, faset eklemi, sakroiliak eklem, kaslar, bağlar, sinir kökleri. Hedeflenen sinir yanlışsa işlem işe yaramaz. Bu nedenle çoğu durumda önce tanı bloğu uygulanır. Tanı bloğunda, hedeflenen sinir dalının yanına küçük miktarda lokal anestezi maddesi enjekte edilir ve kişiden birkaç saat boyunca ağrısını izlemesi istenir. Ağrının belirgin biçimde azalması, o sinirin gerçekten ağrı taşıdığını gösterir. Genel kabul, ağrının en az yarı yarıya azalmasıdır; bazı merkezler daha yüksek bir eşik arar. Pek çok merkez bu bloğu iki kez, farklı sürelerde etkiyen ilaçlarla tekrarlar; çünkü tek bir olumlu yanıt telkin etkisiyle de olabilir. İki blokta da olumlu yanıt alınması, ablasyonun başarı şansını belirgin biçimde artırır.
- Uygun olanlar: en az 3-6 aydır süren, kaynağı belirlenmiş, tanı bloğuna olumlu yanıt veren ağrılar
- Uygun olanlar: ilaç, fizik tedavi ve egzersizle yeterli fayda görmeyen kişiler
- Uygulanamayacak durumlar: girişim bölgesinde aktif enfeksiyon veya yaygın enfeksiyon tablosu
- Uygulanamayacak durumlar: kontrol altına alınmamış pıhtılaşma bozukluğu, kesilemeyen kan sulandırıcı
- Uygulanamayacak durumlar: gebelik (röntgen ışını nedeniyle)
- Uygulanamayacak durumlar: hastanın iş birliği yapamaması veya işlemi kabul etmemesi
- Dikkat gerektirenler: kalp pili veya kalp içi cihaz taşıyanlar
- Dikkat gerektirenler: ilerlemiş sinir basısı, kontrolsüz şeker hastalığı, ağır ruhsal tablo
Uygulanamayacak durumlar bellidir. Girişim bölgesinde aktif enfeksiyon varsa veya kanda yaygın bir enfeksiyon tablosu bulunuyorsa iğne enfeksiyonu derin dokulara taşıyabilir. Kontrol altına alınamayan pıhtılaşma bozukluğu veya güvenli biçimde kesilemeyen kan sulandırıcı kullanımı, kanama riski nedeniyle engeldir. Gebelik döneminde işlem, röntgen ışını kullanıldığı için ertelenir. Hastanın iş birliği yapamaması, örneğin ileri bilinç bulanıklığı, işlemi güvensiz kılar.
Kalp pili veya kalp içi defibrilatör taşıyan kişilerde radyofrekans akımı cihazı etkileyebilir. Bu, mutlak engel değildir ama önceden planlama, cihazın program ayarının değiştirilmesi ve işlem sırasında yakın izlem gerektirir. Ayrıca kalıcı ve ilerleyici sinir basısı bulguları varsa, örneğin bacakta güç kaybı veya idrar sorunu gelişmişse, öncelik ablasyon değil bu durumun kendisinin çözülmesidir. Kontrolsüz şeker hastalığı hem enfeksiyon riskini artırır hem de kullanılan kortizonun kan şekerini yükseltmesi nedeniyle dikkat gerektirir. Ağır depresyon, yaygın vücut ağrısı sendromu veya ağrının belirgin biçimde ruhsal etkenlerle sürdüğü durumlarda beklenen fayda düşüktür; bu kişilerde önce bütüncül bir yaklaşım gerekir.
Kan sulandırıcı kullanan kişilerde plan önceden yapılır. Bazı ilaçların işlemden birkaç gün önce kesilmesi, bazılarının ise devam edebilmesi söz konusudur. Bu karar, ilacın türüne ve o ilacın neden kullanıldığına bağlıdır; örneğin kalp kapağı protezi veya yakın zamanda konulmuş damar stenti bulunan bir kişide ilacı kesmenin riski, işlemi ertelemenin riskinden büyük olabilir. Bu nedenle kan sulandırıcıyı kendi başınıza kesmeyin; bu karar mutlaka ilacı yazan hekimle birlikte verilmelidir.
Tanısal blok aşamasının atlanması, bu yöntemdeki en sık hatadır. Blok yapmadan doğrudan ablasyona geçildiğinde başarı oranı belirgin biçimde düşer, çünkü hedeflenen sinirin gerçekten ağrı taşıyıp taşımadığı bilinmemektedir. Blok, yalnızca bir formalite değil, işlemin isabetini belirleyen adımdır. Bu nedenle blok sonrası tutulan ağrı günlüğünün özenle doldurulması, kişinin kendi tedavisine yapabileceği en değerli katkıdır. Günlükte yalnızca ağrı puanı değil, o saatte ne yaptığınız ve normalde ağrıyı artıran hareketleri deneyip denemediğiniz de yer almalıdır.
Radyofrekans Ablasyon İşlemi Nasıl Yapılır ve Ne Kadar Sürer?
İşlem, girişim odasında ve görüntüleme cihazı eşliğinde yapılır. Kişi işlem masasına, hedef bölgeye göre pozisyon alacak biçimde yatırılır. Bel için genellikle yüzüstü, karnın altına bir yastık konularak belin düzleştirildiği bir pozisyon tercih edilir. Boyun için yüzüstü veya yan yatış kullanılabilir. Diz uygulamasında sırtüstü yatılır ve dizin altına destek konur. Damar yolu açılır, monitör bağlanır ve yaşamsal bulgular izlenmeye başlar.
Bölge antiseptikle temizlenir ve steril örtüyle kapatılır. Ardından görüntüleme cihazı ile hedef yapı belirlenir. En sık kullanılan yöntem, canlı röntgen görüntüsü veren skopi cihazıdır. Cihaz uygun açıya getirilerek hedef kemik işareti net görünür hale getirilir. Diz ve omuz gibi bölgelerde ultrason da kullanılabilir; ultrasonun avantajı ışın içermemesi ve damar yapılarını gerçek zamanlı göstermesidir.
Cilde ve iğnenin geçeceği hat boyunca lokal anestezi uygulanır. Bu enjeksiyon birkaç saniye yanma yaratır. Sonrasında özel radyofrekans iğnesi görüntü eşliğinde adım adım ilerletilir. İğne hedefe ulaştığında, ucu doğru yerde mi diye iki düzlemde görüntü alınır. İğnenin sinire mümkün olduğunca paralel yerleştirilmesine özen gösterilir, çünkü oluşan ısı alanı iğnenin yan yüzeyinde en geniştir.
Yakma işleminden önce iki güvenlik testi yapılır. Birincisi duyu testidir: iğneden düşük frekanslı, düşük şiddette akım verilir. Kişi bu sırada ağrısının olduğu bölgede karıncalanma veya basınç hissi tarif ederse, iğnenin doğru sinire yakın olduğu anlaşılır. İkincisi hareket testidir: farklı bir frekansta akım verilir ve o bölgedeki kaslarda seğirme olup olmadığına bakılır. Sırt kaslarında hafif seğirme beklenir ve kabul edilebilir; ancak bacakta veya kolda seğirme görülürse, bu iğnenin harekete de komuta eden bir sinire çok yakın olduğunu gösterir ve iğne yeniden konumlandırılır.
Testler tamamlandığında iğneden az miktarda lokal anestezi verilir; bu, yakma sırasındaki ağrıyı önemli ölçüde azaltır. Ardından cihaz çalıştırılır ve hedef sıcaklık altmış ila doksan saniye boyunca sürdürülür. Bu süre boyunca kişi bölgede sıcaklık veya derin bir basınç hissi tarif edebilir. Genellikle birden fazla noktaya uygulama yapılır; her eklem iki ayrı sinir dalından beslendiği için tek düzey için bile iki nokta hedeflenir. İşlem sonunda iğneler çekilir, bölgeye küçük bir bant yapıştırılır. Dikiş atılmaz.
Toplam süre hedeflenen nokta sayısına göre değişir. Tek taraflı ve tek düzey bir uygulama yirmi-otuz dakika sürerken, çift taraflı ve çok düzeyli uygulamalarda süre bir saati aşabilir. Kişi işlem sonrası gözlem alanında yarım saat ile bir saat izlenir ve genellikle aynı gün evine döner.
İşlem sırasında hedeflenen nokta sayısı çoğu kişinin beklediğinden fazladır. Her faset eklemi iki ayrı daldan beslendiği için, tek bir eklem düzeyini hedeflemek bile iki nokta gerektirir. İki düzey ve iki taraf hedefleniyorsa nokta sayısı altıya çıkabilir. Ayrıca bazı merkezler, oluşturulan ısı alanını genişletmek için aynı sinir üzerinde birbirine komşu iki noktada uygulama yapar. Bu, işlemin neden beklenenden uzun sürebildiğini açıklar.
İşlem sonrası kayıt tutulması da sürecin bir parçasıdır. Hangi noktalara, hangi sıcaklıkta ve ne kadar süre uygulama yapıldığı, testlerde alınan yanıtlar ve kullanılan ilaçlar kaydedilir. Bu bilgi, ilerde ağrı geri döndüğünde ve işlemin tekrarlanması gündeme geldiğinde değer taşır; aynı noktaların aynı biçimde hedeflenmesini sağlar. İşlem çıkışında size uygulama yapılan bölgeler ve beklenen süreç hakkında bilgi verilir; bu bilgiyi saklamak, sonraki değerlendirmelerde işe yarar.
İşlem Sırasında Ağrı Hisseder miyim, Anestezi Verilir mi?
Radyofrekans ablasyon genellikle lokal anestezi altında, kişi uyanıkken yapılır. Bunun sağlam bir gerekçesi vardır: işlemin güvenliği hastanın geri bildirimine dayanır. Duyu testi sırasında karıncalanmanın nerede hissedildiğini söyleyebilmek, hareket testi sırasında kolda veya bacakta seğirme olup olmadığını fark edebilmek, iğne beklenmedik bir yere yaklaştığında keskin bir ağrı hissederek uyarabilmek işlemin güvenlik ağını oluşturur. Kişi tümüyle uyutulursa bu geri bildirim kaybolur.
Bu nedenle çoğu merkezde uyanık veya çok hafif sedasyon altında çalışılır. Hafif sedasyon, kişinin kaygısını azaltır ve gevşemesini sağlar ama sorulara yanıt verme yetisini korur. Aşırı sedasyon ise güvenlik testlerini işe yaramaz hale getireceği için istenmez. Yoğun kaygısı olan kişilerde bu denge özellikle önemlidir ve işlem öncesinde ekiple konuşularak planlanır.
İşlem sırasında hissedilenler adım adım şöyledir. İlk his, lokal anestezi iğnesinin batışı ve ilacın verilmesi sırasındaki yanmadır; birkaç saniye sürer ve arı sokmasına benzetilir. Sonrasında cilt uyuşur. Radyofrekans iğnesi ilerletilirken derin bir itilme ve basınç hissi olabilir. İğne kemiğe değdiğinde sert bir temas hissedilebilir. Bunlar rahatsız edici olabilir ama şiddetli ağrı beklenmez.
Duyu testi sırasında hissedilen karıncalanma, işlemin en tanımlayıcı anıdır. Kişiler bunu genellikle tam ağrıyan yerde bir titreşim veya içeriden gelen bir uğultu olarak tarif eder. Bu his rahatsız edici değildir ve birkaç saniye sürer. Hareket testi sırasında sırt kaslarında hafif bir seğirme hissedilebilir.
Yakma aşamasında, öncesinde lokal anestezi verildiği için genellikle ağrı hissedilmez. Bazı kişiler bölgede yayılan bir sıcaklık, derin bir baskı veya hafif bir yanma tarif eder. Bu duyum altmış-doksan saniye sürer ve tolere edilebilir düzeydedir. Rahatsızlık artarsa ekibe söylemek gerekir; ek lokal anestezi verilebilir veya kısa bir ara verilebilir.
İşlem sonrasında ilk günlerde bölgede ağrı olması beklenen bir durumdur. Bu ağrı, hem iğnenin geçtiği dokulardaki tahrişten hem de ısıyla oluşturulan alanın çevresindeki geçici iltihabi tepkiden kaynaklanır. Genellikle mevcut ağrıdan farklı nitelikte, künt ve yüzeyel bir ağrıdır. Birkaç gün ile birkaç hafta sürebilir ve soğuk uygulama ile basit ağrı kesicilerle yönetilir.
Hasta olarak işlem sırasında yapabileceğiniz en değerli şey, hissettiklerinizi olabildiğince net tarif etmektir. Duyu testi sırasında karıncalanmayı nerede hissettiğiniz kritik bilgidir; belde mi, kalçada mı, bacağa doğru mu yayılıyor sorusunun yanıtı iğne konumunu belirler. Ayrıca hissin tanıdık gelip gelmediği önemlidir; işte bu benim ağrım demek, hedefin doğru olduğunu gösteren en değerli işarettir.
Aynı şekilde, olmaması gereken bir his oluşursa bunu hemen söylemek gerekir. Bacağa veya kola doğru vuran keskin, elektrik çarpması gibi bir ağrı, iğnenin harekete komuta eden bir sinire çok yaklaştığını gösterir ve derhal bildirilmelidir. Bu bildirim, iğnenin yeniden konumlandırılmasını sağlar ve olası bir sorunu daha oluşmadan önler. İşlem öncesinde bu tür hisleri nasıl ayırt edeceğinizin anlatılması ve size çekinmeden konuşmanız gerektiğinin söylenmesi, güvenlik zincirinin bir halkasıdır. İşlem sırasında konuşmak süreci aksatmaz; aksine sürecin doğru yürümesini sağlar.
Radyofrekans Ablasyonun Ağrıyı Azaltıcı Etkisi Ne Zaman Başlar?
Bu konudaki en yaygın yanlış beklenti, işlem çıkışında ağrının kaybolacağı düşüncesidir. Gerçekte süreç üç aşamalıdır ve bu aşamaları bilmek gereksiz hayal kırıklığını önler.
Birinci aşama, işlemin hemen ardındaki birkaç saattir. Bu dönemde ağrı belirgin biçimde azalır veya tümüyle kaybolur. Ancak bu rahatlama radyofrekansın etkisi değildir; işlem sırasında verilen lokal anestezi maddesinin etkisidir. Bu ilaç kanda emildikçe etkisi geçer ve birkaç saat içinde ağrı geri döner. Bu geri dönüş, işlemin başarısız olduğu anlamına gelmez.
İkinci aşama, ilk günlerden başlayarak birkaç hafta sürebilen ara dönemdir. Bu dönemde ağrı işlem öncesindeki düzeyine dönebilir, hatta bir süre için biraz daha fazla olabilir. Bu artışın nedeni işlem sonrası oluşan geçici iltihabi tepkidir. Sinir tahrişi benzeri tablo denilen bu durumda bölgede yanma, hassasiyet ve zaman zaman elektriklenme hissi olabilir. Bu tablo istenmeyen ama beklenen bir yan etkidir ve genellikle iki ila altı hafta içinde kendiliğinden geçer. Bu dönem, hastaların en çok kaygılandığı ve işe yaramadı diye düşündüğü aşamadır; oysa henüz asıl etki başlamamıştır.
Üçüncü aşama, gerçek etkinin ortaya çıktığı dönemdir. Isıyla iletim yapamaz hale gelen sinir lifinin ağrı sinyalini taşımayı bırakması ve bunun beyin düzeyinde yerleşmesi zaman alır. Kalıcı rahatlama genellikle ikinci hafta ile altıncı hafta arasında belirginleşir. Pek çok kişide üçüncü ve dördüncü haftalar dönüm noktasıdır. Tam etkinin değerlendirilmesi için altı ila sekiz hafta beklenmesi önerilir; bu süre dolmadan işlemin başarılı olup olmadığına karar vermek doğru değildir.
Etki başladığında kişilerin tarif ettiği şey genellikle ağrının tümüyle yok olması değil, belirgin biçimde azalmasıdır. Sabahları daha kolay kalkmak, daha uzun süre ayakta durabilmek, daha rahat uyumak, ağrı kesici ihtiyacının azalması gibi işlevsel iyileşmeler gözlenir. Başarı ölçütü olarak genellikle ağrının en az yarı yarıya azalması kabul edilir. Beklenti bu çerçevede kurulmalıdır; ağrının sıfırlanmasını beklemek gerçekçi değildir.
Bu üç aşamalı seyri bilmemek, hastaların işlemi erken terk etmesine yol açar. İkinci haftada ağrısı artmış bir kişi, işlemin işe yaramadığını düşünerek umudunu kesebilir; oysa o dönem geçici tahriş dönemidir ve asıl etkinin öncesindedir. Bu nedenle işlem öncesinde bu aşamaların anlatılması, tedavinin başarısı kadar önemlidir. Beklentinin doğru kurulması, gereksiz kaygıyı ve erken vazgeçmeyi önler.
Ara dönemde yapılabilecekler vardır. Soğuk uygulama, basit ağrı kesiciler ve bölgeyi zorlamamak bu dönemi kolaylaştırır. Sıcak uygulamadan kaçınılır. Hafif yürüyüşler sürdürülür ama zorlayıcı hareketlerden kaçınılır. Bu dönemde ağrının niteliğini not etmek de faydalıdır; işlem öncesindeki ağrıyla aynı mı, yoksa yüzeyel ve yanıcı, farklı bir ağrı mı? İkincisi genellikle geçici tahriş tablosunu işaret eder ve geçicidir. Altı hafta dolmadan başarı değerlendirmesi yapılmamalıdır.
Bu Tedavinin Etkisi Ne Kadar Süre Devam Eder?
Radyofrekans ablasyonun etkisi kalıcı değildir ve bu, yöntemin doğasından kaynaklanır. Isıyla iletim yapamaz hale getirilen sinir lifi tümüyle yok olmaz; koruyucu kılıfı büyük ölçüde korunur. Sinir lifleri, kılıf sağlamsa yeniden uzama yeteneğine sahiptir. Zamanla lif bu kılıfın içinden yeniden büyür, hedef bölgeye ulaşır ve iletim yeteneğini geri kazanır. Ağrının geri dönmesinin nedeni budur.
Bu yeniden uzama süreci sinirin türüne, kalınlığına ve kişisel özelliklere göre değişir. Genel olarak bel ve boyun faset sinirlerinde etki süresi altı ay ile iki yıl arasında değişir; ortalama dokuz ay ile bir yıl civarındadır. Bazı kişilerde bu süre iki yılı aşabilirken, bazılarında altı ayda ağrı geri dönebilir. Sakroiliak eklem uygulamalarında süre benzerdir. Diz uygulamalarında bildirilen süreler genellikle altı ay ile bir yıl arasındadır.
- Bel ve boyun faset sinirleri: ortalama 9-12 ay; 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir
- Sakroiliak eklem: benzer aralık
- Diz eklemi duyu dalları: genellikle 6-12 ay
- Darbeli yöntem uygulamaları: genellikle daha kısa, birkaç ay
Süreyi etkileyen etkenler vardır. İğnenin sinire ne kadar paralel yerleştirildiği, oluşturulan ısı alanının boyutu, yakma süresi ve sıcaklığı doğrudan belirleyicidir. Sinirin kalın kısmına daha geniş bir hasar oluşturulmuşsa yeniden uzama daha uzun sürer. Kişisel doku onarım hızı da rol oynar. Ayrıca eklemdeki aşınmanın ilerlemesi, kilo artışı, hareketsizlik, kas zayıflığı ve devam eden zorlayıcı yaşam alışkanlıkları ağrının daha erken geri dönmesine katkıda bulunur.
Bu nedenle ablasyonu tek başına bir çözüm olarak görmemek gerekir. uygun sonuçlar, ağrının azaldığı dönemin verimli kullanıldığı durumlarda alınır. Ağrı azaldığında kişi daha rahat hareket edebilir; bu dönemde düzenli egzersize başlamak, gövde kaslarını güçlendirmek, kilo vermek ve duruş alışkanlıklarını düzeltmek ağrının geri dönüşünü geciktirir. Ablasyon, bu çalışmayı yapabilmek için gereken pencereyi açan bir araçtır. Bu pencere kullanılmazsa ağrı daha erken ve daha şiddetli geri dönebilir.
Etki süresinin kişiden kişiye bu kadar değişmesi, hasta açısından kafa karıştırıcı olabilir. Ancak altta yatan mekanizma düşünüldüğünde anlaşılırdır: sinirin yeniden uzaması biyolojik bir süreçtir ve her insanın doku onarım hızı farklıdır. Genç bir kişide bu süreç daha hızlı, ileri yaşta daha yavaş olabilir. Aynı şekilde oluşturulan hasar alanının büyüklüğü ve sinirin ne kadar uzun bir bölümünün etkilendiği de belirleyicidir.
Bu nedenle etki süresi için verilen sayılar birer beklenti aralığıdır, bir söz değildir. Kişinin kendi süresi ancak yaşayarak öğrenilir. İlk uygulamadan alınan süre, sonraki uygulamalar için uygun tahmin kaynağıdır. Bir kişi ilk ablasyondan on ay fayda gördü ise, ikincisinden de benzer bir süre beklemek makuldür. Bu bilgi, tekrar zamanlamasını planlamayı kolaylaştırır; ağrı tamamen geri dönmeden, ilk belirtiler başladığında değerlendirmeye gitmek daha iyi bir yaklaşımdır.
Radyofrekans Ablasyonun Riskleri ve Yan Etkileri Nelerdir?
Radyofrekans ablasyon, deneyimli ellerde ve görüntüleme eşliğinde yapıldığında güvenli kabul edilen bir uygulamadır. Ciddi sorunlar seyrektir. Yine de bilinmesi gereken yan etkiler vardır.
En sık görülen yan etki, işlem sonrası bölgesel ağrıdır. Neredeyse her kişide bir miktar görülür. İğnenin geçtiği kas ve bağ dokusundaki tahriş, bölgede birkaç gün süren künt bir ağrı ve tutukluk yaratır. Bu ağrı genellikle bir hafta içinde geriler ve soğuk uygulama ile basit ağrı kesicilere yanıt verir.
İkinci sıklıkta görülen, daha önce bahsedilen geçici sinir tahrişi tablosudur. Ablasyon yapılan sinirin dağılım alanında yanma, elektriklenme, hassasiyet veya artmış duyarlılık şeklinde ortaya çıkar. İki ila altı hafta sürebilir ve genellikle kendiliğinden geçer. Bu tablo istenmez ama beklenen bir yan etkidir.
- İşlem bölgesinde birkaç gün süren ağrı, tutukluk ve hassasiyet
- Geçici sinir tahrişine bağlı yanma ve elektriklenme (2-6 hafta)
- Ablasyon yapılan alanda geçici uyuşma veya his azalması
- Cilt altında morarma ve küçük kanama
- Enfeksiyon (nadir)
- Hedef dışı sinir hasarı ve buna bağlı güç kaybı (çok nadir)
- Bel bölgesinde derin kaslarda uzun vadede hafif incelme
- Kortizon kullanılırsa kan şekeri yükselmesi, yüzde kızarma, geçici uykusuzluk
- Röntgen ışınına maruziyet
- Boyun bölgesinde uygulandığında geçici baş dönmesi veya dengesizlik
Ablasyon yapılan sinirin duyu taşıdığı cilt alanında geçici uyuşma veya his azalması olabilir. Bu genellikle küçük bir alanı kapsar ve haftalar içinde düzelir. Cilt altı morarma, iğnenin küçük bir damara değmesiyle oluşabilir; kendiliğinden geriler.
Enfeksiyon nadir ama ciddi olabilecek bir sorundur. Steril teknikle yapıldığında olasılığı çok düşüktür. Giriş yerinde artan kızarıklık, ısı, akıntı veya ateş gelişirse başvurulmalıdır.
En korkulan sorun, hedef dışı bir sinire hasar verilmesidir. Bu, hareket testinin yapılmasının ve görüntüleme kullanılmasının başlıca nedenidir. Doğru teknikle olasılığı çok düşüktür ancak sıfır değildir. Böyle bir durumda ilgili alanda güç kaybı, uyuşma veya kalıcı ağrı gelişebilir. Boyun bölgesinde uygulanan işlemlerden sonra bazı kişilerde geçici baş dönmesi veya dengesizlik hissi bildirilmiştir; genellikle günler içinde geçer.
Kortizon kullanılan uygulamalarda şeker hastalarında kan şekeri birkaç gün yükselebilir; yüzde kızarma, sıcak basması ve geçici uykusuzluk görülebilir. Ayrıca skopi kullanıldığı için düşük düzeyde röntgen ışınına maruz kalınır; bu maruziyet uygulamanın süresine bağlıdır ve gebelikte işlemin ertelenmesinin nedenidir.
Geçici sinir tahrişi tablosunun neden oluştuğu tam olarak bilinmemekle birlikte, ısıyla hasarlanan sinir lifinin çevresindeki iltihabi tepkinin ve onarım sürecinin bir yansıması olduğu düşünülmektedir. Bu tablo kişinin işlemi başarısız saymasına yol açan en yaygın nedendir; oysa geçicidir ve çoğu kişi bu dönemi aştıktan sonra belirgin fayda görür. Bazı merkezler bu tabloyu azaltmak için işlem sırasında az miktarda kortizon eklemeyi tercih eder.
Bel bölgesinde ablasyon yapılan sinirlerin bir bölümü, omurgayı destekleyen derin kaslara da ince dallar verir. Bu nedenle tekrarlanan uygulamalardan sonra o bölgedeki derin kaslarda hafif bir incelme görülebileceği bildirilmiştir. Bu bulgunun günlük yaşamda işlev kaybına yol açtığına dair güçlü bir kanıt yoktur; ancak gövde kaslarını güçlendiren düzenli bir egzersiz programının neden önemli olduğunu açıklar. İşlem sonrası egzersiz, yalnızca ağrıyı azaltmak için değil, kas kütlesini korumak için de gereklidir.
İşlem Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır ve Ne Zaman İşe Dönebilirim?
İşlem bittikten sonra kişi gözlem alanına alınır ve genellikle otuz dakika ile bir saat izlenir. Bu sürede yaşamsal bulgular kontrol edilir, bacaklarda güç kaybı olup olmadığı değerlendirilir ve kişinin rahatça yürüyebildiği görülür. Sorun yoksa aynı gün taburcu edilir. Sedasyon uygulandıysa yanında bir yakınının bulunması ve o gün araç kullanılmaması gerekir.
İlk yirmi dört saat en dikkatli dönemdir. Bu sürede işlem bölgesine soğuk uygulama önerilir; buz veya soğuk jel pedin bir bezle sarılarak on beş-yirmi dakika uygulanması, ara verilmesi ve gün içinde birkaç kez tekrarlanması hem şişliği hem de ağrıyı azaltır. Doğrudan cilde buz konulmamalıdır. İlk günlerde sıcak uygulama, sıcak duş, hamam ve sauna önerilmez; bunlar iltihabi tepkiyi artırabilir.
- İlk 24 saat: dinlenme, soğuk uygulama, bölgeyi zorlamama
- İlk 24 saat pansumanı kuru tutun; sonrasında duş alabilirsiniz
- İlk 3-5 gün ağır kaldırmayın, eğilip doğrulmayı sınırlayın
- İlk 1-2 hafta sıcak duş, hamam, sauna ve masajdan kaçının
- Yürüyüş ilk günden itibaren teşvik edilir; yatak istirahati önerilmez
- Egzersiz ve fizik tedavi genellikle 1-2 hafta sonra kademeli başlar
- Ağrı kesicileri planlandığı gibi kullanın; ağrı azaldıkça kademeli azaltın
Yatak istirahati önerilmez. Aksine, ilk günden itibaren kısa ve düz zeminde yürüyüşler teşvik edilir. Hareketsizlik kas sertliğini ve tutukluğu artırır. Ancak ilk üç-beş gün ağır kaldırmak, öne eğilip doğrulmayı tekrarlamak, gövdeyi döndürerek yük taşımak ve uzun süre tek pozisyonda kalmak sınırlandırılmalıdır.
Yara bakımı basittir. Kesi olmadığı için yalnızca küçük bir bant vardır. Bu bant genellikle yirmi dört saat sonra çıkarılabilir ve sonrasında duş alınabilir. Küvette uzun süre suda kalmak ve havuz-deniz gibi ortamlara girmek ilk beş-yedi gün önerilmez.
İşe dönüş, işin niteliğine bağlıdır. Masa başında çalışan biri genellikle ertesi gün, bazen aynı gün işine dönebilir. Uzun süre oturmak gerekiyorsa saat başı kalkıp kısa yürüyüş yapmak yararlıdır. Ayakta çalışan veya orta düzey fiziksel çaba gerektiren işlerde iki-üç gün ara önerilebilir. Ağır fiziksel iş yapanlarda, sürekli yük kaldıranlarda veya titreşimli araç kullananlarda bu süre bir haftaya veya biraz daha fazlasına uzayabilir. Araç kullanımı, sedasyon uygulanmadıysa ve ağrı hareketi kısıtlamıyorsa ertesi gün mümkündür.
Egzersiz ve fizik tedavi programı genellikle bir-iki hafta sonra kademeli olarak başlatılır. Bu, sürecin en değerli parçasıdır. Ağrının azaldığı dönemde gövde kaslarının güçlendirilmesi, esnekliğin artırılması ve duruş alışkanlıklarının düzeltilmesi, faydanın süresini uzatır. Ağrı geçti diye eski zorlayıcı alışkanlıklara dönmek, sorunun daha erken tekrarlamasına yol açar.
İyileşme sürecinde en sık yapılan hata, ilk günlerdeki ağrı nedeniyle tamamen hareketsiz kalmaktır. Yatakta geçirilen her gün, kas gücünü azaltır ve tutukluğu artırır; bu da ağrıyı besleyen bir kısır döngüye yol açar. Bu nedenle ilk günden itibaren kısa ve sık yürüyüşler önerilir. On dakikalık yürüyüşler günde birkaç kez yapılabilir. Amaç yorulmak değil, hareketliliği sürdürmektir.
İşe dönüş planlanırken işlemin kendisinden çok, kişinin ağrı durumu ve işin gerektirdiği hareketler belirleyicidir. Uzun süre aynı pozisyonda kalmak gereken işlerde, ilk haftalarda saat başı kısa molalar vermek yararlıdır. Titreşimli araç kullanan veya sarsıntılı zeminde çalışan kişilerde birkaç günlük ek bir ara gerekebilir. İşverene verilecek rapor ve kısıtlamalar, işlem öncesinde konuşulup planlanabilir; böylece işlem sonrasında belirsizlik yaşanmaz. İşlem sonrası kontrol randevusu genellikle dördüncü ila altıncı hafta arasında planlanır; bu, etkinin değerlendirilebileceği ilk anlamlı zamandır.
Ağrı Tekrar Ederse İşlem Yeniden Uygulanabilir mi?
Evet, uygulanabilir ve bu, radyofrekans ablasyonun önemli bir avantajıdır. Yöntem geri dönüşü olmayan bir yapısal değişiklik yaratmadığı için, sinir yeniden uzayıp ağrı geri döndüğünde aynı işlem tekrarlanabilir. Bu tekrar edilebilirlik, ameliyata göre belirgin bir esneklik sağlar.
Tekrarlama için genel kabul gören ilke, ilk uygulamadan anlamlı fayda görülmüş olmasıdır. Ağrı en az yarı yarıya azalmış ve bu azalma en az üç ay sürmüşse, ağrı geri döndüğünde tekrar mantıklıdır. İlk uygulamadan hiç fayda görülmemişse tekrar önerilmez; bunun yerine hedef sinirin doğru seçilip seçilmediği yeniden değerlendirilir. Ağrının kaynağı yanlış belirlenmişse, aynı işlemi tekrarlamak aynı sonucu verir.
Tekrarlama sıklığı genellikle yılda bir veya iki kezi aşmayacak biçimde planlanır. Çoğu merkez iki uygulama arasında en az altı ay bırakılmasını önerir. Bunun nedeni, sinirin yeterince yeniden uzamış olmasının gerekmesidir; henüz uzamamış bir sinire uygulanan işlem ek fayda sağlamaz, yalnızca dokuya gereksiz hasar verir.
Tekrarlanan uygulamalarda etkinin genellikle korunduğu bildirilmiştir. Yani ikinci ve üçüncü uygulamalar da benzer oranda fayda sağlayabilir ve etki süreleri de benzer olabilir. Bazı kişilerde tekrarlarda etki süresinin biraz uzadığı, bazılarında ise kısaldığı gözlenir. Etki süresi giderek belirgin biçimde kısalıyorsa, bu genellikle altta yatan eklem hastalığının ilerlediğini veya ağrıya başka bir kaynağın eklendiğini düşündürür; bu durumda yeniden değerlendirme gerekir.
Tekrarlarda ikinci uygulama öncesinde tanı bloğunun yeniden yapılıp yapılmayacağı merkezden merkeze değişir. İlk uygulamadan net fayda görülmüş ve ağrı aynı nitelikte geri dönmüşse, çoğu zaman blok tekrarlanmadan doğrudan ablasyona geçilir. Ancak ağrının niteliği veya yeri değişmişse, kaynağın da değişmiş olabileceği düşünülerek yeniden değerlendirme yapılır.
Tekrar sayısı konusunda kesin bir üst sınır yoktur; çünkü ablasyon kortizon içermez ve kortizona bağlı birikimli yan etkiler söz konusu değildir. Bu, faset bloğuna göre önemli bir üstünlük sağlar. Bazı kişiler yıllar boyunca düzenli aralıklarla bu uygulamayı sürdürür ve her seferinde benzer fayda görür. Yine de her tekrar bir girişimdir ve kendi küçük risklerini taşır; bu nedenle gerekçesiz tekrarlardan kaçınılır.
Tekrar öncesinde durumun yeniden değerlendirilmesi önemlidir. Ağrının niteliği ve yeri aynı mı? Bacağa yayılan yeni bir ağrı, uyuşma veya güç kaybı eklenmiş mi? Yeni bir yaralanma olmuş mu? Bu soruların yanıtı, ağrıya yeni bir kaynak eklenip eklenmediğini gösterir. Aynı işlemi tekrarlamadan önce bu değerlendirmenin yapılması, değişmiş bir tabloyu göz ardı etmeyi önler. Ayrıca ilk uygulamadan sonra egzersiz programına başlanıp başlanmadığı da sorgulanır; bu program uygulanmamışsa, tekrar öncesinde bu eksiği gidermek faydanın süresini uzatabilir.
Radyofrekans Ablasyon Ameliyata Alternatif Bir Yöntem midir?
Bu sorunun yanıtı basit bir evet veya hayır değildir; ikisinin farklı sorunları çözdüğünü anlamak gerekir. Ameliyat ve radyofrekans ablasyon rakip yöntemler değil, farklı amaçlara hizmet eden araçlardır.
Ameliyatın amacı, ağrıya yol açan yapısal sorunu düzeltmektir. Bir disk fıtığı sinire bastırıyorsa, fıtık parçası alınarak basınç kaldırılır. Omurga kanalı daralmışsa, kanal genişletilir. Omurga kaymışsa ve dengesizlik varsa, vidayla sabitleme yapılır. Bu işlemlerde sorunun kendisi ortadan kaldırılır. Ablasyonda ise yapı olduğu gibi kalır; aşınmış eklem hala aşınmıştır, yalnızca oradan gelen ağrı sinyali kesilir.
Bu ayrım, hangi durumda hangi yöntemin uygun olduğunu belirler. İlerleyici sinir basısı bulguları varsa, örneğin bacakta güç kaybı gelişmişse, ayak kaldırılamıyorsa, idrar veya dışkı kontrolü bozulmuşsa, ablasyon kesinlikle uygun değildir; bu durumda basıyı kaldıracak bir girişim gerekir. Ablasyon bu belirtileri düzeltmez ve gecikmeye yol açarak kalıcı hasara zemin hazırlayabilir. Aynı şekilde omurgada ciddi dengesizlik, kırık, tümör veya enfeksiyon varsa öncelik bunların ele alınmasıdır.
Buna karşılık ağrı yapısal bir bası olmadan, aşınmış eklemlerden kaynaklanıyorsa ablasyon uygun bir seçenek olabilir. Bu grupta ameliyatın sağlayacağı ek fayda sınırlıdır. Ayrıca ameliyat için tıbbi açıdan uygun olmayan, ileri yaşta veya ciddi eşlik eden hastalıkları bulunan kişilerde ablasyon, ağrıyı azaltmak için makul bir yol sunar. Ameliyatı ertelemek isteyenlerde de ara bir çözüm olabilir.
İki yöntem arasındaki pratik farklar da vardır. Ablasyon kesi gerektirmez, genel anestezi çoğunlukla gerekmez, aynı gün eve dönülür, işe dönüş günler içindedir ve tekrarlanabilir. Ameliyat ise genellikle genel anestezi, hastanede yatış ve haftalarla ölçülen bir iyileşme dönemi gerektirir. Buna karşılık ameliyatın sağladığı düzelme, uygun hastada daha uzun süreli ve daha kapsamlı olabilir.
Bazı durumlarda iki yöntem birbirini tamamlar. Omurga ameliyatı geçirmiş ancak ağrısı süren kişilerde, ağrının kaynağı komşu düzeydeki faset eklemleriyse ablasyon fayda sağlayabilir. Yani ablasyon ameliyat sonrası da bir seçenek olarak kalabilir. Sonuç olarak doğru soru hangisi daha iyi değil, benim ağrımın kaynağı ne ve bu kaynağa hangi yöntem uygun sorusudur. Bu değerlendirme muayene, görüntüleme ve gerektiğinde tanı bloğu ile birlikte yapılır.
Bu ayrımın pratikte anlaşılması için basit bir soru yardımcı olur: ağrınızın yanında başka bir belirti var mı? Yalnızca ağrı varsa ve bu ağrı belirli hareketlerle artıp azalıyorsa, kaynak büyük olasılıkla eklemdir ve ablasyon gündeme gelebilir. Buna karşılık ağrıya bacakta uyuşma, karıncalanma, güç kaybı, ayağı kaldıramama, yürürken bacakların ağrıması ve durunca geçmesi gibi bulgular eşlik ediyorsa, tabloda sinir bası vardır ve bu, farklı bir değerlendirme gerektirir.
Ablasyonun bir başka değeri, karar sürecine zaman kazandırmasıdır. Ameliyat kararı geri dönüşü olmayan bir karardır; bir kez yapıldığında omurga anatomisi kalıcı olarak değişir. Ablasyon ise geri dönüşlüdür. Bu nedenle kararsız kalınan durumlarda, önce ablasyon denenerek ağrının ne kadarının faset kaynaklı olduğu görülür. Ağrı belirgin biçimde azalıyorsa, ameliyat gereksinimi ortadan kalkabilir veya ertelenebilir. Azalmıyorsa, bu bilgi de değerlidir; ağrının başka bir kaynağı olduğunu ve araştırmanın sürmesi gerektiğini gösterir.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.