Acil Servis

Preeklampsi: Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Koru Hastanesi olarak preeklampsi tedavisinde kan basıncı kontrolü, magnezyum sülfat profilaksisi ve anne-bebek takibini uzman kadın doğum ekibimizle sağlıyoruz.

Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize edilen multisistemik bir sendromdur. Maternal ve fetal morbidite ile mortalitenin önde gelen nedenlerinden biri olan bu klinik tablo, dünya genelinde tüm gebeliklerin yaklaşık yüzde üç ile sekiz arasında görülmektedir. Preeklampsi, yalnızca kan basıncı yüksekliğiyle sınırlı kalmayıp böbrek, karaciğer, hematolojik sistem, santral sinir sistemi ve plasenta gibi birçok organ ve sistemi etkileyen ciddi bir gebelik komplikasyonudur. Erken tanı ve uygun müdahale yapılmadığı takdirde eklampsi, HELLP sendromu, dissemine intravasküler koagülasyon, akut böbrek yetmezliği, serebral hemoraji ve hatta maternal ölüm gibi yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir.

Preeklampsinin patofizyolojisi tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, anormal trofoblast invazyonu ve spiral arterlerin yetersiz remodeling sürecinin hastalığın temelinde yattığı kabul edilmektedir. Plasental iskemi sonucunda maternal dolaşıma salınan antianjiojenik faktörler, yaygın endotel disfonksiyonuna neden olmakta ve bu durum hedef organ hasarlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Soluble fms-like tyrosine kinase-1 (sFlt-1) ve endoglin gibi antianjiojenik moleküllerin artışı ile vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve plasental büyüme faktörünün (PlGF) azalması, endotel hasarının moleküler temelini oluşturmaktadır.

Preeklampsinin Sınıflandırılması

Preeklampsi, klinik şiddetine göre ağır bulguları olan ve ağır bulguları olmayan şeklinde iki ana kategoride değerlendirilmektedir. Güncel uluslararası kılavuzlar bu terminolojiyi benimsemiş olup klinik karar verme süreçlerinde bu sınıflandırma belirleyici rol oynamaktadır.

Ağır Bulguları Olmayan Preeklampsi

Sistolik kan basıncının 140 mmHg ve üzerinde veya diyastolik kan basıncının 90 mmHg ve üzerinde olması ile birlikte proteinürinin eşlik ettiği tablodur. Trombosit sayısı 100.000/mikrolitre üzerindedir, karaciğer enzimleri normaldir, böbrek fonksiyonları korunmuştur ve serebral ya da görsel semptomlar bulunmamaktadır. Bu durumda dikkatli izlem ve yakın takip uygulanır; ancak hastalığın herhangi bir anda ağır forma progresyon gösterebileceği unutulmamalıdır.

Ağır Bulguları Olan Preeklampsi

Sistolik kan basıncının 160 mmHg ve üzerinde veya diyastolik kan basıncının 110 mmHg ve üzerinde olması durumunda ağır preeklampsiden söz edilir. Bununla birlikte trombositopeni (trombosit sayısının 100.000/mikrolitre altında olması), karaciğer enzimlerinde normalin iki katından fazla artış, serum kreatinin düzeyinde 1,1 mg/dL üzerine çıkma veya bazal değerin iki katına yükselmesi, pulmoner ödem ve yeni başlangıçlı serebral ya da görsel semptomlar ağır preeklampsi kriterleri arasında yer almaktadır. Ağır preeklampsi tanısı konulduğunda hasta mutlaka yatırılarak yoğun takip ve tedavi başlanmalıdır.

Risk Faktörleri ve Yatkınlık Yaratan Durumlar

Preeklampsi gelişimi için çok sayıda risk faktörü tanımlanmıştır. Bu risk faktörlerinin bilinmesi, yüksek riskli gebeliklerin erken dönemde belirlenmesi ve profilaktik önlemlerin zamanında başlatılması açısından kritik önem taşımaktadır.

  • Nulliparite: İlk gebelik, preeklampsi riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Nullipar kadınlarda preeklampsi insidansı multipar kadınlara kıyasla yaklaşık iki ile üç kat daha yüksektir. Paternal antijenlere ilk kez maruz kalınması immünolojik mekanizmalarla ilişkilendirilmektedir.
  • Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü: Daha önce preeklampsi geçirmiş kadınlarda sonraki gebeliklerde tekrarlama riski yüzde on beş ile yirmi beş arasındadır ve önceki atağın şiddeti ile doğru orantılıdır. Erken başlangıçlı preeklampsi öyküsü, tekrarlama riskini daha da artırmaktadır.
  • Kronik hipertansiyon: Gebelik öncesinde var olan hipertansiyon, süperimpoze preeklampsi gelişme riskini beş kata kadar artırmaktadır. Bu hastalarda tanı koymak daha güç olabilmekte ve dikkatli ayırıcı tanı gerekmektedir.
  • Diabetes mellitus: Hem tip 1 hem de tip 2 diyabet, vasküler endotel disfonksiyonu aracılığıyla preeklampsi riskini yükseltmektedir. Gestasyonel diyabet de benzer şekilde risk artışıyla ilişkilendirilmiştir.
  • Çoğul gebelik: İkiz gebeliklerde preeklampsi riski tekil gebeliklere göre üç kat, üçüz gebeliklerde ise dokuz kata kadar artmaktadır. Plasental kütlenin artması ve dolaşımdaki antianjiojenik faktörlerin yükselmesi bu durumun temel mekanizmasıdır.
  • Obezite: Vücut kitle indeksinin 30 kg/m² üzerinde olması preeklampsi riskini iki ile dört kat artırmaktadır. Adipoz dokudan salınan proinflamatuar sitokinler ve adipokinler endotel disfonksiyonuna katkıda bulunmaktadır.
  • İleri anne yaşı: Otuz beş yaş üzerindeki gebelerde preeklampsi riski artmaktadır. Vasküler yaşlanma ve komorbiditeler bu ilişkide rol oynamaktadır.
  • Otoimmün hastalıklar: Sistemik lupus eritematozus ve antifosfolipid sendromu gibi otoimmün hastalıklar preeklampsi riskini belirgin şekilde yükseltmektedir.
  • Kronik böbrek hastalığı: Renal fonksiyon bozukluğu, preeklampsi gelişimi için bağımsız bir risk faktörüdür.
  • Aile öyküsü: Birinci derece akrabalarda preeklampsi öyküsü, genetik yatkınlığa işaret etmekte ve riski iki ile üç kat artırmaktadır.
  • Yardımcı üreme teknikleri: In vitro fertilizasyon ile elde edilen gebeliklerde preeklampsi riski doğal gebeliklere kıyasla artmış bulunmaktadır.

Klinik Bulgular ve Semptomlar

Preeklampsinin klinik prezentasyonu oldukça heterojen olabilmekte ve hafif bulgulardan yaşamı tehdit eden acil tablolara kadar geniş bir yelpazede seyredebilmektedir. Klinisyenin bu bulguları erken dönemde tanıması, uygun müdahalenin zamanında başlatılması açısından hayati önem taşımaktadır.

Hipertansiyon, preeklampsinin temel bulgusudur. Daha önce normotansif olan bir gebede 20. gestasyonel haftadan sonra sistolik kan basıncının 140 mmHg ve üzerinde ya da diyastolik kan basıncının 90 mmHg ve üzerinde saptanması tanı için gereklidir. Kan basıncı ölçümleri en az dört saat arayla iki kez teyit edilmelidir. Proteinüri, 24 saatlik idrarda 300 mg ve üzerinde protein atılımı veya spot idrarda protein/kreatinin oranının 0,3 mg/dL ve üzerinde olması şeklinde tanımlanır. Ancak güncel kılavuzlar, proteinüri olmaksızın da organ disfonksiyonu bulgularının varlığında preeklampsi tanısı konulabileceğini belirtmektedir.

Hastaların bir kısmında şiddetli ve inatçı baş ağrısı, görme bozuklukları (bulanık görme, skotomlar, fotopsi), epigastrik veya sağ üst kadran ağrısı, bulantı ve kusma, ani kilo artışı ve yaygın ödem gibi semptomlar görülebilmektedir. Bu semptomların varlığı hastalığın ağır seyrini düşündürmekte ve acil değerlendirme gerektirmektedir. Özellikle şiddetli ve inatçı baş ağrısı, serebral ödem veya yaklaşan eklampsi nöbeti açısından uyarıcı bir bulgu olarak kabul edilmelidir.

Acil Servis Değerlendirmesi ve Tanı Algoritması

Acil servise hipertansiyon ve gebelik şikayetiyle başvuran hastaların sistematik bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. İlk değerlendirmede hastanın vital bulguları kaydedilmeli, gestasyonel yaş doğrulanmalı ve kapsamlı bir fizik muayene yapılmalıdır. Anamnezde preeklampsi risk faktörleri, mevcut semptomlar ve obstetrik öykü detaylı şekilde sorgulanmalıdır.

Laboratuvar Tetkikleri

Preeklampsi şüphesinde istenecek laboratuvar tetkikleri kapsamlı bir değerlendirme gerektirmektedir:

  • Tam kan sayımı: Trombosit sayısı, hemoglobin ve hematokrit değerleri değerlendirilmelidir. Trombositopeni HELLP sendromunu düşündürür ve acil müdahale gerektirebilir.
  • Karaciğer fonksiyon testleri: AST ve ALT düzeyleri hepatik tutulumun göstergesidir. Normalin iki katından fazla artış ağır preeklampsi kriteri olarak kabul edilir.
  • Böbrek fonksiyon testleri: Serum kreatinin, BUN ve ürik asit düzeyleri renal tutulumu gösterir. Kreatinin düzeyinin 1,1 mg/dL üzerine çıkması ağır preeklampsi bulgusudur.
  • Koagülasyon profili: PT, aPTT, fibrinojen ve D-dimer değerleri dissemine intravasküler koagülasyonun dışlanması için gereklidir.
  • Laktat dehidrogenaz (LDH): Yükselmesi hemoliz ve doku hasarını gösterir, HELLP sendromu tanısında önemlidir. LDH düzeyinin 600 IU/L üzerinde olması HELLP sendromu kriterlerinden birini oluşturmaktadır.
  • İdrar analizi ve proteinüri değerlendirmesi: Spot idrarda protein/kreatinin oranı veya 24 saatlik idrar toplama ile proteinüri miktarı belirlenmelidir. Dipstick testi tarama amaçlı kullanılabilir ancak kesin tanı için kantitatif yöntemler tercih edilmelidir.
  • Periferik yayma: Mikroanjiopatik hemolitik anemi bulgularının (şistosit, fragmente eritrositler) değerlendirilmesi için gereklidir.

Fetal Değerlendirme

Maternal değerlendirme ile eş zamanlı olarak fetal iyilik hali de değerlendirilmelidir. Non-stres test (NST), biyofizik profil ve umbilikal arter Doppler çalışmaları fetal durumun belirlenmesinde temel araçlardır. İntrauterin büyüme kısıtlaması, oligohidramnios ve anormal Doppler bulguları fetal kompromise işaret etmekte ve doğum kararını etkileyebilmektedir. Fetal kalp hızı monitorizasyonu sürekli olarak yapılmalı ve deselerasyon paternleri dikkatle izlenmelidir.

Acil Müdahale Protokolleri

Ağır preeklampsi tanısı konulduğunda acil müdahale protokollerinin derhal uygulamaya konulması gerekmektedir. Tedavinin temel hedefleri maternal komplikasyonların önlenmesi, nöbet profilaksisi, kan basıncının kontrol altına alınması ve doğum zamanlamasının optimal şekilde planlanmasıdır.

Antihipertansif Tedavi

Sistolik kan basıncının 160 mmHg ve üzerinde veya diyastolik kan basıncının 110 mmHg ve üzerinde olması durumunda acil antihipertansif tedavi başlanmalıdır. Hedef, kan basıncının 140-150/90-100 mmHg aralığına düşürülmesidir. Aşırı hipotansiyon uteroplasental perfüzyonu bozabileceğinden dikkatli titrasyon uygulanmalıdır.

  • Labetalol: İntravenöz yoldan ilk tercih edilen ajandır. Başlangıç dozu 20 mg intravenöz bolus olarak uygulanır, yanıt alınamazsa 40 mg ve ardından 80 mg dozlarına çıkılabilir. Maksimum kümülatif doz 300 mg olarak belirlenmiştir. Alfa ve beta adrenerjik blokaj yaparak hem periferik vazodilatasyon hem de kalp hızı kontrolü sağlamaktadır.
  • Hidralazin: İntravenöz yoldan 5 mg bolus olarak uygulanır, 20 dakika arayla tekrarlanabilir. Direkt arteriolar vazodilatör etkisi vardır. Refleks taşikardi ve baş ağrısı yan etkileri nedeniyle labetalolün tolere edilemediği durumlarda tercih edilmektedir.
  • Nifedipin: Oral yoldan 10-20 mg kısa etkili kapsül verilir, 30 dakika sonra tekrarlanabilir. Dihidropiridin grubu kalsiyum kanal blokörüdür ve periferik vazodilatasyona neden olarak kan basıncını düşürür. Sublingual kullanımı kontrol edilemeyen hipotansiyon riski nedeniyle önerilmemektedir.

Magnezyum Sülfat Profilaksisi

Ağır preeklampside eklampsi nöbetlerinin önlenmesi için magnezyum sülfat tedavisi standart yaklaşımdır. Magnezyum sülfat, MAGPIE çalışması başta olmak üzere birçok randomize kontrollü çalışmada eklampsi riskini yüzde elli oranında azalttığı kanıtlanmış olan tek farmakolojik ajandır.

Yükleme dozu olarak 4-6 gram magnezyum sülfat 15-20 dakikada intravenöz infüzyon şeklinde uygulanır. İdame dozu saatte 1-2 gram sürekli intravenöz infüzyon olarak devam edilir. Tedavi süresince magnezyum toksisitesi açısından yakın monitorizasyon şarttır. Patellar refleksler saatlik olarak kontrol edilmeli, solunum sayısı dakikada 12 ve üzerinde tutulmalı, idrar çıkışı saatte 30 mL üzerinde olmalıdır. Serum magnezyum düzeyi terapötik aralık olan 4-7 mEq/L arasında tutulmalıdır. Toksisite durumunda antidot olarak 1 gram kalsiyum glukonat intravenöz yoldan uygulanır.

Komplikasyonlar ve Klinik Önemi

Preeklampsi, erken tanınmadığı ve uygun şekilde tedavi edilmediği takdirde hem anne hem de fetüs için ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların bilinmesi, klinik karar verme sürecinde büyük önem taşımaktadır.

Maternal Komplikasyonlar

  • Eklampsi: Preeklampsinin en korkulan komplikasyonu olan eklampsi, jeneralize tonik-klonik nöbetlerle karakterizedir. Eklampsi nöbetleri maternal serebral hemoraji, aspirasyon pnömonisi ve kardiyopulmoner arrest riskini beraberinde getirmektedir. Nöbet sırasında havayolu güvenliğinin sağlanması, lateral dekübit pozisyonu ve magnezyum sülfat uygulaması öncelikli müdahalelerdir.
  • HELLP sendromu: Hemoliz, yükselmiş karaciğer enzimleri ve düşük trombosit sayısı ile karakterize olan bu sendrom, preeklampsinin ağır bir varyantıdır. Hastaların yüzde on ile yirmisinde karın ağrısı ilk semptom olabilir ve akut karın tablolarıyla karışabilmektedir. Tanıda LDH yüksekliği, periferik yaymada şistositler, AST ve ALT yüksekliği ile trombositopeni üçlüsü yol göstericidir.
  • Plasenta dekolmanı (abruptio plasenta): Preeklampside plasenta dekolmanı riski normal gebeliklere göre üç ile beş kat artmıştır. Vajinal kanama, uterus hipertonisi ve fetal distres bulguları ile prezente olabilmektedir.
  • Dissemine intravasküler koagülasyon (DİK): Koagülasyon kaskadının yaygın aktivasyonu sonucu gelişen bu tablo, hayatı tehdit eden kanamalara neden olabilmektedir.
  • Akut böbrek yetmezliği: Glomerüler endoteliozis ve renal kortikal nekroz sonucu gelişebilir ve diyaliz gerektirebilmektedir.
  • Pulmoner ödem: Kapiller kaçak sendromu ve iyatrojenik sıvı yüklenmesi sonucu gelişebilir. Dispne, ortopne ve oksijen saturasyonunda düşme ile kendini gösterir.
  • Serebral hemoraji: Kontrolsüz hipertansiyonun en korkulan sonuçlarından biridir ve maternal mortalitenin önde gelen nedenlerinden birini oluşturmaktadır.

Fetal ve Neonatal Komplikasyonlar

  • İntrauterin büyüme kısıtlaması (IUGR): Plasental yetmezlik sonucu fetal büyüme geriliği gelişebilmektedir.
  • Preterm doğum: Maternal veya fetal endikasyonla erken doğum gerekebilmekte, prematüriteye bağlı neonatal komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir.
  • Oligohidramnios: Plasental perfüzyon bozukluğuna bağlı amniyotik sıvı azalması görülebilmektedir.
  • İntrauterin fetal ölüm: Ağır vakalarda plasental yetmezlik ve dekolman sonucu intrauterin fetal kayıp meydana gelebilmektedir.

Doğum Zamanlaması ve Yönetimi

Preeklampsinin kesin tedavisi doğumdur. Doğum zamanlaması, hastalığın şiddeti, gestasyonel yaş ve maternal-fetal durum göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Doğum kararı, maternal risklerin devam eden gebeliğin fetal yararlarına karşı dikkatle tartılmasını gerektiren kritik bir klinik karar noktasıdır.

Ağır bulguları olmayan preeklampside ve gestasyonel yaşın 37 hafta ve üzerinde olması durumunda doğum planlanmalıdır. 37 haftadan önce saptanan ağır bulguları olmayan preeklampside ise yakın maternal ve fetal izlem altında bekleme yönetimi uygulanabilir; ancak hastalığın progresyonu halinde doğum endikasyonu doğmaktadır. Ağır bulguları olan preeklampside gestasyonel yaş 34 hafta ve üzerinde ise doğum önerilmektedir. 34 haftadan önce saptanan ağır preeklampside fetal akciğer matürasyonu için antenatal kortikosteroid uygulaması yapılarak 24-48 saat içinde doğum planlanabilir; ancak maternal durumun bozulması halinde gestasyonel yaştan bağımsız olarak acil doğum kararı verilmelidir.

Doğum yöntemi olarak vajinal doğum tercih edilebilir; ancak servikal olgunlaşma durumu, hastanın obstetrik öyküsü ve klinik aciliyet göz önünde bulundurularak sezaryen ile doğum da planlanabilmektedir. İndüksiyon başarısızlığı veya fetal distres durumunda acil sezaryen uygulanmalıdır.

Korunma Yolları ve Profilaktik Yaklaşımlar

Preeklampsiden korunmada birincil ve ikincil koruma stratejileri uygulanmaktadır. Yüksek riskli gebelerin erken dönemde belirlenmesi ve uygun profilaktik önlemlerin başlatılması, hastalığın insidansını ve şiddetini azaltmada önemli bir rol oynamaktadır.

Düşük Doz Aspirin Profilaksisi

Yüksek riskli gebelerde preeklampsi profilaksisi amacıyla düşük doz aspirin (75-150 mg/gün) uygulaması önerilmektedir. ASPRE çalışması ve sonraki meta-analizler, 16. gestasyonel haftadan önce başlanan düşük doz aspirin tedavisinin preterm preeklampsi riskini yüzde altmış iki oranında azalttığını göstermiştir. Aspirinin antiplatelet ve antiinflamatuar etkileri tromboksan A2 sentezini inhibe ederek prostasiklin/tromboksan dengesini düzeltmekte ve plasental perfüzyonu iyileştirmektedir. Tedaviye 12-16. gestasyonel haftalarda başlanması ve 36. haftaya kadar veya doğuma kadar sürdürülmesi önerilmektedir.

Kalsiyum Takviyesi

Düşük kalsiyum alımı olan popülasyonlarda günlük 1,5-2 gram kalsiyum takviyesi preeklampsi riskini azaltmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, diyetle kalsiyum alımı düşük olan gebelerde kalsiyum suplementasyonunu önermektedir. Kalsiyumun paratiroid hormon düzeylerini düşürerek intraselüler kalsiyum konsantrasyonunu azaltması ve düz kas tonusunu düzenlemesi önerilen mekanizmalar arasındadır.

Yaşam Tarzı Modifikasyonları

Gebelik öncesi ve gebelik sırasında sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının benimsenmesi preeklampsi riskinin azaltılmasında destekleyici rol oynamaktadır. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, ideal vücut ağırlığının korunması, tuz alımının makul düzeyde tutulması ve sigara ile alkol gibi zararlı maddelerin kullanılmaması genel öneriler arasındadır. Gebelik öncesi obezitesi olan kadınlarda kilo yönetimi programlarına katılım, preeklampsi riskinin azaltılmasında faydalı olabilmektedir.

Erken Tarama ve Risk Değerlendirmesi

Birinci trimesterde uterus arteri Doppler, ortalama arter basıncı, serum biyobelirteçleri (PAPP-A, PlGF, sFlt-1) ve maternal risk faktörlerinin kombinasyonuyla oluşturulan çok değişkenli modeller, preeklampsi gelişme riskini yüksek duyarlılıkla öngörebilmektedir. Fetal Medicine Foundation (FMF) algoritması bu konuda en yaygın kullanılan tarama modellerinden biridir. Erken dönemde yüksek riskli olarak belirlenen gebelerde profilaktik aspirin tedavisinin zamanında başlatılması, hastalığın önlenmesinde en etkili strateji olarak kabul edilmektedir.

Postpartum Dönemde İzlem ve Uzun Vadeli Etkiler

Preeklampsi yönetimi doğumla sona ermemektedir. Postpartum dönemde hipertansiyon devam edebilmekte ve hatta ilk kez postpartum dönemde ortaya çıkabilmektedir. Postpartum preeklampsi, doğumdan sonraki 48 saat ile 6 hafta arasında gelişebilmekte ve maternal morbidite ile mortaliteye katkıda bulunabilmektedir. Bu nedenle doğum sonrası en az 72 saat boyunca kan basıncı izlemi sürdürülmeli, taburculuk sonrasında da düzenli kontroller planlanmalıdır.

Magnezyum sülfat tedavisi doğum sonrasında en az 24-48 saat daha devam ettirilmelidir. Antihipertansif tedavi gerektiğinde postpartum dönemde labetalol, nifedipin veya enalapril gibi ajanlar tercih edilebilmektedir. Emzirme döneminde ilaç seçimi yapılırken laktasyonla uyumluluk göz önünde bulundurulmalıdır.

Uzun vadede preeklampsi öyküsü olan kadınlarda kardiyovasküler hastalık riski artmıştır. Bu kadınlarda kronik hipertansiyon, koroner arter hastalığı, inme, tip 2 diyabet ve kronik böbrek hastalığı gelişme riski genel popülasyona kıyasla iki ile dört kat daha yüksektir. Bu nedenle preeklampsi öyküsü olan kadınların postpartum dönemde ve yaşam boyu kardiyovasküler risk faktörleri açısından izlenmesi, yaşam tarzı modifikasyonları konusunda bilgilendirilmesi ve gerektiğinde uygun profilaktik tedavilerin planlanması büyük önem taşımaktadır.

Multidisipliner Yaklaşımın Önemi ve Klinik Değerlendirme

Preeklampsi yönetiminde multidisipliner bir ekip yaklaşımı esastır. Kadın doğum uzmanı, acil tıp hekimi, anesteziyolog, neonatolog, nefroloji ve hematoloji konsültanları arasındaki koordinasyon, optimal hasta bakımının sağlanmasında kritik rol oynamaktadır. Özellikle ağır preeklampsi ve komplikasyonlarının yönetiminde yoğun bakım desteği gerekebilmekte ve maternal-fetal tıp uzmanlarının karar verme sürecine dahil edilmesi önerilmektedir.

Preeklampsi, öngörülemeyen ve hızla progresyon gösterebilen doğası nedeniyle acil servis hekimlerinin en dikkatli olması gereken obstetrik acillerden biridir. Her acil servis birimi, preeklampsi ve eklampsi yönetimi için güncel protokollere sahip olmalı, gerekli ilaç ve ekipman hazır bulundurulmalı ve personel düzenli aralıklarla eğitim almalıdır. Simülasyon tabanlı eğitim programları, ekip koordinasyonunun geliştirilmesinde ve acil durum müdahale becerilerinin pekiştirilmesinde etkili bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

Preeklampsi ile ilgili güncel literatürün takip edilmesi, kanıta dayalı kılavuzların klinik pratiğe entegre edilmesi ve hasta güvenliği kültürünün benimsenmesi, maternal ve neonatal sonuçların iyileştirilmesinde temel unsurlardır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, preeklampsi ve diğer obstetrik acillerin yönetiminde en güncel tanı ve tedavi protokollerini uygulayarak anne ve bebek sağlığının korunması için kapsamlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu