Omuz eklemi, insan vücudundaki en geniş hareket açıklığına sahip eklem olmakla birlikte, aynı zamanda en fazla instabilite riski taşıyan yapıdır. Küçük yüzeyli glenoid çukuru üzerinde geniş humerus başının hareket etmesi, çevre yumuşak doku desteğini kritik hale getirir. Bu desteğin en önemli parçalarından biri de labrum denilen kıkırdaksı halkadır. Labrumun ön alt bölümünün glenoid kenarından koparak omuzun tekrar tekrar çıkması ile karakterize klinik tablo, ortopedi ve travmatoloji pratiğinde Bankart lezyonu olarak tanımlanır ve modern artroskopik cerrahi ile başarılı biçimde onarılabilir. Bu yazıda tekrarlayan omuz çıkığı ve Bankart tamiri hakkında bilinmesi gereken tüm klinik ayrıntılar sunulmuştur.
Tekrarlayan Omuz Çıkıklarında Kalıcı ve Net Tedavi Nedir? Omuz Çıkığı Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Tekrarlayan omuz çıkığı, glenohumeral eklemin anterior yönde birden fazla kez yerinden ayrılması durumudur ve altta yatan yapısal patoloji genellikle anterior labrum ile glenoid periostun avülzyonuna dayanır. Perthes tarafından 1906 yılında tanımlanan ve Bankart tarafından 1938 yılında detaylandırılan bu yapısal defekt, günümüzde Bankart lezyonu adı ile bilinmekte ve anterior omuz instabilitesinin temel patolojik göstergesi olarak kabul edilmektedir. İlk çıkık sonrası konservatif tedavi ile takip edilen genç ve aktif hastaların yüzde yetmiş ile doksan arasında değişen oranlarda ikinci çıkık yaşadığı bilinmekte, bu nedenle özellikle yirmi beş yaş altı ve yüksek talepli sporcu popülasyonunda cerrahi onarım öncelikli seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Kalıcı ve net tedavi kavramı bu bağlamda üç ayaklı bir yaklaşımı ifade eder. Birincisi doğru hasta seçimi ile cerrahi endikasyonun konulmasıdır. İkincisi patolojik anatominin ayrıntılı biçimde ortaya konması ve labrum, kapsül, glenoid kemik yapısı, humerus başı arka dış yüzeyi ile rotator manşon bütünlüğünün ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Üçüncüsü ise cerrahi teknik olarak artroskopik Bankart tamiri, açık Bankart onarımı, Latarjet koracoid transferi veya remplissage gibi yöntemler arasından hastaya en uygun olanının seçilmesidir. Bu seçim tesadüfi değil, glenoid kemik defekt yüzdesi, Hill-Sachs lezyonunun büyüklüğü, glenoid track ölçümü ve hastanın sportif beklentileri üzerinden yapılır.
Artroskopik Bankart tamirinin temel prensibi, koparak yer değiştirmiş olan anterior labrum, kapsül ve inferior glenohumeral ligament kompleksinin özel suture anchor implantlar yardımı ile glenoid kenara anatomik konumunda yeniden tespit edilmesidir. Ameliyat genel anestezi altında beach-chair oturur pozisyonda veya lateral dekübit pozisyonda gerçekleştirilir. Önce arka portalden diagnostik artroskopi ile eklem içi tüm yapılar incelenir; labrum, kartilaj, biseps tendonu, subskapularis, süperior labrum, humerus başı arka dış yüzeyindeki Hill-Sachs impresyon fraktürü ve glenoid ön alt kenarındaki olası kemik parça değerlendirilir. Ardından anterior portaller açılarak Bankart lezyonu mobilize edilir. Skapula boynu üzerinden düşmüş olan labrum yapısı özenle serbestleştirilir, glenoid ön alt kenarı raspalanarak subkondral kanamalı yüzey oluşturulur.
Suture anchor implantlar biyokompozit, all-suture veya PEEK malzemeden üretilmiş üç ile dört ankor tercih edilerek saat kadran mantığı üzerinden yerleştirilir. Sağ omuzda beş, dört ve üç saat pozisyonları, sol omuzda simetrik olarak yedi, sekiz ve dokuz saat pozisyonları kullanılır. Her ankorun ipleri labrum ve kapsül dokusundan geçirilerek kapsülolabral kompleks glenoid kenara sabitlenir. Bu esnada gevşemiş olan anterior kapsülün üst yönde kaydırılarak sıkılaştırılmasına kapsül shift denir ve rekürrens oranını belirgin ölçüde düşürür. Cerrahi süre ortalama altmış ile doksan dakika arasında değişir, hasta aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilir ve kolçak ateli ile immobilizasyon dört ile altı hafta sürer.
Omuz Çıkığı Nasıl Tanımlanır?
Omuz çıkığı, glenohumeral eklemde humerus başının glenoid çukuru ile normal anatomik ilişkisini kaybettiği patolojik durumdur. Glenohumeral eklem, insan vücudundaki eklemler arasında en geniş hareket kabiliyetine sahip olan yapıdır; yaklaşık yüz seksen dereceye ulaşan fleksiyon, benzer değerde abdüksiyon, doksan dereceye kadar iç ve dış rotasyon aralığı sunar. Bu geniş hareket açıklığı, glenoid çukurunun yüzey alanının humerus başına oranla yalnızca dörtte biri kadar olması sayesinde mümkün olur. Ancak bu anatomik konfigürasyon, statik ve dinamik stabilizatör yapıların bütünlüğüne yüksek düzeyde bağımlı bir sistemi de beraberinde getirir.
Statik stabilizatörler labrum, glenohumeral ligamentler, eklem kapsülü ve glenoid kemik yapısıdır. Dinamik stabilizatörler ise rotator manşon kasları, biseps tendonu ve skapulotorasik kaslardan oluşur. Anterior omuz çıkığı, statik ve dinamik stabilizatör sistemin başarısız olduğu durumlarda humerus başının glenoid çukurundan ön ve alt yönde ayrılması ile ortaya çıkar. Bu klinik tablonun en sık yaşandığı yaş grubu on beş ile otuz beş arası genç erişkinlerdir. Yüksek enerjili spor travmaları, düşme, çarpma ve zorlayıcı kol pozisyonları en sık nedenler arasındadır.
Omuz çıkıklarının yüzde doksan beşten fazlası anterior yönde gerçekleşir. Posterior çıkıklar epilepsi nöbeti, elektrik çarpması gibi masif kas kontraksiyonu ile ilişkilidir ve nispeten nadir görülür. İnferior çıkık ise luksasyon erekta olarak bilinir, kol havada asılı pozisyonda kilitli kalır. Anterior çıkıklarda tipik olarak Bankart lezyonu, ALPSA lezyonu yani anterior labroligamentöz periosteal sleeve avülziyon, Hill-Sachs lezyonu ve bony Bankart olarak adlandırılan glenoid ön alt kenar kırığı eşlik edebilir. Bu yapısal defektler tekrarlayan çıkıklara zemin hazırlar ve konservatif tedavi ile kalıcı iyileşme oranını düşürür.
Rekürren omuz instabilitesi kavramı, ilk çıkıktan sonra ikinci ve devamındaki çıkıkları ifade eder. Bir hastanın yaşam boyu tekrarlayan çıkık yaşama olasılığı ilk çıkık yaşına, ilk çıkığın enerji derecesine ve sportif aktivite düzeyine bağlıdır. Yirmi yaş altında ilk çıkığı yaşayanlarda rekürrens oranı literatürde yüzde doksana yaklaşır. Otuz yaş üstü ilk çıkık yaşayanlarda ise bu oran yüzde otuz civarında kalır. Rekürren instabilite gelişen hastalarda cerrahi tedavi altın standart olarak kabul edilir ve genç, aktif ve sporcu popülasyonda mümkün olan en erken dönemde artroskopik Bankart tamiri planlanır.
Omuz Çıkığı Belirtileri Hangi Bulgularla Kendini Gösterir?
Akut omuz çıkığı, ani ve şiddetli ağrı, kolun belli bir pozisyonda kilitli kalması, omuz üst konturunda belirgin deformite ve hareket kaybı ile karakterize klinik bir tablodur. Hasta genellikle sağlam elini kullanarak çıkık kolu destekler pozisyonda hastaneye başvurur. Muayenede omuz üst yüzeyinde normalde yuvarlak olan konturun köşeli ve düz bir görünüm aldığı gözlenir. Bu duruma epolet belirtisi denir ve deltoid kasın altındaki humerus başının ön ve alt yönde yer değiştirmesine bağlıdır. Palpasyonda humerus başı korakoid çıkıntı altında ele gelir.
Nörolojik muayene anterior çıkıklarda kritik önem taşır. Aksiller sinir, humerus başının cerrahi boynu çevresinde seyreder ve çıkık sırasında gerilme ya da doğrudan bası altında kalabilir. Aksiller sinir hasarında deltoid kasın yan yüzü üzerindeki cilt hissiyatı azalır. Muskülokutan sinir, radial sinir ve median sinir hasarları da nadir olarak bildirilmiştir. Nörovasküler değerlendirme her akut çıkıkta zorunludur ve redüksiyon öncesi ile sonrasında ayrı ayrı belgelenmelidir. Aksiller arter yaralanması nadir ancak ciddi bir komplikasyondur ve yaşlı, aterosklerotik hastalarda daha sık görülür.
Tekrarlayan çıkığı olan hastalarda klinik tablo akut çıkığa göre çok farklıdır. Bu hastalar genellikle acil serviste ya da poliklinik ortamında çıkmış olan omuzun kolayca yerine oturduğunu, hatta bazı durumlarda kendi kendine oturduğunu ifade ederler. Zamanla omuz aşağı yukarı stabilite kaybı yaşayan bu hastalar günlük yaşamda çeşitli kısıtlamalar hisseder. Uykuda kol başüstü pozisyonda iken çıkma korkusu, saç tarama, bir şey uzatma, çamaşır asma gibi kolun havaya kalktığı hareketlerde huzursuzluk, yüzme ve raket sporlarında güven kaybı sıklıkla ifade edilen şikayetlerdir.
Muayenede tekrarlayan instabilitenin varlığı özel testlerle ortaya konur. Apprehension testi, hasta sırt üstü yatırıldığında kolun abdüksiyon ve dış rotasyona getirilmesi ile hastada çıkma hissi ve korku uyandırılmasıdır. Bu pozisyonda humerus başına önden bası uygulandığında rahatsızlığın geçmesi relokasyon testinin pozitif olduğunu gösterir. Load and shift testi humerus başının glenoid üzerinde ne ölçüde kaydırılabildiğini derecelendirir. Sulkus belirtisi inferior instabilitenin varlığını, jerk testi posterior instabilitenin varlığını ortaya koyar. Genelleşmiş ligamentöz gevşeklik varlığında Beighton skoru değerlendirilir; çoklu eklem laksisitesi olan hastalarda cerrahi yaklaşım farklılaşabilir.
Rekürren instabilitenin ikincil belirtileri arasında omuz çevresinde kas kütlesi azalması, özellikle infraspinatus ve deltoid atrofisi, skapular diskinezi ve postural bozukluklar sayılabilir. Uzun süreli hastalık öyküsünde ağrılı ark bulgusu, biseps tendinopati semptomları ve süperior labrum yırtığına bağlı SLAP lezyonu belirtileri de eklenebilir. Bu tabloların birbiriyle örtüşen semptomları dikkatli anamnez ve muayene ile ayırt edilmelidir.
Omuz Çıkığı Ameliyatında Açık Cerrahi mi, Kapalı Yöntem mi Tercih Edilir?
Omuz instabilitesinde cerrahi yaklaşım tarihsel olarak açık teknikler ile başlamış, günümüzde ise büyük ölçüde artroskopik yani kapalı yöntemlere evrilmiştir. Klasik açık Bankart tamiri, delto-pektoral yaklaşım ile omuz eklemine ulaşılması, subskapularis tendonunun kesilmesi veya split edilmesi ve labrum ile kapsülün transosseöz sütür veya suture anchor implantlar ile glenoid kenara tespit edilmesi esasına dayanır. Bu yöntem, yıllar boyunca yüzde doksan üzeri başarı oranları ile altın standart olarak kabul edilmiştir ancak subskapularis onarımına bağlı iç rotasyon kaybı, geniş cilt kesisi, uzun rehabilitasyon süresi ve postoperatif ağrı gibi dezavantajlar barındırır.
Artroskopik Bankart tamiri, iki ile dört küçük portalden yapılan minimal invaziv bir tekniktir. Optik ve çalışma kanülleri sayesinde tüm eklem içi patoloji doğrudan görüntülenir ve tedavi edilir. Modern suture anchor teknolojisi, biyokompozit veya all-suture tipteki ankorlar ile glenoid kenar yüzeyine kompresif tespit sağlar. Kabul gören literatürde artroskopik Bankart tamirinin başarı oranı yüzde seksen beş ile doksan beş arasında bildirilmekte, sporcuların yüzde seksen beşi eski performans düzeyine dönebilmektedir. Rekürrens oranı ise seçilmiş hasta gruplarında yüzde beş ile on arasındadır.
Açık ve kapalı yöntemler arasındaki tercih, hastanın patolojik anatomisine ve yapısal defektlerinin niteliğine göre belirlenir. Yumuşak doku Bankart lezyonu olan, glenoid kemik defekti yüzde on beşin altında olan ve büyük Hill-Sachs lezyonu bulunmayan hastalarda artroskopik yaklaşım tercih edilir. Kemik kaybı yüzde yirmi beş üzerine çıktığında veya glenoid track ölçümü ile off-track Hill-Sachs lezyonu saptandığında salt yumuşak doku onarımı yetersiz kalır. Bu grupta Latarjet prosedürü yani koracoid çıkıntının glenoid ön alt kenarına transfer edilmesi ile hem kemik ilavesi hem de conjoined tendonun kement etkisi elde edilir.
Remplissage tekniği, geniş engaging Hill-Sachs lezyonu olan hastalarda infraspinatus tendonunun humerus başı arka dış yüzeyindeki kemik defektin içine tenodesis edilerek lezyonun eklem dışına çıkarılması esasına dayanır. Bu teknik Bankart tamiri ile kombine edilerek humeral tarafın da güçlendirilmesini sağlar. Revizyon vakalarında yani daha önce artroskopik onarım yapılmış ve başarısız olmuş hastalarda ise sıklıkla açık Latarjet prosedürü tercih edilir çünkü rekürren instabiliteye kemik defekt katkısı sıktır.
Anestezi seçimi genel anestezi ile birlikte interskalen brakial pleksus bloğu kombinasyonudur. Blok, hem intraoperatif hem de postoperatif dönemde etkili ağrı kontrolü sağlar. Hasta pozisyonu beach-chair oturur pozisyon ya da lateral dekübit olarak seçilir; her iki pozisyonun kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır. Beach-chair pozisyon anatomik oryantasyonu kolaylaştırır ve gerektiğinde açığa dönüş için pratiktir. Lateral dekübit pozisyon ise glenoid inferior kadrana ulaşımı kolaylaştırır ve ankor yerleştirmede daha iyi açı sağlar. Cerrahi ekibin deneyimi ve alışkanlığı da pozisyon seçiminde belirleyici olur.
Omuz Çıkığı Ameliyatının Ardından Fizik Tedavi ve Toparlanma Dönemi Nasıl Geçer?
Postoperatif rehabilitasyon protokolü, artroskopik Bankart tamirinden alınacak sonuçların doğrudan belirleyicisidir. Cerrahi teknik ne kadar başarılı olursa olsun, uygun ve programlı bir fizik tedavi süreci olmadan tam iyileşme ve fonksiyonel dönüş beklenemez. Rehabilitasyon programı genellikle dört ana faza ayrılır. Birinci faz koruma ve immobilizasyon dönemidir, ikinci faz kontrollü hareket açıklığı dönemidir, üçüncü faz güçlendirme dönemidir ve dördüncü faz spora dönüş dönemidir.
Ameliyat sonrası ilk dört ile altı hafta koruma dönemidir. Bu süre boyunca hasta özel bir omuz kolçak ateli veya abdüksiyon yastığı ile immobilize edilir. Ameliyat edilen kol iç rotasyona zorlanmaz, dış rotasyon otuz derecenin üzerine çıkarılmaz. Sarkaç egzersizleri yani pendulum hareketleri, kolun kendi ağırlığı ile pasif salınım şeklinde günde birkaç kez yapılır. El bilek ve dirsek eklemleri sertlik gelişimini önlemek amacı ile aktif hareket ettirilir. Servikal bölge, skapula stabilizasyon kasları ve kontralateral omuz için izometrik egzersizler başlatılır. Bu dönemde yüzükoyun yatma, ağır kaldırma, ellerini başüstü kullanma yasaktır.
İkinci faz altıncı haftadan sonra başlar ve pasif hareket açıklığı egzersizleri ile aktif yardımlı hareketlerin devreye girdiği dönemdir. Fizyoterapist eşliğinde fleksiyon, abdüksiyon ve iç rotasyon açıklığı kademeli olarak arttırılır. Sekizinci haftada tam pasif hareket açıklığına ulaşılması hedeflenir. Aktif hareketler sekizinci ile onuncu haftalar arasında devreye girer. Hasta kolunu havaya kaldırma, arkaya götürme gibi günlük yaşam aktivitelerine adım adım geri döner. Bu dönemde kapsül gerilimini test eden zorlayıcı dış rotasyon ve abdüksiyon kombinasyon hareketleri hala kaçınılmasıdır.
Üçüncü faz onuncu ile on ikinci haftalarda başlar. Bu dönemde rotator manşon kasları ve skapula stabilizatörleri özel egzersizlerle güçlendirilir. Theraband kullanılarak eksternal ve internal rotasyon güçlendirmesi, düşük ağırlıklı skaption egzersizleri, prone pozisyonda skapula retraksiyon egzersizleri ve serratus anterior aktivasyon egzersizleri uygulanır. Propriosepsiyon egzersizleri de bu fazın kritik parçasıdır; kapalı zincirli hareketler, yansıma egzersizleri, ayna karşısında postural farkındalık eğitimi eklenir. Beşinci ayda hastanın kolunda tam hareket açıklığı, minimal ağrı ve iyi düzeyde kas gücü elde edilmesi hedeflenir.
Dördüncü faz spora dönüş dönemidir ve dördüncü ay ile altıncı ay arasında başlar. Bu dönemde plyometrik egzersizler, sportif branşa özgü hareketler, spor jesti simulasyonları ve dirençli antrenmanlar devreye girer. Overhead sporcularda atma egzersizleri kademeli mesafe ve hız artışı ile programlanır. Temaslı sporlar için gövde stabilizasyon egzersizleri, çekme ve itme kombinasyon kuvvet çalışmaları eklenir. Altıncı ay sonunda cerrahın klinik değerlendirmesi ile tam spora dönüş kararı verilir.
Rehabilitasyon programı boyunca ağrı ve şişlik kontrolü, buz uygulaması, kinezyolojik bantlama, elektroterapi modaliteleri ve manuel terapi teknikleri destek amaçlı kullanılabilir. Hasta uyumu programın başarısında en kritik faktördür. Erken dönemde yasak olan hareketlere hasta uymadığında ankor kaçışı ve rekürrens riski belirgin biçimde artar. Rehabilitasyon süresi boyunca cerrahi ekip ile fizyoterapi ekibinin koordineli çalışması ve düzenli poliklinik kontrolleri esastır. Kontroller genellikle ikinci hafta, altıncı hafta, üçüncü ay, altıncı ay ve yıllık takip şeklinde planlanır.
Omuz Çıkığı Ameliyatı Öncesinde Hangi Görüntüleme ve Tetkikler İstenir?
Preoperatif değerlendirme, omuz instabilitesinin patolojik anatomisini net olarak ortaya koymayı ve cerrahi planlamayı yönlendirmeyi amaçlar. Bu süreçte fizik muayene ve öykü ile birlikte çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılır. Direkt grafiler ilk basamak tetkiktir; standart antero-posterior omuz grafisi, aksiller lateral grafi ve skapular Y grafisi çekilir. Bu grafilerde humerus başının konumu, glenoid kenarında olası kemik parça, glenoid kemik defekti, Hill-Sachs lezyonu ve heterotopik ossifikasyon gibi bulgular değerlendirilir.
Bilgisayarlı tomografi, glenoid kemik anatomisini üç boyutlu değerlendirme imkânı sağlayan altın standart yöntemdir. Özellikle rekürren instabilitesi olan hastalarda glenoid kemik kaybı yüzdesinin hesaplanması cerrahi yöntem seçimini belirler. En cross section BT rekonstrüksiyonlar ve üç boyutlu yüzey render görüntüleri glenoid ön alt kenarındaki kemik defektin şeklini ve boyutunu ortaya koyar. En best fit circle metodu ile glenoidin normal daire yapısı çizilir ve kayıp alan yüzdesi hesaplanır. Yüzde on beşin altındaki kayıplarda artroskopik Bankart tamiri yeterli iken yüzde yirmi beş üzerindeki kayıplarda Latarjet gibi kemik prosedürü gerekir.
Manyetik rezonans görüntüleme, yumuşak doku patolojisinin altın standart tanı yöntemidir. Standart MR labrum, kapsül, ligamentler, rotator manşon ve kartilaj yapılarını ayrıntılı biçimde gösterir. MR artrografi ise eklem içine kontrast madde verilerek yapılan özel bir tekniktir ve labrum lezyonlarının, kapsül boyutunun ve intraartiküler patolojinin daha yüksek çözünürlükte ortaya konmasını sağlar. Bankart lezyonu, ALPSA lezyonu, HAGL yani humeral avülziyon of glenohumeral ligament, SLAP lezyonu ve kartilaj hasarı gibi bulgular MR ile net biçimde tanımlanabilir.
Glenoid track kavramı son yıllarda instabilite değerlendirmesinde kilit rol oynayan yeni bir yaklaşımdır. Yalcin ve Itoi tarafından tanımlanan bu konsept, humerus başındaki Hill-Sachs lezyonunun glenoid ile temas edip etmediğini üç boyutlu değerlendirir. Glenoid genişliğinin yüzde seksen üçü ile hesaplanan glenoid track değeri, Hill-Sachs interval değerinden büyük ise lezyon on-track kabul edilir ve izole Bankart tamiri yeterli olabilir. Küçük ise off-track lezyondur ve remplissage veya Latarjet eklenmesi gerekir.
Elektromyografi ve sinir iletim çalışmaları, aksiller sinir hasarı şüphesi olan veya kronik instabilite nedeni ile brakial pleksus problemleri düşünülen hastalarda istenir. Kan tetkikleri arasında tam kan sayımı, biyokimya, koagülasyon parametreleri ve infeksiyon markerları yer alır. Preoperatif dönemde kardiyak ve pulmoner değerlendirme, anestezi konsültasyonu ve gerekli durumlarda ilgili branş konsültasyonları tamamlanır. Sigara bırakma önerileri, kronik hastalıkların medikal kontrolü ve profilaktik antibiyotik planlaması preoperatif süreç boyunca yapılan diğer önemli düzenlemelerdir.
Omuz Çıkığı Ameliyatından Sonra Kola Ne Zaman Yük Verilebilir ve Spora Ne Zaman Dönülür?
Postoperatif dönemde kola yük verilme zamanı, tamir edilmiş yapıların biyolojik iyileşme sürecine göre kademeli olarak planlanır. Suture anchor implantlar ile glenoide tespit edilen kapsülolabral kompleks, yaklaşık altı ile sekiz haftada primer biyolojik yapışmayı tamamlar. Bu dönemde erken zorlamalar ankor çekilmesi, yumuşak doku kaçışı ve rekürrens ile sonuçlanabilir. Bu nedenle ilk altı hafta boyunca kola aktif yük yüklenmez, kolçak ateli sürekli kullanılır. Hasta ateli çıkarma egzersizleri yalnızca fizyoterapist eşliğinde yapar.
Günlük yaşam aktivitelerine dönüş kademeli şekilde ilerler. Yemek yeme, kıyafet giyme, hafif ev işleri gibi omuz eklemine minimal yük bindiren aktiviteler ikinci haftadan itibaren tolerans dahilinde yapılabilir. Ancak bu aktivitelerde bile ameliyatlı kol vücuda yakın tutulur, dirsek doksan derecede fleksiyondadır ve iç rotasyonda kolun karın önünde durması korunur. Araba kullanma altıncı hafta sonrası, atele gerek kalmadığında ve iyi hareket açıklığı sağlandığında başlanır. Bilgisayar başı çalışma iki ile üç haftada kademeli olarak sürdürülebilir; masa başı iş yapan hastalar üçüncü ile altıncı hafta arasında işe dönebilirler.
Ağır fiziksel iş yapan meslek gruplarında dönüş süresi belirgin biçimde uzar. İnşaat, tamir, yükleme boşaltma gibi ağır kaldırma gerektiren mesleklerde iş dönüşü genellikle üçüncü ile dördüncü ay arasında gerçekleşir. Bu dönemde önce hafif işler, sonra kademeli olarak ağır işler denenir. Baş üstü çalışma yapan boyacı, tavan işçisi gibi meslek gruplarında dönüş beşinci ile altıncı ay sonrasına kalabilir. İş güvenliği açısından cerrahın onayı olmadan ağır işe dönüş yapılmamalıdır.
Sportif aktivitelere dönüş, sporun tipine ve talep düzeyine göre farklılık gösterir. Yürüyüş ve hafif kardiyovasküler aktiviteler ikinci haftadan itibaren başlanabilir. Bisiklet ve sabit ergometre altıncı hafta sonrası, koşu üçüncü ay sonrası yapılabilir. Yüzme dördüncü ile altıncı ay arasında serbest stil ile başlar, kelebek stil ancak beşinci aydan sonra denenir. Temas içermeyen spor branşlarında beşinci ile altıncı ay arasında dönüş sağlanır. Temaslı sporlar futbol, basketbol, hentbol, güreş gibi branşlarda dönüş altıncı aydır. Atma sporlarında olimpiyat, tenis, boks ve overhead sporcularda tam dönüş altıncı ay ile dokuzuncu ay arasında değişebilir.
Spora dönüş kararı yalnızca zamana bağlı değil, aynı zamanda fonksiyonel test sonuçlarına bağlıdır. Tam hareket açıklığı, minimal ağrı, kontralateral tarafın yüzde doksanı üzerinde izokinetik kas gücü, iyi propriosepsiyon ve psikolojik hazırlık kriterleri sağlanmalıdır. Spora dönüş testleri arasında Y balance test, single arm hop test, upper quarter Y balance, closed kinetic chain upper extremity stability test yer alır. Sporcularda ayrıca sporcuya özgü fonksiyonel testler ve simulasyon egzersizleri uygulanır. Erken spora dönüş, rekürrens riskinin en belirleyici faktörlerinden biridir; kararlı sonuç için sabır ve programa uyum vazgeçilmezdir.
Omuz Çıkığı Ameliyatının Olası Riskleri ve Yeniden Çıkma İhtimali Nedir?
Artroskopik Bankart tamiri, deneyimli ellerde yüksek başarı oranları ile uygulanan güvenli bir cerrahi girişimdir; ancak her cerrahi işlem gibi belirli risk ve komplikasyon olasılıkları barındırır. Genel cerrahi riskler arasında anestezi ile ilgili istenmeyen olaylar, derin ven trombozu, akciğer emboli, yara yeri infeksiyonu ve derin doku infeksiyonu sayılabilir. Ameliyat sonrası infeksiyon oranı yüzde bir altındadır ve çoğu propionibakter cinsi bakteriler ile ilişkilidir. Profilaktik intravenöz antibiyotik uygulaması ve steril cerrahi teknik infeksiyon riskini minimuma indirir.
Rekürren instabilite yani ameliyat sonrası tekrar çıkma en önemli spesifik komplikasyondur. Modern literatürde artroskopik Bankart tamiri sonrası rekürrens oranı beş yıllık takiplerde yüzde beş ile on beş arasında değişmektedir. Rekürrens riskini artıran faktörler yaş, sportif aktivite düzeyi, glenoid kemik defekti, Hill-Sachs lezyonu büyüklüğü, kapsül boyutu, ligamentöz gevşeklik ve preoperatif çıkık sayısıdır. Yirmi yaş altı temaslı sporcularda rekürrens oranı yüzde yirmi civarına ulaşabilirken orta yaş bireysel sporcularda bu oran yüzde beş civarında kalır.
Suture anchor implantlar ile ilgili komplikasyonlar arasında ankor migrasyonu, ankor gevşemesi, ankor kırılması ve implant materyaline karşı doku reaksiyonu sayılabilir. Metal ankorlar terkedilmiş, günümüzde biyokompozit, all-suture ve PEEK malzemeler tercih edilmektedir. Bu implantlar kartilaj ile temas ettiğinde daha az hasar verir ve gerektiğinde revizyon cerrahisinde çıkarılmaları kolaydır. Ankor yerleştirme sırasında glenoid kırığı çok nadir görülen bir teknik komplikasyondur.
Hareket açıklığı kısıtlaması, özellikle dış rotasyonda görülebilen bir postoperatif problemdir. Aşırı sıkı kapsül shifting, uygunsuz suture anchor yerleştirme veya rehabilitasyon sırasında adhezif kapsülit gelişimi bu tabloya yol açabilir. Adhezif kapsülit, ameliyat sonrası ikinci ile üçüncü ay arasında omuz hareketlerinin ciddi biçimde kısıtlanması ile karakterizedir. Erken müdahale ile fizik tedavi yoğunlaştırılır, gerekirse anestezi altında manipülasyon veya artroskopik kapsül gevşetme uygulanır. Bu komplikasyon nadirdir ve yüzde beş altı oranında görülür.
Nörovasküler komplikasyonlar oldukça nadirdir. Aksiller sinir, muskülokutan sinir ve suprascapular sinir cerrahi manüplasyon veya portallerin uygun olmayan yerleştirilmesi ile risk altında olabilir. Portal yerleşiminde anatomik güvenli zonların bilinmesi ve dikkatli teknik ile nörovasküler yaralanma riski minimize edilir. Kondrolizis ise eklem içine yerleştirilen ağrı pompaları ile ilişkilendirilmiş nadir bir tablodur ve güncel pratikte intraartiküler lokal anestezik infüzyonundan kaçınılmaktadır.
Uzun dönem sonuçlar açısından artroskopik Bankart tamirinin başarı oranı yüzde seksen beş ile doksan beş arasındadır. Sporculara dönüş oranı yüzde seksen beş ile doksan olarak bildirilir. Rekürrens durumunda revizyon cerrahisi seçenekleri arasında yeniden artroskopik onarım, açık Bankart, Latarjet prosedürü ve remplissage ekleme yer alır. Genel olarak revizyon vakalarında birincil cerrahiye göre başarı oranı bir miktar düşer; bu nedenle ilk ameliyatın doğru endikasyon ile ve doğru teknikle yapılması kritik önem taşır.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan içerikler omuz çıkığı ameliyatı ve Bankart tamiri hakkında genel bilgi vermek amacı ile hazırlanmıştır ve hekim muayenesinin yerini tutmaz. Her hastanın klinik durumu, yapısal defektlerinin niteliği, yaş ve sportif beklentileri bireysel olarak değerlendirilmelidir. Tanı ve tedavi kararları yalnızca uzman hekim tarafından yapılan detaylı muayene ve ileri görüntüleme incelemeleri sonrasında verilmelidir. Bu içerik kişiye özel tanı ya da tedavi önerisi olarak yorumlanmamalıdır.
Ortopedi ve Travmatoloji bölümü, tekrarlayan omuz çıkığı ve Bankart lezyonu tanı ve tedavisi konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahiptir. Artroskopik Bankart tamiri, Latarjet koracoid transferi, remplissage tekniği ve revizyon instabilite cerrahisi olmak üzere modern omuz instabilite cerrahisinin tüm yöntemleri sağlık kuruluşlarında uygulanmaktadır. Ortopedi ve Travmatoloji ekibi, ileri düzey artroskopik cerrahi ekipmanları, ayrıntılı preoperatif planlama süreçleri ve postoperatif fizik tedavi bölümü ile koordineli çalışan yapısı sayesinde hastalarına kapsamlı bir tedavi süreci sunmaktadır. Omuz çıkığı ve rekürren instabilite yakınmaları olan hastalarımıza doğru tanı ve doğru tedavi ile omuzlarına yeniden güven duymalarına yardımcı olmaktan mutluluk duyacağız.