Genel Cerrahi

Modifiye Radikal Mastektomi

İlerlemiş meme kanserlerinde tüm meme dokusunun koltuk altı lenf bezleri ile birlikte çıkarıldığı, göğüs kaslarının korunduğu geniş onkolojik cerrahidir.

Modifiye Radikal Mastektomi (MRM), meme kanseri cerrahisinin en klasik ve halen belirli endikasyonlarda vazgeçilmez olan ameliyatlarından biridir. Bu ameliyatta memenin tamamı, meme başı ve areola, pektoral kas fasyası ile birlikte aksiller lenf nodu istasyonlarının Level I ve Level II bölümleri tek parça halinde çıkarılır; ancak pektoralis major ve pektoralis minor kasları korunur. Halsted radikal mastektomisinden temel farkı budur ve bu yaklaşım hem onkolojik kontrolü hem de sonraki fonksiyonel yaşam kalitesini birleştiren en önemli değişimdir.

Genel Cerrahi kliniği olarak MRM kararını multidisipliner tümör konseyinde alıyor; medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, plastik cerrahi, patoloji ve radyoloji ekiplerinin görüşleriyle her hasta için bireysel plan oluşturuyoruz. Aksiller ultrason, meme MR, tru-cut biyopsi, moleküler alt tip ve neoadjuvan yanıt değerlendirmesi kararı yönlendirir. Aşağıda meme kanserinde MRM ile ilgili en sık sorulan on dört klinik soruya, güncel kılavuzlar ve uzun yıllara dayanan cerrahi deneyimimiz ışığında ayrıntılı yanıt vermeye çalıştık.

Modifiye Radikal Mastektomi Hangi Evre Meme Kanserinde Tercih Edilir?

MRM'nin en sık uygulandığı grup, klinik veya radyolojik olarak aksiller lenf nodu tutulumu gösterilmiş meme kanserleridir. Aksiller ultrasonografide korteks kalınlaşması, hilus kaybı, yuvarlak morfoloji gibi şüpheli bulgular saptanan ve ince iğne aspirasyonu ya da kalın iğne biyopsisi ile metastaz doğrulanan hastalarda ameliyatın aksiller diseksiyonu içermesi gerektiğinden MRM ilk seçenek haline gelir. Klinik T1-T2 tümörlerde bile eğer patolojik olarak N1-N3 durumu belgelenmişse ve meme koruyucu cerrahiye engel oluşturan bir durum varsa MRM uygulanır. Bu yaklaşım, hem primer tümörün hem de bölgesel lenfatik havzanın onkolojik kontrolünü tek seansta sağlar.

Lokal ileri meme kanseri olarak sınıflandırılan T3 ve T4 tümörlerde, cilt tutulumu bulunan olgularda, göğüs duvarı fikse tümörlerde ve inflamatuar meme kanserinde neoadjuvan sistemik tedavi sonrası MRM standart cerrahi seçenektir. İnflamatuar meme kanserinde meme koruyucu cerrahi kontrendikedir ve aksiller diseksiyon zorunludur, dolayısıyla bu grupta neoadjuvan kemoterapi ve hedefli tedavi sonrası MRM ile radikal cerrahi tek onkolojik yaklaşımdır. Ayrıca daha önce meme koruyucu cerrahi geçirmiş ve nüks gelişen, göğüs duvarı radyoterapisi almış nedeniyle yeniden radyoterapi verilemeyen olgularda kurtarma cerrahisi olarak MRM tercih edilir.

Multisentrik veya multifokal tümörler, geniş duktal karsinoma in situ komponenti eşliğinde büyük kitle, kötü kozmetik sonuç beklentisi ve hasta tercihi de MRM endikasyonlarını genişletir. BRCA1/2 gibi kalıtsal genetik mutasyon taşıyıcılarında, karşı taraf profilaktik mastektomi ile birlikte planlanan olgularda ya da radyoterapiye tolerans göstermeyecek eşlik eden hastalıklar bulunan hastalarda da mastektomi seçilebilir. MRM özellikle klinik olarak aksilla pozitif olan hasta grubu için standardını korumakta, sentinel lenf nodu biyopsisi normal olan hastalarda ise total mastektomi veya meme koruyucu cerrahi tercih edilmektedir.

Halsted Radikal Mastektomiden Farkı Nedir ve Pektoral Kaslar Neden Korunur?

William Halsted'in 1894'te tanımladığı klasik radikal mastektomi, memenin tamamı, pektoralis major kası, pektoralis minor kası ve Level I-II-III aksiller lenf nodlarının hepsinin tek blok halinde çıkarılmasını içerir. Bu cerrahi, kendi döneminde meme kanserinin cerrahi kontrolünde büyük bir devrim niteliğinde olmakla birlikte, göğüs duvarında ciddi deformite, kolda belirgin fonksiyon kaybı, lenfödem, omuz hareket kısıtlılığı ve kronik ağrı ile sonuçlanan mutilan bir ameliyattı. Halsted'in "en blok" prensibi tümör hücresi lenfatik yolla yayıldığı ve mekanik olarak çıkarılabildiği hipotezine dayanıyordu.

Patey 1948'de pektoralis major kasını koruyup pektoralis minor kasını çıkararak Level III aksiller diseksiyon yapılabilmesini gösterdi; Auchincloss 1963'te her iki kası koruyarak Level I ve II diseksiyonun yeterli olduğunu bildirdi; Madden 1965'te bugün uyguladığımız modern MRM'yi tanımladı. Bu ameliyatta pektoralis major ve pektoralis minor korunur, aksiller lenf nodları Level I ve Level II düzeyinde temizlenir. Fisher'ın öncülük ettiği NSABP B-04 çalışması yirmi beş yıllık takipte radikal, modifiye radikal ve total mastektominin genel sağkalım açısından farksız olduğunu göstererek MRM'nin dünya standardı haline gelmesini sağladı.

Pektoral kasların korunmasının temel nedeni fonksiyonel ve estetik kazanımdır. Pektoralis major kolun addüksiyon, iç rotasyon ve fleksiyon hareketlerinde temel roldedir. Kasın çıkarılması omuz ekleminin dengesini bozar, günlük yaşam aktivitelerinde belirgin zorluk yaratır ve göğüs duvarında derin bir çöküklüğe neden olur. Ayrıca korunmuş pektoralis kası eş zamanlı veya geç dönem meme rekonstrüksiyonu için önemli bir doku desteği sağlar; submuskuler implant yerleştirilmesi, latissimus dorsi flep transferi ve otojen doku rekonstrüksiyonlarında zemin oluşturur. Onkolojik açıdan pektoral kas invazyonu bulunmayan olgularda kasın korunması nüks riskini artırmaz, aksine kısa ve uzun dönemde hasta yaşam kalitesini belirgin biçimde iyileştirir.

Aksiller Lenf Nodu Diseksiyonu Sırasında Level I-II-III Nodlar Nasıl Çıkarılır?

Aksilla anatomisi cerrahi diseksiyon açısından pektoralis minor kasına göre üç seviyeye ayrılır. Level I, pektoralis minor kasının lateral kenarından itibaren dışa ve aşağıya uzanan bölgede yer alır ve meme kanseri drenajının ilk toplandığı bölgedir. Level II, pektoralis minor kasının arkasında bulunur ve Rotter olarak bilinen interpektoral lenf nodlarını içerir. Level III ise pektoralis minor kasın medialinde, subklavyanın kolayca izlenebildiği apikal bölgede yer alır ve infraklaviküler nodlar bu seviyeye dahildir. Bu üç seviye tümör hücrelerinin drenaj sırasına göre progresif olarak tutulur.

MRM'de standart olarak Level I ve Level II diseksiyon uygulanır. Aksiller diseksiyonun sınırları yukarıda aksiller ven, laterale latissimus dorsi kası, mediale serratus anterior kası ve posteriorda subskapularis kasıdır. Aksiller ven bulunduktan sonra ven altında kalan yağlı lenfatik doku, damar ve sinir yapıları özenle korunarak toplanır. Interpektoral bölgedeki Rotter lenf nodları pektoralis minor kası retrakte edilerek veya bazı cerrahlar tarafından geçici olarak çıkarılarak temizlenir. Diseksiyon sırasında elektrokoter, klips ve enerji cihazları küçük damarların hemostazı için kullanılır.

Level III diseksiyon, klinik olarak ele gelen ya da görüntülemede şüpheli infraklaviküler lenf nodu olan olgularda, ekstranodal yayılım gösteren büyük tümör yüklerinde ve neoadjuvan tedavi sonrası yerleşik apikal metastazı bulunan seçilmiş vakalarda eklenir. Patoloğun uygun bir örnekleme yapabilmesi için en az on ile on beş lenf nodunun çıkarılmış olması hedeflenir. Örneklenen her lenf nodu boyutu, kanserli alan yüzdesi, ekstranodal uzanım ve makro-mikrometastaz varlığı açısından değerlendirilir; gerekirse sitokeratin immünohistokimyası uygulanır. Bu bilgiler evreleme, adjuvan tedavi kararı ve prognoz için kritik öneme sahiptir.

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Yerine Neden Tam Aksiller Diseksiyon Yapılır?

Sentinel lenf nodu biyopsisi, klinik olarak aksilla negatif olan hastalarda tümörden ilk drene olan bir ile dört lenf nodunun mavi boya, radyoaktif kolloid veya indosiyanin yeşili kullanılarak selektif olarak çıkarılmasını sağlar. Bu yöntem sayesinde metastazsız aksillalarda gereksiz diseksiyondan kaçınılır ve lenfödem, sinir yaralanması, seroma gibi morbiditeler dramatik biçimde azaltılır. Ancak sentinel lenf nodu biyopsisinin uygulanamadığı ya da yeterli olmadığı klinik durumlar mevcuttur ve bu durumlarda tam aksiller diseksiyon zorunlu kalır.

Aksilla pozitifliği preoperatif ultrason ve iğne biyopsisi ile kesinleştirilmiş hastalarda sentinel biyopsi atlanır ve direkt Level I-II aksiller diseksiyon uygulanır. İnflamatuar meme kanseri, kutanöz peau d'orange bulgusu, klinik olarak fiske aksiller lenf nodu olan olgular ve neoadjuvan tedavi öncesi biyopsi ile aksilla pozitifliği belgelenip tedaviye rağmen residüel metastazı olan hastalarda tam aksiller diseksiyon standart yaklaşımdır. Ayrıca daha önce ipsilateral aksillaya cerrahi ya da radyoterapi uygulanmış olgularda sentinel yöntemin duyarlılığı ve doğruluğu düşer.

Z0011 çalışması meme koruyucu cerrahi geçirecek, tümü tüm meme radyoterapisi alacak, klinik T1-T2 ve bir veya iki sentinel lenf nodu pozitif olan seçilmiş hasta grubunda aksiller diseksiyonun ek yarar sağlamadığını göstermiştir. AMAROS çalışması ise sentinel pozitif hastalarda aksiller radyoterapinin diseksiyon kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur. Ancak MRM planlanan hastalarda meme koruyucu cerrahi yapılmadığından bu çalışmaların kriterleri karşılanmaz. Mastektomi yapılacak ve postoperatif göğüs duvarı radyoterapisi kararı verilecek olgularda sentinel pozitifliği durumunda aksiller diseksiyon tercih edilir, ancak çok seçilmiş hastalarda aksiller radyoterapi bir alternatif olarak tartışılmaktadır. Neoadjuvan sonrası ypN0 hastalarda hedeflenmiş aksiller diseksiyon giderek daha fazla uygulanmakta ve klip işaretlemesi kullanılmaktadır.

Neoadjuvan Kemoterapi Sonrası MRM Kararı Nasıl Verilir?

Neoadjuvan kemoterapi, lokal ileri meme kanserinde, üçlü negatif ve HER2 pozitif alt tiplerde ve aksilla pozitif seçilmiş T2 tümörlerde giderek standart hale gelmiştir. Bu yaklaşımın avantajı, tümör küçültme ile meme koruyucu cerrahi ihtimalini artırmak, aksillayı pozitiften negatife çevirmek, patolojik yanıtı prognoz belirteci olarak kullanmak ve mikrometastazlara erken sistemik yanıt vermektir. Neoadjuvan sonrası cerrahi kararı, tedavi başlangıcındaki hastalık yüküne değil, tedavi sonrası klinik, radyolojik ve patolojik yanıta göre şekillenir.

Neoadjuvan tedavi sonrası MR görüntüleme ve fiziki muayene ile primer tümörün rezidü boyutu değerlendirilir; klinik tam yanıt görülse bile mikroskopik hastalık kalabildiğinden mutlaka cerrahi eksizyon planlanır. Tedavi öncesi biyopsi lokasyonuna kılavuz tel ya da radyoaktif seed veya manyetik marker ile lokalizasyon yapılır. Aksilla pozitif başlayan hastalarda tedavi öncesi lenf noduna metalik klip yerleştirilmişse, neoadjuvan sonrası bu klip ve çevresindeki lenf nodları hedefli aksiller diseksiyonla çıkarılabilir; bu yaklaşım hedeflenmiş aksiller diseksiyon olarak adlandırılır ve seçilmiş olgularda tam diseksiyona alternatiftir.

Neoadjuvan sonrası MRM kararı üç ana faktöre bağlıdır. İlk olarak primer tümörün yanıtı, meme koruyucu cerrahiye izin verecek büyüklük ve konfigürasyona ulaşmadıysa mastektomi tercih edilir. İkincisi cilt tutulumu, meme başı-areola invazyonu ve multisentrik odaklar mastektomi endikasyonu oluşturur. Üçüncüsü aksiller yanıt olup neoadjuvan sonrası hala pozitif kalan lenf nodları veya başlangıçtaki geniş nodal tutulum tam aksiller diseksiyonu gerektirir. İnflamatuar meme kanserinde tümör yanıtı ne olursa olsun MRM standart yaklaşımdır ve meme koruyucu cerrahi kontrendikedir. Bu hastalarda ameliyat sonrası mutlaka göğüs duvarı ve bölgesel lenfatik alanlara radyoterapi eklenir.

Ameliyat Sırasında Torasik Sinir ve Long Torasik Damar Nasıl Korunur?

Aksiller diseksiyon meme kanseri cerrahisinin en teknik açıdan hassas kısmıdır ve pek çok sinir ile damar yapısının korunmasını gerektirir. Uzun torasik sinir yani nervus thoracicus longus, Bell siniri olarak da bilinir, servikal beşinci-altıncı-yedinci köklerden kaynaklanır ve serratus anterior kasını inerve eder. Sinir aksillanın posteromedial duvarında serratus anterior kasının yüzeyinde vertikal olarak seyreder ve ipe benzer görüntüsüyle tanınır. Bu sinirin yaralanması kanatlı skapula tablosuna neden olur.

Torakodorsal sinir ve arter ise latissimus dorsi kasını besler ve subskapular damarın dalıdır. Bu sinir-damar demeti aksillanın posterior duvarında latissimus dorsi kasının medial kenarına doğru ilerler. Cerrahi sırasında dokular künt ve keskin diseksiyonla ayrılırken bu demet mutlaka görüntülenmeli ve dokunulmadan bırakılmalıdır. Torakodorsal sinirin korunması sadece latissimus fonksiyonu için değil, gelecekte olası latissimus dorsi flep rekonstrüksiyonu için de kritik önem taşır. Bu nedenle rekonstrüksiyon planlanan olgularda özellikle dikkatli davranılır.

İnterkostobrachial sinir, ikinci interkostal sinirin lateral kutanöz dalıdır ve koltuk altı ile üst kolun medial yüzünün duyusunu sağlar. Aksiller diseksiyon sırasında Level I bölgesinde önden arkaya doğru seyreden bu sinir çoğunlukla feda edilir; bu durum ameliyat sonrası kolun iç yüzünde uyuşukluk, karıncalanma ve kronik ağrı sendromu ile sonuçlanabilir. Mümkün olduğunca sinirin identifiye edilip korunması postmastektomi ağrı sendromunun sıklığını azaltır. Medial ve lateral pektoral sinirler pektoralis major kasının inervasyonunu sağlar ve kesilmesi kas atrofisine yol açar. Bu sinirler pektoralis minor kasının etrafında seyrettiğinden diseksiyon sırasında özenle korunur. Aksiller ven diseksiyonun süperior sınırıdır; ven duvarına zarar vermemek için diseksiyon venin hemen altındaki fasyal düzlemden ilerletilir.

Cerrahi Sonrası Dren Ne Kadar Süre Kalır ve Serom Riski Nasıl Yönetilir?

Modifiye radikal mastektomi geniş bir cerrahi alan bıraktığı için ameliyat sonunda mutlaka kapalı emici drenler yerleştirilir. Genellikle biri meme yatağına, diğeri aksiller kaviteye olmak üzere iki adet Jackson-Pratt veya Blake tipi silikon dren konur. Drenlerin amacı, cilt flebi ile göğüs duvarı arasında biriken serosanjinöz sıvıyı boşaltmak, cilt-göğüs duvarı yapışıklığını sağlamak, hematom ve seroma oluşumunu önlemek ve enfeksiyon riskini azaltmaktır. Drenler günlük olarak temizlenir, drenaj miktarı ve karakteri kayıt altına alınır.

Drenlerin çıkarılma zamanlaması standart olarak yirmi dört saatlik drenaj miktarının otuz mililitrenin altına inmesi ile belirlenir. Bu genellikle beş ile on gün arasında değişir; ancak bazı hastalarda iki haftaya kadar uzayabilir. Dren süresi hastanın vücut yapısı, cilt flebi kalınlığı, aksiller diseksiyonun genişliği, obezite, önceki cerrahi öykü ve postoperatif hareket düzeyi ile ilişkilidir. Drenlerin erken çıkarılması seroma oluşumunu, geç çıkarılması ise retrograd enfeksiyon riskini artırır. Bu nedenle karar cerrahi ekip tarafından bireyselleştirilir.

Seroma, MRM'nin en sık görülen komplikasyonudur ve olguların yüzde otuzdan yüzde ellisine kadar bildirilmiştir. Seroma cilt fleplerinin göğüs duvarına yapışmasını geciktirir, yara iyileşmesini bozar, cilt nekrozu ve enfeksiyon riskini artırır. Kompresyon bandajı, göğüs korsesi, erken mobilizasyon ve kontrollü fizyoterapi seroma oluşumunu azaltır. Fibrin yapıştırıcı, kuadranttik kapatma teknikleri, LigaSure gibi enerji cihazları ve dead space obliterasyonu ile seroma sıklığı azaltılmaya çalışılmıştır. Oluşan seromalar steril koşullarda enjektörle boşaltılır ve gerekirse tekrarlayan aspirasyonlar uygulanır. Enfekte seroma antibiyotik ve drenaj gerektirir. Uzun süreli seroma olgularında kronik kapsül gelişebilir ve bazen küçük cerrahi eksizyon gerekir.

Aksiller Diseksiyon Sonrası Lenfödem Neden Gelişir ve Kolda Şişme Nasıl Önlenir?

Lenfödem, üst ekstremitede proteinden zengin interstisyel sıvının birikmesi sonucu ortaya çıkan kronik bir tablodur. Aksiller diseksiyon sonrası lenfödem gelişme sıklığı yüzde on beş ile yüzde otuz arasında değişir; sentinel lenf nodu biyopsisi sonrası bu oran yüzde beşin altındadır. Lenfödem gelişme riski, çıkarılan lenf nodu sayısı, postoperatif radyoterapi eklenmesi, obezite, cilt enfeksiyonu, tekrarlayan travma, sedanter yaşam, uzun süreli hava seyahati, aynı taraf koldan iğne ile örnekleme ve tansiyon ölçümü gibi faktörlerle artar.

Lenfödem gelişiminin altında aksiller lenfatiklerin cerrahi ile kesintiye uğraması ve kalan lenfatik kanalların yetersiz kompansasyonu yatar. Radyoterapi eklenmesi lenfatiklerde fibrozise, radyasyona bağlı endotel hasarına ve kollateral gelişimin bozulmasına yol açarak riski artırır. Klinik olarak kolun çevresinde artış, ağırlık hissi, ciltte gerginlik, hareket kısıtlılığı, tekrarlayan sellülit ve kronik ağrı gözlenir. İleri evrelerde ciltte fibrozis, elephantiasis benzeri değişiklikler ve nadir olarak Stewart-Treves sendromu yani sekonder anjiosarkom gelişebilir.

Lenfödemin önlenmesi ameliyat öncesi başlayan bir süreçtir. Hastalar risk faktörleri açısından bilgilendirilir; ameliyat sonrası ipsilateral koldan kan alınmaması, tansiyon ölçülmemesi, kesici alet ile tırnak bakımında dikkat, güneş yanıklarından korunma, ağır yük taşımama ve sıkı elbise kullanmama önerilir. Egzersiz ve kilo kontrolü hem gelişimi hem şiddetini azaltır. Erken tanı için düzenli çevre ölçümü, biyoempedans spektroskopi ve indosiyanin yeşili lenfografi kullanılabilir. Tedavi yaklaşımında kompleks dekonjestif tedavi, manuel lenfatik drenaj, çok katmanlı bandaj, kompresyon giysileri ve fizyoterapi temel yaklaşımdır. Cerrahi yaklaşımlar arasında lenfovenöz anastomoz, vaskülarize lenf nodu transferi ve suprakalvüler lenf nodu nakli seçilmiş hastalarda uygulanmaktadır.

Kanatlı Skapula (Winged Scapula) Komplikasyonu Neden Ortaya Çıkar?

Kanatlı skapula, skapulanın medial kenarının göğüs duvarından uzaklaşarak dışa doğru çıkıntı yapması olarak tanımlanır ve bunun temel nedeni serratus anterior kasının fonksiyon kaybıdır. Serratus anterior kası skapulayı göğüs duvarına yapıştırır ve kolun öne kaldırılmasında, omuz stabilizasyonunda ve yukarı uzanma hareketinde rol oynar. Bu kasın inervasyonu uzun torasik sinir yani nervus thoracicus longus tarafından sağlanır ve sinirin aksiller diseksiyon sırasında zedelenmesi ya da kesilmesi kanatlı skapula tablosuna yol açar.

Uzun torasik sinir aksillanın posteromedial duvarında serratus anterior kasının yüzeyinde vertikal olarak seyrettiği için diseksiyon sırasında dokularla birlikte kaldırılma riski taşır. Sinir aksiller ven altında dikkatle identifiye edilmeli, künt diseksiyonla ortaya çıkarılmalı ve dokunulmadan bırakılmalıdır. Enerji cihazlarının doğrudan sinir üzerine uygulanması, aşırı traksiyon, klipslerin yanlış yerleştirilmesi ve yanlış oryantasyonda diseksiyon en sık yaralanma nedenleridir. Sinir tam kesildiğinde tablo hemen ortaya çıkar; termal ya da traksiyona bağlı geçici yaralanmada haftalar ile aylar içinde iyileşme görülebilir.

Klinik olarak hasta kolunu öne kaldırmakta zorlanır, duvarı iterken skapula belirgin biçimde kanat şeklinde dışa çıkar, omuzda ağrı ve kronik yorgunluk hissi gelişir. Tanı fiziki muayene ve elektromiyografi ile konur. Tedavide öncelikle fizik tedavi, kas güçlendirme egzersizleri, postür eğitimi ve skapular stabilizasyon programları uygulanır. İyileşme gözlenmeyen olgularda ortez ve nadiren cerrahi olarak sinir onarımı, sinir transferi ya da pektoralis major transferi ile skapular fiksasyon planlanabilir. Bu komplikasyonun öncelikli yaklaşım önlenmesidir; deneyimli meme cerrahları tarafından uygulanan MRM'de uzun torasik sinir yaralanması sıklığı yüzde birin altındadır.

Eş Zamanlı Meme Rekonstrüksiyonu MRM ile Aynı Seansta Yapılabilir mi?

Modern meme cerrahisinde eş zamanlı meme rekonstrüksiyonu, mastektomi ile aynı seansta memenin yeniden şekillendirilmesi olarak tanımlanır ve seçilmiş hasta grubunda uygulanabilir. Cilt koruyucu mastektomi ya da meme başı-areola koruyucu mastektomi MRM'nin modifiye edilmiş versiyonlarıdır ve bu yaklaşımlarda meme dokusu tamamen çıkarılırken cilt zarfı korunur. Ancak MRM'de aksiller diseksiyon yapıldığı için ve pozitif nodal hastalık nedeniyle postoperatif radyoterapi ihtimali yüksek olduğundan rekonstrüksiyon zamanlaması özenli bir planlama gerektirir.

Eş zamanlı rekonstrüksiyon seçenekleri implant tabanlı ve otojen doku tabanlı olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır. İmplant tabanlı yaklaşımda doku genişletici veya doğrudan implant yerleştirilmesi mümkündür ve pektoralis major kasının submuskuler alanı ile asellüler dermal matriks kombinasyonu kullanılır. Otojen doku yaklaşımlarında latissimus dorsi flebi, transvers rektus abdominis müsküler flep, derin inferior epigastrik perforator flebi ve süperior gluteal arter perforator flebi gibi seçenekler mevcuttur. Otojen doku daha doğal görünüm ve his sunarken cerrahi süreyi uzatır ve donör bölge morbiditesi getirir.

Postoperatif radyoterapi planlanan MRM olgularında eş zamanlı rekonstrüksiyon kararı tartışmalıdır. Radyoterapi implantlarda kapsüler kontraktür sıklığını artırır, otojen dokuda yağ nekrozu, fibrozis ve estetik sonuç bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle bazı merkezler radyoterapi alacak hastalarda gecikmiş rekonstrüksiyonu tercih eder; bazıları ise doku genişletici ile başlar ve radyoterapi sonrası kalıcı rekonstrüksiyona geçer. Karar meme cerrahı, plastik cerrah, radyasyon onkoloğu ve hastanın birlikte katıldığı multidisipliner değerlendirme ile alınır. Seçilmiş uygun hastalarda plastik cerrahi ekibi ile birlikte eş zamanlı rekonstrüksiyon yapılabilirken, radyoterapi ihtimali yüksek olgularda gecikmiş rekonstrüksiyon tercih edilebilir ve bu bireysel karar ameliyat öncesi ayrıntılı biçimde hastayla tartışılır.

Ameliyat Sonrası Radyoterapi Hangi Hastalara Önerilir?

Postmastektomi radyoterapi, göğüs duvarı ve bölgesel lenfatik alanlara uygulanan adjuvan tedavi olarak lokorejyonel nüks riskini azaltır ve seçilmiş hasta gruplarında genel sağkalımı iyileştirir. Radyoterapi kararı, primer tümörün boyutu, cerrahi sınır durumu, aksiller lenf nodu tutulumunun sayısı ve karakteri, ekstranodal yayılım, moleküler alt tip, yaş ve genel sağlık durumu gibi çok sayıda faktörün multidisipliner değerlendirmesiyle alınır. Radyasyon onkolojisi ekibi ile birlikte planlanan bu adjuvan yaklaşım MRM sonrası tedavinin ayrılmaz parçasıdır.

T3 ve T4 tümörlerde, dört veya daha fazla aksiller lenf nodu pozitif olan olgularda, cerrahi sınır pozitif veya çok yakın olan hastalarda ve inflamatuar meme kanserinde postmastektomi radyoterapi standart olarak önerilir. Bir ile üç lenf nodu pozitif olan grupta EBCTCG meta-analizi radyoterapinin lokorejyonel nüksü ve meme kanseri mortalitesini azalttığını göstermiş, ancak karar bireyselleştirilmelidir. Genç yaş, lenfovasküler invazyon, üçlü negatif ya da HER2 pozitif alt tip, yüksek tümör grade ve neoadjuvan sonrası patolojik yanıtın yetersizliği radyoterapi lehine karar verdirir.

Radyoterapi genellikle göğüs duvarı, supraklaviküler alan, internal mamaryen zincir ve seçilmiş olgularda aksiller alanı içerir. Modern teknikler arasında intensity modulated radioterapi, volumetrik ark tedavisi, deep inspiration breath hold ve proton tedavisi yer alır; bu yaklaşımlar sol taraflı olgularda kalp koruma açısından önemlidir. Hipofraksiyone rejimler klasik uzun rejimlere alternatif olarak giderek daha fazla kullanılmaktadır. Radyoterapi kompleksleri arasında cilt reaksiyonları, radyodermatit, pulmoner pnömoni, uzun dönemde kalp yan etkileri, sekonder malignite ve rekonstrüksiyon üzerindeki olumsuz etkileri sayılabilir. Bu nedenle radyoterapi kararı yarar-zarar dengesi gözetilerek verilir ve modern görüntüleme kılavuzluğu ile toksisite en aza indirilir.

Göğüs Duvarı Nüksü Riski Nedir ve Takip Nasıl Yapılır?

MRM sonrası göğüs duvarı nüksü, mastektomi skarı, cilt flepleri, göğüs duvarı yumuşak dokuları ya da altta yatan kaslar ile kaburgalarda tümörün yeniden ortaya çıkması olarak tanımlanır. Genel olarak beş yıllık takipte lokorejyonel nüks oranı yüzde beş ile yüzde on arasında değişir; bu oran tümör evresi, moleküler alt tip, cerrahi sınır durumu, aksiller tutulum, adjuvan tedavi yeterliliği ve hastanın biyolojik faktörlerine göre değişkenlik gösterir. Postmastektomi radyoterapi bu riski belirgin biçimde azaltır ve uygun endikasyonlarda mutlaka önerilir.

Nüks genellikle ilk üç yıl içinde ortaya çıkar; ancak özellikle östrojen reseptörü pozitif tümörlerde geç nüksler onuncu yıla kadar bildirilebilir. Klinik olarak skar bölgesinde nodül, cilt renk değişikliği, ülserasyon, satellit odaklar ve peau d'orange görünümü nüks lehinedir. İnflamatuar tarzda cilt tutulumu, aksiller ya da supraklaviküler lenfadenopati eşlik edebilir. Şüpheli lezyonlarda ultrason, MR, tam vücut PET-BT ve tru-cut biyopsi ile histopatolojik doğrulama yapılır. Sistemik yayılım açısından torakal ve abdominal görüntüleme, kemik sintigrafisi ve tümör belirteçleri değerlendirilir.

Takip programı ilk iki yıl üç ile altı ayda bir, üçüncü ve beşinci yıl arasında altı ayda bir ve sonrasında yıllık olarak planlanır. Fiziki muayene, karşı meme mamografisi ve gerektiğinde MR temel takip araçlarıdır. Kılavuzlar rutin görüntüleme ile sistemik tarama önermez; ancak semptom varlığında ileri inceleme yapılır. Endokrin tedavi alan hastalarda kemik sağlığı, jinekolojik takip, kilo, kardiyovasküler risk faktörleri ve psikososyal destek programa dahil edilir. Nüks saptanan olgularda cerrahi eksizyon, yeniden radyoterapi, sistemik tedavi değişiklikleri ve seçilmiş vakalarda göğüs duvarı rezeksiyonu-rekonstrüksiyonu gündeme gelir. Genetik test sonuçları, tümör moleküler profili ve sıvı biyopsi bulguları tedavi yol haritasında giderek daha fazla rol oynamaktadır.

BRCA Mutasyonu Taşıyıcılarında Karşı Memeye Profilaktik Mastektomi Gerekir mi?

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları kalıtsal meme ve over kanseri sendromunun en sık nedenleridir. Bu mutasyonu taşıyan bireylerde yaşam boyu meme kanseri riski yüzde altmış ile yüzde seksen arasında, over kanseri riski BRCA1 için yüzde kırka kadar, BRCA2 için yüzde on beş civarında bildirilmiştir. Genç yaşta meme kanseri, aile öyküsü, üçlü negatif meme kanseri, iki taraflı meme kanseri ve erkek meme kanseri gibi durumlar genetik test endikasyonu oluşturur. Test sonucu pozitif olan hastalarda karşı meme profilaktik mastektomisi karar süreci multidisipliner ve ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirir.

Kontralateral profilaktik mastektomi, karşı memede kanser gelişme riskini yüzde doksandan fazla oranda azaltır. BRCA1 mutasyonu taşıyıcılarında kontralateral meme kanseri gelişme riski birinci meme kanseri tanısı sonrası yılda yüzde iki ile üç civarındadır ve on beş yıllık kümülatif risk yüzde otuz-elliye ulaşabilir. Bu nedenle özellikle genç, uzun yaşam beklentisi olan ve premenopozal BRCA taşıyıcı hastalarda karşı meme mastektomisi kuvvetle önerilir. BRCA2 mutasyonu taşıyıcılarında da benzer yaklaşım geçerli olmakla birlikte, hormon reseptör pozitif hastalarda endokrin tedavinin koruyucu etkisi risk değerlendirmesine dahil edilir.

Alternatif olarak intensif tarama programı önerilebilir; bu program yıllık meme MR ve mamografi, meme başı-areola koruyucu mastektomi seçeneği ve psikososyal destek içerir. Ancak taramanın kanseri önleyici değil erken tanı sağlayıcı olduğu unutulmamalıdır. Profilaktik yaklaşımlarda meme başı-areola koruyucu mastektomi ile eş zamanlı rekonstrüksiyon estetik ve psikososyal sonuçları belirgin biçimde iyileştirir. Over ve fallop tüplerine yönelik risk azaltıcı salpingo-ooforektomi de bu hastalarda hem over kanseri riskini hem östrojen bağımlı meme kanseri riskini azaltır. Karar hastanın yaşı, doğurganlık durumu, aile öyküsü, psikososyal beklentileri ve tedavi felsefesine göre şekillenir; bu süreçte genetik danışmanlık, meme cerrahisi, plastik cerrahi, jinekolojik onkoloji ve psikiyatri ekipleri birlikte çalışır.

Kol Hareket Kısıtlılığı ve Omuz Fizyoterapisi Ne Zaman Başlatılmalıdır?

Modifiye radikal mastektomi sonrası hastaların yaklaşık üçte birinde ipsilateral omuzda hareket kısıtlılığı, ağrı, kuvvet kaybı ve fonksiyonel bozukluk gelişir. Bu tablonun nedenleri arasında cerrahiye bağlı yumuşak doku hasarı, sinir yaralanmaları, immobilizasyon, ağrı korkusu, drenlerin sınırladığı hareket, aksiller web sendromu, radyoterapi ve psikolojik faktörler yer alır. Aksiller web sendromu, aksiller diseksiyon sonrası kolun iç yüzü boyunca ip benzeri sert bantların ortaya çıkması olarak tanımlanır ve mekanik hareket kısıtlılığına yol açar. Adhesif kapsülit yani frozen shoulder de MRM sonrası önemli bir morbiditedir.

Erken fizyoterapi programı MRM sonrası ilk hafta içinde başlatılmalıdır. Ameliyattan sonraki birinci ve ikinci günden itibaren pasif eklem hareketleri, el sıkma ve dirsek fleksiyon-ekstansiyon egzersizleri başlanır. Bir haftadan sonra pasif omuz hareketleri ile başlayan program, drenler çıkarıldıktan sonra aktif hareketlere geçilir. Omuz abduksiyonu, fleksiyon, ekstansiyon, iç ve dış rotasyon egzersizleri kademeli olarak artırılır. Duvar tırmanma, sırık egzersizleri, esnetme ve postür düzeltici egzersizler günlük programa dahil edilir. Kaslarda direnç egzersizleri drenaj tamamen kesildikten üç ile dört hafta sonra eklenir.

Fizyoterapi programı sertifikalı bir fizyoterapist tarafından değerlendirilerek bireyselleştirilmelidir. Egzersizler sırasında ağrı sınırında kalınmalı, aşırı zorlamadan kaçınılmalı, doğru nefes tekniği kullanılmalıdır. Lenfödem riskini azaltmak için manuel lenfatik drenaj eğitimi hastaya ve yakınlarına verilir. Kompresyon giysileri gerektiğinde önerilir. Aksiller web sendromu genellikle nazik esneme ve manuel terapi ile birkaç hafta içinde geriler; direçli olgularda düşük doz oral kortikosteroid ve fizik tedavi eklenebilir. Uzun dönemde düzenli egzersiz, yüzme, yoga ve pilates gibi aktiviteler kol fonksiyonunu korur, lenfödem riskini azaltır ve yaşam kalitesini iyileştirir. Meme cerrahisi geçiren tüm hastaların ameliyat öncesi dönemden itibaren fizyoterapi ekibi ile buluşturulması, ameliyat sonrası birinci günden itibaren kişiye özel egzersiz programı ile taburculuk sonrasına kadar sürecek yapılandırılmış rehabilitasyonun planlanması iyileşme sürecinin kalitesini belirgin biçimde artırır.

Modifiye radikal mastektomi, meme kanserinin cerrahi tedavisinde deneyim, teknik özen ve multidisipliner planlama gerektiren bir ameliyattır. Genel Cerrahi kliniği olarak doğru hasta seçimi, titiz cerrahi teknik, sinir ve damar yapılarının korunması, uygun adjuvan tedavilerin planlanması ve yapılandırılmış rehabilitasyon süreci ile hastalarımızın hem onkolojik hem yaşam kalitesi açısından uygun sonuçlara ulaşmasını hedefliyoruz. Erken tanı ve tedavi ile birlikte lokal ileri meme kanserinde bile uzun yıllar hastalıksız yaşam mümkün olmakta, modern rekonstrüksiyon yaklaşımları ile hasta memnuniyeti belirgin biçimde artmaktadır.

Meme kanseri şüphesi taşıyor ya da tanı almış olarak tedavi planı arıyorsanız, Genel Cerrahi kliniği olarak sizi tüm tanı ve tedavi süreçlerinde yanınızda olmak üzere değerlendirmek istiyoruz. Klinik muayene, radyolojik değerlendirme, tümör konseyi tartışması, cerrahi planlama, ameliyat sonrası izlem ve rehabilitasyon dahil olmak üzere kapsamlı bir yaklaşımla hizmet verilmektedir. Randevu için çağrı merkezle başvurabilir, güncel yaklaşımlar ve uzman ekip eşliğinde bireysel tedavi planınızı görüşmek üzere ilgili polikliniğe başvurabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgi amaçlıdır ve tıbbi tavsiye niteliği taşımaz; yerine geçmez. Modifiye radikal mastektomi ile ilgili herhangi bir karar öncesi mutlaka hekiminize danışınız ve tanı-tedavi süreçlerinizi yetkin sağlık kuruluşlarında planlayınız.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Meme Kanseri Cerrahisi ve Mastektomicancer.gov/types/breast/patient/breast-treatment-pdq
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Mastektomi ve Aksiller Lenf Nodu Diseksiyonuncbi.nlm.nih.gov/books/NBK534797
  3. American Cancer Society (ACS) — Meme Kanserinde Mastektomi Türlericancer.org/cancer/types/breast-cancer/treatment/surgery-for-breast-cancer/mastectomy.html
  4. National Health Service (NHS) — Mastektomi Sonrası Lenfödem ve İyileşmenhs.uk/conditions/mastectomy

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.