Genel Cerrahi

Mide Ameliyatı

Mide Ameliyatı hangi durumlarda planlanır ve nasıl uygulanır; süreç hakkında genel bilgiler.

Mide ameliyatı, tıbbi adıyla gastrektomi, midenin tamamının ya da belirli bir bölümünün cerrahi olarak çıkarılmasını kapsayan, çağdaş genel cerrahinin en teknik gerektiren onkolojik girişimlerinden biridir. Gastrointestinal sistemin sindirim, rezervuar ve endokrin işlevlerini üstlenen bu organın çıkarılması; hem sağkalımı doğrudan belirleyen bir onkolojik kararı hem de yaşam kalitesini uzun vadeli biçimde etkileyen fonksiyonel bir yeniden yapılanmayı içermektedir. Günümüzde mide kanseri başta olmak üzere gastrointestinal stromal tümörler, malt lenfoma zeminli lezyonlar, ileri düzey premalign gastrik displaziler, kontrol altına alınamayan komplike peptik hastalıklar, kalıtsal difüz mide kanseri sendromları ve seçilmiş obezite cerrahisi endikasyonları bu girişimin uygulandığı temel klinik tablolar arasında yer almaktadır. Genel Cerrahi kliniği, mide ameliyatlarını multidisipliner tümör konseyi kararı, ileri görüntüleme, laparoskopik ve robotik teknoloji ile birleştirerek uluslararası kılavuzlara uygun biçimde yürütmektedir.

Mide Ameliyatı (Gastrektomi) Nedir? Teknikleri, Onkolojik Cerrahisi ve Toparlanma Süreci Nasıldır?

Gastrektomi, midenin tümüyle veya bir bölümüyle çıkarılıp geride kalan sindirim borusunun ince bağırsakla yeniden birleştirildiği kapsamlı bir cerrahi işlemdir. Klinik uygulamada distal subtotal gastrektomi, proksimal gastrektomi ve total gastrektomi olmak üzere üç temel biçimde tanımlanmaktadır. İşlemin kapsamı, tümörün yerleşim yeri, histolojik alt tipi, cerrahi sınır güvenliği için gereken uzaklık ve lenfatik yayılım riski gözetilerek belirlenmektedir. Antrum ve pilor bölgesi yerleşimli intestinal tip adenokarsinomlarda distal rezeksiyon yeterli olabilirken; korpus, fundus, kardiya ya da difüz tip tümörlerde çoğu kez total gastrektomi tercih edilmektedir.

Modern onkolojik cerrahi anlayışında gastrektomi yalnızca bir organ çıkarımı olarak görülmemektedir. İşlem, tümörden makroskopik olarak temiz cerrahi sınır elde etmeyi, mikroskobik düzeyde R0 rezeksiyon sağlamayı ve lenfatik havzayı sistematik biçimde temizlemeyi hedeflemektedir. Bu nedenle uygulanan lenfadenektominin genişliği, çıkarılan lenf bezi sayısı, splenik hilum ve çölyak trunkus çevresindeki disseksiyonun kalitesi uzun dönem sağkalımı belirleyen faktörler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Uluslararası çalışmalar en az on beş lenf bezinin incelenmesini yeterli evreleme için asgari sınır olarak önermektedir.

Toparlanma süreci ise cerrahinin başarısı kadar hasta seçimine, ameliyat öncesi optimizasyona, anestezi yönetimine ve postoperatif hızlandırılmış iyileşme protokollerine bağlıdır. Ortalama hastanede kalış süresi laparoskopik ve robotik yaklaşımda yedi ila on gün arasında değişmekte, ilk katı gıda geçişi çoğu olguda beşinci günden itibaren aşamalı biçimde sağlanmaktadır. Uzun vadeli süreç ise vitamin ve mineral eksikliklerinin yönetimi, kilo dengelenmesi, dumping sendromu kontrolü ve onkolojik takip programını kapsayan yapılandırılmış bir izlem gerektirmektedir.

Onkolojik gastrektomide TNM sınıflaması AJCC sekizinci baskı temel alınarak yapılmaktadır. T evresi tümörün mide duvarındaki derinliğini, N evresi tutulmuş bölgesel lenf bezi sayısını, M evresi ise uzak metastaz durumunu tanımlamaktadır. Bu evreleme sistemine göre erken evre olgular T1 sınırlı mukoza veya submukoza tutulumu ile karakterize iken; ileri evre olgular serozayı aşan tümör ya da geniş lenf bezi tutulumuyla tanımlanmaktadır. Neoadjuvan tedavinin yaygınlaşmasıyla birlikte ypTNM alt sınıflaması da klinik pratikte belirleyici bir yer edinmiş; kemoterapi sonrası patolojik yanıt derecesi bağımsız bir sağkalım göstergesi olarak öne çıkmıştır.

Gastrektomi Ne Anlama Gelir ve Hangi Vakalarda Uygulanır?

Gastrektomi terimi kelime kökeni itibarıyla midenin cerrahi olarak çıkarılması anlamına gelmektedir. Klinik pratikte bu terim, cerrahi kapsamına göre çeşitli biçimlerde kullanılmaktadır. Parsiyel gastrektomi midenin bir bölümünün çıkarılmasını, subtotal gastrektomi midenin büyük çoğunluğunun rezeke edildiği ve küçük bir gastrik güdüğün korunduğu ameliyatı, total gastrektomi ise midenin özofagogastrik bileşkeden pilora kadar tamamının çıkarılmasını ifade etmektedir. Ameliyatın kapsamı tümörün yeri, biyolojik davranışı, evresi ve altta yatan hastalığın doğasıyla doğrudan ilişkilidir.

Gastrektominin en sık uygulama alanı mide adenokarsinomudur. Mide kanseri dünyada kansere bağlı ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır ve ülkemizde de sindirim sistemi kanserleri içinde ilk sıralarda bulunmaktadır. Lauren sınıflamasına göre intestinal tip, difüz tip ve karışık tip olarak alt gruplara ayrılan bu tümörlerin cerrahi planlaması alt tipe göre değişiklik göstermektedir. İntestinal tip tümörler daha sınırlı yayılım gösterirken; difüz tip, linitis plastika görünümü ile daha yaygın submukozal yayılım gösterebilmekte ve daha geniş rezeksiyon gerektirmektedir. Bunların yanında gastrointestinal stromal tümörler, nöroendokrin karsinoidler, düşük dereceli MALT lenfomanın antibiyotik tedavisine dirençli formları ve tekrarlayan primer mide lenfomaları da gastrektomi endikasyonları arasındadır.

Kalıtsal difüz mide kanseri sendromu taşıyan bireylerde CDH1 gen mutasyonu varlığında profilaktik total gastrektomi kararı verilebilmektedir. Bu bireylerde yaşam boyu mide kanseri gelişme riski yüzde altmış ile seksen arasında bildirildiğinden, koruyucu cerrahi endoskopik takibin sağlayamadığı güvenliği sunmaktadır. Ayrıca peptik ülser hastalığının modern medikal tedaviye rağmen kontrol altına alınamayan komplikasyonları, tekrarlayan masif kanamalar, penetre ülserler, obstrüksiyon yapan pilor stenozu ve büyük tıkayıcı polip kümeleri de nadir de olsa gastrektomi gerektirebilmektedir. Morbid obezitenin tedavisinde uygulanan sleeve gastrektomi ise onkolojik gastrektomiden hem tekniği hem de endikasyonu bakımından ayrılmaktadır.

Gastrointestinal stromal tümörler yani GİST, mezenkimal kökenli özel bir tümör grubudur ve KIT ile PDGFRA gen mutasyonlarıyla karakterizedir. Bu tümörlerde cerrahi tedavi, sınırın negatif olacak biçimde yapılan segmental veya kama rezeksiyonu olabilirken; büyük, agresif veya kritik yerleşimli tümörlerde formal gastrektomi gerekmektedir. GİST cerrahisinde geniş lenfadenektomi rutin uygulanmamakta, aksine tümörün psödokapsülünü zedelemeden çıkarılması, dokuya nazik yaklaşım ve tümör hücrelerinin ekilmesinden kaçınma teknik olarak öncelikli hedeflerdir. İmatinib mesilat gibi tirozin kinaz inhibitörleri ile birlikte multidisipliner yönetim hem neoadjuvan hem adjuvan dönemde sağkalımı belirgin biçimde iyileştirmiştir.

Mide nöroendokrin tümörleri Ki-67 proliferasyon indeksi, atipia derecesi ve nekroz varlığına göre iyi diferansiye ve az diferansiye alt gruplara ayrılmakta; tip 1 karsinoidler kronik atrofik gastrit zemininde, tip 2 karsinoidler Zollinger-Ellison sendromuyla ilişkili, tip 3 karsinoidler ise sporadik ve agresif seyirli olarak sınıflandırılmaktadır. Tip 3 lezyonlarda formal onkolojik gastrektomi ve sistematik lenfadenektomi gerekli iken, tip 1 lezyonlarda endoskopik izlem veya sınırlı rezeksiyon yeterli olabilmektedir. MALT lenfomanın Helicobacter pylori eradikasyonuna direnç gösteren, dönüşüm gösteren ya da nüks eden formlarında ise cerrahi seçenekler kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte değerlendirilmektedir.

Mide Operasyonu Türleri Nelerdir?

Mide cerrahisi geniş bir işlem yelpazesini kapsamakta ve her biri farklı bir klinik senaryoya cevap vermek üzere tasarlanmıştır. Distal subtotal gastrektomi, antrum ve alt korpus yerleşimli tümörlerde tercih edilen, midenin dörtte üçünün çıkarıldığı ve kalan proksimal güdüğün ince bağırsakla birleştirildiği bir yaklaşımdır. Rekonstrüksiyon çoğunlukla Billroth II gastrojejunostomi veya Roux-en-Y gastrojejunostomi şeklinde tamamlanmaktadır. Roux-en-Y tekniği safra reflüsünü ve alkalen gastriti azaltması nedeniyle onkolojik olgularda öncelikli seçenektir.

Total gastrektomi, midenin özofagusla birleşim noktasından duodenuma kadar tamamının çıkarılması işlemidir. Bu ameliyatta sindirim yolu Roux-en-Y özofagojejunostomi ile yeniden kurulmakta, ince bağırsak segmenti özofagusa doğrudan anastomoz edilmektedir. Kardiya ve gastroözofageal bileşke tümörlerinde Siewert sınıflamasına göre distal özofajektomi de eklenebilmekte, torasik veya transhiatal ek yaklaşımlar gündeme gelmektedir. Proksimal gastrektomi ise erken evre fundus ve kardiya tümörlerinde uygulanabilen, distal mide fonksiyonunu koruyarak yaşam kalitesini iyileştirmeyi amaçlayan seçilmiş bir seçenektir.

Bunlara ek olarak D1 ve D2 lenfadenektomiler cerrahinin ayrılmaz parçalarıdır. D1 lenfadenektomi, mide çevresi perigastrik lenf bezlerini kapsarken; D2 lenfadenektomi çölyak trunkus, sol gastrik arter, hepatik arter, splenik arter ve porta hepatis bölgelerindeki daha derin lenf bezi istasyonlarını da içermektedir. Uzak Doğu ve Avrupa kılavuzları ileri evre tümörlerde D2 lenfadenektominin standart olması gerektiğini vurgulamaktadır. Splenektominin rutin eklenmesi tartışmalıdır ve yalnızca dalak hilusunda tümör infiltrasyonu ya da doğrudan yayılım varlığında düşünülmektedir. Sleeve gastrektomi ise bariatrik cerrahi kapsamında midenin büyük kurvatur boyunca çıkarıldığı, boru şeklinde daralmış bir gastrik güdüğün oluşturulduğu ve kilo yönetimini amaçlayan ayrı bir işlemdir.

Gastroözofageal bileşke tümörlerinin Siewert sınıflaması cerrahi planlamada belirleyicidir. Siewert tip 1 tümörler alt özofagusta yerleşmekte ve öncelikle özofajektomiyi gerektirmekte; Siewert tip 2 tümörler kardiya bölgesinde konumlanmakta ve genellikle proksimal gastrektomi ile birlikte distal özofajektomi ile tedavi edilmekte; Siewert tip 3 tümörler ise subkardiyak mide yerleşimli olup total gastrektomi ile transhiatal ek disseksiyonu gerektirmektedir. Bu sınıflama hem cerrahi yaklaşımın belirlenmesinde hem de neoadjuvan tedavi rejimlerinin seçiminde başlıca yol gösterici olarak kullanılmaktadır. Cerrahi sınırın en az beş santimetre proksimal ve distalde tümörsüz olması onkolojik güvenliğin temel unsuru olarak kabul edilmektedir.

Ameliyat Yöntemleri Nelerdir? Klasik, Laparoskopik ve Robotik Yaklaşım Arasında Ne Fark Vardır?

Mide ameliyatları teknolojinin gelişimiyle birlikte açık cerrahiden minimal invaziv yaklaşımlara doğru belirgin bir dönüşüm yaşamıştır. Açık gastrektomi, üst orta hat kesisi yoluyla karın boşluğuna doğrudan ulaşımın sağlandığı klasik yöntemdir. Geniş cerrahi alan görüşü ve büyük tümörlerde dokunma hissiyle yapılan disseksiyon avantajı sağlamakla birlikte; daha uzun iyileşme süresi, daha fazla ağrı ve daha büyük insizyon skarı gibi dezavantajları bulunmaktadır. Yine de ileri düzey lokal yayılım gösteren, komşu organ invazyonu olan seçilmiş olgularda açık yaklaşım hâlâ önemli bir seçenek olarak korunmaktadır.

Laparoskopik gastrektomi, karın duvarına yerleştirilen beş ila altı adet küçük trokar üzerinden yapılan minimal invaziv bir yöntemdir. Yüksek çözünürlüklü kamera görüntüsü altında yapılan disseksiyon, açık cerrahiye kıyasla daha az kanama, daha erken bağırsak fonksiyonlarına dönüş, daha kısa hastane yatışı ve daha düşük postoperatif ağrı skoru gibi avantajlar sağlamaktadır. Uzak Doğu merkezlerinden yapılan büyük ölçekli çalışmalar, deneyimli ellerde laparoskopik gastrektominin onkolojik açıdan açık cerrahiye eşdeğer sağkalım oranları sunduğunu göstermektedir. Anastomoz güvenliği, lenfadenektomi kalitesi ve öğrenme eğrisinin uzunluğu bu yaklaşımın en kritik başlıklarıdır.

Robotik gastrektomi ise minimal invaziv cerrahinin ileri düzey halkasını oluşturmaktadır. Robotik kollar üç boyutlu görüntü, tremor filtresi, yedi eksenli hareket açıklığı ve büyütülmüş görüş alanı sağlamakta; bu özellikler özellikle çölyak trunkus çevresi ve splenik hilum gibi teknik açıdan zor bölgelerde ince disseksiyonu kolaylaştırmaktadır. Yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda robotik yaklaşımın laparoskopik yaklaşıma göre kanama miktarında azalma, öğrenme eğrisinde kısalma ve karmaşık anastomozlarda daha güvenli bir platform sunma açısından avantaj sağladığı bildirilmektedir. Ameliyat süresi ortalama üç ile altı saat arasında değişmekte; hangi yöntemin seçileceği tümörün özelliklerine, hastanın genel durumuna ve cerrahi ekibin deneyimine göre belirlenmektedir.

Anastomoz seçenekleri arasında Roux-en-Y özofagojejunostomi total gastrektominin altın standardı olarak kabul edilmektedir. Bu teknikte özofagus, kırk ile altmış santimetre uzunluğunda bir Roux ayağıyla anastomoz edilmekte ve alkalen safra reflüsü büyük ölçüde engellenmektedir. Anastomoz yönteminde el dikişi, dairesel stapler, lineer stapler ve overlap tekniklerinden hastanın anatomik özelliklerine, tümör lokalizasyonuna ve cerrahi tercihe göre seçim yapılmaktadır. Distal gastrektomilerde Billroth I gastroduodenostomi, Billroth II gastrojejunostomi ve Roux-en-Y gastrojejunostomi seçenekleri arasında karar; postoperatif safra reflüsü riski, dumping sendromu potansiyeli, uzun dönem yaşam kalitesi verileri ve hasta beklentileri değerlendirilerek verilmektedir.

Minimal invaziv cerrahinin öğrenme eğrisi de klinik başarı açısından önemlidir. Uluslararası veriler laparoskopik gastrektomi için deneyimli bir cerrahın ideal seviyeye ulaşması için yaklaşık kırk ile altmış olgu gerektiğini; robotik gastrektomide bu sayının yirmi ile otuz olguya inebildiğini göstermektedir. Sertifikalı simülasyon programları, canlı hayvan modelleri ve mentörlük eşliğinde uygulama, olası komplikasyon oranlarını azaltarak hasta güvenliğini artırmaktadır. Yüksek volümlü merkezlerde çalışan cerrahi ekiplerin sonuçları çok merkezli çalışmalarda tutarlı biçimde daha iyi bulunmuş; bu durum onkolojik gastrektominin özelleşmiş merkezlerde yürütülmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Toparlanma Dönemi Nasıldır ve ERAS Uygulaması Nedir?

Postoperatif toparlanma dönemi, gastrektominin genel başarısı üzerinde cerrahinin kendisi kadar belirleyicidir. Ameliyat sonrası ilk günlerde solunum egzersizleri, erken mobilizasyon, ağrı kontrolü, sıvı elektrolit dengesi ve trombozdan korunma tedavisi belirleyici başlıklar arasındadır. Klasik protokollerde uzun süreli nazogastrik dekompresyon ve geç oral beslenme öne çıkarken; günümüzde hızlandırılmış iyileşme protokolleri bu paradigmayı köklü biçimde değiştirmiştir. Standart bakımda ortalama hastanede kalış süresi yedi ila on gün arasındadır ve ilk on beş gün dinlenme, ikinci hafta hafif aktivite dönemi olarak yapılandırılmaktadır.

ERAS olarak kısaltılan hızlandırılmış iyileşme programı, ameliyat öncesi, sırası ve sonrasını kapsayan bütünsel bir bakım modelidir. Ameliyat öncesi karbonhidrat yüklemesi, uzun süreli açlığın kaldırılması, epidural analjezi ve multimodal ağrı kontrolü, opioid tüketiminin azaltılması, erken oral sıvı başlanması ve erken ayağa kaldırılma bu programın temel bileşenleridir. ERAS ilkelerine uyulan merkezlerde postoperatif komplikasyon oranlarının azaldığı, hastanede kalış süresinin kısaldığı ve okul veya iş hayatına dönüş sürelerinin belirgin biçimde iyileştiği çok merkezli çalışmalarla belgelenmiştir.

Toparlanmanın bir diğer önemli boyutu psikososyal alandır. Midesinin tamamı veya büyük bölümü çıkarılan hastalar bedensel imajlarında değişiklik, iştah kaybı, hızlı doyma hissi, yemek yeme alışkanlıklarında zorunlu bir dönüşüm ve bazen depresif ruh hali ile karşılaşabilmektedir. Bu nedenle klinik programa diyetisyen desteği, psikoterapötik destek, hasta okulları ve sosyal hemşirelik hizmetlerinin dahil edilmesi tavsiye edilmektedir. Onkolojik izlem programı ise ilk iki yıl her üç ayda bir, sonrasında altı ay aralıklarla yürütülmekte ve klinik muayeneyle birlikte tümör belirteçleri, görüntüleme ve endoskopik değerlendirmeleri kapsamaktadır.

Ameliyat Öncesi Hangi Tetkikler ve Hazırlıklar Yapılır?

Gastrektomi öncesi değerlendirme, hem doğru evrelemeyi hem de hastanın ameliyatı güvenli biçimde tolere edip edemeyeceğini belirlemek amacıyla çok basamaklı bir süreç olarak yürütülmektedir. Sürecin ilk basamağı üst gastrointestinal sistem endoskopisidir. Endoskopi sırasında tümörün lokalizasyonu, uzanımı, morfolojik özellikleri belirlenmekte ve çoklu biyopsiler alınarak histolojik tanı konulmaktadır. Endoskopik ultrasonografi ise tümörün mide duvarı içindeki derinliğini, T evresini ve perigastrik lenf bezi durumunu değerlendirmede en duyarlı yöntemlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Sistemik yayılımın değerlendirilmesi amacıyla toraks, batın ve pelvisi kapsayan intravenöz kontrastlı bilgisayarlı tomografi rutin uygulanmaktadır. Karaciğer metastazları, uzak lenf bezi tutulumu, peritoneal ekimler ve komşu organ invazyonu bu incelemede araştırılmaktadır. Seçilmiş olgularda PET-BT metabolik aktif odakları göstererek uzak metastaz saptanmasında ek katkı sağlamaktadır. Difüz tip tümörlerde ve peritoneal yayılım şüphesinde tanısal laparoskopi ile evreleme yapılarak, görüntüleme ile saptanamayan mikroskobik peritoneal yayılım araştırılmakta ve gerektiğinde peritoneal sitoloji alınmaktadır.

Hastanın genel durumu bakımından hemogram, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, koagülasyon parametreleri, albumin, prealbumin, elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve solunum fonksiyon testleri değerlendirilmektedir. Malnütrisyon varlığında ameliyat öncesi immünonütrisyon desteği, gerektiğinde enteral veya parenteral beslenme, sigara bırakma programı ve fiziksel prehabilitasyon önerilmektedir. Neoadjuvan tedavi kararı verilen ileri evre olgularda ise FLOT rejimi ön planda yer almakta; bu tedavi cerrahi sonrası patolojik tam yanıt oranlarını ve genel sağkalımı iyileştirmede belirgin katkı sağlamaktadır. Ameliyat kararı her olguda multidisipliner tümör konseyinde tartışılarak nihai hâle getirilmektedir.

Mide Ameliyatı Sonrası Beslenme Nasıl Olmalı ve Hangi Aşamalardan Geçilir?

Gastrektomi sonrası beslenme, cerrahi başarının pratik yansımasını gösteren en önemli başlıklardan biridir. Midenin rezervuar görevini yitirmesi, sindirim enzimlerinin salınımının değişmesi ve besinlerin ince bağırsakla erken temas kurması beslenme fizyolojisini kökten değiştirmektedir. Bu nedenle beslenme programı aşamalı, kontrollü ve bireysel bir düzen içinde ilerlemektedir. İlk yirmi dört saatte oral alım genellikle kısıtlı tutulmakta, hastanın klinik durumu değerlendirildikten sonra berrak sıvılara geçilmektedir.

Bir sonraki basamakta yumuşak, düşük hacimli, sindirimi kolay püre kıvamında beslenme başlatılmaktadır. Öğün sayısı günde altı ile sekize kadar artırılmakta, her öğün küçük porsiyonlar halinde ve iyi çiğnenerek tüketilmektedir. Sıvıların yemekle birlikte değil, öğün aralarında alınması dumping sendromunun önlenmesi açısından kritik önem taşımaktadır. Şeker oranı yüksek, konsantre karbonhidrat içeren ve gaz oluşturan besinlerden başlangıç döneminde kaçınılmaktadır. Katı gıdalara geçiş çoğu olguda ikinci hafta içinde tamamlanmakta ve altıncı haftadan sonra hasta bireyselleştirilmiş bir beslenme düzenine ulaşmaktadır.

Uzun vadeli beslenme yönetimi vitamin ve mineral takviyelerini kapsamaktadır. Total gastrektomi sonrasında intrensek faktör üretiminin ortadan kalkması nedeniyle B12 vitamini eksikliği kaçınılmaz olmakta ve ömür boyu parenteral B12 replasmanı gerekmektedir. Demir emiliminin bozulması nedeniyle demir eksikliği anemisi sıkça görülmekte, kalsiyum ve D vitamini eksikliğine bağlı osteoporoz riski artmakta, folik asit, çinko ve yağda çözünen vitaminlerin izlemi gerekli olmaktadır. Diyetisyen kontrolünde protein alımının kilo başına en az bir gram düzeyinde tutulması, günlük kalori ihtiyacının küçük öğünler halinde bölünerek karşılanması ve düzenli tartı kontrolü uzun dönem başarı için belirleyicidir.

Gastrektomi Sonrası Karşılaşılabilecek Komplikasyonlar ve Uzun Vadeli Riskler Nelerdir?

Gastrektomi büyük bir cerrahi olduğundan hem erken hem de geç dönemde çeşitli komplikasyonlarla ilişkilendirilebilmektedir. Erken dönem komplikasyonlarının başında anastomoz kaçağı gelmekte ve toplam sıklık deneyimli merkezlerde yüzde üç ile sekiz aralığında bildirilmektedir. Kaçak, çoğunlukla postoperatif üçüncü ile yedinci günler arasında ortaya çıkmakta, klinikte ateş, taşikardi, karın ağrısı ve dren içeriğinde değişiklikle belirti vermektedir. Kaçak yönetimi olgunun stabilitesine göre konservatif beslenme desteği, endoskopik stent veya reoperasyon şeklinde kişiye özel yürütülmektedir.

Diğer erken komplikasyonlar arasında intraabdominal apse, pankreatit, dalak yaralanması, kanama, atelektazi, pnömoni, derin ven trombozu ve pulmoner emboli sayılmaktadır. Yaralanma risklerinin en aza indirilmesi için titiz cerrahi teknik, doku üflenmesinin ve termal hasarın önlenmesi, düşük moleküler ağırlıklı heparin ile tromboprofilaksi ve erken mobilizasyon esastır. Postoperatif takipte serum belirteçleri, tam kan sayımı, karaciğer ve pankreas enzimleri, dren içeriği ve gerekli hâllerde bilgisayarlı tomografi ile değerlendirme yapılmaktadır.

Uzun vadeli komplikasyonlar mide fonksiyonunun kaybıyla ilgili tabloları kapsamaktadır. Dumping sendromu erken ve geç formlarıyla, hızlı besin geçişine ve reaktif hipoglisemiye bağlı olarak halsizlik, çarpıntı, terleme, karın ağrısı ve ishalle kendini göstermektedir. Malabsorpsiyon nedeniyle B12, demir, kalsiyum, D vitamini ve folat eksiklikleri gelişebilmekte; kronik metabolik kemik hastalığı ve anemi tablosu ortaya çıkabilmektedir. Nadir olarak afferent loop sendromu, safra reflüsü gastriti, mide güdüğünde geç dönem kanser gelişimi ve iç herniler bildirilmektedir. Sağkalım oranları evreye bağlı biçimde değişmekte; erken evrede yüzde seksenlerin üzerine ulaşırken ileri evrelerde yüzde beş ile on beş aralığına düşmektedir. Bu tablo uzun süreli, disiplinli ve multidisipliner bir izlemin ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Genel Cerrahi ekibi; ameliyat kararından ameliyat sonrası izleme, beslenme yönetiminden onkolojik takibe kadar her aşamada güncel uluslararası kılavuzlara uygun, bütüncül ve hasta odaklı bir yaklaşım sunmaktadır. Genel Cerrahi kliniği, yüksek volümlü onkolojik cerrahi deneyimi, ileri teknolojik donanımı ve deneyimli ekibiyle hastalarına güvenli, etkili ve uzun vadeli sağlık kazanımları sağlamayı hedeflemektedir.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Mide kanseri tedavisi ve cerrahi (gastrektomi)cancer.gov/types/stomach/patient/stomach-treatment-pdq
  2. National Center for Biotechnology Information - StatPearls (NCBI) — Gastrektomi cerrahi tekniklerincbi.nlm.nih.gov/books/NBK560777
  3. Mayo Clinic — Mide kanseri cerrahisi ve ameliyat sonrası süreçmayoclinic.org/diseases-conditions/stomach-cancer/diagnosis-treatment/drc-20352443
  4. National Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Diseases (NIDDK) — Gastrektomi sonrası sindirim ve dumping sendromuniddk.nih.gov/health-information/digestive-diseases/dumping-syndrome

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.