Lenf bezi biyopsisi, günümüz cerrahi onkolojisinin ve hematopatolojinin en temel tanı basamaklarından biridir; boyunda, koltuk altında, kasıkta ya da derin dokularda büyümüş bir lenf düğümünün gerçek doğasını ortaya koyabilmek için doğrudan doku örneği alınmasını içerir. Açıklanamayan lenfadenopati, uzun süredir gerilemeyen sertlikler, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi sistemik bulgularla birlikte seyreden büyümeler her zaman ciddi bir ayırıcı tanı algoritması gerektirir. Lenfoma alt tiplerinin ayırt edilmesinden metastatik kanser evrelemesine, sarkoidozdan tüberküloza kadar geniş bir yelpazede kesin tanı ancak doku düzeyinde konulabilir ve tedavi yol haritası bu rapora göre şekillenir. Genel Cerrahi ekibi, çok disiplinli patoloji, hematoloji, tıbbi onkoloji ve radyoloji iş birliğiyle her hastanın klinik durumuna en uygun biyopsi tekniğini planlar, işlem güvenliğini ve tanısal doğruluğu en üst düzeye çıkarmayı hedefler.
Lenf Nodu Biyopsisi Nedir?
Lenf nodu biyopsisi, vücudun bağışıklık sisteminin merkezi filtreleme birimleri olan lenf düğümlerinden mikroskobik ve moleküler inceleme amacıyla doku örneği alınmasıdır. Lenf düğümleri normal koşullarda 1 santimetrenin altında, yumuşak, hareketli ve ağrısız yapılar iken; enfeksiyon, otoimmün süreç, granülomatöz hastalık, lenfoma ya da metastatik kanser durumlarında boyut, kıvam, hareketlilik ve iç mimari açısından anlamlı biçimde değişebilir. Örneklenen doku hematoksilen-eozin boyaması, immünohistokimyasal panel, akış sitometrisi, moleküler patoloji ve mikrobiyolojik kültür gibi farklı yöntemlerle değerlendirilir. Böylece hem hücresel köken hem de klonal davranış açısından çok katmanlı bilgi elde edilir.
Bu işlem, yalnızca kanser tanısı için değil; sarkoidoz, tüberküloz, atipik mikobakteri, kedi tırmığı hastalığı, Epstein-Barr virüsü ilişkili tablolar, Kikuchi-Fujimoto hastalığı, Castleman hastalığı ve Rosai-Dorfman hastalığı gibi geniş bir spektrumdaki durumları da netleştirmek amacıyla kullanılır. Fizik muayenede sert, fikse, ağrısız, dört ila altı haftadan uzun süredir devam eden ve iki santimetreyi aşan lenf düğümleri özellikle şüpheli kabul edilir. Yanına eklenen ateş, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, kaşıntı ya da gece terlemesi gibi B semptomları klinik önceliği artırır ve biyopsi endikasyonunu güçlendirir.
Modern uygulamada lenf nodu biyopsisi tek başına bir cerrahi işlem değil; radyoloji rehberliği, patoloji planlaması ve gerektiğinde intraoperatif frozen kesit değerlendirmesini kapsayan bir tanı ekosisteminin parçasıdır. Alınan örnek nasıl işleneceği patolojiyle birlikte önceden planlanır; formalinde histoloji için, taze doku olarak akış sitometrisi ve sitogenetik için, gerektiğinde kültür şişelerine mikobakteri araştırması için ayrılır. Bu bütüncül yaklaşım, tek bir örnekten en fazla tanısal bilginin elde edilmesini sağlar ve hastanın ikinci bir invaziv işleme maruz kalma olasılığını en aza indirir. Ekip iş birliğinin gücü, tanısal doğruluğu artırırken hastanın hem fiziksel hem de psikolojik yükünü belirgin biçimde azaltmaktadır.
Lenf nodu biyopsisinin tarihçesi, yirminci yüzyılın ilk yarısında geleneksel eksizyonel yaklaşımların hakim olduğu bir çağdan, günümüzde görüntüleme rehberliğinde yapılan minimal invaziv tekniklerle zenginleşen bir döneme uzanır. Radyoloji ve moleküler patolojideki ilerlemeler, doku bazlı tanının doğruluğunu ve derinliğini büyük ölçüde artırmıştır. Aynı zamanda cerrahi güvenlik profili gelişmiş, yara bakımı, anestezi teknikleri ve hasta konforu yönünden belirgin iyileşmeler sağlanmıştır. Bugün pek çok merkez, tanı için gerekli olan doku miktarını en aza indirirken elde edilen bilgi çeşitliliğini en üst düzeye çıkarma hedefiyle uygulamalarını sürekli güncellemektedir.
Lenf Nodu Biyopsisi Nasıl Tanımlanır? Net Tanı İçin Bu İşlem Neden Şarttır?
Lenf nodu biyopsisi, cerrahın büyümüş bir lenf düğümünün tamamını ya da bir kısmını, bütünlüğünü koruyacak şekilde uygun anestezi ve steril koşullar altında çıkarması işlemidir. Görüntüleme yöntemleri lenf düğümü büyümesini gösterebilir, ince iğne aspirasyonu bazı hücresel ipuçları verebilir; ancak lenfoma başta olmak üzere pek çok patolojide tanı, doku mimarisinin bütününün değerlendirilmesini gerektirir. Hodgkin lenfoma tanısında Reed-Sternberg hücrelerinin gösterilmesi, klasik ve nodüler lenfosit predominant alt tiplerin ayrımı, non-Hodgkin lenfomalarda diffüz büyük B hücreli lenfoma, folliküler lenfoma, mantle hücreli lenfoma veya MALT lenfoma alt sınıflamaları ancak eksizyonel örnekle sağlanabilir.
Metastatik kanser değerlendirmesinde de lenf düğümü tutulumu evreleme açısından belirleyicidir. Meme kanseri, akciğer kanseri, melanom, baş-boyun kanserleri ve tiroid kanseri gibi tabloların lenfatik yayılım paterni tedavi kararlarını doğrudan etkiler. Sarkoidoz, tüberküloz ve histoplazmoz gibi granülomatöz hastalıklarda ise kazeifikasyonun varlığı, özel boyamalar ve mikrobiyolojik testlerle desteklenmiş histolojik değerlendirme gerekir. Klinik olarak birbirine benzeyen tablolar arasında ayrım yapmak yalnızca doku düzeyinde mümkündür ve tedavinin yönü büyük ölçüde bu rapora bağlıdır.
Net tanı, hastanın gereksiz sistemik tedavilerden korunması, hedefe yönelik ilaçların uygun endikasyonda başlanması ve prognozun doğru öngörülmesi açısından belirleyicidir. Lenfoma alt tiplerinde tedavi protokollerinin, radyoterapi alanlarının ve nüks risk sınıflamalarının hepsi patoloji raporundaki mimari, immünohistokimyasal profil ve moleküler bulgulara dayanır. Yanlış ya da eksik tanıyla başlanan sitotoksik kemoterapi ciddi morbiditeye yol açabilirken; yeterli örnekleme ile ortaya konulan doğru alt tip, indolen bir hastalıkta gözlem stratejisinin, agresif bir hastalıkta ise erken agresif tedavinin gerekçesini oluşturur.
Lenf Bezi Biyopsisi Türleri Nelerdir? Hangi Teknik Hangi Durumda Uygulanır?
Lenf bezi biyopsisi tek bir teknikle sınırlı değildir; klinik senaryoya, lenf düğümünün yerleşimine, hastanın genel durumuna ve hedeflenen tanısal soruya göre farklı yöntemler seçilir. Eksizyonel biyopsi, en büyük ya da en anormal görünen lenf düğümünün bütünüyle çıkarılması esasına dayanır ve lenfoma tanısında altın standart olmayı sürdürmektedir. Bu yöntem sayesinde doku mimarisi bütün olarak korunur, akış sitometrisi, immünohistokimya, sitogenetik ve moleküler patoloji gibi tamamlayıcı testler için yeterli materyal sağlanır. Bazı olgularda insizyonel biyopsi ile lenf düğümünün bir kısmı alınabilir; ancak mimari yorumun sınırlanabileceği unutulmamalıdır.
Kor (Tru-Cut) biyopsi, ultrason ya da tomografi rehberliğinde büyük çaplı iğnelerle silindirik doku örnekleri alınmasını sağlar. Palpe edilebilen ya da yüzeyel yerleşimli lenf düğümlerinde ve metastatik kanser şüphesinde önemli bir minimal invaziv seçenektir. İnce iğne aspirasyonu ise hücresel süspansiyon sağlamakla birlikte doku mimarisini koruyamadığı için lenfoma tanısında tek başına yetersiz kalabilir; bu nedenle akış sitometrisi ve immünohistokimya ile desteklenmedikçe sınırlı bilgi verir. Buna karşın metastatik karsinom taramasında oldukça etkilidir ve hızlı bir ön değerlendirme için başvurulabilir.
Derin yerleşimli ya da özel bölgelerdeki lenf düğümleri için ileri teknikler devreye girer. Endoskopik ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyonu ve biyopsi (EUS-FNA/FNB) pankreas komşuluğundaki lenf düğümlerine erişim sağlarken, endobronşiyal ultrasonografi ile transbronşiyal iğne aspirasyonu (EBUS-TBNA) mediastinal lenf düğümlerinin evrelenmesinde akciğer kanserinde standart yaklaşım haline gelmiştir. Retroperitoneal, pelvik ve intraabdominal lenf düğümlerine laparoskopik yaklaşımlar tercih edilirken; klasik mediastinoskopi ve VATS teknikleri, gerektiğinde mediastinal patolojiler için etkin biyopsi olanağı sunar.
Bölge seçimi de tanı verimliliğinde belirleyicidir. Servikal bölge lenfadenopatiler beş farklı zonda değerlendirilir ve lenfoma ile baş-boyun kanserlerinde en sık örneklenen bölge olma özelliğini korur. Aksiller bölge, meme kanseri evrelemesinde ve lenfomalarda kritik bir haritalama noktasıdır. İnguinal bölge alt ekstremite deri lezyonları, servikal ve vulvar kanserler ile ilişkili olabilir. Mediastinal bölgede EBUS-TBNA veya mediastinoskopi, akciğer kanserinin evrelemesinde altın standarttır. Retroperitoneal örnekleme ise testis germ hücreli tümörler ve renal kanserlerde gündeme gelir. Her bölgenin anatomik komşulukları farklı olduğundan, seçilen teknik ile birlikte cerrahi ekibin deneyimi de sonucu doğrudan etkiler.
Sentinel (Bekçi) Lenf Nodu Biyopsisi Nedir? Gereksiz Ameliyatın Önüne Nasıl Geçer?
Sentinel lenf nodu biyopsisi, bir tümörün lenfatik akışını ilk kabul eden lenf düğümünün belirlenip hedefli biçimde çıkarılmasına dayanan devrimsel bir cerrahi onkoloji tekniğidir. Meme kanseri ve melanom başta olmak üzere servikal, vulvar, penil ve endometrial kanserlerde uygulanmakta; oral kavite gibi bölgelerde de kullanım alanı genişlemektedir. Uygulama sırasında tümör çevresine ya da subareolar bölgeye 99mTc işaretli nanokolloid enjekte edilir, gama kamera ile lenfatik drenaj haritalanır ve gama probu ameliyat sırasında sentinel düğüme yönlendirmede kullanılır. Buna ek olarak isosülfan mavisi, patent mavi V, metilen mavisi ya da ICG (indosiyanin yeşili) gibi fluoresan boya kombinasyonlarıyla sentinel düğüm görsel olarak da doğrulanır.
Bu tekniğin en önemli katkısı, klinik olarak sağlam görünen bölgesel lenfatik havzada tam disseksiyonun gereksiz olduğu hastaların belirlenmesidir. Meme kanserinde AMAROS ve ACOSOG Z0011 gibi kilit çalışmalar, sentinel düğümde sınırlı tutulumu olan seçilmiş hastalarda tam aksiller disseksiyondan kaçınmanın onkolojik güvenliğini ortaya koymuştur. Melanomda MSLT-I ve MSLT-II çalışmaları, sentinel düğüm pozitifliğinde bile pek çok hastada tam komplet lenfadenektomi yerine sık aralıklı ultrason takibinin sağkalıma benzer sonuç verdiğini göstermiştir. Bu veriler cerrahi paradigmayı büyük ölçüde değiştirmiş ve daha az invaziv, morbiditesi düşük bir yönetim kültürünü kalıcılaştırmıştır.
Sentinel biyopsinin ana kazancı, kol lenfödemi, sinir yaralanması ve uzun süreli fonksiyonel kısıtlılık gibi ciddi komplikasyonların sıklığının belirgin biçimde azaltılmasıdır. Aksiller tam disseksiyona bağlı yüzde yirmi ile kırk arasında bildirilen lenfödem oranları, sentinel yaklaşımıyla yüzde beş ile on beş bandına gerilemiştir. Modern uygulamada ICG fluoresans, SPECT-CT lenfosintigrafi ve intraoperatif görüntüleme sistemleri gibi yenilikler; sentinel düğümlerin daha yüksek başarıyla saptanmasını, daha küçük insizyonlarla, mavi boya kullanımının azaltıldığı ve alerjik reaksiyon riskinin düşürüldüğü bir uygulama profilini mümkün kılmaktadır.
Lenf Nodu Biyopsisi Öncesinde ve Sonrasında Hangi Aşamalar Yaşanır?
İşlem öncesinde ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılır. Fizik muayenede tüm lenfatik havzalar, karaciğer ve dalak boyutları ile sistemik bulgular kaydedilir; boyutu, kıvamı, hareketliliği ve süresi lenf düğümünün riskini belirler. Kan tetkiklerinde tam kan sayımı, laktat dehidrogenaz, eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein, tiroid fonksiyon testleri, viral seroloji (Epstein-Barr virüsü, sitomegalovirüs, HIV) ve gerektiğinde anjiyotensin dönüştürücü enzim düzeyi istenir. Ultrason ile boyut, morfoloji, hilus kaybı ve doppler akış değerlendirilir; toraks, batın ve pelvis tomografisi ile evreleme yapılır. Lenfoma şüphesinde PET-BT önemli bir role sahiptir ve tedavi yanıtı takibinde Deauville skoru kullanılır.
Cerrahi teknik, seçilen yönteme göre değişkenlik gösterir. Eksizyonel biyopside en anormal düğüm belirlenir, cilt kıvrım çizgisine uyumlu küçük bir insizyonla yaklaşılır, nörovasküler yapılar özenle korunur ve lenf düğümü kapsülü bütünlüğü bozulmadan çıkarılır. Servikal bölgede spinal aksesuar sinir, aksillada brakiyal pleksus dalları, inguinal bölgede femoral sinir ve büyük damarlar diseksiyon sırasında öncelikli korunacak yapılardır. Hemostaz koter ve klipslerle sağlanır, cilt altı emilebilir sütür ve deri kapatma dikkatli yapılır. Alınan materyal önceden planlandığı üzere formalin, taze doku, kültür ve moleküler analiz için bölünerek patolojiye ulaştırılır.
İşlem sonrası dönem çoğunlukla ayaktan ya da günübirlik takip şeklinde yönetilir. Yüzeyel biyopsiler lokal anestezi altında otuz ila doksan dakikada tamamlanırken; derin ya da laparoskopik girişimler genel anestezi altında altmış ila yüz seksen dakika sürebilir. Erken dönemde hafif ağrı, ekimoz ve şişlik beklenir; basit ağrı kesiciler ve soğuk uygulama yeterli olur. Yara bakımı, dikiş kontrolü, günlük hijyen önerileri ve erken egzersizler hastanın konforu ve fonksiyonel iyileşmesi açısından önemlidir. Ateş, artan kızarıklık, akıntı, ilerleyici şişlik ve nörolojik belirtiler mutlaka bildirilmesi gereken bulgulardır ve zaman geçirmeden değerlendirilir.
Lenf Nodu Biyopsisi Raporlarında Geçen Kavramların Anlamı Nedir?
Patoloji raporları genellikle mikroskobik tanımlama, immünohistokimyasal profil, moleküler analiz ve nihai tanı bölümlerinden oluşur. Mikroskobik incelemede lenf düğümünün mimari yapısı; folliküler, diffüz, nodüler ya da paranodüler paternler tanımlanır. Reaktif folliküler hiperplazi, sinüs histiyositozu, granülomatöz iltihap, nekroz varlığı ve fibrozis derecesi belirtilir. Lenfomalarda folliküler yapının silinmesi, atipik büyük hücrelerin varlığı, Reed-Sternberg hücreleri ve bunların çevreleyen mikroçevresi ayrıntılı olarak yorumlanır. Bu tanımlamalar tedaviye yön veren temel yapı taşlarıdır.
İmmünohistokimyasal panel, hücresel kökenin belirlenmesinde belirleyici rol oynar. CD20 ve CD79a B hücreli lenfomaları, CD3 ve CD5 T hücreli süreçleri, CD15 ve CD30 klasik Hodgkin lenfomayı, CD10 ve BCL6 germinal merkez kökenli lenfomaları işaret eder. Metastatik karsinom şüphesinde pankeratin, TTF-1, GATA-3, östrojen reseptörü ve S100 gibi belirteçlerle organ kökeni araştırılır. Ki-67 proliferasyon indeksi, hastalığın hız ve agresyon düzeyi hakkında fikir verir. Bu belirteçlerin bir arada değerlendirilmesi, aynı morfolojiye sahip hastalıkların farklı tedavi gerektiren alt tiplerini birbirinden ayırmayı mümkün kılar.
Moleküler patoloji, günümüzde raporların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. BCL2, BCL6 ve MYC yeniden düzenlemeleri için floresan in situ hibridizasyon çalışmaları, diffüz büyük B hücreli lenfomada yüksek dereceli olguların tanınmasında kritik önemdedir. T hücre reseptörü ve immünoglobulin ağır zincir yeniden düzenlemeleri klonalite göstergesidir. Epstein-Barr virüsü, insan T lenfotropik virüsü ve HHV-8 gibi virüs ilişkili süreçler özel testlerle araştırılır. Bu bileşenler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan bütüncül tanı; hastanın tedavi rejimini, olası prognozunu ve nüks riskini büyük ölçüde belirler.
Lenf Nodu Biyopsisi Sonrası Kolda Şişlik (Lenfödem) Riski Nedir ve Nasıl Azaltılır?
Lenfödem, lenfatik sistemin akış kapasitesinin bölgesel olarak azalmasıyla ortaya çıkan kronik sıvı birikimi tablosudur ve özellikle aksiller ile inguinal bölge biyopsilerinden sonra gündeme gelebilir. Klasik aksiller lenf disseksiyonlarında yüzde yirmi ile kırk aralığında bildirilen bu risk, sentinel biyopsi uygulamalarıyla belirgin biçimde azalarak yüzde beş ile on beş bandına inmiştir. Riski etkileyen faktörler arasında disseksiyon genişliği, radyoterapi eklenmesi, obezite, enfeksiyon öyküsü, aynı ekstremiteye yönelik travma ve genetik yatkınlık yer alır. Erken tanı ve doğru rehabilitasyon, uzun vadeli fonksiyonel kayıpları önlemede belirleyicidir.
Önleyici stratejilerin temel taşı, uygun cerrahi teknikle birlikte erken hareket ve fizyoterapidir. Ameliyat sonrası ilk günlerden itibaren kontrollü omuz ve kol egzersizleri, drenaj sisteminin çalışmasını destekler. Cilt bütünlüğünün korunması, aynı koldan kan alma ve tansiyon ölçümünden mümkün olduğunca kaçınılması, sıkı takı ve dar kıyafetlerin sınırlandırılması, güneş yanığı ve böcek ısırıklarına karşı koruma alışkanlıkları önerilir. Uçak yolculukları öncesinde bilinçli kompresyon kolluğu kullanımı, uzun süreli hareketsizlikte kola özel egzersiz programı, tırnak ve cilt hijyeninin dikkatle sürdürülmesi bu yaklaşımın parçalarıdır.
Lenfödem geliştiğinde tedavinin temelini kompleks dekonjestif tedavi oluşturur. Manuel lenf drenajı, çok katlı bandajlama, kompresyon kollukları, cilt bakımı ve egzersiz programları bir arada uygulanır. Deneyimli lenfödem terapistleri tarafından yürütülen bu programlar, kol çevresini azaltır ve hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır. Dirençli olgularda lenfovenöz anastomoz, vaskülarize lenf düğümü transferi ve liposuction gibi cerrahi yaklaşımlar seçilmiş merkezlerde uygulanır. Yılda birkaç kez kontrol muayenesi, erken dönemde ortaya çıkan asimetrileri fark etmek ve müdahaleyi hızlıca başlatmak açısından önemlidir. Hasta eğitimi, yaşam boyu sürdürülen bir alışkanlık haline geldiğinde, uzun vadeli sonuçların çok daha başarılı olduğu görülmektedir.
Biyopsi Sonucu Ne Kadar Sürede Çıkar ve Rapor Beklerken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Biyopsi sonucunun çıkış süresi, kullanılan analiz yöntemlerine ve hastalığın karmaşıklığına bağlı olarak değişir. Rutin hematoksilen-eozin boyaması genellikle üç ila beş iş günü içinde tamamlanabilir. İmmünohistokimyasal panel ve akış sitometrisi eklendiğinde bu süre bir haftaya, moleküler patoloji ve floresan in situ hibridizasyon çalışmalarında ise iki ila üç haftaya kadar uzayabilir. Bazı özel olgularda, örneğin nadir lenfoma alt tiplerinde ya da hematopatoloji konseyi gerektiren durumlarda süre daha da uzayabilir. Bu süreç sabırla yönetilmesi gereken kritik bir tanı basamağıdır.
Rapor beklerken önemli olan, panik ve belirsizlik hissini bilinçli bir yaklaşımla yönetmektir. Hastanın ateş, ilerleyen şişlik, akıntı, kızarıklık, sürekli ağrı ya da nörolojik belirti gibi uyarıcı bulgular açısından takip edilmesi gerekir. Yara bakımı önerileri, hijyen kuralları ve pansuman düzeni cerrahi ekibin verdiği talimatlar doğrultusunda uygulanır. Beslenme ve sıvı alımı düzenli tutulur; ağır fiziksel efor ilk günlerde kısıtlanır. Sigara ve alkol tüketimi hem yara iyileşmesini olumsuz etkilediğinden hem de eş zamanlı değerlendirilen laboratuvar testlerini bozabildiğinden mümkün olduğunca sınırlandırılmalıdır. Bu dönemde yeterli uyku, dengeli beslenme ve bilinçli psikolojik destek, hastanın hem bedensel iyileşmesini hem de rapor sürecine dair kaygılarını yönetmesini kolaylaştırır.
Rapor açıklandığında hasta ve yakınlarının cerrahi, patoloji ve ilgili tıbbi onkoloji ya da hematoloji ekibiyle birlikte değerlendirme toplantısı yapması önerilir. Böylece rapordaki morfolojik tanım, immünohistokimyasal sonuçlar, moleküler bulgular ve nihai tanı birlikte yorumlanır; tedavi planı çok disiplinli konsey kararına dayanır. Görüntüleme yöntemlerinin sağladığı bilgi, patoloji raporunun sunduğu doku düzeyindeki kanıt ve klinik değerlendirme birlikte ele alındığında; hastalığın evresi, agresyon düzeyi ve tedaviye yanıt olasılığı çok daha netleşir. Bu bütüncül değerlendirme, gereksiz tedavilerin önlenmesi, hedefe yönelik yaklaşımların doğru zamanda başlatılması ve hasta konforunun korunması açısından belirleyicidir.
Genel Cerrahi ekibi, tanı sürecinden tedavi planlamasına, ameliyat sonrası izlemden lenfödem önleme programlarına kadar tüm basamakları bütünsel bir bakışla yürütür ve her hasta için bireyselleştirilmiş, kanıta dayalı bir yaklaşım sunar. Genel Cerrahi kliniği; deneyimli cerrahlar, güncel görüntüleme donanımı, tam donanımlı patoloji laboratuvarı ve çok disiplinli konsey yapısıyla lenf bezi biyopsisi sürecinin her adımını güvenle planlamayı, hastanın hem tanısal hem de fonksiyonel geleceğini en güçlü şekilde korumayı hedefler.
Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi veya cerrahi kararların yerine geçmez. Lenf bezi büyümesi, açıklanamayan ateş, gece terlemesi, kilo kaybı veya sertlik gibi bulgularınız varsa lütfen bir sağlık kuruluşuna başvurup uzman hekim değerlendirmesi alınız. Kişiye özel tanı ve tedavi süreci, muayene bulguları, laboratuvar sonuçları ve görüntüleme verileri ışığında sizi izleyen hekim tarafından belirlenir.