Unipolar depresyon, tıp literatüründe major depresif bozukluk (MDB) olarak adlandırılan ve bipolar spektrumda yer almayan tek kutuplu depresif epizotlarla seyreden bir ruhsal hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde 280 milyondan fazla kişiyi etkileyen unipolar depresyon, küresel hastalık yükünde önde gelen nedenler arasında yer almaktadır. Yaşam boyu prevalansı kadınlarda %10-25, erkeklerde %5-12 arasında değişir. Kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha sık görülür. Hastalık her yaşta başlayabilmekle birlikte, ortalama başlangıç yaşı 20'li yılların ortasıdır. Tedavi edilmediğinde kronikleşme riski yüksektir ve intihar, hastalığın en ağır komplikasyonu olarak önde gelen ölüm nedenlerinden birini oluşturur. Unipolar depresyonun bipolar depresyondan ayrımı tedavi yaklaşımını temelden değiştirdiği için klinik açıdan kritik bir öneme sahiptir.
Unipolar Depresyon Nedir?
Unipolar depresyon, bireyin yaşamında belirgin bir işlevsellik kaybına yol açan, en az iki hafta süren depresif epizotlarla karakterize bir duygudurum bozukluğudur. "Unipolar" terimi, duygudurum değişikliğinin yalnızca depresif kutupla sınırlı kaldığını ve manik veya hipomanik epizotların bulunmadığını ifade eder. Bu özellik, hastalığı bipolar bozukluktan ayıran temel kriterdir.
DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) kriterlerine göre major depresif epizot tanısı için aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin aynı iki haftalık dönemde bulunması ve bunlardan en az birinin depresif duygudurum veya ilgi/zevk kaybı olması gerekmektedir. Bu belirtiler kişinin önceki işlevsellik düzeyinde belirgin bir değişikliği temsil etmelidir.
Bipolar Depresyondan Ayrım
Unipolar ve bipolar depresyon arasındaki ayrım tedavi açısından kritik öneme sahiptir. Her iki durumda depresif epizotun klinik görünümü benzer olabilir; ancak bipolar depresyonda antidepresan monoterapisi manik kayma (switch) riskini artırır ve hızlı döngüye yol açabilir. Bipolar depresyonda tedavinin temeli mood stabilizatörleri (lityum, valproat) ve atipik antipsikotikler (ketiapin, lurasidon) iken, unipolar depresyonda antidepresanlar birinci basamak tedavidir. Bipolar depresyon lehine şüphe uyandıran özellikler arasında ailede bipolar bozukluk öyküsü, erken başlangıç yaşı, çok sayıda depresif epizot, hipersomni ve hiperfaji ile giden atipik özellikler, psikotik belirtiler ve antidepresan tedaviye yanıtsızlık veya manik kayma öyküsü sayılabilir.
Unipolar Depresyonun Belirtileri
DSM-5 tanı kriterlerinde yer alan dokuz temel belirti, hastalığın klinik tablosunu oluşturur. Bu belirtilerin her biri ayrıntılı değerlendirilmelidir.
- Depresif duygudurum: Günün büyük bölümünde, hemen her gün süren üzüntü, boşluk, umutsuzluk veya çökkünlük hissi. Hasta "içim karardı", "hiçbir şey iyi gelmiyor", "sürekli ağlamaklıyım" gibi ifadeler kullanabilir. Çocuk ve ergenlerde depresif duygudurum yerine irritabilite (sinirlilik, huzursuzluk) ön planda olabilir.
- Anhedoni (ilgi ve zevk kaybı): Daha önce keyif alınan aktivitelerden zevk alamama. Hobiler, sosyal etkinlikler, cinsel aktivite ve hatta günlük rutinler anlamsız ve çekiciliğini yitirmiş hissedilir. Anhedoni, depresyonun en karakteristik belirtilerinden biridir ve tedaviye yanıtın en son düzelen bileşeni olabilir.
- Kilo ve iştah değişikliği: Diyet yapmaksızın anlamlı kilo kaybı veya kilo alımı (bir ayda vücut ağırlığının %5'inden fazla değişim). İştah azalması veya artışı eşlik eder. Tipik depresyonda iştah azalması ve kilo kaybı, atipik depresyonda ise iştah artışı ve kilo alımı görülme eğilimindedir.
- Uyku bozukluğu: İnsomnia (uykusuzluk) veya hipersomnia (aşırı uyuma) şeklinde kendini gösterir. İnsomnia en sık başlangıç insomnisi (uykuya dalamama) ve sabah erken uyanma şeklindedir. Orta insomnia (gece sık uyanma) da sıktır. Hipersomnia atipik depresyon özelliğidir ve gündüz aşırı uyuklama ile karakterizedir.
- Psikomotor ajitasyon veya retardasyon: Ajitasyon, yerinde duramama, elleri ovuşturma, sürekli hareket etme şeklinde gözlenirken; psikomotor retardasyon, hareketlerde, konuşmada ve düşüncede belirgin yavaşlama olarak ortaya çıkar. Bu değişiklikler başkaları tarafından gözlemlenebilir düzeyde olmalıdır.
- Yorgunluk ve enerji kaybı: Hemen her gün hissedilen bitkinlik, en basit fiziksel veya zihinsel görevlerin bile aşırı çaba gerektirdiği hissi. Hasta "hiçbir şey yapamıyorum", "kollarım bacaklarım ağır" gibi ifadeler kullanabilir. Uyku ile dinlenememe tipiktir.
- Değersizlik veya aşırı suçluluk duygusu: Kendini değersiz, yetersiz veya işe yaramaz hissetme. Geçmişteki küçük hatalar veya başarısızlıklar abartılı biçimde ruminasyon konusu olur. Suçluluk duygusu gerçekçi olmayan boyutlara ulaşabilir ve sanrısal düzeye varabilir (psikotik depresyon).
- Konsantrasyon güçlüğü: Düşünme, odaklanma ve karar verme kapasitesinde belirgin azalma. Hasta "düşüncelerim dağılıyor", "kitap okuyamıyorum", "en basit kararları bile veremiyorum" şeklinde yakınabilir. Mesleki ve akademik performansta düşüş belirgindir.
- Ölüm düşüncesi ve intihar: Tekrarlayan ölüm düşünceleri, plan olmaksızın intihar düşüncesi, intihar planı veya intihar girişimi. İntihar riski değerlendirmesi her depresif hastada sistematik olarak yapılmalıdır. Umutsuzluk, çaresizlik hissi, sosyal izolasyon ve madde kullanımı intihar riskini artıran faktörlerdir.
Depresyon Şiddet Dereceleri
Major depresif bozukluk, belirtilerin sayısı, şiddeti ve işlevsellik üzerindeki etkisine göre derecelendirilir.
- Hafif depresyon: Tanı için gerekli minimum belirti sayısı (5) karşılanır, belirtiler sıkıntı verici ancak yönetilebilir düzeydedir ve sosyal-mesleki işlevsellik hafif derecede etkilenmiştir.
- Orta şiddetli depresyon: Belirti sayısı ve şiddeti hafif ile ağır arasındadır. İşlevsellik belirgin biçimde bozulmuştur ancak temel ihtiyaçlar karşılanabilir.
- Ağır depresyon: Tanı kriterlerinin çoğu veya tamamı karşılanır, belirtiler çok şiddetlidir ve sosyal-mesleki işlevsellik ciddi biçimde bozulmuştur. Öz bakım ihmal edilebilir. Psikotik özellikler (sanrı, halüsinasyon) eşlik edebilir; bu durumda tanı "psikotik özellikli ağır major depresif epizot" olarak belirlenir.
Melankolik ve Atipik Özellikler
Melankolik özellikler, depresyonun biyolojik bileşeninin belirgin olduğu bir alt tiptir. Neredeyse tüm aktivitelerde zevk kaybı, sabah erken uyanma, sabahları daha ağır seyreden duygudurum, psikomotor retardasyon veya ajitasyon, belirgin iştah kaybı ve aşırı suçluluk duygusu ile karakterizedir. İlaç tedavisine yanıt genellikle iyidir.
Atipik özellikler ise olumlu olaylara karşı duygudurum reaktivitesinin korunması (mood reactivity), hipersomnia, hiperfaji (kilo artışı), kurşun ağırlığı hissi (kollar ve bacaklarda ağırlık) ve kişilerarası reddedilmeye aşırı duyarlılık ile tanımlanır. MAO inhibitörleri ve SSRI'lar bu alt tipte daha etkili olabilir.
Risk Faktörleri
Unipolar depresyon gelişiminde genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler bir arada rol oynar. Risk faktörlerinin bilinmesi hem korunma hem de erken müdahale stratejileri açısından önemlidir.
- Cinsiyet: Kadınlarda erkeklere kıyasla yaklaşık iki kat daha sık görülür. Hormonal dalgalanmalar (menstrüel siklus, gebelik, postpartum, perimenopoz), sosyokültürel faktörler ve stres yanıtındaki farklılıklar bu cinsiyet farkını açıklayan mekanizmalar arasındadır.
- Aile öyküsü: Birinci derece akrabalarda depresyon öyküsü riski 2-3 kat artırır. İkiz çalışmaları, depresyonun kalıtılabilirlik oranının %37-40 civarında olduğunu göstermektedir. Serotonin taşıyıcı gen (5-HTTLPR) polimorfizmi en çok araştırılan genetik risk faktörleri arasındadır.
- Çocukluk çağı travması: Fiziksel, cinsel veya duygusal istismar; ihmal; ebeveyn kaybı veya ayrılığı depresyon riskini belirgin biçimde artırır. Erken dönem travma, stres yanıt sisteminde (HPA aksı) kalıcı değişikliklere yol açarak yaşam boyu depresyona yatkınlık oluşturur.
- Kronik hastalıklar: Kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, kronik ağrı sendromları, hipotiroidizm, nörolojik hastalıklar (multipl skleroz, Parkinson, inme) ve otoimmün hastalıklar depresyon ile sık birliktelik gösterir. Depresyon ve kronik hastalık arasında çift yönlü bir ilişki mevcuttur.
- Hormonal faktörler: Postpartum depresyon kadınların %10-15'inde görülür. Perimenopoz döneminde östrojen dalgalanmaları depresyon riskini artırır. Hipotiroidizm ve Cushing sendromu gibi endokrin bozukluklar depresif belirtilere neden olabilir.
- Madde kullanımı: Alkol, kokain, amfetamin ve opioid kullanımı depresyon riskini artırır. Madde kullanım bozukluğu ve depresyon birlikteliğinde (dual tanı) her iki durumun eş zamanlı tedavisi gereklidir.
- Düşük sosyoekonomik düzey: Yoksulluk, işsizlik, düşük eğitim düzeyi, güvencesiz çalışma koşulları ve yetersiz sosyal destek ağı depresyon için önemli psikososyal risk faktörleridir.
- Stresli yaşam olayları: Sevilen birinin kaybı, boşanma, işten çıkarılma, finansal kriz, göç ve doğal afetler depresif epizodu tetikleyebilir. İlk epizot genellikle belirgin bir stresör ile ilişkiliyken, tekrarlayan epizotlar daha az belirgin tetikleyicilerle ortaya çıkabilir.
Tanı Yöntemleri
Unipolar depresyon tanısı öncelikle klinik görüşme ile konur. Laboratuvar tetkikleri, depresyona benzer belirtiler oluşturabilecek organik nedenlerin ekarte edilmesinde kullanılır.
- Klinik psikiyatrik görüşme: Tanının temelini oluşturur. DSM-5 kriterleri doğrultusunda belirtilerin süresi, şiddeti, işlevselliğe etkisi ve önceki epizot öyküsü değerlendirilir. İntihar riski her görüşmede sistematik olarak sorgulanmalıdır.
- PHQ-9 (Hasta Sağlık Anketi-9): Dokuz sorudan oluşan öz bildirim ölçeğidir. Hem tarama hem de tedavi sürecinde şiddet izlemi amacıyla kullanılır. Skorlama: 0-4 minimal, 5-9 hafif, 10-14 orta, 15-19 orta-ağır, 20-27 ağır depresyon. Birinci basamakta en yaygın kullanılan tarama aracıdır.
- Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HAM-D): Klinisyen tarafından uygulanan 17 maddelik ölçektir. Depresyon şiddetinin objektif değerlendirmesinde altın standart kabul edilir. Tedavi yanıtının izleminde yaygın kullanılır.
- Montgomery-Asberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği (MADRS): Klinisyen tarafından uygulanan 10 maddelik ölçektir. Antidepresan tedavi çalışmalarında birincil sonuç ölçüsü olarak sıklıkla kullanılır. İç üzüntü, uyku güçlüğü, iştah azalması, konsantrasyon güçlüğü, karamsarlık ve intihar düşünceleri gibi çekirdek belirtileri değerlendirir.
- Laboratuvar tetkikleri (organik neden ekartasyonu): Depresif belirtilere neden olabilecek tıbbi durumların araştırılması gereklidir. Tiroid fonksiyon testleri (TSH, sT4) hipotiroidizmi, vitamin B12 düzeyi eksikliğini, tam kan sayımı anemiyi, 25-OH vitamin D düzeyi D vitamini eksikliğini, açlık kan şekeri ve HbA1c diyabeti ekarte etmek için istenir. Ayrıca kalsiyum, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri de değerlendirmeye eklenebilir.
Ayırıcı Tanı
Depresif belirtiler birçok psikiyatrik ve tıbbi durumda görülebileceğinden, doğru tanı kapsamlı bir ayırıcı tanı sürecini gerektirir.
- Bipolar bozukluk (tip I ve II): Depresif epizot kliniği benzer olmakla birlikte, öyküde mani veya hipomani epizodunun varlığı bipolar tanıyı gerektirir. Tedavi yaklaşımı temelden farklıdır.
- Distimik bozukluk (kalıcı depresif bozukluk): En az iki yıl süren kronik, düşük yoğunluklu depresif belirtiler ile karakterizedir. Major depresif epizot kriterlerini tam olarak karşılamayabilir ancak işlevselliği olumsuz etkiler.
- Uyum bozukluğu: Tanımlanabilir bir stresöre karşı gelişen, orantısız duygusal veya davranışsal tepkidir. Stresör ortadan kalktıktan sonra 6 ay içinde düzelme beklenir.
- Yas reaksiyonu: Sevilen birinin kaybına verilen normal bir tepkidir. DSM-5'te uzamış yas bozukluğu ayrı bir tanı olarak eklenmiştir. Normal yasta benlik değeri korunurken depresyonda değersizlik hissi belirgindir.
- Hipotiroidizm: Yorgunluk, kilo artışı, konsantrasyon güçlüğü ve depresif duygudurum ile depresyonu taklit edebilir. TSH yüksekliği tanıyı doğrular.
- Anemi: Kronik yorgunluk, halsizlik ve konsantrasyon güçlüğü depresyonla örtüşen belirtilerdir. Hemoglobin ve ferritin düzeyleri değerlendirilmelidir.
- Vitamin B12 eksikliği: Nöropsikiyatrik belirtilere (depresyon, kognitif yavaşlama, irritabilite) yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda ve vejetaryenlerde araştırılmalıdır.
Tedavi Yaklaşımları
Unipolar depresyon tedavisi, hastalığın şiddetine, klinik özelliklerine ve hastanın tercihlerine göre bireyselleştirilmelidir. Kanıta dayalı tedavi seçenekleri farmakoterapi, psikoterapi ve biyolojik tedavilerden oluşur.
Farmakoterapi
- SSRI (Seçici serotonin geri alım inhibitörleri): Birinci basamak tedavide ilk tercih ilaç grubudur. Sertralin, essitalopram, fluoksetin, paroksetin ve sitalopram bu gruptaki başlıca ilaçlardır. Etkinlik ve güvenlik profili dengeli olup yan etki yükü nispeten düşüktür. Yaygın yan etkiler arasında bulantı, baş ağrısı, cinsel işlev bozukluğu ve başlangıçta geçici anksiyete artışı sayılabilir. Terapötik etki genellikle 2-4 hafta içinde başlar.
- SNRI (Serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörleri): Venlafaksin, duloksetin ve milnasipran bu gruptadır. SSRI'lara yanıtsız vakalarda veya eşlik eden kronik ağrı durumlarında tercih edilebilir. Dual etki mekanizması nedeniyle bazı vakalarda SSRI'lardan daha etkili olabilir.
- Bupropion: Noradrenalin ve dopamin geri alım inhibitörüdür. Cinsel yan etki profili düşüktür ve sigara bırakma tedavisinde de kullanılır. Enerji ve motivasyon kaybının ön planda olduğu hastalarda tercih edilebilir. Nöbet eşiğini düşürdüğünden epilepsi öyküsü olanlarda kontrendikedir.
- Mirtazapin: Noradrenerjik ve spesifik serotonerjik antidepresandır. Sedatif etkisi belirgindir ve uyku bozukluğunun ön planda olduğu hastalarda tercih edilir. İştah artışı ve kilo alımı en sık yan etkileridir; iştahsızlık ve kilo kaybının belirgin olduğu vakalarda avantajlı olabilir.
- Trisiklik antidepresanlar (TSA): Amitriptilin, imipramin, klomipramin ve nortriptilin bu gruptadır. Etkinlikleri güçlü olmakla birlikte antikolinerjik yan etkiler (ağız kuruluğu, kabızlık, idrar retansiyonu, bulanık görme), kardiyotoksisite ve doz aşımında letal olma riski nedeniyle birinci basamak tercih olmaktan çıkmıştır. Dirençli vakalarda veya nöropatik ağrı birlikteliğinde düşünülebilir.
Psikoterapi
- Bilişsel davranışçı terapi (BDT): Depresyon tedavisinde en güçlü kanıt düzeyine sahip psikoterapi yöntemidir. Depresyona yol açan olumsuz otomatik düşünceler ve bilişsel çarpıtmalar tanımlanır, sorgulanır ve daha gerçekçi düşünce kalıplarıyla değiştirilir. Davranışsal aktivasyon bileşeni de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hafif-orta depresyonda tek başına, ağır depresyonda ilaç tedavisiyle birlikte uygulanır.
- Kişilerarası terapi (IPT): Depresyonun kişilerarası ilişki sorunları bağlamında ele alındığı yapılandırılmış bir terapi yöntemidir. Yas, rol geçişleri, kişilerarası çatışmalar ve sosyal izolasyon gibi dört temel sorun alanına odaklanır. Etkinliği BDT ile karşılaştırılabilir düzeydedir.
- Davranışsal aktivasyon: Depresyonda azalan ödüllendirici aktivitelerin sistematik olarak artırılmasına odaklanan bir yaklaşımdır. Hasta, kaçındığı aktivitelere kademeli olarak geri dönmeye teşvik edilir. Basit ama etkili bir yöntem olup birinci basamakta da uygulanabilir.
Biyolojik Tedaviler
- Düzenli egzersiz: Hafif-orta depresyonda kanıt düzeyi A olan bir tedavi müdahalesidir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu aerobik egzersiz (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet) önerilir. Egzersiz, BDNF artışı, endorfin salınımı, HPA aksı düzenlenmesi ve nöroinflamasyonun azalması gibi mekanizmalarla antidepresan etki gösterir.
- Transkraniyal manyetik stimülasyon (TMS): Non-invaziv bir beyin stimülasyon yöntemidir. Sol dorsolateral prefrontal kortekse uygulanan tekrarlayıcı TMS (rTMS), en az bir antidepresan tedaviye yanıtsız vakalarda FDA onaylıdır. Günlük seanslar halinde 4-6 hafta süreyle uygulanır.
- Elektrokonvülsif tedavi (EKT): Genel anestezi altında kontrollü elektrik akımı ile serebral nöbet oluşturulması prensibine dayanır. Dirençli depresyon, psikotik özellikli depresyon, yüksek intihar riski ve yaşamı tehdit eden gıda-sıvı reddi durumlarında en etkili tedavi yöntemidir. Yanıt oranı %70-90 arasındadır. Kısa süreli hafıza sorunları en sık bildirilen yan etkidir.
- Ketamin ve esketamin: Glutamat sistemi üzerinden hızlı antidepresan etki gösteren yeni nesil tedavi seçenekleridir. İntravenöz ketamin veya intranazal esketamin (Spravato), tedaviye dirençli depresyonda FDA onaylıdır. Saatler içinde başlayan hızlı antidepresan etki, akut intihar riskinin yönetiminde önemli bir avantajdır. Kontrollü sağlık kuruluşunda uygulama gerektirir.
Olası Komplikasyonlar
Tedavi edilmeyen veya yetersiz tedavi edilen unipolar depresyon, çok sayıda ciddi komplikasyona yol açabilir. İntihar en ağır komplikasyondur; depresyon hastalarının yaklaşık %15'inde yaşam boyu intihar girişimi bildirilmektedir. Kronikleşme riski her tekrarlayan epizotla artar; ilk epizot sonrası nüks riski %50, ikinci epizot sonrası %70, üçüncü epizot sonrası %90'ın üzerine çıkar.
Depresyon, kardiyovasküler hastalık riskini artırır; miyokard infarktüsü sonrası depresyon varlığı mortalitenin 3-4 kat artmasıyla ilişkilendirilmiştir. Metabolik sendrom, tip 2 diyabet ve obezite depresyonun sık eşlik eden tıbbi durumlarıdır. Bilişsel işlevlerde bozulma (psödodemans), özellikle yaşlı hastalarda gerçek demans ile karışabilir. Madde kullanım bozuklukları, depresyon hastalarında genel popülasyona kıyasla 2-3 kat daha sık görülür ve tedaviyi komplike hale getirir.
İşlevsellik kaybı depresyonun en yaygın komplikasyonudur. İş gücü kaybı, üretkenlik düşüşü, akademik başarısızlık, ilişki sorunları ve sosyal geri çekilme yaşam kalitesini derinden etkiler. WHO verilerine göre depresyon, dünya genelinde yeti yitimine yol açan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır.
Korunma Stratejileri
Depresyonun primer korunması risk faktörlerinin azaltılmasına, sekonder korunması erken tanı ve tedaviye, tersiyer korunması ise nüks önlenmesine odaklanır.
- Düzenli fiziksel aktivite: Haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu egzersiz depresyon riskini %25-30 azaltabilir. Egzersiz, hem koruyucu hem de tedavi edici etkiye sahiptir.
- Sağlıklı uyku hijyeni: Düzenli uyku-uyanma saatleri, karanlık ve sessiz uyku ortamı, yatmadan önce ekran maruziyetinin azaltılması ve kafein kısıtlaması depresyon riskini azaltır.
- Sosyal bağlantıların güçlendirilmesi: Güçlü sosyal destek ağı depresyona karşı koruyucu bir faktördür. Sosyal izolasyondan kaçınma ve anlamlı ilişkilerin sürdürülmesi önerilir.
- Stres yönetimi teknikleri: Mindfulness meditasyonu, yoga, progresif kas gevşemesi ve derin solunum egzersizleri stres yanıtını düzenleyerek depresyon riskini azaltabilir.
- Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve uyuşturucu maddelerin depresojenik etkileri göz önünde bulundurularak kullanımın sınırlandırılması veya bırakılması önerilir.
- İdame tedavisi: Tekrarlayan depresyon epizotları olan hastalarda, remisyon sonrası en az 1-2 yıl (bazı hastalarda yaşam boyu) antidepresan idame tedavisi nüks riskini anlamlı biçimde azaltır.
Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?
Depresif belirtiler herkes tarafından zaman zaman yaşanabilir; ancak belirli eşiklerin aşılması durumunda profesyonel değerlendirme zorunlu hale gelir.
- İki haftadan uzun süren çökkünlük: Üzgün, umutsuz veya boş hissetme durumu iki haftayı aştığında ve günlük yaşamı etkilemeye başladığında psikiyatri değerlendirmesi gereklidir.
- İntihar düşünceleri: Ölüm düşünceleri, yaşama son verme fikri veya intihar planı varlığında acil psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Bu durumda en yakın acil servise başvurulması veya 182 (İntihar Önleme Hattı) aranması önerilir.
- İşlevsellikte belirgin bozulma: İşe veya okula gidememe, ev içi sorumlulukları yerine getirememe, öz bakımı ihmal etme gibi durumlar tedavi ihtiyacını gösterir.
- Uyku ve iştahta belirgin değişiklik: Süregelen uykusuzluk veya aşırı uyuma, belirgin iştah kaybı veya kontrolsüz yeme gibi biyolojik belirtilerin varlığı değerlendirme gerektirir.
- Madde kullanımında artış: Alkol veya diğer maddeleri "kendini iyi hissetmek" amacıyla kullanma eğiliminde artış, altta yatan depresyonun işareti olabilir.
- Fiziksel belirtiler: Tıbbi bir neden bulunamayan kronik ağrılar, baş ağrısı, sindirim sorunları ve yorgunluk depresyonun somatik belirtileri olabilir ve psikiyatrik değerlendirme gerektirir.
Unipolar depresyon, yaygın görülmesine karşın hala yeterince tanınmayan ve tedavi edilmeyen bir ruhsal hastalıktır. Erken tanı, uygun tedavi ve düzenli takip ile hastaların büyük çoğunluğunda belirgin iyileşme sağlanabilir. Farmakoterapi ve psikoterapi kombinasyonu en etkili tedavi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Bipolar depresyondan ayrımın doğru yapılması, tedavi başarısı için kritik öneme sahiptir. Egzersiz, sağlıklı uyku düzeni, güçlü sosyal bağlantılar ve stres yönetimi hem korunmada hem de tedaviye destek olarak önemli rol oynar. Koru Hastanesi Psikiyatri Bölümü olarak, depresyon ve duygudurum bozukluklarında kanıta dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarıyla hastalarımızın yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz.




