Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi), obezite (aşırı kilo) hastalığının cerrahi tedavisinde dünya genelinde en sık uygulanan restriktif (gıda alımını kısıtlayıcı) bariatrik cerrahi (obezite cerrahisi) yöntemidir. Bu cerrahi prosedürde, midenin büyük kurvatür (mide büyük kenarı) olarak adlandırılan dış kavisli bölümünün yaklaşık %80'lik kısmı dikey bir hat boyunca kesilerek vücut dışına çıkarılır. Ameliyat sonrasında geriye kalan mide dokusu, yaklaşık 150 ila 200 mililitre hacme sahip, anatomik olarak bir muzu veya tüpü andıran dar bir yapıya kavuşur. Ameliyatın temel amacı, midenin hacmini küçülterek hastanın tek seferde tüketebileceği gıda miktarını fiziksel olarak sınırlandırmaktır. Bu hacimsel küçülmenin yanı sıra, midenin fundus (mide kubbesi) adı verilen tepe bölgesinden salgılanan ve beyindeki hipotalamus (açlık merkezini yöneten beyin bölgesi) bölgesini uyararak iştahı artıran ghrelin (açlık hormonu) hormonunun üretimi de %80 ila %90 oranında azaltılır. Bu çift mekanizmalı etki sayesinde hastalar, hem çok daha az porsiyonlarla hızlı bir şekilde doygunluğa ulaşır hem de ameliyat öncesi döneme kıyasla çok daha az açlık hissederler.
Tüp Mide Ameliyatının Çalışma Mekanizması Nasıl İşler?
Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi), vücutta hem mekanik hem de hormonal (endokrinolojik) yollarla kilo kaybını tetikleyen karmaşık bir fizyolojik mekanizmaya sahiptir. Mekanik mekanizma, midenin orijinal hacminin yaklaşık %80 oranında azaltılmasıyla doğrudan ilişkilidir; bu durum mide duvarındaki gerim reseptörlerinin (gerginlik algılayıcı sinir uçları) çok az miktarda besinle uyarılmasını sağlar ve beyne hızlı bir şekilde tokluk sinyalleri gönderilir. Hormonal mekanizma ise, özellikle midenin fundus (üst kubbe) kısmından sentezlenen oreksijenik (iştah artırıcı) bir peptit olan ghrelin (açlık hormonu) hormonunun plazma seviyelerindeki dramatik düşüş ile karakterizedir. Ghrelin seviyesinin azalması, hastaların ameliyat sonrasında merkezi sinir sisteminde daha az açlık sinyali algılamasını sağlar ve kilo verme sürecindeki diyet uyumunu kolaylaştırır. Ayrıca, gıdaların mideden ince bağırsağa geçiş hızı (gastrik boşalım süresi) hızlanır, bu da ince bağırsağın distal (uzak) kısımlarından glukagon benzeri peptit-1 (GLP-1) ve peptid YY (PYY) gibi tokluk hissi veren ve insülin salınımını artıran hormonların erken salgılanmasına yol açar. Bu hormonal değişimler, sadece kilo kaybına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda tip 2 diyabet (şeker hastalığı) gibi metabolik bozuklukların da ameliyattan hemen sonraki günlerde, henüz belirgin bir kilo kaybı gerçekleşmeden dahi düzelmeye başlamasını doğrudan destekler.
Tüp Mide Ameliyatı Kimlere Uygulanır? (Aday Belirleme Kriterleri)
Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) kararı, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Obezite ve Metabolik Bozukluklar Cerrahisi Derneği (IFSO) tarafından belirlenen uluslararası bilimsel kriterlere göre verilir. Bu cerrahi prosedür için birincil kriter, hastanın Vücut Kitle İndeksi (VKİ) değeridir; VKİ değeri 40 kg/m² ve üzerinde olan üçüncü derece (morbid) obezite hastaları doğrudan ameliyat adayı olarak değerlendirilir. VKİ değeri 35 ila 39.9 kg/m² arasında olan ve obeziteye eşlik eden tip 2 diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek tansiyon), obstrüktif uyku apnesi (uykuda nefes durması), dislipidemi (kan yağlarında dengesizlik) veya ciddi osteoartrit (eklem kireçlenmesi) gibi en az bir adet komorbid (yoldaş) hastalığı bulunan bireyler de bu cerrahi için uygun adaylardır. Ayrıca, VKİ değeri 30 ila 34.9 kg/m² aralığında olup, tıbbi tedavilere rağmen kan şekeri kontrol altına alınamayan tip 2 diyabet hastaları da metabolik cerrahi kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ameliyat adayı olan hastaların 18 ila 65 yaş aralığında olması tercih edilmekle birlikte, pediatrik (çocuk) ve geriatrik (yaşlı) yaş gruplarında multidisipliner (çok branşlı) kurul onayı ile özel değerlendirmeler yapılabilmektedir. En az 6 ay boyunca uzman kontrolünde uygulanan diyet, egzersiz ve farmakolojik (ilaçla) tedavi yöntemlerinden başarılı bir sonuç alınamamış olması ve hastanın anestezi almasına engel teşkil edecek aktif bir kardiyovasküler (kalp-damar) veya pulmoner (akciğer) hastalığının bulunmaması ameliyatın temel ön koşulları arasında yer alır.
Ameliyat Öncesi Hazırlık Süreci ve Gerekli Tetkikler
Tüp Mide Ameliyatı öncesindeki hazırlık süreci, hastanın ameliyata en güvenli fizyolojik ve psikolojik koşullarda girmesini sağlamak amacıyla son derece kapsamlı bir multidisipliner taramayı içerir. İlk aşamada hastaya üst gastrointestinal sistem endoskopisi (özofagogastroduodenoskopi) uygulanarak yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağının iç yüzeyi incelenir; bu incelemede ciddi özofajit (yemek borusu iltihabı), şüpheli gastrik ülser (mide yarası) veya büyük bir hiatal herni (mide fıtığı) varlığı araştırılır ve gerekirse biyopsi alınır. Laboratuvar aşamasında ise tam kan sayımı, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, lipid (yağ) profili, koagülasyon (pıhtılaşma) paneli, hemoglobin A1c (HbA1c - üç aylık şeker ortalaması), tiroid fonksiyon testleri, kortizol seviyeleri ve başta B12, D vitamini ile demir olmak üzere tüm vitamin-mineral düzeyleri detaylıca analiz edilir. Hastalar; kardiyoloji (kalp hastalıkları) bölümü tarafından elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile, göğüs hastalıkları bölümü tarafından ise solunum fonksiyon testleri (SFT) ve akciğer grafisi ile değerlendirilir. Endokrinoloji (hormon hastalıkları) uzmanı obeziteye neden olabilecek hormonal bir bozukluğun (örneğin Cushing sendromu veya hipotiroidi) bulunmadığını teyit ederken, psikiyatri uzmanı hastanın yeme bozukluklarını, bağımlılık durumlarını ve ameliyat sonrası sürece uyum sağlama kapasitesini değerlendirir. Ameliyattan önceki son 1 ila 2 haftalık süreçte, hastanın karaciğer boyutlarını küçülterek cerrahi alanı rahatlatmak ve ameliyat sırasındaki teknik zorlukları azaltmak amacıyla düşük karbonhidratlı, yüksek proteinli özel bir karaciğer küçültücü diyet programı uygulanır.
Tüp Mide Ameliyatı Nasıl Yapılır? (Cerrahi Teknik)
Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi), genel anestezi altında ve neredeyse tamamen laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem) teknikleri kullanılarak gerçekleştirilir. Cerrah, hastanın karın duvarında çapları 5 ila 15 milimetre arasında değişen 4 veya 5 adet küçük kesi (trokar giriş yeri) açarak ameliyatı gerçekleştirir. Karın boşluğu, cerrahi görüş alanı sağlamak amacıyla karbondioksit (CO2) gazı ile şişirilir (pnömoperitonyum oluşturulur) ve içeriye yüksek çözünürlüklü bir laparoskopik kamera yerleştirilir. İlk cerrahi adımda, midenin büyük kurvatüründeki (dış kavisindeki) büyük omentum (karın içi yağ dokusu) ve mideyi çevreleyen dalak ile pankreas bağlantıları, enerji cihazları (ultrasonik veya bipolar damar mühürleyiciler) kullanılarak serbestleştirilir. Mide tamamen serbest hale getirildikten sonra, yemek borusu ile mide birleşim yerinden (özofagogastrik bileşke) başlayarak oniki parmak bağırsağına kadar olan hattın genişliğini ayarlamak amacıyla ağızdan mideye 36 ila 40 French (yaklaşık 12-13 mm çapında) kalınlığında bir kalibrasyon tüpü (buji) yerleştirilir. Cerrah, bu bujiyi kılavuz olarak kullanarak, midenin antrum (çıkış) bölgesinden yaklaşık 4-6 cm mesafeden başlayarak fundus (üst kısım) dahil olmak üzere midenin yaklaşık %80'ini otomatik kesici ve dikici cihazlar olan endoskopik staplerler (zımbalar) yardımıyla keserek ayırır. Kesilen hat boyunca sızıntı riskini en aza indirmek için stapler hattı üzerine manuel dikişler konulabilir veya özel doku yapıştırıcıları uygulanabilir. Ameliyatın son aşamasında, kalibrasyon tüpü çekilir ve yeni oluşturulan mide tüpünün sızdırmazlığını kontrol etmek amacıyla metilen mavisi veya hava verilerek intraoperatif kaçak testi (ameliyat esnasında yapılan sızıntı testi) gerçekleştirilir; ardından kesilen mide dokusu karın dışına çıkarılır ve kesi yerleri estetik dikişlerle kapatılır.
Ameliyat Sonrası Erken Dönem ve Hastanede Yatış Süreci
Tüp Mide Ameliyatı sonrasındaki erken dönem, hastanın fizyolojik parametrelerinin stabilizasyonu ve olası cerrahi komplikasyonların erken tespiti açısından büyük önem taşır. Ameliyat tamamlandıktan sonra hasta, anestezi etkisinden tamamen çıkana kadar uyandırma odasında takip edilir ve ardından servisteki odasına alınır. Ameliyattan sonraki ilk 4. saat itibarıyla, derin ven trombozu (derin toplardamarlarda pıhtı oluşması) ve pulmoner emboli (akciğere pıhtı atması) riskini en aza indirmek için hastanın yatak dışına çıkarılarak aktif olarak yürütülmesi (mobilizasyon) sağlanır. Hastaya hastanede kaldığı süre boyunca toplardamar içi (intravenöz) yolla hidrasyon (sıvı desteği), analjezikler (ağrı kesiciler), antiemetikler (bulantı önleyiciler) ve proton pompası inhibitörleri (mide koruyucu ilaçlar) uygulanır. Akciğer kapasitesini artırmak ve atelektazi (akciğer sönmesi) gelişimini engellemek için hastaya triflo (solunum egzersiz cihazı) ile saat başı solunum egzersizleri yaptırılır. Ameliyat sonrası 1. veya 2. günde, hastanın durumuna göre kontrastlı (opak maddeli) grafi veya ağızdan verilen boyalı sıvı ile postoperatif kaçak testi yapılarak stapler hattının bütünlüğü kontrol edilir. Herhangi bir sızıntı veya tıkanıklık saptanmayan hastalarda, ağızdan berrak sıvı alımına (su, açık çay, et/tavuk suyu) kontrollü olarak başlanır. Genellikle ameliyat sonrası 2. veya 3. günde, hastanın vital bulguları (ateş, nabız, tansiyon) normal sınırlar içindeyse, ağızdan sıvı alımı yeterliyse ve laboratuvar değerleri stabil seyrediyorsa hasta taburculuk aşamasına gelir.
Tüp Mide Ameliyatı Sonrası Beslenme Aşamaları
Tüp Mide Ameliyatı sonrasındaki beslenme süreci, yeni oluşturulan mide tüpünün dikiş hatlarının iyileşmesini desteklemek ve sindirim sistemini kademeli olarak yeni hacme alıştırmak için tasarlanmış 4 temel aşamadan oluşur:
- Berrak Sıvı Dönemi (1. - 7. Günler): Bu ilk aşamada sadece berrak ve tanesiz sıvılar tüketilir; bunlar arasında su, yağsız ve tanesiz et/tavuk suyu, açık çay ve kafeinsiz bitki çayları yer alır. Sıvılar çok yavaş, küçük yudumlarla ve oda sıcaklığında tüketilmelidir.
- Koyu Sıvı / Püre Öncesi Dönem (8. - 14. Günler): Bu dönemde süzülmüş çorbalar, protein tozları ile zenginleştirilmiş laktozsuz sütler, soya sütü, kefir ve süzme yoğurt gibi protein değeri yüksek sıvı gıdalar beslenme planına eklenir. Günlük protein hedefi en az 60 gram olarak belirlenir.
- Püre Dönemi (15. - 30. Günler): Blenderize edilmiş (püre haline getirilmiş) yumuşak gıdaların tüketildiği bu evrede; haşlanmış yumurta sarısı, çatalla ezilmiş balık eti, püre yapılmış kabak, patates ve blenderdan geçirilmiş süzme peynir gibi gıdalar tüketilebilir. Gıdalara salça, acı baharatlar ve sıvı yağ eklenmemelidir.
- Katı Gıda Dönemi (31. Gün ve Sonrası): Bu aşamada normal gıdalara kademeli geçiş yapılır; ancak gıdaların çok küçük lokmalar halinde alınması ve her lokmanın en az 20 ila 30 kez çiğnenerek sıvı kıvama getirilmesi hayati önem taşır.
Katı gıdaya geçişle birlikte "katı-sıvı ayrımı" kuralı ömür boyu uygulanmalıdır; yemeklerden 30 dakika önce ve yemeklerden 30 dakika sonra sıvı tüketimi tamamen durdurulmalıdır. Bu kural, midenin erken dolmasını, kusmayı ve mide tüpünün zamanla genişlemesini önlemek için zorunludur. Günlük sıvı tüketimi en az 1.5 ila 2 litre olmalı ve dehidratasyonu (vücudun susuz kalmasını) önlemek için gün içine yayılmalıdır.
Ameliyat Sonrası Vitamin ve Mineral Takviyeleri
Tüp Mide Ameliyatı sonrasında mide hacminin küçülmesi ve gıda alımının ciddi oranda kısıtlanması, bazı vitamin ve minerallerin vücuda yetersiz alınmasına veya emilim mekanizmalarının değişmesine yol açar. Midenin parietal hücrelerinden salgılanan ve B12 vitamininin ince bağırsaktan emilmesini sağlayan intrınsek faktör (emilim yardımcı proteini) miktarının azalması nedeniyle, ameliyat sonrasında B12 vitamini (kobalamin) eksikliği sıkça görülür. Bu nedenle hastaların ameliyat sonrasındaki ilk günden itibaren düzenli olarak multivitamin ve mineral takviyeleri kullanması gerekir; B12 vitamini eksikliğini önlemek için genellikle dilaltı (sublingual) tabletler veya aylık/üç aylık intramüsküler (kas içi) enjeksiyonlar tercih edilir. Mide asidinin azalması, demir elementinin emilim formuna dönüşmesini zorlaştırdığı için özellikle kadın hastalarda demir eksikliği anemisi (kansızlık) gelişme riski yüksektir ve bu durum demir takviyesi kullanımını gerektirir. Kalsiyum emiliminin azalması ve buna bağlı olarak gelişebilecek osteoporoz (kemik erimesi) riskini önlemek için, vücut tarafından emilimi mide asidinden bağımsız olan kalsiyum sitrat formundaki takviyeler ile D vitamini desteği kombinasyonu önerilir. Hastaların beslenme durumları ve vitamin-mineral seviyeleri, ameliyat sonrası 1., 3., 6., 12. ve 24. aylarda yapılacak rutin kan tahlilleriyle yakından izlenir ve takviye dozları bu sonuçlara göre uzman hekim tarafından kişiye özel olarak revize edilir.
Beklenen Kilo Kaybı Oranları ve Süreç
Tüp Mide Ameliyatı sonrasındaki kilo verme süreci, ameliyat öncesi başlangıç kilosuna, hastanın metabolizma hızına, diyet uyumuna ve fiziksel aktivite düzeyine bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte belirli bir kronolojik seyir izler. Bilimsel literatüre göre, hastaların ameliyat sonrasındaki ilk 3 ay içerisinde fazla kilolarının yaklaşık %30 ila %40'ını kaybetmesi beklenir. Ameliyat sonrası 6. aya ulaşıldığında bu oran %50 ila %60 seviyelerine yükselirken, birinci yılın sonunda hastalar genellikle fazla kilolarının %60 ila %75'ini kaybetmiş olurlar. Kilo kaybı süreci ameliyat sonrası 18. ila 24. aya kadar yavaşlayarak devam eder ve bu dönemin sonunda kilo stabilizasyonu (kilonun sabitlenmesi) gerçekleşir. Bu süreçte kaybedilen kilonun yağ dokusundan olması ve kas kütlesinin korunması için günlük protein alımının kilogram başına 1.2 ila 1.5 gram seviyesinde tutulması gerekir. Ameliyat sonrasındaki ilk yıl elde edilen bu kilo kaybı başarısının uzun dönemde (5 yıl ve üzeri) korunabilmesi, hastanın beslenme alışkanlıklarını kalıcı olarak değiştirmesine ve aktif bir yaşam tarzını benimsemesine doğrudan bağlıdır. Uzun dönemli takiplerde, hastaların yaklaşık %10 ila %15'inde, eski sağlıksız beslenme alışkanlıklarına geri dönülmesi veya karbonhidrat ağırlıklı beslenme nedeniyle yeniden kilo alımı (geri kilo kazanımı) gözlenebilmektedir.
Tüp Mide Ameliyatının Olası Riskleri ve Komplikasyonları
Tüp Mide Ameliyatı, her majör (büyük) cerrahi girişimde olduğu gibi belirli intraoperatif (ameliyat sırası) ve postoperatif (ameliyat sonrası) riskler ve komplikasyonlar barındırır. Bu komplikasyonlar şu şekilde sınıflandırılabilir:
- Stapler Hattı Kaçağı (Sızıntı): En ciddi erken dönem komplikasyonlarından biri olan kaçak, kesilen mide hattından karın boşluğuna mide içeriğinin sızmasıdır ve görülme sıklığı %1 ila %2 arasındadır. Genellikle ameliyat sonrası ilk 10 gün içinde gelişir ve yüksek ateş, taşikardi (nabız hızlanması) ile karın ağrısı ile kendini gösterir.
- Postoperatif Kanama: Stapler hattından karın boşluğuna veya mide içine olan kanamalardır; %1 ila %3 oranında görülür ve dren takibi, hemoglobin takibi ile kontrol altında tutulur.
- Derin Ven Trombozu ve Pulmoner Emboli: Bacak damarlarında pıhtı oluşması ve bu pıhtının akciğere gitmesi riskidir; ameliyat öncesi başlanan ve ameliyat sonrası devam eden düşük molekül ağırlıklı heparin (kan sulandırıcı) tedavisi ve varis çorapları ile bu risk minimuma indirilir.
- Mide Darlığı (Stenoz): Mide tüpünün aşırı daraltılması veya bükülmesi sonucu gıda geçişinin engellenmesidir; hastada sürekli kusma ve sıvı alamama semptomlarına yol açar ve endoskopik balon dilatasyonu (genişletme) gerektirebilir.
- Gastroözofageal Reflü: Ameliyat sonrasında mide içi basıncın artması ve anatomik açının değişmesi nedeniyle hastaların yaklaşık %20'sinde yeni başlayan veya şiddetlenen reflü şikayetleri görülebilir.
- Geçici Saç Dökülmesi: Ameliyat sonrası 3. ila 6. aylar arasında, hızlı kilo kaybı ve protein/çinko eksikliğine bağlı olarak telogen effluvium (geçici saç dökülmesi) gelişebilir; beslenme düzeldikçe bu durum tamamen normale döner.
Eşlik Eden Hastalıklar Üzerindeki Olumlu Etkileri (Metabolik Kazanımlar)
Tüp Mide Ameliyatı, sadece bir kilo verme yöntemi değil, obeziteye eşlik eden birçok kronik metabolik hastalığın gerilemesini veya tamamen kontrol altına alınmasını sağlayan metabolik bir cerrahi prosedürdür. Ameliyat sonrasında elde edilen kilo kaybı ve hormonal değişimler sayesinde, tip 2 diyabet (şeker hastalığı) hastalarının yaklaşık %70 ila %80'inde kan şekeri seviyeleri normal sınırlara geriler ve hastalar insülin veya oral antidiyabetik (ağızdan alınan şeker ilaçları) ilaçlarını tamamen bırakabilir veya dozlarını önemli ölçüde azaltabilirler. Hipertansiyon (yüksek tansiyon) hastalarının %60 ila %70'inde kan basıncı değerleri ilaçsız kontrol edilebilir seviyelere ulaşırken, kardiyovasküler (kalp-damar) hastalık risk faktörleri ve inme (felç) riski dramatik şekilde azalır. Obstrüktif uyku apnesi sendromu (uykuda nefes durması), üst solunum yollarını çevreleyen yağ dokusunun azalmasıyla birlikte %80 ila %90 oranında tamamen iyileşme gösterir ve hastaların CPAP (solunum destek cihazı) cihazı kullanma ihtiyacı ortadan kalkar. Karaciğer yağlanması (hepatosteatoz) ve buna bağlı gelişebilecek steatohepatit (yağlı karaciğer iltihabı) tablosu geriler, karaciğer enzim seviyeleri (AST, ALT) normal değerlerine döner. Ayrıca, yük taşıyan eklemlere (diz, kalça, ayak bileği) binen mekanik yükün azalmasıyla osteoartrit (eklem kireçlenmesi) semptomları hafifler ve hastaların mobilite (hareket kabiliyeti) kapasitesi ile genel yaşam kalitesi indeksleri belirgin şekilde yükselir.
Ameliyat Sonrası Egzersiz ve Fiziksel Aktivite Planı
Tüp Mide Ameliyatı sonrasında düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz programı, sadece kilo kaybını hızlandırmakla kalmaz, aynı zamanda kas kütlesinin korunmasını, metabolizma hızının düşmesini engellemeyi ve vücut hatlarının sıkılaşmasını sağlar. Ameliyat sonrası ilk 4 haftalık süreçte, karın içi basıncı artıracak ağır hareketlerden kaçınılmalı ve sadece düşük yoğunluklu kardiyo aktivitesi olan hafif tempolu yürüyüşler yapılmalıdır; ilk haftalarda günlük 20-30 dakikalık yürüyüşler yeterlidir. Ameliyatın 4. haftasından itibaren, dikiş hatlarının ve karın duvarındaki trokar giriş yerlerinin tamamen iyileşmesiyle birlikte, yüzme ve hafif tempolu bisiklet egzersizlerine başlanabilir. Ameliyat sonrası 2. ay tamamlandığında, kas kaybını (sarkopeni) önlemek ve bazal metabolizma hızını artırmak amacıyla uzman bir eğitmen eşliğinde hafif ağırlıklarla direnç egzersizlerine (kuvvet antrenmanları) geçiş yapılabilir. Karın kaslarını zorlayıcı hareketlerden (mekik, ağır kaldırma, pilatesin bazı ileri seviye hareketleri) ilk 2-3 ay boyunca kaçınılmalıdır, çünkü bu tür aktiviteler kesi yerlerinde fıtık (insizyonel herni) oluşma riskini artırabilir. Haftalık egzersiz hedefi, orta şiddette en az 150 dakika kardiyo ve haftada 2-3 gün tüm vücut direnç egzersizi olacak şekilde planlanmalı ve egzersiz esnasında oluşabilecek sıvı kayıplarını karşılamak için su tüketimi artırılmalıdır.
Hangi Durumlarda Derhal Hekime Başvurulmalıdır?
Tüp Mide Ameliyatı sonrasında hastaların taburculuk sürecinden sonra evde kendilerini yakından izlemeleri ve potansiyel komplikasyonların belirtilerini bilmeleri hayati önem taşır. Evde takip sürecinde, vücut sıcaklığının 38°C ve üzerine çıkması, dikiş hatlarında enfeksiyon gelişimine veya karın içi bir sızıntıya (kaçak) işaret edebileceğinden acil değerlendirme gerektirir. İstirahat halindeyken dahi nabız hızının dakikada 100 atımın (taşikardi) üzerinde seyretmesi, ani gelişen nefes darlığı (dispne), göğüs ağrısı veya solunum güçlüğü, akciğer embolisi (akciğere pıhtı atması) gibi hayati risk taşıyan durumların habercisi olabileceği için derhal acil servise başvurulmalıdır. Ağrı kesici ilaçlara rağmen geçmeyen, giderek şiddetlenen ve tüm karına yayılan akut karın ağrısı, ağızdan sıvı alımını tamamen engelleyen ve günde 3-4 defadan fazla tekrarlayan sürekli kusma atakları da acil tıbbi müdahale kriterleridir. Kesi yerlerinde kızarıklık, ısı artışı, hassasiyet, şişlik veya kötü kokulu, iltihaplı akıntıların görülmesi yara yeri enfeksiyonuna işaret eder. Ayrıca, bacaklarda (özellikle tek taraflı) ani gelişen şişlik, kızarıklık, ağrı ve hassasiyet hissi derin ven trombozu (damar içi pıhtılaşma) belirtisi olabileceğinden, bu semptomlardan herhangi biriyle karşılaşıldığında zaman kaybetmeden ameliyatı gerçekleştiren cerrahi ekibe veya en yakın tam teşekküllü sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Genel Cerrahi bölümünde uzman hekimlerimiz, Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi) ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.









