Acil Servis

Solunum Arresti: Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Koru Hastanesi olarak solunum arresti durumunda acil entübasyon, mekanik ventilasyon desteği ve altta yatan nedenlerin tedavisini 7/24 uzman yoğun bakım ekibimizle sağlıyoruz.

Solunum arresti, spontan solunumun tamamen durması veya yeterli gaz değişimini sağlayamayacak düzeyde yetersiz hale gelmesi olarak tanımlanan, acil tıbbi müdahale gerektiren kritik bir klinik tablodur. Bu durum, oksijen sunumunun kesintiye uğraması ve karbondioksit eliminasyonunun bozulması nedeniyle hızla hipoksemi, hiperkapni ve ardından metabolik asidoza yol açar. Solunum arresti tedavi edilmediğinde dakikalar içinde kardiyak arreste ilerleyebilir ve geri dönüşümsüz organ hasarına neden olabilir.

Solunum arresti ile solunum yetmezliği arasındaki ayrımın doğru yapılması klinik pratikte büyük önem taşır. Solunum yetmezliği, solunumun mevcut ancak yetersiz olduğu bir durumu ifade ederken, solunum arresti solunumun tamamen veya fonksiyonel olarak durduğu acil bir senaryodur. Erken tanı ve hızlı müdahale, hastanın sağkalım oranını ve nörolojik prognozunu doğrudan belirleyen en kritik faktörlerdir. Solunum arrestinin patofizyolojik mekanizmalarının anlaşılması, hem tanısal hem de terapötik yaklaşımların temelini oluşturur.

Epidemiyoloji ve Klinik Önemi

Solunum arresti, hastane içi kardiyak arrestlerin önemli bir kısmının öncülü olarak kabul edilmektedir. Literatürdeki verilere göre, hastane içi kardiyak arrest vakalarının yaklaşık yüzde kırkı başlangıçta solunum arrestiyle prezente olmaktadır. Erken tanı ve müdahale ile bu vakaların büyük çoğunluğunda kardiyak arreste ilerleme önlenebilir. Bu durum, solunum arrestinin erken tespitinin ve uygun yönetiminin ne denli hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Hastane dışı solunum arresti insidansı toplum bazında değişkenlik göstermekle birlikte, acil servis başvurularının kayda değer bir bölümünü oluşturmaktadır. Pediatrik popülasyonda, kardiyak arrest vakalarının büyük çoğunluğunun solunum kaynaklı olduğu bilinmektedir. Geriatrik hasta grubunda ise komorbiditelerin varlığı, solunum arresti riskini ve mortalite oranlarını belirgin şekilde artırmaktadır. Yoğun bakım ünitelerinde takip edilen hastalarda solunum arrestinin erken belirtilerinin monitorize edilmesi, mortaliteyi azaltmada kritik rol oynamaktadır.

Solunum Arrestinin Etiyolojisi

Solunum arrestine yol açan nedenler geniş bir spektrumda yer almakta olup, sistematik bir sınıflandırma klinik yaklaşımda büyük kolaylık sağlamaktadır. Etiyolojik faktörler santral sinir sistemi kaynaklı, periferik sinir sistemi ve nöromüsküler bileşke kaynaklı, üst ve alt solunum yolu kaynaklı ile sistemik nedenler olarak gruplandırılabilir.

Santral Sinir Sistemi Kaynaklı Nedenler

Beyin sapındaki solunum merkezlerinin doğrudan etkilenmesi, solunum arrestinin en ciddi nedenlerinden birini oluşturur. İskemik veya hemorajik serebrovasküler olaylar, özellikle posterior fossa ve beyin sapı tutulumu olan olgularda solunum drive kaybına yol açabilir. Kafa içi basınç artışı ve transtentoryal herniasyon, solunum merkezleri üzerinde bası etkisi oluşturarak apneye neden olabilir. Santral sinir sistemi enfeksiyonları, özellikle ensefalit ve menenjit, solunum düzenleme mekanizmalarını bozarak solunum arrestine zemin hazırlayabilir.

Opioid ve benzodiazepin gibi santral sinir sistemi depresanlarının aşırı dozda kullanımı, solunum merkezlerinin baskılanmasına yol açan en sık karşılaşılan farmakolojik nedendir. Genel anestezi sırasında kullanılan ajanlar da solunum depresyonuna neden olabilir ve bu durum perioperatif dönemde yakın izlemi zorunlu kılar. Metabolik ensefalopatiler, ağır hipoglisemi, hepatik ensefalopati ve üremik ensefalopati gibi durumlar da solunum drive baskılanmasına katkıda bulunabilir.

Periferik Sinir Sistemi ve Nöromüsküler Nedenler

Guillain-Barre sendromu, solunum kaslarının progresif paralizisine neden olarak akut solunum yetmezliği ve arreste ilerleyebilen önemli bir nöromüsküler patolojidir. Myastenia gravis krizleri, nöromüsküler iletimin ciddi şekilde bozulması sonucu solunum kaslarının yetersiz kasılmasına yol açar. Amyotrofik lateral skleroz gibi motor nöron hastalıkları, kronik seyirde solunum kas güçsüzlüğüne ve sonuçta solunum arrestine neden olabilir. Botulizm ve organofosforlu bileşiklere maruziyette de nöromüsküler bloğa bağlı solunum arresti gelişebilir.

Spinal kord yaralanmaları, özellikle servikal bölge lezyonları, frenik sinir fonksiyonunun kaybı nedeniyle diyafragma paralizisine ve akut solunum arrestine neden olabilir. C3-C5 seviyesinin üzerindeki lezyonlarda bilateral frenik sinir tutulumu kaçınılmaz olup, mekanik ventilasyon desteği zorunlu hale gelir. Kritik hastalık polinöropatisi ve miyopatisi, yoğun bakım hastalarında uzamış mekanik ventilasyon ihtiyacının ve solunum arresti riskinin önemli nedenlerinden biridir.

Havayolu ve Pulmoner Nedenler

Üst havayolu obstrüksiyonu, solunum arrestinin en acil müdahale gerektiren nedenlerinden biridir. Yabancı cisim aspirasyonu, anafilaktik reaksiyona bağlı laringeal ödem, epiglottit, retrofaringeal apse ve Ludwig anjini gibi durumlar akut üst havayolu obstrüksiyonuna yol açabilir. Obstrüktif uyku apne sendromunda tekrarlayan üst havayolu kollapsları, ciddi vakalarda uzamış apne episodlarına neden olabilir.

Alt solunum yollarını etkileyen patolojiler arasında ağır astım atağı (status asthmaticus), masif pulmoner emboli, tansiyon pnömotoraks, masif hemotoraks ve ağır pnömoni sayılabilir. Kronik obstruktif akciğer hastalığının akut alevlenmelerinde, solunum kas yorgunluğu ve hiperkapnik solunum yetmezliği solunum arrestine ilerleyebilir. Akut respiratuar distres sendromu, alveolar düzeyde gaz değişiminin ciddi şekilde bozulması nedeniyle refrakter hipoksemiye ve solunum arrestine neden olabilir.

Patofizyolojik Mekanizmalar

Solunum arrestinin patofizyolojisi, solunumun nöral kontrolünden mekanik ventilasyon dinamiklerine kadar geniş bir yelpazede incelenmelidir. Normal solunumun sürdürülmesi, beyin sapındaki solunum merkezlerinin ritmik aktivitesi, kemoreseptörlerden gelen afferent sinyaller, efferent motor nöron yollarının intakt olması, nöromüsküler ileti, solunum kaslarının yeterli gücü ve havayolu açıklığının korunması gibi çoklu mekanizmaların koordineli çalışmasını gerektirir.

Solunum arresti geliştiğinde, alveoler ventilasyonun durması ile birlikte parsiyel oksijen basıncı hızla düşmeye başlar. Fonksiyonel rezidüel kapasite içindeki oksijen deposu yaklaşık üç ila beş dakika içinde tükenir. Bu süre zarfında arteriyel oksijen satürasyonu kritik eşiğin altına düşer ve doku hipoksisi başlar. Eşzamanlı olarak karbondioksit birikimi metabolik asidoza katkıda bulunur. Beyin dokusu hipoksiye en duyarlı organ olup, dört ila altı dakikalık anoksik süre sonrasında geri dönüşümsüz nöronal hasar gelişmeye başlar.

Hipoksi, miyokardiyal fonksiyon üzerinde de doğrudan olumsuz etki gösterir. Kardiyomiyositlerin enerji metabolizmasının bozulması, kontraktilite kaybı, ileti sistemi disfonksiyonu ve aritmilere zemin hazırlar. Bu nedenle, solunum arresti tedavi edilmediğinde kaçınılmaz olarak kardiyak arreste ilerler. Hipoksi ve asidozun kombinasyonu, periferik vasküler rezistansta artışa, pulmoner vazokonstriksiyona ve çoklu organ yetmezliği tablosuna yol açar.

Klinik Belirti ve Bulgular

Solunum arrestinin tanınması acil müdahalenin başlatılabilmesi için hayati önem taşır. Solunum arrestine ilerleme genellikle ani olmayıp, çoğu vakada öncül belirtilerle kendini gösterir. Klinisyenin bu erken uyarı işaretlerini tanıması, arreste ilerlemeyi önlemede belirleyici rol oynar.

Solunum Arresti Öncesi Uyarı Bulguları

  • Takipne veya bradipne: Solunum hızında belirgin artış veya azalma, solunum sistemindeki kompansatuar mekanizmaların zorlandığına işaret eder
  • Yardımcı solunum kaslarının kullanımı: Sternokleidomastoid, skalen ve interkostal kasların aktif kullanımı artmış solunum iş yükünü gösterir
  • Paradoksal karın hareketi: İnspiryumda karın duvarının içe çekilmesi, diyafragma yorgunluğunun önemli bir göstergesidir
  • Siyanoz: Santral siyanoz, arteriyel oksijen satürasyonunun ciddi düzeyde düştüğünü gösteren geç bir bulgudur
  • Bilinç düzeyinde değişiklik: Ajitasyon, konfüzyon veya letarji, serebral hipoksiyi yansıtır
  • Taşikardi veya bradikardi: Kalp hızındaki değişiklikler, hipoksiye verilen kardiyovasküler yanıtın göstergeleridir
  • Diyaforez ve terleme: Artmış sempatik aktivitenin klinik yansımasıdır
  • Konuşma güçlüğü: Tam cümle kuramama, solunum rezervinin ciddi şekilde azaldığını gösterir

Solunum arresti geliştiğinde ise hasta apneik olup göğüs duvarı hareketi izlenmez, solunum sesleri duyulmaz ve solunum eforu yoktur. Pulse oksimetride oksijen satürasyonu hızla düşer. Bilinç kaybı gelişir ve tedavi edilmediğinde nabız kaybı ile kardiyak arrest tablosu eklenir. Agonal solunumlar, gerçek solunumla karıştırılmamalı olup, bu düzensiz ve yetersiz solunum paternleri arresti dışlamaz.

Tanısal Değerlendirme

Solunum arrestinin tanısı öncelikle klinik gözleme dayalıdır ve hızlı bir şekilde konulmalıdır. Hastanın havayolu açıklığı, solunum varlığı ve dolaşım durumu sistematik olarak değerlendirilir. Apne veya yetersiz solunum eforu, solunum seslerin yokluğu ve göğüs duvarı hareketinin olmaması tanıyı doğrular. Tanısal süreçte zaman kaybedilmemesi kritik önem taşır.

Arteriyel kan gazı analizi, solunum arrestinin ciddiyetini ve metabolik etkilerini değerlendirmede altın standart laboratuvar testidir. Ciddi hipoksemi, hiperkapni ve karma asidoz bulguları tipiktir. Pulse oksimetri, noninvaziv ve sürekli monitorizasyon için değerli olmakla birlikte, düşük perfüzyon durumlarında güvenilirliği azalır. End-tidal karbondioksit monitorizasyonu, entübe hastalarda ventilasyonun etkinliğini değerlendirmede ve kardiyopulmoner resüsitasyon kalitesinin izlenmesinde kullanılır.

Görüntüleme yöntemleri arasında akciğer grafisi, pnömotoraks, hemotoraks, pulmoner ödem ve pnömoni gibi patolojilerin hızlı değerlendirilmesinde ilk basamak inceleme olarak yer alır. Yatak başı ultrasonografi, özellikle tansiyon pnömotoraks, plevral efüzyon, kardiyak tamponad ve masif pulmoner emboli gibi reversibl nedenlerin hızlı tespitinde giderek artan öneme sahiptir. Bilgisayarlı tomografi, klinik stabilizasyon sağlandıktan sonra altta yatan etiyolojinin ayrıntılı değerlendirilmesinde kullanılabilir.

Acil Müdahale ve Tedavi Yaklaşımları

Solunum arrestinde acil müdahalenin temel amacı, yeterli oksijenasyonun ve ventilasyonun en kısa sürede yeniden sağlanmasıdır. Tedavi yaklaşımı, sistematik bir algoritma dahilinde uygulanmalı ve altta yatan nedenin tespiti ile eş zamanlı yürütülmelidir.

Havayolu Yönetimi

Havayolu açıklığının sağlanması ve korunması, solunum arresti yönetiminin ilk ve en kritik basamağıdır. Baş-çene pozisyonu veya çene itme manevrası ile havayolu açılır. Orofaringeal veya nazofaringeal airway gibi temel havayolu araçları, dilin posterior farinkse düşmesini önlemek amacıyla kullanılır. Aspirasyon ile üst havayolundaki sekresyonlar veya yabancı cisimler temizlenir.

İleri havayolu yönetimi, endotrakeal entübasyon veya supraglottik havayolu yerleştirilmesini kapsar. Endotrakeal entübasyon, havayolunun kesin olarak güvence altına alınmasını sağlayan altın standart yöntemdir. Zor havayolu durumlarında video laringoskopi, fiber optik bronkoskopi ile entübasyon veya cerrahi havayolu teknikleri uygulanabilir. Krikotirotomi, diğer yöntemlerle havayolu sağlanamayan acil durumlarda hayat kurtarıcı cerrahi girişimdir.

Ventilasyon Desteği

Balon-maske ventilasyonu, ilk basamak ventilasyon yöntemi olarak uygulanır. Uygun maske seçimi, yeterli tidal volüm sağlanması ve gastrik distansiyonun önlenmesi bu tekniğin etkinliğini belirleyen temel faktörlerdir. Entübasyon sonrası mekanik ventilasyon desteğine geçilir. Başlangıç ventilator ayarları, hastanın klinik durumuna ve altta yatan patolojiye göre bireyselleştirilir.

Oksijen tedavisi, yüzde yüz konsantrasyonda uygulanarak başlanır ve arteriyel kan gazı değerlerine göre titre edilir. Hedef oksijen satürasyonu, çoğu klinik durumda yüzde doksan dört ile doksan sekiz aralığında tutulması önerilmekle birlikte, solunum arresti akut fazında agresif oksijenasyon önceliklidir. Permisif hiperkapni stratejisi, belirli klinik durumlarda kabul edilebilir olmakla birlikte, ciddi asidoz varlığında ventilasyonun artırılması gerekir.

Farmakolojik Tedavi

Solunum arrestinin etiyolojisine yönelik spesifik farmakolojik tedaviler, klinik tablonun düzeltilmesinde kritik rol oynar. Opioid intoksikasyonuna bağlı solunum arrestinde nalokson uygulaması, spesifik antidot olarak hayat kurtarıcıdır. Benzodiazepin toksisitesinde flumazenil kullanılabilir, ancak konvülsiyon riski nedeniyle dikkatli değerlendirilmelidir. Anafilaksiye bağlı havayolu obstrüksiyonunda intramüsküler adrenalin, birinci basamak tedavidir.

Bronkospazma bağlı solunum arrestinde inhale beta-2 agonistler, antikolinerjikler ve sistemik kortikosteroidler uygulanır. Pulmoner emboli kaynaklı solunum arrestinde trombolitik tedavi düşünülmelidir. Enfeksiyöz etiyolojide uygun antimikrobiyal tedavi, metabolik nedenlerde altta yatan metabolik bozukluğun düzeltilmesi tedavinin temelini oluşturur.

Risk Faktörleri ve Yatkınlık Yaratan Durumlar

Solunum arresti gelişme riskini artıran çok sayıda faktör tanımlanmıştır. Bu risk faktörlerinin bilinmesi, yüksek riskli hastaların erken tespit edilmesi ve önleyici stratejilerin uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır.

  • İleri yaş: Yaşlanma ile birlikte solunum kas kuvvetinde azalma, akciğer kompliansında değişiklikler ve solunum merkezlerinin hipoksi ve hiperkapniye duyarlılığının azalması, solunum arresti riskini artırır
  • Kronik akciğer hastalıkları: Kronik obstruktif akciğer hastalığı, ağır astım, interstisyel akciğer hastalığı ve bronşektazi gibi durumlar solunum rezervini azaltarak arrest riskini yükseltir
  • Nöromüsküler hastalıklar: Myastenia gravis, Guillain-Barre sendromu, müsküler distrofiler ve amyotrofik lateral skleroz, solunum kas güçsüzlüğüne neden olarak arrest riskini belirgin şekilde artırır
  • Obezite: Morbid obezite, restriktif solunum paternine, obstrüktif uyku apneye ve atelektaziye yatkınlığa neden olarak solunum kompromisini kolaylaştırır
  • Sedatif ve opioid kullanımı: Bu ilaçların tek başına veya kombinasyon halinde kullanımı, santral solunum depresyonu riskini önemli ölçüde artırır. Özellikle postoperatif dönemde ve kronik ağrı yönetiminde dikkatli monitorizasyon gerektirir
  • Bilinç bozukluğu: Glasgow Koma Skalası skoru sekizin altında olan hastalarda havayolu koruyucu reflekslerin kaybı ve aspirasyon riski nedeniyle solunum arresti olasılığı yükselir
  • Kardiyovasküler hastalıklar: Konjestif kalp yetmezliği, pulmoner hipertansiyon ve koroner arter hastalığı, solunum sisteminin kompansasyon kapasitesini azaltarak arrest riskine katkıda bulunur
  • Postoperatif dönem: Genel anestezi sonrası rezidüel nöromüsküler blokaj, analjeziklerin solunum depresif etkisi ve atelektazi, postoperatif solunum arrestinin başlıca nedenleridir

Korunma Stratejileri ve Erken Uyarı Sistemleri

Solunum arrestinin önlenmesi, risk faktörlerinin modifikasyonu, erken uyarı sistemlerinin etkin kullanımı ve sağlık personelinin eğitimi gibi çok boyutlu bir yaklaşımı gerektirmektedir. Hastane ortamında uygulanan erken uyarı skorlama sistemleri, klinik bozulmanın erken tespitinde ve zamanında müdahalenin sağlanmasında kritik rol oynamaktadır.

Modifiye erken uyarı skoru, solunum hızı, oksijen satürasyonu, kalp hızı, sistolik kan basıncı, bilinç düzeyi ve vücut sıcaklığı gibi parametrelerin düzenli takibi ile hesaplanır. Belirlenen eşik değerlerin aşılması durumunda hızlı müdahale ekiplerinin aktive edilmesi, hastane içi solunum arresti insidansını belirgin şekilde azaltmıştır. Bu sistemlerin etkinliği, personelin düzenli eğitimi ve protokollere uyum ile doğrudan ilişkilidir.

Yüksek riskli hastaların tanımlanması ve uygun monitorizasyon düzeyinin belirlenmesi, korunma stratejilerinin temelini oluşturur. Pulse oksimetri ile sürekli izlem, kapnografi kullanımı ve solunum hızının düzenli takibi, solunum bozulmasının erken tespitinde hayati değere sahiptir. Yoğun bakım ünitelerinde mekanik ventilasyondan ayırma sürecinde, spontan solunum denemelerinin sistematik protokollerle yürütülmesi ve başarısızlık kriterlerinin yakından izlenmesi önerilmektedir.

Hasta güvenliği kültürünün geliştirilmesi, ilaç yönetimi protokollerinin güçlendirilmesi ve multidisipliner ekip yaklaşımının benimsenmesi, solunum arresti önlenmesinde kurumsal düzeyde alınması gereken temel önlemlerdir. Opioid reçeteleme algoritmalarının standartize edilmesi, sedatif ilaçların dikkatli titre edilmesi ve ilaç etkileşimlerinin prospektif olarak değerlendirilmesi farmakolojik risk azaltımında önemli adımlardır.

Komplikasyonlar ve Prognoz

Solunum arresti sonrasında gelişen komplikasyonlar, arrest süresine, altta yatan etiyolojiye ve müdahale hızına bağlı olarak geniş bir yelpazede yer alır. Hipoksik iskemik ensefalopati, solunum arrestinin en ciddi ve en sık karşılaşılan nörolojik komplikasyonudur. Serebral nöronların hipoksiye olan yüksek duyarlılığı nedeniyle, dört ila altı dakikayı aşan arrest sürelerinde geri dönüşümsüz beyin hasarı riski belirgin şekilde artar.

Aspirasyon pnömonisi, özellikle havayolu koruyucu reflekslerin kaybedildiği durumlarda sık görülen bir komplikasyondur. Barotravma ve voluatravma, balon-maske ventilasyonu veya mekanik ventilasyon sırasında aşırı basınç veya volüm uygulanmasına bağlı olarak gelişebilir. Pnömotoraks, pnömomediastinum ve subkutan amfizem, barotravmanın klinik yansımaları arasında yer alır.

Uzamış hipoksi sonrasında akut böbrek hasarı, hepatik iskemi, myokardiyal hasar ve dissemine intravasküler koagülasyon gibi çoklu organ yetmezliği bulguları gelişebilir. Post-arrest miyoklonus ve nöbetler, hipoksik beyin hasarının nörolojik sekelleri arasındadır. Uzun süreli yoğun bakım takibi gerektiren hastalarda kritik hastalık polinöropatisi ve miyopatisi, rehabilitasyon sürecini uzatan önemli komplikasyonlardır.

Prognoz açısından değerlendirildiğinde, erken müdahale edilen ve reversibl etiyolojiye sahip vakalarda sağkalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Solunum arrestinin kardiyak arreste ilerlemeden tedavi edildiği durumlarda nörolojik sonuçlar genellikle daha olumludur. Arrest süresi, hastanın yaşı, komorbiditeler ve arrest nedeninin tedavi edilebilirliği, prognostik değerlendirmede temel belirleyicilerdir.

Rehabilitasyon ve Uzun Dönem Takip

Solunum arresti sonrasında sağkalım sağlanan hastalar, multidisipliner bir rehabilitasyon programına dahil edilmelidir. Pulmoner rehabilitasyon, solunum fonksiyonlarının iyileştirilmesi, solunum kas kuvvetinin artırılması ve egzersiz toleransının geliştirilmesi amacıyla uygulanır. Nörolojik rehabilitasyon, hipoksik beyin hasarına bağlı motor, kognitif ve davranışsal defisitlerin yönetiminde kritik rol oynar.

Mekanik ventilasyondan ayırma süreci, trakeostomi bakımı, yutma rehabilitasyonu ve beslenme desteği, yoğun bakım sürecinden taburculuğa geçişte ele alınması gereken önemli konulardır. Psikolojik destek, hem hasta hem de hasta yakınları için rehabilitasyon sürecinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Post-yoğun bakım sendromu, fiziksel, kognitif ve psikolojik bileşenleri ile uzun dönemde yaşam kalitesini etkileyen önemli bir klinik antitedir.

Uzun dönem takipte, altta yatan etiyolojinin kontrolü, risk faktörlerinin modifikasyonu ve tekrarlayan arrest riskinin azaltılması hedeflenir. Kronik solunum yetmezliği gelişen hastalarda evde mekanik ventilasyon desteği, oksijen tedavisi ve düzenli solunum fonksiyon testleri ile izlem planlanır. Hasta ve hasta yakınlarının eğitimi, acil durum eylem planlarının oluşturulması ve düzenli kontroller, uzun dönem yönetimin temel unsurlarıdır.

Koru Hastanesi Acil Servis Yaklaşımı

Solunum arresti, dakikalar içinde geri dönüşümsüz organ hasarına ve yaşam kaybına yol açabilen, acil tıbbın en kritik klinik senaryolarından biridir. Erken tanı, hızlı ve sistematik müdahale ile altta yatan nedenin eş zamanlı tedavisi, hastanın sağkalımını ve nörolojik prognozunu doğrudan belirleyen temel faktörlerdir. Risk faktörlerinin bilinmesi, erken uyarı sistemlerinin etkin kullanımı ve sağlık profesyonellerinin sürekli eğitimi, solunum arresti insidansının azaltılmasında ve klinik sonuçların iyileştirilmesinde vazgeçilmez öneme sahiptir.

Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, solunum arresti ve diğer tüm acil klinik tablolarda en güncel kanıta dayalı tıbbi protokolleri uygulayarak, hastaların hızlı değerlendirilmesi, etkin tedavisi ve güvenli takibi için yedi gün yirmi dört saat kesintisiz hizmet vermektedir.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu