Ağız ve Diş Sağlığı

Oral Papillom (HPV) Üzerine Uzman Görüşü

Oral papillom, HPV virüsünün neden olduğu ağız mukozasında iyi huylu bir büyümedir. Koru Hastanesi olarak cerrahi eksizyon, lazer veya kriyoterapi ile oral papillom tedavisi sunuyoruz.

Oral papillom, insan papilloma virüsü (HPV) tarafından oluşturulan ve ağız boşluğunda benign (iyi huylu) mukozal lezyonlar şeklinde ortaya çıkan yaygın bir klinik tablodur. Dünya genelinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar, oral HPV enfeksiyonunun genel popülasyondaki prevalansının yaklaşık %3,5 ile %7 arasında değiştiğini ortaya koymaktadır. Özellikle HPV tip 6 ve HPV tip 11, oral papillomların en sık karşılaşılan etiyolojik ajanları olarak tanımlanmıştır. Oral mukozanın HPV ile enfeksiyonu, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her yaş grubunda görülebilmekle birlikte, 30-50 yaş aralığında insidansın belirgin şekilde arttığı bildirilmektedir. Ağız ve diş sağlığı pratiğinde oral papillom, en sık karşılaşılan benign epitelyal neoplaziler arasında yer almakta olup, tüm oral benign tümörlerin yaklaşık %8 ile %12'sini oluşturmaktadır. Lezyonların çoğunluğu asemptomatik seyreder; ancak lokalizasyonuna ve boyutuna bağlı olarak çiğneme, yutkunma ve konuşma fonksiyonlarında mekanik zorluk yaratabilir. HPV'nin oral mukozaya bulaşı; direkt temas, orogenital temas, vertikal transmisyon (anneden bebeğe doğum sırasında) ve otoinseminasyon (kişinin kendi cilt lezyonlarından ağız mukozasına taşıması) yoluyla gerçekleşebilir.

Oral Papillom (HPV) Nedir?

Oral papillom, HPV'nin oral epitel hücrelerini enfekte etmesiyle gelişen, yüzeyden kabarık, saplı veya sesil tabanlı, genellikle parmaksı (dijitiform) ya da karnabahar benzeri görünümde bir mukozal proliferasyondur. Patofizyolojik süreçte HPV, bazal epitel hücrelerine penetre olarak hücrenin DNA sentez mekanizmasını ele geçirir ve viral onkoproteinler aracılığıyla kontrolsüz hücre bölünmesini tetikler. E6 ve E7 viral proteinleri, konak hücrenin p53 ve pRb tümör baskılayıcı proteinlerinin fonksiyonlarını inhibe ederek hücre döngüsü üzerindeki normal kontrol mekanizmalarını devre dışı bırakır.

Düşük riskli HPV tipleri olan HPV-6 ve HPV-11, oral papillomlarda en sık izole edilen serotiplerdir. Bu tipler, genellikle malign transformasyon riski taşımayan benign lezyonlar oluşturur. Bununla birlikte, HPV-16 ve HPV-18 gibi yüksek riskli tipler, orofarengeal skuamöz hücreli karsinom ile güçlü bir ilişki göstermektedir. Oral papillomun histopatolojik incelemesinde, parmaksı uzantılar şeklinde düzenlenmiş hiperplastik skuamöz epitel ve fibrovasküler stromal bir çekirdek izlenir. Koilositoz (hücre çekirdeğinin etrafında berrak bir hale), HPV enfeksiyonunun histopatolojik imzasıdır. Lezyon çapı genellikle 0,5 cm ile 3 cm arasında değişir; ancak nadir olgularda daha büyük boyutlara ulaşabilir. Renk olarak çevre mukoza ile aynı pembe tonunda olabileceği gibi, keratinizasyon derecesine bağlı olarak beyaz renkte de görülebilir.

Oral Papillomun Nedenleri ve Risk Faktörleri

Oral papillomun temel etyolojik ajanı HPV olmakla birlikte, enfeksiyonun gelişimini ve klinik seyri etkileyen çok sayıda predispozan faktör tanımlanmıştır. Bu faktörlerin anlaşılması, hem koruyucu stratejilerin geliştirilmesi hem de klinik yönetim planının oluşturulması açısından kritik öneme sahiptir.

  • Direkt mukozal temas: Enfekte bireyle oral-oral veya orogenital temas, HPV transmisyonunun en yaygın yoludur. Öpüşme, ortak yemek kapları kullanımı ve oral seks bu kapsamda değerlendirilen bulaş yollarıdır.
  • İmmünosüpresyon: HIV/AIDS, organ transplantasyonu sonrası immünosüpresif tedavi, kemoterapi ve uzun süreli kortikosteroid kullanımı, HPV enfeksiyonu riskini ve rekürrens oranını belirgin şekilde artırır. İmmün yetmezlikli hastalarda oral papillomlar daha yaygın ve multifokal olma eğilimindedir.
  • Tütün ve alkol kullanımı: Kronik sigara içiciliği ve aşırı alkol tüketimi, oral mukoza bariyerini zayıflatarak HPV penetrasyonunu kolaylaştırır. Tütün dumanındaki karsinojenler, lokal immün yanıtı baskılar ve viral klirens sürecini geciktirir.
  • Kronik mukozal travma: Uyumsuz protezler, keskin diş kenarları, ortodontik apareyler ve alışkanlıkla ısırılan dudak/yanak mukozası, epitel bütünlüğünü bozarak HPV'nin bazal hücrelere ulaşmasına zemin hazırlar.
  • Yaş ve hormonal değişimler: Puberte, gebelik ve menopoz dönemlerindeki hormonal dalgalanmalar, mukozal immün yanıtı modüle ederek HPV enfeksiyonuna yatkınlığı artırabilir.
  • Beslenme yetersizlikleri: A vitamini, C vitamini, folik asit ve çinko eksikliği, mukozal bariyer fonksiyonunun zayıflamasına ve immün yanıtın baskılanmasına katkıda bulunur.
  • Genetik yatkınlık: HLA (Human Leukocyte Antigen) genotipindeki bireysel farklılıklar, HPV'ye karşı immün yanıtın etkinliğini belirlemede rol oynar.

Oral Papillomun Belirti ve Bulguları

Oral papillomlar çoğunlukla asemptomatik seyreder ve rutin diş muayenesi sırasında tesadüfen saptanır. Ancak lezyonun lokalizasyonu, boyutu ve sayısına bağlı olarak çeşitli semptom ve bulgular ortaya çıkabilir.

Klinik Görünüm Özellikleri

Lezyonlar tipik olarak saplı (pediküllü), iyi sınırlı, yüzeyden kabarık ve parmaksı projeksiyon gösteren yumuşak kıvamlı kitleler şeklindedir. Yüzey dokusu karnabahar benzeri (verrüköz) veya papillomatöz olarak tanımlanır. Keratinizasyon derecesine göre lezyon rengi değişkenlik gösterir: keratinize lezyonlar beyaz, keratinize olmayan lezyonlar pembe-kırmızı tonundadır. Çap genellikle 0,5-2 cm arasında seyreder; ancak nadir olgularda 4 cm'e kadar büyüyebilir.

Lokalizasyon ve İlişkili Semptomlar

  • Dil: Oral papillomların en sık yerleşim yeri dilin lateral kenarı ve ventral yüzeyidir. Dil papillomları konuşma sırasında rahatsızlık, yabancı cisim hissi ve dilde kalınlaşma algısına yol açabilir.
  • Sert ve yumuşak damak: Damak yerleşimli papillomlar yutkunma güçlüğüne, yemek yerken mekanik irritasyona ve nadir durumlarda nazal regürjitasyona sebep olabilir.
  • Dudak mukozası: Dudak iç yüzeyindeki lezyonlar estetik kaygıya yol açar ve travmaya bağlı kanama riski taşır.
  • Bukkal mukoza: Yanak iç yüzeyindeki papillomlar, çiğneme sırasında tekrarlayan ısırma travmasına maruz kalabilir.
  • Gingiva (diş eti): Diş eti yerleşimli lezyonlar, diş fırçalama sırasında kanama ve periodontal hijyen güçlüğüne neden olabilir.
  • Uvula ve tonsil bölgesi: Orofarengeal yerleşimli papillomlar, boğazda takılma hissi, kronik öksürük ve ses kısıklığı ile kendini gösterebilir.

Multipl papillomlar genellikle immünosüprese bireylerde görülür ve papillomatozis olarak adlandırılır. Bu durum, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan ciddi morbiditeye yol açabilir.

Tanı Yöntemleri ve Değerlendirme

Oral papillom tanısı, klinik muayene bulguları ve histopatolojik incelemenin birlikte değerlendirilmesiyle konulur. İleri laboratuvar teknikleri, viral tipendirme ve malignite riski değerlendirmesi için gereklidir.

Klinik Muayene

İnspeksiyon ve palpasyon, tanı sürecinin ilk ve en önemli adımıdır. Deneyimli bir klinisyen, lezyonun morfolojik özelliklerini (saplı/sesil, papillomatöz/verrüköz yüzey, renk, kıvam) değerlendirerek ön tanıyı oluşturur. Toluidin mavisi boyaması, displastik alanların ön değerlendirmesinde kullanılabilir; ancak oral papillom gibi benign lezyonlarda genellikle negatif sonuç verir.

Histopatolojik İnceleme

Eksizyonel veya insizyonel biyopsi ile elde edilen doku örneğinin histopatolojik incelemesi, kesin tanı için altın standarttır. Tipik bulgular arasında parmaksı epitelyal proliferasyon, fibrovasküler stromal çekirdek, akantoz (epitel kalınlaşması), hiperkeratoz ve koilositoz yer alır. Koilosit; büyümüş, düzensiz şekilli, perinükleer hale gösteren epitel hücresi olup HPV enfeksiyonunun patognomonik işaretidir. Bazal membran intakt olmalıdır; bazal membran invazyonu varlığında malignite düşünülmelidir.

Moleküler Tanı Testleri

  • PCR (Polimeraz Zincir Reaksiyonu): HPV DNA'sının tespiti ve tipendirmesi için en duyarlı yöntemdir. Duyarlılık oranı %95-99 arasında değişir. HPV genotipinin belirlenmesi, risk stratifikasyonu açısından kritik bilgi sağlar.
  • In situ hibridizasyon (ISH): Doku kesitlerinde HPV DNA'sının lokalizasyonunu gösteren yöntemdir. PCR'a kıyasla daha düşük duyarlılığa (%70-85) sahip olmakla birlikte, morfolojik korelasyon avantajı sunar.
  • İmmünohistokimya: p16 immünoreaktivitesi, yüksek riskli HPV enfeksiyonunun surrogate belirteci olarak değerlendirilir. p16 pozitifliği, HPV-16 veya HPV-18 ile ilişkili olup malign transformasyon riskini işaret edebilir.
  • Sitolojik inceleme: Fırça biyopsisi (brush biopsy) ile elde edilen hücrelerin sitolojik analizi, tarama amaçlı kullanılabilir. Papanicolaou boyama ile koilositoz ve diğer HPV ilişkili sitolojik değişiklikler değerlendirilebilir.

Ayırıcı Tanı

Oral papillom, klinik görünüm açısından birçok oral lezyonla benzerlik gösterebilir. Doğru tanı ve uygun tedavi planlaması için ayırıcı tanıda şu patolojiler mutlaka değerlendirilmelidir:

  • Verruka vulgaris (Adi siğil): HPV tip 2 ve tip 4 ile ilişkili olup oral papilloma klinik olarak çok benzer görünüm sergiler. Verruka vulgariste yüzey daha belirgin keratinize ve pürüzlüdür. Histopatolojik olarak daha belirgin granüler tabaka hiperplazisi ve koilositoz gösterir.
  • Kondiloma akküminatum: HPV tip 6 ve tip 11 ile ilişkili olup papilloma benzer etiyolojiye sahiptir; ancak genellikle daha geniş tabanlı, multipl ve küme oluşturan lezyonlar şeklinde prezente olur. Cinsel yolla bulaş öyküsü belirgindir.
  • Verrüköz karsinom: Yavaş büyüyen, iyi diferansiye skuamöz hücreli karsinom varyantıdır. Klinik olarak papilloma benzeyebilir; ancak daha geniş tabanlı, endofitik büyüme gösteren ve çevre dokulara infiltrasyon yapan bir lezyondur. Biyopsi ile ayırıcı tanı zorunludur.
  • Verrüsiform ksantom: Oral mukozada papillomatöz yüzeyli sarımsı-beyaz plak şeklinde görülür. Histopatolojide köpüksü makrofajlarla dolu bağ dokusu papillaları karakteristiktir.
  • Fokal epitelyal hiperplazi (Heck hastalığı): HPV tip 13 ve tip 32 ile ilişkili olup multipl, yassı, sesil nodüller şeklinde ortaya çıkar. Çocuklarda ve genç erişkinlerde daha sık görülür.
  • Fibroepitelyal polip (irritasyon fibromu): Kronik travmaya bağlı reaktif bir lezyondur. Yüzeyi düz, saplı veya sesil, sert kıvamlı bir kitle olarak papillomdan ayrılır. Histopatolojide yoğun fibröz stroma ve ince epitel örtüsü izlenir.
  • Granüler hücreli tümör: Dilde en sık görülen benign tümörlerdendir. Sert, sesil, düz yüzeyli kitle olarak papillomdan farklıdır; ancak küçük boyutlarda karışabilir.

Tedavi Yaklaşımları

Oral papillomun tedavisinde cerrahi eksizyon birincil ve en etkili yöntemdir. Tedavi planlaması, lezyonun boyutu, lokalizasyonu, sayısı, hastanın immün durumu ve HPV genotipine göre bireyselleştirilmelidir.

Cerrahi Eksizyon

Konvansiyonel cerrahi eksizyon, oral papillomun standart tedavisidir. Lezyon, çevre sağlam dokudan 1-2 mm güvenlik sınırı bırakılarak tamamen çıkarılır. Eksizyon materyali histopatolojik incelemeye gönderilmelidir. Rekürrens oranı cerrahi eksizyon sonrası %1-5 arasında bildirilmiştir. Eksizyon sırasında viral partikül kontaminasyonunu önlemek için uygun cerrahi teknik ve enstrüman sterilizasyonu esastır.

Lazer Cerrahisi

CO2 lazer ve Er:YAG lazer, oral papillom tedavisinde giderek artan sıklıkta kullanılmaktadır. Lazer cerrahisinin avantajları arasında minimal kanama, hassas doku ablasyonu, azalmış postoperatif ağrı ve daha hızlı yara iyileşmesi sayılabilir. CO2 lazer 10.600 nm dalga boyunda çalışır ve yumuşak doku lezyonlarının vaporizasyonunda oldukça etkilidir. Dezavantajı, doku örneğinin histopatolojik inceleme için uygun olmamasıdır; bu nedenle şüpheli lezyonlarda önce biyopsi alınmalıdır.

Kriyoterapi

Sıvı nitrojen (-196°C) ile uygulanan kriyoterapi, küçük ve yüzeyel oral papillomlarda alternatif bir tedavi seçeneğidir. Hücre içi ve hücre dışı buz kristallerinin oluşumu ile doku nekrozu sağlanır. Genellikle 2-3 seans tedavi gereklidir; seanslar arası 2-3 hafta beklenir. Kriyoterapi, çocuk hastalarda ve kooperasyon güçlüğü olan bireylerde lokal anestezi gerektirmemesi nedeniyle tercih edilebilir.

Farmakolojik Tedavi Seçenekleri

  • Topikal imiquimod (%5 krem): Toll-like reseptör 7 agonisti olarak interferon alfa, TNF-alfa ve interlökin-12 üretimini uyararak antiviral ve antitümöral immün yanıtı güçlendirir. Haftada 3 kez, 4-16 hafta süreyle uygulanır. Oral mukozada kullanımı off-label olup dikkatli izlem gerektirir.
  • İnterferon alfa enjeksiyonu: İntralezyonel interferon alfa-2b (1-3 milyon IU/lezyon), rekürren ve çoklu papillomlarda adjuvan tedavi olarak uygulanabilir. Haftada 3 kez, toplam 4-8 hafta süreyle verilir.
  • Sidofovir (topikal %1-3 jel): Antiviral nükleotid analoğu olup HPV DNA replikasyonunu inhibe eder. Rekürren respiratuar papillomatoziste etkinliği gösterilmiştir; oral papillomlarda kullanımı sınırlı sayıda olgu raporuyla desteklenmektedir.
  • Podofilin (%25 solüsyon): Antimitotik ajan olup hücre bölünmesini durdurur. Oral mukozada irritan etkisi nedeniyle sınırlı kullanılır ve genellikle genital papillomlarda tercih edilir.

Komplikasyonlar ve Olası Riskler

Oral papillom genellikle benign seyreden bir lezyon olmakla birlikte, bazı klinik durumlarda ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Komplikasyonların erken tanınması ve yönetimi, hasta morbidite ve mortalitesini azaltmada kritik öneme sahiptir.

  • Malign transformasyon: Düşük riskli HPV tipleri (6, 11) ile ilişkili oral papillomlarda malign dönüşüm riski son derece düşüktür (%1 altında). Ancak yüksek riskli HPV tipleri (16, 18, 31, 33) ile koenfeksiyon varlığında, özellikle kronik tütün ve alkol kullanıcılarında, skuamöz hücreli karsinoma dönüşüm riski belirgin şekilde artar. HPV-16 pozitif oral lezyonlarda malign transformasyon riski %5-10 arasında bildirilmiştir.
  • Rekürrens: Cerrahi eksizyon sonrası rekürrens oranı %1-5 arasında olmakla birlikte, immünosüprese hastalarda bu oran %50'ye kadar çıkabilir. Rekürren lezyonlar, viral persitans veya reenfeksiyon sonucunda gelişebilir.
  • Multifokal yayılım: Özellikle HIV pozitif bireylerde ve konjenital immün yetmezlik hastalarında, soliter papillomun multifokal papillomatozise ilerlemesi görülebilir. Bu durum, geniş alan cerrahi müdahalesini zorunlu kılabilir.
  • Hava yolu obstrüksiyonu: Orofarengeal ve laringeal yerleşimli papillomlar, özellikle pediatrik hastalarda, solunum yolu obstrüksiyonuna neden olabilir. Rekürren respiratuar papillomatozis (RRP), HPV-6 ve HPV-11 ile ilişkili ciddi bir klinik tablodur.
  • Sekonder enfeksiyon: Travmatize olan papillomlar bakteriyel süperenfeksiyona açık hale gelir. Ağrı, şişlik, ateş ve bölgesel lenfadenopati gelişebilir.
  • Fonksiyonel bozukluk: Büyük boyutlu veya stratejik lokalizasyonlu papillomlar; çiğneme, yutkunma, konuşma (artikülasyon bozukluğu) ve protez uyumunda sorunlara yol açabilir.
  • Psikolojik etkilenme: Görünür oral lezyonlar, özellikle genç hastalarda anksiyete, sosyal izolasyon ve cinsel yaşam ile ilgili kaygılara neden olabilir.

Korunma Yolları ve Önleyici Stratejiler

Oral HPV enfeksiyonu ve buna bağlı oral papillom gelişiminden korunmada birincil ve ikincil koruma stratejileri birlikte uygulanmalıdır. Toplum sağlığı perspektifinden HPV aşılama programları, bireysel düzeyde ise risk faktörlerinin modifikasyonu ve düzenli tarama uygulamaları ön plana çıkmaktadır.

HPV Aşılama

Günümüzde kullanılan nonavalent (9-değerli) HPV aşısı (Gardasil 9), HPV tip 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52 ve 58'e karşı koruma sağlar. Aşı, 9-26 yaş arasında her iki cinsiyete önerilmekte olup, ideal aşılama yaşı 11-12'dir (cinsel aktivite başlamadan önce). Üç doz şemasıyla (0, 2 ve 6. aylar) uygulanan aşının, HPV ilişkili oral enfeksiyonlarda %88'e varan koruyuculuk sağladığı klinik çalışmalarla gösterilmiştir. 27-45 yaş arası bireylerde ise shared clinical decision-making (paylaşımlı klinik karar verme) çerçevesinde aşılama değerlendirilebilir.

Bireysel Korunma Önlemleri

  • Bariyer yöntemler: Oral seks sırasında dental dam veya kondom kullanımı, HPV oral transmisyon riskini azaltır; ancak tam koruma sağlamaz.
  • Tütün ve alkol kısıtlaması: Sigara ve alkol kullanımının bırakılması, oral mukoza bariyer fonksiyonunu güçlendirir ve lokal immün yanıtı iyileştirir.
  • Oral hijyen: Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve antiseptik gargaralar, oral mukozanın genel sağlığını koruyarak enfeksiyona direnci artırır.
  • Protetik bakım: Uyumsuz protezlerin düzeltilmesi ve keskin diş kenarlarının düzleştirilmesi, kronik mukozal travmayı önleyerek HPV penetrasyon riskini azaltır.
  • Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi: Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetimi, immün sistem fonksiyonlarını optimal düzeyde tutar.
  • Düzenli ağız muayenesi: Yılda en az iki kez yapılacak kapsamlı ağız muayenesi, oral papillom ve diğer mukozal lezyonların erken tespitini sağlar.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

Oral papillom genellikle benign seyirli bir lezyon olmasına karşın, belirli klinik durumların varlığında gecikmeksizin uzman hekime başvuru zorunludur. Erken müdahale, hem tedavi başarısını artırır hem de olası komplikasyonların önüne geçer.

  • Lezyonun hızlı büyümesi: Birkaç hafta içinde belirgin boyut artışı gösteren oral lezyonlar, malignite açısından acil değerlendirme gerektirir.
  • Renk ve doku değişiklikleri: Mevcut lezyonun renginde koyulaşma, yüzeyinde ülserasyon gelişmesi veya sertleşme, displazi veya karsinom uyarı işaretleridir.
  • Ağrı ve hassasiyet: Oral papillomlar genellikle ağrısızdır; yeni gelişen ağrı, enfeksiyon veya malign dönüşüm göstergesi olabilir.
  • Kanama: Spontan veya minimal travma ile ortaya çıkan kanama, lezyon karakterindeki değişikliği işaret eder.
  • Çiğneme ve yutma güçlüğü: Lezyonun fonksiyonel kısıtlamaya yol açması, tedavi endikasyonunu güçlendirir.
  • Ses değişiklikleri: Boğaz veya orofarenks yerleşimli lezyonlarda ses kısıklığı veya ses kalitesinde değişiklik, larinks tutulumunun işareti olabilir.
  • Servikal lenfadenopati: Boyun bölgesinde ele gelen lenf nodu büyümesi, özellikle sert, fikse ve ağrısız ise malignite düşündürür.
  • Rekürrens: Tedavi edilen lezyonun aynı veya farklı lokalizasyonda tekrarlaması, ileri tetkik ve agresif tedavi planlamasını gerektirir.
  • Multipl lezyon gelişimi: Tek bir papillomun zamanla çoklu lezyonlara dönüşmesi, altta yatan immün yetmezliğin araştırılmasını gerektirir.

Özellikle 40 yaş üstü bireylerde, tütün ve alkol kullanım öyküsü olan hastalarda ve immünosüprese bireylerde oral lezyonların değerlendirilmesinde daha dikkatli olunmalı ve biyopsi eşiği düşük tutulmalıdır.

Uzman Değerlendirmesi ve Klinik Yaklaşım

Oral papillom, ağız ve diş sağlığı pratiğinde sıkça karşılaşılan benign bir lezyon olmasına karşın, klinik yönetimi multidisipliner bir perspektif gerektirir. Tanı sürecinde ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanının yanı sıra patoloji, enfeksiyon hastalıkları ve gerekli durumlarda onkoloji uzmanlarının görüşü alınmalıdır. HPV genotiplendirmesi yapılarak, lezyonun düşük riskli veya yüksek riskli HPV tipi ile ilişkili olup olmadığı belirlenmelidir. Yüksek riskli HPV pozitifliği saptanan olgularda, uzun dönem takip protokolü oluşturulmalı ve düzenli aralıklarla oral muayene ile sitolojik tarama yapılmalıdır.

Tedavi sonrası takip programı, ilk yıl 3 ayda bir, ikinci yıldan itibaren 6 ayda bir yapılacak kontrol muayenelerini kapsamalıdır. İmmünosüprese hastalarda takip sıklığı artırılmalı ve viral yük monitorizasyonu düşünülmelidir. Hastaların HPV'nin bulaş yolları, korunma stratejileri ve oral hijyenin önemi konusunda ayrıntılı bilgilendirilmesi, tedavi uyumunu ve klinik sonuçları olumlu yönde etkiler. Aile bireylerinin ve cinsel partnerlerin de HPV aşılama durumunun sorgulanması ve gerekli görülenlere aşılama önerilmesi, toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, oral papillom ve HPV ile ilişkili tüm oral lezyonların tanı, tedavi ve takip süreçlerinde en güncel klinik protokolleri uygulamaktadır. İleri teknoloji donanımlı kliniğimizde lazer cerrahisi, kriyoterapi ve moleküler tanı testleri dahil kapsamlı hizmet sunulmakta; her hasta için bireyselleştirilmiş tedavi planı oluşturulmaktadır. Oral mukozanızda herhangi bir lezyon fark ettiğinizde, erken tanı ve tedavi için en kısa sürede bölümümüze başvurmanızı önemle tavsiye ederiz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu