Genel Cerrahi

Memede Kitle

Memede kitle her zaman kanser anlamına gelmez ancak uzman değerlendirmesi gereklidir. Koru Hastanesi olarak kitle nedenlerini, muayene bulgularını ve doktora başvurulması gereken durumları sunuyoruz.

Memede kitle, meme dokusunu oluşturan lobül (süt üreten bezler), duktus (sütü meme başına taşıyan kanallar) veya stroma (destekleyici yağ ve bağ dokusu) hücrelerinin kontrolsüz veya anormal şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan, fiziksel muayene veya görüntüleme yöntemleriyle tespit edilebilen lokalize şişliklerdir. Kadınlarda memede saptanan kitlelerin yaklaşık %80 ila %85'i benign (iyi huylu) özellik gösterirken, geri kalan kısmı malign (kötü huylu) tümörlerden oluşmaktadır. Meme dokusu, menstrüel siklus (adet döngüsü) boyunca östrojen ve progesteron hormonlarının dalgalanmalarına doğrudan yanıt verir; bu durum fizyolojik kitle benzeri yoğunlukların oluşmasına zemin hazırlayabilir. Kitlenin ayırıcı tanısında hastanın yaşı, kitlenin sertliği, hareketliliği, sınırlarının düzenli olup olmaması ve eşlik eden lenfadenopati (lenf bezi büyümesi) varlığı kritik rol oynar. 40 yaş altındaki kadınlarda kitlelerin büyük çoğunluğunu fibroadenomlar ve kistler oluştururken, menopoz sonrası dönemde tespit edilen yeni kitlelerde malignite (kanser) olasılığı belirgin şekilde artış gösterir.

İyi Huylu (Benign) Meme Kitleleri ve Yapısal Özellikleri

İyi huylu meme kitleleri, çevre dokulara invazyon (yayılım) göstermeyen, metastaz (uzak organlara sıçrama) yapma yeteneği bulunmayan ve genellikle sınırları net olarak çizilebilen lezyonlardır. Bu kitlelerin klinik seyri ve tedavi gereksinimleri, histopatolojik (doku yapısı) özelliklerine göre değişkenlik gösterir.

Fibroadenomlar

Fibroadenomlar, özellikle 15 ila 35 yaş arasındaki genç kadınlarda en sık rastlanan benign meme tümörleridir. Bu kitleler glandular (bezsel) ve stromal (bağ dokusu) elemanların birlikte çoğalmasıyla karakterize olup, genellikle 1 ila 3 santimetre çapında, ağrısız, mobil (hareketli), düzgün sınırlı ve lastik kıvamındadır. Fibroadenomların büyümesi östrojen hormonuna duyarlıdır; bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde boyutları artabilirken, menopoz sonrasında regresyon (küçülme ve gerileme) gösterebilirler. Histolojik olarak basit ve kompleks olmak üzere ikiye ayrılırlar; kompleks fibroadenomlar kistler, sklerozan adenozis ve epitelyal kalsifikasyonlar (kireçlenmeler) içerebilir ve bu durum ilerleyen yaşlarda hafif bir meme kanseri risk artışı ile ilişkilendirilebilir. Çapı 5 santimetrenin üzerinde olan lezyonlar dev fibroadenom olarak adlandırılır ve cerrahi eksizyon (çıkarma) gerektirebilir.

Meme Kistleri

Meme kistleri, meme kanallarının genişlemesi ve içlerinin sıvı ile dolması sonucu oluşan, premenopozal (menopoz öncesi) dönemdeki 35-50 yaş arası kadınlarda sık görülen yapılardır. Kistler, ultrasonografik görünümlerine göre basit, komplike ve karmaşık (kompleks) olarak sınıflandırılır. Basit kistler tamamen sıvı dolu, ince duvarlı, iç yankısı olmayan (anejenik) ve arkasında akustik gölgelenme yerine ses iletiminde artış gösteren benign yapılardır ve aspirasyon (sıvı boşaltma) dışında tedavi gerektirmezler. Komplike kistler ise içinde hücresel döküntüler veya ince septalar (bölmeler) barındıran, hafif bulanık içerikli yapılardır. Kompleks kistler ise kalın duvarlı, solid (katı) komponent barındıran ve intrakistik (kist içi) kitle içeren yapılardır ki bu lezyonların %5 ila %30 oranında malignite riski taşıması nedeniyle kalın iğne biyopsisi ile değerlendirilmesi zorunludur.

Fibrokistik Değişiklikler

Fibrokistik meme yapısı, bir hastalıktan ziyade meme dokusunun hormonal dalgalanmalara verdiği fizyolojik bir yanıttır ve 30-50 yaş arasındaki kadınların yaklaşık %50'sinde gözlenir. Bu süreçte lobüllerde mikrokistik veya makrokistik genişlemeler, stromal fibrozis (bağ dokusu artışı) ve duktal epitel hiperplazisi (hücre sayısında artış) bir arada bulunur. Hastalar genellikle menstrüasyon (adet kanaması) öncesi dönemde belirginleşen, bilateral (çift taraflı) meme ağrısı (mastodini) ve memede genel bir dolgunluk, hassasiyet ve düzensiz kitle hissi ile başvururlar. Fibrokistik değişikliklerin kansere dönüşme riski, atipi (hücresel düzensizlik) barındırmayan formlarında sıfıra yakınken, atipik duktal hiperplazi eşlik eden olgularda meme kanseri riski 4 ila 5 kat artış gösterebilir.

İntraduktal Papillomlar

İntraduktal papillomlar, meme başı arkasındaki büyük süt kanallarının (laktiferöz duktuslar) içinde gelişen, parmaksı çıkıntılara sahip benign epitelyal tümörlerdir. Genellikle 30 ila 50 yaş arasında görülen bu lezyonların en karakteristik klinik belirtisi, tek bir kanaldan gelen, kendiliğinden oluşan, seröz (berrak-sarı) veya kanlı meme başı akıntısıdır. Tek lezyon şeklinde ortaya çıkan soliter papillomlarda malignite riski oldukça düşükken, memenin periferik (dış) bölgelerinde çok sayıda yerleşim gösteren multipl (çoklu) papillomatozis olgularında kanser gelişme riski daha yüksektir. Tanı aşamasında duktografi (kanal filmi), ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme kullanılır; kesin tanı ve tedavi için etkilenen kanalın cerrahi olarak çıkarılması (mikrodüktetomi) uygulanır.

Yağ Nekrozu

Yağ nekrozu, genellikle memeye alınan doğrudan bir travma, cerrahi girişim, radyoterapi (ışın tedavisi) veya biyopsi sonrasında hasar gören yağ hücrelerinin ölmesi ve bu alanda inflamatuar (iltihabi) bir reaksiyonun gelişmesiyle oluşur. Fizik muayenede sert, düzensiz sınırlı ve bazen ciltte çekintiye yol açan bir kitle şeklinde palpe edilmesi (elle hissedilmesi) nedeniyle klinik olarak meme kanserini taklit edebilir. Mamografide kalsifiye halkalar veya yağ kistleri şeklinde görülebilen bu lezyonlar, ultrasonografide de şüpheli kitle görünümü verebilir. Kesin ayırıcı tanı için histopatolojik inceleme gerekebilir; yağ nekrozu tespit edilen olgularda ek bir cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulmaz, kitle zamanla kendiliğinden rezorbe (organize olarak yok) olabilir.

Kötü Huylu (Malign) Meme Kitleleri ve Patolojik Sınıflandırma

Malign meme kitleleri, meme dokusunu oluşturan epitel hücrelerinin genetik mutasyonlar sonucu kontrolsüz bölünmesi, çevre dokuları istila etmesi ve lenfatik veya hematojen (kan yoluyla) sistemle uzak organlara yayılması ile karakterize neoplazilerdir (tümörler). Meme kanserlerinin sınıflandırılması, tedavinin planlanması ve prognozun (hastalık seyri) belirlenmesinde en önemli belirleyicidir.

İnvaziv Duktal Karsinom (IDC)

İnvaziv duktal karsinom, tüm meme kanseri olgularının yaklaşık %70 ila %80'ini oluşturan en yaygın patolojik tiptir. Süt kanallarını döşeyen epitel hücrelerinden köken alan bu tümör, kanal duvarını aşarak çevre stroma ve yağ dokusuna yayılım göstermiştir. Klinik olarak sert, fikse (çevre dokuya yapışık), sınırları belirsiz ve ağrısız kitleler olarak sunulurlar. Histopatolojik incelemede tübül oluşumu, nükleer pleomorfizm (çekirdek değişkenliği) ve mitotik indeks (hücre bölünme hızı) kriterlerine göre Nottingham derecelendirme sistemi kullanılarak Grade 1 (iyi diferansiye), Grade 2 (orta diferansiye) veya Grade 3 (kötü diferansiye) olarak sınıflandırılırlar.

İnvaziv Lobüler Karsinom (ILC)

İnvaziv lobüler karsinom, meme kanserlerinin yaklaşık %10 ila %15'inden sorumlu olan, süt üreten lobüllerden köken alan ikinci en sık invaziv kanser türüdür. E-kadherin adı verilen hücre yapıştırıcı proteinin kaybı nedeniyle, tümör hücreleri kümelenmek yerine tek tek sıralar halinde (kızılderili sırası görünümü) yayılır. Bu histolojik özellik nedeniyle, ILC olguları mamografide belirgin bir kitle oluşturmayabilir, sadece yapısal distorsiyon (doku düzensizliği) veya asimetri olarak görülebilir. İnvaziv lobüler karsinomlar, invaziv duktal karsinomlara kıyasla daha yüksek oranda multisentrik (aynı memede farklı kadranlarda birden fazla kitle) ve bilateral (karşı memede de odak bulunması) yerleşim gösterme eğilimindedir.

Moleküler Alttürler ve Reseptör Durumu

Meme kanseri kitlelerinin biyolojik davranışı, immünohistokimyasal (boyama yöntemleri) analizlerle belirlenen östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 (HER2) ekspresyonu (varlığı) ile Ki-67 proliferasyon (çoğalma) indeksine göre dört ana moleküler gruba ayrılır:

  • Luminal A: ER ve PR pozitif, HER2 negatif ve Ki-67 indeksi düşüktür (%20'nin altı). tercih edilen prognoza sahip, hormonal tedaviye (tamoksifen veya aromataz inhibitörleri) yüksek yanıt veren gruptur.
  • Luminal B: ER pozitif, PR düşük veya negatif, HER2 pozitif veya negatif olabilir, ancak Ki-67 indeksi yüksektir (%20 ve üzeri). Luminal A'ya göre daha agresif seyreder.
  • HER2 Pozitif (Overeksprese): ER ve PR negatif, HER2 reseptörü kuvvetli pozitiftir. Hücre büyümesi hızlıdır ancak HER2 hedefli monoklonal antikor tedavilerine (trastuzumab, pertuzumab) belirgin yanıt verirler.
  • Bazal-Benzeri (Triple Negatif): ER, PR ve HER2 reseptörlerinin üçü de negatiftir. Genellikle BRCA1 gen mutasyonu taşıyan genç hastalarda görülür, kemoterapiye duyarlıdır ancak lokal nüks ve uzak metastaz riski diğer gruplara göre daha yüksektir.

Memede Kitle Oluşumunun Risk Faktörleri ve Etiyolojisi

Memede kitle gelişimine yol açan faktörler genetik, hormonal, çevresel ve yaşam tarzı unsurlarının karmaşık etkileşiminden oluşur. Bu risk faktörlerinin bilinmesi, tarama programlarının sıklığını ve koruyucu stratejileri belirlemede esastır.

Genetik ve Ailesel Faktörler

Meme kanseri olgularının yaklaşık %5 ila %10'u doğrudan kalıtsal gen mutasyonlarına bağlıdır. Bu mutasyonların en yaygını, tümör baskılayıcı genler olan BRCA1 ve BRCA2 mutasyonlarıdır; bu genlerde mutasyon taşıyan bir kadının yaşam boyu meme kanserine yakalanma riski %45 ila %85 arasında değişmektedir. Ayrıca TP53 (Li-Fraumeni sendromu), PTEN (Cowden sendromu) ve CDH1 gen mutasyonları da yüksek risk artışı ile ilişkilidir. Birinci derece akrabalarında (anne, kız kardeş, kız evlat) meme kanseri öyküsü olan kadınlarda risk, genel popülasyona göre 2 ila 3 kat daha fazladır; etkilenen akraba sayısı arttıkça ve tanı yaşı küçüldükçe risk katlanarak artar.

Hormon Maruziyeti ve Üreme Öyküsü

Meme dokusunun yaşam boyu maruz kaldığı kümülatif (birikimli) östrojen miktarı, meme hücrelerinde mutasyon gelişme olasılığını doğrudan etkiler. Erken menarş (12 yaşından önce ilk adet görme) ve geç menopoz (55 yaşından sonra menopoza girme), kadının adet gördüğü süreyi uzatarak östrojen maruziyetini artırır. Hiç doğum yapmamış olmak (nulliparite) veya ilk tam süreli gebeliğini 30 yaşından sonra gerçekleştirmek risk artırıcı faktörler arasındadır; zira gebelik dönemi meme lobüllerinin tam olarak olgunlaşmasını (terminal diferansiyasyon) sağlayarak kanserojen maddelere karşı direnç kazandırır. Menopoz sonrası semptomlar için 5 yıldan uzun süre kombine (östrojen ve progesteron içeren) hormon replasman tedavisi (HRT) kullanılması, meme kanseri riskini yaklaşık 1.2 ila 1.5 kat artırmaktadır.

Yaşam Tarzı ve Çevresel Etkenler

Obezite, özellikle menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda meme kanseri riskini belirgin şekilde artırır; çünkü menopoz sonrasında östrojen sentezi overlerden ziyade yağ dokusundaki androjenlerin aromataz enzimi aracılığıyla östrojene dönüşmesiyle gerçekleşir. Günlük alkol tüketimi, karaciğerde östrojen metabolizmasını yavaşlatarak plazma östrojen seviyelerini yükseltir; günde ortalama bir kadeh alkol tüketen kadınlarda risk %7 ila %10 oranında artar. Sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı insülin direncini ve inflamatuar sitokinleri artırarak kitle gelişimini tetiklerken, haftada en az 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite yapılması risk azaltıcı etki gösterir. İyonize radyasyona maruz kalma, özellikle çocukluk veya gençlik döneminde Hodgkin lenfoma nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış olması, ilerleyen yıllarda kitle gelişim riskini ciddi oranda yükseltir.

Memede Kitle Belirtileri ve Alarm Veren Bulgular

Memede kitle tespit edildiğinde, kitlenin fiziksel özellikleri ve beraberinde getirdiği ikincil değişiklikler iyi huylu veya kötü huylu ayrımı konusunda önemli ipuçları sunar. Aşağıdaki bulguların varlığında vakit kaybetmeden uzman bir genel cerraha başvurulması gerekir:

  • Sertlik ve Mobilite Eksikliği: İyi huylu kitleler genellikle yumuşak veya elastik kıvamda, çevre dokulardan bağımsız ve hareketliyken; malign kitleler sert, taş gibi, düzensiz sınırlı ve çevre dokulara veya göğüs duvarındaki pektoral kaslara yapışık (fikse) olup hareket ettirilemezler.
  • Ciltte Çekinti ve Gamzelenme: Tümörün Cooper ligamentleri adı verilen memeyi destekleyen asıcı bağları istila etmesi ve kısaltması sonucu, meme cildinde içeri doğru çekilmeler ve çukurlaşmalar meydana gelir.
  • Portakal Kabuğu Görünümü (Peau d'orange): Tümör hücrelerinin cilt altı lenfatik kanallarını tıkaması neticesinde meme cildinde ödem (sıvı birikmesi) oluşur; kıl foliküllerinin bulunduğu noktalar sabit kalırken aradaki doku şişer ve cilt portakal kabuğu dokusunu alır.
  • Meme Başında Değişiklikler: Meme başının bir tarafa doğru sapması, içeri doğru çökmesi (retraksiyon) veya meme başı cildinde iyileşmeyen, egzamaya benzeyen pullanma, kızarıklık ve ülserasyonlar (Paget hastalığı belirtisi) alarm bulgularıdır.
  • Meme Başı Akıntısı: Çift taraflı, sıkmakla gelen, sütlü veya yeşil-kahverengi akıntılar genellikle hormonal veya benign nedenlere bağlıyken; tek taraflı, tek kanaldan gelen, kendiliğinden oluşan, berrak veya kanlı akıntılar malignite açısından ileri tetkik gerektirir.
  • Koltuk Altı Şişliği: Meme dokusunun lenfatik drenajının %75'inden fazlası aksiller (koltuk altı) lenf nodlarına doğrudur; memedeki bir kitlenin metastaz yapması durumunda koltuk altında sert, fikse ve ele gelen lenfadenopatiler saptanabilir.

Görüntüleme ve Teşhis Yöntemleri

Memede saptanan bir kitlenin doğru teşhisi için üçlü değerlendirme (triple assessment) yöntemi uygulanır; bu protokol klinik muayene, radyolojik görüntüleme ve patolojik biyopsi aşamalarından oluşur. Bu üç yöntemin birbiriyle uyumlu sonuçlar vermesi, tanı doğruluğunu %99'un üzerine çıkarır.

Mamografi ve BI-RADS Sınıflandırması

Mamografi, düşük doz X-ışını kullanılarak meme dokusunun iki boyutlu görüntülerinin elde edildiği, 40 yaş ve üzerindeki kadınlarda yıllık tarama programlarının temelini oluşturan radyolojik incelemedir. Meme içindeki mikrokalsifikasyonları (küçük kireçlenme odakları), yapısal distorsiyonları ve asimetrik yoğunlukları tespit etmede yüksek hassasiyete sahiptir. Mamografi raporlarında standardizasyonu sağlamak amacıyla Amerikan Radyoloji Koleji tarafından geliştirilen BI-RADS (Breast Imaging-Reporting and Data System) sınıflaması kullanılır:

  • BI-RADS 0: Yetersiz inceleme, ek görüntüleme (ultrason veya ek mamografik grafiler) gereklidir.
  • BI-RADS 1: Negatif bulgu, meme dokusu tamamen normaldir; rutin taramaya devam edilir.
  • BI-RADS 2: Tamamen benign (iyi huylu) bulgular (kalsifiye fibroadenom, basit kistler vb.); rutin taramaya devam edilir.
  • BI-RADS 3: Muhtemelen benign bulgu (malignite riski %2'nin altında); 6 ay arayla kısa süreli takip önerilir.
  • BI-RADS 4: Malignite açısından şüpheli bulgu (risk %2 ila %95 arası); kesinlikle biyopsi yapılması önerilir.
  • BI-RADS 5: Yüksek derecede malignite şüphesi (risk %95'in üzeri); biyopsi ve uygun cerrahi planlama gereklidir.
  • BI-RADS 6: Biyopsi ile kanıtlanmış malignite; tedavi öncesi evreleme ve planlama için kullanılır.

Ultrasonografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG)

Meme ultrasonografisi (USG), yüksek frekanslı ses dalgaları kullanarak çalışan, radyasyon içermeyen bir yöntemdir. Özellikle 35-40 yaş altı genç kadınlarda, gebe veya emziren hastalarda ve mamografide dens (yoğun) meme yapısına sahip olan kişilerde birincil tercih edilen görüntüleme aracıdır. USG'nin en önemli fonksiyonu, saptanan kitlenin solid (katı) mi yoksa kistik (sıvı dolu) mi olduğunu net olarak ayırt edebilmesidir. Meme MRG ise kontrast madde (gadolinyum) kullanılarak çekilen, duyarlılığı en yüksek görüntüleme yöntemidir; BRCA mutasyonu taşıyan yüksek riskli hastaların taranmasında, meme koruyucu cerrahi öncesi tümörün gerçek boyutunun ve multisentrisitesinin belirlenmesinde ve meme implantı (silikon) olan hastaların değerlendirilmesinde kullanılır.

Biyopsi Teknikleri ve Histopatolojik Analiz

Görüntüleme yöntemlerinde şüpheli (BI-RADS 4 veya 5) olarak değerlendirilen her kitleye histopatolojik tanı koyulabilmesi için biyopsi uygulanması zorunludur. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sadece hücresel düzeyde (sitolojik) bilgi verdiğinden ve tümörün invaziv olup olmadığını ayırt edemediğinden günümüzde meme kitlelerinde ilk seçenek olarak tercih edilmez. Güncel klinik yaklaşımda temel tanı yöntemi kalın iğne biyopsisidir (tru-cut biyopsi). Bu işlem lokal anestezi altında, ultrason kılavuzluğunda, özel bir biyopsi tabancası yardımıyla kitleden 14-16 gauge kalınlığındaki iğnelerle silindirik doku parçalarının alınması esasına dayanır. Alınan doku örneği sayesinde tümörün histolojik tipi, derecesi, ER, PR, HER2 reseptör durumları ve Ki-67 indeksi belirlenerek tedavi stratejisi oluşturulur. Ele gelmeyen veya mamografide sadece mikrokalsifikasyon şeklinde görülen şüpheli alanlar ise tel kılavuz veya vakum yardımlı stereotaktik biyopsi yöntemleriyle işaretlenerek örneklenir.

Tedavi Yaklaşımları ve Cerrahi Seçenekler

Memede saptanan kitlenin tedavisi, kitlenin benign veya malign olmasına, histopatolojik alt tipine, evresine ve hastanın bireysel özelliklerine göre multidisipliner (çok branşlı) bir yaklaşımla planlanır. Tedavi planlamasında genel cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji uzmanları ortak kararlar alır.

Benign Kitlelerin Yönetimi

Basit kistler, semptomsuz küçük fibroadenomlar ve fibrokistik alanlar cerrahi müdahale gerektirmez; bu lezyonlar 6 ila 12 aylık periyotlarla ultrasonografik olarak takip edilir. Ancak kitlenin hızlı büyüme göstermesi (6 ayda boyutunun %20'den fazla artması), çapının 3 santimetrenin üzerine çıkması, hastada şiddetli ağrı veya kozmetik deformite yaratması, biyopside atipik hücrelerin saptanması veya hastanın kitleyle yaşamaktan kaynaklanan yoğun anksiyete duyması durumlarında cerrahi eksizyon (kitlenin tamamen çıkarılması) uygulanır. Cerrahi işlem genellikle lokal veya genel anestezi altında, estetik dikiş yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilir.

Malign Kitlelerde Cerrahi Seçenekler

Meme kanseri cerrahisinde amaç, tümörlü dokuyu cerrahi sınırları negatif (tümörsüz) olacak şekilde tamamen çıkarırken, kozmetik açıdan en kabul edilebilir sonucu elde etmek ve koltuk altı lenf nodlarının durumunu değerlendirmektir:

  • Meme Koruyucu Cerrahi (MKC / Lumpektomi): Tümörün çevre dokudan bir miktar güvenli cerrahi sınırla birlikte çıkarılması ve meme bütünlüğünün korunması işlemidir. MKC uygulanan tüm hastalarda, lokal nüks riskini %50 ila %70 oranında azaltmak amacıyla cerrahi sonrasında tüm memeye radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanması zorunludur. Tümör boyutunun memeye oranının uygun olduğu, multisentrik odak içermeyen hastalarda tercih edilir.
  • Mastektomi: Tüm meme dokusunun cerrahi olarak çıkarılması işlemidir. Tümörün çok büyük olduğu, memede yaygın mikrokalsifikasyonların bulunduğu veya hastanın radyoterapi alamayacağı durumlarda uygulanır. Günümüzde cilt koruyucu mastektomi veya meme başı koruyucu mastektomi teknikleri uygulanarak, aynı seansta plastik cerrahi tarafından silikon protez veya hastanın kendi dokusuyla (otolog rekonstrüksiyon) meme onarımı gerçekleştirilebilmektedir.
  • Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi (SLNB): Tümör hücrelerinin koltuk altına yayılıp yayılmadığını anlamak için uygulanan yöntemdir. Ameliyat esnasında tümör çevresine mavi boya veya radyoaktif madde enjekte edilerek lenfatik akımın ulaştığı ilk 1-3 lenf nodu (sentinel nod) bulunur ve çıkarılarak donuk kesit (frozen section) yöntemiyle hızlıca incelenir. Bu nodlarda tümör saptanmazsa koltuk altındaki diğer lenf bezlerine dokunulmaz; böylece kolda şişlik (lenfödem) gelişme riski önlenmiş olur. Eğer sentinel lenf nodlarında yaygın metastaz saptanırsa, aksiller lenf nodu diseksiyonu (koltuk altı lenf bezlerinin temizlenmesi) gerçekleştirilir.

Sistemik Tedaviler ve Radyoterapi

Cerrahi sonrasında veya bazı durumlarda cerrahi öncesinde (neoadjuvan tedavi) tümör hücrelerinin sistemik yayılımını engellemek amacıyla ilaç tedavileri uygulanır. Kemoterapi, hızlı bölünen hücreleri hedef alan sitotoksik (hücre öldürücü) ilaçların intravenöz (damar yoluyla) verilmesidir; genellikle 21 günde bir tekrarlanan kürler halinde, toplam 4 ila 8 kür uygulanır. Hormonal (endokrin) tedavi, ER ve/veya PR pozitif olan hastalarda östrojenin tümör hücrelerini uyarmasını engellemek amacıyla 5 ila 10 yıl boyunca günlük oral (ağızdan) tablet şeklinde kullanılır (tamoksifen, anastrozol vb.). Akıllı ilaçlar (hedefe yönelik tedaviler), HER2 pozitifliği olan olgularda trastuzumab gibi monoklonal antikorlar aracılığıyla tümör hücrelerini doğrudan hedef alır. Radyoterapi ise yüksek enerjili X-ışınları kullanılarak cerrahi alanda kalması muhtemel mikroskobik tümör odaklarının yok edilmesi amacıyla, genellikle haftada 5 gün olmak üzere 3 ila 5 hafta boyunca lokal olarak uygulanır.

Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci ve Takip Protokolü

Meme cerrahisi sonrasında iyileşme süreci, uygulanan cerrahi tekniğin genişliğine ve koltuk altı müdahalesinin derecesine göre farklılık gösterir. Lumpektomi ve SLNB uygulanan hastalar genellikle ameliyat günü veya ertesi gün taburcu edilirken, mastektomi ve aksiller diseksiyon yapılan hastaların yatış süresi 1 ila 3 gün arasında değişebilir.

Ameliyat sahasında biriken kan ve seröz sıvıyı dışarı tahliye etmek amacıyla yerleştirilen geçici drenler, günlük sıvı çıkış miktarı 20-30 mililitrenin altına düştüğünde (genellikle 5 ila 10 gün içinde) poliklinik şartlarında çekilir. Hastaların ameliyattan sonraki ilk haftalarda ağır yük kaldırmaktan (5 kilogramdan fazla), ani ve zorlayıcı kol hareketlerinden kaçınması; ancak koltuk altı sertliğini ve omuz kısıtlılığını önlemek amacıyla cerrahın önerdiği hafif omuz egzersizlerine erken dönemde başlaması önerilir. Koltuk altı lenf nodları temizlenen hastaların, lenfödem riskini en aza indirmek için o taraftaki kollarından tansiyon ölçtürmemeleri, kan aldırmamaları, serum taktırmamaları ve enfeksiyona yol açabilecek kesik, yanık veya böcek ısırıklarından korunmaları hayati önem taşır.

Tedavisi tamamlanan meme kanseri hastalarının takibi, ilk 2 yıl boyunca 3 ila 6 ayda bir fizik muayene ve laboratuvar tetkikleriyle; 2. yıldan 5. yıla kadar 6 ayda bir, 5. yıldan sonra ise yıllık kontrollerle sürdürülür. Korunan meme dokusunun ve karşı memenin değerlendirilmesi amacıyla yılda bir kez mamografi ve ultrasonografi tetkikleri tekrarlanır.

Korunma, Kendi Kendine Muayene ve Tarama Programları

Meme kanserine bağlı mortaliteyi (ölüm oranını) azaltmanın en etkili yolu, kitlelerin henüz palpe edilemeyecek (ele gelmeyecek) kadar küçük boyutlardayken, tarama programları aracılığıyla erken aşamada tespit edilmesidir.

Her kadının 20 yaşından itibaren ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapması önerilir. KKMM için en uygun zaman, menstrüel siklusun başlangıcından sonraki 7. ila 10. günlerdir; çünkü bu dönemde hormonal uyarı minimum düzeyde olup meme dokusu en yumuşak halindedir. Menopozdaki kadınlar ise muayeneyi her ayın belirledikleri sabit bir gününde yapmalıdır. Muayene esnasında ayna karşısında memelerin simetrisi, ciltte çekinti, kızarıklık veya meme başında yön değişikliği olup olmadığı gözlemlenmeli (inspeksiyon); ardından yatar pozisyonda parmakların iç yüzeyleriyle dairesel, dikey veya ışınsal hareketlerle tüm meme dokusu ve koltuk altı hafifçe bastırılarak taranmalıdır (palpasyon). 20-40 yaş arası kadınların 2-3 yılda bir, 40 yaş üzeri kadınların ise yılda bir kez uzman bir hekim tarafından klinik meme muayenesinden geçmesi gereklidir. Ülkemizdeki ulusal tarama standartlarına göre, 40 ila 69 yaş arasındaki hiçbir şikayeti olmayan kadınların her 2 yılda bir mamografi çektirmesi önerilmektedir.

Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.

Koru Hastanesi Genel Cerrahi bölümünde uzman hekimlerimiz, Memede Kitle ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Memede ele gelen kitlenin iyi huylu mu yoksa kötü huylu mu olduğu genellikle hangi yaş grubunda ve hangi belirtilerle ayırt edilir?
30 yaş altındaki kadınlarda ele gelen meme kitlelerinin yaklaşık %80 ila %90'ı fibroadenom (iyi huylu tümör) veya kist gibi selim (iyi huylu) yapılardır. Kötü huylu kitleler genellikle 50 yaş üstünde, ağrısız, sert, sınırları düzensiz ve hareket ettirilemeyen yapıda ortaya çıkarken; iyi huylu kitleler genellikle hareketli, düzgün sınırlı ve adet dönemlerinde hassasiyet gösteren karakterdedir. Ancak kesin ayırıcı tanı için her yaş grubunda ultrasonografi (USG) veya mamografi gibi görüntüleme yöntemleri gereklidir.
Meme ultrasonografisinde (USG) raporlanan BI-RADS kategorileri ne anlama gelir ve hangi BI-RADS değerinde biyopsi önerilir?
BI-RADS (Meme Görüntüleme Raporlama ve Veri Sistemi), meme kitlelerinin kanserleşme riskini 0 ile 6 arasında sınıflandıran uluslararası bir sistemdir. BI-RADS 3 kategorisindeki kitlelerde kanser olasılığı %2'nin altında olup genellikle 6 aylık takip önerilirken, BI-RADS 4 (şüpheli) ve BI-RADS 5 (yüksek olasılıkla kötü huylu) kategorilerindeki kitlelerde kanser riski %2 ile %95 arasında değiştiği için doku biyopsisi yapılması zorunludur. BI-RADS 1 ve 2 ise tamamen normal veya kesinlikle iyi huylu bulguları temsil eder.
Genç kadınlarda sık görülen fibroadenom (iyi huylu meme tümörü) kitleleri zamanla büyür mü ve cerrahi olarak çıkarılması hangi durumlarda gerekir?
Fibroadenomlar genellikle 1 ila 3 cm boyutlarında kalır, ancak hastaların yaklaşık %10'unda zamanla büyüme eğilimi gösterebilir. Kitlenin hızlı büyümesi (6 ayda %20'den fazla boyut artışı), 4-5 cm'nin üzerine çıkarak dev fibroadenom haline gelmesi, ağrı yapması veya biyopside şüpheli hücresel atipi görülmesi durumunda cerrahi eksizyon (çıkarılma) planlanır. Klinik olarak stabil kalan ve biyopsi ile tanısı kesinleşmiş fibroadenomlar ise ameliyatsız, düzenli ultrason takibiyle izlenebilir.
Memede saptanan basit kistler (içi sıvı dolu keseler) ile karmaşık (komplike/kompleks) kistlerin kansere dönüşme riski arasındaki farklar nelerdir?
İnce duvarlı ve tamamen sıvı dolu olan basit meme kistlerinin kansere dönüşme riski %0'dır ve tedavi gerektirmezler, sadece semptomatik ağrı yaparlarsa iğneyle aspire (boşaltma) edilirler. İçinde katı (solid) bileşenler, kalın bölmeler veya düzensiz duvarlar barındıran kompleks kistlerde ise kanserleşme riski %5 ila %20 arasında değiştiğinden kalın iğne biyopsisi veya cerrahi örnekleme yapılması gerekir. Komplike kistler ise sadece yoğun sıvı içeren ve kanser riski %2'den az olan ara gruptur.
Adet (menstrüasyon) döneminde memede ortaya çıkan ağrılı şişlik ve kitlelerin fizyolojik nedenleri nelerdir ve ne zaman kalıcı kitle olarak değerlendirilmelidir?
Adet döngüsünün ikinci yarısında (luteal faz) östrojen ve progesteron hormonlarının artışı, meme dokusunda sıvı tutulumuna (ödem) ve süt bezlerinin genişlemesine yol açarak geçici şişlik ve hassasiyete neden olur. Bu fizyolojik değişikliklere bağlı oluşan kitle benzeri yapılar genellikle adetin başlamasından sonraki 7 ila 10 gün içinde kendiliğinden küçülür veya kaybolur. Adet bitiminden sonraki 2. haftada hala varlığını koruyan, sertleşen veya büyüme gösteren kitlelerin kalıcı kabul edilerek uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Gebelik ve emzirme döneminde memede fark edilen kitlelerin teşhisinde hangi görüntüleme yöntemleri güvenle kullanılır ve biyopsi yapılabilir mi?
Gebelik ve emzirme sürecinde hormonal etkiyle meme dokusu yoğunlaştığı için ilk tercih edilen güvenli görüntüleme yöntemi radyasyon içermeyen meme ultrasonografisidir (USG). Gerekli durumlarda karın bölgesi kurşun önlükle korunarak mamografi de çekilebilir ve şüpheli kitlelerden lokal anestezi altında kalın iğne biyopsisi (tru-cut) yapılmasının gebeliğe veya bebeğe tıbbi bir zararı yoktur. Bu dönemde saptanan kitlelerin 'süt bezidir' denilerek ihmal edilmemesi, gebelik ilişkili meme kanserlerinin erken teşhisi açısından önem taşır.
Erkeklerde memede kitle oluşumunun (jinekomasti veya erkek meme kanseri) en sık görülen nedenleri ve ayırıcı tanı kriterleri nelerdir?
Erkeklerde meme kitlesinin en sık nedeni, hormonal düzensizliklere bağlı olarak meme dokusunun iyi huylu büyümesi olan jinekomastidir ve genellikle meme başının tam arkasında, çift taraflı, yumuşak ve hassas bir doku olarak hissedilir. Erkek meme kanseri ise tüm meme kanserlerinin yaklaşık %1'ini oluşturur ve genellikle tek taraflı, meme başının uzağında yerleşen, sert, ağrısız, hareketsiz ve meme derisinde çekintiye yol açan kitlelerle belirti verir. Ayırıcı tanı için erkek hastalarda da ultrasonografi ve mamografi tetkikleri birlikte kullanılır.
Yoğun meme dokusuna (dens meme) sahip kadınlarda mamografi ve meme ultrasonunun kitleleri saptamadaki duyarlılık oranları nasıldır?
Yoğun meme dokusunda hem kanserli kitleler hem de normal meme dokusu mamografide beyaz renkte göründüğü için, standart mamografinin kitleyi saptama duyarlılığı %30 ila %50 seviyelerine kadar düşebilir. Bu fizyolojik durumda, mamografiye ek olarak meme ultrasonografisi (USG) yapılması kitlelerin saptanma oranını yaklaşık %80-90 düzeyine çıkarır. Yoğun meme yapısına sahip yüksek riskli hastalarda, daha hassas bir değerlendirme için kontrastlı meme MRG (manyetik rezonans görüntüleme) tercih edilebilir.
Şüpheli meme kitlelerinde uygulanan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) ile kalın iğne (tru-cut) biyopsisinin doğruluk oranları ve tercih edilme nedenleri nelerdir?
İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sadece hücre düzeyinde örnekleme yaptığı için doğruluk oranı daha düşüktür ve genellikle kistlerin boşaltılmasında veya koltuk altı lenf nodlarının değerlendirilmesinde tercih edilir. Kalın iğne (tru-cut/kor) biyopsisi ise doku bütünlüğünü koruyarak parça aldığı için %97'nin üzerinde tanısal doğruluğa sahiptir ve tümörün alt tipini (hormon reseptör durumunu) belirleyebilir. Bu nedenle solid (katı) meme kitlelerinin kesin tanısında uluslararası kılavuzlar kalın iğne biyopsisini standart olarak önermektedir.
BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonu taşıyan bireylerde memede kitle saptanması durumunda kanser riski yüzde kaçtır ve takip protokolü nasıl değişir?
BRCA1 veya BRCA2 gen mutasyonuna sahip kadınlarda yaşam boyu meme kanseri gelişme riski %45 ila %85 arasında değişmektedir. Bu genetik mutasyonu taşıyan bireylerde saptanan yeni kitlelerin kötü huylu olma olasılığı normal popülasyona göre anlamlı derecede yüksektir. Bu gruptaki hastaların takibi 25 yaşından itibaren yıllık meme MRG ve ultrasonografi ile yapılır, 30 yaşından sonra ise tarama protokolüne yıllık mamografi de eklenir.
Fillodes tümör (yapraksı meme tümörü) ile fibroadenom arasındaki klinik farklar nelerdir ve fillodes tümörlerin tekrarlama riski nedir?
Fillodes tümörler, fibroadenomlara benzer şekilde iyi huylu görünebilir ancak çok daha hızlı büyüme eğilimindedirler ve mikroskobik olarak bağ dokusu (stroma) hücrelerinden zengin, yapraksı bir yapıya sahiptirler. Fillodes tümörler iyi huylu (benign), sınırda (borderline) veya kötü huylu (malign) olabilirler ve cerrahi olarak çevresindeki sağlıklı dokuyla birlikte (en az 1 cm temiz sınırla) çıkarılmadıklarında %10 ila %40 oranında lokal nüks (tekrarlama) gösterebilirler. Fibroadenomlarda ise cerrahi sonrası nüks oranı son derece düşüktür ve geniş cerrahi sınıra ihtiyaç duyulmaz.
Emzirme dışı dönemde gelişen periduktal mastit (meme başı çevresi iltihabı) sonucu oluşan kitlelerin tedavisinde hangi yaklaşımlar uygulanır?
Emzirme dışı (non-puerperal) dönemde oluşan periduktal mastit ve buna bağlı gelişen inflamatuar (iltihabi) kitleler, sıklıkla sigara içen kadınlarda meme kanallarının tıkanması ve enfeksiyonu sonucu ortaya çıkar. Tedavi sürecinde öncelikle geniş spektrumlu antibiyotikler uygulanır, eğer apse (iltihap birikimi) oluşmuşsa ultrason eşliğinde iğneyle aspire edilerek boşaltılır. Tekrarlayan apse ve fistül (kanal) oluşumu durumlarında ise enfekte olmuş meme kanallarının cerrahi olarak çıkarılması (fistülektomi/duktektomi) gerekebilir.
Travma veya cerrahi sonrası memede oluşan yağ nekrozu (dokunun hasar görmesi) kitleleri mamografide kanserle nasıl karışabilir?
Memeye alınan bir darbe, biyopsi veya cerrahi operasyon sonrası hasar gören yağ dokusunun sertleşmesiyle oluşan yağ nekrozu, klinik muayenede sert ve düzensiz sınırlı bir kitle olarak hissedilebilir. Mamografide ise düzensiz sınırlı kitle, yapısal bozulma ve mikrokalsifikasyon (kireçlenme) bulguları vererek meme kanserini taklit edebilir. Bu kitlelerin ayırıcı tanısında meme MRG'deki lipid (yağ) sinyalleri yardımcı olur, ancak kesin ayrım yapılamayan durumlarda kalın iğne biyopsisine başvurulur.
Triple-negatif (üçlü negatif) meme kanseri kitlelerinin biyolojik özellikleri, büyüme hızları ve diğer meme kanseri alt tiplerine göre klinik seyri nasıldır?
Triple-negatif meme kanseri, östrojen, progesteron ve HER2 reseptörlerinin üçünü de taşımayan, tüm meme kanserlerinin yaklaşık %15'ini oluşturan agresif bir alt tiptir. Bu kitleler diğer tiplere göre çok daha hızlı büyüme ve erken dönemde uzak organlara yayılma (metastaz) eğilimindedir. Hormon veya hedefleyici akıllı ilaç tedavilerine yanıt vermeyen bu grupta, tedavi protokolünün temelini kemoterapi ve bazı durumlarda immünoterapi oluşturur.
Menopoz sonrası dönemde uygulanan hormon replasman tedavisinin (HRT) memede yeni kitle oluşumu ve meme kanseri riski üzerindeki etkisi nedir?
Menopoz semptomlarını azaltmak için uygulanan kombine (östrojen ve progesteron içeren) hormon replasman tedavisi, meme dokusunun yoğunluğunu artırarak yeni kitlelerin saptanmasını zorlaştırabilir ve 5 yıldan uzun süreli kullanımlarda meme kanseri riskini yaklaşık 1.2 ila 1.5 kat artırabilir. Sadece östrojen içeren tedavilerde risk artışı daha sınırlı olmakla birlikte, HRT kullanan kadınların yıllık mamografi ve ultrason taramalarını aksatmaması gerekir. Tedavi sonlandırıldıktan sonraki 2-5 yıl içinde risk düzeyi tekrar normal popülasyon seviyelerine geriler.
Memedeki hangi kitle belirtileri (portakal kabuğu görünümü, meme başı çekilmesi, kanlı akıntı) acil cerrahi veya onkolojik değerlendirme gerektirir?
Meme derisinde ödem ve lenf tıkanıklığına bağlı oluşan portakal kabuğu görünümü (peau d'orange), meme başının içeriye doğru çekilmesi veya yön değiştirmesi ve meme başından tek kanaldan gelen kendiliğinden kanlı/şeffaf akıntı acil değerlendirme gerektiren bulgulardır. Bu belirtiler, kitlenin meme derisini veya süt kanallarını infiltre ettiğini (istila ettiğini) gösterebilir. Bu klinik tablolara sahip hastaların vakit kaybetmeden detaylı radyolojik görüntüleme ve biyopsi ile değerlendirilmesi kritik önem taşır.
Memede fibrokistik değişikliklere (iyi huylu kistlere) bağlı kitle ve ağrı şikayetlerini azaltmada beslenme tarzı ve kafein kısıtlamasının etkisi nedir?
Araştırmalar, kafein (kahve, çay, kola, çikolata) tüketiminin azaltılmasının meme dokusundaki metilksantin düzeylerini düşürerek fibrokistik kitlelerin hassasiyetini ve ağrısını hafifletebildiğini göstermektedir. Ayrıca doymuş yağlardan fakir, liften zengin Akdeniz tipi beslenme düzeni, vücuttaki östrojen metabolizmasını düzenleyerek meme hassasiyetini azaltmaya yardımcı olur. E ve B6 vitaminleri ile omega-3 yağ asitlerinin takviye olarak kullanılması da bazı hastalarda semptomatik rahatlama sağlayabilir.
Meme MRG (manyetik rezonans görüntüleme) hangi tip şüpheli meme kitlelerinin değerlendirilmesinde mamografi ve ultrasona üstünlük sağlar?
Meme MRG, kontrast madde tutulum paternlerini inceleyerek kitlelerin iyi veya kötü huylu olduğunu ayırt etmede %90'ın üzerinde yüksek duyarlılığa sahiptir. Özellikle yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda, BRCA mutasyonu olan yüksek riskli bireylerin taramasında, silikon implantı olan hastalarda ve saptanan kanser kitlesinin gerçek boyutunun ve çok odaklılığının (aynı memede birden fazla kitle) belirlenmesinde mamografi ve ultrasona üstünlük sağlar. Ancak her kitlede ilk seçenek değildir, çünkü yanlış pozitiflik (kanser olmadığı halde şüpheli görünme) oranı yüksektir.
Meme kanseri kaynaklı kitlelerin koltuk altı (aksiller) lenf bezlerine yayılma olasılığı kitlenin boyutu ve yerleşimi ile nasıl ilişkilidir?
Meme kanserinde koltuk altı lenf bezlerine metastaz yapma riski, primer tümör kitlesinin boyutu büyüdükçe doğrusal olarak artar; örneğin 1 cm'den küçük tümörlerde bu oran yaklaşık %10-15 iken, 5 cm'den büyük tümörlerde %50'nin üzerine çıkar. Ayrıca memenin dış üst kadranında yerleşen kitleler, koltuk altı lenf yollarına anatomik olarak daha yakın oldukları için bu bölgeye yayılım gösterme eğilimleri daha yüksektir. Tedavi planlamasında koltuk altı durumunu belirlemek amacıyla sentinel (nöbetçi) lenf nodu biyopsisi standart olarak uygulanır.
Meme koruyucu cerrahi (lumpektomi) sonrası ameliyat bölgesinde oluşan skar (nedbe) dokusu ile nüks (tekrarlayan) kitleler nasıl ayırt edilir?
Ameliyat sonrasındaki ilk 12-24 ay içinde cerrahi alanda oluşan skar (nedbe) dokusu ve yağ nekrozu, elle muayenede yeni bir kitle hissi vererek nüks endişesi yaratabilir. Mamografi ve ultrasonda bu iki yapıyı ayırt etmek zor olabileceğinden, ayırıcı tanıda kontrastlı meme MRG en güvenilir yöntemdir; çünkü skar dokusu genellikle kontrast madde tutmazken, nüks tümör kitleleri belirgin kontrast tutulumu gösterir. Şüpheli durumlarda kesin tanı ancak ultrason eşliğinde yapılacak kalın iğne biyopsisi ile konur.
Meme başından gelen tek kanallı, şeffaf veya kanlı akıntıya neden olan intraduktal papillom (kanal içi iyi huylu tümör) kitlelerinin kanserleşme riski nedir?
İntraduktal papillomlar, süt kanallarının içinde gelişen iyi huylu siğil benzeri kitlelerdir ve meme başından gelen kanlı akıntıların en sık (%50-60) nedenidir. Tek bir kanalda yerleşen soliter (tekil) papillomların kanserleşme riski oldukça düşük (%1-3) iken, birden fazla kanalda görülen multipl (çoklu) papillomlarda bu risk %10 ila %15'e kadar çıkabilir. Biyopsi sonucunda atipik hücre değişiklikleri gösteren veya şüpheli bulguları olan papillomların cerrahi olarak tamamen çıkarılması önerilir.
Meme biyopsisinde saptanan atipik duktal hiperplazi (hücrelerin düzensiz çoğalması) bulgusu gelecekte meme kanseri gelişme riskini ne oranda artırır?
Atipik duktal hiperplazi (ADH), süt kanallarını döşeyen hücrelerin anormal şekilde çoğalmasıdır ve doğrudan kanser olmasa da önemli bir öncü (prekanseröz) lezyondur. ADH saptanan kadınlarda yaşam boyu meme kanseri gelişme riski, normal popülasyona göre yaklaşık 3 ila 5 kat artış gösterir. İğne biyopsisinde ADH saptandığında, kitlenin çevresinde gizli bir kanser odağı bulunma olasılığı %15-20 olduğundan, o bölgenin cerrahi olarak tamamen çıkarılması (eksizyonel biyopsi) standart protokoldür.
İleri yaşta (65 yaş ve üzeri) memede yeni ortaya çıkan ağrısız ve sert kitlelerin kötü huylu olma olasılığı nedir ve bu yaş grubunda tedavi yaklaşımı nasıl belirlenir?
65 yaş ve üzerindeki kadınlarda memede yeni saptanan sert ve ağrısız kitlelerin kötü huylu (kanser) olma olasılığı yaklaşık %60 ila %80 arasındadır. Bu yaş grubundaki meme kanserleri genellikle hormona duyarlı (östrojen reseptörü pozitif) ve daha yavaş seyirli (luminal A alt tipi) olma eğilimindedir. Tedavi yaklaşımı; hastanın kronik hastalıkları, genel sağlık durumu ve beklenen yaşam süresi göz önüne alınarak bireyselleştirilir; cerrahi öncelikli olmakla birlikte, ameliyata uygun olmayan çok ileri yaştaki hastalarda sadece hormonal tedavilerle de kitle kontrolü sağlanabilir.
Erken evre meme kanseri kitlelerinde meme koruyucu cerrahi ile mastektominin (memenin tamamen alınması) 5 ve 10 yıllık sağkalım oranları arasındaki farklar nelerdir?
Klinik çalışmalar, uygun erken evre (Evre 1 ve 2) meme kanseri kitlelerinde, tümörün temiz sınırlarla çıkarılıp ardından radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanmasıyla yapılan meme koruyucu cerrahi ile memenin tamamen alındığı mastektomi ameliyatının 5 ve 10 yıllık genel sağkalım oranlarının (yaklaşık %85-95) birbirine eşdeğer olduğunu göstermiştir. Meme koruyucu cerrahi sonrası memede yerel nüks (tekrarlama) riski hafif derecede (%5-8) daha yüksek olsa da, bu durum hastanın toplam yaşam süresini olumsuz etkilememektedir. Hangi yöntemin seçileceği tümörün boyutuna, yerleşimine ve hastanın tercihine göre belirlenir.
WhatsApp Online Randevu