Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Lyme Hastalığı

Lyme Hastalığı Evreleri belirtilerine dikkat! Erken tanının önemi ve güncel yaklaşım seçenekleri Koru Hastanesi uzmanlarından.

Lyme hastalığı, Borrelia burgdorferi adı verilen spiral (helezon) şeklinde bir bakterinin enfekte kenelerin ısırığıyla insan vücuduna geçmesiyle ortaya çıkan, başlangıçta ciltte tipik bir döküntüyle kendini gösteren ancak tedavi edilmediğinde eklemler, sinir sistemi, kalp ve diğer organları etkileyebilen önemli bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalık adını 1975 yılında ABD'nin Connecticut eyaletindeki Lyme ve Old Lyme kasabalarında çocuklarda görülen tekrarlayan eklem iltihaplarının araştırılması sonucu almıştır. Bu enfeksiyonun en önemli özelliği aşamalı seyretmesidir; ilk haftalarda lokal cilt belirtileri, sonraki haftalarda yaygın belirtiler, aylar-yıllar sonra ise kronik dönem ortaya çıkar. Erken dönemde uygun antibiyotiklerle tedavi edildiğinde hastaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşir; ancak tanı geciktiğinde ya da tedavi yetersiz kaldığında kalıcı eklem hasarı, sinir sistemi bozuklukları, kalp ritim sorunları gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Türkiye'de Lyme hastalığı görülmektedir; özellikle ormanlık ve dağlık bölgeler, Karadeniz, Marmara ve Trakya'da kene popülasyonunun yüksek olduğu yerlerde vakalar bildirilmektedir. Hastalığın erken tanınması ve doğru tedavi başlanması, hem hastanın iyileşmesi hem de uzun vadeli komplikasyonların önlenmesi için son derece önemlidir.

Kimlerde Görülür?

Lyme hastalığı, enfekte keneyle temas etme ihtimali olan her insanda görülebilen bir enfeksiyondur. Yaş, cinsiyet, ırk ayrımı yapmaz; ancak risk doğa ile temas süresine, bulunulan coğrafyaya ve mevsime göre büyük farklılık gösterir. Hastalığın temel taşıyıcısı olan Ixodes cinsi keneler (kara ayaklı kene, geyik kenesi) özellikle ılıman iklim kuşağında yaygındır. Türkiye, Avrupa, Kuzey Amerika, Asya'nın belirli bölgeleri Lyme hastalığının görüldüğü coğrafyalardır. Ülkemizde özellikle Karadeniz bölgesi, Marmara, Trakya, İç Anadolu'nun ormanlık kesimleri, Akdeniz ve Ege'nin yüksek rakımlı bölgeleri risk taşır.

Doğa aktiviteleriyle uğraşan kişiler en yüksek risk grubundadır. Doğa yürüyüşçüleri, kampçılar, dağcılar, avcılar, balıkçılar, doğa fotoğrafçıları, mantar toplayanlar uzun süre kenelerin yaşadığı ortamlarda zaman geçirir. Tarım ve ormancılıkla uğraşanlar (çiftçiler, ormancılar, çoban, peyzaj çalışanları, bahçıvanlar), askeri eğitim alanlarında bulunan personel, jeolojik araştırma yapan bilim insanları mesleki risk altındadır. Çocuklar genellikle yetişkinlerden daha sık etkilenir; çünkü çayırda, otlu alanlarda oynar, çimlerin üzerine yatar, sık sık küçük hayvanlarla temas ederler. Köpek gezdiren, evcil hayvanını ormanlık alanlara götüren kişiler, evcil hayvanlarının üzerinden kene taşıma yoluyla dolaylı olarak risk altındadır.

Mevsimsel olarak ilkbahar başlangıcından sonbahar sonuna kadar (Nisan-Ekim arası) kene aktivitesi yüksektir; özellikle Mayıs-Temmuz ile Eylül-Ekim arası en yoğun dönemlerdir. Sıcaklığın 4 derecenin üzerine çıktığı her gün kenelerin aktif olduğu unutulmamalıdır; ılıman kışları olan bölgelerde yıl boyu vaka görülebilir. Coğrafi olarak şehir merkezlerinde nadir görülürken kırsal kesim, ormanlık alanlar, çayır-mera bölgeleri, yüksek ot örtüsü olan yerler, dağ-tepe yamaçları, küçük su kenarları, çiftlik ve tarım arazileri kene yaşam alanı olarak risklidir.

Cinsiyet açısından erkek-kadın arasında belirgin fark yoktur; ancak meslek ve aktivite farkları nedeniyle bazı çalışmalarda erkeklerde biraz daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Yaş grupları arasında 5-15 yaş çocuklar ve 45-60 yaş yetişkinlerde belirgin tepe noktaları gözlenir. Bağışıklığı zayıflamış kişiler (kanser tedavisi gören, organ nakli yapılmış, HIV pozitif, kortizon kullanan) hastalığı daha ağır geçirebilir; ancak Lyme hastalığı bağışıklık zayıflığına bağlı değildir, sağlıklı kişilerde de görülür. Daha önce Lyme geçirmiş olanlarda bağışıklık tam olmadığı için tekrar hastalanma riski devam eder. Hamilelerde bakterinin bebeğe geçtiğine dair çekinceler vardır; tedavi edilmemiş anneden bebeğe geçiş çok nadirdir ama tedavi mutlaka yapılmalıdır.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Lyme hastalığı klasik olarak üç klinik evrede seyreder; ancak tüm hastalarda bu evreler kesin sınırlarla ayrılmaz, geçişler olabilir, bazı evreler atlanabilir. Erken lokalize evre (ısırıktan sonra 3-30 gün), erken yaygın evre (ısırıktan sonra haftalar-aylar) ve geç dönem (aylar-yıllar sonra) olarak gruplanır.

Erken lokalize evrenin en tipik bulgusu eritema migrans (EM) adı verilen cilt döküntüsüdür. Ortalama kene ısırığından 7-14 gün sonra (3-30 gün aralığında) ısırık bölgesinde başlar; küçük kırmızı bir nokta olarak başlayan döküntü günler içinde genişler. Klasik olarak ortada açık renkli, çevresinde kırmızı bir halka şeklinde "boğa gözü" görünümü alır ancak hastaların yarısından azında bu klasik görünüm vardır; çoğunlukla düzgün kırmızı veya hafif mor renkte, genişleyen bir alandır. Döküntü çapı genellikle 5 cm'den büyüktür; bazı vakalarda 30 cm'den fazla olabilir. Ağrısız veya hafif kaşıntılıdır, dokunulduğunda sıcak hissedilebilir. Genellikle koltuk altı, kasık, diz arkası, bel, omuz, boyun gibi nemli ve kenelerin tutunmayı sevdiği bölgelerde görülür; bu nedenle gözden kaçabilir.

EM döküntüsüyle birlikte hafif ateş, baş ağrısı, halsizlik, kas-eklem ağrıları, lenf bezlerinde şişme, gripal şikayetler görülebilir. Hastaların bir kısmı bu döküntüyü gözden kaçırabilir veya alerjik reaksiyon, böcek ısırığı sanabilir; bu yüzden zamanında tanı kaçırılabilir. Döküntü tedavisiz bile haftalar içinde kendiliğinden silinir; ancak bakteri vücuttan temizlenmemiştir, hastalık ilerleyerek diğer evrelere geçer.

Erken yaygın evre haftalar-aylar içinde ortaya çıkar. Bakteri kan yoluyla yayılmış ve vücudun birçok bölgesine ulaşmıştır. Birden fazla EM döküntüsü farklı vücut bölgelerinde görülebilir. Sinir sistemi tutulumu (nöroborelyoz) bu evrenin önemli özelliğidir. En sık görülen bulgu yüz felcidir (Bell paralizisi); yüzün bir yarısı sarkar, göz tam kapanmaz, ağız bir tarafa çekilir, hasta gülümseyemez, su içerken sızıntı olur. Lyme nedeniyle gelişen yüz felci sıklıkla çift taraflıdır, bu özelliğiyle diğer yüz felci nedenlerinden ayrılır. Beyin zarı iltihabı (lenfositik menenjit) şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, ışığa hassasiyet, bulantı, halsizlik ile seyreder. Periferik sinir tutulumu kollarda ve bacaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma, ağrı şikayetlerine yol açar (radikülopati, mononörit). Bazı hastalarda kalp tutulumu görülür; en sık AV blok adı verilen kalp ritim bozukluğu gelişir, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma hissi olabilir. Kalp ritim bozukluğu çok ağır vakalarda geçici kalp pili gerektirebilir.

Geç dönem aylar-yıllar sonra ortaya çıkar ve tedavisiz hastalarda görülür. En sık bulgu Lyme artritidir (eklem iltihabı); özellikle diz gibi büyük eklemlerde tekrarlayan şişlikler, hareket kısıtlılığı, sıvı toplanması olur. Eklem ağrısı çoğunlukla ilk başlarda olduğu kadar şiddetli değildir; daha çok şişlik ve dolgunluk hissi öne çıkar. Tedavi edilmediğinde kalıcı eklem hasarı, kıkırdak kaybı gelişebilir. Kronik nörolojik tutulum, ensefalopati (bilişsel bozukluklar), kronik ensefalomyelit (beyin ve omurilik iltihabı), polinöropati (yaygın sinir tutulumu) şeklinde olabilir. Konsantrasyon güçlüğü, bellek sorunları, uyku bozukluğu, depresyon, kronik yorgunluk, sürekli baş ağrısı uzun süreli şikayetler arasındadır. Avrupa'da bazı hastalarda akrodermatit kronika atrofikans denen kalıcı cilt değişiklikleri görülür; eller ve ayaklarda mor-kırmızı renk değişikliği, derinin incelmesi, tekrarlanan iltihap atakları ile seyreder.

"Tedavi sonrası Lyme sendromu" (PTLS) adı verilen tablo, antibiyotik tedavisi tamamlandıktan sonra bile bazı hastalarda devam eden yorgunluk, kas-eklem ağrıları, bilişsel sorunlar, uyku bozukluğu içerir. Bu durumun nedeni tam aydınlatılamamış olup tartışmalıdır; bazı uzmanlar sinir hasarına, bazıları otoimmün reaksiyonlara bağlı olabileceğini düşünür. Tekrarlayan antibiyotik tedavisi genellikle ek yarar sağlamaz; semptomatik tedavi ve destekleyici yaklaşım uygulanır.

Tanı Nasıl Konulur?

Lyme hastalığının tanısı, hekimin hastayı dinlemesi (öykü) ve fiziksel muayene bulgularının değerlendirilmesiyle başlar. Doğa aktiviteleri öyküsü, kene ısırığı hatırlama, EM döküntüsü görme, hangi mevsimde olduğu, hangi bölgede yaşandığı önemli ipuçlarıdır. Ancak hastaların yalnızca %30-50'si kene ısırığını hatırlar; çünkü kene çok küçüktür ve ısırığı genellikle ağrısız olur. Bu yüzden kene öyküsü olmaması Lyme olasılığını dışlamaz.

EM döküntüsünün varlığı tek başına tanı koymak için yeterlidir; çünkü bu döküntü Lyme hastalığına oldukça özgüdür. Risk bölgesinde, kenelerin aktif olduğu mevsimde, tipik görünümde döküntü varsa laboratuvar testi beklemeden tedaviye başlanır. Bu erken müdahale komplikasyonların önlenmesi için son derece önemlidir.

Laboratuvar testleri, tanıyı destekleyici olarak kullanılır. Kullanılan testler genellikle iki basamaklıdır. İlk basamak olarak ELISA veya immünofloresan testlerle vücudun Borrelia burgdorferi'ye karşı oluşturduğu antikorlar (IgM ve IgG) ölçülür. Pozitif veya şüpheli sonuçlarda ikinci basamak olarak Western blot testi yapılarak sonuç doğrulanır. Bu iki basamaklı yaklaşım, hem duyarlılığı hem de özgüllüğü artırmak içindir.

Erken dönemde antikorlar henüz oluşmadığı için (vücudun antikor üretmesi 2-6 hafta sürer) ilk haftalarda testler yanlış negatif çıkabilir. Bu yüzden EM döküntüsü olan hastalarda test negatif olsa bile tedavi yapılır. Antikorlar geç dönemde belirgin pozitiftir; ancak tedaviden sonra da uzun süre yüksek kalır, bu nedenle pozitif test her zaman aktif hastalık anlamına gelmez. Bir kişi geçmişte Lyme geçirmiş ve tedavi edilmiş olabilir.

Beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemesi, nörolojik tutulum şüphesinde yapılır. Sıvıda hücre artışı, protein yüksekliği, ve özel olarak BOS'ta üretilmiş Borrelia antikorları (BOS/serum antikor oranı) tanıyı destekler. Eklem sıvısında veya eklem zarı biyopsisinde PCR ile bakteri DNA'sı saptanabilir; özellikle Lyme artriti tanısında değerlidir. Kültür yöntemi çok hassas değildir ve günlük pratikte kullanılmaz; bakterinin üretilmesi haftalar sürebilir ve oran düşüktür.

Görüntüleme yöntemleri tutulan organa göre kullanılır. Eklemlerde MR yararlı olabilir; sinov tutulumu, sıvı miktarı görüntülenir. Beyin tutulumunda kraniyal MR yapılır; ancak Lyme nörolojik tutulumunda MR bulguları her zaman belirgin olmayabilir. Kalp tutulumu şüphesinde EKG (AV blok aranır), 24 saat ritim takibi (Holter), ekokardiyografi yapılır. Yüz felci olan hastalarda Lyme dışlanması için mutlaka serolojik test yapılmalıdır; özellikle endemik bölgelerde, yaz aylarında, çift taraflı yüz felcinde Lyme akla getirilmelidir.

Ayırıcı tanıda romatoid artrit, lupus, multipl skleroz, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, sifiliz gibi hastalıklar düşünülmelidir; çünkü bunlar benzer şikayetlere yol açabilir. Hekim, hem öykü hem muayene hem de laboratuvar sonuçlarını bir bütün olarak değerlendirir. Yanlış pozitif laboratuvar sonuçları olabileceği için sadece test sonucuna dayanarak tanı koymak doğru değildir.

Tedavi Süreci Nasıl İşler?

Lyme hastalığının tedavisi, hastalığın evresine, etkilenen organ sistemlerine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre planlanır. Genel ilke, uygun antibiyotiklerin yeterli sürede kullanılmasıdır. Erken dönemde başlanan tedavi son derece etkilidir ve hastaların büyük çoğunluğu komplikasyonsuz iyileşir.

Erken lokalize evrede (EM döküntüsü olan, sistemik bulguların hafif olduğu vakalar) ağızdan antibiyotik tedavisi yeterlidir. Yetişkinlerde ilk seçenek doksisiklin'dir; günde 2 kez 100 mg, 10-14 gün süreyle verilir. Doksisiklin aynı zamanda anaplazmoz gibi diğer kene kaynaklı enfeksiyonlara da etki ettiği için tercih edilir. Hamile, emziren kadınlar ve 8 yaş altı çocuklarda doksisiklin kullanılmaz; bu hastalarda amoksisilin (yetişkinlerde günde 3 kez 500 mg) veya sefuroksim aksetil (günde 2 kez 500 mg) verilir. Penisilin alerjisi olanlarda makrolid grubu (azitromisin, klaritromisin) alternatif olarak kullanılabilir ancak etkinliği biraz daha düşüktür.

Erken yaygın evrede, hafif tutulumda yine ağızdan antibiyotik tedavisi 14-21 gün süreyle yapılır. Birden fazla EM döküntüsü, izole yüz felci, hafif kalp tutulumu olan hastalarda ağızdan tedavi yeterli olabilir. Ancak menenjit, ciddi kardit, ileri AV blok, omurilik tutulumu gibi ağır nörolojik veya kalp tutulumu varsa damardan antibiyotik tedavisi gereklidir. Bu durumda seftriakson (günde tek doz 2 g, damar yolu) 14-28 gün süreyle uygulanır. Sefotaksim, penisilin G gibi alternatifler kullanılabilir.

Geç dönem komplikasyonların tedavisi daha uzun ve karmaşıktır. Lyme artritinde 28 günlük ağızdan doksisiklin veya amoksisilin tedavisi yapılır; yanıt vermeyenlerde damardan seftriakson denenir. Kronik nörolojik tutulumda damardan seftriakson 28 gün boyunca verilir. Kalp tutulumunda hastane şartlarında izlem, gerektiğinde geçici kalp pili uygulaması, antibiyotik tedavisi birlikte yapılır.

Tedavi sırasında yan etkiler olabilir. Doksisiklin güneşe hassasiyet (foto sensitivite) yapabildiğinden tedavi süresince güneşten korunma, geniş şapka ve uzun kollu kıyafet kullanımı, güneş koruyucu sürülmesi önemlidir. Mide bulantısı, kusma, ishal gibi yan etkiler görülebilir; ilaç yemekle alındığında daha iyi tolere edilir. Amoksisilin daha çok alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Seftriakson safra çamuru ve safra taşı oluşumuna yol açabilir.

Bazı hastalarda antibiyotik başlandıktan sonraki saatler içinde "Jarisch-Herxheimer reaksiyonu" gelişebilir; ateş, titreme, kas ağrıları, döküntünün belirginleşmesi şeklinde görülür. Bu reaksiyon, ölen bakterilerden açığa çıkan maddelerin yarattığı bir yanıttır, genellikle birkaç saat içinde geçer ve tedaviyi kesmek gerekmez.

Tedavi başarısı klinik yanıtla değerlendirilir; EM döküntüsü 2 hafta içinde kaybolur, ateş ve halsizlik düzelir, eklem şişliği geriler. Antikor düzeyleri tedaviden sonra aylar-yıllar boyunca yüksek kalabileceğinden takip için kullanılmaz. Bazı hastalarda tedavi sonrası bir süre devam eden yorgunluk, hafif kas-eklem ağrıları normaldir ve haftalar içinde geriler. Uzun süre devam eden şikayetler için tekrarlayan uzun süreli antibiyotik tedavisi önerilmez; bu yaklaşım yan etki riskini artırır, antibiyotik direnci gelişimine katkıda bulunur ve klinik fayda göstermemiştir. Bu hastalarda destekleyici tedavi (ağrı yönetimi, fizik tedavi, psikolojik destek) öne çıkar.

Kene ısırığı sonrası proflaktik (önleyici) antibiyotik tedavisi; yüksek risk bölgesinde, kene 36 saatten uzun süre tutunmuş ve dolu görünüyorsa, hatırlanan ısırıktan 72 saat içinde başvuran erişkinlerde tek doz doksisiklin (200 mg) ile yapılabilir. Bu uygulama Lyme gelişimi riskini belirgin biçimde azaltır.

Komplikasyonlar Nelerdir?

Lyme hastalığı, zamanında tanınıp tedavi edildiğinde komplikasyon bırakmadan iyileşen bir hastalıktır. Ancak tanı geciktiğinde veya tedavi yetersiz kaldığında uzun süreli ve bazen kalıcı sorunlar gelişebilir. En sık görülen komplikasyon eklem tutulumudur. Lyme artriti, özellikle diz olmak üzere büyük eklemlerde tekrarlayan, şişlik, dolgunluk, hareket kısıtlılığı ile seyreden bir tablodur. Atak şeklinde gelir gider, her atak haftalar sürebilir. Tedavisiz uzun süre devam ederse kıkırdakta kalıcı hasar, eklem deformitesi, fonksiyonel kayıp gelişebilir. Tedavi sonrası bir grup hastada "antibiyotik-refrakter Lyme artriti" denen, antibiyotik yanıtsız kalan ve otoimmün mekanizmalarla devam eden bir tablo görülebilir; bu hastalarda romatolojik tedavi (NSAİİ'ler, hidroksiklorokin, gerekirse biyolojik ajanlar) uygulanır.

Nörolojik komplikasyonlar Lyme hastalığının en korkulan sonuçları arasındadır. Yüz felci (Bell paralizisi) genellikle tedaviyle iyileşir ancak bir kısım hastada hafif asimetri, göz kapatma güçlüğü kalabilir. Periferik sinir tutulumu kalıcı uyuşma, karıncalanma, kas zayıflığı bırakabilir. Beyin tutulumu sonrası bilişsel bozukluklar (bellek, konsantrasyon, dikkat sorunları), kişilik değişiklikleri, depresyon, kronik yorgunluk kalabilir. Çok ileri vakalarda Lyme ensefalomyeliti gelişir; beyin ve omurilik yaygın tutulur, felç, görme kaybı, idrar tutamama, ciddi kişilik değişiklikleri görülür; bu tablo multipl skleroz veya beyin tümörü ile karıştırılabilir.

Kalp komplikasyonları arasında AV blok (kalp ileti sistemi bozukluğu), miyokardit (kalp kası iltihabı), perikardit (kalp zarı iltihabı) sayılır. AV blok genellikle tedaviyle düzelir, kalıcı kalp pili gerekmez. Ancak miyokardit kalp yetmezliğine, ritim bozukluklarına yol açabilir.

Cilt komplikasyonları Avrupa'da daha sık görülür. Akrodermatit kronika atrofikans, geç dönemde el ve ayak sırtlarında mor-kırmızı renk değişikliği, derinin incelmesi, kırışıklık oluşumu ile seyreden, kalıcı bir cilt değişikliğidir. Borrelia lenfositoması, kulak memesi, meme başı veya skrotumda görülen kırmızı-mor şişlik tarzında bir bulgu olup tedaviyle düzelir.

Göz tutulumu konjonktivit, üveit, retina iltihabı, optik sinir tutulumu şeklinde görülebilir; kalıcı görme kaybı riski vardır. Hamile kadınlarda tedavi edilmemiş Lyme'ın bebeğe geçmesiyle düşük, ölü doğum, doğumsal anomalileler bildirilmiştir; ancak uygun antibiyotik tedavisi alan annelerin bebeklerinde bu komplikasyonlar görülmez.

Tedavi sonrası Lyme sendromu (PTLS), %10-20 oranında hastada görülebilen bir durumdur. Antibiyotik tedavisi tamamlandıktan sonra haftalarca-aylarca süren yorgunluk, kas-eklem ağrıları, bilişsel sorunlar, uyku bozukluğu içerir. Bu durumun mekanizması tam aydınlatılamamıştır; sinir hasarı, devam eden inflamasyon, otoimmün reaksiyonlar suçlanmaktadır. Tekrarlayan uzun süreli antibiyotik tedavisi etkili bulunmamıştır; semptomatik tedavi, fizik tedavi, psikolojik destek, yaşam tarzı düzenlemeleri ile çoğu hastada zamanla düzelme görülür.

"Kronik Lyme hastalığı" terimi bilimsel olarak tartışmalıdır; bir grup hekim ve hasta bu kavramı kabul ederken, ana akım tıp dünyası "tedavi sonrası Lyme sendromu" tanımını tercih eder. Uzun süreli, yüksek doz antibiyotik tedavisi pahalı, riskli ve etkinliği kanıtlanmamış bir yaklaşımdır; ciddi yan etkiler (kateter enfeksiyonları, Clostridium difficile ishali, böbrek-karaciğer toksisitesi) bildirilmiştir.

Nasıl Bulaşır, Nereden Bulaşır?

Lyme hastalığı yalnızca enfekte kenelerin ısırmasıyla insanlara geçen bir enfeksiyondur. Hastalığın etkeni olan Borrelia burgdorferi bakterisi, doğada Ixodes cinsi keneler tarafından taşınır. Kuzey Amerika'da Ixodes scapularis (kara ayaklı kene, geyik kenesi) ve Ixodes pacificus, Avrupa ve Asya'da Ixodes ricinus ve Ixodes persulcatus başlıca taşıyıcılardır. Türkiye'de Ixodes ricinus en yaygın türdür.

Keneler doğada bazı küçük kemirgenler (özellikle beyaz ayaklı fareler), küçük memeliler, kuşlar üzerinde yaşar ve bu hayvanlardan kan emerken bakteriyi alır. Geyik ve büyük memeliler keneye ev sahipliği yapar ancak Borrelia için iyi rezervuar değildir; geyikler aslında kene yaşam döngüsünde önemli rol oynar ama bakteriyi taşımazlar. Keneler yaşamları boyunca üç gelişim evresinden geçer: larva, nimf ve erişkin. Her evrede bir kez kan emerler. İnsana en sık nimf evresindeki keneler bulaşma yapar; çünkü bu keneler çok küçük (haşhaş tohumu kadar), fark edilmesi zor ve enfekte olma oranı yüksektir.

Kene insana tutunduğunda, bakterinin geçişi için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bakteri kenenin midesinde bulunur ve insana geçmek için tükürük bezlerine doğru göç etmesi gerekir; bu süreç 24-48 saat alır. Bu yüzden kenenin 24 saatten önce çıkarılması Lyme bulaşma riskini büyük ölçüde azaltır; 36 saatten sonra ise risk belirgin biçimde artar. Kene ne kadar şişmiş ve dolu görünürse, vücutta o kadar uzun süre kalmış demektir.

Kene ısırığı genellikle ağrısızdır; çünkü kenenin tükürüğünde lokal anestetik etkisi olan maddeler vardır. Bu yüzden hastaların önemli bir kısmı ısırığı fark etmez. Kene tutunmayı tercih ettiği nemli, kıvrımlı bölgelere gizlenir; saç dibi, kulak arkası, boyun, koltuk altı, göğüs altı, göbek, kasık, popo arası, diz arkası, genital bölge sık yerleştiği yerlerdir. Çocuklarda saç içinde bulunması yaygındır.

Doğada Lyme bakterisi taşıyan kene oranı bölgeye göre büyük farklılık gösterir; bazı bölgelerde nimflerin %20-40'ı, bazı bölgelerde %5'ten azı enfektedir. Türkiye'de yapılan çalışmalar Borrelia taşıyan kene oranının %5-15 arasında olduğunu göstermiştir. Bir kene ısırığı sonrası Lyme gelişme riski genellikle %1-3'tür; ancak yüksek riskli bölgelerde ve uzun süre tutulu kalmış kene durumunda bu oran %20'ye kadar çıkabilir.

Lyme hastalığı kişiden kişiye doğrudan bulaşmaz; hastayla aynı ortamda bulunmak, tokalaşmak, öpüşmek, cinsel temas, solunum, yiyecek-içecek paylaşımı yoluyla geçmez. Kan transfüzyonu yoluyla teorik olarak bulaşma mümkün olabilir; ancak Lyme hastalığı olduğu bilinen kişilerden kan alınmaz, bu yüzden risk çok düşüktür. Hamile anneden bebeğe geçiş çok nadir görülür; uygun tedavi alan annelerde bu risk yok denecek kadar azdır. Anne sütüyle bulaşma kanıtlanmış değildir; emzirme güvenlidir. Sivrisinekler, sinekler, pireler, bitler Lyme hastalığını taşımaz.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Doğa aktivitelerinden sonra cildinizde 5 cm'den büyük, yuvarlak veya halka şeklinde, genişleyen bir kırmızı döküntü fark ederseniz vakit kaybetmeden bir hekime başvurmalısınız. Bu döküntü mutlaka kaşınmaz, ağrımaz; bu nedenle hafife alınmamalıdır. Boğa gözü görünümü tipiktir ancak her zaman görülmez. Döküntünün kene ısırığını hatırlama gerekliliği yoktur; çünkü ısırığı çok sık fark edilmez. Endemik bölgelerde, ilkbahar-yaz-erken sonbahar aylarında özellikle dikkatli olunmalıdır.

Kene ısırığı sonrası bazı belirtiler mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Ateş, baş ağrısı, kas-eklem ağrıları, halsizlik, lenf bezi şişmesi, döküntü gibi bulgular ısırıktan günler-haftalar sonra başlarsa Lyme hastalığı düşünülmelidir. Yüzde sarkma, ağzın bir tarafa çekilmesi, göz kapatamama (yüz felci belirtileri) acil değerlendirme gerektiren bulgulardır; özellikle ilkbahar-yaz aylarında ve kene ısırığı öyküsü olanlarda Lyme akla mutlaka getirilmelidir.

Açıklanamayan eklem şişlikleri (özellikle diz), tekrarlayan eklem ağrıları, kollarda-bacaklarda yanma-uyuşma-karıncalanma şikayetleri, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma hissi (kalp ritim bozukluğu belirtileri), şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, ışığa hassasiyet (menenjit belirtileri), bilinç değişiklikleri, çevreye karşı ilgi azalması, hafıza-konsantrasyon sorunları hekime başvurmayı gerektiren bulgulardır. Hamileliğin herhangi bir döneminde kene ısırığı olan veya Lyme şüphesi taşıyan kadınlar mutlaka doktora başvurmalı; bebeğin sağlığı açısından erken tanı ve tedavi önemlidir.

Kenenin doğru çıkarılması önemli bir konudur. Vücutta kene fark edildiğinde panik yapılmamalıdır. Cımbız ile kene cildin hemen üzerindeki baş kısmından (mümkün olduğunca cilde yakın) tutulmalı, yavaş ve sabit bir kuvvetle düz olarak yukarı doğru çekilmelidir. Kenenin gövdesini sıkıştırmamak, ezmemek önemlidir; çünkü bu durum bakteri içeren tükürüğün vücuda enjekte olmasına yol açabilir. Yağ sürmek, alkol veya sigara yakıp yaklaştırmak, vazelin uygulamak gibi halk arasında yaygın olan yöntemler yanlıştır; bu yöntemler keneyi rahatsız edip daha çok bakteri salgılamasına neden olabilir. Kene çıkarıldıktan sonra ısırık bölgesi su-sabunla yıkanmalı, alkollü antiseptikle temizlenmelidir. Çıkarılan kene mümkünse atılmadan saklanmalı ve tıbbi değerlendirme için doktora götürülmelidir.

Kene tam çıkarılamamış, başı içeride kalmışsa, kene 36 saatten uzun süre tutulu kalmış, kene dolu ve şişmiş görünüyorsa, ısırık bölgesinde döküntü veya iltihap belirtileri varsa, ısırıktan sonra ateş ve halsizlik başlamışsa hekime başvurmak gerekir. Bazı durumlarda hekim önleyici (proflaktik) antibiyotik tedavisi başlayabilir; bu özellikle yüksek risk bölgelerinde, uzun süre tutulu kalmış kenelerde, 72 saat içinde başvuran erişkinlerde uygulanır.

Kendi kendine antibiyotik kullanmak Lyme hastalığında zararlıdır; yanlış antibiyotik seçimi, eksik süre kullanım, tanının gecikmesine ve direnç gelişimine yol açabilir. Tedavi mutlaka hekim önerisiyle yapılmalıdır. Koru Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları bölümü, Lyme hastalığı şüphesi olan vakalarda doğru tanı, uygun tedavi ve takip için tüm imkanı sağlar.

Son Değerlendirme

Lyme hastalığı, kene kaynaklı bir bakteriyel enfeksiyon olup erken tanındığında ve uygun antibiyotiklerle tedavi edildiğinde tamamen iyileşen, ancak gecikmiş tedavi durumunda kalıcı sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir hastalıktır. Korunmanın temeli kenelerden korunma stratejileridir. Doğada yürüyüş, kamp, piknik, avcılık, tarım gibi aktiviteler sırasında uzun kollu, açık renkli giysiler giymek, pantolon paçalarını çorabın içine sokmak, boynunu kapatan tişört veya gömlek tercih etmek kenelerin tene ulaşmasını engeller. Cilde DEET, ikaridin gibi etken maddeli kene/böcek kovucular uygulamak, kıyafetlere permetrin püskürtmek etkili koruyucu önlemlerdir. Doğada uzun otlu alanlardan, çalılık-fundalık bölgelerden uzak durmak, patikaların ortasından yürümek de risk azaltır.

Doğa aktivitesi sonrası en geç birkaç saat içinde tüm vücut sıkı bir şekilde kene kontrolünden geçirilmelidir; özellikle saç dibi, kulak arkası, boyun, koltuk altı, göğüs altı, göbek, kasık, popo arası, diz arkası, ayak parmakları arası gibi nemli ve kıvrımlı bölgeler iyice incelenmelidir. Çocuklar mutlaka ebeveynler tarafından kontrol edilmelidir. Eve dönüşte duş alıp giysilerin kurutucuda en az 10 dakika yüksek ısıda kurutulması, üzerlerinde olabilecek kenelerin ölmesini sağlar. Evcil hayvanlar da kene için taşıyıcıdır; köpek ve kediler düzenli olarak kontrol edilmeli, veteriner önerisiyle uygun kene koruyucular kullanılmalıdır.

Kene tutunmuş olarak fark edildiğinde panik yapmadan, cımbızla cilde yakın yerinden tutarak yavaşça düz olarak çekilmelidir. Çıkarma sonrası bölge antiseptik ile temizlenmelidir. Halk arasında yaygın olan yağ, alkol, ateş uygulamaları yanlış yöntemlerdir ve bulaş riskini artırabilir. Kene çıkarıldıktan sonra 30 gün boyunca ısırık bölgesi takip edilmeli; döküntü, kızarıklık, sıcaklık artışı ya da ateş, halsizlik gelişirse hemen doktora başvurulmalıdır.

Lyme hastalığına karşı şu an için onaylı bir aşı bulunmamaktadır; geçmişte üretilen LYMErix aşısı yan etki kaygıları nedeniyle piyasadan çekilmiştir, ancak yeni aşı çalışmaları devam etmektedir. Bu nedenle korunmanın temeli kişisel koruma ve kene kontrolüdür. Şikayetleriniz olduğunda kendi başınıza ilaç almak yerine Koru Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları bölümünde uzman değerlendirmesi alarak doğru tanı ve uygun tedavi süreci başlatılmalıdır; çünkü erken tanı Lyme'ın kalıcı komplikasyonlardan korunmasının anahtarıdır.

Bilgilendirme: Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; doktor muayenesi, tanı veya tedavinin yerini tutmaz. Sağlığınızla ilgili kararlar için bir uzman hekime danışın.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Lyme hastalığı nedir, vücudumda nasıl bir şey oluyor?
Lyme hastalığı, genellikle kene ısırmasıyla vücuda giren bakterilerin neden olduğu bir enfeksiyondur. Bu bakteri vücuda yayıldığında eklemlerden kalbe kadar pek çok bölgeyi etkileyebilir.
Bende Lyme mı var, nasıl anlarım?
Genellikle kene ısırığından sonra oluşan hedef tahtası şeklinde kırmızı bir döküntüyle kendini belli eder. Bunun yanında ateş, eklem ağrısı ve aşırı halsizlik gibi grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız şüphelenmek gerekir.
Lyme hastalığı bulaşıcı mı, yanımda duran birine geçer mi?
Hayır, Lyme hastalığı insandan insana bulaşmaz. Sadece enfekte olmuş bir kenenin sizi ısırmasıyla veya çok nadir durumlarda hamilelikte anneden bebeğe geçişle bulaşabilir.
Lyme hastalığı ölümcül mü, çok korkmalı mıyım?
Lyme hastalığı nadiren doğrudan ölümcüldür ancak tedavi edilmezse vücutta ciddi hasarlar bırakabilir. Erken teşhis ve doğru tedaviyle hastaların büyük çoğunluğu sağlıklı bir şekilde iyileşir.
Lyme hastalığı geçer mi, tedavisi var mı?
Evet, Lyme hastalığı antibiyotiklerle tedavi edilebilir bir durumdur. Erken aşamada yakalandığında tedavi genellikle başarılı olur ve belirtiler hızla kaybolur.
Lyme hastalığından nasıl korunurum, keneden nasıl kaçarım?
Doğaya veya pikniğe giderken uzun kıyafetler giymek ve paçaları çorabın içine sokmak koruyucudur. Eve dönünce vücudunuzda kene olup olmadığını mutlaka kontrol etmelisiniz.
Lyme hastalığı olunca ne yememeli, diyet yapmalı mıyım?
Lyme için özel bir diyet listesi yoktur ancak vücudun bağışıklığını güçlü tutmak için şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak iyileşme sürecini destekleyebilir. Bol su içmek ve dengeli beslenmek her zaman önemlidir.
Lyme hastalığı ile normal yaşayabilir miyim, hayatım biter mi?
Çoğu insan tedavi olduktan sonra eski hayatına tamamen dönebilir. Ancak tedavi gecikirse bazı kişilerde uzun süreli eklem ağrısı veya yorgunluk gibi etkiler kalabilir.
Lyme hastalığı kalıtsal mı, çocuğuma geçer mi?
Lyme genetik bir hastalık değildir, yani genlerinizle çocuğunuza geçmez. Sadece hamilelik sırasında enfeksiyonun bebeğe geçme ihtimali vardır, bu yüzden hamilelerin dikkatli olması gerekir.
Hangi durumda acile gitmeli?
Eğer kene ısırığından sonra şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, yüz felci veya düzensiz kalp atışı gibi belirtiler yaşıyorsanız vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna gitmelisiniz.
Doğal yöntemler Lyme hastalığını olumlu etkiler mi?
Bitkisel kürler veya doğal yöntemler sadece destekleyici olabilir, ancak bakteriyel bir enfeksiyon olduğu için antibiyotik tedavisi şarttır. Sadece doğal yöntemlere güvenmek hastalığın ilerlemesine neden olabilir.
Hamilelikte Lyme hastalığı tehlikeli mi?
Hamilelikte Lyme hastalığı ciddiye alınması gereken bir durumdur, çünkü bebeğe zarar verme riski vardır. Bu süreçte doktor kontrolünde uygun antibiyotik tedavisi uygulanarak riskler en aza indirilir.
Çocuklarda Lyme belirtileri farklı mı?
Çocuklarda da belirtiler yetişkinlerle benzerdir; ateş, döküntü ve eklem ağrısı en yaygın olanlardır. Ancak çocuklar bazen ağrılarını ifade edemeyebilir, bu yüzden halsizlik ve huzursuzluk gibi değişimlere dikkat edilmelidir.
Yaşlılarda Lyme nasıl seyrediyor?
Yaşlılarda bağışıklık sistemi daha yavaş tepki verebileceği için belirtiler bazen daha silik olabilir. Ayrıca kronik rahatsızlıkları varsa, hastalığın vücuttaki etkisi biraz daha ağır hissedilebilir.
Lyme hastalığı iş hayatımı veya spor yapmamı engeller mi?
Tedavi süresince dinlenmek önemlidir, bu yüzden işe veya spora kısa bir ara vermek gerekebilir. İyileşme gerçekleştikten sonra çoğu kişi eski fiziksel aktivite seviyesine geri dönebilir.
Lyme hastalığı stresle ilgili olabilir mi?
Lyme hastalığı stresten kaynaklanmaz, doğrudan bakteri kaynaklıdır. Ancak stres, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak hastalığın belirtilerini daha yoğun hissetmenize yol açabilir.
Vitamin eksikliği Lyme hastalığı yapar mı?
Hayır, vitamin eksikliği tek başına Lyme yapmaz. Ancak vücutta vitamin veya mineral eksikliği varsa, enfeksiyonla mücadele etmek zorlaşabilir ve iyileşme süreci uzayabilir.
Lyme hastalığının farklı türleri var mı?
Lyme hastalığı, vücudun hangi bölgesini tuttuğuna göre deri, eklem veya sinir sistemi tutulumu gibi farklı şekillerde kendini gösterebilir. Bakterinin türüne göre de belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişebilir.
WhatsApp Online Randevu