Kardiyoloji

Kardiyoloji Bölümü

Kardiyoloji bölümü kalp ve damar hastalıklarının tanı ve yaklaşımda uzmanlaşmıştır. Koru Hastanesi olarak kardiyoloji kliniğimizin ilgi alanlarını ve baktığı hastalıkları tanıtıyoruz.

Kardiyoloji, kalp ve dolaşım sisteminin anatomisini, fizyolojisini, patolojilerini ve bu sistemle ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve koruyucu önlemlerini inceleyen tıp uzmanlık dalıdır. Kardiyovasküler sistem (kalp ve damar sistemi) hastalıkları, dünya genelinde ve ülkemizde morbidite (hastalanma oranı) ve mortalite (ölüm oranı) listelerinin ilk sıralarında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl meydana gelen küresel ölümlerin yaklaşık yüzde 31'i kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümü, bu geniş hastalık yelpazesine yönelik tanısal süreçleri ve tedavi protokollerini güncel bilimsel kılavuzlar doğrultusunda yürütmektedir. Kardiyoloji bilim dalı; koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, ritim bozuklukları, kapak hastalıkları ve doğumsal kalp anomalileri gibi hayati önem taşıyan klinik tablolarla ilgilenmektedir.

Kardiyovasküler Sistemin Anatomi ve Fizyolojisi

Kardiyovasküler sistem, vücut dokularına oksijen ve besin maddesi sağlayan, metabolik atıkları ise uzaklaştıran kapalı bir pompa mekanizmasıdır. Kalp, göğüs kafesinin merkezinde, mediastinum adı verilen bölgede yer alan ve günde ortalama 100.000 kez kasılarak yaklaşık 7.300 litre kan pompalayan dört odacıklı kasal bir organdır. Üstte iki adet atriyum (kulakçık) ve altta iki adet ventrikül (karıncık) bulunur. Kalbin sağ tarafı, vücuttan gelen deoksijene (oksijeni azalmış) kanı alarak akciğerlere pompalar; sol tarafı ise akciğerlerden gelen oksijenize (oksijenlenmiş) kanı tüm vücuda dağıtır. Kanın bu tek yönlü akışı; mitral, triküspit, aort ve pulmoner kapaklar aracılığıyla sağlanmaktadır. Kalp kasının kasılma fonksiyonunu yöneten elektriksel uyarılar, sinoatriyal düğüm (doğal ritim odağı) tarafından üretilerek atriyoventriküler düğüm ve His-Purkinje sistemi üzerinden tüm miyokard (kalp kası) dokusuna iletilir.

Sık Karşılaşılan Kardiyolojik Hastalıklar ve Patofizyolojileri

Kardiyoloji kliniklerinde tanı ve tedavisi gerçekleştirilen hastalıklar, kalbin farklı anatomik yapılarını ve işlevlerini etkileyen patolojilerden oluşmaktadır. Bu hastalıkların mekanizmaları, hücresel düzeyden sistemik dolaşıma kadar uzanan geniş bir fizyopatolojik süreci kapsar.

Koroner Arter Hastalığı (Damar Sertliği)

Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen koroner damarların iç çeperinde aterom plaklarının birikmesiyle karakterize ateroskleroz (damar sertliği) sürecidir. LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) kolesterolün damar duvarına penetre olması ve inflamatuar hücrelerin bu bölgeye göç etmesiyle oluşan plaklar, damar lümenini daraltarak miyokardiyal iskemi (kalp kasının kanlanma yetersizliği) tablosuna yol açar. Damar lümenindeki daralma yüzde 70 seviyesine ulaştığında, eforla ortaya çıkan anjina pektoris (göğüs ağrısı) semptomları başlar. Plak rüptürü (yırtılması) ve üzerine binen trombüs (pıhtı) oluşumu ise damarı tamamen tıkayarak miyokard enfarktüsü (kalp krizi) tablosunu meydana getirir. İlk 20 ila 40 dakika içinde müdahale edilmeyen tam tıkanıklıklar, kalp kası hücrelerinin irreversibl (geri dönüşümsüz) nekrozuna (hücre ölümü) neden olur.

Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)

Hipertansiyon, sistemik arteriyel kan basıncının sürekli olarak normal sınırların üzerinde seyretmesi durumudur. Güncel kardiyoloji kılavuzlarına göre, sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 140 mmHg ve üzerinde, diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) ise 90 mmHg ve üzerinde olması hipertansiyon olarak tanımlanır. Hastalığın yüzde 90-95'i primer (esansiyel) hipertansiyon olup, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörlerine bağlıdır; geri kalan kısım ise renal (böbrek kaynaklı) veya endokrin nedenlere bağlı sekonder hipertansiyondur. Kronik yüksek basınç, sol ventrikül hipertrofisi (kalp kası kalınlaşması), inme, böbrek yetmezliği ve aort diseksiyonu (aort damarı yırtılması) riskini doğrudan artırır.

Kalp Yetersizliği (Kalp Kası Güçsüzlüğü)

Kalp yetersizliği, kalbin dokuların metabolik ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda kanı pompalayamaması veya bunu ancak yüksek dolum basınçları altında gerçekleştirebilmesi durumudur. Ejeksiyon fraksiyonu (kalbin her kasılmada pompaladığı kan yüzdesi) parametresine göre sınıflandırılır; normal değeri yüzde 50-70 arasındadır. Ejeksiyon fraksiyonunun yüzde 40'ın altına düşmesi, sistolik kalp yetersizliğini (kasılma kusuru) işaret ederken, kalp kasının gevşeme yeteneğinin bozulması diyastolik kalp yetersizliğine yol açar. New York Kalp Cemiyeti (NYHA) fonksiyonel sınıflandırmasına göre, hastaların semptomları Sınıf I (semptomsuz) ile Sınıf IV (istirahat halinde dahi semptom varlığı) arasında derecelendirilir.

Aritmi (Kalp Ritmi Düzensizlikleri)

Aritmi, kalbin elektriksel aktivitesindeki düzensizlikler sonucu ortaya çıkan ritim bozukluklarıdır. Kalp hızının dakikada 60 atımın altına düşmesi bradikardi, 100 atımın üzerine çıkması ise taşikardi olarak adlandırılır. Atriyal fibrilasyon, klinik pratikte en sık karşılaşılan dirençli aritmi türü olup, kulakçıkların organize kasılmak yerine titreşmesiyle karakterizedir ve sol atriyal apendikste pıhtı oluşumuna yol açarak inme riskini 5 kat artırır. Ventriküler taşikardi ve ventriküler fibrilasyon ise doğrudan kardiyak debiyi sıfırlayabilen ve acil defibrilasyon (şok tedavisi) gerektiren ölümcül ritim bozukluklarıdır.

Kapak Hastalıkları (Mitral ve Aort Kapak Patolojileri)

Kalp kapak hastalıkları, kapakların tam açılamaması durumu olan stenoz (darlık) veya tam kapanamaması durumu olan yetersizlik (kaçırma) şeklinde gelişir. En sık görülen kapak patolojileri arasında aort darlığı, mitral yetersizliği ve mitral darlığı yer almaktadır. Aort darlığı, sol ventrikül çıkış yolunu daraltarak kalbin iş yükünü artırır ve tedavi edilmediğinde sol ventrikül yetersizliğine neden olur. Kapak hastalıklarının etiyolojisinde çocukluk çağında geçirilen romatizmal kardit (eklem romatizması), dejeneratif kalsifikasyon (yaşlanmaya bağlı kireçlenme) ve konjenital (doğuştan) biküspit aort yapısı önemli rol oynar.

Kardiyolojik Hastalıkların Belirtileri ve Semptom Analizi

Kardiyovasküler sistem hastalıkları, hastanın günlük yaşam kalitesini düşüren ve hayati tehlike arz eden çeşitli klinik belirtilerle kendini gösterir. Bu belirtilerin doğru analiz edilmesi, erken tanı ve tedavi sürecinin planlanmasında kritik öneme sahiptir.

  • Göğüs Ağrısı (Anjina Pektoris): Genellikle göğsün orta kısmında, iman tahtası arkasında hissedilen, sol kola, boyna, çeneye veya sırta yayılabilen sıkışma, baskı veya yanma hissi şeklindeki ağrılardır.
  • Nefes Darlığı (Dispne): Başlangıçta sadece eforla ortaya çıkan, hastalık ilerledikçe istirahat halinde de görülen, düz yatınca artan (ortopne) veya gece uykudan uyandıran (paroksismal nocturnal dispne) solunum güçlüğüdür.
  • Çarpıntı (Palpitasyon): Kalp atımlarının hasta tarafından rahatsız edici şekilde hissedilmesi, düzensiz veya çok hızlı atım algısıdır.
  • Ödem (Sıvı Birikmesi): Özellikle ayak bileklerinde, bacaklarda ve karın bölgesinde (asit) meydana gelen, üzerine basıldığında çukurlaşan (gode bırakan) sıvı birikimidir.
  • Senkop (Bayılma): Beyne giden kan akımının geçici olarak azalması sonucu oluşan, ani ve kısa süreli bilinç kaybı durumudur.
  • Halsizlik ve Çabuk Yorulma: Kalp debisinin yetersizliğine bağlı olarak dokulara giden oksijen miktarının azalması sonucu ortaya çıkan kronik yorgunluk hissidir.

Kardiyolojide Risk Faktörleri ve Epidemiyolojik Veriler

Kardiyovasküler hastalıkların gelişiminde rol oynayan risk faktörleri, değiştirilemeyen ve değiştirilebilen (kontrol altına alınabilen) faktörler olarak iki ana gruba ayrılır. Değiştirilemeyen risk faktörleri arasında ileri yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üzeri), erkek cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü (birinci derece erkek akrabalarda 55, kadın akrabalarda 65 yaş öncesi koroner olay) yer alır. Değiştirilebilir risk faktörleri ise tütün kullanımı, dislipidemi (kolesterol yüksekliği), diabetes mellitus (şeker hastalığı), hipertansiyon, obezite (vücut kitle indeksinin 30 kg/m² üzerinde olması) ve sedanter (hareketsiz) yaşam tarzıdır. Tütün kullanımı, koroner arter hastalığı riskini 2 ila 4 kat artırırken, diyabet varlığı kardiyovasküler mortalite riskini çift katına çıkarmaktadır. Framingham Risk Skoru gibi klinik ölçekler kullanılarak, bireylerin 10 yıllık kardiyovasküler olay yaşama olasılığı hesaplanmakta ve önleyici tedavi stratejileri bu verilere göre şekillendirilmektedir.

Kardiyolojik Tanı Yöntemleri ve Girişimsel Olmayan Tetkikler

Kardiyovasküler hastalıkların teşhisinde, hastanın anamnezi (tıbbi öyküsü) ve fizik muayenesinin ardından bir dizi non-invaziv (girişimsel olmayan) tanı yöntemi uygulanır. Bu tetkikler, kalbin elektriksel, mekanik ve anatomik durumunu detaylı şekilde ortaya koyar.

Elektrokardiyografi (EKG) ve Efor Testi

Elektrokardiyografi, kalbin elektriksel aktivitesinin vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla grafiksel olarak kaydedilmesi işlemidir. 12 derivasyonlu standart EKG; ritim bozuklukları, iletim blokları, miyokard iskemisi ve akut miyokard enfarktüsü tanısında ilk başvurulan tetkiktir. Efor testi (treadmill) ise hastanın koşu bandında belirli bir protokole göre (genellikle Bruce Protokolü) yürütülerek kalp hızının artırıldığı ve bu esnada sürekli EKG takibinin yapıldığı bir yöntemdir. Amaç, istirahat halinde belirti vermeyen koroner arter darlıklarını, kalbin iş yükü arttığında ortaya çıkan EKG değişiklikleri ve göğüs ağrısı ile tespit etmektir. Test esnasında hastanın hedef kalp hızına (220 - yaş formülünün yüzde 85'i) ulaşması beklenir.

Ekokardiyografi (EKO) ve Çeşitleri

Ekokardiyografi, yüksek frekanslı ses dalgaları (ultrason) kullanılarak kalbin gerçek zamanlı, iki ve üç boyutlu görüntülerinin elde edilmesi yöntemidir. Transtorasik ekokardiyografi (TTE), göğüs duvarı üzerinden yapılan standart tetkik olup; kalp boşluklarının genişliğini, duvar kalınlıklarını, kalp kasının kasılma gücünü (ejeksiyon fraksiyonu) ve kapakların yapısını değerlendirir. Transözofageal ekokardiyografi (TEE) ise, hastanın yemek borusuna yerleştirilen özel bir prob yardımıyla gerçekleştirilir. Kalbin arka komşuluğunda yer alan yemek borusundan yapılan bu çekim, özellikle sol atriyal apendiksteki pıhtıların, kapak protezi enfeksiyonlarının (endokardit) ve aort diseksiyonunun çok daha yüksek çözünürlükle görüntülenmesini sağlar.

Ritim ve Tansiyon Holter Takibi

Ritim Holter, hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlar ve kemerine takılan küçük bir kayıt cihazı ile kalp ritminin 24, 48 veya 72 saat boyunca kesintisiz olarak kaydedilmesi işlemidir. Günlük yaşam aktiviteleri sırasında ortaya çıkan, standart EKG çekiminde saptanamayan geçici ritim bozukluklarının ve bayılma nedenlerinin belirlenmesinde kullanılır. Tansiyon Holter ise, hastanın koluna takılan bir manşon vasıtasıyla 24 saat boyunca belirlenen aralıklarla (gündüz 15-20 dakikada bir, gece 30 dakikada bir) kan basıncı ölçümü yapar. Bu yöntem, "beyaz önlük hipertansiyonu" (sadece hastane ortamında yükselen tansiyon) ve "maskelenmiş hipertansiyon" durumlarının ayırt edilmesinde kritik rol oynar.

Girişimsel Kardiyolojik Tanı ve Tedavi Yöntemleri

Kardiyolojinin gelişiminde en önemli aşamalardan biri, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan kateter tabanlı yöntemlerle kalbe ve damarlara müdahale edilebilmesini sağlayan girişimsel kardiyolojidir. Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde bu invaziv işlemler steril anjiyografi laboratuvarlarında gerçekleştirilmektedir.

Koroner Anjiyografi ve Balon-Stent Uygulamaları

Koroner anjiyografi, koroner arterlerin anatomisini ve darlık derecesini belirleyen girişimsel bir tanı yöntemidir. Genellikle lokal anestezi altında, arteria radialis (el bileği atardamarı) veya arteria femoralis (kasık atardamarı) yoluyla girilerek koroner damarların ağzına kateterler yerleştirilir ve kontrast madde verilerek floroskopi (X-ışını) altında görüntü alınır. Damarda kritik darlık (yüzde 70 ve üzeri) saptanması durumunda, aynı seansta perkütan koroner girişim (balon ve stentleme) uygulanabilir. Daralmış bölgeye yerleştirilen kılavuz tel üzerinden ilerletilen balon şişirilerek damar lümeni genişletilir ve ardından bu bölgeye ilaç salınımlı stent (DES) yerleştirilerek damarın açık kalması sağlanır.

Kalıcı Kalp Pili ve ICD (Şok Cihazı) İmplantasyonu

Ciddi bradikardisi, sinüs düğümü disfonksiyonu veya ileri derece AV bloğu olan hastalarda, kalp hızını normal seviyede tutmak için kalıcı kalp pilleri (pacemaker) implante edilir. Bu piller, genellikle sol köprücük kemiğinin altına açılan küçük bir cebe yerleştirilen bir jeneratör ve kalbin içine uzanan elektrotlardan oluşur. Ventriküler taşikardi veya fibrilasyon gibi ölümcül aritmi riski yüksek olan kalp yetersizliği hastalarına ise implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) takılır. ICD, ritmi sürekli analiz ederek ölümcül bir aritmi algıladığında elektroşok uygulayarak ritmi normale döndürür. Kalp yetersizliği tedavisinde ayrıca üç odacıklı pillerle kardiyak resenkronizasyon tedavisi (CRT) de uygulanmaktadır.

TAVI (Kateter ile Aort Kapak Değişimi) Yöntemi

TAVI, ciddi semptomatik aort darlığı olan ve açık kalp cerrahisi açısından yüksek veya kabul edilemez risk taşıyan hastalarda uygulanan girişimsel bir tedavi yöntemidir. Klasik cerrahi operasyon yapılmadan, genellikle kasık bölgesindeki femoral arterden kateter yardımıyla girilerek büzülmüş haldeki yapay aort kapağı, kalsifiye olmuş eski kapağın içine yerleştirilir ve burada şişirilerek sabitlenir. Göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan gerçekleştirilen bu işlem, hastaların yoğun bakımda kalış süresini ve iyileşme periyodunu belirgin ölçüde kısaltır.

Pediyatrik Kardiyoloji ve Konjenital (Doğuştan) Kalp Hastalıkları

Pediyatrik kardiyoloji, anne karnındaki fetüsten başlayarak 18 yaşına kadar olan çocuklardaki doğumsal ve edinsel kalp hastalıklarının tanı ve tedavisiyle ilgilenen yan daldır. Doğuştan kalp hastalıkları, her 1000 canlı doğumdan yaklaşık 8'inde görülür. Bu hastalıklar arasında atriyal septal defekt (ASD - kulakçıklar arası delik), ventriküler septal defekt (VSD - karıncıklar arası delik), patent duktus arteriozus (PDA) ve Fallot Tetralojisi (mavi bebek sendromu) en sık karşılaşılan anomalilerdir. Tanıda fetal ekokardiyografi yöntemiyle gebeliğin 18. haftasından itibaren bebeğin kalp yapısı incelenebilmektedir. Günümüzde birçok doğumsal delik ve darlık, cerrahiye gerek kalmadan anjiyografi laboratuvarında şemsiye benzeri kapama cihazları veya balon kateterler ile kapatılabilmektedir.

Kardiyovasküler Cerrahi ile Kardiyoloji Arasındaki Farklar

Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahi (KVC), kalp sağlığı alanında birlikte çalışan ancak tanı ve tedavi yaklaşımları açısından farklılaşan iki ayrı tıp uzmanlık dalıdır. Kardiyoloji; ilaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve ameliyatsız girişimsel yöntemleri (anjiyografi, stent, balon, kalp pilleri, TAVI) kullanarak hastalıkları yönetir. Kardiyovasküler Cerrahi ise, kardiyolojinin girişimsel yöntemlerle tedavi edemediği ileri düzeydeki patolojiler için cerrahi operasyonlar gerçekleştirir. Bu operasyonlar arasında koroner arter bypass greft (CABG) ameliyatları, açık kalp yöntemiyle kapak replasmanları (değişimi) veya plastikleri (tamiri), aort anevrizması cerrahisi ve kalp nakli yer alır. Tedavi kararları, zor vakalarda "Kalp Ekibi" (Heart Team) adı verilen, kardiyolog ve kalp damar cerrahlarının ortak katıldığı konseylerde alınır.

Kardiyoloji Hastalarında İyileşme ve Rehabilitasyon Süreci

Miyokard enfarktüsü, koroner stent uygulaması veya kalp yetersizliği tanısı sonrası hastaların iyileşme süreci, kardiyak rehabilitasyon programları ile desteklenmelidir. Kardiyak rehabilitasyon, hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal fonksiyonlarını en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan çok disiplinli bir programdır. Süreç üç aşamadan oluşur:

  • Faz I (Akut Dönem): Hastanede yatış süresince uygulanan, hafif yatak içi egzersizler ve mobilizasyonu içeren erken dönemdir.
  • Faz II (Subakut Dönem): Taburculuk sonrası ilk 3-6 ay içinde, EKG ve kan basıncı takibi altında, uzman gözetiminde yapılan aerobik egzersiz programlarını kapsar.
  • Faz III (Yaşam Boyu Koruma): Hastanın edindiği sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ve egzersiz düzenini ev ortamında ömür boyu sürdürdüğü aşamadır.
Kardiyak rehabilitasyon programları, hastaların egzersiz kapasitesini artırarak tekrar hastaneye yatış oranlarını ve kardiyovasküler mortaliteyi azaltmaktadır.

Kalp Sağlığını Korumak İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri ve Önleyici Önlemler

Kardiyovasküler hastalıklardan korunmanın temelini, primer (hastalık oluşmadan önce) ve sekonder (hastalık oluştuktan sonra ilerlemesini önlemek için) koruma stratejileri oluşturur. Bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış önleyici yaklaşımlar şunlardır:

  • Beslenme Düzeni: Doymuş yağ ve kolesterolden fakir, lif, sebze, meyve, tam tahıl ve omega-3 yağ asitlerinden zengin Akdeniz tipi beslenme modeli benimsenmelidir. Günlük tuz tüketimi 5 gramın (yaklaşık bir çay kaşığı) altında tutulmalıdır.
  • Fiziksel Aktivite: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta (tempolu yürüyüş vb.) veya 75 dakika yüksek yoğunlukta aerobik egzersiz yapılmalıdır.
  • Kilo Kontrolü: Vücut kitle indeksinin (VKİ) 18.5 - 24.9 kg/m² aralığında tutulması ve bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm'nin altında olması hedeflenmelidir.
  • Tütün Ürünlerinden Uzak Durma: Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı tamamen sonlandırılmalı, pasif içiciliğe maruz kalınmamalıdır.
  • Lipid ve Glisemi Kontrolü: Kardiyovasküler risk profiline göre LDL kolesterol seviyeleri belirlenen hedef değerlerin (çok yüksek riskli hastalarda 55 mg/dL'nin altı) altında tutulmalı, HbA1c değeri şeker hastalarında yüzde 7'nin altında sınırlanmalıdır.

Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.

Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, Kardiyoloji Bölümü ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Koroner arter hastalığı (damar sertliği) belirtileri en sık hangi yaş grubunda ve ne şekilde ortaya çıkmaya başlar?
Koroner arter hastalığı (damar sertliği) belirtileri erkeklerde genellikle 45 yaş, kadınlarda ise menopoz sonrası yani 55 yaş üzerinde belirginleşir. En sık karşılaşılan belirti, eforla ortaya çıkan, göğüs kemiği arkasında sıkışma hissi yaratan ve dinlenmekle 5 ila 10 dakika içinde geçen anginal (göğüs ağrısı) şikayetlerdir. Diyabet (şeker hastalığı) olan ileri yaş grubundaki bireylerde ise bu süreç ağrısız ve sessiz seyredebilir.
Kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) tanısı alan hastalarda ejeksiyon fraksiyonu (EF) değeri neyi ifade eder ve normal sınırları nedir?
Ejeksiyon fraksiyonu (EF), kalbin sol karıncığının her kasılmada vücuda pompaladığı kan yüzdesini gösteren bir ölçümdür. Sağlıklı bireylerde normal EF değeri %50 ile %70 arasındadır; bu değerin %40'ın altına düşmesi kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) tablosuna işaret eder. EF takibi, tedavi protokolünün belirlenmesinde ve ilaç etkinliğinin izlenmesinde temel parametre olarak kabul edilir.
Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) geçiren bir hastada ilk 6 saatlik kritik süreçte hangi tıbbi girişimler uygulanır?
Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) şüphesinde, ilk 6 saat içinde koroner anjiyografi (damar görüntüleme) yapılarak tıkanan damarın tespit edilmesi hedeflenir. Uygun olgularda perkütan koroner girişim (balon ve stent tedavisi) ile damar açıklığı sağlanır veya ilk 1-2 saatte trombolitik (pıhtı eritici) ilaç tedavisi uygulanarak kalp kası hasarı azaltılmaya çalışılır. Bu süreçte hastanın ritim takibi de yoğun bakım ünitesinde kesintisiz yapılır.
Hipertansiyon (yüksek tansiyon) teşhisi koyabilmek için evde yapılan tansiyon ölçümlerinde hangi eşik değerler esas alınır?
Evde yapılan ölçümlerde hipertansiyon (yüksek tansiyon) tanısı için eşik değer genellikle 135/85 mmHg ve üzeridir. Teşhisin doğrulanması için ölçümlerin en az 3 ila 7 gün boyunca, sabah ve akşam olmak üzere, dinlenmiş halde yapılması ve kaydedilmesi önerilir. Klinik ortamda yapılan ölçümlerde ise tanı sınırı genellikle 140/90 mmHg olarak kabul edilmektedir.
Atriyal fibrilasyon (ritim bozukluğu) hastalarında inme (felç) riskini azaltmak için hangi grup ilaçlar ve hangi kriterlere göre tercih edilir?
Atriyal fibrilasyon (ritim bozukluğu) hastalarında inme (felç) riskini belirlemek için CHA2DS2-VASc adı verilen risk skorlama sistemi kullanılır. Bu skora göre yüksek riskli grupta yer alan hastalarda pıhtı oluşumunu engellemek amacıyla antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaç tedavisi planlanır. Tedavide geleneksel varfarin veya yeni nesil oral antikoagülanlar hastanın böbrek fonksiyonlarına göre bireysel olarak tercih edilir.
Kalp kapak hastalıklarında uygulanan ekokardiyografi (EKO) tetkiki hangi durumlarda yetersiz kalır ve transözofajiyal ekokardiyografi (TEE) gerekir?
Göğüs duvarından yapılan transtorasik ekokardiyografi (EKO), akciğer hastalığı veya obezite (aşırı kilo) gibi yapısal nedenlerle bazen net görüntü sağlayamayabilir. Bu durumda, sol kulakçıkta pıhtı şüphesi, yapay kapak enfeksiyonu (enfektif endokardit) veya kapak yetersizliğinin derecesini netleştirmek amacıyla yemek borusundan yapılan transözofajiyal ekokardiyografi (TEE) tetkikine başvurulur. Bu yöntem kalbin arka yapılarını daha yüksek çözünürlükle görüntüler.
Koroner anjiyografi (damar görüntüleme) işlemi sırasında ve sonrasında hastaları bekleyen olası komplikasyonlar nelerdir?
Koroner anjiyografi (damar görüntüleme) sonrasında giriş yerinde (kasık veya bilek) %1 ila %3 oranında hematom (kan birikmesi) veya psödoanevrizma (yalancı damar balonu) görülebilir. İşlem sırasında kullanılan kontrast maddeye (tıbbi boya) bağlı olarak geçici böbrek fonksiyon bozukluğu gelişme riski özellikle diyabet hastalarında mevcuttur. Çok nadir de olsa major komplikasyonlar arasında %0.1'in altında inme (felç) veya damar yırtılması yer alabilir.
Aritmi (kalp ritim bozukluğu) şikayeti olan bir hastaya uygulanan 24 saatlik Holter izlemi hangi durumlarda tanı koymada yetersiz kalır?
24 saatlik ritim Holter cihazı, her gün tekrarlayan ritim bozukluklarının tespitinde etkilidir ancak haftada veya ayda bir ortaya çıkan seyrek atakları yakalayamayabilir. Bu gibi durumlarda, 7 ila 14 günlük uzun süreli Holter izlemleri veya hastanın şikayeti olduğunda kayıt alan olay kaydedici (event recorder) cihazlar tercih edilir. Çok daha seyrek ve bayılmaya yol açan aritmilerde ise cilt altına yerleştirilen loop kaydediciler kullanılır.
Gebelik döneminde ortaya çıkan peripartum kardiyomiyopati (gebelik kalp yetmezliği) hangi aylarda görülür ve risk faktörleri nelerdir?
Peripartum kardiyomiyopati (gebelik kalp yetmezliği), gebeliğin son ayında veya doğumdan sonraki ilk 5 ay içinde gelişen, sol karıncık kasılma gücünün azalmasıyla karakterize bir tablodur. İleri anne yaşı (30 yaş üstü), çoğul gebelik, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve kronik hipertansiyon bu durum için önemli risk faktörleri arasında yer alır. Erken tanı alan hastaların yaklaşık %50'sinde kalp fonksiyonlarının zamanla normale döndüğü gözlenmiştir.
Kalp pili (pacemaker) takılan hastaların günlük yaşamda elektromanyetik alanlardan korunması için uyması gereken temel kurallar nelerdir?
Kalp pili (pacemaker) taşıyan hastaların cep telefonlarını pilden en az 15 cm uzakta, karşı kulakta tutmaları ve göğüs cebinde taşımamaları önerilir. Güvenlik kapılarından ve metal dedektörlerinden hızlıca geçilmeli, bu alanlarda uzun süre beklenmemelidir. Tıbbi işlemler öncesinde hekime bilgi verilmeli, çünkü güçlü manyetik rezonans (MR) cihazları pil programını etkileyebilir.
Hiperlipidemi (yüksek kolesterol) tedavisinde kullanılan statin grubu ilaçların kas üzerindeki yan etkileri nasıl takip edilir?
Statin grubu ilaç kullanan hastaların yaklaşık %5 ila %10'unda hafif kas ağrısı (miyalji) gelişebilir. Bu yan etkiyi takip etmek amacıyla tedavi başlangıcında ve kas ağrısı şikayeti varlığında kandaki kreatin kinaz (CK) enzim seviyesi ölçülür. CK düzeyinin normal sınırın 5 ila 10 katına çıkması durumunda ilaç tedavisine ara verilmesi veya doz ayarlanması gerekebilir.
Mitral kapak prolapsusu (MKS/gevşek kapak) olan bireylerde hangi durumlarda enfektif endokardit (kalp içi enfeksiyon) profilaksisi (önleyici tedavi) gerekir?
Güncel kardiyoloji kılavuzlarına göre, sadece izole mitral kapak prolapsusu olan hastalarda diş girişimleri öncesi rutin antibiyotik profilaksisi (önleyici tedavi) artık önerilmemektedir. Ancak hastada daha önce geçirilmiş enfektif endokardit öyküsü, yapay kalp kapağı veya belirli doğumsal kalp hastalıkları varsa, bakteriyemi riskine karşı işlemden 1 saat önce antibiyotik kullanımı planlanır. Bu karar hastanın risk profiline göre bireysel olarak verilir.
Efor testi (stres testi) hangi klinik durumlarda kesinlikle uygulanmamalıdır (kontrendikedir)?
Efor testi (stres testi), akut miyokard enfarktüsü (kalp krizinin) ilk 2 gününde, kontrol altına alınamamış ağır ritim bozukluklarında ve semptomatik ciddi aort darlığında kesinlikle uygulanmaz. Ayrıca aktif miyokardit (kalp kası iltihabı) veya akut pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) varlığında da testin yapılması hayati risk taşır. Test öncesinde hastanın stabil durumda olduğundan emin olunmalıdır.
Perikardit (kalp zarı iltihabı) ağrısı ile miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ağrısı arasındaki ayırıcı tanı kriterleri nelerdir?
Perikardit (kalp zarı iltihabı) ağrısı genellikle öne doğru eğilmekle hafifler, sırtüstü yatmakla ve derin nefes almakla şiddetlenir. Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ağrısı ise pozisyondan bağımsızdır, baskı tarzındadır ve sıklıkla sol kola, çeneye yayılır. Ayrıca elektrokardiyografide (EKG) perikarditte yaygın ST yükselmesi görülürken, kalp krizinde belirli damar bölgelerine uyan lokalize değişiklikler izlenir.
Miyokardit (kalp kası iltihabı) en sık hangi nedenlerle ortaya çıkar ve uzun dönemde hangi komplikasyonlara yol açabilir?
Miyokardit (kalp kası iltihabı) en sık koksaki, adenovirüs ve influenza gibi viral enfeksiyonları takiben gelişir. Hastaların büyük kısmında hafif seyredip kendiliğinden iyileşirken, bazı olgularda kalp kasında kalıcı hasar bırakarak dilate kardiyomiyopatiye (kalp büyümesi ve yetmezliği) yol açabilir. Uzun dönemde ise dirençli ritim bozuklukları ve kronik kalp yetersizliği gibi komplikasyonlar gelişme riski mevcuttur.
Aort darlığı (kalp kapağı daralması) olan ileri yaş grubundaki hastalarda cerrahi kapak değişimi (AVR) ile TAVI yöntemi hangi kriterlere göre seçilir?
Ciddi aort darlığı olan hastalarda tedavi yöntemi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve cerrahi risk skoruna (STS skoru) göre belirlenir. Genç ve cerrahi riski düşük hastalarda açık cerrahi kapak değişimi tercih edilirken, 75-80 yaş üzeri, akciğer veya böbrek yetmezliği gibi ek hastalıkları olan yüksek riskli hastalarda kasıktan kateterle yapılan TAVI (transkateter aort kapak implantasyonu) yöntemi ön plana çıkar. Karar, multidisipliner kalp ekibi tarafından verilir.
Metabolik sendrom kriterleri nelerdir ve bu sendromun kardiyovasküler (kalp-damar) hastalık riskine etkisi nedir?
Metabolik sendrom; bel çevresinin genişlemesi (erkekte >102 cm, kadında >88 cm), yüksek trigliserid (>150 mg/dL), düşük HDL kolesterol (<40 mg/dL erkekte, <50 mg/dL kadında), yüksek tansiyon (>=130/85 mmHg) ve yüksek açlık kan şekeri (>=100 mg/dL) kriterlerinden en az üçünün bulunmasıyla tanımlanır. Bu sendroma sahip bireylerde kalp-damar hastalığı gelişme riski, sağlıklı bireylere göre yaklaşık 2 kat daha fazladır. Erken dönemde yaşam tarzı değişikliği risk yönetiminde esastır.
Derin ven trombozu (DVT/derin damar pıhtısı) olan bir hastada pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) geliştiğini gösteren acil belirtiler nelerdir?
Derin ven trombozu (derin damar pıhtısı) hastalarında, bacakta ani şişlik ve ağrıyı takiben gelişen ani nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı ve öksürükle kan gelmesi pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) belirtisi olabilir. Bu tabloya tansiyon düşüklüğü ve hızlı kalp atışı eşlik ediyorsa acil tıbbi müdahale gerekir. Olguların tedavisinde hızlı etkili antikoagülan (kan sulandırıcı) ajanlar veya büyük pıhtılarda trombolitik (pıhtı eritici) tedaviler uygulanır.
Koroner arter bypass greft (CABG/kalp bypassı) ameliyatı sonrasında hastaların fiziksel aktiviteye dönüş süreci nasıl planlanır?
Bypass ameliyatı sonrasında göğüs kemiğinin (sternum) tamamen kaynaması genellikle 6 ila 8 hafta sürer; bu süreçte hastaların 5 kg'dan ağır yük kaldırmaması ve ani göğüs hareketlerinden kaçınması gerekir. İlk 2-4 hafta ev içi hafif yürüyüşler önerilirken, 6. haftadan sonra kardiyak rehabilitasyon programı eşliğinde tempolu yürüyüşlere geçilebilir. Sürüş aktivitesine ve hafif iş hayatına dönüş ise genellikle ameliyat sonrası 2. ayın sonunda hekim kontrolü ile değerlendirilir.
Dirençli hipertansiyon (tedaviye yanıt vermeyen yüksek tansiyon) durumunda hangi ikincil (sekonder) nedenler araştırılmalıdır?
Üç farklı grup antihipertansif (tansiyon düşürücü) ilaca rağmen kontrol altına alınamayan tansiyon, dirençli hipertansiyon olarak tanımlanır. Bu durumda öncelikle böbrek arteri darlığı (renovasküler hipertansiyon), primer aldosteronizm (böbrek üstü bezi hormonu fazlalığı) ve obstrüktif uyku apnesi sendromu araştırılmalıdır. Ayrıca tiroid fonksiyon bozuklukları ve yüksek tuz tüketimi gibi faktörler de göz önünde bulundurulur.
Doğumsal kalp hastalıklarından olan atriyal septal defekt (ASD/kulakçıklar arası delik) erişkin yaşta hangi belirtilerle kendini gösterir?
Atriyal septal defekt (kulakçıklar arası delik), çocuklukta belirti vermeyip erişkin yaşta (genellikle 30-40'lı yıllarda) eforla gelen nefes darlığı, çabuk yorulma ve ritim bozuklukları (özellikle atriyal fibrilasyon) ile ortaya çıkabilir. Zamanla sağ karıncıkta büyüme ve pulmoner hipertansiyona (akciğer tansiyonu) yol açabilir. Defektin boyutu ve şantın derecesine göre kateter yoluyla kapatma veya cerrahi tedavi planlanır.
Kalp yetersizliği (kalp yetmezliği) hastalarında günlük kilo takibi neden önemlidir ve ne kadarlık bir artış alarm belirtisi kabul edilir?
Kalp yetersizliği hastalarında vücutta sıvı birikmesi (ödem), nefes darlığı şikayetleri artmadan günler önce kilo artışıyla kendini gösterir. Hastaların her sabah aynı saatte, aç karnına ve benzer kıyafetlerle tartılması önerilir; 2-3 gün içinde 1.5-2 kg veya bir haftada 3 kg üzerinde hızlı kilo artışı vücutta sıvı tutulumuna işaret eder. Bu durum, idrar söktürücü (diüretik) ilaç dozunun ayarlanması gerektiğinin habercisidir.
İnfektif endokardit (kalp kapak enfeksiyonu) tanısında kullanılan Duke Kriterleri nelerdir?
İnfektif endokardit (kalp kapak enfeksiyonu) tanısı, klinik, laboratuvar ve ekokardiyografi bulgularını içeren Duke Kriterleri ile konur. Majör kriterler arasında kan kültüründe tipik mikroorganizmaların üremesi ve ekokardiyografide kapak üzerinde vejetasyon (mikrop odağı) görülmesi yer alır. Minör kriterler ise ateş, yatkınlık yaratan kalp hastalığı, vasküler (damarsal) fenomenler ve immünolojik bulgulardır; tanı için 2 majör veya 1 majör ile 3 minör kriterin varlığı gerekir.
Sol dal bloğu (SDB) olan bir hastada yeni gelişen göğüs ağrısı neden acil değerlendirme gerektirir?
Elektrokardiyografide (EKG) yeni gelişen sol dal bloğu (SDB), akut miyokard enfarktüsü (kalp krizi) eşdeğeri olarak kabul edilir. SDB varlığı, EKG'deki tipik kalp krizi bulgularını (ST yükselmesi gibi) maskeleyebileceğinden, hastanın göğüs ağrısı şikayeti varsa zaman kaybetmeden acil serviste kardiyak enzim (troponin) takibi ve gerekirse acil anjiyografi yapılması kritik önem taşır.
WhatsApp Online Randevu