Kardiyoloji, kalp ve dolaşım sisteminin anatomisini, fizyolojisini, patolojilerini ve bu sistemle ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve koruyucu önlemlerini inceleyen tıp uzmanlık dalıdır. Kardiyovasküler sistem (kalp ve damar sistemi) hastalıkları, dünya genelinde ve ülkemizde morbidite (hastalanma oranı) ve mortalite (ölüm oranı) listelerinin ilk sıralarında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl meydana gelen küresel ölümlerin yaklaşık yüzde 31'i kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümü, bu geniş hastalık yelpazesine yönelik tanısal süreçleri ve tedavi protokollerini güncel bilimsel kılavuzlar doğrultusunda yürütmektedir. Kardiyoloji bilim dalı; koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, ritim bozuklukları, kapak hastalıkları ve doğumsal kalp anomalileri gibi hayati önem taşıyan klinik tablolarla ilgilenmektedir.
Kardiyovasküler Sistemin Anatomi ve Fizyolojisi
Kardiyovasküler sistem, vücut dokularına oksijen ve besin maddesi sağlayan, metabolik atıkları ise uzaklaştıran kapalı bir pompa mekanizmasıdır. Kalp, göğüs kafesinin merkezinde, mediastinum adı verilen bölgede yer alan ve günde ortalama 100.000 kez kasılarak yaklaşık 7.300 litre kan pompalayan dört odacıklı kasal bir organdır. Üstte iki adet atriyum (kulakçık) ve altta iki adet ventrikül (karıncık) bulunur. Kalbin sağ tarafı, vücuttan gelen deoksijene (oksijeni azalmış) kanı alarak akciğerlere pompalar; sol tarafı ise akciğerlerden gelen oksijenize (oksijenlenmiş) kanı tüm vücuda dağıtır. Kanın bu tek yönlü akışı; mitral, triküspit, aort ve pulmoner kapaklar aracılığıyla sağlanmaktadır. Kalp kasının kasılma fonksiyonunu yöneten elektriksel uyarılar, sinoatriyal düğüm (doğal ritim odağı) tarafından üretilerek atriyoventriküler düğüm ve His-Purkinje sistemi üzerinden tüm miyokard (kalp kası) dokusuna iletilir.
Sık Karşılaşılan Kardiyolojik Hastalıklar ve Patofizyolojileri
Kardiyoloji kliniklerinde tanı ve tedavisi gerçekleştirilen hastalıklar, kalbin farklı anatomik yapılarını ve işlevlerini etkileyen patolojilerden oluşmaktadır. Bu hastalıkların mekanizmaları, hücresel düzeyden sistemik dolaşıma kadar uzanan geniş bir fizyopatolojik süreci kapsar.
Koroner Arter Hastalığı (Damar Sertliği)
Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen koroner damarların iç çeperinde aterom plaklarının birikmesiyle karakterize ateroskleroz (damar sertliği) sürecidir. LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) kolesterolün damar duvarına penetre olması ve inflamatuar hücrelerin bu bölgeye göç etmesiyle oluşan plaklar, damar lümenini daraltarak miyokardiyal iskemi (kalp kasının kanlanma yetersizliği) tablosuna yol açar. Damar lümenindeki daralma yüzde 70 seviyesine ulaştığında, eforla ortaya çıkan anjina pektoris (göğüs ağrısı) semptomları başlar. Plak rüptürü (yırtılması) ve üzerine binen trombüs (pıhtı) oluşumu ise damarı tamamen tıkayarak miyokard enfarktüsü (kalp krizi) tablosunu meydana getirir. İlk 20 ila 40 dakika içinde müdahale edilmeyen tam tıkanıklıklar, kalp kası hücrelerinin irreversibl (geri dönüşümsüz) nekrozuna (hücre ölümü) neden olur.
Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)
Hipertansiyon, sistemik arteriyel kan basıncının sürekli olarak normal sınırların üzerinde seyretmesi durumudur. Güncel kardiyoloji kılavuzlarına göre, sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 140 mmHg ve üzerinde, diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) ise 90 mmHg ve üzerinde olması hipertansiyon olarak tanımlanır. Hastalığın yüzde 90-95'i primer (esansiyel) hipertansiyon olup, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörlerine bağlıdır; geri kalan kısım ise renal (böbrek kaynaklı) veya endokrin nedenlere bağlı sekonder hipertansiyondur. Kronik yüksek basınç, sol ventrikül hipertrofisi (kalp kası kalınlaşması), inme, böbrek yetmezliği ve aort diseksiyonu (aort damarı yırtılması) riskini doğrudan artırır.
Kalp Yetersizliği (Kalp Kası Güçsüzlüğü)
Kalp yetersizliği, kalbin dokuların metabolik ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda kanı pompalayamaması veya bunu ancak yüksek dolum basınçları altında gerçekleştirebilmesi durumudur. Ejeksiyon fraksiyonu (kalbin her kasılmada pompaladığı kan yüzdesi) parametresine göre sınıflandırılır; normal değeri yüzde 50-70 arasındadır. Ejeksiyon fraksiyonunun yüzde 40'ın altına düşmesi, sistolik kalp yetersizliğini (kasılma kusuru) işaret ederken, kalp kasının gevşeme yeteneğinin bozulması diyastolik kalp yetersizliğine yol açar. New York Kalp Cemiyeti (NYHA) fonksiyonel sınıflandırmasına göre, hastaların semptomları Sınıf I (semptomsuz) ile Sınıf IV (istirahat halinde dahi semptom varlığı) arasında derecelendirilir.
Aritmi (Kalp Ritmi Düzensizlikleri)
Aritmi, kalbin elektriksel aktivitesindeki düzensizlikler sonucu ortaya çıkan ritim bozukluklarıdır. Kalp hızının dakikada 60 atımın altına düşmesi bradikardi, 100 atımın üzerine çıkması ise taşikardi olarak adlandırılır. Atriyal fibrilasyon, klinik pratikte en sık karşılaşılan dirençli aritmi türü olup, kulakçıkların organize kasılmak yerine titreşmesiyle karakterizedir ve sol atriyal apendikste pıhtı oluşumuna yol açarak inme riskini 5 kat artırır. Ventriküler taşikardi ve ventriküler fibrilasyon ise doğrudan kardiyak debiyi sıfırlayabilen ve acil defibrilasyon (şok tedavisi) gerektiren ölümcül ritim bozukluklarıdır.
Kapak Hastalıkları (Mitral ve Aort Kapak Patolojileri)
Kalp kapak hastalıkları, kapakların tam açılamaması durumu olan stenoz (darlık) veya tam kapanamaması durumu olan yetersizlik (kaçırma) şeklinde gelişir. En sık görülen kapak patolojileri arasında aort darlığı, mitral yetersizliği ve mitral darlığı yer almaktadır. Aort darlığı, sol ventrikül çıkış yolunu daraltarak kalbin iş yükünü artırır ve tedavi edilmediğinde sol ventrikül yetersizliğine neden olur. Kapak hastalıklarının etiyolojisinde çocukluk çağında geçirilen romatizmal kardit (eklem romatizması), dejeneratif kalsifikasyon (yaşlanmaya bağlı kireçlenme) ve konjenital (doğuştan) biküspit aort yapısı önemli rol oynar.
Kardiyolojik Hastalıkların Belirtileri ve Semptom Analizi
Kardiyovasküler sistem hastalıkları, hastanın günlük yaşam kalitesini düşüren ve hayati tehlike arz eden çeşitli klinik belirtilerle kendini gösterir. Bu belirtilerin doğru analiz edilmesi, erken tanı ve tedavi sürecinin planlanmasında kritik öneme sahiptir.
- Göğüs Ağrısı (Anjina Pektoris): Genellikle göğsün orta kısmında, iman tahtası arkasında hissedilen, sol kola, boyna, çeneye veya sırta yayılabilen sıkışma, baskı veya yanma hissi şeklindeki ağrılardır.
- Nefes Darlığı (Dispne): Başlangıçta sadece eforla ortaya çıkan, hastalık ilerledikçe istirahat halinde de görülen, düz yatınca artan (ortopne) veya gece uykudan uyandıran (paroksismal nocturnal dispne) solunum güçlüğüdür.
- Çarpıntı (Palpitasyon): Kalp atımlarının hasta tarafından rahatsız edici şekilde hissedilmesi, düzensiz veya çok hızlı atım algısıdır.
- Ödem (Sıvı Birikmesi): Özellikle ayak bileklerinde, bacaklarda ve karın bölgesinde (asit) meydana gelen, üzerine basıldığında çukurlaşan (gode bırakan) sıvı birikimidir.
- Senkop (Bayılma): Beyne giden kan akımının geçici olarak azalması sonucu oluşan, ani ve kısa süreli bilinç kaybı durumudur.
- Halsizlik ve Çabuk Yorulma: Kalp debisinin yetersizliğine bağlı olarak dokulara giden oksijen miktarının azalması sonucu ortaya çıkan kronik yorgunluk hissidir.
Kardiyolojide Risk Faktörleri ve Epidemiyolojik Veriler
Kardiyovasküler hastalıkların gelişiminde rol oynayan risk faktörleri, değiştirilemeyen ve değiştirilebilen (kontrol altına alınabilen) faktörler olarak iki ana gruba ayrılır. Değiştirilemeyen risk faktörleri arasında ileri yaş (erkeklerde 45, kadınlarda 55 yaş üzeri), erkek cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü (birinci derece erkek akrabalarda 55, kadın akrabalarda 65 yaş öncesi koroner olay) yer alır. Değiştirilebilir risk faktörleri ise tütün kullanımı, dislipidemi (kolesterol yüksekliği), diabetes mellitus (şeker hastalığı), hipertansiyon, obezite (vücut kitle indeksinin 30 kg/m² üzerinde olması) ve sedanter (hareketsiz) yaşam tarzıdır. Tütün kullanımı, koroner arter hastalığı riskini 2 ila 4 kat artırırken, diyabet varlığı kardiyovasküler mortalite riskini çift katına çıkarmaktadır. Framingham Risk Skoru gibi klinik ölçekler kullanılarak, bireylerin 10 yıllık kardiyovasküler olay yaşama olasılığı hesaplanmakta ve önleyici tedavi stratejileri bu verilere göre şekillendirilmektedir.
Kardiyolojik Tanı Yöntemleri ve Girişimsel Olmayan Tetkikler
Kardiyovasküler hastalıkların teşhisinde, hastanın anamnezi (tıbbi öyküsü) ve fizik muayenesinin ardından bir dizi non-invaziv (girişimsel olmayan) tanı yöntemi uygulanır. Bu tetkikler, kalbin elektriksel, mekanik ve anatomik durumunu detaylı şekilde ortaya koyar.
Elektrokardiyografi (EKG) ve Efor Testi
Elektrokardiyografi, kalbin elektriksel aktivitesinin vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla grafiksel olarak kaydedilmesi işlemidir. 12 derivasyonlu standart EKG; ritim bozuklukları, iletim blokları, miyokard iskemisi ve akut miyokard enfarktüsü tanısında ilk başvurulan tetkiktir. Efor testi (treadmill) ise hastanın koşu bandında belirli bir protokole göre (genellikle Bruce Protokolü) yürütülerek kalp hızının artırıldığı ve bu esnada sürekli EKG takibinin yapıldığı bir yöntemdir. Amaç, istirahat halinde belirti vermeyen koroner arter darlıklarını, kalbin iş yükü arttığında ortaya çıkan EKG değişiklikleri ve göğüs ağrısı ile tespit etmektir. Test esnasında hastanın hedef kalp hızına (220 - yaş formülünün yüzde 85'i) ulaşması beklenir.
Ekokardiyografi (EKO) ve Çeşitleri
Ekokardiyografi, yüksek frekanslı ses dalgaları (ultrason) kullanılarak kalbin gerçek zamanlı, iki ve üç boyutlu görüntülerinin elde edilmesi yöntemidir. Transtorasik ekokardiyografi (TTE), göğüs duvarı üzerinden yapılan standart tetkik olup; kalp boşluklarının genişliğini, duvar kalınlıklarını, kalp kasının kasılma gücünü (ejeksiyon fraksiyonu) ve kapakların yapısını değerlendirir. Transözofageal ekokardiyografi (TEE) ise, hastanın yemek borusuna yerleştirilen özel bir prob yardımıyla gerçekleştirilir. Kalbin arka komşuluğunda yer alan yemek borusundan yapılan bu çekim, özellikle sol atriyal apendiksteki pıhtıların, kapak protezi enfeksiyonlarının (endokardit) ve aort diseksiyonunun çok daha yüksek çözünürlükle görüntülenmesini sağlar.
Ritim ve Tansiyon Holter Takibi
Ritim Holter, hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlar ve kemerine takılan küçük bir kayıt cihazı ile kalp ritminin 24, 48 veya 72 saat boyunca kesintisiz olarak kaydedilmesi işlemidir. Günlük yaşam aktiviteleri sırasında ortaya çıkan, standart EKG çekiminde saptanamayan geçici ritim bozukluklarının ve bayılma nedenlerinin belirlenmesinde kullanılır. Tansiyon Holter ise, hastanın koluna takılan bir manşon vasıtasıyla 24 saat boyunca belirlenen aralıklarla (gündüz 15-20 dakikada bir, gece 30 dakikada bir) kan basıncı ölçümü yapar. Bu yöntem, "beyaz önlük hipertansiyonu" (sadece hastane ortamında yükselen tansiyon) ve "maskelenmiş hipertansiyon" durumlarının ayırt edilmesinde kritik rol oynar.
Girişimsel Kardiyolojik Tanı ve Tedavi Yöntemleri
Kardiyolojinin gelişiminde en önemli aşamalardan biri, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan kateter tabanlı yöntemlerle kalbe ve damarlara müdahale edilebilmesini sağlayan girişimsel kardiyolojidir. Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde bu invaziv işlemler steril anjiyografi laboratuvarlarında gerçekleştirilmektedir.
Koroner Anjiyografi ve Balon-Stent Uygulamaları
Koroner anjiyografi, koroner arterlerin anatomisini ve darlık derecesini belirleyen girişimsel bir tanı yöntemidir. Genellikle lokal anestezi altında, arteria radialis (el bileği atardamarı) veya arteria femoralis (kasık atardamarı) yoluyla girilerek koroner damarların ağzına kateterler yerleştirilir ve kontrast madde verilerek floroskopi (X-ışını) altında görüntü alınır. Damarda kritik darlık (yüzde 70 ve üzeri) saptanması durumunda, aynı seansta perkütan koroner girişim (balon ve stentleme) uygulanabilir. Daralmış bölgeye yerleştirilen kılavuz tel üzerinden ilerletilen balon şişirilerek damar lümeni genişletilir ve ardından bu bölgeye ilaç salınımlı stent (DES) yerleştirilerek damarın açık kalması sağlanır.
Kalıcı Kalp Pili ve ICD (Şok Cihazı) İmplantasyonu
Ciddi bradikardisi, sinüs düğümü disfonksiyonu veya ileri derece AV bloğu olan hastalarda, kalp hızını normal seviyede tutmak için kalıcı kalp pilleri (pacemaker) implante edilir. Bu piller, genellikle sol köprücük kemiğinin altına açılan küçük bir cebe yerleştirilen bir jeneratör ve kalbin içine uzanan elektrotlardan oluşur. Ventriküler taşikardi veya fibrilasyon gibi ölümcül aritmi riski yüksek olan kalp yetersizliği hastalarına ise implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) takılır. ICD, ritmi sürekli analiz ederek ölümcül bir aritmi algıladığında elektroşok uygulayarak ritmi normale döndürür. Kalp yetersizliği tedavisinde ayrıca üç odacıklı pillerle kardiyak resenkronizasyon tedavisi (CRT) de uygulanmaktadır.
TAVI (Kateter ile Aort Kapak Değişimi) Yöntemi
TAVI, ciddi semptomatik aort darlığı olan ve açık kalp cerrahisi açısından yüksek veya kabul edilemez risk taşıyan hastalarda uygulanan girişimsel bir tedavi yöntemidir. Klasik cerrahi operasyon yapılmadan, genellikle kasık bölgesindeki femoral arterden kateter yardımıyla girilerek büzülmüş haldeki yapay aort kapağı, kalsifiye olmuş eski kapağın içine yerleştirilir ve burada şişirilerek sabitlenir. Göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan gerçekleştirilen bu işlem, hastaların yoğun bakımda kalış süresini ve iyileşme periyodunu belirgin ölçüde kısaltır.
Pediyatrik Kardiyoloji ve Konjenital (Doğuştan) Kalp Hastalıkları
Pediyatrik kardiyoloji, anne karnındaki fetüsten başlayarak 18 yaşına kadar olan çocuklardaki doğumsal ve edinsel kalp hastalıklarının tanı ve tedavisiyle ilgilenen yan daldır. Doğuştan kalp hastalıkları, her 1000 canlı doğumdan yaklaşık 8'inde görülür. Bu hastalıklar arasında atriyal septal defekt (ASD - kulakçıklar arası delik), ventriküler septal defekt (VSD - karıncıklar arası delik), patent duktus arteriozus (PDA) ve Fallot Tetralojisi (mavi bebek sendromu) en sık karşılaşılan anomalilerdir. Tanıda fetal ekokardiyografi yöntemiyle gebeliğin 18. haftasından itibaren bebeğin kalp yapısı incelenebilmektedir. Günümüzde birçok doğumsal delik ve darlık, cerrahiye gerek kalmadan anjiyografi laboratuvarında şemsiye benzeri kapama cihazları veya balon kateterler ile kapatılabilmektedir.
Kardiyovasküler Cerrahi ile Kardiyoloji Arasındaki Farklar
Kardiyoloji ve Kardiyovasküler Cerrahi (KVC), kalp sağlığı alanında birlikte çalışan ancak tanı ve tedavi yaklaşımları açısından farklılaşan iki ayrı tıp uzmanlık dalıdır. Kardiyoloji; ilaç tedavileri, yaşam tarzı değişiklikleri ve ameliyatsız girişimsel yöntemleri (anjiyografi, stent, balon, kalp pilleri, TAVI) kullanarak hastalıkları yönetir. Kardiyovasküler Cerrahi ise, kardiyolojinin girişimsel yöntemlerle tedavi edemediği ileri düzeydeki patolojiler için cerrahi operasyonlar gerçekleştirir. Bu operasyonlar arasında koroner arter bypass greft (CABG) ameliyatları, açık kalp yöntemiyle kapak replasmanları (değişimi) veya plastikleri (tamiri), aort anevrizması cerrahisi ve kalp nakli yer alır. Tedavi kararları, zor vakalarda "Kalp Ekibi" (Heart Team) adı verilen, kardiyolog ve kalp damar cerrahlarının ortak katıldığı konseylerde alınır.
Kardiyoloji Hastalarında İyileşme ve Rehabilitasyon Süreci
Miyokard enfarktüsü, koroner stent uygulaması veya kalp yetersizliği tanısı sonrası hastaların iyileşme süreci, kardiyak rehabilitasyon programları ile desteklenmelidir. Kardiyak rehabilitasyon, hastanın fiziksel, psikolojik ve sosyal fonksiyonlarını en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan çok disiplinli bir programdır. Süreç üç aşamadan oluşur:
- Faz I (Akut Dönem): Hastanede yatış süresince uygulanan, hafif yatak içi egzersizler ve mobilizasyonu içeren erken dönemdir.
- Faz II (Subakut Dönem): Taburculuk sonrası ilk 3-6 ay içinde, EKG ve kan basıncı takibi altında, uzman gözetiminde yapılan aerobik egzersiz programlarını kapsar.
- Faz III (Yaşam Boyu Koruma): Hastanın edindiği sağlıklı yaşam alışkanlıklarını ve egzersiz düzenini ev ortamında ömür boyu sürdürdüğü aşamadır.
Kalp Sağlığını Korumak İçin Yaşam Tarzı Değişiklikleri ve Önleyici Önlemler
Kardiyovasküler hastalıklardan korunmanın temelini, primer (hastalık oluşmadan önce) ve sekonder (hastalık oluştuktan sonra ilerlemesini önlemek için) koruma stratejileri oluşturur. Bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış önleyici yaklaşımlar şunlardır:
- Beslenme Düzeni: Doymuş yağ ve kolesterolden fakir, lif, sebze, meyve, tam tahıl ve omega-3 yağ asitlerinden zengin Akdeniz tipi beslenme modeli benimsenmelidir. Günlük tuz tüketimi 5 gramın (yaklaşık bir çay kaşığı) altında tutulmalıdır.
- Fiziksel Aktivite: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta (tempolu yürüyüş vb.) veya 75 dakika yüksek yoğunlukta aerobik egzersiz yapılmalıdır.
- Kilo Kontrolü: Vücut kitle indeksinin (VKİ) 18.5 - 24.9 kg/m² aralığında tutulması ve bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm'nin altında olması hedeflenmelidir.
- Tütün Ürünlerinden Uzak Durma: Sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı tamamen sonlandırılmalı, pasif içiciliğe maruz kalınmamalıdır.
- Lipid ve Glisemi Kontrolü: Kardiyovasküler risk profiline göre LDL kolesterol seviyeleri belirlenen hedef değerlerin (çok yüksek riskli hastalarda 55 mg/dL'nin altı) altında tutulmalı, HbA1c değeri şeker hastalarında yüzde 7'nin altında sınırlanmalıdır.
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, Kardiyoloji Bölümü ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.








