Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Helicobacter pylori

Helicobacter pylori hakkında hasta dostu rehber. Belirtileri, tanı süreci ve yaklaşım seçenekleri açıkça anlatılıyor.

Helicobacter pylori (kısaca H. pylori), midenin asit dolu, son derece zorlu ortamına uyum sağlayabilen ve buraya yerleşip yıllarca yaşayabilen, spiral şeklinde bir bakteridir. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısının midesinde bulunan bu bakteri, en yaygın insan enfeksiyonlarından biri olarak kabul edilir. Diğer bakterilerin büyük çoğunluğunun mide asidi karşısında ölmesine rağmen H. pylori, ürettiği üreaz enzimi sayesinde çevresindeki üreyi parçalayıp amonyak oluşturarak kendi etrafında nötr bir ortam yaratır ve mide iç yüzeyini koruyan mukus tabakasının altına yerleşip burada uzun yıllar yaşayabilir. Bakteri çoğunlukla çocukluk döneminde vücuda girer ve özel bir tedavi yapılmadığı sürece ömür boyu mide dokusunda kalır. Çoğu kişide hiçbir belirti vermeden sessizce var olur; ancak yaklaşık %10-20 oranında kişide gastrit (mide iltihabı), peptik ülser, mide kanseri ve mide lenfoması gibi ciddi sorunlara yol açar. 1980'li yıllarda Avustralyalı iki bilim insanı (Marshall ve Warren) tarafından keşfi, ülser hastalığının "stres ve baharatlı yemek" nedenli olduğuna dair eski inanışı kökten değiştirmiş ve bu çalışma 2005 yılında Nobel Tıp Ödülü ile taçlandırılmıştır. Günümüzde uygun antibiyotik kombinasyonları ve mide asidi düşürücü ilaçlarla bakteriyi mideden temizlemek mümkündür; tedavi başarısı doğru yaklaşımla %85-95 arasında değişir.

Kimlerde Görülür?

H. pylori enfeksiyonu dünya genelinde son derece yaygındır; tahminen 4 milyardan fazla kişinin midesinde bu bakteri bulunur. Yaygınlığı ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye ve sosyoekonomik koşullara göre büyük farklılıklar gösterir. Gelişmiş ülkelerde erişkin nüfusta görülme oranı %20-50 arasındayken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %70-90'a kadar çıkabilir. Türkiye, dünya ortalamasının üzerinde bir prevalansa sahip ülkeler arasındadır; erişkinlerin yaklaşık %70-80'inde bu bakterinin bulunduğu çalışmalarda gösterilmiştir.

Bakteri çoğunlukla çocukluk döneminde, özellikle 10 yaş altında vücuda girer. Hijyen koşullarının yetersiz olduğu, ortak tuvaletlerin kullanıldığı, çok kişinin aynı evi paylaştığı, temiz içme suyuna erişimin kısıtlı olduğu ortamlarda bulaşma çok daha hızlıdır. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerin çocuklarında 5 yaşından önce bakterinin yerleşmesi sık görülen bir tablodur. Aile içi bulaşma çok yaygındır; bir aile bireyinde H. pylori varsa diğer üyelerde de görülme olasılığı belirgin biçimde artar. Özellikle annenin bakteri taşıyıcısı olması, çocuğun erken yaşlarda enfekte olma riskini artırır.

Yaş ilerledikçe bakterinin midede bulunma olasılığı artar. Bunun nedeni hastalığın yaşla birlikte yeni edinilmesinden çok, çocukluk yıllarında alınan ve hiç tedavi edilmemiş bakterinin yıllar içinde kümülatif olarak görünmesidir. Sosyoekonomik düzeyi düşük bölgelerde çocukluk çağında, daha gelişmiş bölgelerde ise yetişkin yaş grubunda yoğunluk görülür. Düşük gelir, kalabalık aile, ortak yatak kullanımı, eğitim düzeyinin düşüklüğü, suyla ilgili altyapı sorunları, kanalizasyon yetersizlikleri risk faktörleridir.

Cinsiyet açısından erkek-kadın arasında belirgin bir fark yoktur ancak bazı çalışmalarda erkeklerde biraz daha sık olduğu bildirilmiştir. Belli meslek gruplarında risk daha yüksektir; özellikle endoskopi yapan sağlık personeli (gastroenterologlar, endoskopi hemşireleri) hastalardan bakteriyi alabilir. Bakım evlerinde, huzurevlerinde, askeri kışlalarda, kreş ve okul ortamlarında toplu yaşamın olduğu yerlerde yayılım daha kolaydır. Daha önce ülser geçirmiş, mide ameliyatı olmuş, ailesinde mide kanseri öyküsü bulunan, sık karın ağrısı ve hazımsızlık şikayeti yaşayan kişiler özellikle taranmalı ve gerekirse tedavi edilmelidir. Demir eksikliği anemisi, B12 vitamini eksikliği, immün trombositopeni gibi bazı hastalıkların altında H. pylori yatabileceği için bu durumlarda da bakteri araştırılmalıdır.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

H. pylori enfeksiyonunun en şaşırtıcı özelliği, taşıyıcıların büyük çoğunluğunun hiçbir belirti yaşamamasıdır. Bakteri midede yıllarca, hatta on yıllarca yaşar ancak kişi sağlıklı hisseder ve hastalığın varlığından habersiz olarak yaşamını sürdürür. Tahminen taşıyıcıların yalnızca %10-20'sinde belirgin bir hastalık tablosu ortaya çıkar. Belirtilerin ortaya çıkması, bakterinin mide iç yüzeyinde uzun süreli iltihaplanmaya yol açmasıyla başlar; bu süreç gastrit (mide iltihabı), peptik ülser ya da daha ileri durumlara dönüştüğünde şikayetler kendini gösterir.

En tipik belirti, karnın üst orta kısmında, göğüs kafesinin hemen altında hissedilen ağrıdır. Bu ağrı kemirici, yanıcı, sıkıştırıcı bir karakterde olur; bazı kişilerde açken artar, yemek yedikten sonra kısa süreli rahatlama olur; bazılarında ise yemek sonrası 1-2 saat içinde belirginleşir. Gece uykudan uyandıran ağrı, özellikle onikiparmak bağırsağı ülseri için tipiktir. Bazı hastalarda ağrı sırta vurabilir ya da göbeğe yayılabilir. Hastalar bu ağrıyı sıklıkla "midemde delik var gibi", "midemi ısırıyor", "yanma hissi", "ekşime" gibi tabirlerle anlatır.

Mide ekşimesi, geğirme, gaz, hazımsızlık, yemek sonrası aşırı dolgunluk hissi, mide bulantısı, ara sıra kusma, iştahsızlık, ağızda kötü tat ya da ekşi bir tat sık görülen şikayetlerdir. Açıklanamayan kilo kaybı, kronik bir tablonun habercisi olabilir; midede ülser ya da bakteriye bağlı uzun süreli iltihaplanma nedeniyle hasta yemek yemek istemez veya yedikten sonra rahatsız hisseder. Ağız kokusu (halitozis) bazı hastalarda belirgin olur; bakterinin ürettiği amonyak ve uçucu bileşikler bu kokunun nedenidir.

Eğer bakteri mide veya onikiparmak bağırsağında ülsere yol açtıysa belirtiler daha ciddi olabilir. Şiddetli, durmayan karın ağrısı, kanlı kusma (kanın taze kırmızı veya kahve telvesi gibi görünmesi), katran kıvamında siyah dışkı (melena), bayılma hissi, çarpıntı, soluk görünme iç kanama belirtileridir ve acil müdahale gerektirir. Ülserin delinmesi (perforasyon), aniden başlayan çok şiddetli karın ağrısı, karında tahta gibi sertleşme, ateş, hızlı kalp atışı ile kendini gösterir; acil ameliyat gerektiren bir tablodur. Tıkayıcı tabloda yemek mideye girdiğinde bağırsağa geçemez; hasta yedikten kısa süre sonra kusmaya başlar, kilo kaybeder, beslenemez.

Bazı hastalarda H. pylori belirgin sindirim şikayetleri vermeden farklı sorunlarla kendini gösterir. Açıklanamayan demir eksikliği anemisi (özellikle tedaviye yanıt vermeyen), B12 vitamini eksikliği, idiyopatik trombositopenik purpura (kanın pıhtılaşma hücrelerinde düşüklük) bu enfeksiyonun gizli yüzleri olabilir. Bu hastalarda H. pylori tedavisi anemi veya kan tablosunun düzelmesini sağlayabilir. Bazı çalışmalar göstermiştir ki kronik ürtiker (kaşıntılı kabarcıklar), rozasea (yüz kızarıklığı) gibi cilt hastalıklarıyla da ilişki olabilir. Yutma güçlüğü, sürekli kusma, hızlı kilo kaybı, karında ele gelen sertlik gibi alarm belirtileri ise mide kanseri ya da ileri ülser tablolarının habercisi olabilir ve mutlaka hekim değerlendirmesini gerektirir.

Tanı Nasıl Konulur?

H. pylori tanısı için kullanılan çeşitli yöntemler vardır ve hangisinin seçileceği hastanın yaşına, şikayetlerine, daha önce yapılan tetkik ve tedavilere göre belirlenir. Yöntemler iki ana gruba ayrılır: girişimsiz (non-invaziv) ve girişimsel (invaziv) testler. Girişimsel testler endoskopi ile yapılan biyopsi gerektirirken, girişimsiz testler nefes, dışkı veya kan örneği ile gerçekleştirilir.

Üre nefes testi, H. pylori tanısında altın standart sayılan, çok güvenilir ve uygulaması kolay bir yöntemdir. Hasta önce özel bir sıvı ya da kapsül (içinde işaretli karbon bulunan üre içeren) yutar. Eğer midede H. pylori varsa, bakteri ürettiği üreaz enzimi ile bu üreyi parçalar ve karbondioksit oluşturur. Bu karbondioksit kana karışır, akciğerlerden nefes yoluyla atılır. Hastanın test sıvısını içtikten 15-30 dakika sonra üflediği nefes örneğinde işaretli karbondioksit ölçülür. Test doğru sonuç için belirli bir hazırlık gerektirir: testten en az 2 hafta önce antibiyotik, mide ilacı (PPI - proton pompa inhibitörü), bizmut içeren ilaçlar kesilmelidir; yoksa yanlış negatif sonuç çıkabilir. Testin duyarlılığı ve özgüllüğü %95 üzerindedir; çocuklarda, hamilelerde dahi güvenle uygulanabilir.

Dışkıda antijen testi, dışkıda H. pylori'ye özgü protein parçacıklarını arayan bir yöntemdir. Üre nefes testi gibi yüksek doğrulukla aktif enfeksiyonu gösterir, takip ve tedavi sonrası kontrol için kullanılabilir. Aynı şekilde testten önce antibiyotik ve mide ilaçlarının kesilmesi gerekir. Çocuklarda ve uygulama kolaylığı açısından tercih edilebilir bir yöntemdir.

Kan testi (serolojik test), vücudun H. pylori'ye karşı oluşturduğu antikorları ölçer. Bu test bakterinin daha önce vücuda girdiğini gösterir ancak şu anda hala mevcut olup olmadığını net olarak söyleyemez; çünkü tedavi edilmiş hastalarda antikorlar aylar-yıllar boyunca pozitif kalabilir. Bu yüzden günümüzde aktif enfeksiyonu göstermek için tercih edilmez; ancak tarama amaçlı veya kanama gibi durumlarda diğer testlerin yapılamadığı acil koşullarda yararlı olabilir. Kan testinin antibiyotik veya mide ilacı kullanımından etkilenmemesi avantajıdır.

Endoskopi (gastroskopi), ağızdan girilerek ince ışıklı bir kameranın yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağı incelenmesidir. 50 yaş üzeri hastalarda, alarm belirtileri olanlarda (kanama, kilo kaybı, yutma güçlüğü, sürekli kusma), tedaviye yanıt vermeyen hastalarda, ailede mide kanseri öyküsü olanlarda doğrudan endoskopi yapılır. Endoskopi sırasında mide dokusundan küçük parçalar (biyopsi) alınır; bu parçalarda bakterinin varlığı çeşitli yöntemlerle araştırılır. Hızlı üreaz testi (CLO test), biyopsi parçasının özel bir solüsyona konulup birkaç saat içinde renk değişikliği ile bakteri varlığının saptanması esasına dayanır. Histopatolojik inceleme, biyopsinin mikroskopta incelenip bakteri ve iltihap düzeyinin değerlendirilmesidir; aynı zamanda intestinal metaplazi (mide hücresinin bağırsak tipi hücreye dönüşmesi), atrofi (mide bezlerinin azalması), displazi (kanser öncesi değişiklikler) gibi önemli bulguları da gösterir. Kültür ve antibiyotik duyarlılık testi, özellikle tekrarlayan tedavi başarısızlıklarında bakterinin hangi antibiyotiklere dirençli olduğunu belirlemek için yapılır. PCR yöntemiyle bakterinin genetik materyali ve direnç genleri tespit edilebilir.

Tedavi Süreci Nasıl İşler?

H. pylori tedavisi, mide ortamında bakteriyi öldürmenin zorluğu ve son yıllarda antibiyotiklere karşı artan direnç nedeniyle, birden fazla ilacın belirli bir süre kombine kullanımını gerektirir. Tek bir antibiyotik kullanmak başarısızlıkla sonuçlanır ve direnç gelişimine neden olur. Bu yüzden uluslararası kılavuzlar dörtlü ya da üçlü kombinasyon tedavileri önerir. Tedavi süresi genellikle 10-14 gündür ve her ilacın belirtilen dozda ve aralıkta düzenli alınması başarı için kritiktir.

Klasik üçlü tedavi: bir mide asit ilacı (proton pompa inhibitörü - PPI: omeprazol, lansoprazol, pantoprazol, esomeprazol) + amoksisilin + klaritromisin kombinasyonundan oluşur ve 14 gün uygulanır. Bu tedavi geçmişte standart kabul edilirdi; ancak klaritromisin direncinin %20'nin üzerinde olduğu bölgelerde (Türkiye dahil çoğu ülkede artık öyledir) başarı oranı düştüğü için ön plandan çıkmıştır. Penisilin alerjisi olan hastalarda amoksisilin yerine metronidazol kullanılır.

Günümüzde tercih edilen dörtlü bizmutlu tedavi: PPI + bizmut subsitrat + tetrasiklin + metronidazol kombinasyonudur. Bizmut, bakterinin mide yüzeyine tutunmasını engelleyerek ek etki sağlar. Bu tedavi klaritromisin direncine rağmen %85-90 başarı oranı verir. Konkomitan dörtlü tedavi: PPI + amoksisilin + klaritromisin + metronidazol kombinasyonu, dörtlü etki ile direnç sorununu aşmaya çalışır. Levofloksasin içeren ikinci basamak tedaviler, ilk tedavi başarısız olduğunda kullanılır. Daha yeni geliştirilen vonoprazan içeren rejimler, daha güçlü asit baskılaması sağlayarak antibiyotiklerin etkinliğini artırır.

Tedavi sırasında hastaların ilaçları doğru zamanda almasına dikkat etmesi çok önemlidir. PPI'lar genellikle yemekten 30 dakika önce, antibiyotikler yemek sırasında veya hemen sonra alınır. Bizmut preparatları, antasit veya süt ürünleriyle aynı anda alınmamalıdır. Tedavi sırasında bazı yan etkiler görülebilir: bulantı, ishal, metalik tat, dilde-dışkıda siyahlık (bizmut nedeniyle), karın ağrısı, baş ağrısı, döküntü. Bu yan etkiler genellikle hafiftir ve tedavi sonunda kaybolur; ancak hasta yan etki nedeniyle ilacı kesmemeli, hekimine danışmalıdır. Tedaviye uyum (yani ilaçların eksiksiz ve doğru kullanılması) başarıyı doğrudan etkiler; ilaçların %10-15'ini atlamak bile başarı oranını belirgin düşürür.

Tedaviden sonra başarının kontrol edilmesi şarttır. Bu kontrol, tedavi bittikten en az 4 hafta sonra (tercihen 6-8 hafta) üre nefes testi ya da dışkıda antijen testi ile yapılır. PPI tedavisi de testten en az 2 hafta önce kesilmelidir; çünkü asit baskısı bakterinin sayısını geçici olarak azaltır ve yalancı negatif sonuçlara yol açar. Kontrol testinde hala bakteri pozitifse ikinci basamak tedavi başlatılır; farklı antibiyotik kombinasyonu seçilmelidir, daha önce kullanılan ilaçlar tekrar verilmez. Üçüncü basamak ve sonrasında kültür ve antibiyotik duyarlılık testine göre tedavi planlanır.

Tedavi sırasında hastaların alkolden uzak durması (özellikle metronidazol kullananlarda ciddi bulantı-kusma yapar), sigarayı azaltması veya bırakması (sigara mide iyileşmesini geciktirir ve tedavi başarısını düşürür), düzenli ve hafif beslenmesi önerilir. Probiyotik kullanımı bazı çalışmalarda yan etkileri azaltıp tedavi başarısını artırmıştır; özellikle Lactobacillus ve Saccharomyces içeren preparatlar tercih edilebilir. Tedavi başarısının ardından bakterinin tekrar gelmesi (reenfeksiyon) yetişkinlerde nadirdir, yılda %1-2 civarındadır.

Komplikasyonlar Nelerdir?

H. pylori, mide iç yüzeyine yerleştikten sonra uzun yıllar süren kronik bir iltihap (kronik gastrit) yaratır. Bu iltihap çoğu kişide belirgin şikayet vermeden devam etse de zamanla mide dokusunda yapısal değişikliklere yol açabilir. En sık karşılaşılan komplikasyon peptik ülserdir. Bakteri mide veya onikiparmak bağırsağında derin yaralar oluşmasına neden olur. Mide ülserleri daha çok 50 yaş üzerinde, onikiparmak bağırsağı ülserleri daha genç yaşta görülür. Ülserler kanama, delinme ve mide çıkışında tıkanıklık gibi acil cerrahi gerektiren tablolara yol açabilir. Üst sindirim sistemi kanaması yaşamı tehdit eden bir durumdur ve hızlı endoskopik müdahale gerektirir.

Atrofik gastrit, uzun süreli bakteri kaynaklı iltihaplanmanın sonucunda mide bezlerinin sayısının ve fonksiyonunun azalmasıdır. Mide asit ve enzim salgısı düşer, sindirim bozulur. Bu durum B12 vitamini eksikliğine ve buna bağlı anemi, sinir sistemi sorunlarına yol açabilir. İntestinal metaplazi, mide hücrelerinin bağırsak hücrelerine benzer bir yapıya dönüşmesidir; kanser öncesi bir durum olarak kabul edilir. Bu hücrelerden bazılarında genetik bozukluklar gelişerek displazi ve sonunda kanser ortaya çıkabilir.

Mide kanseri, H. pylori'nin en korkulan komplikasyonudur. Dünya Sağlık Örgütü bu bakteriyi 1. derece kanserojen olarak sınıflandırmıştır; yani insanlarda kanser yapıcı olduğu kesinleşmiştir. Mide kanseri vakalarının yaklaşık %75'inde H. pylori sorumludur. Risk, bakterinin türüne (CagA ve VacA gibi belirli toksin üreten suşlar daha yüksek risk taşır), kişinin genetiğine, beslenme alışkanlıklarına (tuzlu ve tütsülenmiş besinler riski artırır), sigara ve alkol kullanımına bağlı olarak değişir. Aile boyunda mide kanseri öyküsü olanlar daha yüksek risk altındadır. Bakterinin uzaklaştırılması, kanser riskini önemli ölçüde azaltır; özellikle henüz atrofi ve metaplazi gelişmemişken yapılan tedavi en yüksek korumayı sağlar.

MALT lenfoma (mukoza ile ilişkili lenfoid doku lenfoması), midede gelişen nadir bir lenf kanseri türüdür ve H. pylori ile çok güçlü bir ilişkisi vardır. Bu lenfomaların önemli bir kısmı sadece bakterinin tedavi edilmesiyle gerileyebilir, kemoterapi ya da radyoterapi gerekmeyebilir; bu özellik onkolojide eşsiz bir durumdur.

Sindirim sistemi dışı komplikasyonlar arasında demir eksikliği anemisi (özellikle tedaviye yanıt vermeyen), B12 vitamini eksikliği, immün trombositopeni (kan pıhtılaşma hücrelerinde düşüklük), kronik ürtiker, rozasea, koroner kalp hastalığı, beyin damar hastalıkları gibi pek çok durum H. pylori ile ilişkilendirilmiştir. Bazı çalışmalar bakterinin diyabet, obezite ve metabolik sendrom riskini artırdığını öne sürer ancak bu konular hala araştırma aşamasındadır. Çocuklarda H. pylori, büyüme geriliği, demir eksikliği ve okul performansında düşüklük ile ilişkilendirilmiştir.

Nasıl Bulaşır, Nereden Bulaşır?

H. pylori'nin tam bulaşma yolları üzerine araştırmalar hala devam ediyor ancak şu ana kadarki bilgiler bakterinin kişiden kişiye, özellikle yakın temasla geçtiğini göstermektedir. Bakterinin doğadaki tek bilinen yaşam alanı insan midesidir; hayvanlar ya da çevre bakterinin önemli bir kaynağı değildir. Bu yüzden bulaşma neredeyse tamamen insan kaynaklıdır.

En çok kabul gören bulaşma yolu fekal-oral (dışkı-ağız) yoldur. Bakteri taşıyan kişinin dışkısı yoluyla çevreye atılan bakteriler, eller, sular ve gıdalar aracılığıyla başka birinin ağzına ulaşır. Tuvalet sonrası ellerin iyi yıkanmaması, kirlenmiş ellerin doğrudan ağıza temas etmesi ya da kontamine yiyeceklere bulaşması en yaygın senaryodur. Yetersiz altyapılı bölgelerde kanalizasyonla karışan içme suyu, geniş çaplı bulaşmaya yol açabilir.

Oral-oral (ağız-ağız) bulaşma da önemli bir yoldur. Tükürük yoluyla, özellikle anne-çocuk arasında yemeği önce çiğneyip sonra bebeğe verme, aynı kaşığı paylaşma, dişlerle yemek soğutma, öpüşme yoluyla bakteri kolayca aktarılabilir. Diş plağında ve ağız florasında H. pylori saptanmıştır; bu yüzden ağız hijyeninin önemli olduğu düşünülmektedir. Gastro-oral yol da olası bir bulaşma yoludur: kusma yoluyla bakterinin mideden çıkıp çevreye saçılması ve bu yolla başka kişilere geçmesi söz konusudur.

Aile içi bulaşma çok yaygındır. Anneden çocuğa, kardeşler arasında geçiş özellikle çocukluk yıllarında olur. Bir evde bir kişi enfekte olduğunda diğer üyelerde bulaşma riski yüksektir. Kalabalık aileler, aynı yatakta uyuyan kardeşler, ortak banyo-tuvalet kullanımı, evdeki yetişkinlerin çocuklara yemek vermesi sırasındaki temas riski artırır. Bu yüzden tedavi planlanırken aile üyelerinin de gerekirse tetkik edilmesi ve birden çok kişide bakteri varsa eş zamanlı tedavi planlanması, yeniden bulaşmayı engellemek için önemlidir.

Mesleki bulaşma özellikle endoskopi yapan sağlık personeli için söz konusudur. Endoskop cihazları yeterince dezenfekte edilmediğinde hastadan hastaya bakteri geçişi olabilir; bu yüzden modern endoskopi ünitelerinde sıkı dezenfeksiyon protokolleri uygulanır. Diş hekimleri ve diş klinikleri, hasta tükürüğü ile temas riski nedeniyle dikkatli olmalıdır. Sokak yiyecekleri, hijyenik olmayan koşullarda hazırlanan gıdalar, yıkanmamış sebze-meyveler, kirli içme suları bulaşma açısından önemli kaynaklardır. Yetişkinlerde yeni bakteri alımı (reenfeksiyon) çocukluğa kıyasla nadirdir; bakterinin yerleşmesi için daha düşük mide asidi gibi belli koşulların olması gerekir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Her mide ağrısı H. pylori kaynaklı değildir; reflü, stres kaynaklı gastrit, ilaç yan etkileri, safra kesesi hastalıkları, pankreatit gibi birçok neden benzer şikayetler yaratabilir. Ancak bazı durumlar mutlaka hekim değerlendirmesini gerektirir. İki haftadan uzun süren ve düzelmeyen mide ağrısı, sürekli karın yanması, hazımsızlık, mide bulantısı, geğirme, açıklanamayan kilo kaybı yaşıyorsanız bir gastroenteroloji veya iç hastalıkları hekimine başvurmalısınız.

Alarm belirtileri olarak adlandırılan bazı durumlar acil değerlendirme gerektirir. Bunlar arasında yutma güçlüğü ya da yutarken ağrı (yemeğin takılma hissi), kanlı kusma (parlak kırmızı kan ya da kahve telvesi görünümünde), katran kıvamında siyah dışkı (melena), dışkıda gözle görülür kan, açıklanamayan ve hızlı gelişen kilo kaybı (3 ayda 5 kilodan fazla), sürekli kusma, ciddi iştahsızlık, karında ele gelen sertlik veya kitle, ilerleyici halsizlik, soluk görünme, çarpıntı sayılır. Bu belirtiler ciddi ülser kanaması ya da mide kanserinin habercisi olabilir ve vakit kaybetmeden hekime başvurmayı gerektirir. 50 yaş üzeri olup yeni başlayan mide şikayetleri olan kişiler, ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar mutlaka endoskopi ile değerlendirilmelidir.

Sürekli mide ilacı (proton pompa inhibitörü) kullanmak zorunda olan, ilaç bıraktığında şikayetleri hemen tekrarlayan kişilerde altta yatan H. pylori varlığı mutlaka araştırılmalıdır. Daha önce ülser geçirmiş, kanama yaşamış, mide ameliyatı olmuş kişiler bakteri açısından taranmalıdır. Açıklanamayan demir eksikliği anemisi (özellikle tedaviye yanıt vermeyen), B12 vitamini eksikliği, immün trombositopeni gibi durumların altında bu enfeksiyon yatabileceği için bu hastalarda da test düşünülmelidir.

Uzun süre düzenli ağrı kesici (NSAID) kullanmak zorunda olan kişilerde (örneğin romatizmal hastalığı olanlar) ülser riski yüksektir; bu kişilerde H. pylori varsa tedavi edilerek ülser riski azaltılabilir. Mide kanseri açısından yüksek risk grubunda olanlar (ailede mide kanseri öyküsü, ilk derece akrabalarda mide kanseri, Asya kökenli bireyler, atrofik gastrit ya da metaplazi tespit edilmiş kişiler) düzenli kontrol altında olmalı ve bakteri pozitifse mutlaka tedavi almalıdır. Kendi başına mide ilacı kullanmak, gerçek altta yatan sorunu maskeleyerek tanının gecikmesine yol açabilir. Belirtileriniz olduğunda kendi başına ilaç kullanmak yerine Koru Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları veya Gastroenteroloji bölümüne başvurmak, doğru tanı ve uygun tedavi için en güvenli yoldur.

Son Değerlendirme

Helicobacter pylori, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının midesinde bulunan, çoğu zaman sessiz seyreden ancak bazı kişilerde gastrit, ülser ve mide kanserine kadar uzanan ciddi sorunlara yol açabilen bir bakteridir. Bakterinin keşfi modern tıbbın en önemli buluşlarından biri olarak kabul edilir; çünkü stres ve baharatlı yemek nedenli olduğu sanılan ülser hastalığının aslında tedavi edilebilir bir enfeksiyon olduğunu ortaya koymuştur. Günümüzde uygun antibiyotik kombinasyonları ve mide ilaçlarıyla bakteriyi mideden temizlemek mümkündür ve bu tedavi sayesinde ülser, mide kanseri ve diğer komplikasyonların önemli bir kısmı önlenebilir.

Korunmanın temeli iyi hijyen alışkanlıklarıdır. El yıkama, özellikle tuvalet sonrası ve yemek öncesi yapılan düzenli el yıkama bakterinin bulaşmasını büyük oranda engeller. İçme suyunun güvenli kaynaktan olduğundan emin olunmalı, sebze-meyveler bol suda iyice yıkanmalı, çiğ ve riskli gıdalardan uzak durulmalıdır. Aile içinde yemeği önce çiğneyip bebeğe verme, ortak kaşık-bardak kullanma alışkanlıklarından kaçınılmalıdır. Ağız hijyenine dikkat etmek, düzenli diş bakımı yaptırmak da koruyucu önlemlerdendir.

Bakteri zaten varsa, doğru zamanda yapılan tetkik ve uygun tedavi ile çoğu hastada başarıyla temizlenebilir. Tedavinin başarılı olabilmesi için ilaçların eksiksiz, düzenli ve önerilen sürede alınması, alkol-sigaradan uzak durulması ve hekim önerilerine uyulması şarttır. Tedavi sonrası mutlaka kontrol testi yaptırılmalıdır; bakteri tamamen temizlenmemişse ikinci basamak tedavi planlanmalıdır. Risk grubundaki kişilerin (ailede mide kanseri öyküsü, daha önce ülser geçirmiş olanlar, sürekli mide şikayeti yaşayanlar, açıklanamayan anemi olanlar) düzenli kontrol altında olması, ileride gelişebilecek ciddi sorunların önüne geçilmesi açısından çok değerlidir. Belirtileriniz varsa kendi başına ilaç kullanmak yerine Koru Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları veya Gastroenteroloji bölümünde uzman değerlendirmesi alarak doğru tanı ve tedavi süreci başlatılmalıdır.

Bilgilendirme: Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; doktor muayenesi, tanı veya tedavinin yerini tutmaz. Sağlığınızla ilgili kararlar için bir uzman hekime danışın.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Doktorlarımız

Bu alanda deneyimli uzman hekimlerimizle yanınızdayız

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Helicobacter pylori nedir, nasıl bir şey?
Midede yaşayan ve mide astarına yerleşerek gastrit (mide iltihabı) veya ülsere yol açabilen bir bakteridir. Çoğu insanda hiçbir belirti vermeden yaşasa da, bazı kişilerde ciddi mide sorunlarına neden olabilir.
Bende Helicobacter pylori var mı, nasıl anlarım?
Midenizde sürekli bir yanma, şişkinlik, ağrı veya ağızda kötü tat varsa bu bakteriden şüphelenebilirsiniz. Kesin olarak anlamanın yolu ise nefes testi, dışkı tahlili veya endoskopi ile doktor kontrolünden geçmektir.
Helicobacter pylori bulaşıcı mı, nasıl kaparım?
Evet, bulaşıcıdır ve genellikle çocukluk döneminde hijyenik olmayan su, yiyecek veya yakın temas yoluyla kapılır. Bakteri kişiden kişiye tükürük veya dışkı temasıyla da geçebilir.
Helicobacter pylori ölümcül mü?
Hayır, genellikle ölümcül değildir ancak tedavi edilmezse mide ülserine veya uzun vadede mide kanseri riskine yol açabilir. Doğru bir tedavi planıyla kontrol altına alınabilen bir durumdur.
Helicobacter pylori olunca kendimi nasıl hissederim?
Sıklıkla yemeklerden sonra artan şişkinlik, mide ağrısı, bulantı ve bazen de iştahsızlık hissedersiniz. Bazı kişilerde ise hiçbir belirti görülmeden yaşam boyu varlığını koruyabilir.
Helicobacter pylori geçer mi, tedavisi var mı?
Evet, tedavisi genellikle doktorun verdiği antibiyotik kombinasyonları ve mide asidini düzenleyen ilaçlarla yapılır. Tedavi süreci genellikle 10-14 gün sürer ve sonrasında kontrol testleri yapılır.
Helicobacter pylori ile normal yaşantıma devam edebilir miyim?
Evet, teşhis konulup tedaviye başladıktan sonra normal hayatınıza rahatlıkla devam edebilirsiniz. Beslenmenize dikkat ederek ve doktorun önerilerine uyarak şikayetlerinizi büyük ölçüde azaltabilirsiniz.
Helicobacter pylori olunca ne yememeli, neye dikkat etmeli?
Acılı, baharatlı, aşırı yağlı yiyeceklerden, kızartmalardan ve kafeinli içeceklerden uzak durmak mideyi rahatlatır. Ayrıca sigara ve alkol tüketimi mide astarına zarar verdiği için bu dönemde bırakılması önerilir.
Helicobacter pylori kalıtsal mı, çocuğuma geçer mi?
Bu bir genetik hastalık değildir ancak aile içindeki yakın temasla çocuklara bulaşabilir. Aynı evde yaşayan kişilerde bakteri bulunma ihtimali daha yüksektir.
Bu bakteriden nasıl korunurum?
Kişisel hijyene, özellikle tuvalet sonrası el temizliğine dikkat etmek en önemli korunma yoludur. Ayrıca temiz su tüketmek ve dışarıda yediğiniz yiyeceklerin hijyeninden emin olmak riski azaltır.
Hangi durumda acile gitmeliyim?
Şiddetli ve geçmeyen mide ağrısı, siyah renkli dışkı, kanlı kusma veya açıklanamayan ani kilo kaybı gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız.
Doğal yöntemler veya bitkisel çaylar işe yarar mı?
Doğal yöntemler şikayetleri bir nebze hafifletebilir ancak bakteriyi tamamen yok etmez. Antibiyotik tedavisine destek olarak doktorunuza danışarak tüketebilirsiniz.
Hamilelikte Helicobacter pylori ne olur?
Hamilelikte mide şikayetleri zaten yaygındır, bu yüzden bakteri durumu daha rahatsız edici kılabilir. İlaç kullanımı hamilelikte kısıtlı olduğu için doktorunuz en güvenli süreci sizin için planlayacaktır.
Çocuklarda bu bakteri farklı mı seyrediyor?
Çocuklarda genellikle karın ağrısı ve kusma gibi şikayetlerle kendini gösterir. Tedavi süreci yetişkinlerle benzerdir ancak ilaç dozları çocuğun yaşına ve kilosuna göre özel ayarlanır.
Yaşlılarda Helicobacter pylori nasıl oluyor?
Yaşlılarda mide astarı daha hassas olduğu için bakteri ülser riskini artırabilir. Ayrıca kullanılan diğer ilaçlarla etkileşime girebileceği için tedavi süreci daha dikkatli yönetilmelidir.
Helicobacter pylori stresle ilgili mi?
Stres tek başına bakteriye neden olmaz ancak mide asidini artırarak mevcut şikayetlerinizi şiddetlendirebilir. Stres yönetimi, tedavinin başarısını olumlu etkileyen bir unsurdur.
Vitamin veya mineral eksikliği buna sebep olur mu?
Bakteri, midede emilimi bozarak B12 vitamini veya demir eksikliğine (anemi) yol açabilir. Yani bakteri eksikliğe sebep olur, eksiklik bakteriyi doğrudan oluşturmaz.
Spor yapmamda bir sakınca var mı?
Tedavi sürecinde kendinizi çok yormadan hafif egzersizler yapabilirsiniz. Ancak mide ağrınız şiddetliyse dinlenmek ve vücudu zorlamamak daha iyi olacaktır.
WhatsApp Online Randevu