Kardiyoloji

EKG (Elektrokardiyografi)

EKG, kalbin elektriksel aktivitesini ölçerek birçok kardiyak hastalığın tanısında kullanılır. Koru Hastanesi olarak elektrokardiyografinin işlevini ve çekim sürecini açıklıyoruz.

Elektrokardiyografi (EKG), kalbin kasılması ve gevşemesi sırasında ortaya çıkan elektriksel aktivitenin, vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlar (alıcı uçlar) aracılığıyla kaydedilmesi yöntemidir. Kalbin doğal uyarı merkezi olan sinoatriyal (SA) düğümden çıkan elektrik sinyalleri, atriyoventriküler (AV) düğüm, His demeti ve Purkinje lifleri boyunca yayılarak kalp kasının ritmik bir şekilde kasılmasını sağlar. EKG cihazı, bu elektriksel potansiyel değişikliklerini algılayarak milivolt (mV) cinsinden dikey eksende voltajı, yatay eksende ise milisaniye (ms) cinsinden zamanı gösteren bir grafik haline getirir. Standart bir EKG kaydı, saniyede 25 milimetre (mm) hızla akan ve her 1 milimetresi 0.04 saniyeye denk gelen özel milimetrik kağıtlar üzerine yazdırılır. Cihazın voltaj kalibrasyonu genellikle 1 milivoltun 10 milimetre yüksekliğe eşit olacağı şekilde (10 mm/mV) ayarlanır. Bu grafiksel veriler, kalbin odacıklarının boyutları, ritim bozuklukları, kalp kasının kanlanma durumu ve geçirilmiş veya geçirilmekte olan kalp krizleri hakkında kritik bilgiler sunar.

EKG, non-invaziv (girişimsel olmayan, vücuda müdahale gerektirmeyen) bir tanı yöntemi olup, hastaya herhangi bir radyasyon veya elektrik akımı verilmesini içermez. Elektrokardiyogram adı verilen bu kayıt, kalbin üç boyutlu elektriksel haritasını 12 farklı açıdan (derivasyondan) yansıtarak kardiyoloji uzmanının kalbin fonksiyonel durumunu analiz etmesine olanak tanır. Kalp kası hücrelerinin uyarılmasına depolarizasyon (kasılma), hücrelerin tekrar istirahat haline dönmesine ise repolarizasyon (gevşeme/dinlenme) adı verilir. EKG grafiğindeki her bir yukarı ve aşağı yönlü sapma, bu elektriksel süreçlerin farklı aşamalarını temsil eder. Kalbin anatomik yapısındaki büyüme, duvar kalınlaşması veya iletim yollarındaki hasarlar, bu elektriksel sinyallerin yönünü ve gücünü değiştirerek EKG dalgalarında karakteristik sapmalara yol açar.

Kardiyoloji kliniklerinde yaygın olarak kullanılan bu yöntem, acil servislerde göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hastaların triyajında (öncelik sıralamasında) ilk başvurulan araçtır. Akut koroner sendrom (ani kalp damar tıkanıklığı) şüphesinde ilk 10 dakika içinde EKG çekilmesi ve yorumlanması uluslararası kılavuzlar tarafından önerilmektedir. Kalbin elektriksel aksı (yönü), kalp hızının dakikadaki atım sayısı ve ritmin düzeni bu kısa çekim sayesinde saniyeler içinde tespit edilebilir. EKG, sadece kalp hastalıklarının değil, aynı zamanda vücuttaki elektrolit dengesizliklerinin ve bazı ilaçların toksik (zehirli) etkilerinin belirlenmesinde de aktif olarak kullanılır. Bu yönüyle elektrokardiyografi, kardiyovasküler sistemin (kalp ve damar sistemi) değerlendirilmesinde temel taşı niteliğinde bir tanı aracıdır.

EKG Hangi Durumlarda ve Hangi Belirtilerle Çekilir?

Kardiyoloji hekimleri, hastanın klinik öyküsü ve fizik muayene bulgularına dayanarak elektrokardiyografi çekilmesine karar verir. EKG çekilmesini gerektiren en birincil belirti, göğüs bölgesinde hissedilen ve sol kola, boyna, çeneye veya sırta yayılım gösterebilen angina pektoris (göğüs ağrısı) şikayetidir. Bu ağrıya eşlik eden dispne (nefes darlığı), diyaforez (soğuk terleme) ve bulantı gibi semptomlar, kalp kasının yeterli oksijen alamadığını gösteren iskemi (kanlanma yetersizliği) bulgusu olabilir. Ayrıca hastanın kalp atışlarını düzensiz, çok hızlı veya çok yavaş hissetmesi olarak tanımlanan palpitasyon (çarpıntı) durumlarında da ritim bozukluklarının tespiti amacıyla EKG çekimi zorunludur. Senkop (bayılma) veya presenkop (baygınlık hissi) yaşayan hastalarda, beyne giden kan akımının geçici olarak azalmasına neden olan aritmi (ritim bozukluğu) varlığını araştırmak için bu test uygulanır.

Klinik belirtilerin yanı sıra, belirli risk faktörlerine sahip bireylerde ve rutin sağlık kontrollerinde de EKG taraması gerçekleştirilir. Hipertansiyon (yüksek tansiyon), diabetes mellitus (şeker hastalığı), hiperlipidemi (yüksek kolesterol) ve uzun süreli sigara kullanımı olan bireylerde kardiyovasküler hasarın tespiti için periyodik EKG çekimleri önerilir. Ailesinde erken yaşta ani kalp ölümü öyküsü bulunan kişilerde, kalıtsal ritim bozukluklarının veya kardiyomiyopati (kalp kası hastalığı) durumlarının taranması hayati önem taşır. Büyük cerrahi operasyonlar öncesinde hastanın genel anestezi altında kalp fonksiyonlarının stabil kalıp kalmayacağını öngörmek amacıyla preoperatif (ameliyat öncesi) kardiyak değerlendirmenin bir parçası olarak standart EKG çekilir. Ayrıca sistemik hastalıkların seyrinde veya böbrek yetmezliği gibi durumlarda gelişebilen elektrolit bozukluklarının kalbe etkisini izlemek için de bu tetkikten yararlanılır.

Kardiyoloji dışı bazı ilaçların (özellikle bazı psikiyatrik ilaçlar, antibiyotikler ve kemoterapi ajanları) kalp kası üzerindeki yan etkilerini takip etmek amacıyla tedavi öncesinde ve sırasında EKG çekimleri tekrarlanır. Kalp yetmezliği veya koroner arter hastalığı (kalp damar tıkanıklığı) tanısı almış hastaların takibinde, uygulanan tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için EKG önemli bir veri kaynağıdır. Kalp pili (pacemaker) taşıyan hastaların cihaz fonksiyonlarının kontrol edilmesinde ve pilin kalple olan elektriksel uyumunun izlenmesinde de elektrokardiyografiden faydalanılır. Spor yaralanmalarının veya yoğun egzersiz programlarının kalp üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla profesyonel sporculara lisans öncesi kardiyak taramalarda EKG çekilmesi zorunlu bir prosedürdür.

EKG Çekimi Öncesinde Yapılması Gereken Hazırlıklar Nelerdir?

Elektrokardiyografi çekimi öncesinde hastaların uyması gereken bazı basit ancak testin güvenirliğini doğrudan etkileyen kurallar bulunmaktadır. Test öncesinde cilde sürülen kremler, losyonlar veya vücut yağları, elektrotların cilde tam olarak yapışmasını engelleyerek elektriksel iletkenliği azaltabilir ve parazitli (gürültülü) bir sinyal kaydına yol açabilir. Bu nedenle çekim gününde göğüs bölgesine bu tür kozmetik ürünlerin sürülmemesi gerekmektedir. Göğüs bölgesinde yoğun kıl bulunan erkek hastalarda, elektrotların deriyle temasını sağlamak ve çekim esnasında oluşabilecek artefaktları (yapay sinyal bozulmaları) önlemek amacıyla ilgili bölgelerin tıraş edilmesi gerekebilir. Elektrotların doğrudan cilde temas etmesi, kalpten gelen mikrovolt düzeyindeki sinyallerin cihaz tarafından doğru şekilde algılanması için temel şarttır.

Çekim öncesindeki son 2 saat içerisinde yoğun kafein içeren içeceklerin (kahve, çay, enerji içecekleri) tüketilmesi ve nikotin (sigara, elektronik sigara) kullanımı, kalp hızını ve ritmini geçici olarak değiştirebileceği için sınırlandırılmalıdır. Test öncesinde hastanın ağır fiziksel aktivitelerden kaçınması ve çekim odasına girmeden önce en az 5-10 dakika boyunca dinlenerek kalp hızının bazal (dinlenme) seviyesine gelmesini sağlaması istenir. EKG çekimi için açlık şartı aranmaz, ancak çok ağır bir yemekten hemen sonra çekilen EKG'lerde diyaframın yükselmesi nedeniyle kalbin elektriksel aksında hafif kaymalar meydana gelebilir. Hastaların düzenli olarak kullandığı kalp ilaçları, tansiyon ilaçları veya ritim düzenleyiciler hakkında çekim öncesinde teknisyene ve hekime bilgi vermesi, sonuçların doğru yorumlanması açısından kritik önem taşır.

Çekim odasına girildiğinde, elektriksel parazit oluşturabilecek metal eşyaların (kemer tokası, büyük takılar, madeni paralar, anahtarlar) ve cep telefonlarının vücuttan uzaklaştırılması istenir. Bu tür metaller, EKG cihazının hassas alıcıları tarafından çevresel elektriksel gürültü olarak algılanıp grafikte kaymalara neden olabilir. Hastanın üst bedenindeki kıyafetleri çıkarması ve çoraplarını sıyırarak ayak bileklerini açması gerekir. Çekim esnasında hastanın üzerinde rahat, kolay çıkarılabilen kıyafetlerin bulunması süreci kolaylaştırır. Hastanın işlem sırasında tamamen gevşemiş olması, soğuk nedeniyle titrememesi veya kaslarını kasmaması gerekir; çünkü iskelet kaslarının kasılması (elektromiyografi artefaktı), EKG şeridinde kalp sinyalleriyle karışabilen düzensiz dalgalanmalara yol açabilir.

Adım Adım EKG Çekimi Nasıl Yapılır?

Elektrokardiyografi çekimi, özel olarak eğitilmiş bir EKG teknisyeni veya hemşire tarafından, sessiz, sakin ve uygun sıcaklıktaki bir muayene odasında gerçekleştirilir. Hasta, EKG sedyesine sırtüstü (supine pozisyonunda) yatırılır; kollar gövdenin yanına uzatılır ve bacaklar düz tutulur. Hastanın mahremiyetine özen gösterilerek göğüs bölgesi, el ve ayak bilekleri açılır. Elektrotların yerleştirileceği cilt yüzeyleri, elektriksel direnci azaltmak amacıyla alkollü pamuk veya özel temizleme mendilleriyle silinerek kurulanır. Ardından, daha iyi bir iletim sağlamak amacıyla elektrotların temas noktalarına az miktarda iletken EKG jeli sürülür veya kendinden jelli tek kullanımlık elektrotlar tercih edilir.

Çekim işleminde toplamda 10 adet elektrot vücudun belirli anatomik noktalarına yerleştirilir. Bu elektrotların 4 tanesi ekstremitelere (uzuvlara), 6 tanesi ise göğüs duvarına (prekordiyal bölgeye) yerleştirilir. Ekstremite elektrotları mandal şeklindedir ve şu renk kodlamasına göre takılır: Sağ el bileğine kırmızı, sol el bileğine sarı, sol ayak bileğine yeşil ve sağ ayak bileğine (topraklama hattı olarak) siyah mandal yerleştirilir. Göğüs elektrotları (V1-V6 arası) ise tam olarak şu anatomik koordinatlara yerleştirilir:

  • V1: Sternumun (göğüs kemiğinin) sağ kenarında, 4. interkostal (kaburgalar arası) aralığa,
  • V2: Sternumun sol kenarında, 4. interkostal aralığa,
  • V3: V2 ile V4 elektrotlarının tam ortasına,
  • V4: Sol klavikulaların (köprücük kemiğinin) orta çizgisinin 5. interkostal aralıkla kesiştiği noktaya,
  • V5: V4 ile aynı yatay hizada, sol ön koltuk altı çizgisi (anterior aksiller hat) üzerine,
  • V6: V4 ve V5 ile aynı yatay hizada, sol orta koltuk altı çizgisi (orta aksiller hat) üzerine yerleştirilir.

Elektrotların yerleştirilmesi tamamlandıktan sonra, teknisyen EKG cihazını çalıştırır ve hastadan tamamen hareketsiz kalmasını, konuşmamasını ve normal bir şekilde nefes alıp vermesini ister. Hastanın derin nefes alması veya hareket etmesi, bazal çizgide kaymalara neden olabilir. Cihaz, 12 derivasyonlu (D1, D2, D3, aVR, aVL, aVF ve V1'den V6'ya kadar olan) elektriksel sinyalleri yaklaşık 10 saniye boyunca kaydeder. Kayıt tamamlandığında cihaz, bu verileri milimetrik kağıda yazdırır veya dijital olarak sisteme aktarır. İşlem sonrasında elektrotlar hastanın vücudundan çıkarılır, ciltteki jel temizlenir ve hasta giyinerek normal aktivitelerine hemen dönebilir. Tüm bu prosedür genellikle 5 ila 7 dakika arasında tamamlanan, tamamen ağrısız ve konforlu bir süreçtir.

EKG Dalgaları, Segmentleri ve Süreleri Nelerdir?

Standart bir elektrokardiyogram grafiği, kalbin her bir kasılma döngüsünü temsil eden spesifik dalgalardan, intervallerden (aralıklardan) ve segmentlerden oluşur. EKG şeridindeki ilk pozitif (yukarı yönlü) sapma P dalgasıdır. P dalgası, sağ ve sol kulakçıkların elektriksel olarak uyarılmasını yani atriyal depolarizasyonu temsil eder; normal süresi 120 milisaniyeden (3 küçük kare) kısa, yüksekliği ise 0.25 milivolttan (2.5 küçük kare) az olmalıdır. P dalgasının hemen ardından gelen ve QRS kompleksinin başlangıcına kadar süren düz çizgiye PR segmenti denir. P dalgasının başlangıcından QRS kompleksinin başlangıcına kadar geçen süre ise PR aralığı (PR intervali) olarak adlandırılır ve bu süre elektriksel uyarının kulakçıklardan karıncıklara geçiş süresini (AV düğüm gecikmesini) gösterir; normalde 120 ila 200 milisaniye (3-5 küçük kare) arasındadır.

Kalbin karıncıklarının kasılmasını, yani ventriküler depolarizasyonu temsil eden yapı QRS kompleksidir. QRS kompleksi üç farklı dalgadan oluşur: İlk negatif sapma Q dalgası, ilk pozitif sapma R dalgası ve R dalgasından sonra gelen negatif sapma ise S dalgasıdır. QRS kompleksinin normal süresi 80 ila 120 milisaniye (2-3 küçük kare) arasındadır; bu sürenin uzaması, karıncıklardaki iletim yollarında (dal bloklarında) bir gecikme olduğunu gösterir. QRS kompleksinin bitiminden T dalgasının başlangıcına kadar olan izoelektrik (düz) çizgiye ST segmenti denir. ST segmenti, karıncıkların tamamen uyarılmış olduğu ve henüz gevşemeye başlamadığı fazı temsil eder; bu çizginin normal yerinden yukarı kayması (elevasyon) veya aşağı kayması (depresyon), akut kalp krizinin veya kalp kası beslenme bozukluğunun en önemli göstergesidir.

Karıncıkların gevşeyerek tekrar istirahat ve dolum haline geçmesini, yani ventriküler repolarizasyonu temsil eden dalga T dalgasıdır. T dalgası normalde asimetrik bir yapıya sahiptir; yavaş yükselir ve hızlı bir şekilde bazal çizgiye iner. QRS kompleksinin başlangıcından T dalgasının sonuna kadar geçen süreye QT aralığı (QT intervali) denir ve bu süre karıncıkların elektriksel olarak uyarılması ve tekrar eski haline dönmesi için geçen toplam süreyi ifade eder. QT süresi kalp hızına bağlı olarak değiştiğinden, formüllerle düzeltilmiş QT (QTc) değeri hesaplanır; QTc değerinin erkeklerde 440 ms, kadınlarda ise 460 ms üzerinde olması, ölümcül ritim bozuklukları riskini artıran uzun QT sendromuna işaret edebilir. Nadiren, T dalgasından sonra görülen küçük ve pozitif yönlü U dalgası ise Purkinje liflerinin geç repolarizasyonunu veya potasyum düşüklüğünü yansıtabilir.

EKG Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Patolojik Bulgular

EKG sonuçlarının analizi, kardiyoloji uzmanı tarafından sistematik bir sıra takip edilerek gerçekleştirilir. İlk olarak kalbin ritminin sinüs ritmi (normal ritim) olup olmadığı değerlendirilir; normal bir sinüs ritminde her QRS kompleksinden önce düzenli ve aynı morfolojide bir P dalgası bulunmalıdır. Ardından kalp hızı, ardışık iki R dalgası arasındaki küçük karelerin 1500'e veya büyük karelerin 300'e bölünmesiyle hesaplanır; yetişkinlerde normal dinlenme kalp hızı dakikada 60 ila 100 atım arasındadır. Kalbin elektriksel aksı, frontal düzlemdeki derivasyonlar (D1, D2, D3, aVR, aVL, aVF) incelenerek belirlenir; normal aks -30 derece ile +90 derece arasındadır. Aksın sola kayması sol ventrikül hipertrofisini (sol karıncık kalınlaşmasını), sağa kayması ise sağ ventrikül hipertrofisini veya akciğer hastalıklarını düşündürebilir.

Patolojik değerlendirmede en kritik bulgulardan biri, ST segmentinde meydana gelen sapmalardır. ST segmentinin izoelektrik hattın (bazal çizginin) üzerine çıkması (ST elevasyonu), kalp damarlarından birinin tam olarak tıkandığını gösteren akut miyokard enfarktüsünün (kalp krizinin) en güçlü kanıtıdır. ST segmentinin bazal çizginin altına inmesi (ST depresyonu) veya T dalgasının ters dönmesi (T inversiyonu) ise kalp kasının yeterli oksijen alamadığını, yani subendokardiyal iskemi durumunu gösterir. Geçirilmiş eski kalp krizlerinin izi ise EKG'de genişliği 1 milimetreden veya yüksekliği ilgili R dalgasının dörtte birinden fazla olan patolojik Q dalgalarının varlığı ile tespit edilir. Bu dalgalar, o bölgedeki kalp kası dokusunun canlılığını yitirdiğini ve skar (bağ dokusu) dokusuna dönüştüğünü gösterir.

Kalp duvarlarındaki kalınlaşmalar ve odacık genişlemeleri de EKG üzerindeki voltaj kriterleri ile saptanabilir. Örneğin, sol ventrikül hipertrofisinde (kalp sol karıncık büyümesi), göğüs derivasyonlarındaki R ve S dalgalarının genlikleri (yükseklikleri) belirgin şekilde artar; Sokolow-Lyon kriterine göre V1'deki S dalgası derinliği ile V5 veya V6'daki R dalgası yüksekliğinin toplamının 35 milimetreden fazla olması bu durumu destekler. Sağ veya sol kulakçık genişlemeleri ise sırasıyla P dalgasının yüksekliğinin artması (P pulmonale) veya süresinin uzayıp çentikli hal alması (P mitrale) ile kendini gösterir. İletim sistemindeki hasarlar ise sağ veya sol dal blokları (sağ/sol bundle branch block) olarak adlandırılan ve QRS kompleksinin şeklini tamamen değiştiren geniş QRS paternleri ile teşhis edilir.

EKG ile Teşhis Edilebilen Aritmi (Ritim Bozukluğu) Türleri

Elektrokardiyografi, kalbin ritim ve ileti bozukluklarının (aritmilerin) teşhis edilmesinde en birincil ve en hızlı tanı aracıdır. Kalbin dakikadaki atım sayısının 60'ın altına düşmesi bradikardi, 100'ün üzerine çıkması ise taşikardi olarak tanımlanır. En sık görülen sürekli ritim bozukluğu olan atrial fibrilasyon (AF), EKG'de belirgin P dalgalarının kaybolması, bunun yerine düzensiz fibrilasyon (titreme) dalgalarının oluşması ve R-R aralıklarının tamamen düzensiz (aritmiya absoluta) olması ile karakterizedir. Atrial fibrilasyon, kulakçıklarda kanın göllenmesine ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlayarak inme (felç) riskini artırdığı için EKG ile erken tespiti büyük önem taşır. Atrial flutter ise kulakçıkların dakikada 250-350 kez düzenli bir şekilde kasıldığı, EKG'de tipik "testere dişi" görünümü veren bir diğer ritim bozukluğudur.

Karıncıklardan kaynaklanan ritim bozuklukları ise çok daha ciddi ve acil müdahale gerektiren durumlardır. Ventriküler taşikardi (VT), ardışık olarak gelen, geniş QRS komplekslerine sahip, dakikadaki hızı 100'ün üzerinde olan düzenli bir ritimdir ve kalbin pompalama gücünü ciddi oranda düşürür. En ölümcül ritim bozukluğu olan ventriküler fibrilasyon (VF) durumunda ise EKG'de net bir QRS, P veya T dalgası seçilemez; tamamen kaotik, düzensiz ve çok düşük genlikli dalgalanmalar görülür. Ventriküler fibrilasyon, kalbin kan pompalayamadığı kardiyak arest (kalp durması) durumunu temsil eder ve saniyeler içinde defibrilasyon (elektroşok) uygulanmasını gerektirir. Bunların yanı sıra, kalbin normal atımları arasına giren erken vurular (ekstrasistoller), kaynaklandığı yere göre atriyal erken vuru (AEV) veya ventriküler erken vuru (VEV) olarak EKG'de net bir şekilde ayırt edilir.

Kalbin elektrik iletim yollarındaki yavaşlama veya kesintiler de EKG ile derecelendirilir. Birinci derece AV blokta, PR aralığı sabit bir şekilde 200 milisaniyenin üzerindedir ancak her P dalgasını bir QRS takip eder. İkinci derece AV bloklarda bazı P dalgaları karıncıklara iletilemez; bu durum Mobitz Tip 1 (Wenckebach) ve Mobitz Tip 2 olarak ikiye ayrılır. Mobitz Tip 2, aniden bloke olan P dalgaları ile karakterize olup, kalıcı kalp pili takılmasını gerektirebilecek daha ciddi bir tablodur. Üçüncü derece (tam) AV blokta ise kulakçıklar ile karıncıklar arasındaki elektriksel bağ tamamen kopmuştur; kulakçıklar sinüs düğümünün hızında (yaklaşık 70/dk), karıncıklar ise kendi yedek odaklarının hızında (yaklaşık 30-40/dk) birbirlerinden tamamen bağımsız ve düzensiz bir şekilde kasılırlar.

EKG Çeşitleri ve Kullanım Alanları

Klinik pratikte, hastanın şikayetlerinin sıklığına ve tetkikten elde edilmek istenen verinin türüne göre farklı elektrokardiyografi yöntemleri tercih edilir. En yaygın kullanılan yöntem, hastanın muayene masasında tamamen hareketsiz yatarken çekilen standart 12 derivasyonlu istirahat EKG'sidir. Bu yöntem, kalbin o anki (yaklaşık 10 saniyelik) elektriksel durumunun fotoğrafını çeker. Ancak gün içinde kısa süreli gelen ve gidici olan çarpıntı, fenalık hissi veya göğüs ağrısı şikayeti olan hastalarda istirahat EKG'si tamamen normal çıkabilir. Bu gibi durumlarda, hastanın günlük yaşamı sırasında kalp ritmini uzun süre kaydedebilen taşınabilir cihazlar kullanılır. Holter EKG adı verilen bu cihazlar, hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlar vasıtasıyla 24, 48, 72 saat veya bazen 7 güne kadar kesintisiz olarak kalp ritmini kaydeder ve daha sonra bu veriler bilgisayar ortamında analiz edilerek nadir görülen aritmiler tespit edilir.

Dinlenme halinde herhangi bir belirti vermeyen ancak fiziksel efor sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacının artmasıyla ortaya çıkan koroner yetmezlikleri saptamak için Eforlu EKG (Stres Testi) uygulanır. Bu testte hasta, kardiyolog gözetiminde bir koşu bandı (treadmill) üzerinde veya kondisyon bisikletinde, belirli protokoller (en sık Bruce protokolü) dahilinde kademeli olarak artan hız ve eğimde yürütülür. Efor testi boyunca hastanın EKG'si, kalp hızı ve kan basıncı sürekli olarak izlenir; amaç, hastanın yaşına göre hesaplanan hedef kalp hızına (genellikle 220-yaş formülünün %85'ine) ulaşıldığında kalp kasında gelişebilecek iskemi bulgularını veya eforla tetiklenen aritmileri yakalamaktır. Efor testi sırasında göğüs ağrısı oluşması, ST segmentinde çökme yaşanması veya tansiyonun düşmesi testin pozitif (anormal) olduğunu gösterir.

Daha nadir durumlarda, kalbin elektriksel iletim sisteminin çok daha detaylı incelenmesi amacıyla özel EKG türevleri kullanılır. Sinyal ortalamalı EKG (SAECG), standart EKG'de görülemeyen, mikrovolt düzeyindeki çok küçük elektriksel sinyalleri (ventriküler geç potansiyelleri) özel filtreleme yöntemleriyle büyüterek kaydeder; bu test, özellikle kalp krizi sonrasında ölümcül ritim bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hastaların belirlenmesinde kullanılır. Hastanede yatarak tedavi gören ve ritim bozukluğu açısından yakın takip edilmesi gereken hastalarda ise kablosuz sinyal gönderen küçük cihazlar yardımıyla hastanın sürekli hareket halindeyken bile monitörize edilmesini sağlayan Telemetrik EKG sistemleri tercih edilir.

EKG'nin Sınırları ve İleri Tetkik Gerektiren Durumlar

Elektrokardiyografi, hızlı, ucuz ve kolay erişilebilir bir tanı aracı olmasına rağmen, kalp hastalıklarının teşhisinde bazı sınırlılıklara sahiptir. Normal bir EKG sonucu, hastada hiçbir kalp hastalığı olmadığını kesin olarak güvencesi etmez; aynı şekilde anormal bir EKG bulgusu da her zaman ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmeyebilir. Örneğin, koroner arterlerinde ciddi darlıklar olan bir hastanın, dinlenme anında çekilen EKG'si tamamen normal çıkabilir; bu durum "sessiz iskemi" veya "yalancı negatiflik" olarak adlandırılır. EKG, kalbin sadece elektriksel haritasını çıkarır; kalbin kasılma gücü (pompalama performansı), kalp kapakçıklarının yapısı, kalp içindeki kan akış hızı ve kalbin anatomik boşluklarının milimetrik ölçümleri hakkında doğrudan bilgi veremez.

Bu sınırlılıklar nedeniyle, EKG'de şüpheli bulgular saptandığında veya hastanın şikayetleri devam ettiğinde ileri kardiyovasküler tetkiklerin yapılması zorunludur. Kalbin yapısal durumunu, kapak hastalıklarını ve kalp kasının hareketlerini ultrason dalgaları kullanarak gerçek zamanlı görüntüleyen Ekokardiyografi (EKO), EKG'yi tamamlayan en önemli ikinci tetkiktir. EKO sayesinde kalbin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF - kalbin kanı pompalama yüzdesi, normalde %50-70 arası) ölçülerek kalp yetmezliği tanısı kesinleştirilir. Efor testi veya EKG'de koroner arter hastalığı şüphesi uyanan hastalarda, kalp damarlarının doğrudan görüntülenmesi ve darlık derecelerinin belirlenmesi amacıyla invaziv bir yöntem olan Koroner Anjiyografi işlemine başvurulur.

Kalp kasının kanlanmasını hücresel düzeyde değerlendirmek amacıyla radyoaktif izotopların kullanıldığı Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi (Sanal Anjiyo veya Kalp Sintigrafisi) de bir diğer ileri tanı yöntemidir. Kalp kasının yapısını, geçirilmiş krizlerin bıraktığı hasarın boyutunu ve kalp tümörlerini en yüksek çözünürlükte görüntülemek için ise Kardiyak Manyetik Rezonans (Kardiyak MR) görüntüleme teknolojisinden yararlanılır. Çok nadir ve karmaşık ritim bozukluklarının kaynağını bulmak ve gerekirse aynı seansta tedavi etmek (ablasyon) amacıyla, kasık damarlarından girilerek kalbin içine elektrot kateterler yerleştirilen Elektrofizyolojik Çalışma (EFÇ) yöntemi uygulanır. Tüm bu ileri tetkikler, EKG'nin sağladığı ön bilgiler doğrultusunda kardiyolog tarafından planlanır.

Özel Popülasyonlarda EKG Değişiklikleri: Çocuklar, Yaşlılar ve Hamileler

Elektrokardiyogram sonuçlarının yorumlanmasında hastanın yaşı, cinsiyeti ve fizyolojik durumu çok önemli değişkenlerdir; çünkü "normal" kavramı bu popülasyonlarda farklılık gösterir. Yenidoğanlarda ve çocuklarda, sağ karıncık sol karıncığa göre anatomik olarak daha baskındır; bu durum çocukluk çağı EKG'lerinde sağ aks sapmasına ve sağ göğüs derivasyonlarında (V1-V3) yüksek R dalgaları ile T dalgası tersliklerine yol açar ki bu bulgular çocuklarda tamamen normal kabul edilir. Ayrıca çocukların kalp hızları yetişkinlere göre çok daha yüksektir; yenidoğanlarda dinlenme kalp hızının dakikada 140-160 olması fizyolojik bir durumdur. Yaş ilerledikçe bu değerler kademeli olarak yetişkin seviyelerine geriler. Çocuklarda EKG yorumlanırken mutlaka yaşa göre uyarlanmış normal değer tabloları referans alınmalıdır.

Yaşlı hastalarda (geriatrik popülasyon), kalp kasında ve iletim sisteminde meydana gelen yaşlanmaya bağlı fibrozis (kireçlenme ve doku sertleşmesi) nedeniyle EKG'de bazı değişiklikler sıkça görülür. Yaşlılarda sinoatriyal düğümdeki hücre sayısının azalması sonucu sinüs bradikardisi (yavaş kalp ritmi) ve atriyoventriküler iletim gecikmeleri daha yaygındır. Sol dal bloğu ve sol aks sapması, bu yaş grubunda altta yatan koroner arter hastalığı veya hipertansiyona bağlı olarak sık karşılaşılan patolojilerdir. Ayrıca yaşlılarda atrial fibrilasyon sıklığı belirgin şekilde artar; 80 yaşın üzerindeki popülasyonda atrial fibrilasyon görülme oranı %10'un üzerine çıkmaktadır. Yaşlı hastaların kullandığı çoklu ilaç tedavileri de (özellikle digoksin, beta-blokerler ve kalsiyum kanal blokerleri) EKG dalgaları ve süreleri üzerinde belirgin değişikliklere yol açabilir.

Hamilelik döneminde ise kadının vücudunda meydana gelen hemodinamik (kan dolaşımı ile ilgili) değişiklikler EKG'yi doğrudan etkiler. Gebelikte kan hacmi yaklaşık %40-50 oranında artar ve büyüyen uterus (rahim) diyaframı yukarı doğru iter; bu durum kalbin göğüs kafesi içindeki pozisyonunu sola ve yukarı doğru kaydırır. Genel olarak, hamilelerin EKG'sinde kalbin elektriksel aksında 15-20 derecelik sola kayma, inferior derivasyonlarda (D3 ve aVF) hafif T dalgası düzleşmesi veya ters dönmesi görülebilir. Gebelikte bazal kalp hızı da dakikada 10-15 atım artar ve hafif sinüs taşikardisi normal kabul edilir. Hamilelikte hormonal değişikliklere bağlı olarak erken vuruların (ekstrasistollerin) sıklığında artış gözlenebilir; ancak bu değişikliklerin fizyolojik mi yoksa gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) gibi patolojik bir duruma mı bağlı olduğunun ayrımı kardiyoloji uzmanı tarafından dikkatle yapılmalıdır.

Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.

Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, EKG (Elektrokardiyografi) Çekimi: Nasıl Yapılır? Sonuçları Ne Anlama Gelir? ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

EKG çekimi sırasında göğse, el ve ayak bileklerine yapıştırılan elektrotların (deri elektrotları) yerleştirilme sırası ve vücuttaki tam konumları ölçümün doğruluğunu nasıl etkiler?
Elektrotların göğüs duvarındaki V1-V6 noktalarına ve ekstremitelere (kollara ve bacaklara) doğru anatomik açıyla yerleştirilmesi, kalbin elektriksel aksının doğru ölçülmesi için kritiktir. Yanlış yerleşim, özellikle V1 ve V2 elektrotlarında yer değişikliği, miyokard enfarktüsü (kalp krizi) veya dal bloğu gibi patolojilerin yanlış teşhis edilmesine yol açabilir. Yapılan klinik çalışmalarda elektrot kaymalarının EKG derivasyonlarında %10 ila %15 oranında sapmaya neden olduğu gösterilmiştir.
EKG raporunda sıkça görülen "sinüs ritmi" (normal kalp ritmi) ifadesi tam olarak neyi ifade eder ve kalp hızının dakikada kaç atım olması bu ritmin normal olduğunu gösterir?
Sinüs ritmi, kalbin elektriksel uyarılarının sağ kulakçıktaki sinoatriyal (SA) düğümden sağlıklı bir şekilde başladığını ve kalbe yayıldığını gösterir. Normal bir sinüs ritminde kalp hızı istirahat halinde dakikada 60 ila 100 atım arasında değişir. Bu ritmin dışındaki hızlar, dakikada 60'ın altı için bradikardi (yavaş kalp atışı), 100'ün üzeri için ise taşikardi (hızlı kalp atışı) olarak sınıflandırılır.
EKG grafiğinde yer alan P dalgası, QRS kompleksi ve T dalgası gibi dalgaların her biri kalbin hangi fizyolojik hareketini ve odacıklarının kasılma evrelerini temsil eder?
P dalgası, atriumların (kulakçıkların) kasılmasını başlatan depolarizasyonu (elektriksel aktivasyonu) temsil eder. QRS kompleksi, ventriküllerin (karıncıkların) kasılmasını sağlayan daha güçlü elektriksel yayılımı gösterirken, T dalgası ventriküllerin gevşeme ve yeniden dolma (repolarizasyon) fazını ifade eder. Bu dalgaların sürelerindeki milisaniyelik sapmalar, kalbin ilgili odacıklarındaki iletim bozukluklarını veya büyüme eğilimlerini ortaya koyabilir.
EKG sonucunda "ST segment yükselmesi" veya "ST segment çökmesi" görülmesi akut miyokard enfarktüsü (kalp krizi) teşhisinde neden kritik bir öneme sahiptir?
ST segmenti, ventriküllerin kasılması ile gevşemesi arasındaki elektriksel sessizlik dönemini temsil eder ve normalde izoelektrik (nötr) hatta olmalıdır. Bu segmentin normal hattın üzerine çıkması (yükselmesi) genellikle tam tıkanmış bir koroner damara bağlı akut miyokard enfarktüsünü işaret ederken, çökmesi ise kısmi tıkanıklık veya iskemi (yetersiz kan akışı) durumunu gösterir. Klinik kılavuzlarda, ST segmentindeki 1 mm ve üzerindeki sapmalar acil değerlendirme kriteri olarak kabul edilir.
EKG çekiminden hemen önce hastanın kahve içmesi, sigara kullanması veya yoğun fiziksel aktivite yapması test sonuçlarında ne tür yanlış pozitif veya negatif bulgulara yol açabilir?
Kafein ve nikotin gibi uyarıcı maddeler, otonom sinir sistemini uyararak kalp hızını artırır ve EKG'de sinüs taşikardisine veya ekstrasistollere (erken atımlara) neden olabilir. Fiziksel aktivite sonrası hemen çekilen EKG'de ise geçici ST segment değişiklikleri veya ritim düzensizlikleri gözlenebilir. Doğru bir ölçüm için hastanın çekimden önceki son 30 dakika boyunca dinlenmesi ve bu tür uyarıcılardan kaçınması önerilir.
Kalp yetmezliği veya koroner arter hastalığı şüphesi olan hastalarda istirahat EKG'sinin normal çıkması, kalp hastalığı riskini tamamen ortadan kaldırır mı?
İstirahat halinde çekilen standart 12 derivasyonlu EKG'nin normal çıkması, altta yatan bir koroner arter hastalığı veya ritim bozukluğu riskini tamamen dışlamaz. Kronik iskemik kalp hastalıklarında, hastaların yaklaşık %30 ila %50'sinde istirahat EKG bulguları normal sınırlarda kalabilmektedir. Bu gibi durumlarda efor testi (stres EKG) veya Holter monitörizasyonu (24-48 saatlik ritim kaydı) gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulur.
EKG raporunda belirtilen "sol ventrikül hipertrofisi" (sol karıncık duvar kalınlaşması) bulgusu hangi kronik hastalıkların kalbe verdiği zararı gösterir?
Sol ventrikül hipertrofisi (SVH), kalbin vücuda kan pompalamakta zorlandığını ve sol karıncık kasının kalınlaştığını gösteren bir EKG bulgusudur. Bu durum en sık kontrolsüz arteriyel hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve aort darlığı gibi kapak hastalıklarının uzun süreli seyri sonucunda gelişir. EKG'deki Sokolow-Lyon indeksi gibi spesifik voltaj kriterleri kullanılarak bu kalınlaşmanın derecesi hakkında dolaylı bilgi edinilebilir.
EKG dalgalarında "QT mesafesi uzaması" (QT prolongasyonu) olarak adlandırılan durum hangi ilaç gruplarının kullanımına veya elektrolit dengesizliklerine bağlı olarak ortaya çıkabilir?
QT mesafesinin uzaması, kalbin ventriküllerinin elektriksel olarak kendisini yenileme süresinin uzadığını gösterir ve ölümcül aritmi riskini artırır. Bu durum bazı antiaritmikler, antipsikotikler ve florokinolon grubu antibiyotiklerin kullanımına bağlı olabileceği gibi hipokalemi (düşük potasyum) veya hipokalsemi (düşük kalsiyum) gibi elektrolit bozukluklarında da sıklıkla gözlenir. Erkeklerde 450 milisaniye, kadınlarda ise 460 milisaniye üzerindeki düzeltilmiş QT (QTc) değerleri klinik olarak yakından takip edilir.
Bebeklerde ve çocuklarda EKG çekimi hangi durumlarda istenir ve çocukların EKG parametreleri yetişkinlerinkinden hangi yönleriyle farklılık gösterir?
Çocuklarda EKG, üfürüm duyulması, göğüs ağrısı, senkop (bayılma) şikayetleri veya doğumsal kalp hastalığı şüphelerinde istenir. Bebeklerin ve çocukların kalp hızları yetişkinlere göre çok daha yüksek olup, yenidoğanlarda dakikada 120-160 atım normal kabul edilir. Ayrıca çocuklarda sağ ventrikül hakimiyeti belirgin olduğundan, EKG'deki dalga yönleri ve voltaj yükseklikleri yaş gruplarına göre özel olarak hazırlanmış referans aralıklarına göre değerlendirilir.
Gebelik döneminde yaşanan nefes darlığı ve çarpıntı şikayetlerinde çekilen EKG'de ne tür fizyolojik değişiklikler gözlenir ve bu testin bebeğe bir zararı var mıdır?
Gebelikte diyaframın yukarı doğru itilmesi nedeniyle kalbin göğüs boşluğundaki aksı hafif sola kayabilir ve bu durum EKG'de sol aks sapması olarak izlenebilir. Ayrıca gebelikte artan kan hacmine bağlı olarak hafif sinüs taşikardisi (hızlı kalp atımı) ve non-spesifik ST-T dalga değişiklikleri normal fizyolojik süreçlerin bir parçası olarak görülebilir. EKG cihazı vücuda herhangi bir radyasyon veya elektrik akımı vermediği için gebelik süresince anneye ve bebeğe hiçbir zararı bulunmamaktadır.
Yaşlı hastalarda sıklıkla karşılaşılan "atrial fibrilasyon" (kulakçık titremesi) aritmisinin EKG üzerindeki spesifik görünümü ve dalga özellikleri nelerdir?
Atrial fibrilasyonda (AF), EKG'de normalde görülmesi gereken düzenli P dalgaları tamamen kaybolur ve yerini f dalgaları adı verilen düzensiz, ince titreşimler alır. Ventriküllerin uyarılması da düzensizleştiği için QRS kompleksleri arasındaki mesafeler tamamen değişkendir. Bu ritim bozukluğu özellikle 65 yaş üstü popülasyonda inme (felç) riskini artırdığı için EKG ile erken teşhisi büyük önem taşır.
EKG çekimi esnasında hastanın titremesi, konuşması veya derin nefes alıp vermesi grafik üzerinde ne tür artefaktlara (yapay sinyallere) yol açar?
Hastanın kas titremeleri (tremor) veya hareket etmesi, EKG şeridinde somatik kas artefaktı adı verilen, kalp ritmini taklit edebilen düzensiz testere dişi benzeri dalgalanmalara neden olur. Konuşma veya derin nefes alma ise izoelektrik hattın yukarı aşağı kaymasına (solunum artefaktı) yol açarak ST segmentinin değerlendirilmesini zorlaştırır. Bu parazitlerin önlenmesi için çekim esnasında hastanın tamamen gevşemiş, sessiz ve hareketsiz kalması sağlanmalıdır.
EKG raporlarında görülen "Sağ dal bloğu" (RBBB) ve "Sol dal bloğu" (LBBB) terimleri neyi ifade eder ve kalbin ileti sistemindeki hangi aksaklığı gösterir?
Dal blokları, kalbin karıncıklarına elektriksel uyarıyı taşıyan sağ veya sol ana dallardaki iletim yavaşlamasını veya kesintisini ifade eder. EKG'de QRS kompleksinin süresinin 120 milisaniyenin üzerine çıkmasıyla (geniş QRS) tanınırlar. Sağ dal bloğu bazen sağlıklı bireylerde de görülebilirken, sol dal bloğu genellikle altta yatan koroner arter hastalığı veya sol ventrikül fonksiyon bozukluğu gibi daha ciddi patolojilerle ilişkilidir.
EKG'de tespit edilen "sol aks sapması" veya "sağ aks sapması" terimleri kalbin elektriksel yönelimi hakkında ne tür klinik bilgiler sunar?
Kalbin elektriksel aksı, uyarının kalpte yayılırken izlediği ortalama yönü gösterir ve normalde -30 ile +90 derece arasındadır. Sol aks sapması genellikle sol ventrikül hipertrofisi, sol ön hemiblok veya alt duvar miyokard enfarktüsü durumlarında gözlenir. Sağ aks sapması ise sağ ventrikül hipertrofisi, akciğer hastalıkları veya pulmoner emboli (akciğer damarı tıkanıklığı) gibi durumların habercisi olabilir.
"Pacemaker" (kalp pili) taşıyan hastalarda çekilen EKG grafiklerinde hangi özel işaretler (spike) görülür ve bu pillerin çalışması nasıl takip edilir?
Kalp pili olan hastaların EKG'sinde, pilin elektriksel uyarıyı verdiği anda grafik üzerinde dikey, ince ve keskin bir çizgi olan "pacemaker piki" (spike) görülür. Bu pikten hemen sonra, pilin uyardığı odacığa bağlı olarak yapay bir P dalgası veya genişlemiş bir QRS kompleksi izlenir. EKG analizi sayesinde pilin kalbi algılama (sensing) ve uyarma (pacing) işlevlerini doğru yapıp yapmadığı hakkında dolaylı veriler elde edilir.
Göğüs ağrısı şikayetiyle acil servise başvuran bir hastada ilk EKG çekiminin normal çıkması durumunda, seri EKG (belirli aralıklarla tekrarlanan EKG) takibi neden hayati önem taşır?
Akut koroner sendrom (kalp krizi) geçirmekte olan hastaların ilk çekilen EKG'lerinde patolojik bulguların ortaya çıkması bazen birkaç saat sürebilir. Bu nedenle, şüpheli durumlarda ilk 1-2 saat içinde 15 ila 30 dakikalık aralıklarla seri EKG çekimleri tekrarlanarak elektriksel değişikliklerin dinamik takibi yapılır. Bu dinamik izlem, miyokard dokusundaki hasarın erken aşamada yakalanmasını ve uygun tedaviye zaman kaybedilmeden başlanmasını sağlar.
EKG raporunda "erken repolarizasyon" (early repolarization) paterni görülmesi genç sporcularda ne sıklıkla karşılaşılan bir durumdur ve klinik anlamı nedir?
Erken repolarizasyon, EKG'de J noktasının ve ST segmentinin hafifçe yükselmesiyle karakterize, özellikle genç erkeklerde ve atletlerde %5 ila %15 oranında görülebilen iyi huylu bir varyanttır. Geçmişte tamamen zararsız kabul edilen bu durumun, çok nadir bazı vakalarda ventriküler aritmi eğilimiyle ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Ancak semptomsuz genç sporcularda ek bir risk faktörü yoksa genellikle normal bir fizyolojik adaptasyon olarak değerlendirilir.
Potasyum seviyesinin kanda aşırı yükselmesi (hiperkalemi) veya düşmesi (hipokalemi) durumunda EKG dalgalarında ne tür spesifik değişiklikler meydana gelir?
Hiperkalemide (yüksek potasyum) ilk olarak T dalgaları daralır, sivrileşir ve çadır benzeri bir görünüm alır; potasyum seviyesi yükseldikçe P dalgası silikleşir ve QRS kompleksi genişler. Hipokalemide (düşük potasyum) ise T dalgası düzleşer veya ters dönerken, T dalgasından hemen sonra U dalgası adı verilen belirgin bir ek dalga ortaya çıkar. Bu elektrolit düzensizliklerinin EKG ile hızlıca fark edilmesi, kardiyak arrest (kalp durması) gibi ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynar.
"Wolf-Parkinson-White" (WPW) sendromu gibi doğumsal ek iletim yolu hastalıkları EKG grafiğinde hangi tipik bulgularla kendini gösterir?
Wolf-Parkinson-White sendromunda, kulakçıklar ile karıncıklar arasında Kent demeti adı verilen fazladan bir elektriksel iletim yolu bulunur. Bu durum EKG'de PR mesafesinin kısalması (120 milisaniyeden az) ve QRS kompleksinin başlangıç kısmında delta dalgası adı verilen yavaş bir yükselme (slurring) ile kendini gösterir. Bu belirtiler, kalbin karıncıklarının normalden daha erken uyarıldığını (pre-eksitasyon) kanıtlar ve hızlı kalp ritim bozukluklarına zemin hazırlayabilir.
EKG'de "T dalgası inversiyonu" (T dalgası ters dönmesi) görülmesi her zaman bir kalp hastalığına mı işaret eder, yoksa normal kabul edilebilecek varyantlar var mıdır?
T dalgası inversiyonu sıklıkla miyokard iskemisi (kalp kasının az kanlanması), miyokardit (kalp kası iltihabı) veya sol ventrikül hipertrofisi gibi patolojik durumlarda görülür. Ancak çocuklarda, genç yetişkinlerde ve özellikle siyah ırktan bireylerde V1-V3 derivasyonlarında T dalgası tersliği normal bir varyant (persistan jüvenil T dalgası) olarak kabul edilebilir. Ayrıca hiperventilasyon (hızlı nefes alıp verme) veya yoğun stres gibi durumlarda da geçici T dalgası terslikleri izlenebilir.
"Brugada Sendromu" şüphesi olan hastalarda EKG çekimi sırasında hangi derivasyonlardaki değişiklikler incelenir ve bu sendromun EKG'deki tipik görünümü nasıldır?
Brugada sendromu, sağ ventrikülün elektriksel aktivitesindeki bozukluk nedeniyle ani kalp durmasına yol açabilen kalıtsal bir kanallopatidir. EKG'de özellikle sağ göğüs derivasyonları olan V1 ve V2'de, sağ dal bloğu benzeri görünümle birlikte kubbe şeklinde ST segment yükselmesi ve negatif T dalgası (Tip 1 Brugada paterni) izlenir. Bu şüpheli bulgular saptandığında, hastalar sodyum kanal blokerleri ile yapılan provokasyon testleri ve genetik analizlerle ileri düzeyde değerlendirilir.
Akut akciğer sönmesi (pnömotoraks) veya akciğer embolisi (pulmoner emboli) gibi göğüs içi acil durumlarda EKG'de izlenen "S1Q3T3" paterni ne anlama gelir?
Pulmoner emboli gibi sağ kalbe ani yük binen durumlarda, EKG'de S1Q3T3 olarak adlandırılan spesifik bir patern gözlenebilir. Bu patern, I. derivasyonda derin bir S dalgası, III. derivasyonda patolojik Q dalgası ve yine III. derivasyonda T dalgası ters dönmesini ifade eder. Bu bulgu pulmoner emboli vakalarının yaklaşık %15 ila %25'inde görülür ve sağ ventrikülün akut gerilmesini (akut kor pulmonale) yansıtır.
Holter EKG cihazı nedir, standart EKG'den farkı nedir ve hastanın günlük yaşamı sırasında ritim bozukluklarının tespiti için kaç saat boyunca takılı kalmalıdır?
Holter EKG, hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlar vasıtasıyla kalbin elektriksel aktivitesini sürekli olarak kaydeden taşınabilir bir cihazdır. Birkaç saniyelik kayıt alan standart EKG'nin aksine, Holter cihazı genellikle 24, 48 veya 72 saat boyunca, bazen ise 7 güne kadar kesintisiz kayıt yapabilir. Bu yöntem, gün içinde nadir gelişen çarpıntı, bayılma hissi veya uykuda ortaya çıkan sessiz iskemi gibi durumların tespit edilmesini sağlar.
Sporcu EKG'si değerlendirilirken normal popülasyona göre hangi kriterler (atlet kalbi bulguları) patolojik olmayan, adaptif değişiklikler olarak kabul edilir?
Düzenli ve yoğun egzersiz yapan sporcularda, kalbin hacimsel ve elektriksel adaptasyonu sonucu atlet kalbi olarak adlandırılan fizyolojik değişiklikler gelişir. Bu kapsamda EKG'de istirahat bradikardisi (dakikada 40-50 atım), birinci derece AV blok, erken repolarizasyon paterni ve izole sol ventrikül hipertrofisi kriterleri normal kabul edilir. Bu adaptif bulgular, sporcunun antrenmanları bıraktığı dönemlerde genellikle gerileyerek normal sınırlara döner.
WhatsApp Online Randevu