Elektrokardiyografi (EKG), kalbin kasılması ve gevşemesi sırasında ortaya çıkan elektriksel aktivitenin, vücut yüzeyine yerleştirilen elektrotlar (alıcı uçlar) aracılığıyla kaydedilmesi yöntemidir. Kalbin doğal uyarı merkezi olan sinoatriyal (SA) düğümden çıkan elektrik sinyalleri, atriyoventriküler (AV) düğüm, His demeti ve Purkinje lifleri boyunca yayılarak kalp kasının ritmik bir şekilde kasılmasını sağlar. EKG cihazı, bu elektriksel potansiyel değişikliklerini algılayarak milivolt (mV) cinsinden dikey eksende voltajı, yatay eksende ise milisaniye (ms) cinsinden zamanı gösteren bir grafik haline getirir. Standart bir EKG kaydı, saniyede 25 milimetre (mm) hızla akan ve her 1 milimetresi 0.04 saniyeye denk gelen özel milimetrik kağıtlar üzerine yazdırılır. Cihazın voltaj kalibrasyonu genellikle 1 milivoltun 10 milimetre yüksekliğe eşit olacağı şekilde (10 mm/mV) ayarlanır. Bu grafiksel veriler, kalbin odacıklarının boyutları, ritim bozuklukları, kalp kasının kanlanma durumu ve geçirilmiş veya geçirilmekte olan kalp krizleri hakkında kritik bilgiler sunar.
EKG, non-invaziv (girişimsel olmayan, vücuda müdahale gerektirmeyen) bir tanı yöntemi olup, hastaya herhangi bir radyasyon veya elektrik akımı verilmesini içermez. Elektrokardiyogram adı verilen bu kayıt, kalbin üç boyutlu elektriksel haritasını 12 farklı açıdan (derivasyondan) yansıtarak kardiyoloji uzmanının kalbin fonksiyonel durumunu analiz etmesine olanak tanır. Kalp kası hücrelerinin uyarılmasına depolarizasyon (kasılma), hücrelerin tekrar istirahat haline dönmesine ise repolarizasyon (gevşeme/dinlenme) adı verilir. EKG grafiğindeki her bir yukarı ve aşağı yönlü sapma, bu elektriksel süreçlerin farklı aşamalarını temsil eder. Kalbin anatomik yapısındaki büyüme, duvar kalınlaşması veya iletim yollarındaki hasarlar, bu elektriksel sinyallerin yönünü ve gücünü değiştirerek EKG dalgalarında karakteristik sapmalara yol açar.
Kardiyoloji kliniklerinde yaygın olarak kullanılan bu yöntem, acil servislerde göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hastaların triyajında (öncelik sıralamasında) ilk başvurulan araçtır. Akut koroner sendrom (ani kalp damar tıkanıklığı) şüphesinde ilk 10 dakika içinde EKG çekilmesi ve yorumlanması uluslararası kılavuzlar tarafından önerilmektedir. Kalbin elektriksel aksı (yönü), kalp hızının dakikadaki atım sayısı ve ritmin düzeni bu kısa çekim sayesinde saniyeler içinde tespit edilebilir. EKG, sadece kalp hastalıklarının değil, aynı zamanda vücuttaki elektrolit dengesizliklerinin ve bazı ilaçların toksik (zehirli) etkilerinin belirlenmesinde de aktif olarak kullanılır. Bu yönüyle elektrokardiyografi, kardiyovasküler sistemin (kalp ve damar sistemi) değerlendirilmesinde temel taşı niteliğinde bir tanı aracıdır.
EKG Hangi Durumlarda ve Hangi Belirtilerle Çekilir?
Kardiyoloji hekimleri, hastanın klinik öyküsü ve fizik muayene bulgularına dayanarak elektrokardiyografi çekilmesine karar verir. EKG çekilmesini gerektiren en birincil belirti, göğüs bölgesinde hissedilen ve sol kola, boyna, çeneye veya sırta yayılım gösterebilen angina pektoris (göğüs ağrısı) şikayetidir. Bu ağrıya eşlik eden dispne (nefes darlığı), diyaforez (soğuk terleme) ve bulantı gibi semptomlar, kalp kasının yeterli oksijen alamadığını gösteren iskemi (kanlanma yetersizliği) bulgusu olabilir. Ayrıca hastanın kalp atışlarını düzensiz, çok hızlı veya çok yavaş hissetmesi olarak tanımlanan palpitasyon (çarpıntı) durumlarında da ritim bozukluklarının tespiti amacıyla EKG çekimi zorunludur. Senkop (bayılma) veya presenkop (baygınlık hissi) yaşayan hastalarda, beyne giden kan akımının geçici olarak azalmasına neden olan aritmi (ritim bozukluğu) varlığını araştırmak için bu test uygulanır.
Klinik belirtilerin yanı sıra, belirli risk faktörlerine sahip bireylerde ve rutin sağlık kontrollerinde de EKG taraması gerçekleştirilir. Hipertansiyon (yüksek tansiyon), diabetes mellitus (şeker hastalığı), hiperlipidemi (yüksek kolesterol) ve uzun süreli sigara kullanımı olan bireylerde kardiyovasküler hasarın tespiti için periyodik EKG çekimleri önerilir. Ailesinde erken yaşta ani kalp ölümü öyküsü bulunan kişilerde, kalıtsal ritim bozukluklarının veya kardiyomiyopati (kalp kası hastalığı) durumlarının taranması hayati önem taşır. Büyük cerrahi operasyonlar öncesinde hastanın genel anestezi altında kalp fonksiyonlarının stabil kalıp kalmayacağını öngörmek amacıyla preoperatif (ameliyat öncesi) kardiyak değerlendirmenin bir parçası olarak standart EKG çekilir. Ayrıca sistemik hastalıkların seyrinde veya böbrek yetmezliği gibi durumlarda gelişebilen elektrolit bozukluklarının kalbe etkisini izlemek için de bu tetkikten yararlanılır.
Kardiyoloji dışı bazı ilaçların (özellikle bazı psikiyatrik ilaçlar, antibiyotikler ve kemoterapi ajanları) kalp kası üzerindeki yan etkilerini takip etmek amacıyla tedavi öncesinde ve sırasında EKG çekimleri tekrarlanır. Kalp yetmezliği veya koroner arter hastalığı (kalp damar tıkanıklığı) tanısı almış hastaların takibinde, uygulanan tedavilerin etkinliğini değerlendirmek için EKG önemli bir veri kaynağıdır. Kalp pili (pacemaker) taşıyan hastaların cihaz fonksiyonlarının kontrol edilmesinde ve pilin kalple olan elektriksel uyumunun izlenmesinde de elektrokardiyografiden faydalanılır. Spor yaralanmalarının veya yoğun egzersiz programlarının kalp üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla profesyonel sporculara lisans öncesi kardiyak taramalarda EKG çekilmesi zorunlu bir prosedürdür.
EKG Çekimi Öncesinde Yapılması Gereken Hazırlıklar Nelerdir?
Elektrokardiyografi çekimi öncesinde hastaların uyması gereken bazı basit ancak testin güvenirliğini doğrudan etkileyen kurallar bulunmaktadır. Test öncesinde cilde sürülen kremler, losyonlar veya vücut yağları, elektrotların cilde tam olarak yapışmasını engelleyerek elektriksel iletkenliği azaltabilir ve parazitli (gürültülü) bir sinyal kaydına yol açabilir. Bu nedenle çekim gününde göğüs bölgesine bu tür kozmetik ürünlerin sürülmemesi gerekmektedir. Göğüs bölgesinde yoğun kıl bulunan erkek hastalarda, elektrotların deriyle temasını sağlamak ve çekim esnasında oluşabilecek artefaktları (yapay sinyal bozulmaları) önlemek amacıyla ilgili bölgelerin tıraş edilmesi gerekebilir. Elektrotların doğrudan cilde temas etmesi, kalpten gelen mikrovolt düzeyindeki sinyallerin cihaz tarafından doğru şekilde algılanması için temel şarttır.
Çekim öncesindeki son 2 saat içerisinde yoğun kafein içeren içeceklerin (kahve, çay, enerji içecekleri) tüketilmesi ve nikotin (sigara, elektronik sigara) kullanımı, kalp hızını ve ritmini geçici olarak değiştirebileceği için sınırlandırılmalıdır. Test öncesinde hastanın ağır fiziksel aktivitelerden kaçınması ve çekim odasına girmeden önce en az 5-10 dakika boyunca dinlenerek kalp hızının bazal (dinlenme) seviyesine gelmesini sağlaması istenir. EKG çekimi için açlık şartı aranmaz, ancak çok ağır bir yemekten hemen sonra çekilen EKG'lerde diyaframın yükselmesi nedeniyle kalbin elektriksel aksında hafif kaymalar meydana gelebilir. Hastaların düzenli olarak kullandığı kalp ilaçları, tansiyon ilaçları veya ritim düzenleyiciler hakkında çekim öncesinde teknisyene ve hekime bilgi vermesi, sonuçların doğru yorumlanması açısından kritik önem taşır.
Çekim odasına girildiğinde, elektriksel parazit oluşturabilecek metal eşyaların (kemer tokası, büyük takılar, madeni paralar, anahtarlar) ve cep telefonlarının vücuttan uzaklaştırılması istenir. Bu tür metaller, EKG cihazının hassas alıcıları tarafından çevresel elektriksel gürültü olarak algılanıp grafikte kaymalara neden olabilir. Hastanın üst bedenindeki kıyafetleri çıkarması ve çoraplarını sıyırarak ayak bileklerini açması gerekir. Çekim esnasında hastanın üzerinde rahat, kolay çıkarılabilen kıyafetlerin bulunması süreci kolaylaştırır. Hastanın işlem sırasında tamamen gevşemiş olması, soğuk nedeniyle titrememesi veya kaslarını kasmaması gerekir; çünkü iskelet kaslarının kasılması (elektromiyografi artefaktı), EKG şeridinde kalp sinyalleriyle karışabilen düzensiz dalgalanmalara yol açabilir.
Adım Adım EKG Çekimi Nasıl Yapılır?
Elektrokardiyografi çekimi, özel olarak eğitilmiş bir EKG teknisyeni veya hemşire tarafından, sessiz, sakin ve uygun sıcaklıktaki bir muayene odasında gerçekleştirilir. Hasta, EKG sedyesine sırtüstü (supine pozisyonunda) yatırılır; kollar gövdenin yanına uzatılır ve bacaklar düz tutulur. Hastanın mahremiyetine özen gösterilerek göğüs bölgesi, el ve ayak bilekleri açılır. Elektrotların yerleştirileceği cilt yüzeyleri, elektriksel direnci azaltmak amacıyla alkollü pamuk veya özel temizleme mendilleriyle silinerek kurulanır. Ardından, daha iyi bir iletim sağlamak amacıyla elektrotların temas noktalarına az miktarda iletken EKG jeli sürülür veya kendinden jelli tek kullanımlık elektrotlar tercih edilir.
Çekim işleminde toplamda 10 adet elektrot vücudun belirli anatomik noktalarına yerleştirilir. Bu elektrotların 4 tanesi ekstremitelere (uzuvlara), 6 tanesi ise göğüs duvarına (prekordiyal bölgeye) yerleştirilir. Ekstremite elektrotları mandal şeklindedir ve şu renk kodlamasına göre takılır: Sağ el bileğine kırmızı, sol el bileğine sarı, sol ayak bileğine yeşil ve sağ ayak bileğine (topraklama hattı olarak) siyah mandal yerleştirilir. Göğüs elektrotları (V1-V6 arası) ise tam olarak şu anatomik koordinatlara yerleştirilir:
- V1: Sternumun (göğüs kemiğinin) sağ kenarında, 4. interkostal (kaburgalar arası) aralığa,
- V2: Sternumun sol kenarında, 4. interkostal aralığa,
- V3: V2 ile V4 elektrotlarının tam ortasına,
- V4: Sol klavikulaların (köprücük kemiğinin) orta çizgisinin 5. interkostal aralıkla kesiştiği noktaya,
- V5: V4 ile aynı yatay hizada, sol ön koltuk altı çizgisi (anterior aksiller hat) üzerine,
- V6: V4 ve V5 ile aynı yatay hizada, sol orta koltuk altı çizgisi (orta aksiller hat) üzerine yerleştirilir.
Elektrotların yerleştirilmesi tamamlandıktan sonra, teknisyen EKG cihazını çalıştırır ve hastadan tamamen hareketsiz kalmasını, konuşmamasını ve normal bir şekilde nefes alıp vermesini ister. Hastanın derin nefes alması veya hareket etmesi, bazal çizgide kaymalara neden olabilir. Cihaz, 12 derivasyonlu (D1, D2, D3, aVR, aVL, aVF ve V1'den V6'ya kadar olan) elektriksel sinyalleri yaklaşık 10 saniye boyunca kaydeder. Kayıt tamamlandığında cihaz, bu verileri milimetrik kağıda yazdırır veya dijital olarak sisteme aktarır. İşlem sonrasında elektrotlar hastanın vücudundan çıkarılır, ciltteki jel temizlenir ve hasta giyinerek normal aktivitelerine hemen dönebilir. Tüm bu prosedür genellikle 5 ila 7 dakika arasında tamamlanan, tamamen ağrısız ve konforlu bir süreçtir.
EKG Dalgaları, Segmentleri ve Süreleri Nelerdir?
Standart bir elektrokardiyogram grafiği, kalbin her bir kasılma döngüsünü temsil eden spesifik dalgalardan, intervallerden (aralıklardan) ve segmentlerden oluşur. EKG şeridindeki ilk pozitif (yukarı yönlü) sapma P dalgasıdır. P dalgası, sağ ve sol kulakçıkların elektriksel olarak uyarılmasını yani atriyal depolarizasyonu temsil eder; normal süresi 120 milisaniyeden (3 küçük kare) kısa, yüksekliği ise 0.25 milivolttan (2.5 küçük kare) az olmalıdır. P dalgasının hemen ardından gelen ve QRS kompleksinin başlangıcına kadar süren düz çizgiye PR segmenti denir. P dalgasının başlangıcından QRS kompleksinin başlangıcına kadar geçen süre ise PR aralığı (PR intervali) olarak adlandırılır ve bu süre elektriksel uyarının kulakçıklardan karıncıklara geçiş süresini (AV düğüm gecikmesini) gösterir; normalde 120 ila 200 milisaniye (3-5 küçük kare) arasındadır.
Kalbin karıncıklarının kasılmasını, yani ventriküler depolarizasyonu temsil eden yapı QRS kompleksidir. QRS kompleksi üç farklı dalgadan oluşur: İlk negatif sapma Q dalgası, ilk pozitif sapma R dalgası ve R dalgasından sonra gelen negatif sapma ise S dalgasıdır. QRS kompleksinin normal süresi 80 ila 120 milisaniye (2-3 küçük kare) arasındadır; bu sürenin uzaması, karıncıklardaki iletim yollarında (dal bloklarında) bir gecikme olduğunu gösterir. QRS kompleksinin bitiminden T dalgasının başlangıcına kadar olan izoelektrik (düz) çizgiye ST segmenti denir. ST segmenti, karıncıkların tamamen uyarılmış olduğu ve henüz gevşemeye başlamadığı fazı temsil eder; bu çizginin normal yerinden yukarı kayması (elevasyon) veya aşağı kayması (depresyon), akut kalp krizinin veya kalp kası beslenme bozukluğunun en önemli göstergesidir.
Karıncıkların gevşeyerek tekrar istirahat ve dolum haline geçmesini, yani ventriküler repolarizasyonu temsil eden dalga T dalgasıdır. T dalgası normalde asimetrik bir yapıya sahiptir; yavaş yükselir ve hızlı bir şekilde bazal çizgiye iner. QRS kompleksinin başlangıcından T dalgasının sonuna kadar geçen süreye QT aralığı (QT intervali) denir ve bu süre karıncıkların elektriksel olarak uyarılması ve tekrar eski haline dönmesi için geçen toplam süreyi ifade eder. QT süresi kalp hızına bağlı olarak değiştiğinden, formüllerle düzeltilmiş QT (QTc) değeri hesaplanır; QTc değerinin erkeklerde 440 ms, kadınlarda ise 460 ms üzerinde olması, ölümcül ritim bozuklukları riskini artıran uzun QT sendromuna işaret edebilir. Nadiren, T dalgasından sonra görülen küçük ve pozitif yönlü U dalgası ise Purkinje liflerinin geç repolarizasyonunu veya potasyum düşüklüğünü yansıtabilir.
EKG Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Patolojik Bulgular
EKG sonuçlarının analizi, kardiyoloji uzmanı tarafından sistematik bir sıra takip edilerek gerçekleştirilir. İlk olarak kalbin ritminin sinüs ritmi (normal ritim) olup olmadığı değerlendirilir; normal bir sinüs ritminde her QRS kompleksinden önce düzenli ve aynı morfolojide bir P dalgası bulunmalıdır. Ardından kalp hızı, ardışık iki R dalgası arasındaki küçük karelerin 1500'e veya büyük karelerin 300'e bölünmesiyle hesaplanır; yetişkinlerde normal dinlenme kalp hızı dakikada 60 ila 100 atım arasındadır. Kalbin elektriksel aksı, frontal düzlemdeki derivasyonlar (D1, D2, D3, aVR, aVL, aVF) incelenerek belirlenir; normal aks -30 derece ile +90 derece arasındadır. Aksın sola kayması sol ventrikül hipertrofisini (sol karıncık kalınlaşmasını), sağa kayması ise sağ ventrikül hipertrofisini veya akciğer hastalıklarını düşündürebilir.
Patolojik değerlendirmede en kritik bulgulardan biri, ST segmentinde meydana gelen sapmalardır. ST segmentinin izoelektrik hattın (bazal çizginin) üzerine çıkması (ST elevasyonu), kalp damarlarından birinin tam olarak tıkandığını gösteren akut miyokard enfarktüsünün (kalp krizinin) en güçlü kanıtıdır. ST segmentinin bazal çizginin altına inmesi (ST depresyonu) veya T dalgasının ters dönmesi (T inversiyonu) ise kalp kasının yeterli oksijen alamadığını, yani subendokardiyal iskemi durumunu gösterir. Geçirilmiş eski kalp krizlerinin izi ise EKG'de genişliği 1 milimetreden veya yüksekliği ilgili R dalgasının dörtte birinden fazla olan patolojik Q dalgalarının varlığı ile tespit edilir. Bu dalgalar, o bölgedeki kalp kası dokusunun canlılığını yitirdiğini ve skar (bağ dokusu) dokusuna dönüştüğünü gösterir.
Kalp duvarlarındaki kalınlaşmalar ve odacık genişlemeleri de EKG üzerindeki voltaj kriterleri ile saptanabilir. Örneğin, sol ventrikül hipertrofisinde (kalp sol karıncık büyümesi), göğüs derivasyonlarındaki R ve S dalgalarının genlikleri (yükseklikleri) belirgin şekilde artar; Sokolow-Lyon kriterine göre V1'deki S dalgası derinliği ile V5 veya V6'daki R dalgası yüksekliğinin toplamının 35 milimetreden fazla olması bu durumu destekler. Sağ veya sol kulakçık genişlemeleri ise sırasıyla P dalgasının yüksekliğinin artması (P pulmonale) veya süresinin uzayıp çentikli hal alması (P mitrale) ile kendini gösterir. İletim sistemindeki hasarlar ise sağ veya sol dal blokları (sağ/sol bundle branch block) olarak adlandırılan ve QRS kompleksinin şeklini tamamen değiştiren geniş QRS paternleri ile teşhis edilir.
EKG ile Teşhis Edilebilen Aritmi (Ritim Bozukluğu) Türleri
Elektrokardiyografi, kalbin ritim ve ileti bozukluklarının (aritmilerin) teşhis edilmesinde en birincil ve en hızlı tanı aracıdır. Kalbin dakikadaki atım sayısının 60'ın altına düşmesi bradikardi, 100'ün üzerine çıkması ise taşikardi olarak tanımlanır. En sık görülen sürekli ritim bozukluğu olan atrial fibrilasyon (AF), EKG'de belirgin P dalgalarının kaybolması, bunun yerine düzensiz fibrilasyon (titreme) dalgalarının oluşması ve R-R aralıklarının tamamen düzensiz (aritmiya absoluta) olması ile karakterizedir. Atrial fibrilasyon, kulakçıklarda kanın göllenmesine ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlayarak inme (felç) riskini artırdığı için EKG ile erken tespiti büyük önem taşır. Atrial flutter ise kulakçıkların dakikada 250-350 kez düzenli bir şekilde kasıldığı, EKG'de tipik "testere dişi" görünümü veren bir diğer ritim bozukluğudur.
Karıncıklardan kaynaklanan ritim bozuklukları ise çok daha ciddi ve acil müdahale gerektiren durumlardır. Ventriküler taşikardi (VT), ardışık olarak gelen, geniş QRS komplekslerine sahip, dakikadaki hızı 100'ün üzerinde olan düzenli bir ritimdir ve kalbin pompalama gücünü ciddi oranda düşürür. En ölümcül ritim bozukluğu olan ventriküler fibrilasyon (VF) durumunda ise EKG'de net bir QRS, P veya T dalgası seçilemez; tamamen kaotik, düzensiz ve çok düşük genlikli dalgalanmalar görülür. Ventriküler fibrilasyon, kalbin kan pompalayamadığı kardiyak arest (kalp durması) durumunu temsil eder ve saniyeler içinde defibrilasyon (elektroşok) uygulanmasını gerektirir. Bunların yanı sıra, kalbin normal atımları arasına giren erken vurular (ekstrasistoller), kaynaklandığı yere göre atriyal erken vuru (AEV) veya ventriküler erken vuru (VEV) olarak EKG'de net bir şekilde ayırt edilir.
Kalbin elektrik iletim yollarındaki yavaşlama veya kesintiler de EKG ile derecelendirilir. Birinci derece AV blokta, PR aralığı sabit bir şekilde 200 milisaniyenin üzerindedir ancak her P dalgasını bir QRS takip eder. İkinci derece AV bloklarda bazı P dalgaları karıncıklara iletilemez; bu durum Mobitz Tip 1 (Wenckebach) ve Mobitz Tip 2 olarak ikiye ayrılır. Mobitz Tip 2, aniden bloke olan P dalgaları ile karakterize olup, kalıcı kalp pili takılmasını gerektirebilecek daha ciddi bir tablodur. Üçüncü derece (tam) AV blokta ise kulakçıklar ile karıncıklar arasındaki elektriksel bağ tamamen kopmuştur; kulakçıklar sinüs düğümünün hızında (yaklaşık 70/dk), karıncıklar ise kendi yedek odaklarının hızında (yaklaşık 30-40/dk) birbirlerinden tamamen bağımsız ve düzensiz bir şekilde kasılırlar.
EKG Çeşitleri ve Kullanım Alanları
Klinik pratikte, hastanın şikayetlerinin sıklığına ve tetkikten elde edilmek istenen verinin türüne göre farklı elektrokardiyografi yöntemleri tercih edilir. En yaygın kullanılan yöntem, hastanın muayene masasında tamamen hareketsiz yatarken çekilen standart 12 derivasyonlu istirahat EKG'sidir. Bu yöntem, kalbin o anki (yaklaşık 10 saniyelik) elektriksel durumunun fotoğrafını çeker. Ancak gün içinde kısa süreli gelen ve gidici olan çarpıntı, fenalık hissi veya göğüs ağrısı şikayeti olan hastalarda istirahat EKG'si tamamen normal çıkabilir. Bu gibi durumlarda, hastanın günlük yaşamı sırasında kalp ritmini uzun süre kaydedebilen taşınabilir cihazlar kullanılır. Holter EKG adı verilen bu cihazlar, hastanın göğsüne yapıştırılan elektrotlar vasıtasıyla 24, 48, 72 saat veya bazen 7 güne kadar kesintisiz olarak kalp ritmini kaydeder ve daha sonra bu veriler bilgisayar ortamında analiz edilerek nadir görülen aritmiler tespit edilir.
Dinlenme halinde herhangi bir belirti vermeyen ancak fiziksel efor sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacının artmasıyla ortaya çıkan koroner yetmezlikleri saptamak için Eforlu EKG (Stres Testi) uygulanır. Bu testte hasta, kardiyolog gözetiminde bir koşu bandı (treadmill) üzerinde veya kondisyon bisikletinde, belirli protokoller (en sık Bruce protokolü) dahilinde kademeli olarak artan hız ve eğimde yürütülür. Efor testi boyunca hastanın EKG'si, kalp hızı ve kan basıncı sürekli olarak izlenir; amaç, hastanın yaşına göre hesaplanan hedef kalp hızına (genellikle 220-yaş formülünün %85'ine) ulaşıldığında kalp kasında gelişebilecek iskemi bulgularını veya eforla tetiklenen aritmileri yakalamaktır. Efor testi sırasında göğüs ağrısı oluşması, ST segmentinde çökme yaşanması veya tansiyonun düşmesi testin pozitif (anormal) olduğunu gösterir.
Daha nadir durumlarda, kalbin elektriksel iletim sisteminin çok daha detaylı incelenmesi amacıyla özel EKG türevleri kullanılır. Sinyal ortalamalı EKG (SAECG), standart EKG'de görülemeyen, mikrovolt düzeyindeki çok küçük elektriksel sinyalleri (ventriküler geç potansiyelleri) özel filtreleme yöntemleriyle büyüterek kaydeder; bu test, özellikle kalp krizi sonrasında ölümcül ritim bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hastaların belirlenmesinde kullanılır. Hastanede yatarak tedavi gören ve ritim bozukluğu açısından yakın takip edilmesi gereken hastalarda ise kablosuz sinyal gönderen küçük cihazlar yardımıyla hastanın sürekli hareket halindeyken bile monitörize edilmesini sağlayan Telemetrik EKG sistemleri tercih edilir.
EKG'nin Sınırları ve İleri Tetkik Gerektiren Durumlar
Elektrokardiyografi, hızlı, ucuz ve kolay erişilebilir bir tanı aracı olmasına rağmen, kalp hastalıklarının teşhisinde bazı sınırlılıklara sahiptir. Normal bir EKG sonucu, hastada hiçbir kalp hastalığı olmadığını kesin olarak güvencesi etmez; aynı şekilde anormal bir EKG bulgusu da her zaman ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmeyebilir. Örneğin, koroner arterlerinde ciddi darlıklar olan bir hastanın, dinlenme anında çekilen EKG'si tamamen normal çıkabilir; bu durum "sessiz iskemi" veya "yalancı negatiflik" olarak adlandırılır. EKG, kalbin sadece elektriksel haritasını çıkarır; kalbin kasılma gücü (pompalama performansı), kalp kapakçıklarının yapısı, kalp içindeki kan akış hızı ve kalbin anatomik boşluklarının milimetrik ölçümleri hakkında doğrudan bilgi veremez.
Bu sınırlılıklar nedeniyle, EKG'de şüpheli bulgular saptandığında veya hastanın şikayetleri devam ettiğinde ileri kardiyovasküler tetkiklerin yapılması zorunludur. Kalbin yapısal durumunu, kapak hastalıklarını ve kalp kasının hareketlerini ultrason dalgaları kullanarak gerçek zamanlı görüntüleyen Ekokardiyografi (EKO), EKG'yi tamamlayan en önemli ikinci tetkiktir. EKO sayesinde kalbin sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF - kalbin kanı pompalama yüzdesi, normalde %50-70 arası) ölçülerek kalp yetmezliği tanısı kesinleştirilir. Efor testi veya EKG'de koroner arter hastalığı şüphesi uyanan hastalarda, kalp damarlarının doğrudan görüntülenmesi ve darlık derecelerinin belirlenmesi amacıyla invaziv bir yöntem olan Koroner Anjiyografi işlemine başvurulur.
Kalp kasının kanlanmasını hücresel düzeyde değerlendirmek amacıyla radyoaktif izotopların kullanıldığı Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi (Sanal Anjiyo veya Kalp Sintigrafisi) de bir diğer ileri tanı yöntemidir. Kalp kasının yapısını, geçirilmiş krizlerin bıraktığı hasarın boyutunu ve kalp tümörlerini en yüksek çözünürlükte görüntülemek için ise Kardiyak Manyetik Rezonans (Kardiyak MR) görüntüleme teknolojisinden yararlanılır. Çok nadir ve karmaşık ritim bozukluklarının kaynağını bulmak ve gerekirse aynı seansta tedavi etmek (ablasyon) amacıyla, kasık damarlarından girilerek kalbin içine elektrot kateterler yerleştirilen Elektrofizyolojik Çalışma (EFÇ) yöntemi uygulanır. Tüm bu ileri tetkikler, EKG'nin sağladığı ön bilgiler doğrultusunda kardiyolog tarafından planlanır.
Özel Popülasyonlarda EKG Değişiklikleri: Çocuklar, Yaşlılar ve Hamileler
Elektrokardiyogram sonuçlarının yorumlanmasında hastanın yaşı, cinsiyeti ve fizyolojik durumu çok önemli değişkenlerdir; çünkü "normal" kavramı bu popülasyonlarda farklılık gösterir. Yenidoğanlarda ve çocuklarda, sağ karıncık sol karıncığa göre anatomik olarak daha baskındır; bu durum çocukluk çağı EKG'lerinde sağ aks sapmasına ve sağ göğüs derivasyonlarında (V1-V3) yüksek R dalgaları ile T dalgası tersliklerine yol açar ki bu bulgular çocuklarda tamamen normal kabul edilir. Ayrıca çocukların kalp hızları yetişkinlere göre çok daha yüksektir; yenidoğanlarda dinlenme kalp hızının dakikada 140-160 olması fizyolojik bir durumdur. Yaş ilerledikçe bu değerler kademeli olarak yetişkin seviyelerine geriler. Çocuklarda EKG yorumlanırken mutlaka yaşa göre uyarlanmış normal değer tabloları referans alınmalıdır.
Yaşlı hastalarda (geriatrik popülasyon), kalp kasında ve iletim sisteminde meydana gelen yaşlanmaya bağlı fibrozis (kireçlenme ve doku sertleşmesi) nedeniyle EKG'de bazı değişiklikler sıkça görülür. Yaşlılarda sinoatriyal düğümdeki hücre sayısının azalması sonucu sinüs bradikardisi (yavaş kalp ritmi) ve atriyoventriküler iletim gecikmeleri daha yaygındır. Sol dal bloğu ve sol aks sapması, bu yaş grubunda altta yatan koroner arter hastalığı veya hipertansiyona bağlı olarak sık karşılaşılan patolojilerdir. Ayrıca yaşlılarda atrial fibrilasyon sıklığı belirgin şekilde artar; 80 yaşın üzerindeki popülasyonda atrial fibrilasyon görülme oranı %10'un üzerine çıkmaktadır. Yaşlı hastaların kullandığı çoklu ilaç tedavileri de (özellikle digoksin, beta-blokerler ve kalsiyum kanal blokerleri) EKG dalgaları ve süreleri üzerinde belirgin değişikliklere yol açabilir.
Hamilelik döneminde ise kadının vücudunda meydana gelen hemodinamik (kan dolaşımı ile ilgili) değişiklikler EKG'yi doğrudan etkiler. Gebelikte kan hacmi yaklaşık %40-50 oranında artar ve büyüyen uterus (rahim) diyaframı yukarı doğru iter; bu durum kalbin göğüs kafesi içindeki pozisyonunu sola ve yukarı doğru kaydırır. Genel olarak, hamilelerin EKG'sinde kalbin elektriksel aksında 15-20 derecelik sola kayma, inferior derivasyonlarda (D3 ve aVF) hafif T dalgası düzleşmesi veya ters dönmesi görülebilir. Gebelikte bazal kalp hızı da dakikada 10-15 atım artar ve hafif sinüs taşikardisi normal kabul edilir. Hamilelikte hormonal değişikliklere bağlı olarak erken vuruların (ekstrasistollerin) sıklığında artış gözlenebilir; ancak bu değişikliklerin fizyolojik mi yoksa gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) gibi patolojik bir duruma mı bağlı olduğunun ayrımı kardiyoloji uzmanı tarafından dikkatle yapılmalıdır.
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Kardiyoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, EKG (Elektrokardiyografi) Çekimi: Nasıl Yapılır? Sonuçları Ne Anlama Gelir? ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.








