Acil Servis

Böbrek Yaralanması: Erken Müdahale ve Yaklaşım

Koru Hastanesi olarak böbrek yaralanması tedavisinde görüntüleme ile hasar derecesini belirliyor, konservatif veya cerrahi yaklaşımı uzman üroloji ekibimizle uyguluyoruz.

Böbrek yaralanmaları, travma cerrahisinin ve acil tıbbın en kritik konularından birini oluşturmaktadır. Retroperitoneal alanda korunaklı bir konumda bulunan böbrekler, künt veya penetran travmalara maruz kaldığında ciddi hemodinamik instabilite ve organ kaybı riski ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Tüm abdominal travmaların yaklaşık yüzde on ile yirmi arasında böbrek yaralanması eşlik etmekte olup, bu yaralanmaların büyük çoğunluğu künt travma mekanizmasıyla gerçekleşmektedir. Motorlu araç kazaları, yüksekten düşme, spor yaralanmaları ve darp gibi künt travma nedenleri en sık karşılaşılan etiyolojik faktörler arasında yer almaktadır. Penetran yaralanmalar ise ateşli silah ve kesici-delici alet yaralanmalarını kapsamakta olup, genellikle daha yüksek grade yaralanmalara yol açmaktadır.

Böbrek yaralanmalarının erken tanınması ve uygun müdahale stratejisinin belirlenmesi, hem organ koruma oranlarını artırmakta hem de morbidite ve mortaliteyi önemli ölçüde azaltmaktadır. Günümüz travma cerrahisi pratiğinde konservatif tedavi yaklaşımları ön plana çıkmış olup, cerrahi müdahale endikasyonları belirli kriterlerle sınırlandırılmıştır. Bu makalede böbrek yaralanmalarının sınıflandırılması, tanı yöntemleri, tedavi algoritmaları ve komplikasyon yönetimi kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.

Böbreğin Anatomik Özellikleri ve Yaralanma Mekanizmaları

Böbrekler, T12-L3 vertebra seviyesinde retroperitoneal alanda yerleşim gösteren, yaklaşık 150 gram ağırlığında parankimal organlardır. Gerota fasyası, perirenal yağ dokusu, kas yapıları ve alt kot kaburga kemikleri tarafından çevrelenen böbrekler, anatomik konumları itibarıyla belirli bir koruma altındadır. Ancak bu koruyucu yapılar, yüksek enerjili travmalarda yetersiz kalabilmektedir.

Künt travma mekanizmasında üç temel patofizyolojik süreç rol oynamaktadır. Birincisi, doğrudan kompresyon kuvvetinin böbrek parankimine iletilmesiyle oluşan ezilme tipi yaralanmalardır. İkincisi, ani deselerasyon kuvvetlerinin vasküler pedikül üzerinde oluşturduğu traksiyon etkisiyle meydana gelen damarsal yaralanmalardır. Üçüncüsü ise alt kotların kırılmasıyla oluşan kemik fragmanlarının böbrek parankimine penetrasyonudur. Penetran travmalarda ise yaralayıcı ajanın kinetik enerjisi, giriş açısı ve izlediği yol, yaralanmanın şiddetini belirleyen temel faktörlerdir.

Pediyatrik yaş grubunda böbrek yaralanmaları özellikle dikkat gerektirmektedir. Çocuklarda böbreklerin göreceli olarak daha büyük olması, perirenal yağ dokusunun yetersizliği ve torakolumbar vertebranın daha esnek yapıda bulunması nedeniyle böbrekler travmaya karşı daha savunmasızdır. Ayrıca konjenital anomaliler, özellikle hidronefroz ve at nalı böbrek gibi durumlar, travma sonrası yaralanma riskini artıran predispozan faktörler olarak kabul edilmektedir.

Sınıflandırma Sistemleri

Böbrek yaralanmalarının standardize edilmiş şekilde sınıflandırılması, tedavi kararlarının verilmesinde ve prognozun öngörülmesinde kritik öneme sahiptir. Amerikan Travma Cerrahisi Derneği (AAST) tarafından geliştirilen Organ Yaralanma Ölçeği, en yaygın kullanılan sınıflandırma sistemidir ve beş dereceden oluşmaktadır.

Grade I Yaralanmalar

Subkapsüler, genişlemeyen hematomlar ve bir santimetreden sığ kortikal laserasyonlar bu kategoride değerlendirilmektedir. Üriner ekstravazasyon bulunmamaktadır. Grade I yaralanmalar tüm böbrek travmalarının yaklaşık yüzde altmış ile yetmişini oluşturmakta olup, konservatif tedaviye mükemmel yanıt vermektedir.

Grade II Yaralanmalar

Genişlemeyen perirenal hematomlar ve bir santimetreden derin ancak toplayıcı sisteme ulaşmayan kortikal laserasyonlar bu gruba dahildir. Üriner ekstravazasyon görülmemektedir ve konservatif tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Grade III Yaralanmalar

Bir santimetreden derin parankimal laserasyonlar bu kategoride yer almakta olup, toplayıcı sisteme uzanım göstermemektedir. Segmental damar yaralanması ve buna bağlı parankimal devaskularizasyon eşlik edebilmektedir. Bu grade, konservatif ve cerrahi tedavi kararının dikkatli bir şekilde değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Grade IV Yaralanmalar

Toplayıcı sisteme uzanan derin laserasyonlar ve renal arter veya ven yaralanmaları ile segmental enfarktüsler bu kategoride sınıflandırılmaktadır. Ana renal arter veya venin tromboz ile birlikte yaralanması da Grade IV olarak değerlendirilmektedir. Bu yaralanmalarda cerrahi müdahale veya endovasküler girişim sıklıkla gerekli olmaktadır.

Grade V Yaralanmalar

Böbreğin tamamen parçalanması veya renal hilustaki ana damarların avulsiyonu ile böbreğin devaskularize olması en ağır yaralanma kategorisini oluşturmaktadır. Grade V yaralanmalarda acil cerrahi müdahale kaçınılmazdır ve nefrektomi oranları oldukça yüksektir.

Tanısal Değerlendirme ve Görüntüleme Yöntemleri

Böbrek yaralanması şüphesi bulunan hastalarda sistematik bir tanısal yaklaşım izlenmesi gerekmektedir. Klinik değerlendirmede hastanın hemodinamik stabilitesi, travma mekanizması, fizik muayene bulguları ve laboratuvar sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Makroskopik veya mikroskopik hematüri, böbrek yaralanmasının en önemli klinik göstergesidir; ancak hematürinin şiddeti ile yaralanma derecesi arasında her zaman doğrusal bir korelasyon bulunmamaktadır. Renal pedikül yaralanmalarında hematüri saptanmayabilmektedir.

Kontrastlı bilgisayarlı tomografi (BT), böbrek yaralanmalarının değerlendirilmesinde altın standart görüntüleme yöntemidir. Arteriyel, parankimal ve gecikmiş fazlarda elde edilen görüntüler, yaralanmanın grade tayini, aktif kanama varlığı, üriner ekstravazasyon ve eşlik eden organ yaralanmalarının tespiti açısından yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Gecikmiş faz görüntüleme, toplayıcı sistem bütünlüğünün değerlendirilmesinde vazgeçilmezdir ve rutin protokole dahil edilmelidir.

Hemodinamik olarak instabil hastalarda Focused Assessment with Sonography for Trauma (FAST) ultrasonografi, serbest intraperitoneal sıvının hızlı tespiti için ilk basamak değerlendirme aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak FAST, retroperitoneal yaralanmaların değerlendirilmesinde sınırlı duyarlılığa sahiptir ve negatif sonuç böbrek yaralanmasını dışlamamaktadır. İntravenöz piyelografi günümüzde büyük ölçüde BT tarafından yerini bırakmış olmakla birlikte, ameliyathane koşullarında kontralateral böbreğin fonksiyonel değerlendirmesinde tek atımlık intravenöz piyelografi hala kullanılabilmektedir.

Manyetik rezonans görüntüleme, iyot alerjisi olan hastalarda veya gebelik durumunda alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak değerlendirilebilmekle birlikte, akut travma ortamında pratik kullanımı sınırlı kalmaktadır. Renal anjiyografi ise hem tanısal hem de terapötik amaçlarla kullanılabilmekte olup, selektif embolizasyon gereken olgularda kritik bir rol üstlenmektedir.

Hemodinamik Değerlendirme ve Resüsitasyon Prensipleri

Böbrek yaralanması olan hastaların yönetiminde hemodinamik stabilite, tedavi stratejisini belirleyen en önemli parametredir. İleri Travma Yaşam Desteği (ATLS) prensipleri doğrultusunda sistematik birincil ve ikincil değerlendirme yapılmalıdır. Hemodinamik instabilite, sistolik kan basıncının 90 mmHg altında seyretmesi, taşikardi, periferik vazokonstrüksiyon bulguları ve iki ünitenin üzerinde eritrosit süspansiyonu transfüzyon ihtiyacı olarak tanımlanmaktadır.

Resüsitasyon sürecinde dengeli kristaloid infüzyonu, kan ürünleri replasmanı ve gerektiğinde masif transfüzyon protokolünün aktivasyonu temel yaklaşımları oluşturmaktadır. Permisif hipotansiyon stratejisi, aktif kanamalı hastalarda aşırı sıvı yüklemesinden kaçınılması ve koagülopati gelişiminin önlenmesi açısından önem taşımaktadır. Traneksamik asit uygulaması, travma sonrası ilk üç saat içinde başlandığında antifibrinolitik etki ile kanama kontrolüne katkı sağlamaktadır.

Seri hemoglobin takibi, laktat düzeyi ve baz açığı gibi laboratuvar parametreleri, resüsitasyonun yeterliliğinin değerlendirilmesinde ve tedavi kararlarının yönlendirilmesinde yol gösterici olmaktadır. Hemodinamik instabilitenin agresif resüsitasyona rağmen devam etmesi, cerrahi veya endovasküler girişim endikasyonunu güçlendirmektedir.

Konservatif Tedavi Yaklaşımı

Günümüz travma cerrahisi pratiğinde böbrek yaralanmalarının büyük çoğunluğu konservatif yöntemlerle tedavi edilmektedir. Grade I-III yaralanmalarda ve hemodinamik olarak stabil Grade IV yaralanmalarda nonoperatif tedavi birincil yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Konservatif tedavinin temel ilkeleri yatak istirahati, yakın hemodinamik monitörizasyon, seri hemoglobin takibi, yeterli analjezi ve antibiyotik profilaksisi olarak özetlenebilmektedir.

Hastaların yoğun bakım veya travma ünitesinde izlenmesi, vital bulguların saatlik takibi ve idrar çıkışının yakından monitorize edilmesi gerekmektedir. Hematürinin derecesi ve süresi takip parametreleri arasında yer almakta olup, makroskopik hematürinin yoğunluğunda artış veya hemoglobin düzeyinde düşüş, tedavi stratejisinin yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir. Yatak istirahati süresi yaralanma derecesine göre bireyselleştirilmekte, genellikle makroskopik hematürinin çözülmesinin ardından kademeli mobilizasyon planlanmaktadır.

Konservatif tedavi sürecinde tekrarlayan görüntüleme çalışmaları ile yaralanma bölgesinin evriminin izlenmesi önerilmektedir. Kontrol BT görüntülemesi, özellikle Grade III ve üzeri yaralanmalarda, yaralanma sonrası kırk sekiz ile yetmiş iki saat arasında gerçekleştirilmekte ve ürinoma, apse veya psödoanevrizma gibi komplikasyonların erken tespitine olanak sağlamaktadır. Konservatif tedavinin başarı oranı Grade I-III yaralanmalarda yüzde doksan beşin üzerinde, Grade IV yaralanmalarda ise yüzde seksen civarında bildirilmektedir.

Cerrahi Müdahale Endikasyonları ve Teknikleri

Böbrek yaralanmalarında cerrahi müdahale, belirli endikasyonların varlığında kaçınılmaz hale gelmektedir. Mutlak cerrahi endikasyonlar arasında hemodinamik instabiliteye neden olan aktif renal kanama, genişleyen veya pulsatil perirenal hematom, Grade V vasküler yaralanma ve renal pedikül avulsiyonu yer almaktadır. Göreceli cerrahi endikasyonlar ise üriner ekstravazasyon ile birlikte devitalize parankimal doku varlığı, konservatif tedaviye yanıtsız devam eden kanama ve eşlik eden abdominal organ yaralanmalarının tamiri sırasında saptanan böbrek yaralanması olarak sıralanabilmektedir.

Cerrahi müdahalede temel prensip, mümkün olan en fazla fonksiyonel parankimin korunmasıdır. Renorafi, parsiyel nefrektomi ve vasküler tamir gibi organ koruyucu cerrahi teknikler, uygun olgularda nefrektomiye tercih edilmektedir. Cerrahi eksplorasyonda renal pedikülün erken kontrolü, kanama yönetiminin temel basamağını oluşturmaktadır. Vasküler klempleme süresi, sıcak iskemi süresini belirlemekte olup, otuz dakikayı aşan iskemi süreleri böbrek fonksiyonlarında kalıcı hasar riski taşımaktadır.

Nefrektomi kararı, böbreğin kurtarılamayacak derecede hasarlı olduğu, hayatı tehdit eden kanamanın kontrol altına alınamadığı veya eşlik eden çoklu organ yaralanmalarının bulunduğu durumlarda verilmektedir. Nefrektomi öncesinde kontralateral böbreğin varlığı ve fonksiyonelliğinin doğrulanması, medikolegal açıdan da büyük önem taşımaktadır. Hasar kontrol cerrahisi prensipleri, çoklu travma hastalarında böbrek yaralanmasının yönetiminde kritik bir kavramdır. Koagülopati, hipotermi ve asidoz üçlüsünün geliştiği durumlarda, perirenal tamponlama ile geçici kanama kontrolü sağlanarak definitif tamir ikinci seans cerrahisine ertelenebilmektedir.

Endovasküler Girişimler ve Minimal İnvaziv Yöntemler

Endovasküler tekniklerin gelişmesiyle birlikte böbrek yaralanmalarının tedavisinde minimal invaziv yaklaşımlar giderek daha fazla kullanım alanı bulmaktadır. Selektif renal arter embolizasyonu, aktif kanaması devam eden ancak hemodinamik olarak stabil veya resüsitasyona yanıt veren hastalarda cerrahi eksplorasyona etkin bir alternatif sunmaktadır. Süperselektif kateterizasyon teknikleri sayesinde kanayan segmental arter hedeflenerek embolize edilmekte, böylece sağlam parankimin kan akımı korunmaktadır.

Embolizasyon materyalleri arasında mikrokoiller, jelatin sünger partikülleri ve n-butil siyanoakrilat en sık kullanılan ajanlardır. Embolizasyonun başarı oranı yüzde seksen beş ile doksan beş arasında bildirilmekte olup, başarısız olgularda tekrarlayan embolizasyon veya cerrahi müdahale planlanabilmektedir. Renal arter stent yerleştirilmesi ise intimal flep veya tromboz ile seyreden arter yaralanmalarında değerlendirilebilecek bir seçenektir.

Perkütan drenaj işlemleri, ürinoma ve perinefritik apse gibi komplikasyonların yönetiminde önemli bir yer tutmaktadır. Ultrasonografi veya BT rehberliğinde gerçekleştirilen perkütan aspirasyon ve drenaj, cerrahi drenaja kıyasla daha düşük morbidite ile etkili sonuçlar sağlamaktadır. Retrograd üreteral stent yerleştirilmesi ise toplayıcı sistem yaralanmalarında üriner diversiyon amacıyla uygulanabilmektedir.

Komplikasyonlar ve Yönetimi

Böbrek yaralanmalarının akut ve geç dönem komplikasyonları, klinik izlem sürecinde dikkatli bir yaklaşım gerektirmektedir. Akut dönemde en sık karşılaşılan komplikasyonlar arasında sekonder kanama, enfeksiyon, ürinoma oluşumu ve arteriovenöz fistül gelişimi yer almaktadır. Gecikmiş kanama, genellikle yaralanma sonrası birinci ile dördüncü hafta arasında ortaya çıkmakta olup, psödoanevrizma rüptürü ile ilişkili olabilmektedir. Bu durumda anjiyografik embolizasyon birincil tedavi yöntemi olarak uygulanmaktadır.

Geç dönem komplikasyonları şu şekilde sıralanabilmektedir:

  • Renovasküler hipertansiyon: Renal arter stenozu, arteriovenöz fistül veya Page böbreği (subkapsüler hematomun fibrozisi ile parankimal kompresyon) mekanizmalarıyla gelişebilmektedir. İnsidansı yüzde bir ile beş arasında bildirilmektedir.
  • Hidronefroz: Üreter veya üreteropelvik bileşke yaralanmalarına bağlı obstrüksiyon sonucu gelişebilmektedir. Geç dönemde periüreteral fibrozis de obstrüktif üropatiye neden olabilmektedir.
  • Kronik böbrek yetmezliği: Özellikle nefrektomi yapılan veya bilateral yaralanma bulunan hastalarda, uzun dönem böbrek fonksiyonlarının izlenmesi gerekmektedir.
  • Ürinoma ve apse: Toplayıcı sistem yaralanmalarında üriner kaçak sonucu oluşan ürinomalar, enfekte olduğunda apse formasyonuna dönüşebilmektedir.
  • Arteriovenöz fistül: Penetran travma sonrası daha sık görülmekte olup, hematüri, hipertansiyon ve kalp yetmezliği bulgularıyla prezente olabilmektedir.
  • Renal atrofi: Devaskularize segmentlerin fibrozisi sonucu gelişen fokal veya global atrofi, uzun dönem fonksiyonel kayba katkıda bulunmaktadır.

Komplikasyonların erken tanısı için taburculuk sonrası düzenli klinik ve radyolojik takip protokollerinin uygulanması büyük önem taşımaktadır. Kontrol görüntüleme çalışmaları, kan basıncı monitörizasyonu, böbrek fonksiyon testleri ve idrar analizi takip parametreleri arasında yer almaktadır.

Pediatrik Böbrek Yaralanmalarında Özel Yaklaşımlar

Pediatrik yaş grubunda böbrek yaralanmalarının yönetimi, yetişkin hastalardan farklı özellikler göstermektedir. Çocuklarda böbreğin vücut kütlesine oranla daha büyük olması, fetal lobülasyonun devam etmesi, perirenal yağ dokusunun azlığı ve abdominal kas yapısının yetersizliği, böbrekleri travmaya karşı daha savunmasız kılmaktadır. Ayrıca çocuklarda konjenital üriner sistem anomalilerinin prevalansının yüksek olması, travma sonrası yaralanma riskini artıran ek bir faktör olarak değerlendirilmektedir.

Pediatrik böbrek yaralanmalarında konservatif tedavi yaklaşımı, yetişkin hastalara kıyasla daha geniş endikasyonlarla uygulanmaktadır. Grade IV ve hatta seçilmiş Grade V yaralanmalarda bile nonoperatif tedavi başarılı sonuçlar verebilmektedir. Çocuklarda böbreğin rejenerasyon kapasitesinin daha yüksek olması ve kompanse edici hipertrofi potansiyelinin bulunması, organ koruyucu yaklaşımları destekleyen fizyolojik faktörlerdir. Yatak istirahati süresi ve aktivite kısıtlaması, çocuğun yaşı ve yaralanma derecesine göre bireyselleştirilmekte, aileler tedavi süreci hakkında kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmektedir.

Takip sürecinde büyüme ve gelişmenin izlenmesi, böbrek fonksiyonlarının düzenli değerlendirilmesi ve renovasküler hipertansiyon açısından kan basıncı takibi pediatrik hastalarda uzun süreli izlem gerektiren önemli parametrelerdir. Konjenital anomalisi saptanan hastalarda, travma tedavisinin tamamlanmasının ardından altta yatan anomalinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde düzeltici cerrahinin planlanması gerekmektedir.

İyatrojenik Böbrek Yaralanmaları

Cerrahi girişimler ve minimal invaziv prosedürler sırasında gelişen iyatrojenik böbrek yaralanmaları, travmatik yaralanmalardan farklı bir klinik tablo oluşturmaktadır. Perkütan nefrolitotomi, renal biyopsi, laparoskopik ve robotik cerrahi prosedürler ile endovasküler girişimler sırasında böbrek yaralanması gelişebilmektedir. Retroperitoneal cerrahi, adrenalektomi, kolon ve pankreas cerrahisi gibi komşu organ operasyonlarında da böbreğe iyatrojenik hasar oluşabilmektedir.

İyatrojenik yaralanmaların yönetiminde erken tanı ve girişim sırasında fark edilmesi kritik öneme sahiptir. İntraoperatif olarak tanınan yaralanmalarda primer tamir, parsiyel nefrektomi veya vasküler onarım gibi definitif tedavi yöntemleri uygulanabilmektedir. Postoperatif dönemde tanı alan yaralanmalarda ise klinik tabloya göre konservatif tedavi, endovasküler girişim veya reoperasyon seçenekleri değerlendirilmektedir. İyatrojenik yaralanmaların önlenmesinde preoperatif görüntüleme çalışmalarının dikkatli değerlendirilmesi, anatomik varyasyonların bilinmesi ve dikkatli cerrahi diseksiyon tekniğinin uygulanması temel prensipler arasında yer almaktadır.

Multidisipliner Yaklaşım ve Takip Protokolleri

Böbrek yaralanmalarının optimal yönetimi, multidisipliner bir ekip yaklaşımını gerektirmektedir. Acil tıp uzmanları, travma cerrahları, ürologlar, girişimsel radyologlar, yoğun bakım uzmanları ve nefrologlar, tedavi sürecinin farklı aşamalarında aktif rol üstlenmektedir. Travma merkezlerinde bu disiplinler arası koordinasyonun etkin bir şekilde sağlanması, tedavi sonuçlarını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür.

Taburculuk sonrası takip protokolü, yaralanma derecesine göre bireyselleştirilmektedir. Genel olarak önerilen takip planı şu unsurları içermektedir:

  • İlk hafta: Klinik değerlendirme, tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri ve idrar analizi yapılmalıdır. Makroskopik hematürinin devam etmesi durumunda görüntüleme tekrarlanmalıdır.
  • İkinci ile dördüncü hafta: Kontrol BT görüntülemesi, özellikle Grade III ve üzeri yaralanmalarda psödoanevrizma, ürinoma ve apse gibi komplikasyonların taranması amacıyla planlanmalıdır.
  • Birinci ile üçüncü ay: Böbrek fonksiyonlarının stabilizasyonu, kan basıncı takibi ve gerektiğinde DMSA sintigrafisi ile diferansiyel böbrek fonksiyonunun değerlendirilmesi önerilmektedir.
  • Altıncı ay ve sonrası: Yıllık olarak kan basıncı ölçümü, kreatinin düzeyi kontrolü ve idrar analizi ile uzun süreli takip planlanmalıdır. Renovasküler hipertansiyon riski nedeniyle en az beş yıl süreyle izlem önerilmektedir.

Hasta eğitimi, takip sürecinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Hastaların aktivite kısıtlamaları, alarm semptomları, ilaç uyumu ve kontrol randevularının önemi hakkında kapsamlı bir şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir. Temas sporları ve yüksek riskli aktivitelere dönüş süresi, yaralanma derecesine göre altı hafta ile altı ay arasında değişmekte olup, klinik ve radyolojik iyileşmenin doğrulanmasının ardından bireysel olarak belirlenmektedir.

Değerlendirme ve Kapanış

Böbrek yaralanmaları, acil tıp ve travma cerrahisi pratiğinde sıklıkla karşılaşılan ve doğru yönetim stratejileriyle organ koruma oranlarının yüksek tutulabildiği klinik tablolardır. AAST sınıflandırma sistemi, yaralanma şiddetinin standardize edilmesinde ve tedavi algoritmalarının oluşturulmasında temel çerçeveyi sağlamaktadır. Kontrastlı bilgisayarlı tomografi, tanısal değerlendirmede altın standart konumunu korumakta olup, gecikmiş faz görüntüleme mutlaka protokole dahil edilmelidir.

Konservatif tedavi, hemodinamik olarak stabil hastaların büyük çoğunluğunda birincil yaklaşım olarak başarıyla uygulanmaktadır. Endovasküler girişimler, cerrahi müdahale ile konservatif tedavi arasında köprü görevi görmekte ve selektif embolizasyon gibi tekniklerle organ koruma oranlarını artırmaktadır. Cerrahi müdahale, hayatı tehdit eden kanama, Grade V vasküler yaralanma ve konservatif tedaviye yanıtsız olgularda endike olmaya devam etmektedir. Multidisipliner ekip yaklaşımı, tedavi sonuçlarının optimizasyonunda belirleyici bir rol üstlenmekte olup, yapılandırılmış takip protokolleri komplikasyonların erken tanı ve tedavisini mümkün kılmaktadır.

Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, böbrek yaralanmalarının tanı ve tedavisinde en güncel kanıta dayalı yaklaşımları uygulayarak, hastaların en kısa sürede sağlıklarına kavuşmaları için kapsamlı ve multidisipliner bir sağlık hizmeti sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu