Bifosfonatlar, kemik yıkımını engelleyerek osteoporoz, kemik metastazları ve çeşitli metabolik kemik hastalıklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaç grubudur. Bu ilaçlar kemik dokusunda osteoklast aktivitesini baskılayarak kemik rezorpsiyonunu azaltır ve kemik mineral yoğunluğunu artırır. Ancak bu güçlü etkilerine rağmen, bifosfonat tedavisi alan hastalarda ciddi bir komplikasyon olarak çene kemiğinde osteonekroz gelişebilmektedir. Bifosfonata bağlı çene osteonekrozu (BRONJ - Bisphosphonate-Related Osteonecrosis of the Jaw), çene kemiklerinde canlılığını yitirmiş kemik dokusunun ağız içinde açığa çıkması ve iyileşmemesi ile karakterize edilen bir durumdur. Bu komplikasyon ilk olarak 2003 yılında tanımlanmış olup, o tarihten bu yana dünya genelinde hem hastaları hem de klinisyenleri derinden etkileyen önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir.
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozu, özellikle intravenöz yoldan yüksek doz bifosfonat tedavisi alan kanser hastalarında daha sık görülmekle birlikte, oral yoldan osteoporoz tedavisi için bifosfonat kullanan hastalarda da karşılaşılabilmektedir. Hastalığın ortaya çıkışında diş çekimi, implant uygulaması, protez travması gibi dentoalveolar cerrahi işlemler önemli tetikleyici faktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle bifosfonat tedavisi başlamadan önce ve tedavi süresince düzenli diş hekimliği kontrolleri büyük önem taşımaktadır.
Bifosfonatlar Nedir ve Nasıl Etki Eder?
Bifosfonatlar, doğal olarak vücutta bulunan pirofosfat bileşiklerinin sentetik analoglarıdır. Kimyasal yapılarında merkezi bir karbon atomu bulunur ve bu karbon atomuna bağlanan yan zincirlerin farklılığına göre çeşitli bifosfonat türleri elde edilir. Temel etki mekanizmaları kemik yüzeyine güçlü bir şekilde bağlanarak osteoklastların kemik yıkım aktivitesini inhibe etmeleridir. Bifosfonatlar iki ana gruba ayrılır: azot içeren ve azot içermeyen bifosfonatlar. Azot içeren bifosfonatlar (alendronat, risedronat, ibandronat, zoledronik asit) daha güçlü antiresorptif etkiye sahiptir ve çene osteonekrozu riski açısından daha fazla dikkat gerektirmektedir.
Bu ilaçların kemik dokusundaki yarı ömrü son derece uzundur; bazı bifosfonatların kemikteki yarı ömrü 10 yılı aşabilmektedir. Bu uzun yarı ömür, ilacın kemik dokusunda birikmesine ve tedavi kesildikten sonra bile uzun süre etkisini sürdürmesine yol açmaktadır. Kemik metabolizması üzerindeki bu kalıcı etki, çene osteonekrozu riskinin tedavi kesildikten sonra bile devam etmesinin temel nedenidir. Bifosfonatlar özellikle aktif kemik döngüsünün yoğun olduğu bölgelerde birikir ve çene kemikleri vücuttaki en yüksek kemik döngü hızına sahip kemikler arasında yer aldığından, osteonekroz en sık bu bölgede ortaya çıkmaktadır.
Yaygın Kullanılan Bifosfonat İlaçları
- Alendronat (Fosamax): Oral yoldan kullanılan, osteoporoz tedavisinde en sık reçete edilen bifosfonattır.
- Risedronat (Actonel): Oral bifosfonat olup osteoporoz ve Paget hastalığında kullanılır.
- Zoledronik asit (Zometa, Aclasta): İntravenöz yoldan uygulanan en güçlü bifosfonattır. Çene osteonekrozu riski en yüksek olan bifosfonattır.
- İbandronat (Bonviva): Hem oral hem de intravenöz formları bulunan bir bifosfonattır.
- Pamidronat (Aredia): İntravenöz yoldan uygulanan ve multipl miyelom ile kemik metastazlarında kullanılan bir bifosfonattır.
Çene Osteonekrozu Nedir ve Nasıl Gelişir?
Çene osteonekrozu, çene kemiklerinde kan dolaşımının bozulması sonucu kemik dokusunun canlılığını yitirmesi ve nekrotik kemiğin ağız mukozası aracılığıyla dış ortama açılması durumudur. Amerikan Ağız ve Çene Cerrahisi Derneği (AAOMS) tarafından belirlenen tanı kriterlerine göre, bifosfonata bağlı çene osteonekrozunun tanısı için üç koşulun birlikte bulunması gerekmektedir: hastanın bifosfonat tedavisi almış veya alıyor olması, çene bölgesinde sekiz haftadan uzun süredir açıkta kalan nekrotik kemik bulunması ve bölgeye radyoterapi uygulanmamış olması.
Hastalığın gelişim mekanizması tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, birden fazla etkenin bir arada rol oynadığı düşünülmektedir. Bifosfonatların kemik döngüsünü aşırı derecede baskılaması, çene kemiklerindeki mikro hasarların onarılamamasına yol açmaktadır. Ayrıca bifosfonatların antianjiogenik etkileri, yani yeni damar oluşumunu engellemeleri de kemik dokusunun beslenme bozukluğuna katkıda bulunmaktadır. Ağız ortamının bakteriyel flora açısından son derece zengin olması ve çene kemiklerinin ince bir mukoza tabakası ile örtülü olması da enfeksiyon riskini artıran faktörler arasındadır.
Çene Osteonekrozunun Evreleri
AAOMS sınıflandırmasına göre çene osteonekrozu dört evrede değerlendirilmektedir:
- Risk Altındaki Evre (Evre 0): Klinik olarak açıkta kemik bulunmaz ancak hastada kemik ağrısı, diş hareketliliği, fistül oluşumu veya radyografik değişiklikler gibi spesifik olmayan bulgular mevcuttur. Bu evre erken tanı açısından dikkatle izlenmelidir.
- Evre 1: Ağız içinde açıkta nekrotik kemik bulunur ancak hastada enfeksiyon belirtisi yoktur. Ağrı minimal düzeydedir veya hiç yoktur. Çevre yumuşak dokularda belirgin inflamasyon gözlenmez.
- Evre 2: Açıkta nekrotik kemik ile birlikte enfeksiyon bulguları mevcuttur. Ağrı, eritem, ödem ve pürülan akıntı görülebilir. Bu evre en sık karşılaşılan klinik tablodur ve aktif tedavi gerektirir.
- Evre 3: Açıkta nekrotik kemik ile birlikte ciddi komplikasyonlar gelişmiştir. Patolojik kırık, ekstraoral fistül, oronazal veya oroantral fistül veya alt çene alt kenarına kadar uzanan yaygın osteoliz bulunur. Bu evre cerrahi müdahale gerektirebilir.
Risk Faktörleri ve Yatkınlık Yaratan Durumlar
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozu gelişimi için birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Bu risk faktörlerinin bilinmesi, hem hastaların hem de sağlık profesyonellerinin koruyucu önlemler alabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Risk faktörleri ilaca bağlı faktörler, lokal faktörler ve sistemik faktörler olarak üç ana grupta incelenmektedir.
İlaca Bağlı Risk Faktörleri
- İlacın uygulama yolu: İntravenöz bifosfonatlar, oral bifosfonatlara kıyasla çok daha yüksek osteonekroz riski taşımaktadır. İntravenöz zoledronik asit kullananlarda risk %1-10 arasında değişirken, oral alendronat kullananlarda bu oran %0,01-0,04 düzeyindedir.
- Tedavi süresi: Bifosfonat kullanım süresi arttıkça osteonekroz riski de doğru orantılı olarak yükselmektedir. Oral bifosfonatlarda özellikle 4 yılı aşan kullanımlarda risk belirgin şekilde artış göstermektedir.
- Kümülatif doz: Toplam alınan bifosfonat miktarı arttıkça kemikteki ilaç birikimi de artar ve osteonekroz riski yükselir.
Lokal Risk Faktörleri
- Dentoalveolar cerrahi işlemler: Diş çekimi en önemli tetikleyici faktördür. Çene osteonekrozu vakalarının %50-70 oranında öncesinde diş çekimi öyküsü bulunmaktadır. İmplant cerrahisi, periapikal cerrahi ve periodontal cerrahi de risk oluşturan işlemlerdir.
- Anatomik faktörler: Alt çene üst çeneye göre daha sık etkilenmektedir. Özellikle mylohyoid çıkıntı, torus mandibularis ve torus palatinus gibi ince mukoza ile örtülü kemik çıkıntıları risk altındadır.
- Periodontal hastalık: Kronik periodontitis ve diş eti hastalıkları, çene kemiklerinde enfeksiyon odağı oluşturarak osteonekroz riskini artırmaktadır.
- Kötü oturan protezler: Hareketli protezlerin mukozada yarattığı kronik travma, alttaki kemik dokusunun açığa çıkmasına neden olabilmektedir.
Sistemik Risk Faktörleri
- Kanser tanısı: Multipl miyelom, meme kanseri ve prostat kanseri kemik metastazları olan hastalar en yüksek risk grubundadır.
- Eşlik eden ilaçlar: Kortikosteroid kullanımı, antianjiogenik tedaviler ve kemoterapötik ajanlar osteonekroz riskini artırmaktadır.
- Sistemik hastalıklar: Diabetes mellitus, anemi, koagülopati ve immün yetmezlik durumları yara iyileşmesini olumsuz etkileyerek riski yükseltmektedir.
- Yaşam tarzı faktörleri: Sigara kullanımı ve alkol tüketimi çene kemiklerindeki kan dolaşımını bozarak osteonekroz gelişimine zemin hazırlamaktadır.
Belirti ve Bulgular: Hastalık Nasıl Kendini Gösterir?
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozu farklı klinik tablolarla karşımıza çıkabilmektedir. Hastalığın erken dönemlerinde belirtiler oldukça silik olabilir ve tanı gecikebilir. Bu nedenle hem hastaların hem de diş hekimlerinin olası belirtileri iyi tanıması büyük önem taşımaktadır. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en kritik faktörlerden biridir.
Erken Dönem Belirtileri
- Çene bölgesinde uyuşukluk veya karıncalanma: Alt dudak ve çene ucunda hissizlik hissi, alt çenede seyir eden inferior alveolar sinirin etkilendiğine işaret edebilir. Bu belirti hastalığın önemli bir erken uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir.
- Nedeni açıklanamayan diş ağrısı: Belirli bir dişe lokalize edilemeyen, yaygın bir çene ağrısı erken dönem osteonekrozun habercisi olabilir.
- Diş hareketliliği: Periodontitis olmaksızın dişlerde artan hareket, alttaki kemik dokusundaki değişiklikleri yansıtabilir.
- Yumuşak doku şişliği: Çene çevresinde nedeni bilinmeyen hafif ödem gözlenebilir.
İlerlemiş Dönem Bulguları
- Açıkta kemik: Ağız içinde sarı-beyaz renkte, pürüzlü yüzeyli nekrotik kemik görülür. Bu en karakteristik bulgudur ve genellikle tanı bu aşamada konulmaktadır.
- Ağrı ve hassasiyet: Nekrotik kemik çevresinde belirgin ağrı, dokunma hassasiyeti ve fonksiyonel kısıtlanma gelişir.
- Enfeksiyon bulguları: Kızarıklık, şişlik, ısı artışı ve pürülan akıntı enfeksiyon eklendiğini gösterir. Ağız içinden veya yüz cildinden fistül gelişebilir.
- Ekstraoral fistül: İleri vakalarda enfeksiyon yüz cildine açılarak dışarıya doğru irin akıntısına neden olabilir.
- Patolojik kırık: Çene kemiğinin yapısal bütünlüğünün bozulması sonucu minimal travma ile kırık oluşabilir. Bu durum özellikle alt çenede görülmektedir.
Tanı Yöntemleri ve Görüntüleme Teknikleri
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozunun tanısı öncelikle klinik değerlendirmeye dayanmaktadır. Ayrıntılı anamnez, bifosfonat kullanım öyküsü ve ağız içi muayene tanının temel taşlarıdır. Görüntüleme yöntemleri hastalığın yaygınlığını değerlendirmek ve tedavi planlamasını yönlendirmek için kullanılmaktadır.
- Panoramik radyografi (Ortopantomografi): Çene kemiklerinin genel değerlendirmesi için ilk tercih edilen görüntüleme yöntemidir. Kemik yoğunluğundaki değişiklikler, osteosklerotik alanlar, periodontal ligament aralığında genişleme ve sekestrasyon bulguları saptanabilir. Ancak erken dönem lezyonların tespitinde yetersiz kalabilmektedir.
- Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (Cone Beam CT): Üç boyutlu görüntüleme sağlayarak lezyonun boyutunu, sınırlarını ve çevre yapılarla ilişkisini detaylı olarak ortaya koyar. Tedavi planlaması ve cerrahi müdahale öncesi değerlendirme için altın standart olarak kabul edilmektedir.
- Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): Yumuşak doku değişikliklerini ve kemik iliği patolojilerini değerlendirmede üstün performans gösterir. Özellikle hastalığın erken evrelerinde kemik iliğindeki ödem ve nekrotik değişikliklerin tespitinde değerlidir.
- Kemik sintigrafisi: Tüm iskelet sisteminde bifosfonat etkisinin değerlendirilmesi ve çene dışı osteonekroz odaklarının araştırılması için kullanılabilir. Artmış tutulum alanları aktif kemik metabolizmasını gösterir.
- Laboratuvar testleri: Serum C-terminal telopeptid (CTX) düzeyi kemik döngüsünün bir göstergesi olarak kullanılmaktadır. CTX değerinin 150 pg/ml altında olması artmış osteonekroz riskine işaret edebilir, ancak bu testin güvenilirliği tartışmalıdır ve tek başına karar verdirici olmamalıdır.
Tedavi Yaklaşımları ve Güncel Protokoller
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozunun tedavisi, hastalığın evresine, yaygınlığına ve hastanın genel durumuna göre planlanmaktadır. Tedavi yaklaşımı konservatif yöntemlerden cerrahi müdahalelere kadar geniş bir yelpazede değişmektedir. Tedavinin temel hedefleri ağrının kontrolü, enfeksiyonun yönetimi, nekrotik kemik progresyonunun durdurulması ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesidir.
Konservatif Tedavi
Konservatif tedavi özellikle Evre 1 ve Evre 2 hastalarda ilk basamak tedavi olarak uygulanmaktadır. Bu yaklaşımda amaç mevcut nekrotik alanın genişlemesini önlemek ve enfeksiyonu kontrol altına almaktır.
- Antibiyotik tedavisi: Sistemik antibiyotik kullanımı enfeksiyonun kontrolünde temel rol oynar. Penisilin grubu antibiyotikler ilk tercih olup, alerjisi olanlarda klindamisin veya metronidazol alternatif olarak kullanılmaktadır. Tedavi süresi genellikle 2-4 hafta arasındadır.
- Ağız gargaraları: Klorheksidin glukonat içeren ağız gargaraları günde 2-3 kez uygulanarak lokal enfeksiyon kontrolü sağlanmaktadır.
- Ağrı yönetimi: Non-steroid antiinflamatuar ilaçlar ve gerektiğinde opioid analjezikler ağrı kontrolü için kullanılmaktadır.
- Nekrotik kemik kenarlarının düzeltilmesi: Keskin kemik kenarları yumuşak dokuyu travmatize edebileceğinden, minimal invaziv yaklaşımla bu kenarların düzeltilmesi önerilmektedir.
Cerrahi Tedavi
Cerrahi tedavi, konservatif tedaviye yanıt vermeyen Evre 2 ve Evre 3 hastalarda değerlendirilmektedir. Cerrahi yaklaşım nekrotik kemiğin tamamen uzaklaştırılmasını ve sağlıklı kemik sınırlarına ulaşılmasını hedeflemektedir.
- Sekestrektomi: Ayrışmış nekrotik kemik parçalarının cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Minimal invaziv bir işlem olup ayaktan uygulanabilmektedir.
- Marjinal rezeksiyon: Nekrotik kemik ve çevresindeki bir miktar sağlıklı kemik dokusunun birlikte çıkarılmasıdır. Çene kemiğinin devamlılığı korunmaktadır.
- Segmental rezeksiyon: İleri evre vakalarda çene kemiğinin bir bölümünün tam kat olarak çıkarılması gerekebilir. Bu durumda rekonstrüksiyon plağı veya serbest kemik flebi ile çene devamlılığının sağlanması gerekmektedir.
Yenilikçi ve Destekleyici Tedavi Yöntemleri
Klasik tedavi yaklaşımlarının yanı sıra, bifosfonata bağlı çene osteonekrozunun yönetiminde çeşitli yenilikçi ve destekleyici tedavi yöntemleri de araştırılmakta ve klinik pratikte giderek artan sıklıkta uygulanmaktadır. Bu yöntemler özellikle konvansiyonel tedaviye dirençli vakalarda veya iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla tercih edilmektedir.
- Trombositten zengin fibrin (PRF) uygulaması: Hastanın kendi kanından elde edilen büyüme faktörlerince zengin fibrin membranları cerrahi bölgeye yerleştirilerek yara iyileşmesi desteklenmektedir. PRF uygulaması yumuşak doku iyileşmesini hızlandırmakta ve enfeksiyon riskini azaltmaktadır.
- Hiperbarik oksijen tedavisi: Yüksek basınçlı oksijen ortamında gerçekleştirilen bu tedavi, nekrotik çevre dokulardaki oksijen konsantrasyonunu artırarak anjiyogenezi uyarmakta ve yara iyileşmesini desteklemektedir. Günde 90-120 dakikalık seanslar halinde toplam 20-40 seans uygulanmaktadır.
- Düşük doz lazer tedavisi (LLLT): Biyostimülasyon etkisi ile hücre çoğalmasını ve doku onarımını destekleyen bu yöntem, ağrı kontrolü ve yara iyileşmesinin hızlandırılmasında umut verici sonuçlar göstermektedir.
- Ozon tedavisi: Ozon gazının lokal uygulaması antimikrobiyal etki sağlamakta ve doku oksijenasyonunu artırarak iyileşme sürecine katkıda bulunmaktadır.
- Teriparatid tedavisi: Paratiroid hormon analoğu olan teriparatid, kemik yapımını uyararak osteonekroz bölgesinde kemik onarımını destekleyebilmektedir. Bifosfonat tedavisinin kesilmesi ile birlikte teriparatid başlanması bazı vakalarda olumlu sonuçlar vermiştir.
Korunma Stratejileri ve Önleyici Yaklaşımlar
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozundan korunma, tedaviden çok daha etkin ve önemli bir stratejidir. Koruyucu yaklaşımlar bifosfonat tedavisi öncesi, sırası ve sonrasında uygulanması gereken kapsamlı bir protokolü içermektedir. Multidisipliner bir ekip çalışması ile hastalık geliştirme riski önemli ölçüde azaltılabilmektedir.
Bifosfonat Tedavisi Öncesi Yapılması Gerekenler
- Kapsamlı diş muayenesi: Bifosfonat tedavisi başlamadan önce mutlaka ayrıntılı bir ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi yapılmalıdır. Panoramik radyografi çekilmeli, tüm mevcut dental patolojiler tespit edilmelidir.
- Gerekli dental tedavilerin tamamlanması: Çekilmesi gereken dişler, enfeksiyon odakları, periodontal tedavi gerektiren alanlar ve kötü restorasyonlar bifosfonat tedavisi başlamadan önce tedavi edilmelidir.
- Hasta eğitimi: Hasta, bifosfonat tedavisinin olası çene komplikasyonları hakkında bilgilendirilmeli ve düzenli dental kontrollerin önemi vurgulanmalıdır.
- Protez uyumunun kontrolü: Mevcut hareketli protezlerin uyumu kontrol edilmeli, travma yaratan protezler yenilenmeli veya düzeltilmelidir.
Bifosfonat Tedavisi Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
- Düzenli dental kontrol: En az 6 ayda bir diş hekimi kontrolü yapılmalıdır. Yüksek riskli hastalarda bu süre 3 aya kısaltılmalıdır.
- İnvaziv dental işlemlerden kaçınma: Mümkün olduğunca diş çekimi ve cerrahi işlemlerden kaçınılmalıdır. Çekim zorunlu ise travmayı en aza indiren teknikler tercih edilmeli ve profilaktik antibiyotik kullanılmalıdır.
- Mükemmel ağız hijyeni: Günde en az iki kez diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve antiseptik ağız gargarası ile optimal ağız hijyeni sağlanmalıdır.
- Erken belirti takibi: Çene bölgesinde ağrı, şişlik, uyuşukluk veya açıkta kemik fark edildiğinde derhal diş hekimine başvurulmalıdır.
Prognoz ve Uzun Vadeli Takip Süreci
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozunun prognozu birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Hastalığın evresi, altta yatan sistemik durum, bifosfonat türü ve kullanım süresi, uygulanan tedavi yöntemi ve hastanın tedaviye uyumu prognozu belirleyen temel faktörlerdir. Genel olarak oral bifosfonat kullanan osteoporoz hastalarında prognoz, intravenöz bifosfonat kullanan kanser hastalarına kıyasla daha iyidir.
Evre 1 hastalarda konservatif tedavi ile büyük oranda kontrol sağlanabilmekte ve hastalık progresyonu önlenebilmektedir. Evre 2 hastalarda uygun antibiyotik tedavisi ve lokal bakım ile vakaların yüzde elliden yetmişine kadar olan kısmında belirgin iyileşme elde edilmektedir. Evre 3 hastalarda cerrahi müdahale genellikle zorunlu olmakta ve cerrahi sonrası iyileşme süreci daha uzun ve zorlu geçmektedir. Ancak cerrahi tedavi ile kombine edilen yenilikçi yöntemler (PRF, hiperbarik oksijen) sayesinde ileri evre vakalarda da başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Uzun vadeli takip sürecinde hastaların en az 5 yıl boyunca düzenli olarak izlenmesi önerilmektedir. Takip periyodunda klinik muayene, radyografik değerlendirme ve semptom sorgulaması yapılmalıdır. Bifosfonat tedavisinin devam edip etmeyeceği, tedavi eden onkolog veya endokrinolog ile birlikte değerlendirilmelidir. Bazı durumlarda bifosfonat tedavisine ara verilmesi (drug holiday) düşünülebilir, ancak bu karar hastanın osteoporoz veya kanser tedavisi açısından risk-yarar dengesi gözetilerek verilmelidir.
Hasta ve Hekim İçin Pratik Öneriler
Bifosfonata bağlı çene osteonekrozu, doğru yaklaşımlarla büyük ölçüde önlenebilen ve erken tanı konulduğunda etkin şekilde tedavi edilebilen bir komplikasyondur. Bu konuda hem hastaların hem de sağlık profesyonellerinin bilinçli olması hayati önem taşımaktadır. Hastaların bifosfonat tedavisine başlamadan önce mutlaka diş hekimine başvurması, tedavi süresince düzenli kontrollere gitmesi ve herhangi bir ağız içi şikayet geliştiğinde vakit kaybetmeden profesyonel yardım alması gerekmektedir.
Diş hekimlerinin ise hastalarının ilaç öyküsünü ayrıntılı olarak sorgulaması, bifosfonat kullanan hastalarda invaziv işlemler konusunda dikkatli olması ve multidisipliner bir yaklaşımla ilgili branş hekimleriyle koordineli çalışması beklenmektedir. Onkoloji, endokrinoloji, romatoloji ve ağız-diş-çene cerrahisi arasındaki etkin iletişim, bu komplikasyonun yönetiminde başarının anahtarıdır.
Günümüzde bifosfonata bağlı çene osteonekrozu konusundaki bilgi birikimi hızla artmakta ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirilmektedir. Trombositten zengin plazma uygulamaları, lazer tedavisi, ozon tedavisi ve biyolojik ajanlar gibi yenilikçi yöntemler tedavi başarısını artırmaktadır. Gelecekte bu alanda yapılacak araştırmalar, hastalığın patogenezinin daha iyi anlaşılmasına ve daha etkili tedavi protokollerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, bifosfonat kullanan hastaların dental takibini titizlikle gerçekleştirmekte, gerekli koruyucu ve tedavi edici hizmetleri en güncel bilimsel veriler ışığında sunmaktadır. Bifosfonat tedavisi alan veya almayı planlayan hastaların, çene osteonekrozu riskinin en aza indirilmesi için kapsamlı değerlendirme ve bireyselleştirilmiş tedavi planlaması amacıyla kliniğimize başvurmaları önerilmektedir.






