Acil Servis

Akut Perikardit Nasıl Oluşur?

Koru Hastanesi olarak akut perikardit tedavisinde antiinflamatuar ilaç protokolü, perikardiyal efüzyon takibi ve komplikasyon önlemeyi uzman kardiyoloji ekibimizle sağlıyoruz.

Akut perikardit, kalbi saran iki katmanlı zarın (perikardiyum) akut inflamasyonunu ifade eden ve klinik pratikte sıklıkla karşılaşılan bir kardiyovasküler acildir. Perikardiyum, viseral ve parietal olmak üzere iki tabakadan oluşur ve bu tabakaların arasında fizyolojik koşullarda yaklaşık 15-50 mililitre seröz sıvı bulunur. Bu sıvı, kalbin mekanik hareketleri sırasında sürtünmeyi azaltarak koruyucu bir işlev üstlenir. Akut perikardit geliştiğinde, bu zarların inflamasyonu sonucunda göğüs ağrısı, perikardiyal sürtünme sesi, elektrokardiyografik değişiklikler ve perikardiyal efüzyon gibi karakteristik bulgular ortaya çıkar.

Akut perikardit, tüm göğüs ağrısı nedeniyle acil servise başvuran hastaların yaklaşık yüzde beşini oluşturur ve erkeklerde kadınlara kıyasla daha sık görülür. Hastalık her yaş grubunda ortaya çıkabilmekle birlikte, genç erişkinlerde ve orta yaş grubunda daha yüksek insidansa sahiptir. Tanının doğru ve zamanında konulması, potansiyel komplikasyonların önlenmesi açısından hayati önem taşır.

Perikardiyumun Anatomisi ve Fizyolojisi

Perikardiyumun yapısını ve işlevini anlamak, akut perikarditin patofizyolojisini kavramak için temel oluşturur. Perikardiyum, fibröz perikardiyum ve seröz perikardiyum olmak üzere iki ana bileşenden meydana gelir. Fibröz perikardiyum, kollajen liflerinden oluşan sert ve esnek olmayan bir dış tabakadır. Bu tabaka, kalbin aşırı genişlemesini engelleyerek mekanik bir koruma sağlar ve mediastinal yapılara tutunarak kalbin toraks içindeki pozisyonunu sabitler.

Seröz perikardiyum ise parietal ve viseral yapraklar olmak üzere iki katmandan oluşur. Parietal yaprak fibröz perikardiyumun iç yüzeyini döşerken, viseral yaprak doğrudan miyokardiyum üzerinde yer alır ve epikardiyum olarak da adlandırılır. Bu iki yaprak arasında kalan perikardiyal boşluk, normal koşullarda az miktarda seröz sıvı içerir. Bu sıvı bir ultrafiltrat niteliğindedir ve kalbin kasılma ve gevşeme döngüsü sırasında tabakaların birbirine sürtünmesini önler.

Perikardiyumun innervasyonu frenik sinir, vagus siniri ve sempatik trunkus tarafından sağlanır. Özellikle frenik sinir aracılığıyla iletilen ağrı sinyalleri, perikardit hastalarında karakteristik omuz ağrısının nedenini açıklar. Perikardiyumun kan akımı ise perikardiyofrenik arterler ve bronşiyal arterlerden sağlanır.

Akut Perikarditin Etiyolojisi

Akut perikarditin etiyolojisi oldukça geniş bir spektrumu kapsar. Gelişmiş ülkelerde vakaların büyük çoğunluğu idiyopatik veya viral kaynaklıdır. Viral etkenler arasında Coxsackie B virüsü, Echovirüs, Adenovirüs, Parvovirus B19, İnfluenza virüsü, Epstein-Barr virüsü ve Sitomegalovirüs en sık karşılaşılan patojenlerdir. Son yıllarda SARS-CoV-2 enfeksiyonunun da perikardit ile ilişkilendirildiği çok sayıda olgu bildirilmiştir.

Bakteriyel perikardit, viral formlarına göre daha nadir olmakla birlikte çok daha ciddi bir klinik tabloya yol açar. Staphylococcus aureus, Streptococcus pneumoniae ve Mycobacterium tuberculosis en sık izole edilen bakteriyel etkenlerdir. Tüberküloz perikarditi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve immünsüprese hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedir.

Enfeksiyöz nedenlerin dışında, otoimmün hastalıklar da perikarditin önemli bir etiyolojik faktörüdür. Sistemik lupus eritematozus, romatoid artrit, skleroderma, Sjögren sendromu ve vaskülitler perikardit ile sıklıkla ilişkilendirilen otoimmün durumlar arasında yer alır. Bunlara ek olarak aşağıdaki nedenler de akut perikardit etiyolojisinde göz önünde bulundurulmalıdır:

  • Metabolik nedenler: Üremi, miksödem, hipotiroidi
  • Neoplastik nedenler: Primer perikardiyal tümörler, metastatik hastalık (akciğer kanseri, meme kanseri, lenfoma, melanom)
  • Travmatik nedenler: Künt veya penetran göğüs travması, kardiyak cerrahi sonrası (postperikardiyotomi sendromu)
  • İlaca bağlı nedenler: Prokainamid, hidralazin, isoniazid, fenitoin, immün kontrol noktası inhibitörleri
  • Radyasyon perikarditi: Mediastinal radyoterapi sonrası
  • Miyokard infarktüsü sonrası: Erken dönemde epistenokardiyal perikardit, geç dönemde Dressler sendromu

Patofizyolojik Mekanizmalar

Akut perikarditin patofizyolojisi, inflamatuvar kaskadın perikardiyal dokularda aktivasyonu üzerine kuruludur. Etiyolojik ajanın perikardiyal dokuyla teması sonucunda doğal ve adaptif immün yanıt mekanizmaları devreye girer. İnflamatuvar süreçte nötrofiller, makrofajlar ve lenfositler perikardiyal dokuya infiltre olur. Bu hücresel yanıta eşlik eden sitokin salınımı, özellikle interlökin-1, interlökin-6, tümör nekroz faktör alfa ve interferon gamma gibi proinflamatuvar mediyatörler, inflamasyonun amplifikasyonuna ve sürdürülmesine katkıda bulunur.

İnflamatuvar süreç, perikardiyal zarların vasküler permeabilitesinde artışa neden olarak perikardiyal boşluğa sıvı transüdasyonunu hızlandırır. Bu durum perikardiyal efüzyonun gelişmesine zemin hazırlar. Efüzyonun birikme hızı ve miktarı, hemodinamik etkilerin şiddetini belirleyen kritik faktörlerdir. Yavaş biriken efüzyonlarda perikardiyum kompliansı sayesinde büyük hacimler tolere edilebilirken, hızlı biriken küçük hacimli efüzyonlar bile kardiyak tamponada yol açabilir.

Fibrinöz perikardit formunda, inflamatuvar eksüda fibrin birikimi ile karakterizedir ve perikard yapraklarının yüzeyinde fibrinöz depozitler oluşur. Bu depozitler, fizik muayenede duyulan karakteristik perikardiyal sürtünme sesinin kaynağını oluşturur. İnflamasyonun kronikleşmesi durumunda fibrozis ve kalsifikasyon gelişerek konstriktif perikardit tablosuna ilerleyebilir.

Klinik Bulgular ve Semptomatoloji

Akut perikarditin kardinal semptomu göğüs ağrısıdır. Perikardiyal ağrı tipik olarak retrosternal veya prekordiyal bölgede lokalizedir ve keskin, batıcı niteliktedir. Ağrının en belirgin özelliği, inspirasyonla ve supin pozisyonda artması, öne eğilmekle (leaning forward) hafiflemesidir. Bu postüral değişiklik, öne eğilme sırasında viseral ve parietal perikardiyum arasındaki temasın azalmasına bağlanmaktadır. Ağrı sıklıkla sol omuz ve trapezius kasına yayılır ki bu durum frenik sinir innervasyonu ile açıklanır.

Ağrının karakteri, miyokard infarktüsü ağrısından ayırt edilmelidir. Miyokard iskemisine bağlı ağrı tipik olarak baskı veya sıkışma tarzındadır, eforla artar ve pozisyonla değişmez. Perikardit ağrısı ise plöritik karakterdedir, solunumla ilişkilidir ve pozisyon değişikliğinden belirgin şekilde etkilenir. Ancak bazı hastalarda bu iki durumun klinik tablosu örtüşebilir ve ayırıcı tanı güçleşebilir.

Perikardiyal sürtünme sesi, akut perikarditin patognomonik fizik muayene bulgusudur. Bu ses, inflamasyona uğramış perikard yapraklarının birbirine sürtünmesiyle oluşur ve en iyi sol sternal kenar boyunca, hasta öne eğilmiş pozisyonda ve ekspiryum sonunda dinlenir. Klasik olarak üç bileşenli tanımlanmıştır: atriyal sistol, ventriküler sistol ve erken ventriküler diastol ile ilişkili bileşenler. Ancak hastaların önemli bir kısmında tek veya iki bileşenli sürtünme sesi duyulabilir. Perikardiyal efüzyon geliştiğinde sürtünme sesi kaybolabilir.

Ateş, akut perikarditin sık eşlik eden sistemik bulgusudur ve genellikle subfebril düzeydedir. Yüksek ateş varlığı, bakteriyel etiyoloji açısından uyarıcı olmalıdır. Dispne, özellikle perikardiyal efüzyonun hemodinamik etkiler oluşturacak boyuta ulaştığı durumlarda ortaya çıkar. Halsizlik, miyalji ve iştahsızlık gibi nonspesifik semptomlar da tabloya eşlik edebilir.

Tanısal Yaklaşım ve Diagnostik Kriterler

Akut perikardit tanısı, Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) kılavuzlarına göre aşağıdaki dört kriterden en az ikisinin karşılanmasıyla konulur:

  • Perikarditik göğüs ağrısı: Tipik keskin, plöritik, pozisyonla değişen ağrı
  • Perikardiyal sürtünme sesi: Oskültasyonda duyulan karakteristik ses
  • Elektrokardiyografik değişiklikler: Yaygın ST elevasyonu ve PR depresyonu
  • Perikardiyal efüzyon: Yeni gelişmiş veya kötüleşen efüzyon

Elektrokardiyografi (EKG), akut perikarditin tanısında en değerli noninvaziv tanı aracıdır. EKG değişiklikleri dört evrede seyir gösterir. Birinci evrede yaygın konkav ST segment elevasyonu ve PR segment depresyonu gözlenir. Bu değişiklikler tipik olarak aVR ve V1 hariç hemen tüm derivasyonlarda izlenir. aVR derivasyonunda ise resiprokal olarak ST depresyonu ve PR elevasyonu saptanır. Bu yaygın dağılım paterni, perikarditin koroner arter territoryal dağılımı gösteren miyokard infarktüsünden ayrımında kritik öneme sahiptir.

İkinci evrede ST segmentleri izoelektrik hatta dönerken T dalgaları düzleşmeye başlar. Üçüncü evrede yaygın T dalga inversiyonu gelişir. Dördüncü evrede ise EKG normalleşir, ancak bazı hastalarda T dalga değişiklikleri kalıcı olabilir. Tüm bu evrelerin süresi değişkendir ve günlerden haftalara kadar uzayabilir.

Laboratuvar incelemeleri kapsamında tam kan sayımı, C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı (ESR) ve troponin düzeyleri değerlendirilmelidir. CRP, inflamatuvar aktivitenin takibinde ve tedavi yanıtının değerlendirilmesinde yol gösterici bir biyobelirteçtir. Troponin yüksekliği hastaların yüzde otuz ile elli arasında saptanır ve miyoperikardit varlığını düşündürür, ancak tek başına prognostik bir kötüleşme göstergesi değildir.

Transtorasik ekokardiyografi, perikardiyal efüzyonun varlığını, miktarını ve hemodinamik etkilerini değerlendirmek için standart görüntüleme yöntemidir. Efüzyon miktarı küçük (diastol sonu mesafe 10 milimetreden az), orta (10-20 milimetre) ve büyük (20 milimetreden fazla) olarak sınıflandırılır. Kardiyak tamponad bulguları olan sağ atriyal ve sağ ventriküler diyastolik kollaps, respiratuar mitral ve triküspit akım varyasyonları ekokardiyografik olarak değerlendirilmelidir.

Kardiyak manyetik rezonans görüntüleme (MRG), perikardiyumun kalınlığını, inflamasyonun yaygınlığını ve miyokardiyal tutulumu değerlendirmede üstün duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Geç gadolinyum tutulumu, aktif perikardiyal inflamasyonun gösterilmesinde altın standart niteliğindedir. Bilgisayarlı tomografi ise perikardiyal kalsifikasyonun tespitinde ve mediastinal patolojilerin ekarte edilmesinde yararlıdır.

Ayırıcı Tanı

Akut perikardit, acil serviste göğüs ağrısı ile başvuran hastalarda geniş bir ayırıcı tanı yelpazesinde değerlendirilmelidir. En kritik ayırıcı tanı, akut miyokard infarktüsüdür. ST elevasyonlu miyokard infarktüsü (STEMİ) ile akut perikarditin EKG bulguları birbirine benzeyebilir; ancak perikarditin yaygın, konkav ST elevasyonu ve PR depresyonu paterni, STEMİ deki teritoryal, konveks ST elevasyonu ve resiprokal değişikliklerden ayrılır. Klinik bağlam, troponin kinetikleri ve ekokardiyografik bulgular bu ayrımda yardımcıdır.

Pulmoner emboli, aort diseksiyonu, pnömotoraks, özofageal rüptür ve mediastinit gibi hayatı tehdit eden durumlar da ayırıcı tanıda mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Miyokardit, plörit, kostokondrit ve gastroözofageal reflü hastalığı ise daha sık karşılaşılan ve daha selim seyirli ayırıcı tanılar arasında yer almaktadır.

Miyoperikardit tanısı, perikardit bulgularına ek olarak miyokardiyal tutulum kanıtlarının varlığında konulur. Troponin yüksekliği, segmenter veya global duvar hareket bozuklukları ve kardiyak MRG de miyokardiyal ödem veya geç gadolinyum tutulumu miyoperikardit lehine bulgulardır. Bu hastaların risk değerlendirmesi ve takibi standart perikarditten farklılık gösterir.

Risk Sınıflandırması ve Prognostik Faktörler

Akut perikardit hastalarının risk sınıflandırması, tedavi stratejisinin belirlenmesi ve hastane yatışı kararının verilmesinde belirleyici rol oynar. ESC kılavuzları, yüksek riskli hastaları tanımlamak için majör ve minör prediktörleri belirlemiştir. Majör risk faktörleri arasında otuz sekiz derece üzerinde ateş, subakut başlangıç, büyük perikardiyal efüzyon (20 milimetreden fazla diastol sonu mesafe), kardiyak tamponad ve antiinflamatuvar tedaviye bir hafta içinde yanıt alınamaması yer almaktadır.

Minör risk faktörleri ise miyoperikardit bulguları, immünsüpresyon, travma öyküsü ve oral antikoagülan kullanımını kapsar. En az bir majör risk faktörü varlığında hastanın hospitalize edilmesi ve etiyolojik araştırmanın genişletilmesi önerilmektedir. Risk faktörü taşımayan idiyopatik veya viral perikardit hastalarında ise ayaktan tedavi ve yakın poliklinik takibi uygun bir yaklaşımdır.

Nüks perikardit, ilk atak sonrası hastaların yaklaşık yüzde otuzunda gelişir ve klinik yönetimi zorlaştıran önemli bir sorundur. Nüks için risk faktörleri arasında kolşisin kullanılmamış olması, kortikosteroid tedavisi, kadın cinsiyet ve yüksek CRP düzeyleri yer almaktadır. Nüks perikardit, otoimmün mekanizmalarla sürdürülen kronik bir inflamatuvar sürecin sonucu olarak değerlendirilmektedir.

Tedavi Stratejileri

Akut perikarditin tedavisinde temel yaklaşım, etiyolojiye yönelik spesifik tedavi ile antiinflamatuvar tedavinin kombinasyonudur. İdiyopatik ve viral perikarditte birinci basamak tedavi, nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) ile kolşisinin birlikte kullanımıdır. İbuprofen 600 miligram günde üç doz veya aspirin 750-1000 miligram günde üç doz olarak önerilen NSAİİ rejimleridir. Aspirin, özellikle miyokard infarktüsü sonrası gelişen perikarditte tercih edilen ajandır.

Kolşisin, akut perikardit tedavisinin temel taşlarından birini oluşturur. COPE ve ICAP çalışmaları, kolşisinin NSAİİ tedavisine eklenmesinin semptom remisyonunu hızlandırdığını, nüks oranını anlamlı düzeyde azalttığını ve tedavi yanıt oranını artırdığını göstermiştir. Kolşisin dozu, 70 kilogramın üzerindeki hastalarda günde iki kez 0,5 miligram, altındaki hastalarda günde tek doz 0,5 miligram olarak uygulanır. Tedavi süresi ilk atak için en az üç ay önerilmektedir.

NSAİİ dozu, semptomların ve CRP düzeylerinin tamamen normale dönmesinin ardından kademeli olarak azaltılmalıdır. Ani kesilme nüks riskini artıracağından, doz azaltımı her bir ile iki haftada bir kademe şeklinde yapılmalıdır. İbuprofen için her kademede günlük dozun 200-400 miligram azaltılması, aspirin için ise 250-500 miligram azaltılması önerilir.

Kortikosteroidler, ilk basamak tedaviye yanıt vermeyen, kontrendikasyonları olan veya spesifik endikasyonları bulunan hastalarda ikinci basamak tedavi olarak değerlendirilir. Ancak kortikosteroid kullanımı nüks riskini artırdığından, düşük doz rejimler tercih edilmelidir. Prednizolon 0,2-0,5 miligram/kilogram/gün dozunda başlanır ve CRP normalizasyonu sonrasında çok yavaş bir şekilde azaltılır. Doz azaltımı her iki ile dört haftada bir, günlük dozun yüzde on ile yirmi beş oranında düşürülmesi şeklinde gerçekleştirilir.

Nüks perikarditte tedavi algoritması ilk ataktakine benzer şekilde NSAİİ ve kolşisin kombinasyonuna dayanır; ancak kolşisin tedavi süresi en az altı aya uzatılır. Kortikosteroide bağımlı veya dirençli nüks perikardit olgularında interlökin-1 reseptör antagonisti olan anakinra, umut verici bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmıştır. AIRTRIP çalışması, anakinranın kortikosteroide bağımlı nüks perikarditte etkili ve güvenli olduğunu ortaya koymuştur.

Spesifik etiyolojilere yönelik tedaviler de büyük önem taşır. Bakteriyel perikarditte uygun antibiyotik tedavisi ve gerektiğinde cerrahi drenaj hayat kurtarıcıdır. Tüberküloz perikarditi, standart antitüberküloz rejimle tedavi edilir. Neoplastik perikarditte altta yatan malignitenin tedavisi ve semptomatik efüzyonların drenajı temel yaklaşımlardır. Üremik perikarditte diyaliz rejiminin yoğunlaştırılması genellikle etkili olmaktadır.

Komplikasyonlar ve Acil Müdahale Gerektiren Durumlar

Kardiyak tamponad, akut perikarditin en korkulan ve acil müdahale gerektiren komplikasyonudur. Tamponad, perikardiyal efüzyonun intraperikardiyal basıncı kalp boşluklarının doluş basıncının üzerine çıkaracak düzeye ulaşmasıyla gelişir. Klinik olarak Beck triadı ile karakterizedir: hipotansiyon, juguler venöz distansiyon ve kalp seslerinin derinden gelmesi. Pulsus paradoksus, yani inspirasyon sırasında sistolik kan basıncının 10 mmHg dan fazla düşmesi, tamponadın önemli bir klinik göstergesidir.

Kardiyak tamponad tanısı konulduğunda acil perikardiyosentez endikasyonu bulunmaktadır. Perikardiyosentez, ekokardiyografi rehberliğinde subksifoid yaklaşımla gerçekleştirilir ve hem tanısal hem de terapötik amaçlıdır. Aspire edilen sıvının biyokimyasal, mikrobiyolojik ve sitolojik analizi etiyolojinin aydınlatılmasında kritik bilgiler sağlar. Hemodinamik instabilite durumunda perikardiyosentez hayat kurtarıcı bir işlemdir ve gecikmeden uygulanmalıdır.

Konstriktif perikardit, akut perikarditin kronikleşmesi sonucunda gelişebilen bir komplikasyondur. Perikardiyal fibrozis ve kalsifikasyon, kalbin diyastolik doluşunu kısıtlayarak restriktif bir fizyoloji oluşturur. Klinik olarak sağ kalp yetersizliği bulguları hakimdir: periferik ödem, asit, hepatomegali ve juguler venöz basınç artışı. Konstriktif perikardit tedavisi cerrahi perikardiektomidir ve deneyimli merkezlerde gerçekleştirilmelidir.

Miyoperikardit komplikasyonu gelişen hastalarda, miyokardiyal tutulumun yaygınlığına bağlı olarak kalp yetersizliği ve aritmi riski artabilir. Bu hastalarda fiziksel aktivite kısıtlaması, yakın klinik ve ekokardiyografik takip ve gerektiğinde kalp yetersizliği tedavisi uygulanmalıdır.

Takip ve İzlem Protokolü

Akut perikardit tanısı konan hastaların sistematik takibi, tedavi yanıtının değerlendirilmesi ve komplikasyonların erken tanınması açısından büyük önem taşır. Ayaktan tedavi edilen hastaların ilk kontrolleri tedavi başlangıcından bir hafta sonra yapılmalı, semptom ve CRP yanıtı değerlendirilmelidir. Tedaviye yanıt alınamayan hastalarda hospitalizasyon ve ileri tetkik gereksinimi gözden geçirilmelidir.

CRP düzeyi, tedavi yanıtının ve inflamatuvar aktivitenin takibinde en güvenilir laboratuvar parametresidir. İlaç dozlarının azaltılması ve kesilmesi kararları CRP normalizasyonuna dayandırılmalıdır. CRP normale dönmeden yapılan doz azaltımları nüks riskini artırır. Ekokardiyografik takip, perikardiyal efüzyonu olan hastalarda efüzyonun seyirini değerlendirmek için düzenli aralıklarla tekrarlanmalıdır.

Fiziksel aktivite kısıtlaması, akut perikardit döneminde önerilmektedir. Sporcularda ve fiziksel olarak aktif bireylerde, semptomların tam rezolüsyonu, CRP normalizasyonu ve ekokardiyografik bulguların düzelmesine kadar yarışma sporlarından uzak durulması gerektiği vurgulanmalıdır. Bu süre genellikle en az üç ayı kapsamaktadır.

Nüks perikardit açısından hastalar uzun süreli takibe alınmalı ve nüks belirtileri konusunda bilgilendirilmelidir. İlk atak sonrası en az bir yıl süresince düzenli poliklinik kontrolleri planlanmalıdır. Kolşisin tedavisinin önerilen süre boyunca eksiksiz uygulanması, nüks riskinin azaltılmasında en etkili stratejidir.

Özel Hasta Gruplarında Perikardit Yönetimi

Gebelerde akut perikardit yönetimi, ilaç güvenliği açısından özel dikkat gerektirir. Aspirin düşük dozlarda (günde bir gram altında) gebelikte nispeten güvenli kabul edilir; ancak üçüncü trimesterde duktus arteriozusun erken kapanma riski nedeniyle kaçınılmalıdır. İbuprofen ve diğer NSAİİ ler de üçüncü trimesterde kontrendikedir. Kolşisin, gebelikte sınırlı veri olmasına karşın ailevi Akdeniz ateşi deneyimlerine dayanarak kullanılabilir. Kortikosteroidler gerektiğinde prednizolon formunda tercih edilmelidir.

Kronik böbrek hastalığı olan hastalarda NSAİİ kullanımı renal fonksiyonların daha da kötüleşme riski taşıdığından, doz ayarlaması ve yakın böbrek fonksiyon takibi zorunludur. Üremik perikarditte esas tedavi diyaliz yoğunlaştırmasıdır. Kolşisin dozu böbrek fonksiyonuna göre ayarlanmalı ve ileri evre böbrek yetersizliğinde kontrendike olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

İmmünsüprese hastalarda perikardit etiyolojisinin daha agresif şekilde araştırılması gerekir. Fırsatçı enfeksiyonlar, özellikle tüberküloz ve fungal etkenler bu hasta grubunda daha sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Tanısal perikardiyosentez eşiği düşük tutulmalı ve kapsamlı mikrobiyolojik inceleme yapılmalıdır.

Yaşlı hastalarda akut perikarditin klinik tablosu atipik olabilir ve göğüs ağrısı daha az belirgin seyrederek tanı gecikmesine neden olabilir. Polifarmasi ve komorbiditelerin fazlalığı ilaç etkileşimlerini ve yan etki riskini artırır. NSAİİ kullanımı gastrointestinal kanama ve renal komplikasyon riski taşıdığından, bu hasta grubunda gastroprotektif tedavi eşliğinde ve mümkün olan en kısa sürede uygulanmalıdır.

Acil Servis Ortamında Perikardit Yönetiminin Temel İlkeleri

Acil serviste akut perikardit şüphesi olan hastanın değerlendirilmesinde sistematik bir yaklaşım benimsenmelidir. İlk adım olarak hayatı tehdit eden ayırıcı tanıların ekarte edilmesi, ardından perikardit tanı kriterlerinin değerlendirilmesi ve son olarak risk sınıflandırmasının yapılması gerekmektedir. Hemodinamik instabilite bulguları olan hastalarda kardiyak tamponad olasılığı derhal değerlendirilmeli ve acil ekokardiyografi planlanmalıdır.

Acil serviste başlanan tedavinin etkinliğinin kısa sürede değerlendirilmesi ve hastanın uygun şekilde yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Düşük riskli hastaların ayaktan tedavi planı ile taburcu edilmesi, yüksek riskli hastaların ise kardiyoloji konsültasyonu eşliğinde hospitalize edilmesi uygun yaklaşımdır. Tüm hastalar, semptomların kötüleşmesi, nefes darlığı gelişmesi veya ateş yükselmesi durumunda acil başvuru yapmaları konusunda bilgilendirilmelidir.

Akut perikardit, doğru tanı konulduğunda ve uygun tedavi stratejileri uygulandığında büyük çoğunlukla iyi prognozlu bir hastalıktır. Ancak atipik prezentasyonlar, komplikasyon riski taşıyan durumlar ve nüks potansiyeli göz önünde bulundurularak her hasta bireysel olarak değerlendirilmelidir. Güncel kanıta dayalı kılavuzların önerileri doğrultusunda, kolşisinin tedaviye eklenmesi, kortikosteroidlerin dikkatli kullanımı ve CRP rehberliğinde doz ayarlaması yapılması, optimal klinik sonuçların elde edilmesinde belirleyici öneme sahiptir. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut perikardit ve diğer kardiyovasküler acil durumların tanı ve tedavisinde güncel tıbbi bilgiye dayalı, multidisipliner bir yaklaşımla hastalarına en yüksek kalitede sağlık hizmeti sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu