Ağız ve Diş Sağlığı

Abfraksiyon Lezyonları: Tüm Detaylar

Abfraksiyon, dişlerin boyun bölgesinde aşırı oklüzal kuvvetlerin neden olduğu çentik şeklinde doku kayıplarıdır. Koru Hastanesi olarak oklüzal analiz ve restoratif yaklaşımlarla tedavi uyguluyoruz.

Abfraksiyon lezyonları, diş sert dokularında meydana gelen ve oklüzal kuvvetlerin etkisiyle oluşan, klinik pratikte sıklıkla karşılaşılan non-karyöz servikal lezyonlardır. Bu lezyonlar, dişlerin mine-sement birleşim bölgesinde veya bu bölgenin hemen altında, genellikle V şeklinde veya kama biçiminde defektler olarak kendini gösterir. Abfraksiyon terimi, Latince kırılma anlamına gelen ab ve fractio köklerinden türetilmiş olup, ilk kez 1991 yılında Grippo tarafından literatüre kazandırılmıştır. Günümüzde diş hekimliğinin en tartışmalı konularından biri olmaya devam eden abfraksiyon lezyonları, hem etiyolojik faktörleri hem de tedavi yaklaşımları açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirmektedir.

Non-karyöz servikal lezyonlar arasında abrazyon, erozyon ve abfraksiyon yer almakta olup, bu lezyonların birbirinden ayırt edilmesi klinik açıdan büyük önem taşımaktadır. Abfraksiyon lezyonları, özellikle premolar dişlerde daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe prevalansı artmaktadır. Bu durumun anlaşılması, hem koruyucu diş hekimliği hem de restoratif tedavi planlaması açısından kritik bir öneme sahiptir.

Abfraksiyon Lezyonlarının Tanımı ve Terminolojisi

Abfraksiyon lezyonları, diş yapısında oklüzal yüklenme sonucu oluşan stres konsantrasyonunun neden olduğu patolojik madde kaybı olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram, biyomekanik bir teori üzerine inşa edilmiş olup, dişe uygulanan eksantrik oklüzal kuvvetlerin servikal bölgede stres birikimi oluşturmasına dayanmaktadır. Söz konusu stres birikimi, mine prizmalarının ve dentin kristallerinin mikro düzeyde kırılmasına yol açarak, zamanla klinik olarak gözlemlenebilir defektlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Terminolojik açıdan değerlendirildiğinde, abfraksiyon kavramı non-karyöz servikal lezyon sınıflandırması altında incelenmektedir. Non-karyöz servikal lezyonlar genel olarak üç ana kategoride sınıflandırılır:

  • Abrazyon: Mekanik sürtünme sonucu oluşan diş sert doku kaybı
  • Erozyon (korozyon): Kimyasal etkenler nedeniyle meydana gelen diş sert doku kaybı
  • Abfraksiyon: Oklüzal stres kaynaklı biyomekanik diş sert doku kaybı

Bu üç mekanizmanın çoğu zaman birlikte etki gösterdiği ve sinerjistik bir ilişki içinde olduğu kabul edilmektedir. Klinik pratikte saf abfraksiyon lezyonuna rastlamak oldukça güçtür; genellikle abrazyon ve erozyon gibi diğer faktörlerle kombine bir etiyoloji söz konusudur.

Etiyoloji ve Patogenez

Abfraksiyon lezyonlarının etiyolojisi multifaktöriyeldir ve birçok predispozan faktörün bir arada etkisi ile ortaya çıkmaktadır. Temel etiyolojik mekanizma, oklüzal kuvvetlerin diş yapısında oluşturduğu stres dağılımı üzerine kurulmuştur.

Oklüzal Kuvvetlerin Rolü

Dişe uygulanan lateral ve eksantrik oklüzal kuvvetler, diş kronunda fleksiyona neden olmaktadır. Bu fleksiyon hareketi sırasında, mine-sement birleşim bölgesinde maksimum stres konsantrasyonu oluşmaktadır. Finit eleman analizi çalışmaları, bu bölgede çekme ve basınç kuvvetlerinin en yüksek değerlere ulaştığını göstermiştir. Özellikle dişin bukkal yüzeyinde oluşan çekme stresi, mine prizmalarının birbirinden ayrılmasına ve mikro kırıkların oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Bruksizm ve diş sıkma alışkanlığı olan bireylerde, abfraksiyon lezyonlarının prevalansının belirgin şekilde arttığı klinik çalışmalarda ortaya konmuştur. Parafonksiyonel alışkanlıklar, normal oklüzal kuvvetlerin birkaç katı büyüklüğünde kuvvetler üretebilmekte ve bu durum servikal bölgedeki stres konsantrasyonunu dramatik biçimde artırmaktadır.

Predispozan Faktörler

Abfraksiyon lezyonlarının gelişiminde rol oynayan predispozan faktörler şunlardır:

  • Maloklüzyon: Sınıf II ve Sınıf III oklüzal ilişkiler, dişlere uygulanan kuvvet vektörlerini değiştirerek servikal bölgede anormal stres dağılımına neden olabilmektedir
  • Prematür kontaktlar: Erken temaslar, belirli dişlerde aşırı yüklenmeye ve buna bağlı olarak servikal bölgede stres birikimine yol açmaktadır
  • Parafonksiyonel alışkanlıklar: Bruksizm, diş sıkma ve çeşitli oral alışkanlıklar oklüzal yükü artıran önemli faktörlerdir
  • Yaş: İlerleyen yaşla birlikte mine ve dentinin elastik modülünün değişmesi, stres konsantrasyonuna karşı direnci azaltmaktadır
  • Diş morfolojisi: Dar servikal çapı olan dişlerde stres konsantrasyonu daha belirgin olmaktadır
  • Periodontal durum: Alveoler kemik kaybı olan dişlerde, kuvvet dağılımının değişmesi abfraksiyon riskini artırmaktadır

Biyomekanik Temel ve Stres Dağılımı

Abfraksiyon teorisinin biyomekanik temeli, mühendislik bilimlerinden ödünç alınan stres analizi prensiplerine dayanmaktadır. Dişe uygulanan oklüzal kuvvetler, diş yapısı boyunca iletilirken, geometrik ve yapısal özellikler nedeniyle belirli bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Mine-sement birleşim bölgesi, hem geometrik bir geçiş noktası olması hem de mine ve sement gibi farklı mekanik özelliklere sahip dokuların birleştiği bir alan olması nedeniyle, stres konsantrasyonu açısından kritik bir bölge olarak değerlendirilmektedir.

Finit eleman analizi çalışmaları, bu konunun anlaşılmasında önemli katkılar sağlamıştır. Bu çalışmalara göre, dişe lateralden uygulanan 100 Newton büyüklüğündeki bir kuvvet, servikal bölgede bukkal yüzeyde yaklaşık 14-17 MPa büyüklüğünde çekme stresi oluşturabilmektedir. Minenin çekme dayanımının yaklaşık 10 MPa olduğu düşünüldüğünde, bu değerlerin yapısal hasara neden olabilecek düzeyde olduğu anlaşılmaktadır.

Piezoelektrik etki teorisi de abfraksiyonun biyomekanik açıklamalarından birini oluşturmaktadır. Bu teoriye göre, mine kristallerine uygulanan mekanik stres, kristal yapıda elektriksel potansiyel farkı oluşturarak, iyon göçüne ve sonuçta yapısal zayıflamaya neden olmaktadır. Ancak bu teori henüz yeterli deneysel kanıtla desteklenememiştir.

Klinik Özellikler ve Morfoloji

Abfraksiyon lezyonlarının klinik görünümü karakteristik özellikler taşımakta olup, deneyimli bir klinisyen tarafından inspeksiyon ve sondaj ile tanınabilmektedir. Bu lezyonların tipik klinik özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Lokalizasyon: Mine-sement birleşim bölgesinde veya hemen altında, genellikle bukkal yüzeyde yerleşim gösterir
  • Morfoloji: Karakteristik V şeklinde veya kama biçiminde keskin kenarlı defektler şeklinde izlenir. Lezyonun tabanı genellikle aksiyel duvara doğru sivrilir
  • Derinlik: Lezyonlar genellikle dar ve derin yapıdadır; genişlik-derinlik oranı düşüktür
  • Yüzey özellikleri: Lezyon yüzeyi genellikle sert ve parlak görünümdedir; aktif lezyonlarda ise mat ve pürüzlü bir yüzey gözlenebilir
  • Diş dağılımı: En sık premolar dişlerde görülür, ardından kanin ve insiziv dişler gelmektedir. Molar dişlerde nispeten daha az sıklıkta izlenir
  • Simetri: Genellikle tek taraflı veya belirli dişlerde lokalize olmakla birlikte, oklüzal faktörlere bağlı olarak bilateral tutulum da görülebilir

Klinik muayenede abfraksiyon lezyonlarının diğer non-karyöz servikal lezyonlardan ayırt edilmesi önemlidir. Abrazyon lezyonları genellikle daha geniş ve sığ, yuvarlak kenarlı defektler şeklindeyken; erozyon lezyonları daha yaygın ve çanak şeklinde bir morfoloji sergiler. Abfraksiyon lezyonlarının keskin, V şeklindeki morfolojisi, tanısal açıdan en belirleyici özelliğidir.

Tanı ve Diferansiyel Tanı

Abfraksiyon lezyonlarının tanısı ağırlıklı olarak klinik değerlendirmeye dayanmaktadır. Tanı sürecinde sistematik bir yaklaşım benimsenmeli ve aşağıdaki adımlar izlenmelidir:

Klinik Değerlendirme

Kapsamlı bir klinik muayene, abfraksiyon lezyonlarının tanısında temel oluşturmaktadır. Muayenede dikkat edilmesi gereken parametreler şunlardır:

  • Lezyon morfolojisi: Defektin şekli, derinliği, genişliği ve kenar özellikleri detaylı olarak değerlendirilmelidir
  • Oklüzal analiz: Artikülasyon kağıdı ile statik ve dinamik oklüzal kontaklar incelenmeli, prematür kontaktlar ve interferanslar tespit edilmelidir
  • Parafonksiyon değerlendirmesi: Bruksizm ve diş sıkma alışkanlığının varlığı sorgulanmalı, dişlerde aşınma faseti aranmalıdır
  • Periodontal değerlendirme: Cep derinlikleri, ataşman kaybı ve alveoler kemik seviyeleri değerlendirilmelidir
  • Diyet ve alışkanlık sorgulaması: Asidik gıda tüketimi, fırçalama alışkanlıkları ve diğer potansiyel etiyolojik faktörler sorgulanmalıdır

Diferansiyel Tanı

Abfraksiyon lezyonlarının ayırıcı tanısında aşağıdaki durumlar göz önünde bulundurulmalıdır:

  • Abrazyon: Travmatik fırçalama veya aşındırıcı maddelerin kullanımına bağlı olarak oluşan, genellikle daha geniş ve sığ, yuvarlak kenarlı lezyonlar
  • Erozyon: İntrinsik veya ekstrinsik asit kaynaklı, yaygın ve çanak şeklinde lezyonlar
  • Servikal çürük: Bakteriyel etiyolojili, genellikle yumuşak ve renkli doku değişikliği ile karakterize lezyonlar
  • İdiyopatik rezorpsiyon: Kök yüzeyinde meydana gelen, radyografik olarak tespit edilebilen rezorptif lezyonlar

Epidemiyoloji ve Prevalans

Abfraksiyon lezyonlarının prevalansı, çalışma popülasyonuna ve kullanılan tanı kriterlerine bağlı olarak geniş bir aralıkta değişmektedir. Literatürde bildirilen prevalans oranları yüzde üç ile yüzde yetmiş beş arasında değişkenlik göstermekte olup, bu geniş aralık tanı kriterlerindeki standardizasyon eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Epidemiyolojik veriler incelendiğinde aşağıdaki bulgular dikkat çekmektedir:

  • Yaş ilişkisi: Prevalans yaşla birlikte belirgin şekilde artmakta olup, 50 yaş üstü bireylerde en yüksek oranlara ulaşmaktadır
  • Cinsiyet dağılımı: Erkeklerde kadınlara kıyasla daha yüksek prevalans bildirilmiştir; bu durum bruksizm sıklığındaki farklılıkla ilişkilendirilmektedir
  • Diş dağılımı: Premolar dişler en sık etkilenen diş grubu olup, özellikle birinci premolarlar en yüksek prevalansa sahiptir
  • Coğrafi farklılıklar: Farklı popülasyonlarda değişen prevalans oranları, genetik, beslenme ve kültürel faktörlerin rolüne işaret etmektedir

Türkiye özelinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar, non-karyöz servikal lezyonların genel prevalansının yüzde otuz ile yüzde elli arasında olduğunu göstermiştir. Bu lezyonların önemli bir bölümünün abfraksiyon bileşeni içerdiği düşünülmektedir.

Tedavi Yaklaşımları

Abfraksiyon lezyonlarının tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli ve tedavi planı bireysel risk faktörleri göz önünde bulundurularak oluşturulmalıdır. Tedavi stratejileri koruyucu, restoratif ve oklüzal olmak üzere üç ana kategoride değerlendirilmektedir.

Koruyucu Yaklaşımlar

Asemptomatik ve erken evre abfraksiyon lezyonlarında koruyucu tedavi yaklaşımları ön plana çıkmaktadır. Bu yaklaşımlar şunları kapsamaktadır:

  • Risk faktörlerinin kontrolü: Bruksizm ve diş sıkma alışkanlığının tedavisi, travmatik fırçalama alışkanlığının düzeltilmesi ve asidik diyet modifikasyonu
  • Oklüzal splint tedavisi: Gece plağı uygulaması ile oklüzal kuvvetlerin dengelenmesi ve servikal bölgedeki stres yükünün azaltılması
  • Desensitizasyon ajanları: Dentin hassasiyeti bulunan olgularda, potasyum nitrat veya strontiyum klorür içerikli ajanların kullanılması
  • Flor uygulamaları: Topikal flor uygulamaları ile diş sert dokularının remineralizasyonunun desteklenmesi
  • Düzenli takip: Lezyonların progresyonunun monitörizasyonu için periyodik klinik ve fotoğrafik takip

Restoratif Tedavi

Lezyon ilerlemişse, estetik kaygı mevcutsa veya dentin hassasiyeti kontrol altına alınamıyorsa restoratif tedavi endike olmaktadır. Restoratif tedavide kullanılabilecek materyal seçenekleri şunlardır:

  • Cam iyonomer simanlar (CIS): Flor salınım özelliği, dentin ile kimyasal bağlanma kapasitesi ve biyouyumluluğu nedeniyle abfraksiyon lezyonlarında sıklıkla tercih edilen materyallerdir. Özellikle estetik kaygının az olduğu posterior bölgelerde başarılı sonuçlar vermektedir
  • Rezin modifiye cam iyonomer simanlar (RMCIS): Geleneksel cam iyonomer simanlara kıyasla üstün mekanik özelliklere ve daha iyi estetik sonuçlara sahip olan bu materyaller, servikal lezyonlarda yaygın olarak kullanılmaktadır
  • Kompozit rezinler: Mükemmel estetik özellikleri ve yüksek mekanik dayanımları ile ön bölge abfraksiyon lezyonlarında tercih edilmektedir. Ancak polimerizasyon büzülmesi ve buna bağlı mikro sızıntı riski, servikal bölgede retansiyon sorunlarına yol açabilmektedir
  • Kompomer materyaller: Cam iyonomer ve kompozit rezinlerin avantajlarını birleştiren hibrit materyaller olarak, servikal lezyonlarda alternatif bir seçenek oluşturmaktadır

Restoratif tedavide materyalin elastik modülünün, diş yapısının elastik modülüne yakın olması, stres dağılımını optimize ederek restorasyonun uzun ömürlülüğünü artırmaktadır. Bu nedenle, düşük elastik modüle sahip materyallerin abfraksiyon lezyonlarında daha başarılı olduğu öne sürülmektedir.

Oklüzal Tedavi

Abfraksiyon lezyonlarının tedavisinde oklüzal faktörlerin yönetimi büyük önem taşımaktadır. Oklüzal tedavi modaliteleri arasında şunlar yer almaktadır:

  • Selektif oklüzal düzeltme: Prematür kontaktların ve oklüzal interferansların giderilmesi ile diş üzerindeki anormal kuvvet dağılımının düzeltilmesi
  • Oklüzal splint terapisi: Bruksizm ve diş sıkma alışkanlığı olan hastalarda, miyorelaksasyon ve oklüzal kuvvet dağılımının dengelenmesi amacıyla uygulanmaktadır
  • Ortodontik tedavi: Ciddi maloklüzyon olgularında, oklüzal kuvvet dağılımının idealize edilmesi için ortodontik müdahale gerekebilmektedir
  • Protetik rehabilitasyon: Aşırı oklüzal yıkım bulunan olgularda, sabit veya hareketli protetik restorasyonlarla oklüzal stabilizasyonun sağlanması gerekebilir

Güncel Tartışmalar ve Kanıt Düzeyi

Abfraksiyon kavramı, diş hekimliği literatüründe halen tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Bazı araştırmacılar, oklüzal stres teorisinin servikal lezyonları tek başına açıklamada yetersiz kaldığını savunmakta ve multifaktöriyel etiyolojiyi vurgulamaktadır. Bu tartışmaların odak noktaları aşağıda özetlenmektedir:

  • Kanıt düzeyi: Abfraksiyon teorisini destekleyen kanıtların çoğu in vitro çalışmalara ve finit eleman analizlerine dayanmaktadır. Uzun süreli prospektif klinik çalışmaların sayısı sınırlıdır
  • Neden-sonuç ilişkisi: Oklüzal kuvvetler ile servikal lezyonlar arasındaki nedensellik ilişkisi kesin olarak kanıtlanamamıştır. Epidemiyolojik çalışmalarda çelişkili sonuçlar bildirilmiştir
  • Multifaktöriyel etiyoloji: Günümüzde kabul gören yaklaşım, servikal lezyonların oluşumunda oklüzal stres, abrazyon ve erozyonun sinerjistik etkisini öne çıkarmaktadır
  • Terminoloji tartışması: Bazı araştırmacılar, abfraksiyon yerine daha kapsayıcı olan non-karyöz servikal lezyon terminolojisinin kullanılmasını önermektedir

Son yıllarda yapılan sistematik derlemeler ve meta-analizler, oklüzal faktörlerin servikal lezyonların gelişiminde bir risk faktörü olduğunu, ancak tek başına yeterli bir etiyolojik faktör olmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, tedavi planlamasında multidisipliner ve çok yönlü bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır.

Prognoz ve Uzun Dönem Takip

Abfraksiyon lezyonlarının prognozu, etiyolojik faktörlerin başarılı bir şekilde kontrol altına alınmasına bağlıdır. Risk faktörlerinin elimine edilmediği durumlarda, lezyonların progresyon göstermesi kaçınılmazdır. Uzun dönem takipte dikkat edilmesi gereken hususlar aşağıda sunulmaktadır:

  • Restorasyon başarısızlığı: Servikal bölge restorasyonları, oklüzal fleksiyon kuvvetleri nedeniyle retansiyon kaybı ve kırılma riski taşımaktadır. Özellikle oklüzal faktörlerin kontrol altına alınmadığı olgularda, restorasyon ömrü önemli ölçüde kısalmaktadır
  • Pulpal komplikasyonlar: İlerleyen abfraksiyon lezyonlarında pulpa ekspozüründen korunma açısından periyodik vitalite testleri önem taşımaktadır
  • Periodontal etkiler: Derin servikal lezyonlar, plak birikimi ve periodontal doku sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilmektedir
  • Estetik kaygılar: Özellikle ön bölge dişlerinde, lezyonların ilerlemesi estetik açıdan hastanın yaşam kalitesini etkileyebilmektedir

Başarılı bir uzun dönem yönetim için, hastanın düzenli kontrollere çağrılması, oklüzal durumun periyodik olarak değerlendirilmesi ve risk faktörlerinin sürekli monitörizasyonu gerekmektedir. Altı aylık kontrol aralıkları genellikle yeterli olmakla birlikte, yüksek riskli hastalarda bu aralık üç aya kısaltılmalıdır.

Hasta Eğitimi ve Koruyucu Stratejiler

Abfraksiyon lezyonlarının önlenmesinde ve mevcut lezyonların progresyonunun durdurulmasında hasta eğitimi kritik bir rol oynamaktadır. Hastalara verilmesi gereken temel öneriler aşağıda detaylandırılmıştır:

  • Fırçalama tekniği: Yumuşak kıllı diş fırçası kullanımı ve modifiye Bass tekniği ile travmatik olmayan fırçalama alışkanlığının kazandırılması esastır. Aşırı basınçla fırçalama, abfraksiyon lezyonlarının abrazyon bileşenini artırarak progresyonu hızlandırmaktadır
  • Diş macunu seçimi: Düşük aşındırıcılık değerine sahip diş macunlarının tercih edilmesi önerilmektedir. RDA değeri 70 altında olan macunlar, servikal bölgede minimal aşınma oluşturmaktadır
  • Beslenme düzeni: Asidik gıda ve içeceklerin tüketiminin sınırlandırılması, asidik gıda tüketiminden sonra en az 30 dakika fırçalama yapılmaması konusunda hastalar bilgilendirilmelidir
  • Parafonksiyon farkındalığı: Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığının fark edilmesi ve stres yönetimi tekniklerinin öğretilmesi gerekmektedir
  • Koruyucu apareyler: Bruksizm tanısı konulan hastalarda, gece plağı kullanımının önemi vurgulanmalıdır

Hasta eğitiminde multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli, gerektiğinde periodontolog, ortodontist ve temporomandibular eklem uzmanı ile konsültasyon sağlanmalıdır. Hastanın tedavi sürecine aktif katılımı, uzun dönem başarı için vazgeçilmez bir unsurdur.

Gelecek Perspektifleri ve Araştırma Yönelimleri

Abfraksiyon lezyonları alanında devam eden araştırmalar, hem tanı hem de tedavi yaklaşımlarında önemli gelişmelere işaret etmektedir. Gelecek perspektifleri arasında aşağıdaki konular öne çıkmaktadır:

  • Dijital oklüzal analiz: T-Scan gibi dijital oklüzal analiz sistemlerinin, abfraksiyon lezyonlarının tanı ve takibinde kullanılması giderek yaygınlaşmaktadır. Bu sistemler, oklüzal kuvvet dağılımının kantitatif olarak değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır
  • Biyomimetik materyaller: Mine ve dentin yapısını taklit eden yeni nesil restoratif materyallerin geliştirilmesi, servikal bölge restorasyonlarında daha iyi biyomekanik uyum sağlayabilecektir
  • Yapay zeka destekli tanı: Makine öğrenimi algoritmalarının, non-karyöz servikal lezyonların otomatik sınıflandırılmasında kullanılması üzerine umut verici çalışmalar yürütülmektedir
  • Nanoteknoloji: Nano boyutlu biyoaktif partiküllerin, dentin tübüllerinin tıkanmasında ve remineralizasyon sürecinin hızlandırılmasında kullanılması araştırılmaktadır
  • Uzun süreli klinik çalışmalar: Abfraksiyon teorisinin daha güçlü kanıtlarla desteklenmesi için uzun süreli prospektif kohort çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır

Abfraksiyon lezyonları, diş hekimliğinde disiplinler arası iş birliğini gerektiren karmaşık bir klinik durumdur. Bu lezyonların etiyolojisi, tanısı ve tedavisi konusundaki bilgi birikimimiz her geçen gün artmakta olup, kanıta dayalı yaklaşımların benimsenmesi hasta sonuçlarının iyileştirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Erken tanı, risk faktörlerinin etkin yönetimi ve uygun restoratif müdahale, abfraksiyon lezyonlarının başarılı tedavisinin temel taşlarını oluşturmaktadır.

Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, abfraksiyon lezyonlarının tanısı, tedavisi ve uzun dönem takibinde en güncel bilimsel yaklaşımları uygulayarak hastalarımıza kapsamlı ve bireyselleştirilmiş tedavi hizmeti sunmaktadır. Multidisipliner ekibimiz, her hastanın ihtiyaçlarına özel tedavi planları oluşturarak, ağız ve diş sağlığınızın en üst düzeyde korunmasını hedeflemektedir.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu