Hidronefroz, böbreğin idrar toplama bölgesi olan pelvis ve kalikslerin idrarın boşalamaması nedeniyle genişlemesi anlamına gelir. Bu durum başlı başına bir hastalık değil, idrar yollarındaki bir tıkanıklığın veya geri kaçışın işaretidir. Tek böbrekte görülebileceği gibi her iki böbreği aynı anda da etkileyebilir. Sebebine ve şiddetine göre belirti vermeden yıllarca sürebileceği gibi, akut yan ağrısıyla aniden de ortaya çıkabilir.
Böbrek dokusu süzme görevini yerine getirebilmek için belli bir basınç dengesine ihtiyaç duyar. İdrar akışı engellendiğinde toplayıcı sistemde basınç artar, bu da zamanla nefronların (böbreğin temel süzme birimleri) incelmesine ve böbrek işlevinin azalmasına yol açabilir. Hidronefroz erken fark edildiğinde altta yatan sebep giderilerek böbrek dokusu büyük ölçüde korunabilir. Geç kalınan durumlarda ise kalıcı hasar tablosu gelişebileceği için tanı süreci önem taşır.
Kimlerde Görülür?
Hidronefroz her yaş grubunda karşılaşılabilen bir tablodur. Anne karnındaki bebeklerde rutin ultrason taramalarında saptanabilir ve doğumsal idrar yolu darlıklarının en sık ipuçlarından birini oluşturur. Yenidoğan döneminde tespit edilen olguların önemli bir kısmı zamanla kendiliğinden geriler, bir kısmı ise yakın takip ve girişim gerektirir. Bebeklik çağında yapılan bu erken değerlendirmeler ileride yaşanabilecek böbrek sorunlarının önüne geçmek açısından kıymetli bir basamak sayılır.
Yetişkinlerde tablo genellikle üriner sistem taşları, idrar yollarındaki darlıklar veya çevre dokulardan gelen baskılarla ortaya çıkar. Otuzlu ve kırklı yaşlardaki bireylerde böbrek taşına bağlı tıkanıklık daha sık görülürken, ileri yaşta erkeklerde prostat büyümesi temel sebepler arasında yer alır. Kadınlarda gebelik dönemi de geçici hidronefroz açısından özel bir başlık oluşturur; büyüyen rahim üreterlere (böbrekten mesaneye uzanan idrar kanalları) bası yapabilir ve sağ taraf daha sık etkilenir.
Bazı kişilerde risk daha belirgin biçimde gözlenir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu öyküsü olanlar, daha önce karın veya pelvis bölgesinden cerrahi geçirenler, pelvis bölgesine radyoterapi almış kişiler ve omurilik yaralanması gibi nörolojik tablolarla mesane fonksiyonu bozulmuş hastalar bu grupta sayılabilir. Ayrıca üriner sistem kanserleri ya da çevre organ tümörleri olan bireylerde idrar akışında engel gelişebilir. Diyabet ve uzun süreli kabızlık gibi mesane boşalmasını etkileyen durumlar da zemin hazırlayabilir.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Hidronefrozun belirtileri tıkanıklığın hızlı mı yoksa yavaş mı geliştiğine, tek taraflı mı çift taraflı mı olduğuna ve altta yatan sebebe göre değişiklik gösterir. Aniden gelişen olgularda tablonun en bilinen yüzü şiddetli yan ağrısıdır. Bu ağrı genellikle bel ile kasık arasında dalga dalga hissedilir, hastayı yerinde duramaz hale getirir ve sık sık bulantı ile kusma eşlik eder. Özellikle böbrek taşına bağlı tıkanıklıklarda bu tablo belirginleşir.
Yavaş gelişen olgularda ise vücut artan basınca zamanla uyum sağladığı için belirtiler çok daha sinsi seyredebilir. Bazı kişiler yıllarca herhangi bir yakınma yaşamadan tabloyu taşıyabilir. Bu hastalarda hidronefroz başka bir nedenle yapılan ultrason ya da tomografi incelemesinde tesadüfen saptanır. Hafif künt bir bel ağrısı, ara ara gelen yan dolgunluk hissi veya açıklanamayan halsizlik tek ipucu olabilir.
Eşlik eden bulgular sebebine göre çeşitlenir. Sık karşılaşılan başlıklar arasında şunlar sayılabilir:
- İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ya da idrar yaparken zorlanma
- İdrar renginin koyulaşması veya idrarda kanlı görünüm
- Ateş, titreme ve genel halsizlik gibi enfeksiyon işaretleri
- Tansiyonda açıklanamayan yükselmeler
- Çift taraflı tutulumda idrar miktarında belirgin azalma
- Karın bölgesinde dolgunluk ya da ele gelen kitle hissi
Çocuklarda belirtiler erişkinlerden farklı seyredebilir. Bebeklerde huzursuzluk, beslenme sırasında ağlama, kilo alımında yavaşlama ve tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonları dikkat çekici işaretler arasında yer alır. Daha büyük çocuklarda karın ağrısı, yan ağrısı ve idrar kaçırma gibi yakınmalar görülebilir. Bu nedenle çocuklarda açıklanamayan tekrarlayan idrar enfeksiyonları üriner sistem değerlendirmesi için önemli bir uyarı sinyali sayılır.
Nedenleri Nelerdir?
Hidronefrozun temelinde idrarın böbrekten mesaneye, oradan da dışarıya akışında bir engelin bulunması veya geri kaçış olması yatar. Bu engel her yaş grubunda farklı kaynaklardan beslenir. Erişkinlerde en sık karşılaşılan sebepler arasında üriner sistem taşları, üreter darlıkları, prostat büyümesi ve pelvis bölgesindeki kitleler yer alır. Çocuklarda ise üreteropelvik bileşke darlığı (böbrek ile üreterin birleşim noktasındaki darlık), üretero-vezikal bileşke darlığı (üreter ile mesane birleşim yerinde darlık) ve veziko-üreteral reflü (idrarın mesaneden üreterlere geri kaçması) ön plandadır.
Tıkanıklık yapan başlıca durumlar şu şekilde özetlenebilir:
- Böbrek ya da üreter taşlarının idrar yolunu kapatması
- Üreterin doğuştan ya da sonradan gelişen darlıkları
- İyi huylu prostat büyümesi ve prostat kanseri
- Mesane, prostat, rahim veya bağırsak kaynaklı kitleler
- Geçirilmiş ameliyatlara bağlı yapışıklıklar ve skar dokusu (iyileşme sürecinde oluşan sert bağ dokusu)
- Retroperitoneal fibrozis adı verilen nadir bağ dokusu hastalığı
Tıkanıklık dışında bir diğer önemli mekanizma idrarın mesaneden yukarıya doğru geri kaçmasıdır. Veziko-üreteral reflü olarak adlandırılan bu durum özellikle çocuklarda tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına ve böbrekte genişlemeye yol açabilir. Nörojenik mesane (sinir kontrolünün bozulduğu mesane) tablosunda ise mesaneyi yöneten sinirlerin işlevi bozulduğu için idrar tam boşaltılamaz ve böbreklere doğru basınç artar. Omurilik yaralanmaları, multipl skleroz ve uzun süreli diyabet bu tablonun bilinen sebepleri arasında bulunur.
Gebelik döneminde rahmin büyümesiyle birlikte üreterlere bası ve gebelik hormonlarının kasları gevşetici etkisi bir araya gelir. Bu sebeple özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde (gebeliğin orta ve son üç aylık dönemleri) geçici hidronefroz sık görülür ve genellikle doğumdan sonra kendiliğinden gerileyen bir tablo şeklinde seyreder. Burada önemli olan, eşlik eden enfeksiyon ya da taş varlığını gözden kaçırmamaktır.
Tanı Nasıl Konulur?
Tanı sürecinin ilk adımı dikkatli bir öykü alma ve fizik muayenedir. Yan ağrısının özellikleri, idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, geçirilmiş idrar yolu enfeksiyonları, taş öyküsü, doğum sayısı ve geçirilmiş ameliyatlar değerlendirilir. Hekim, böbrek bölgesine vurarak hassasiyeti kontrol eder ve karın muayenesi ile ele gelen bir kitle olup olmadığını araştırır. Erkek hastalarda prostatın değerlendirilmesi de bu aşamanın bir parçası olarak yer alır.
Laboratuvar incelemelerinde tam idrar tahlili, idrar kültürü, kan kreatinin (böbrek işlevini gösteren bir kan değeri) düzeyi, üre ve elektrolit ölçümleri yapılır. İdrarda mikroskobik kan ya da iltihap hücreleri tıkanıklık ile birlikte enfeksiyon olabileceğine işaret eder. Kreatinin değerinin yükselmesi böbrek fonksiyonunun ne kadar etkilendiği konusunda fikir verir. Tam kan sayımı ve enfeksiyon belirteçleri de tablonun şiddetini değerlendirmek için kullanılabilir.
Görüntüleme yöntemleri tanının kalbini oluşturur. Üriner sistem ultrasonografisi genellikle ilk tercih edilen yöntemdir; hızlı, radyasyon içermeyen ve böbrek genişlemesini iyi gösterebilen bir inceleme şeklindedir. Genişlemenin derecesi hafif, orta ve ileri olarak gruplanır ve bu sınıflama hem takip planı hem de girişim kararı için belirleyici unsur olarak öne çıkar. Çocuklarda ve gebelerde tercih edilen ilk yöntem yine ultrason olmaktadır.
Ultrason sonrası gerekli görüldüğünde ileri incelemeler devreye girer. Kontrastsız bilgisayarlı tomografi taşları çok yüksek duyarlılıkla gösterir ve tıkanıklığın yerini belirlemede önemli bir araç sayılır. Kontrastlı incelemeler ise idrar yollarının anatomisini ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Böbreğin işlevini ayrı ayrı değerlendirmek için sintigrafi (radyoaktif madde kullanılarak yapılan görüntüleme) tetkiklerinden yararlanılır; bu yöntem özellikle ameliyat kararında belirleyici olabilir. Çocuklarda reflü şüphesinde voiding sistoüretrogram (idrar yaparken çekilen mesane filmi) adlı inceleme uygulanır.
Komplikasyonlar Nelerdir?
Tedavi edilmeyen ya da geç fark edilen hidronefroz çeşitli sorunlara zemin hazırlayabilir. En önemli risk böbrek dokusunda kalıcı hasar gelişmesidir. Sürekli yüksek basınç altında kalan nefronlar zamanla zarar görür, böbreğin süzme işlevi azalır ve kronik böbrek yetmezliği tablosuna doğru ilerleme yaşanabilir. Çift taraflı tutulumda bu süreç daha hızlı ve ciddi seyredebilir.
İkinci önemli başlık enfeksiyonlardır. Toplayıcı sistemde göllenen idrar bakteriler için elverişli bir ortam oluşturur. Bu zeminde gelişen idrar yolu enfeksiyonu kolayca böbreğe yerleşebilir ve piyelonefrit (böbreğin mikrobik iltihabı) adı verilen tabloya yol açar. Eğer iltihap bir tıkanıklığın gerisinde sıkışırsa pyonefroz (böbrek içinin irinle dolması) denilen ve acil müdahale gerektiren bir tablo gelişebilir. Bu durum yüksek ateş, titreme ve genel durum bozukluğuyla seyreder ve hızlı müdahale gerektirir.
Sıklıkla karşılaşılan diğer sorunlar arasında şunlar yer alır:
- Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları
- Yeni taş oluşumuna eğilim ve var olan taşların büyümesi
- Yüksek tansiyon gelişimi ya da mevcut tansiyon kontrolünün bozulması
- İdrar yollarında kan görülmesi ve buna bağlı kansızlık
- Kronik bel ve yan ağrısı
- Uzun süreli olgularda böbreğin işlevini büyük ölçüde kaybetmesi
Çocuklarda komplikasyon profili biraz farklı seyreder. Büyüme döneminde tekrarlayan enfeksiyonlar ve sürekli yüksek basınç böbreğin gelişimini olumsuz etkileyebilir, ileri yaşlarda hipertansiyon ve böbrek yetmezliği riski artabilir. Bu sebeple çocukluk çağında saptanan hidronefroz olgularının düzenli takibi ve gerektiğinde zamanında girişim yapılması belirleyici bir unsur sayılır.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Yan veya bel bölgesinde şiddetli, dalga dalga gelen bir ağrı yaşıyorsanız ve buna bulantı, kusma eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız uygun olur. Bu tablo idrar yolundaki ani bir tıkanıklığın işareti olabilir. Aynı zamanda yüksek ateş, titreme ve genel durumda bozulma görülüyorsa enfeksiyonun böbreğe yerleştiği düşünülmeli ve değerlendirme geciktirilmemelidir.
İdrarınızda kan görmeniz, idrar miktarınızda belirgin azalma, idrar yaparken sürekli yanma ya da çok sık idrar çıkma gibi yakınmalarınız varsa erken bir kontrol uygun olur. Açıklanamayan tansiyon yükselmeleri, sürekli süregelen künt yan ağrısı ve tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da üriner sistemin ayrıntılı değerlendirilmesi gereken durumlardır. Bilinen taş hastalığınız varsa ve şikayetleriniz değişiklik gösteriyorsa yine kontrolünüzü ertelememeniz iyi olur.
Hamilelik döneminde geçici hidronefroz sık görülse de yan ağrısı, ateş ve idrarda yanma gibi yakınmalar varlığında mutlaka hekiminize bilgi vermeniz beklenir. Çocuğunuzda tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonları, açıklanamayan karın ağrısı veya doğumdan önce ultrasonda tespit edilmiş böbrek genişlemesi öyküsü varsa düzenli takip planının aksatılmaması önerilir. Tarama incelemesinde tesadüfen saptanan hidronefroz tablolarında belirti olmasa dahi üroloji değerlendirmesi yararlı olur.
Son Değerlendirme
Hidronefroz idrar akışındaki bir engelin ya da geri kaçışın sonucu olarak gelişen, böbreği koruyabilmek için zamanında fark edilmesi gereken bir tablodur. Sebebi taştan darlığa, prostat büyümesinden gebeliğe kadar geniş bir yelpazede yer alabilir. Belirtiler bazen şiddetli yan ağrısıyla aniden ortaya çıkarken bazen yıllar içinde sinsi seyreder. Bu nedenle açıklanamayan bel ağrısı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve idrarda kan gibi bulguların ciddiye alınması, doğru görüntüleme yöntemleriyle değerlendirme yapılması önem taşır.
Koru Hastanesi Üroloji bölümünde uzman hekimlerimiz, hidronefroz gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.







