Vücutta ele gelen bir kitle, cilt üzerinde büyüyen bir lezyon ya da görüntüleme tetkiklerinde saptanan lokalize bir oluşum, hem hastayı hem de hekimi kesin tanıya yönelten bir sürecin ilk basamağını oluşturur. İnce iğne aspirasyonu ya da kalın iğne biyopsisi gibi minimal invaziv yöntemler her lezyonda yeterli bilgi vermeyebilir; özellikle sınırlı boyuttaki kitlelerde lezyonun bütününün cerrahi olarak çıkarılması, hem doğru histopatolojik tanı hem de tedavi anlamı taşır. Eksizyonel biyopsi olarak adlandırılan bu yaklaşım, günümüz Genel Cerrahi pratiğinde tanısal doğruluğu en yüksek yöntemlerden biri olarak kabul edilmektedir. Genel Cerrahi ekibi olarak, cilt, cilt altı yumuşak doku, meme, lenf nodu ve yüzeyel yerleşimli diğer kitlelerde eksizyonel biyopsi uygulamalarını standart onkolojik ve estetik prensipler çerçevesinde titizlikle gerçekleştirmekteyiz. Aşağıdaki bölümlerde eksizyonel biyopsinin tanımı, insizyonel biyopsiden farkı, cerrahi sınır güvenliği, hazırlık aşaması, anestezi seçimi, iyileşme süreci ve patoloji sonucunun değerlendirilmesi ile ilgili ayrıntılı bilgi bulacaksınız.
Eksizyonel Biyopsi Nasıl Tanımlanır?
Eksizyonel biyopsi, klinik ve radyolojik olarak sınırları belirlenmiş bir lezyonun cerrahi olarak tümüyle çıkarılması ve elde edilen dokunun histopatolojik incelemeye gönderilmesi işlemidir. Bu yöntemde amaç yalnızca örnek almak değil; lezyonu çevresindeki güvenli doku marjı ile birlikte bütün olarak vücuttan uzaklaştırmaktır. Böylece hem kesin tanı konulur hem de küçük ve iyi huylu olması beklenen lezyonlarda aynı seansta tedavi sağlanmış olur. Klasik olarak ele gelen üç ila dört santimetreden küçük yüzeyel kitleler, dermatolojik pigmente lezyonlar, meme fibroadenomları, subkutan lipomlar, sebase kistler, ganglion kistleri ve tanısal amaçla çıkarılması gereken lenf nodları eksizyonel biyopsinin klasik uygulama alanlarını oluşturur.
Yöntemin diğer biyopsi tekniklerinden ayrılan en önemli özelliği, patologa lezyonun tamamının, kapsülünün ve çevresel dokuyla ilişkisinin sunulmasıdır. İnce iğne aspirasyonunda yalnızca hücreler elde edilirken, kalın iğne biyopsisinde silindirik doku parçaları alınır; oysa eksizyonel biyopside lezyonun mimarisi, kapsül bütünlüğü, damarsal invazyon ve çevresel doku ilişkisi bir arada değerlendirilebilir. Bu durum özellikle lenfoma şüphesinde flow sitometri, immünohistokimyasal boyalar ve moleküler testlerin uygulanabilmesi açısından belirleyicidir. Ayrıca melanom şüpheli pigmente lezyonlarda Breslow kalınlığı ve Clark seviyesi gibi prognostik parametrelerin doğru ölçülmesi için lezyonun tamamının elde edilmiş olması gerekir.
Eksizyonel biyopsi kavramı, yalnızca tanısal bir işlem olmasının ötesinde tedavi edici boyutu ile de öne çıkar. Küçük ve benign karakterli olduğu düşünülen kitlelerde işlem hem kesin tanı sağlar hem de lezyonu vücuttan tamamen uzaklaştırır. Malign potansiyel taşıdığı düşünülen ya da sonradan malign olduğu anlaşılan olgularda ise eksizyonel biyopsi sonrası ek geniş eksizyon, sentinel lenf nodu biyopsisi veya adjuvan tedaviler planlanabilir. Bu nedenle işlemin daha başlangıçta doğru planlanması, hem doğru tanı hem de sonraki tedavi seçeneklerinin önünü açar. Cerrahi ekip, klinik değerlendirmede lezyonun boyutuna, mobilitesine ve komşu anatomik yapılarla ilişkisine göre eksizyonel yaklaşımın uygun olup olmadığını erken aşamada belirler.
Eksizyonel biyopsinin uygulama alanları oldukça geniştir. Cilt ve cilt altı yerleşimli sebase kist, lipom, dermatofibrom, ganglion kist, pigmente nevüs ve şüpheli deri tümörleri; meme dokusunda fibroadenom, filloides tümör, aksesuar meme dokusu ve granülomatöz mastit gibi seçilmiş inflamatuar lezyonlar; palpe edilebilir servikal, aksiller ya da inguinal lenf nodları; yüzeyel yerleşimli küçük yumuşak doku tümörleri ve nöromalar bu yöntemle güvenle çıkarılabilir. Bunun yanında karaciğer, dalak ya da derin batın içi organlarda yerleşen kitlelerde eksizyonel biyopsi kavramı farklı bir cerrahi planla, örneğin laparoskopik metastazektomi ya da segmentektomi biçiminde uygulanabilir. Genel Cerrahi disiplini, tüm bu uygulama alanlarında hem tanısal doğruluğu hem de estetik ve fonksiyonel sonucu birlikte gözeten bir yaklaşım benimser.
İnsizyonel ile Eksizyonel Biyopsi Arasında Ne Fark Vardır?
İnsizyonel ve eksizyonel biyopsi, cerrahi biyopsi başlığı altında yer alan iki temel yöntemdir; ancak amaçları ve teknikleri birbirinden belirgin şekilde ayrılır. Eksizyonel biyopside lezyon, uygun cerrahi marj ile birlikte bütün olarak çıkarılırken, insizyonel biyopside büyük ya da çıkarılması sakıncalı bir kitleden yalnızca tanısal amaçlı bir doku parçası alınır. Bu ayrım sadece teknik bir tercih değildir; lezyonun boyutuna, yerleşimine, olası tanısına ve sonraki tedavi planına göre şekillenen bir cerrahi karardır.
Eksizyonel biyopsi genellikle üç ila dört santimetreden küçük, yüzeyel yerleşimli, çevresindeki hayati yapılara komşuluğu sorun yaratmayacak lezyonlarda tercih edilir. Meme fibroadenomları, palpe edilen lenf nodları, subkutan lipomlar, sebase kistler, pigmente cilt lezyonları ve yüzeyel yumuşak doku tümörleri bu yaklaşımın klasik hedefleridir. İnsizyonel biyopsi ise büyük yumuşak doku kitlelerinde, özellikle sarkom şüphesi taşıyan derin yerleşimli tümörlerde, kozmetik açıdan sorun yaratabilecek yüz yerleşimli geniş lezyonlarda ya da tam eksizyonun mümkün olmadığı durumlarda gündeme gelir. Sarkomlarda insizyonel biyopsinin doğru planı, daha sonraki definitif cerrahide re-eksizyon şeklinin belirlenmesi açısından kritiktir.
İki yöntem arasındaki farkı belirleyen bir diğer önemli konu, cerrahi marjın bütünlüğüdür. Eksizyonel biyopside patolog, lezyonun tümü ile birlikte çevresindeki sağlıklı doku marjını değerlendirebilir; bu durum benign lezyonlarda tam çıkarımın doğrulanmasını, malign lezyonlarda ise ek cerrahi gereksinimin belirlenmesini sağlar. İnsizyonel biyopside ise yalnızca tanısal bilgi elde edilir; tedavi kararı ve cerrahi sınır ayrı bir cerrahi seansa bırakılır. Genel Cerrahi ekibinin, hangi yöntemi seçeceğine karar verirken lezyonun boyutu, yerleşimi, olası tanısı ve hastanın genel durumu bir arada değerlendirilir.
Cerrahi Sınır (Margin) Emniyeti Neden Önemlidir?
Cerrahi sınır, eksize edilen lezyonun kenarı ile histopatolojik olarak tümörsüz görülen doku arasındaki mesafeyi ifade eder ve modern cerrahi onkolojinin en kritik kavramlarından biridir. Eksizyonel biyopside çıkarılan kitlenin çevresinde bırakılan sağlıklı doku miktarı hem tanısal doğruluğu artırır hem de olası bir malignite durumunda hastanın nüks riskini doğrudan etkiler. Benign kabul edilen lezyonlarda genellikle bir-iki milimetre marj yeterli olurken, malign potansiyel taşıyan lezyonlarda tanı türüne özgü çok daha geniş sınırlar hedeflenir.
Melanom şüpheli pigmente lezyonlarda genellikle bir-iki milimetrelik klinik marj ile eksizyonel biyopsi yapılır; ancak Breslow kalınlığı belirlendikten sonra bir santimetreden iki santimetreye kadar uzanan definitif re-eksizyon planlanır. Meme lezyonlarında lumpektomi felsefesi ile hareket edilerek negatif marj hedeflenir; malign olduğu doğrulanan olgularda gerektiğinde ek re-eksizyon veya oturmuş onkolojik protokoller devreye girer. Sarkom şüphesi taşıyan yumuşak doku tümörlerinde ise başlangıçta doğru planlanmayan bir cerrahi, sonraki geniş rezeksiyonların daha büyük olmasına ya da rekonstrüksiyon ihtiyacına yol açabilir. Bu nedenle marjın yalnızca bir mesafe olmadığını, aynı zamanda hastalığın tedavi hedefi olduğunu vurgulamak gerekir.
Cerrahi sınır güvenliği, aynı zamanda örneğin patologa gönderiliş şekliyle de doğrudan ilgilidir. Deneyimli Genel Cerrahi ekibi, çıkardığı örneği anatomik yönelimine göre sütür ya da klips ile işaretler; derin, anterior, superior gibi kenarlar patolog için ayrı ayrı tanımlanır. Bu oryantasyon sayesinde marj pozitif olduğunda hangi bölgede ek eksizyon yapılacağı net olarak belirlenir. Ayrıca intraoperatif frozen section tekniği ile bazı olgularda ameliyat sırasında tanı ve marj değerlendirmesi yapılabilir; bu da tek seansta tam onkolojik cerrahiye geçişe imkân tanır. Cerrahi sınır güvenliği, yalnızca teknik bir ayrıntı değil, doğrudan hastanın uzun dönem sağkalımını etkileyen bilimsel bir prensiptir.
Eksizyonel Biyopsi Hangi Yararları Sağlar?
Eksizyonel biyopsi, tek bir cerrahi girişimle hem kesin tanı hem de olası tedavi imkânı sunması nedeniyle günlük klinik pratikte oldukça değerli bir yöntem olarak konumlanır. En büyük avantajı, patologa lezyonun tümünü sunması ve dolayısıyla tanı doğruluğunun en yüksek seviyeye çıkarılmasıdır. İnce iğne aspirasyonu ya da kalın iğne biyopsisinde tanısal örnek yetersiz kaldığında, eksizyonel biyopsi altın standart olarak devreye girer. Böylece hastanın tekrarlayan işlemlerle uzayan tanı sürecinden kurtulması sağlanır.
Yöntemin ikinci önemli katkısı, benign lezyonlarda aynı seansta tedavinin tamamlanmasıdır. Meme fibroadenomu, subkutan lipom, sebase kist, ganglion kist, dermatofibrom ve pigmente nevüsler gibi lezyonlar tamamı ile çıkarıldığında hem histopatolojik tanı konulur hem de lezyon vücuttan uzaklaştırılmış olur. Sebase kist gibi kapsüllü lezyonlarda kapsülün bütün olarak çıkarılması nüksü engellerken, ganglion kist gibi rekürrens eğilimi olan olgularda cerrahi tekniğin titizliği uzun dönem sonucu belirler. Lenfoma tanısı için çıkarılan lenf nodları, flow sitometri, immünohistokimya ve moleküler analiz gibi ileri testlerin uygulanması ile lenfoma alt tipinin belirlenmesine imkân verir.
Onkolojik açıdan bakıldığında, eksizyonel biyopsi malign kabul edilen ya da malign potansiyel taşıyan lezyonlarda sonraki tedavi planının çerçevesini çizer. Melanom şüpheli pigmente lezyonlarda Breslow kalınlığının doğru belirlenmesi definitif eksizyon ile sentinel lenf nodu biyopsisi kararını yönlendirir. Meme lezyonlarında elde edilen tam patoloji, cerrahi tercihinin lumpektomi mi yoksa mastektomi mi olacağına, adjuvan kemoterapi ve radyoterapi kararına doğrudan etki eder. Cilt kanserlerinin erken evrelerinde eksizyonel biyopsi çoğu zaman küratif tedavi sağlar; gerektiğinde Mohs mikrografik cerrahisi gibi ileri teknikler devreye alınır. Kısacası eksizyonel biyopsi hem tanısal hem de tedavi edici çok yönlü bir cerrahi araçtır.
Yöntemin sağladığı bir başka önemli avantaj, hastanın tedavi sürecine olan güveninin artmasıdır. Tek bir seansta hem kitleden kurtulmak hem de kesin tanıya ulaşmak, hastanın tanı belirsizliği kaynaklı stresini azaltır. Ele gelen bir kitleyle uzun süre yaşamak, hem fiziksel hem de psikolojik anlamda rahatsızlık verebilir; eksizyonel biyopsi bu belirsizliği tek adımda ortadan kaldırır. Ayrıca ele gelen kitlenin bütün olarak çıkarılması sonrasında kısa sürede alınan histopatolojik sonuç, hastanın yaşam planlaması, iş hayatı ve ailevi düzenlemeleri açısından da önemli bir hızlanma sağlar. Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı ve Cerrahi Onkoloji Derneği kılavuzları, doğru endikasyonla uygulanan eksizyonel biyopsinin çağdaş onkolojik cerrahi pratiğinin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu vurgulamaktadır.
Eksizyonel Biyopsi İşleminden Önce Hangi Hazırlıklar Yapılır?
Eksizyonel biyopsi, görünüşte küçük bir cerrahi işlem olsa da doğru planlama ile başarısı artan bir uygulamadır. Hazırlık süreci ayrıntılı bir öyküyle başlar. Lezyonun ne zaman fark edildiği, boyutunun zaman içindeki değişimi, ağrı, kaşıntı, akıntı gibi eşlik eden bulgular ve hastanın onkolojik öyküsü sorgulanır. Ardından fizik muayenede lezyonun boyutu, kıvamı, hareketliliği, çevre dokularla ilişkisi ve renk özellikleri değerlendirilir. Cilt lezyonlarında dermatoskopik değerlendirme, meme lezyonlarında ise ultrasonografi ve mamografi rehberliği tanısal doğruluğu artırır.
Görüntüleme incelemesi işlem stratejisinin belirlenmesinde belirleyici rol oynar. Yüzeyel yumuşak doku ve meme lezyonlarında yüksek çözünürlüklü ultrasonografi lezyonun boyutunu, damarsal yapısını ve komşuluk ilişkilerini gösterir. Derin yerleşimli ya da manyetik rezonans görüntülemede ayrıntılı incelenmesi gereken olgularda ise cerrahi planı daha da netleştiren ek tetkikler istenir. Meme kitlelerinde palpasyonla belirsiz lezyonlar, ultrason eşliğinde işaretlenerek eksize edilir; günümüzde radyoguided occult lesion localization gibi tekniklerle küçük ve palpe edilmeyen kitlelerin eksizyonel biyopsisi yüksek doğrulukla yapılabilmektedir.
Ameliyat öncesi laboratuvar tetkikleri arasında hemogram, koagülasyon parametreleri, biyokimya paneli ve gereğinde EKG yer alır. Antikoagülan ilaç kullanan hastalarda kanama riskini azaltmak için ilaç düzenlemesi kardiyoloji veya iç hastalıkları hekimi ile birlikte planlanır. Diyabet, hipertansiyon ve kronik akciğer hastalığı gibi eşlik eden durumlar kontrol altına alınır. Aktif enfeksiyon varlığında elektif işlem ertelenir. Hasta işlem hakkında ayrıntılı bilgilendirilir; olası patolojik sonuçlar, ek cerrahi gerekliliği, kozmetik sonuç beklentileri ve nadir görülen komplikasyonlar açıklanır. Bilgilendirilmiş onam süreci, hastanın kendi tedavi kararına aktif katılımını sağlar ve tedaviye bağlılığı artırır.
İşlem öncesi cilt bakımı ve hijyen uygulamaları da başarılı sonucun ayrılmaz parçasıdır. Cerrahi alan bölgesi işlem öncesi antiseptik solüsyonlarla temizlenir, gerektiğinde tıraş edilir. Hasta işlem sabahı takı, saat ve makyaj gibi materyalleri çıkarır, rahat kıyafetlerle hastaneye gelir. Sigara kullanan hastalarda ameliyat öncesi kısa süreli bırakma dahi yara iyileşmesini olumlu etkiler. Beslenme durumu iyileşme sürecini doğrudan etkilediğinden protein ağırlıklı, yeterli vitamin ve mineral içeren dengeli beslenme önerilir. Genel anestezi planlanan olgularda son sekiz saatte katı, son iki saatte berrak sıvı alınmaz. Bu tür ayrıntıların titizlikle yerine getirilmesi hem işlem güvenliğini artırır hem de iyileşme sürecini kısaltır.
İşlem Sırasında Hangi Anestezi Yöntemi Tercih Edilir?
Eksizyonel biyopside anestezi seçimi, lezyonun boyutu, yerleşimi, hastanın yaş ve genel durumu ile cerrahi planın kapsamına göre bireyselleştirilir. Yüzeyel ve küçük boyutlu lezyonların büyük çoğunluğu lokal anestezi ile rahatlıkla çıkarılabilir. Bu yaklaşımda lezyonun çevresine, cilt kabartısı oluşturacak şekilde lidokain ya da bupivakain gibi anestezik maddeler enjekte edilir; adrenalin eklenmesi hem kanamayı azaltır hem de anestezik etkisini uzatır. Hasta işlem boyunca uyanıktır, iletişim kurulabilir, işlemden hemen sonra ayağa kalkarak günlük aktivitelerine dönebilir.
Geniş yerleşimli, birden fazla lezyonu olan, ağrı eşiği düşük ya da anksiyetesi yüksek hastalarda sedasyon eşliğinde lokal anestezi uygulanabilir. Bu yöntemde damar yolundan verilen anksiyolitik ve analjezik ilaçlarla hasta rahatlar; bilinci korunmakla birlikte işleme karşı toleransı artar. Aksiller lenf nodu, meme bölgesi ve el bölgesi gibi seçilmiş alanlarda bölgesel anestezi yaklaşımları ile aksiller blok, interskalen blok veya bilek bloğu gibi teknikler devreye girebilir. Bölgesel anestezi hem geniş bir alanı ağrısızlaştırır hem de ameliyat sonrası ilk saatlerdeki ağrı kontrolünü kolaylaştırır.
Genel anestezi ise daha derin, çok sayıda ya da ağrılı yerleşimli lezyonlarda, pediatrik hastalarda ve iş birliği yapamayan yetişkinlerde tercih edilir. Uyluk, sırt, gluteal bölge gibi geniş alanlarda derin lipom eksizyonlarında hasta konforu için genel anestezi seçilebilir. Lenfoma tanısı için servikal ya da inguinal lenf nodu eksizyonu ve meme kitle eksizyonları gerektiğinde genel anestezi altında yapılır. Deneyimli anestezi ekibi, hastanın kalp, akciğer ve diğer sistem hastalıklarını göz önüne alarak en güvenli anestezi planını belirler. Hangi yöntem seçilirse seçilsin, tüm süreç sürekli monitorizasyon eşliğinde yürütülür; nabız, oksijen satürasyonu ve kan basıncı değerleri kayıt altına alınır.
Eksizyonel Biyopsi Sonrası İyileşme Süreci Nasıl İlerler?
Eksizyonel biyopsi sonrası iyileşme süreci, lezyonun boyutuna, yerleşimine ve uygulanan cerrahi tekniğe göre değişkenlik gösterir. Küçük yüzeyel lezyonların çıkarılması sonrasında hasta genellikle aynı gün taburcu edilir; işlem sonrası birkaç saatlik gözlem yeterli olur. Ameliyat bölgesinde ilk yirmi dört-kırk sekiz saat içinde hafif ağrı, çevre dokuda hassasiyet ve az miktarda ekimoz görülmesi olağandır. Bu şikâyetler basit ağrı kesicilerle rahatlıkla kontrol altına alınır. Genel Cerrahi ekibi tarafından uygulanan kompresyonlu bandaj, kanama ve hematom riskini azaltarak erken dönem konforu artırır.
İyileşme sürecinin başarıyla ilerlemesi için yara bakımı ilkelerine uyum önemlidir. Yara bölgesi ilk yirmi dört-kırk sekiz saatte kuru tutulur; bu süreden sonra hekim önerisine göre ılık su ile temizlenebilir. Emici ve kirlenen bandajlar düzenli aralıklarla değiştirilir. Cerrahi ekip tarafından yerleştirilen emilebilir dermal sütürler ile ince monofilaman cilt dikişleri kozmetik sonucu belirleyen ayrıntılardır; bazı olgularda cilt kapatmada doku yapıştırıcıları da kullanılabilir. Dikişlerin alınması gereken durumlarda genellikle beşinci-ondördüncü günler arasında bir kontrol randevusu planlanır; bu süre yerleşim bölgesine göre farklılık gösterebilir.
Uzun dönemde en sık merak edilen konu iz kalıp kalmayacağıdır. Cerrahi ekibin insizyonu Langer çizgilerine, yani deri gerilim hatlarına paralel yerleştirmesi, dokuya minimum tansiyonla yaklaşması ve dermal katmanları uygun şekilde kapatması kozmetik sonucu doğrudan iyileştirir. Kişisel skar yatkınlığı bulunan hastalarda silikon jel, silikon bant ve masaj gibi destekleyici uygulamalar önerilir. Nadir olarak hipertrofik skar veya keloid gelişimi görülebilir; bu durum genellikle deri tipi ve ailesel yatkınlıkla ilişkilidir. Enfeksiyon riski deneyimli cerrahi tekniği ve steril koşullar sayesinde düşüktür ve toplam olarak yüzde iki oranının altında kalır. Ateş, artan ağrı, yara çevresinde belirgin kızarıklık ve akıntı gibi durumlarda hastalarımızın vakit kaybetmeden Genel Cerrahi polikliniğine başvurması önerilir.
Patoloji Sonucu Ne Kadar Sürede Çıkar ve Nasıl Yorumlanır?
Eksizyonel biyopsi sonrası çıkarılan doku, standart olarak yüzde on tamponlu formalin içinde patoloji laboratuvarına gönderilir. Örnek burada makroskopik incelemeye alınır, boyutu ve makroskopik özellikleri kaydedilir; ardından uygun kesitlerle mikroskobik değerlendirme için işlemlere başlanır. Rutin hematoksilen-eozin boyaması sonrası tanı süresi lezyonun türüne ve gereken ek tetkiklere göre değişir. Genel bir yaklaşımla basit benign lezyonlarda sonuç üç-beş iş günü içinde çıkarken, immünohistokimyasal ya da moleküler test gereken olgularda süre yedi-on dört güne uzayabilir.
Lenfoma şüphesi taşıyan lenf nodu örneklerinde patolojinin ihtiyaç duyduğu incelemeler klasik yaklaşımın ötesindedir. Flow sitometrik analiz için lenf nodunun bir kısmının taze olarak gönderilmesi gerekir; sitogenetik ve moleküler testler için ek kesitler ayrılır. Bu ileri testlerle lenfomanın alt tipi, prognostik belirteçler ve tedaviye yanıt öngörüsü belirlenir. Meme kanseri şüpheli lezyonlarda östrojen reseptörü, progesteron reseptörü ve HER2 durumu; kolon lezyonlarında mikrosatellit instabilitesi; melanom olgularında BRAF mutasyonu gibi moleküler belirteçler tedavi planının kişiselleştirilmesine imkân verir. İntraoperatif frozen section gerektiğinde ise dokunun bir kısmı dondurularak hızlı kesit alınır ve yaklaşık on beş-yirmi dakika içinde ön tanı bilgisi cerrahi ekibe iletilir.
Patoloji sonucu yalnızca bir rapor değil, sonraki tıbbi kararların temelini oluşturan bir yol haritasıdır. Rapor benign bir tanıyı işaret ediyorsa hastanın ek bir cerrahi ya da tıbbi tedaviye ihtiyacı genellikle olmaz; belirli aralıklarla klinik izlem yeterli olabilir. Rapor malign bir tanı gösteriyorsa cerrahi sınır durumu, tümör tipi, evre bilgileri ve moleküler özellikler bir bütün olarak değerlendirilir. Gerekli olduğunda genel cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji hekimlerinin katılımıyla multidisipliner tümör kurulunda tedavi planı oluşturulur. Bu şekilde her hasta için ulusal ve uluslararası kılavuzlarla uyumlu, kişiye özel bir tedavi süreci tasarlanır. Genel Cerrahi ekibi, eksizyonel biyopsi sürecinden patoloji sonucunun yorumlanmasına ve sonraki tedavi kararlarına kadar tüm aşamalarda hastalarına bilimsel, güvenli ve şefkatli bir yaklaşım sunmayı ilke edinmiştir.
Bilgilendirme: Bu sayfa yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Kişisel tanı ve tedavi kararları için lütfen doğrudan ilgili uzmanınıza başvurunuz.