Anestezi ve Reanimasyon

Dissemine İntravasküler Koagülasyon Ne Zaman Gereklidir?

Dissemine İntravasküler Koagülasyon konusunda güvenilir bilgi: belirtiler, risk grupları, tanı ve tedavi hakkında Koru Hastanesi rehberi.

Dissemine intravasküler koagülasyon (DIK), yoğun bakım ve anestezi pratiğinde karşılaşılan en kritik hematolojik acil durumlardan biridir. Sistemik dolaşımda yaygın trombus oluşumu ile birlikte aynı anda hemorajik diatez gelişimi paradoksal nitelikteki bu sendromun temel özelliğidir. Uluslararası Trombozis ve Hemostazis Derneği'nin (ISTH) yayımladığı epidemiyolojik raporlara göre yoğun bakım ünitelerine yatırılan hastaların yaklaşık yüzde ona kadarında DIK gelişmekte, sepsis tablosunda bulunan olgularda ise bu oran yüzde otuz beşe ulaşmaktadır. Mortalite oranları altta yatan hastalığa ve müdahalenin zamanlamasına bağlı olarak yüzde kırk ile yüzde seksen arasında değişmektedir.

DIK tablosunun erken tanınması ve uygun zamanlamayla müdahale edilmesi, hastaların prognozunu doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Anestezi ve reanimasyon uzmanları için bu sendromun klinik özelliklerini, laboratuvar bulgularını, tanı kriterlerini ve tedavi yaklaşımlarını derinlemesine bilmek hayati önem taşımaktadır. Bu yazıda DIK'in patofizyolojisi, etiyolojisi, klinik bulguları, ayırıcı tanı yaklaşımları ve modern tedavi protokolleri kapsamlı biçimde ele alınmaktadır.

Dissemine İntravasküler Koagülasyon Nedir?

Dissemine intravasküler koagülasyon, çeşitli altta yatan hastalıklar tarafından tetiklenen, sistemik intravasküler aktivasyonla karakterize edinsel bir koagülopatidir. Uluslararası Hastalık Sınıflandırması ICD-10 kodlamasında D65 olarak yer almaktadır. Sendromun temel özelliği, koagülasyon sisteminin yaygın aktivasyonu sonucunda mikrodolaşımda fibrin birikimine bağlı çoklu organ disfonksiyonu ve aynı zamanda trombosit ile koagülasyon faktörlerinin tüketimine bağlı şiddetli hemorajik bulguların eş zamanlı varlığıdır.

Patofizyolojik Mekanizma

DIK patogenezinde merkezi rol doku faktörünün (TF) sistemik dolaşıma kontrolsüz salınımıdır. Hasarlı dokulardan, monositlerden ve endotel hücrelerinden salınan TF, faktör VII ile kompleks oluşturarak ekstrinsik koagülasyon yolağını aktive eder. Bu süreçte trombin oluşumu hızla artar ve fibrinojen fibrine dönüşür. Mikrodolaşımda yaygın fibrin birikimi mikrovasküler tıkanıklığa, mikroanjiopatik hemolitik anemiye ve organ iskemisine yol açar.

Eş zamanlı olarak trombosit ve koagülasyon faktörlerinin (özellikle fibrinojen, faktör V, faktör VIII) tüketimi gelişir. Antitrombin, protein C ve doku faktörü yolağı inhibitörü gibi doğal antikoagülan mekanizmalar yetersiz kalır. Plazminojen aktivatör inhibitörü-1 düzeyinin artması fibrinolitik aktiviteyi baskılayarak trombus oluşumunu daha da kolaylaştırır. İlerleyen evrelerde sekonder fibrinolitik aktivasyon devreye girer ve fibrin yıkım ürünleri (D-dimer) belirgin biçimde artar.

İnflamasyon ve Koagülasyon Kesişimi

Modern hematoloji literatüründe DIK, koagülasyon ve inflamasyonun karşılıklı etkileşiminin en bariz örneği olarak tanımlanmaktadır. Tümör nekrozis faktör alfa, interlökin-1 ve interlökin-6 gibi proinflamatuar sitokinler endotel hücrelerinde TF ekspresyonunu artırırken, trombomodulin ekspresyonunu azaltarak protrombotik bir ortam oluşturur. Trombin oluşumu da kendi başına proinflamatuar etki göstererek bu döngüyü pekiştirir.

DIK'in Nedenleri

Dissemine intravasküler koagülasyon her zaman altta yatan bir hastalığın komplikasyonudur. En sık karşılaşılan etiyolojik faktörler şunlardır:

  • Sepsis ve septik şok: Gram negatif bakteriyel enfeksiyonlar (özellikle E. coli, Pseudomonas) endotoksin salınımı yoluyla DIK'in en sık nedenidir. Olguların yaklaşık yüzde otuz beşini oluşturur.
  • Solid organ malignensileri: Pankreas, prostat, akciğer ve over kanserleri gibi adenokarsinomlar, müsin salınımı yoluyla kronik DIK tablosuna yol açar.
  • Hematolojik maligniteler: Akut promyelositik lösemi (M3), klasik bir DIK nedenidir. Tedaviye başlanması sırasında patlama hücrelerinden salınan prokoagülan maddeler tabloyu şiddetlendirebilir.
  • Travma ve cerrahi: Kafa travmaları, ezici yaralanmalar, geniş yanıklar ve majör cerrahi girişimler doku faktörü salınımı ile DIK'e neden olabilir.
  • Obstetrik komplikasyonlar: Plasenta dekolmanı, amniotik sıvı embolisi, ölü fetus retansiyonu, preeklampsi-eklampsi ve HELLP sendromu obstetrik DIK nedenleri arasında yer alır.
  • Vasküler patolojiler: Dev hemanjiyomlar (Kasabach-Merritt sendromu), büyük aort anevrizmaları kronik DIK oluşturur.
  • İmmünolojik reaksiyonlar: Akut hemolitik transfüzyon reaksiyonları, anaflaksi ve organ rejeksiyonu DIK'e zemin hazırlayabilir.
  • Toksik nedenler: Yılan ısırması (özellikle Echis carinatus), bazı ilaç reaksiyonları ve toksik şok sendromu sebep olabilir.
  • Karaciğer yetmezliği: Akut karaciğer yetmezliği koagülasyon faktör eksikliği ile birlikte DIK benzeri tablo oluşturur.

DIK'in Klinik Belirtileri

Klinik prezentasyon altta yatan hastalığa, DIK'in evresine ve dominant patofizyolojik mekanizmaya göre değişiklik gösterir. Akut DIK'te baskın bulgu hemorajik iken, kronik formlarda tromboembolik komplikasyonlar ön plandadır.

  • Hemorajik bulgular: Cilt ve mukozalarda peteşi, purpura ve ekimozlar, venöz kateter yerlerinden sürekli kanama, gastrointestinal kanama, hematüri, vajinal kanama ve cerrahi yaralardan diffüz sızıntı şeklinde kanama görülür.
  • Tromboembolik bulgular: Yaygın derin ven trombozu, pulmoner emboli, mikrovasküler tıkanıklığa bağlı ekstremite iskemisi ve akral nekroz tablolarına yol açar.
  • Renal disfonksiyon: Akut tübüler nekroz, oligüri, anüri ve kreatinin düzeyinde belirgin yükselme görülür. Serum kreatinin değeri 2 mg/dL üzerine çıkabilir.
  • Solunumsal yetmezlik: Akut respiratuar distres sendromu (ARDS) tablosu mikrovasküler trombozis nedeniyle gelişir.
  • Kardiyovasküler instabilite: Hipotansiyon, takikardi, periferik vazokonstriksiyon ve şok bulguları izlenir.
  • Nörolojik bulgular: Bilinç değişiklikleri, fokal nörolojik defisitler ve intrakraniyal hemoraji ortaya çıkabilir.
  • Hepatik tutulum: Karaciğer enzim yüksekliği, bilirubin artışı ve karaciğer yetmezliği gelişebilir.
  • Akral iskemi: Parmak uçlarında siyanoz, gangren ve nekroz bölgeleri (purpura fulminans) görülür.

Tanı Yöntemleri

DIK tanısı klinik şüphe, altta yatan hastalık varlığı ve karakteristik laboratuvar bulgularının kombinasyonuyla konulmaktadır. Tek başına patognomonik bir test bulunmamaktadır.

ISTH Skorlama Sistemi

Uluslararası Trombozis ve Hemostazis Derneği'nin geliştirdiği skorlama sistemi DIK tanısında en yaygın kullanılan algoritmadır. Bu sistemde trombosit sayısı (100.000 üzeri 0 puan, 50.000-100.000 arası 1 puan, 50.000 altı 2 puan), fibrin yıkım ürünleri/D-dimer (normal 0 puan, orta artış 2 puan, belirgin artış 3 puan), protrombin zamanı uzaması (3 saniye altı 0 puan, 3-6 saniye 1 puan, 6 saniye üzeri 2 puan) ve fibrinojen düzeyi (1 g/L üzeri 0 puan, altı 1 puan) değerlendirilir. Toplam puan beş ve üzerinde overt DIK tanısı konulmaktadır.

Laboratuvar Tetkikleri

Temel hematolojik incelemelerde aşağıdaki değişiklikler izlenir:

  • Trombosit sayısında progresif düşüş (genellikle 100.000/mikrolitre altı)
  • Protrombin zamanı uzaması (normal değer 11-13 saniye)
  • Aktive parsiyel tromboplastin zamanı uzaması (normal değer 25-35 saniye)
  • Fibrinojen düzeyinde azalma (normal değer 200-400 mg/dL, DIK'te 100 mg/dL altı)
  • D-dimer yüksekliği (normal değer 500 ng/mL altı, DIK'te genellikle 5000 ng/mL üzeri)
  • Fibrin yıkım ürünlerinde belirgin artış
  • Antitrombin düzeyinde azalma (normal aralık yüzde 80-120)
  • Protein C ve protein S düzeylerinde düşüş
  • Periferik yaymada şistositler (mikroanjiopatik hemolitik anemi bulgusu)
  • Laktat dehidrogenaz yüksekliği

Görüntüleme ve Eklenebilen Testler

Tromboelastografi (TEG) ve rotasyonel tromboelastometri (ROTEM) global koagülasyon durumunu değerlendiren viskoelastik testlerdir. Yatak başında uygulanabilen bu testler özellikle obstetrik ve travma kaynaklı DIK olgularında yönetimi yönlendirir. Doppler ultrasonografi tromboembolik komplikasyonların tespitinde, bilgisayarlı tomografi pulmoner emboli ve intrakraniyal hemoraji araştırmasında kullanılır.

Ayırıcı Tanı

DIK ile karışabilen ve dikkatli ayrımı gerektiren patolojiler şunlardır:

  • Trombotik trombositopenik purpura (TTP): ADAMTS13 enzim eksikliği, mikroanjiopatik hemolitik anemi, trombositopeni, nörolojik bulgular ve renal disfonksiyon ile karakterizedir. Koagülasyon testleri normaldir.
  • Hemolitik üremik sendrom (HÜS): Özellikle çocuklarda E. coli O157:H7 enfeksiyonu sonrası gelişir; akut böbrek yetmezliği belirgindir.
  • Heparin kaynaklı trombositopeni (HIT): Heparin uygulamasından sonra gelişen immün trombositopeni; trombotik komplikasyonlar görülür ancak fibrinojen düzeyi normaldir.
  • Karaciğer yetmezliği: Koagülasyon faktör sentez bozukluğu DIK'i taklit eder ancak D-dimer artışı sınırlıdır ve antitrombin düzeyi DIK'te daha düşüktür.
  • Vitamin K eksikliği: Sadece K vitaminine bağlı faktörler (II, VII, IX, X) etkilenir; trombosit sayısı ve fibrinojen normaldir.
  • Masif transfüzyon sendromu: Dilüsyonel koagülopati, hipotermi ve metabolik asidoz triadı görülür.
  • İmmün trombositopenik purpura (ITP): İzole trombositopeni vardır; koagülasyon testleri normaldir.

Tedavi Yaklaşımları

DIK tedavisinde temel prensip altta yatan hastalığın etkin biçimde tedavi edilmesidir. Destek tedavi ve hedefe yönelik müdahaleler buna eklenir.

Etiyolojiye Yönelik Tedavi

Sepsis kaynaklı DIK'te kültür sonuçlarına göre uygun antibiyotik tedavisi (ampirik dönemde meropenem 1 gram günde üç kez veya piperasilin-tazobaktam 4.5 gram günde üç kez) başlanır. Akut promyelositik lösemide all-trans retinoik asit (ATRA) 45 mg/m² günlük dozda uygulanır. Obstetrik DIK'te plasenta tahliyesi ve uterin atoni varsa oksitosin infüzyonu yapılır. Travma kaynaklı DIK'te kanama kontrolü ve cerrahi hemostaz sağlanır.

Kan Ürünü Replasmanı

Aktif kanama ve invaziv işlem gereksinimi olan hastalarda hedefe yönelik replasman tedavisi uygulanır:

  • Trombosit süspansiyonu: 50.000/mikrolitre altında ve aktif kanama varsa transfüze edilir; cerrahi planlanan hastalarda 100.000/mikrolitre üzeri hedeflenir.
  • Taze donmuş plazma: 15-30 mL/kg dozda uygulanır; faktör replasmanı ve fibrinolitik düzenleme sağlar.
  • Kriyopresipitat: Fibrinojen 100-150 mg/dL altında veya aktif kanama varsa ünite başına yaklaşık 250 mg fibrinojen sağlar.
  • Fibrinojen konsantresi: 50-70 mg/kg dozda uygulanır.

Antikoagülan Tedavi

Trombotik komponentin baskın olduğu olgularda dikkatli kullanım gerekir. Düşük molekül ağırlıklı heparin (enoksaparin 1 mg/kg günde iki kez subkutan) kronik DIK ve malignite ilişkili tablolarda etkilidir. Aktif kanaması olan akut DIK'te heparin kullanımı kontrendikedir. Antitrombin konsantresi (yükleme dozu 30-50 IU/kg, idame 24 saatte 1500-3000 IU) sepsis ilişkili DIK'te bazı çalışmalarda yararlı bulunmuştur.

Yoğun Bakım Desteği

Hastalar yoğun bakım ünitesinde yakın hemodinamik izleme alınır. Sıvı resüsitasyonu kristalloid ve gerektiğinde kan ürünleri ile yapılır. Vazopresör desteği için noradrenalin 0.05-0.5 mikrogram/kg/dakika dozda titre edilir. Mekanik ventilasyon ihtiyacı duyulan olgularda akciğer koruyucu ventilasyon stratejileri uygulanır. Renal replasman tedavisi akut böbrek yetmezliği gelişen olgularda erken dönemde başlatılır.

Komplikasyonlar

DIK'in başlıca komplikasyonları çoklu organ yetmezliği, masif kanama, akut respiratuar distres sendromu, akut böbrek yetmezliği, akral nekroz ve gangren, intrakraniyal hemoraji ve mortalitedir. Mortalite oranları sepsis ilişkili DIK'te yüzde elli sekize, travma ilişkili DIK'te yüzde kırk beşe ulaşmaktadır. Hayatta kalan hastalarda kalıcı organ disfonksiyonu, ekstremite kayıpları ve nörolojik sekeller görülebilir.

Korunma Yolları

DIK gelişimini önlemeye yönelik temel yaklaşımlar şunlardır:

  • Sepsisin erken tanınması ve antibiyotik tedavisinin altın saat içinde başlatılması
  • Travmalı hastalarda hızlı kanama kontrolü ve damage control surgery uygulanması
  • Obstetrik takipte yüksek riskli gebeliklerin yakın izlemi
  • Profilaktik düşük molekül ağırlıklı heparin uygulanması (enoksaparin 40 mg günde bir subkutan)
  • Kan ürünü transfüzyonlarında dikkatli izlem ve uygun cross-match
  • Cerrahi öncesi koagülasyon profilinin değerlendirilmesi
  • Yoğun bakım hastalarında erken nutrisyonel destek
  • Hipotermi, hipokalsemi ve asidozun düzeltilmesi
  • Sıvı dengesinin titiz şekilde takibi

Ne Zaman Acil Müdahale Gereklidir?

Aşağıdaki durumlarda acil değerlendirme ve müdahale şarttır:

  • Aktif kanaması olan ve trombosit sayısı 50.000/mikrolitre altında olan hastalar
  • Sepsis tablosu ve laboratuvar bulgularında progresif kötüleşme
  • İntrakraniyal hemoraji bulguları
  • Yaygın peteşi, purpura veya purpura fulminans gelişimi
  • Çoklu organ disfonksiyonu işaretleri
  • Hemodinamik instabilite ve hipotansiyon
  • Akut respiratuar distres bulguları
  • Akral siyanoz veya nekroz alanlarının ortaya çıkması
  • Plasenta dekolmanı veya amniotik sıvı embolisi şüphesi
  • Akut promyelositik lösemi başlangıç bulguları

Koru Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon bölümünde uzman hekimlerimiz, dissemine intravasküler koagülasyon olgularının yönetiminde modern yoğun bakım imkanları ve multidisipliner yaklaşımla hizmet vermektedir. ISTH skorlama sistemi, viskoelastik koagülasyon testleri (TEG/ROTEM), hedefe yönelik kan ürünü tedavisi, ekstrakorporeal organ destek sistemleri ve sürekli renal replasman tedavisi dahil olmak üzere ileri düzey reanimasyon hizmetleri sunulmaktadır. Yoğun bakım gereksinimi olan tüm hastalar için uzman ekibimizle birlikte sizleri bekliyoruz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu