Diş kökü rezorbsiyonu, diş kökünün fizyolojik veya patolojik süreçler sonucunda yıkıma uğrayarak rezorbe olması durumudur. Bu süreç, odontoblastlar ve sementoblastlar tarafından oluşturulan sert doku yapısının osteoklast benzeri hücreler (odontoklastlar) aracılığıyla parçalanmasını içerir. Diş kökü rezorbsiyonu hem süt dişlerinde fizyolojik bir süreç olarak hem de daimi dişlerde patolojik bir bulgu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Epidemiyolojik veriler incelendiğinde, patolojik kök rezorbsiyonunun genel popülasyonda %1 ile %5 arasında prevalansa sahip olduğu görülmektedir. Ortodontik tedavi gören hastalarda ise bu oran %48 ile %66 arasına yükselmektedir. Özellikle dış kök rezorbsiyonu, ortodontik tedavinin en sık karşılaşılan komplikasyonlarından biri olarak kabul edilmektedir. Kadın ve erkek cinsiyetler arasında belirgin bir prevalans farkı bulunmamakla birlikte, genetik yatkınlığın rezorbsiyon riskini artırdığı çeşitli çalışmalarla ortaya konmuştur. Travma öyküsü olan hastalarda kök rezorbsiyonu insidansı %20 ile %30 arasında değişmekte olup, travmanın şiddeti ve türü ile rezorbsiyonun yaygınlığı arasında doğru orantılı bir ilişki mevcuttur.
Diş Kökü Rezorbsiyonu Nedir?
Diş kökü rezorbsiyonu, dişin kök yapısını oluşturan dentin ve sement dokularının multinükleer dev hücreler tarafından enzimatik yollarla yıkılması sürecidir. Normal koşullarda diş kökü yüzeyi, presemental tabaka ve predentin tabakası tarafından korunmakta olup bu tabakalar odontoklastların sert dokuya tutunmasını engelleyen bir bariyer görevi üstlenmektedir. Herhangi bir nedenle bu koruyucu tabakaların hasarlanması durumunda, odontoklastlar dentin yüzeyine erişerek rezorbsiyon sürecini başlatır.
Patofizyolojik açıdan değerlendirildiğinde, kök rezorbsiyonu iki temel mekanizma üzerinden gerçekleşmektedir. Birinci mekanizma, doğrudan mekanik veya kimyasal travma sonucu koruyucu tabakaların yıkılması ve odontoklastların aktive olmasıdır. İkinci mekanizma ise enflamatuar süreçlerin tetiklenmesiyle sitokinlerin (özellikle IL-1, IL-6, TNF-alfa) salınımı ve RANKL/RANK/OPG sinyal yolağının aktivasyonu sonucu osteoklastogenezin artmasıdır. RANKL (Receptor Activator of Nuclear Factor Kappa-B Ligand) ekspresyonunun artması ve OPG (Osteoprotegerin) ekspresyonunun azalması, rezorbsiyon-apozisyon dengesinin bozulmasına ve net kemik/dentin kaybına yol açmaktadır.
Diş kökü rezorbsiyonu, lokalizasyonuna göre internal (iç) rezorbsiyon ve eksternal (dış) rezorbsiyon olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmaktadır. İnternal rezorbsiyon, pulpa boşluğu içinden başlayarak dentini rezorbe eder ve genellikle pulpa enflamasyonu veya travma ile ilişkilidir. Eksternal rezorbsiyon ise kök yüzeyinden başlar ve periodontal ligament tarafından yönlendirilir. Eksternal rezorbsiyon kendi içinde yüzeyel rezorbsiyon, enflamatuar rezorbsiyon, replasman rezorbsiyonu (ankiloz), servikal invaziv rezorbsiyon ve basınca bağlı rezorbsiyon olarak alt sınıflara ayrılmaktadır.
Diş Kökü Rezorbsiyonunun Nedenleri
Diş kökü rezorbsiyonunun etiyolojisi multifaktöriyeldir ve çok sayıda lokal ile sistemik faktör bu süreçte rol oynamaktadır. Nedenlerin doğru belirlenmesi, tedavi planlamasında kritik öneme sahiptir.
Travmatik Nedenler
Dental travma, kök rezorbsiyonunun en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Lüksasyon yaralanmaları (lateral lüksasyon, intrüzyon, ekstrüzyon), avülsiyon sonrası reimplantasyon ve kron-kök kırıkları periodontal ligamentin hasarlanmasına ve sementoklast tabakasının yıkılmasına yol açarak rezorbsiyon sürecini tetikleyebilmektedir. Özellikle intrüzyon yaralanmalarında kök rezorbsiyonu riski %60 ile %80 arasında olup, avülze dişlerin ağız dışında kalma süresi uzadıkça replasman rezorbsiyonu (ankiloz) gelişme olasılığı artmaktadır. Periodontal ligament hücrelerinin canlılığını yitirmesi durumunda kök yüzeyi osteoklastlar tarafından kemik dokusu olarak algılanarak rezorbe edilmektedir.
Ortodontik Nedenler
Ortodontik tedavi sırasında dişlere uygulanan kuvvetler, periodontal ligamentte basınç ve gerilim bölgeleri oluşturmaktadır. Aşırı kuvvet uygulaması, uzun tedavi süresi, apikal bölgeye yönelik hareketler (özellikle intrüzyon ve torklama) ve kök morfolojisi (kısa, ince, dilasere köklü dişler) rezorbsiyon riskini artıran faktörler arasında yer almaktadır. Ortodontik tedaviye bağlı kök rezorbsiyonu genellikle üst kesici dişlerin apikal üçlüsünde gözlenmekte olup, 2 mm altındaki apikal kısalma klinik olarak önemsiz kabul edilmektedir. Ancak nadir vakalarda 4 mm üzerinde ciddi kök kaybı meydana gelebilmektedir.
Enfeksiyöz ve Enflamatuar Nedenler
Pulpa nekrozu ve periapikal enfeksiyon, enflamatuar kök rezorbsiyonunun başlıca nedenleri arasındadır. Bakteriyel toksinler ve enflamatuar mediyatörlerin salınımı, periradik.üler dokuda osteoklast aktivasyonunu artırarak rezorbsiyonu tetiklemektedir. Kronik periapikal lezyon varlığında, granülasyon dokusunun kök yüzeyine invaze olması ile progresif rezorbsiyon gözlenebilmektedir. Ayrıca internal bleaching (devital dişlerin ağartılması) sırasında kullanılan yüksek konsantrasyonlu hidrojen peroksit, servikal bölgede rezorbsiyonu indükleyebilmektedir.
Sistemik Nedenler
- Hiperparatiroidizm: Paratiroid hormon yüksekliği osteoklastik aktiviteyi artırarak generalize kök rezorbsiyonuna yol açabilir
- Paget hastalığı: Artmış kemik turnover hızı diş köklerini de etkileyebilir
- Hipofosfatazya: Alkalin fosfataz eksikliği sement ve dentin mineralizasyonunu bozarak rezorbsiyona yatkınlık oluşturur
- Gaucher hastalığı: Lizozomal depo hastalığı olarak kemik ve diş dokularında patolojik rezorbsiyona neden olabilir
- Hormonal değişiklikler: Östrojen eksikliği, hipotiroidizm ve büyüme hormonu bozuklukları rezorbsiyon riskini artırabilir
- Genetik faktörler: IL-1B gen polimorfizmleri, TNFRSF11A (RANK) ve TNFSF11 (RANKL) gen varyantları rezorbsiyona genetik yatkınlık oluşturmaktadır
Diş Kökü Rezorbsiyonunun Belirtileri ve Klinik Bulgular
Diş kökü rezorbsiyonu çoğunlukla asemptomatik seyreden bir patoloji olup, erken evrelerde klinik belirti vermeyebilir. Bu durum, tanının sıklıkla rutin radyografik muayeneler sırasında rastlantısal olarak konulmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte, rezorbsiyonun türüne, lokalizasyonuna ve ilerleme derecesine bağlı olarak çeşitli klinik bulgular ortaya çıkabilmektedir.
Eksternal Kök Rezorbsiyonunda Belirtiler
- Asemptomatik dönem: Yüzeyel eksternal rezorbsiyon genellikle herhangi bir klinik bulgu vermez ve spontan iyileşme gösterebilir
- Diş mobilitesinde artış: İleri evre rezorbsiyonda kök desteğinin azalması ile dişte sallanma hissedilebilir
- Perküsyon hassasiyeti: Enflamatuar rezorbsiyon varlığında dişe vurulduğunda ağrı hissedilebilir
- Metalik perküsyon sesi: Replasman rezorbsiyonunda (ankiloz) diş kemikle birleştiği için perküsyonda yüksek frekanslı metalik ses duyulur
- İnfraokklüzyon: Ankiloze dişlerde alveolar büyüme durduğu için komşu dişlere göre diş oklüzal düzlemin altında kalır
- Pembe leke (pink spot): Özellikle servikal invaziv rezorbsiyonda, granülasyon dokusunun mine altından görünmesi ile kron bölgesinde pembe-kırmızımsı renk değişikliği gözlenebilir
- Spontan ağrı: Periapikal enfeksiyonla ilişkili enflamatuar rezorbsiyonda zonklayıcı ağrı gelişebilir
İnternal Kök Rezorbsiyonunda Belirtiler
- Pembe leke: İnternal rezorbsiyonda pulpa boşluğu genişlediğinde, vaskülarize granülasyon dokusu incelen dentin ve mine tabakalarından görünür hale gelerek karakteristik pembe leke oluşturur
- Genellikle asemptomatik: İnternal rezorbsiyon uzun süre belirti vermeyebilir ve rutin radyografilerde iyi sınırlı, yuvarlak veya oval radyolüsensi olarak saptanır
- Pulpitis belirtileri: Aktif enflamasyon dönemlerinde soğuk ve sıcağa hassasiyet gelişebilir
- Kron kırığı riski: İleri vakalarda dentin kalınlığının azalması nedeniyle spontan kron kırığı meydana gelebilir
Tanı Yöntemleri
Diş kökü rezorbsiyonunun doğru tanısı, klinik muayene ve radyografik değerlendirmenin birlikte kullanılmasını gerektirmektedir. Erken tanı, tedavi başarısı açısından kritik öneme sahiptir.
Klinik Muayene
Klinik muayenede dişin mobilite derecesi Miller sınıflamasına göre değerlendirilir. Perküsyon testi ile ankiiloz varlığı araştırılır; ankiloze dişlerde yüksek frekanslı metalik ses karakteristiktir. Termal ve elektrik pulpa testleri, pulpa vitalitesinin değerlendirilmesinde kullanılır. İnternal rezorbsiyonda pulpa genellikle vital ancak kronik enflamasyon durumundadır. Periodontal sondlama ile kök yüzeyindeki defekt alanları ve cebi derinlikleri tespit edilir. Servikal invaziv rezorbsiyonda sondla erişilebilir defekt alanları palpe edilebilir.
Konvansiyonel Radyografiler
Periapikal radyografiler, kök rezorbsiyonunun ilk değerlendirmesinde en sık kullanılan görüntüleme yöntemidir. Eksternal apikal rezorbsiyon, kök apeksinde düzensiz konturlar ve kısalma olarak görülür. İnternal rezorbsiyon ise kök kanalı içinde iyi sınırlı, simetrik, oval veya yuvarlak radyolüsent alan olarak izlenir. Farklı açılardan alınan radyografiler ile internal ve eksternal rezorbsiyon ayrımı yapılabilir; internal rezorbsiyonda radyolüsent alan tüp kayması tekniğinde yer değiştirmezken, eksternal rezorbsiyonda hareket gözlenir.
Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT/CBCT)
CBCT, kök rezorbsiyonunun tanısında altın standart görüntüleme yöntemi olarak kabul edilmektedir. Üç boyutlu değerlendirme imkanı sunarak rezorbsiyonun lokalizasyonunu, boyutunu ve kalan dentin kalınlığını hassas biçimde belirlemeye olanak tanır. Özellikle servikal invaziv rezorbsiyonun Heithersay sınıflamasına göre evrelendirilmesinde CBCT vazgeçilmezdir. Çözünürlük değerleri 76-200 mikron arasında olup, 0.5 mm altındaki rezorbsiyon alanlarını bile tespit edebilmektedir. Radyasyon dozu konvansiyonel BT ye göre %40-60 daha düşüktür.
Histopatolojik İnceleme
Çekim endikasyonu konulan dişlerde histopatolojik inceleme, rezorbsiyonun kesin tipini ve aktivite durumunu belirlemede önemlidir. Odontoklastların varlığı aktif rezorbsiyonu, sement benzeri reparatif dokunun varlığı ise iyileşme sürecini gösterir. İmmünohistokimyasal boyama ile TRAP (tartarat-rezistan asit fosfataz) pozitif hücrelerin tespiti, aktif rezorbsiyon alanlarının doğrulanmasında kullanılmaktadır.
Ayırıcı Tanı
Diş kökü rezorbsiyonunun ayırıcı tanısında çeşitli patolojik durumlar göz önünde bulundurulmalıdır. Doğru tanı, gereksiz tedavi girişimlerinin önlenmesi ve uygun tedavi planlamasının yapılması açısından büyük önem taşımaktadır.
- Periapikal granülom ve periapikal kist: Periapikal patolojiler radyografik olarak apikal rezorbsiyon ile karıştırılabilir. Ancak periapikal granülom ve kistte radyolüsent alan kökün etrafında konumlanırken, kök konturu genellikle korunmuştur. Pulpa vitalite testleri negatiftir ve lamina dura kaybı eşlik eder
- Ameloblastom: Özellikle uniloküler ameloblastom, kök rezorbsiyonu ile birlikte görülebilir ve primer rezorbsiyon lezyonu ile karıştırılabilir. Ameloblastomda komşu dişlerin deplasmanı ve kök rezorbsiyonu karakteristiktir. Histopatolojik inceleme kesin tanı için gereklidir
- Odontojenik keratokist (keratokistik odontojenik tümör): Mandibulada özellikle posterior bölgede kök rezorbsiyonuna neden olabilir. Rekürens oranı yüksektir ve radyografik olarak iyi sınırlı radyolüsent lezyon olarak görülür
- Santral dev hücreli granülom: Çenelerde agresif veya non-agresif formda görülen bu lezyon, diş köklerinde belirgin rezorbsiyona yol açabilir. Multinükleer dev hücreler histopatolojik olarak odontoklastlara benzerlik gösterir
- İdiyopatik kök rezorbsiyonu: Belirlenebilir bir etiyolojik faktör olmaksızın gelişen kök rezorbsiyonu olup, genellikle birden fazla dişi etkiler ve ilerleyici karakter gösterir
- Hipersementoz: Radyografik olarak kök morfolojisinde değişiklik ile rezorbsiyon izlenimi oluşturabilir; ancak hipersementozda kök hacmi artarken rezorbsiyonda azalır. Paget hastalığı ile ilişkili olabilir
- Çimento-ossifiye fibrom: Kök rezorbsiyonuna neden olabilen benign fibrö-osseöz lezyon olup, radyografik olarak mikst radyolüsent-radyoopak görünüm sergileyebilir
Tedavi Yaklaşımları
Diş kökü rezorbsiyonunun tedavisi, rezorbsiyonun türüne, yaygınlığına, lokalizasyonuna ve etiyolojik faktöre göre planlanmaktadır. Tedavinin temel amacı rezorbsiyon sürecini durdurmak, mümkünse hasarlı doku bütünlüğünü restore etmek ve dişin fonksiyonunu korumaktır.
İnternal Rezorbsiyon Tedavisi
İnternal rezorbsiyonun tedavisinde temel yaklaşım endodontik tedavidir. Pulpanın tamamen uzaklaştırılması ile odontoklastların beslenme kaynağı ortadan kaldırılarak rezorbsiyon süreci durdurulur. Tedavi protokolü şu şekilde uygulanmaktadır:
- Kalsiyum hidroksit uygulaması: İlk seansta kanal temizliği ve şekillendirilmesinin ardından kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2) kanal içi medikament olarak yerleştirilir. Yüksek pH değeri (12.5) odontoklast aktivitesini inhibe eder ve nekrotik doku artıklarının çözünmesini sağlar. 2-4 hafta aralıklarla değiştirilir
- MTA (Mineral Trioksit Agregat) ile doldurma: Rezorbsiyon kavitesinin büyük olduğu vakalarda MTA tercih edilir. Biyouyumluluğu yüksek olup, sement benzeri sert doku oluşumunu stimüle eder. ProRoot MTA veya Biodentine gibi biyoseramik materyaller kullanılabilir
- Termoplastik gutta-perka ile obturasyon: Düzensiz kanal morfolojisi nedeniyle sıcak vertikal veya lateral kondensasyon teknikleri tercih edilir
Eksternal Enflamatuar Rezorbsiyon Tedavisi
Enflamatuar kök rezorbsiyonunun tedavisinde öncelikle enfeksiyon kaynağının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Endodontik tedavi ile kanal içi enfeksiyon elimine edilir ve uzun süreli kalsiyum hidroksit uygulaması (3-6 ay) ile rezorbsiyon kontrol altına alınır. Kalsiyum hidroksitin pH değeri bakterisidal etki göstermekte, aynı zamanda odontoklastik aktiviteyi baskılamaktadır. Sistemik antibiyotik tedavisi olarak amoksisilin+klavulanik asit kombinasyonu (1000 mg, günde 2 kez, 7-10 gün) veya penisilin alerjisi varlığında klindamisin (300 mg, günde 4 kez, 7 gün) kullanılabilir.
Replasman Rezorbsiyonu (Ankiloz) Tedavisi
Ankiloze dişlerde progresif kök rezorbsiyonu kaçınılmaz olup, tedavi seçenekleri sınırlıdır. Büyüme çağındaki hastalarda dekoronasyon prosedürü uygulanabilir; bu teknikte kron seviyesinden kesilerek kök alveoler kemik içinde bırakılır ve kök kemik ile remodele olurken alveol kretinin korunması sağlanır. Erişkin hastalarda ise uzun vadede çekim ve implant planlaması önerilmektedir. Ankiloz varlığında ortodontik hareket mümkün olmadığından, protetik çözümler değerlendirilmelidir.
Servikal İnvaziv Rezorbsiyon Tedavisi
Heithersay sınıflamasına göre tedavi planlanır:
- Sınıf 1 (küçük, yüzeyel): Küretaj ve cam iyonomer veya kompozit rezin ile restorasyon
- Sınıf 2 (pulpaya yakın, sınırlı dentin invazyonu): Cerrahi flep ile eksplorasyon, trikloroasetik asit (%90 TCA) ile odontoklast nekrozu ve restorasyon
- Sınıf 3 (pulpaya ulaşmış, derin invazyon): Endodontik tedavi ile kombine cerrahi yaklaşım, MTA veya biyoseramik materyal ile defekt tamiri
- Sınıf 4 (yaygın, kökü aşan): Genellikle çekim endikasyonu bulunmaktadır; ancak stratejik öneme sahip dişlerde cerrahi-endodontik kombine tedavi denenebilir
Komplikasyonlar
Diş kökü rezorbsiyonu tedavi edilmediğinde veya geç tanı konulduğunda ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Bu komplikasyonlar hem dental hem de sistemik düzeyde değerlendirilmelidir.
- Diş kaybı: İleri evre rezorbsiyonda kök desteğinin tamamen kaybolması ile dişin çekimi kaçınılmaz hale gelebilir. Özellikle replasman rezorbsiyonunda kökün kemikle tamamen yer değiştirmesi 3-7 yıl içinde gerçekleşebilmektedir
- Perforasyon: İnternal rezorbsiyonun ilerlemesi ile kök duvarında perforasyon gelişebilir. Perforasyon varlığında prognoz önemli ölçüde kötüleşir ve cerrahi müdahale gereksinimi ortaya çıkar
- Alveolar kemik kaybı: Enflamatuar rezorbsiyon ile birlikte periradiküler kemik yıkımı gelişebilir. Bu durum gelecekteki implant tedavisi için kemik hacminin azalmasına yol açar ve ek kemik greftleme prosedürleri gerektirebilir
- Patolojik kök kırığı: Rezorbsiyon sonucu incelen kök duvarı, normal çiğneme kuvvetlerine dayanamayarak spontan kırığa uğrayabilir. Vertikal kök kırıkları genellikle çekim endikasyonu oluşturmaktadır
- Enfeksiyon yayılımı: Tedavi edilmeyen enflamatuar rezorbsiyonda periapik.al enfeksiyonun fascial boşluklara yayılması, selülit, apse formasyonu ve nadir vakalarda osteomyelit gelişebilir
- Komşu dişlere yayılım: Özellikle basınca bağlı rezorbsiyonda ve malign tümör varlığında rezorbsiyon süreci komşu dişlerin köklerini de etkileyebilir
- Oklüzal bozukluk: Ankiloz sonucu gelişen infraokklüzyon, karşıt dişin sürmesine ve oklüzal ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Büyüme çağındaki çocuklarda bu durum iskeletsel asimetri ile sonuçlanabilir
- Estetik problemler: Anterior bölgedeki dişlerde rezorbsiyon sonucu kron renk değişikliği, diş eti çekilmesi ve diş kaybı ciddi estetik sorunlara yol açabilmektedir
Korunma Yöntemleri
Diş kökü rezorbsiyonundan korunmada hem bireysel önlemler hem de klinik uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Önleyici stratejilerin etkin biçimde uygulanması, rezorbsiyon riskini önemli ölçüde azaltabilir.
Travma Önleme
Dental travma, önlenebilir kök rezorbsiyonu nedenlerinin başında gelmektedir. Kontakt sporlarla uğraşan bireylerde özel olarak hazırlanmış ağız koruyucuları (mouthguard) kullanılması önerilmektedir. Çocuklarda düşme riskini azaltmak için ev güvenliği önlemlerinin alınması ve bisiklet, kaykay gibi aktivitelerde kask kullanılması önem taşımaktadır. Travma sonrası ilk müdahalenin doğru yapılması da kritiktir; avülse dişin 30 dakika içinde reimplantasyonu ve uygun saklama koşullarının sağlanması (süt, tükürük veya HBSS solüsyonu içinde) replasman rezorbsiyonu riskini azaltmaktadır.
Ortodontik Tedavide Önlemler
- Kuvvet kontrolü: Hafif ve sürekli kuvvetler uygulanması (optimal güç: 25-50 gram intrüzyon, 50-75 gram bodily hareket) kök rezorbsiyonu riskini minimize eder
- Tedavi süresi: Gereksiz uzun tedavi süresinden kaçınılması ve tedavi hedeflerinin gerçekçi belirlenmesi önerilir
- Radyografik takip: Ortodontik tedavi süresince 6-9 aylık aralıklarla periapikal radyografi kontrolü yapılmalıdır. 2 mm üzerinde kök kısalması saptanırsa tedaviye 2-3 ay ara verilmesi önerilir
- Risk değerlendirmesi: Tedavi öncesi kök morfolojisi, travma öyküsü ve genetik yatkınlık değerlendirilmeli; risk faktörü varlığında hasta bilgilendirilmelidir
Periyodik Kontrol ve Erken Tanı
Düzenli diş hekimi kontrolleri, kök rezorbsiyonunun erken evrede saptanması ve progresyonunun önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Özellikle travma öyküsü olan, ortodontik tedavi gören veya bruksizm gibi parafonksiyonel alışkanlıkları bulunan bireylerde yılda en az iki kez kapsamlı radyografik değerlendirme yapılmalıdır. Herhangi bir şüpheli bulgu saptanması durumunda CBCT ile detaylı değerlendirme gecikmeden planlanmalıdır.
Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?
Diş kökü rezorbsiyonu genellikle sessiz seyreden bir patoloji olmakla birlikte, bazı klinik bulguların varlığında derhal diş hekimine başvurulması gerekmektedir. Erken müdahale, dişin korunma şansını önemli ölçüde artırmaktadır.
- Dişte artan mobilite: Herhangi bir dişte yeni başlayan veya giderek artan sallanma hissi fark edildiğinde mutlaka değerlendirilmelidir
- Pembe veya kırmızımsı renk değişikliği: Diş kronunda özellikle dişeti seviyesine yakın bölgede pembe leke görülmesi, internal veya servikal rezorbsiyonun önemli bir bulgusu olabilir
- Travma sonrası: Her türlü dental travma sonrasında (düşme, darbe, kaza) en kısa sürede diş hekimine başvurulmalı ve düzenli takip programına alınmalıdır. Travma sonrası rezorbsiyon haftalar ile aylar arasında başlayabilir
- Spontan ağrı veya hassasiyet: Önceden sorunsuz olan bir dişte belirgin nedeni olmayan ağrı, sıcak-soğuk hassasiyeti veya ısırma ağrısı gelişmesi durumunda zaman kaybedilmemelidir
- Diş eti şişliği veya fistül: Diş kökü çevresinde enfeksiyon geliştiğini gösteren şişlik, kızarıklık veya irin akıntısı varlığında acil değerlendirme gereklidir
- Ortodontik tedavi sırasında: Ortodontik tedavi sürecinde herhangi bir dişte ağrı artışı, mobilite değişikliği veya diş boyunda belirgin kısalma hissedildiğinde ortodontist ile iletişime geçilmelidir
- Daha önce tedavi görmüş dişlerde: Kanal tedavisi uygulanmış veya travma geçirmiş dişlerde yıllar sonra ortaya çıkan belirtiler rezorbsiyonun reaktive olduğunu gösterebilir
Düzenli diş hekimi kontrollerinde periapikal radyografiler ile kök yapısının değerlendirilmesi, asemptomatik rezorbsiyonun erken tanısı için en etkili yöntemdir. Özellikle risk grubundaki bireyler (travma öyküsü, ortodontik tedavi, bruksizm, sistemik hastalık) altı ayda bir radyografik kontrollerini aksatmamalıdır.
Prognoz ve Uzun Dönem Takip
Diş kökü rezorbsiyonunun prognozu, rezorbsiyonun türüne, yaygınlığına, tanı zamanına ve uygulanan tedavinin etkinliğine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Genel olarak erken tanı konulan ve uygun tedavi uygulanan vakalarda prognoz olumludur.
Yüzeyel eksternal rezorbsiyon en iyi prognoza sahip tip olup, etiyolojik faktörün ortadan kaldırılması ile spontan iyileşme ve sementle onarım gözlenebilmektedir. Enflamatuar rezorbsiyon tedaviye iyi yanıt vermekte, endodontik tedavi sonrası rezorbsiyon genellikle durmaktadır; ancak periapikal lezyonun tam iyileşmesi 6-12 ay sürebilir. İnternal rezorbsiyon tedavisi başarılı olup, 5 yıllık başarı oranı %85-95 arasında bildirilmektedir; ancak perforasyon varlığında bu oran %60-70 seviyelerine düşmektedir.
Replasman rezorbsiyonu (ankiloz) en kötü prognoza sahip tiptir. Ankiloz geliştiğinde süreç geri döndürülemez olup, kökün kemikle tamamen rezorbe olması kaçınılmazdır. Erişkinlerde bu süreç ortalama 3-7 yıl, çocuklarda ise daha hızlı ilerleyebilmektedir. Servikal invaziv rezorbsiyon tedaviye yanıtı değişken olup, Heithersay Sınıf 1 ve 2 lezyonlarda başarı oranı %80 üzerinde iken, Sınıf 3 ve 4 lezyonlarda prognoz belirgin olarak düşmektedir.
Uzun dönem takipte tedavi edilen dişlerin yılda en az bir kez klinik ve radyografik kontrolü önerilmektedir. Tedavi sonrası ilk iki yıl 6 aylık aralıklarla, sonrasında yıllık kontroller planlanmalıdır. CBCT ile volumetrik değerlendirme, rezorbsiyonun progresyonunu veya iyileşmesini en doğru biçimde ortaya koymaktadır. Rezorbsiyon tekrarı (nüks) nadir olmakla birlikte özellikle servikal invaziv rezorbsiyonda %10-15 oranında bildirilmiştir.
Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, diş kökü rezorbsiyonunun tanısından tedavisine kadar tüm süreçlerde güncel bilimsel protokolleri uygulayarak hastalarımıza en kapsamlı ve etkin sağlık hizmetini sunmaktadır. İleri görüntüleme teknolojileri ve multidisipliner yaklaşımla, her hastanın bireysel durumuna uygun tedavi planlaması yapılmaktadır.






