Ağız ve Diş Sağlığı

Diş Eti Çekilmesi: Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir?

Diş eti çekilmesi diş köklerinin açığa çıkmasına neden olan ve tedavi edilmezse diş kaybına yol açabilen periodontal sorundur. Koru Hastanesi olarak çekilmenin nedenlerini ve belirtilerini sunuyoruz.

Diş eti çekilmesi (gingival resesyon), periodontal dokuların en yaygın klinik sorunlarından biri olup hem estetik kaygılara hem de fonksiyonel problemlere yol açmaktadır. Epidemiyolojik çalışmalar, yetişkin popülasyonun yüzde 50'sinden fazlasında en az bir dişte gingival resesyon bulunduğunu ortaya koymaktadır. Yaş ilerledikçe prevalans belirgin şekilde artmakta ve 65 yaş üstü bireylerde bu oran yüzde 90'ın üzerine çıkmaktadır. Resesyon, bukkal (yanak tarafı) yüzeylerde en sık görülmekte olup alt çene kesici dişler ve üst çene birinci premolarlar en sık etkilenen bölgelerdir. Tedavi edilmediğinde kök çürüğü, diş hassasiyeti ve ilerleyici doku kaybı gibi ciddi sonuçlara yol açabilmekte; ancak günümüz mukogingival cerrahi teknikleri ile başarılı kök kapatma oranları elde edilmektedir.

Diş Eti Çekilmesi Nedir?

Gingival resesyon, diş eti kenarının sement-mine birleşimi (CEJ) düzeyinin apikaline (kök yönüne) yer değiştirmesi sonucu diş kökünün açığa çıkması olarak tanımlanmaktadır. Normal koşullarda diş eti, diş kökünü tamamen örterek alttaki sement tabakası ve alveol kemiğini dış ortamdan korumaktadır. Resesyon geliştiğinde kök yüzeyi ağız ortamına maruz kalmakta ve bu durum çeşitli patolojik süreçlere zemin hazırlamaktadır.

Diş eti dokusu, yapısal özelliklerine göre serbest gingiva, yapışık (attached) gingiva ve alveolar mukoza olarak üç bölüme ayrılmaktadır. Yapışık gingiva, keratinize epitelle kaplı olup alttaki kemik ve periosta sıkıca tutunmuştur. Resesyon gelişiminde yapışık gingiva genişliğinin yetersizliği önemli bir predispozan faktör olarak kabul edilmektedir. Minimum 2 mm yapışık gingiva genişliği periodontal sağlığın korunması için gerekli görülmektedir.

Sınıflama Sistemleri

Gingival resesyonun değerlendirilmesinde çeşitli sınıflama sistemleri kullanılmaktadır. Miller sınıflaması, en yaygın kullanılan geleneksel sistemdir. Sınıf I'de resesyon mukogingival birleşimi aşmamakta ve interdental kemik kaybı bulunmamaktadır. Sınıf II'de resesyon mukogingival birleşimi aşmakta ancak interdental kemik kaybı yoktur. Sınıf III'te interdental kemik kaybı mevcuttur ve kısmi kök kapatma mümkündür. Sınıf IV'te ise ileri derecede interdental kemik kaybı vardır ve kök kapatma mümkün değildir.

Daha güncel olan Cairo sınıflaması, interdental klinik ataşman kaybını temel almaktadır. RT1 (resesyon tipi 1): interdental ataşman kaybı yok, tam kök kapatma öngörülebilir. RT2: interdental ataşman kaybı, bukkal ataşman kaybından az veya eşit, kısmi kök kapatma beklenir. RT3: interdental ataşman kaybı, bukkal ataşman kaybından fazla, kök kapatma potansiyeli düşüktür.

Diş Eti Çekilmesinin Nedenleri ve Risk Faktörleri

Gingival resesyon gelişiminde çok sayıda etiyolojik faktör ve predispozan durum tanımlanmıştır. Bu faktörler sıklıkla birbirleriyle etkileşim içinde olup resesyonun ilerlemesini hızlandırmaktadır.

  • Agresif diş fırçalama (travmatik fırçalama): Resesyonun en sık nedeni olup vakaların yüzde 90'ından fazlasında bukkal yüzeyde görülmektedir. Sert kıllı fırça kullanımı, aşırı basınç uygulanması ve yatay fırçalama tekniği, gingival epitelde abrazyona ve bağ dokusu ataşmanının yıkımına yol açmaktadır.
  • Periodontal hastalık: Kronik periodontitis ve agresif periodontitis, alveol kemiği rezorpsiyonu ve bağ dokusu yıkımı yoluyla resesyona neden olmaktadır. Periodontitis kaynaklı resesyon genellikle generalize ve interdental bölgeleri de içermektedir.
  • İnce gingival biyotip: İnce ve frajil diş eti dokusu, mekanik travmaya ve inflamatuar yıkıma karşı daha hassastır. İnce biyotipli bireylerde resesyon gelişme riski kalın biyotipli bireylere kıyasla belirgin şekilde yüksektir.
  • Frenum çekisi: Yüksek yerleşimli labial veya bukkal frenum, diş eti kenarına doğru çekme kuvveti uygulayarak resesyon gelişimine katkıda bulunmaktadır.
  • Ortodontik tedavi: Dişlerin alveol kemiği sınırlarının dışına taşınması, özellikle proklinasyon (ileri açılanma) durumunda bukkal kemik dehissansına ve ardından resesyona yol açabilmektedir.
  • Bruksizm (diş sıkma/gıcırdatma): Aşırı oklüzal kuvvetler, servikal bölgede stres konsantrasyonuna ve abfraksiyon defektlerine neden olarak resesyon gelişimini kolaylaştırmaktadır.
  • Oral piercing: Özellikle dil ve dudak piercinglari, sürekli mekanik travma yoluyla lingual ve bukkal resesyona neden olmaktadır. Alt çene kesici dişlerin lingual yüzeyi en sık etkilenen bölgedir.
  • Tütün kullanımı: Sigara ve dumansız tütün ürünleri, gingival kan akımını azaltarak, immün yanıtı baskılayarak ve doku iyileşmesini geciktirerek resesyon riskini artırmaktadır.
  • Malpozisyon ve çapraşıklık: Ark dışına taşmış dişlerde ince alveol kemiği ve yetersiz yapışık gingiva, resesyon gelişimine zemin hazırlamaktadır.

Diş Eti Çekilmesinin Belirtileri

Gingival resesyon, başlangıç evresinde ağrısız ve sinsi bir ilerleme göstermekte olup hastalar çoğu zaman ileri aşamalarda fark etmektedir. Klinik bulgular resesyonun derecesine ve altta yatan nedene göre değişkenlik göstermektedir.

  • Diş kökü açığa çıkması: En belirgin klinik bulgu olup hasta, dişlerinin uzamış göründüğünü ifade edebilmektedir. Kök yüzeyi, mine tabakasından farklı olarak sarımsı renkte ve mat görünümdedir.
  • Diş hassasiyeti (dentin hipersensitivitesi): Açığa çıkan kök yüzeyindeki dentin tübülleri, sıcak, soğuk, tatlı ve asidik uyaranları sinir uçlarına ileterek keskin, kısa süreli ağrıya neden olmaktadır. Bu durum hastaların en sık başvuru şikayetidir.
  • Estetik kaygı: Özellikle üst çene ön bölgede görülen resesyon, gülümseme estetiğini olumsuz etkileyerek hastalarda önemli psikososyal strese yol açabilmektedir.
  • Kök çürüğü riski artışı: Açığa çıkan kök yüzeyindeki sement tabakası, mine tabakasına kıyasla daha az mineralize olup çürük oluşumuna karşı daha hassastır.
  • Kama (abfraksiyon) defekti: Servikal bölgede V veya kama şeklinde diş sert doku kaybı, resesyon ile birlikte sıklıkla gözlemlenmektedir.
  • Gıda impaksiyonu: Resesyon bölgesinde biriken gıda artıkları, sekonder inflamasyona ve plak birikimine neden olmaktadır.
  • Diş mobilitesi: İleri resesyon ve alveol kemiği kaybı durumlarında dişlerde sallanma hissedilebilmektedir.

Tanı ve Değerlendirme

Gingival resesyonun tanısı klinik periodontal muayene ile konulmaktadır. Williams periodontal sond kullanılarak resesyon miktarı (CEJ'den gingival kenarın apikaline olan mesafe), sondalama derinliği, klinik ataşman düzeyi, yapışık gingiva genişliği ve kök açıklık genişliği ölçülmektedir. Yapışık gingiva genişliği, mukogingival birleşimden serbest gingival kenara olan mesafeden sondalama derinliği çıkarılarak hesaplanmaktadır.

Radyografik değerlendirmede periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile alveol kemiği düzeyi, dehissans ve fenestrasyon varlığı değerlendirilmektedir. CBCT, özellikle cerrahi planlama öncesinde bukkal kemik kalınlığının üç boyutlu olarak değerlendirilmesinde üstün bilgi sağlamaktadır. Muayene sırasında resesyonun etiyolojisi de belirlenmeye çalışılmakta; fırçalama alışkanlıkları, oklüzal analiz, frenum değerlendirmesi ve periodontal durum kapsamlı şekilde incelenmektedir.

Ayırıcı Tanı

Diş eti çekilmesi bazen diğer periodontal ve mukozal patolojilerle karıştırılabilmektedir.

  • Mukogingival deformite: Konjenital yapışık gingiva yetersizliği, gerçek resesyon olmaksızın ince doku görünümü oluşturabilmekte ve resesyona predispozisyon yaratmaktadır.
  • Kronik periodontitis: Generalize kemik kaybı ve derin cep oluşumu, resesyonun yanı sıra ek patolojik süreçlere işaret etmekte olup tedavi yaklaşımını değiştirmektedir.
  • Dentin hipersensitivitesi (resesyon olmaksızın): Asit erozyonu veya aşırı beyazlatma işlemleri sonrası mine kaybına bağlı hassasiyet, resesyon kaynaklı hassasiyet ile karışabilmektedir.
  • Servikal kök rezorpsiyonu: Kök yüzeyinde lokalize rezorpsiyon alanları, resesyon bölgesindeki kök defektleriyle karışabilmektedir.
  • Gingival pigmentasyon değişiklikleri: Melanin pigmentasyonundaki farklılıklar, resesyon kenarında renk değişikliği izlenimi oluşturabilmektedir.

Tedavi Yaklaşımları

Diş eti çekilmesinin tedavisi, resesyonun derecesine, hastanın şikayetlerine ve altta yatan nedene göre planlanmaktadır. Tedavi stratejisi konservatif ve cerrahi olmak üzere iki ana başlık altında değerlendirilmektedir.

Konservatif Tedavi

Hafif resesyon ve hassasiyet şikayeti olan hastalarda ilk yaklaşım konservatif tedavidir. Desensitize edici diş macunları (potasyum nitrat, strontium klorür içerikli), dentin tübüllerini tıkayarak veya sinir depolarizasyonunu inhibe ederek hassasiyeti azaltmaktadır. Profesyonel fluorid uygulaması (sodyum fluorid vernik, kazein fosfopeptid-amorf kalsiyum fosfat) kök yüzeyinde remineralizasyon sağlamakta ve çürük direncini artırmaktadır. Fırçalama tekniği eğitimi, yumuşak kıllı fırça kullanımı ve aşırı basınç uygulanmaması konusunda hasta bilinçlendirilmektedir. Bruksizm varlığında oklüzal splint (gece plağı) ile aşırı kuvvetlerin kontrol altına alınması gerekmektedir.

Mukogingival Cerrahi Tedavi

Estetik kaygı, ilerleyici resesyon, yetersiz yapışık gingiva veya ciddi hassasiyet durumlarında cerrahi tedavi endikedir.

  • Koronel ilerletme flebi + subepitelyal bağ dokusu grefti: Mukogingival cerrahide altın standart olarak kabul edilen bu teknikte, damaktan alınan bağ dokusu grefti resesyon bölgesine yerleştirilir ve üzerine koronel yönde ilerletilmiş flep ile örtülür. RT1 resesyonlarda yüzde 85-100 tam kök kapatma başarısı bildirilmektedir.
  • Lateral (yanal) kaydırma flebi: Komşu bölgede yeterli yapışık gingiva bulunan izole resesyonlarda, lateral dokudan hazırlanan pedikül flebin resesyon bölgesine kaydırılmasıyla uygulanmaktadır.
  • Serbest gingival greft: Damak mukozasından alınan epitel ve bağ dokusunun resesyon bölgesine nakledilmesiyle yapışık gingiva genişliğinin artırılması amaçlanmaktadır. Kök kapatma başarısı sınırlı olmakla birlikte yapışık gingiva augmentasyonunda etkilidir.
  • Tünel tekniği: Sulkuler kesi yoluyla papillerin altından oluşturulan tünel içine bağ dokusu grefti yerleştirilmektedir. Papil bütünlüğünün korunması, daha iyi kan beslenme ve estetik sonuç avantajları sunmaktadır.
  • Kollajen matriks (Mucograft): Donör bölge morbiditesini ortadan kaldıran ksenogreft kollajen matriks, bağ dokusu greftine alternatif olarak kullanılmaktadır. Tek diş resesyonlarında bağ dokusu greftine yakın sonuçlar elde edilmekte, çoklu resesyonlarda geniş greft ihtiyacını karşılamaktadır.
  • Emdogain (mine matriks türevleri): Amelogenin proteinleri içeren bu biyolojik ajan, kök yüzeyinde sement, periodontal ligament ve alveol kemiği rejenerasyonunu uyararak gerçek periodontal rejenerasyon sağlamaktadır. Bağ dokusu grefti ile kombine kullanımda kök kapatma başarısını artırdığı gösterilmiştir.

Komplikasyonlar

Tedavi edilmeyen gingival resesyon zamanla ilerleyerek çeşitli komplikasyonlara yol açabilmektedir.

  • Kök çürüğü: Açığa çıkan sement tabakası, mine tabakasına göre daha düşük mineral içeriğine sahip olması nedeniyle asit ataklarına karşı dirençsizdir ve çürük gelişimi hızlanmaktadır.
  • İleri kemik kaybı: Resesyonun altta yatan periodontal hastalıkla birlikte ilerlemesi, alveol kemiğinde vertikal ve horizontal rezorpsiyona yol açarak dişin destek dokularını zayıflatmaktadır.
  • Diş kaybı: İleri resesyon ve kemik kaybının birleşimi, dişin fonksiyonel ömrünü kısaltabilmekte ve çekim endikasyonu oluşturabilmektedir.
  • Cerrahi komplikasyonlar: Mukogingival cerrahi sonrası greft başarısızlığı, donör bölge morbiditesi (damak ağrısı, kanama), skar oluşumu ve resesyonun tekrarlaması olası komplikasyonlar arasındadır.
  • Kronik hassasiyet: Uzun süreli dentin maruziyeti, sinir uçlarında hipersensitizasyona ve tedaviye dirençli kronik ağrıya yol açabilmektedir.

Korunma

Diş eti çekilmesinin önlenmesi, risk faktörlerinin kontrolü ve doğru ağız bakım alışkanlıklarının edinilmesiyle mümkündür.

  • Doğru fırçalama tekniği: Modifiye Bass tekniği ile diş etine zarar vermeden etkili plak kontrolü sağlanmaktadır. Fırça, diş eti kenarına 45 derece açıyla yerleştirilerek yavaş ve dairesel hareketlerle uygulanmalıdır.
  • Yumuşak kıllı diş fırçası: Orta sert veya sert kıllı fırçalar yerine yumuşak veya ultra yumuşak kıllı fırçalar tercih edilmelidir. Elektrikli diş fırçalarının basınç sensörlü modelleri aşırı kuvvet uygulanmasını önleyebilmektedir.
  • Düzenli periodontal muayene: Altı aylık periyotlarla yapılan periodontal değerlendirme, resesyonun erken dönemde saptanmasını ve etkili müdahaleyi mümkün kılmaktadır.
  • Profesyonel diş temizliği: Diş taşı ve plak birikiminin düzenli temizlenmesi, periodontal inflamasyonun kontrol altında tutulmasında temel yaklaşımdır.
  • Oklüzal uyum ve bruksizm kontrolü: Gece plağı kullanımı ve stres yönetimi, oklüzal travmaya bağlı resesyon riskini azaltmaktadır.
  • Tütün kullanımının bırakılması: Sigara ve dumansız tütün ürünlerinin bırakılması, gingival doku sağlığının korunmasında ve cerrahi tedavi başarısının artırılmasında kritik öneme sahiptir.
  • Ortodontik tedavi planlaması: Diş hareketlerinin alveol kemiği sınırları içinde kalması sağlanmalı ve ince biyotipli hastalarda koruyucu greftleme değerlendirilmelidir.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

Diş eti çekilmesi belirtileri fark edildiğinde erken dönemde periodontal değerlendirme yapılması tedavi başarısını doğrudan etkilemektedir. Dişlerin normalden daha uzun göründüğünün fark edilmesi, sıcak ve soğuk içeceklerde belirgin hassasiyet gelişmesi ve diş eti kenarında renk değişikliği veya çekilme hissi gibi bulgular profesyonel muayeneyi gerektirmektedir. Fırçalama sırasında tekrarlayan kanama, diş eti dokusunda kızarıklık ve şişlik gibi periodontal inflamasyon bulguları altta yatan periodontal hastalığa işaret edebilir. Daha önce tedavi görmüş bölgelerde resesyonun tekrarlaması veya komşu dişlere yayılması, tedavi stratejisinin gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Estetik kaygı nedeniyle ön bölge resesyonlarında erken müdahale, doku koşullarının cerrahi için uygun olduğu dönemde planlanabilmektedir.

Diş eti çekilmesi, erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımıyla başarılı şekilde yönetilebilen bir periodontal durumdur. Doğru fırçalama alışkanlıklarının kazanılması ve düzenli periodontal takip, resesyonun önlenmesinde en etkili stratejilerdir. İlerlemiş resesyon olgularında mukogingival cerrahi teknikler, özellikle bağ dokusu grefti kombinasyonları ile yüksek kök kapatma oranları elde edilmektedir. Hastaların risk faktörleri konusunda bilinçlendirilmesi ve erken belirtilerin fark edilmesi, periodontal sağlığın uzun vadede korunmasında belirleyici rol oynamaktadır.

Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, bu alandaki en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastalarımıza kapsamlı sağlık hizmeti sunmaktadır. Detaylı bilgi ve randevu için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu