Dermatoloji

Behçet Hastalığı Nedir? Belirtileri ve Nedenleri

Behçet hastalığı ağız ve genital ülserlerle seyreden kronik otoimmün bir vaskülit türüdür. Koru Hastanesi olarak hastalığın belirtilerini, tutulum alanlarını ve oluşum nedenlerini sunuyoruz.

Behçet hastalığı, dünya genelinde en yüksek prevalansın Türkiye'de görüldüğü kronik, multisistemik bir vaskülit tablosudur. Tarihsel olarak "İpek Yolu hastalığı" adıyla da anılan bu durum, ilk kez 1937 yılında Türk dermatoloji profesörü Hulusi Behçet tarafından oral aft, genital ülser ve göz tutulumundan oluşan bir triad biçiminde tanımlanmıştır. Epidemiyolojik verilere göre Türkiye'de prevalans 80-370/100.000 arasında değişmekte olup bu rakam dünya ortalamasının çok üzerindedir. Hastalık özellikle 20-40 yaş arasında başlamakta, her iki cinsiyeti de etkilemekle birlikte erkeklerde daha ağır seyir gösterme eğilimindedir. İpek Yolu coğrafyası boyunca Japonya, Kore, Çin, İran ve Doğu Akdeniz ülkelerinde de yüksek insidans bildirilmektedir. Hastalığın multisistemik yapısı nedeniyle dermatoloji, romatoloji, oftalmoloji, nöroloji ve vasküler cerrahi gibi birçok disiplinin iş birliğini gerektiren karmaşık bir klinik tablodur.

Behçet Hastalığı Nedir?

Behçet hastalığı, tekrarlayan oral ve genital ülserler, göz inflamasyonu ve cilt lezyonları ile karakterize, kronik seyirli, relaps ve remisyonlarla seyreden bir sistemik vaskülittir. Hastalık, küçük ve büyük damarları tutabilen, hem arteriyel hem venöz sistemi etkileyen nadir vaskülit formlarından biridir. Patogenetik süreçte nötrofil hiperreaktivitesi merkezi rol oynar; doğal ve adaptif immün sistemin aşırı aktivasyonu damar duvarında hasar oluşturur. Genetik zemin açısından HLA-B51 aleli en güçlü genetik risk faktörü olarak kabul edilmektedir ve Türk popülasyonunda HLA-B51 pozitifliği %50-70 oranında saptanmaktadır. Bununla birlikte HLA-B51 pozitifliği tek başına hastalığı açıklamakta yetersizdir; çevresel tetikleyiciler, mikrobiyom değişiklikleri ve epigenetik faktörler de patogeneze katkıda bulunmaktadır. Özellikle Streptococcus sanguinis gibi oral floradaki bakterilerin moleküler benzerlik mekanizmasıyla otoimmün yanıtı tetiklediği düşünülmektedir. Hastalık bir otoimmün hastalık olmaktan çok, otoinflamatuar bir durum olarak sınıflandırılmaya başlanmıştır çünkü klasik otoantikor profilleri genellikle negatiftir.

Behçet Hastalığının Nedenleri ve Risk Faktörleri

Behçet hastalığının kesin etyolojisi halen tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, genetik yatkınlık ve çevresel tetikleyicilerin bir arada rol oynadığı multifaktöriyel bir süreç söz konusudur.

Genetik Faktörler

  • HLA-B51 pozitifliği: Behçet hastalığı ile en güçlü genetik ilişki HLA-B51 aleli ile kurulmuştur. HLA-B51 taşıyıcılarda hastalık riski 3-6 kat artmaktadır ve özellikle göz tutulumu ile vasküler komplikasyonların daha sık görüldüğü bildirilmiştir.
  • IL-10, IL-23R ve ERAP1 gen polimorfizmleri: Genom çapında ilişkilendirme çalışmaları bu genlerdeki varyantların hastalık riskini artırdığını göstermiştir. Bu genler sitokin düzenlenmesi ve antijen sunumu süreçlerinde kritik görevler üstlenmektedir.
  • Ailesel kümelenme: Birinci derece akrabalarda hastalık riski genel popülasyona kıyasla belirgin biçimde artmıştır, ancak klasik Mendelyan kalıtım paterni izlenmemektedir.

Çevresel ve İmmünolojik Faktörler

  • Enfeksiyöz tetikleyiciler: Herpes simpleks virüsü, Streptococcus sanguinis ve diğer oral patojenlerin moleküler benzerlik yoluyla immün yanıtı tetiklediği düşünülmektedir. Oral hijyen bozukluğu ve periodontal hastalıklar alevlenmeleri provoke edebilir.
  • Nötrofil hiperreaktivitesi: Behçet hastalarında nötrofiller normal bireylere kıyasla çok daha yoğun reaktif oksijen türleri üretmekte ve kemotaksisi artmış durumdadır. Bu durum damar duvarındaki inflamatuar hasarın temel mekanizmasını oluşturmaktadır.
  • Coğrafi ve etnik faktörler: İpek Yolu güzergahında yaşayan topluluklar belirgin biçimde daha yüksek risk altındadır. Göç çalışmaları ikinci kuşakta prevalansın azaldığını göstermekte, bu da çevresel faktörlerin önemini vurgulamaktadır.
  • Stres ve travma: Fiziksel ve psikolojik stres, hastalık alevlenmelerini tetikleyebilen önemli bir çevresel faktördür.

Behçet Hastalığının Belirtileri

Behçet hastalığı, birden fazla organ sistemini etkileyen geniş bir belirti yelpazesine sahiptir. Belirtiler genellikle atak ve remisyon dönemleri şeklinde seyreder.

Majör Belirtiler

  • Oral aftöz ülserler (%97-100): Hastalığın en sık ve genellikle ilk ortaya çıkan belirtisidir. Yılda en az üç kez tekrarlayan, ağrılı, yuvarlak veya oval, sarı-gri psödomembranla örtülü ülserlerdir. Minör, majör ve herpetiform tipleri bulunur. İyileşme süresi genellikle 1-3 haftadır ancak majör aftlarda skar kalabilir.
  • Genital ülserler (%60-90): Erkeklerde skrotum, kadınlarda vulva ve vajinada görülür. Oral aftlara kıyasla daha derin, daha ağrılı olup genellikle skar bırakarak iyileşir. Genital ülserlerin tekrarlama sıklığı oral aftlara göre daha düşüktür.
  • Göz tutulumu (%30-70): Behçet hastalığının en ciddi komplikasyonlarından biridir. Bilateral panuüveit karakteristik bulgudur. Ön üveit (hipopiyon), posterior üveit, retinal vaskülit ve optik nörit görülebilir. Tedavisiz bırakıldığında körlüğe ilerleyebilir; erkeklerde ve genç hastalarda daha agresif seyreder.
  • Cilt lezyonları (%40-90): Eritema nodosum benzeri lezyonlar özellikle kadınlarda, papülopüstüler lezyonlar ise erkeklerde daha sık görülür. Yüzeyel tromboflebit ve akneiform lezyonlar da cilt tutulumunun parçasıdır.

Minör ve Sistemik Belirtiler

  • Eklem tutulumu (%40-60): Genellikle non-erozif, asimetrik oligoartrit şeklinde görülür. Diz, ayak bileği ve el bileği en sık tutulan eklemlerdir. Sakroiliit ve aksiyel tutulum nadirdir.
  • Vasküler tutulum (%15-40): Derin ven trombozu en sık görülen vasküler komplikasyondur. Alt ekstremite DVT'si, Budd-Chiari sendromu (hepatik ven trombozu), vena kava süperior/inferior trombozu, pulmoner arter anevrizması ve periferik arteryal anevrizmalar görülebilir. Pulmoner arter anevrizması rüptürü yaşamı tehdit eden bir durumdur.
  • Nörolojik tutulum (%5-30): Nörobehçet olarak adlandırılan bu tablo, parankimal ve vasküler olmak üzere iki ana formda karşımıza çıkar. Parankimal form meningoensefalit şeklinde, beyin sapı ve bazal ganglionlarda predileksiyon gösterir. Vasküler form ise serebral venöz tromboz ile karakterizedir. İki formun aynı hastada birlikte görülmesi nadirdir.
  • Gastrointestinal tutulum: Özellikle Uzak Doğu popülasyonlarında daha sık görülür. İleoçekal bölgede ülserasyonlar Crohn hastalığını taklit edebilir.

Paterji Testi

Paterji reaksiyonu, Behçet hastalığına özgü bir cilt hiperreaktivite yanıtıdır. Ön kol iç yüzüne steril iğneyle yapılan girişimden 24-48 saat sonra papül veya püstül gelişmesi pozitif olarak değerlendirilir. Türk ve Japon hastalarında %50-70 oranında pozitif saptanırken, Batılı hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Paterji testi tanı kriterlerinden biri olmakla birlikte sensitivitesi düşüktür ve negatif sonuç hastalığı dışlamaz.

Behçet Hastalığında Tanı

Behçet hastalığı tanısı esasen kliniktir; hastalığa özgü bir laboratuvar testi veya biyobelirteç bulunmamaktadır. Tanı için en yaygın kullanılan kriterler Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu (ISG) kriterleridir.

ISG Tanı Kriterleri

  • Zorunlu kriter - Tekrarlayan oral ülserasyon: 12 ay içinde en az 3 kez tekrarlayan oral aftöz ülser varlığı tanı için ön koşuldur.
  • Ek kriterler (en az 2 tanesi gerekli): Tekrarlayan genital ülserasyon, göz tutulumu (üveit veya retinal vaskülit), cilt lezyonları (eritema nodosum, papülopüstüler lezyonlar, akneiform nodüller) ve pozitif paterji testi. Bu kriterlerden en az ikisinin varlığı tanıyı destekler.

Laboratuvar ve Görüntüleme

  • Akut faz reaktanları: CRP ve sedimentasyon aktif hastalıkta yükselebilir ancak normal olması hastalığı dışlamaz. Bu belirteçler hastalık aktivitesinin izlenmesinde kullanılabilir.
  • HLA-B51 tiplemesi: Pozitiflik tanıyı destekler ancak negatiflik dışlamaz. Rutin tarama testi olarak önerilmemektedir.
  • Göz muayenesi: Fundus floresein anjiyografi retinal vaskülitin erken tespitinde altın standart yöntemdir. Optik koherens tomografi makula ödemi ve retina kalınlığının değerlendirilmesinde kullanılır.
  • Kraniyal MRG: Nörobehçet şüphesinde beyin sapı lezyonları ve serebral venöz trombozun saptanmasında temel görüntüleme yöntemidir.
  • BT anjiyografi veya konvansiyonel anjiyografi: Vasküler tutulum düşünülen hastalarda arteryal anevrizma ve venöz tromboz değerlendirmesinde kullanılır.

Ayırıcı Tanı

Behçet hastalığının multisistemik yapısı nedeniyle geniş bir ayırıcı tanı listesi söz konusudur. Doğru tanı için dikkatli klinik değerlendirme ve diğer olasılıkların sistematik biçimde dışlanması gereklidir.

  • Rekürren aftöz stomatit: İzole oral aft tekrarı olan hastalarda en sık karışan durumdur. Sistemik bulgu yokluğu ayırt ettiricidir. Ancak Behçet hastalığının ilk yıllarında yalnızca oral aft bulunabileceği akılda tutulmalıdır.
  • Crohn hastalığı: Özellikle oral ve genital ülserler, gastrointestinal tutulum ve artrit varlığında ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Endoskopik biyopsi ve granülom varlığı Crohn lehine bulgulardır.
  • Sistemik lupus eritematozus: Mukokutanöz lezyonlar, artrit ve vasküler tutulum nedeniyle karışabilir. ANA, anti-dsDNA gibi otoantikor profilleri ayırıcı tanıda yol göstericidir.
  • Herpes simpleks enfeksiyonu: Genital ülserlerin ayırıcı tanısında düşünülmelidir. Viral kültür ve PCR ile ayrım yapılabilir.
  • Reaktif artrit (Reiter sendromu): Oral ülser, genital lezyonlar ve artrit üçlemesi Behçet ile karışabilir. Üretrit öyküsü ve HLA-B27 pozitifliği ayırt ettirici bulgulardır.
  • Sarkoidoz: Üveit, cilt lezyonları ve multisistemik tutulum nedeniyle karışabilir. ACE düzeyi, akciğer grafisi ve biyopside non-kazeifiye granülom varlığı sarkoidoz lehine yorumlanır.

Behçet Hastalığının Tedavisi

Tedavi yaklaşımı, hastalığın tuttuğu organ sistemine ve hastalık şiddetine göre bireyselleştirilir. Tedavinin temel hedefleri akut alevlenmelerin kontrolü, organ hasarının önlenmesi ve yaşam kalitesinin korunmasıdır.

Mukokutanöz Tutulum Tedavisi

  • Kolşisin: Oral aft, genital ülser, eritema nodosum ve artrit tedavisinde ilk basamak ilaçtır. Günde 1-2 mg dozunda kullanılır. Nötrofil kemotaksisini inhibe ederek etki gösterir ve özellikle cilt-mukoza tutulumunda etkilidir.
  • Topikal kortikosteroidler: Oral ve genital ülserlerde semptomatik rahatlama sağlar. Triamsinolon asetonid pat veya deksametazon gargara sık kullanılan formülasyonlardır.
  • Apremilast: Fosfodiesteraz-4 inhibitörü olan bu ajan, oral ülserlerin tedavisinde FDA onayı almış ilk ilaçtır. Günde 2 kez 30 mg dozunda kullanılır ve oral ülser sayısı ile ağrıda belirgin azalma sağlar.
  • Azatioprin: Mukokutanöz tutulumda kolşisine yanıt vermeyen hastalarda ikinci basamak tedavi olarak kullanılır. Ayrıca göz tutulumunun önlenmesinde de etkili olduğu gösterilmiştir.

Göz Tutulumu Tedavisi

  • Azatioprin + sistemik kortikosteroid: Posterior üveit ve retinal vaskülit tedavisinde temel kombinasyondur. Kortikosteroidler akut atakta hızlı etki sağlarken, azatioprin uzun vadeli remisyonu hedefler.
  • Siklosporin A: Görmeyi tehdit eden göz tutulumunda etkili bir immünsüpresif ajandır. Nörobehçet riskini artırabileceği için dikkatli kullanılmalıdır.
  • Anti-TNF tedaviler (infliximab, adalimumab): Dirençli göz tutulumunda çığır açan tedavi seçenekleridir. İnfliximab akut atakta hızlı etki sağlar, adalimumab idame tedavisinde tercih edilir. Retinal vaskülitin kontrolünde geleneksel immünsüpresiflere üstünlük gösterdikleri bildirilmiştir.
  • İnterferon-alfa: Özellikle göz tutulumunda etkili bir alternatif tedavi seçeneğidir. Remisyon süresini uzattığı gösterilmiştir ancak yan etki profili nedeniyle tolerabilitesi sınırlı olabilir.

Vasküler ve Nörolojik Tutulum Tedavisi

  • Vasküler tutulum: Derin ven trombozu ve büyük damar tutulumunda immünsüpresif tedavi (azatioprin, siklofosfamid) temeldir. Antikoagülasyon tartışmalıdır çünkü pulmoner arter anevrizması varlığında kanama riski artmaktadır. Arteryal anevrizmalarda cerrahi veya endovasküler girişim gerekebilir.
  • Nörobehçet: Parankimal tutulumda yüksek doz pulse kortikosteroid ardından azatioprin veya anti-TNF ajanlarla idame tedavisi uygulanır. Serebral venöz trombozda antikoagülasyon ve immünsüpresyon birlikte verilir.
  • Siklofosfamid: Şiddetli vasküler ve nörolojik tutulumda indüksiyon tedavisinde kullanılır. Gonadotoksik etkisi nedeniyle üreme çağındaki hastalarda dikkatli değerlendirilmelidir.

Behçet Hastalığının Komplikasyonları

Behçet hastalığı, kontrol altına alınmadığında ciddi organ hasarına yol açabilen komplikasyonlara neden olabilir. Erken tanı ve agresif tedavi bu komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır.

  • Görme kaybı: Tekrarlayan üveit atakları ve retinal vaskülit tedavisiz bırakıldığında kalıcı görme kaybına ve körlüğe ilerleyebilir. Hastaların %20-25'inde ciddi görme kaybı geliştiği bildirilmiştir.
  • Pulmoner arter anevrizması rüptürü: Masif hemoptizi ile yaşamı tehdit eden bir komplikasyondur ve Behçet hastalığının en önemli mortalite nedenlerinden biridir.
  • Budd-Chiari sendromu: Hepatik ven trombozuna bağlı portal hipertansiyon, asit ve karaciğer yetmezliği gelişebilir.
  • Nörolojik sekel: Parankimal nörobehçet progresif kognitif bozulma, kişilik değişiklikleri ve motor defisitlere yol açabilir. Serebral venöz tromboz intrakraniyal basınç artışına neden olabilir.
  • Arteryal anevrizma formasyonu: Özellikle popliteal, femoral ve pulmoner arterlerde anevrizma gelişimi rüptür riski taşır.
  • İlaç yan etkileri: Uzun süreli immünsüpresif tedavi enfeksiyon riskini artırır, kortikosteroidler osteoporoz, diyabet ve katarakt gibi komplikasyonlara neden olabilir.

Behçet Hastalığından Korunma

Behçet hastalığının genetik ve otoinflamatuar doğası nedeniyle primer korunma mümkün değildir. Ancak hastalık alevlenmelerinin sıklığını ve şiddetini azaltmak için alınabilecek önlemler mevcuttur.

  • Oral hijyen: Düzenli diş bakımı ve periodontal sağlığın korunması oral aft alevlenmelerini azaltabilir. Sert kıllı diş fırçası kullanımından kaçınılmalı ve travmaya yol açabilecek diş işlemlerinde profilaktik tedavi düşünülmelidir.
  • Stres yönetimi: Fiziksel ve psikolojik stres hastalık alevlenmelerinin bilinen bir tetikleyicisidir. Düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetim tekniklerinin uygulanması önerilmektedir.
  • Sigara: İlginç biçimde sigaranın oral ülserler üzerinde koruyucu etkisi olduğu gözlemlenmiş olmakla birlikte, vasküler komplikasyon riskini artırdığından kesinlikle önerilmemektedir.
  • Düzenli takip: Hastalık aktivitesinin izlenmesi, göz muayenelerinin düzenli yapılması ve tedavi uyumunun sürdürülmesi organ hasarının önlenmesinde kritik öneme sahiptir.
  • Aşılama: İmmünsüpresif tedavi alan hastalarda canlı aşılardan kaçınılmalı, inaktif aşıların zamanında yapılması önerilmektedir.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

Behçet hastalığı tanısı almış veya şüphe duyulan bireylerde aşağıdaki durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.

  • Ani görme değişiklikleri: Bulanık görme, uçuşan cisimler, ışık hassasiyeti veya görme kaybı göz tutulumunun işareti olabilir ve acil oftalmolojik değerlendirme gerektirir. Tedavideki gecikme kalıcı görme kaybına yol açabilir.
  • Şiddetli baş ağrısı ve nörolojik semptomlar: Ani başlayan şiddetli baş ağrısı, bulantı-kusma, bilinç değişikliği, konuşma bozukluğu veya kol-bacak güçsüzlüğü nörobehçet veya serebral venöz tromboz açısından acil değerlendirme gerektirir.
  • Hemoptizi: Kan tükürme pulmoner arter anevrizması rüptürünün işareti olabilir ve hayatı tehdit eden bir durumdur.
  • Bacak şişliği ve ağrısı: Tek taraflı bacak şişliği, kızarıklık ve ağrı derin ven trombozu düşündürmelidir.
  • Tekrarlayan oral ve genital ülserler: Yılda üçten fazla oral aft atağı geçiren ve genital ülser gelişen bireylerin Behçet hastalığı açısından değerlendirilmesi önerilmektedir.
  • Tedaviye yanıtsızlık: Mevcut tedaviye rağmen atak sıklığında artış veya yeni organ tutulumu gelişmesi durumunda tedavi rejiminin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Behçet hastalığı, erken tanı ve uygun tedavi ile organ hasarının önlenebildiği, yaşam kalitesinin korunabildiği kronik bir hastalıktır. Hastalığın multisistemik yapısı nedeniyle multidisipliner bir yaklaşımla yönetilmesi ve düzenli takibin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Genetik yatkınlığı olan bireylerde tekrarlayan oral aftlar ve eşlik eden sistemik belirtiler dikkatle değerlendirilmeli, erken dönemde uzman görüşü alınmalıdır. Günümüzde özellikle biyolojik tedavilerin kullanıma girmesiyle birlikte hastalık yönetiminde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup hastaların büyük çoğunluğu aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilmektedir.

Koru Hastanesi Dermatoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, bu alandaki en güncel tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayarak hastalarımıza kapsamlı sağlık hizmeti sunmaktadır. Detaylı bilgi ve randevu için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu