Ağız ve Diş Sağlığı

Apikal Rezeksiyon Nasıl Tanınır?

Apikal rezeksiyon, kök kanal tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda kök ucunun cerrahi çıkarılmasıdır. Koru Hastanesi olarak mikrocerrahi tekniklerle başarılı apikal rezeksiyon sunuyoruz.

Apikal rezeksiyon, diş kökünün uç kısmında (apeks) meydana gelen patolojik süreçlerin cerrahi yollarla tedavi edilmesini gerektiren durumları tanımlamak amacıyla kullanılan bir kavramdır. Endodontik tedaviye yanıt vermeyen periapikal lezyonlar, kök ucunda oluşan kist veya granülom formasyonları ve kronik enfeksiyonların varlığında apikal rezeksiyon gerekliliği gündeme gelmektedir. Bu cerrahi prosedür, ilgili dişin çekim yerine ağızda muhafaza edilmesini sağlayan önemli bir tedavi seçeneği olarak ağız ve diş cerrahisi pratiğinde önemli bir yer tutmaktadır. Apikal rezeksiyon ihtiyacının doğru biçimde tanınması, hem klinik muayene hem de radyolojik değerlendirme süreçlerinin titizlikle yürütülmesini gerektirmektedir.

Periapikal patolojilerin erken dönemde saptanması, tedavi başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktördür. Apikal rezeksiyon endikasyonlarının belirlenmesi sürecinde hastanın semptomatolojisi, klinik bulgular ve görüntüleme yöntemlerinden elde edilen veriler bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bu makalede apikal rezeksiyonun tanınmasına yönelik klinik ve radyolojik kriterlerin kapsamlı bir incelemesi sunulmaktadır.

Apikal Rezeksiyonun Tanımı ve Endikasyon Alanları

Apikal rezeksiyon (apikoektomi), diş kökünün apikal üçte birlik bölümünün cerrahi olarak çıkarılması ve çevre periapikal dokuların küretajı işlemidir. Bu prosedür, konvansiyonel kanal tedavisinin başarısız olduğu veya tekrarlanamadığı durumlarda son çare olarak uygulanmaktadır. Apikal rezeksiyon gerekliliğinin tanınması için öncelikle endikasyon alanlarının net biçimde bilinmesi gerekmektedir.

Apikal rezeksiyon endikasyonları arasında şu durumlar öne çıkmaktadır:

  • Persistan periapikal lezyon: Konvansiyonel endodontik tedaviye rağmen iyileşmeyen apikal radyolüsensi varlığında cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelmektedir.
  • Anatomik anomaliler: Kök kanallarının ileri derecede eğrilik, kalsifikasyon veya internal rezorpsiyon nedeniyle enstrümante edilememesi durumunda apikal yaklaşım tercih edilmektedir.
  • Kırık enstrüman: Kanal içinde kırılmış alet parçasının konvansiyonel yöntemlerle çıkarılamaması ve periapikal patolojinin devam etmesi halinde cerrahi endikasyon doğmaktadır.
  • Protetik restorasyonların korunması: Köprü ayağı veya post-core restorasyonlu dişlerde tedavinin tekrarlanmasının restorasyon kaybına yol açacağı durumlarda apikal rezeksiyon tercih edilmektedir.
  • Perforasyon: Kök perforasyonunun konvansiyonel yollarla onarılamaması halinde cerrahi yaklaşım gerekli olmaktadır.
  • Periapikal kist veya granülom: Histopatolojik tanı gerektiren apikal lezyonların varlığında biyopsi amacıyla da cerrahi müdahale planlanmaktadır.

Endikasyonların doğru belirlenmesi, gereksiz cerrahi müdahalelerin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Klinisyen, her vakanın kendine özgü koşullarını değerlendirerek apikal rezeksiyon kararını vermelidir.

Klinik Semptomatoloji ve Hasta Şikayetleri

Apikal rezeksiyon gerekliliğinin tanınmasında hastanın bildirdiği semptomlar ilk ve en önemli ipucunu oluşturmaktadır. Periapikal patolojiler çoğu zaman sinsi bir seyir izleyerek uzun süre asemptomatik kalabilmekle birlikte, akut alevlenme dönemlerinde belirgin klinik tablolar ortaya çıkmaktadır.

Kronik periapikal enfeksiyonlarda hastalar genellikle ilgili diş bölgesinde künt ve sürekli bir ağrıdan söz etmektedir. Bu ağrı karakteri, pulpitis kaynaklı keskin ve zonklayıcı ağrıdan farklılık göstermektedir. Periapikal patolojilerde ağrı tipik olarak oklüzyon sırasında, yani dişler bir araya geldiğinde şiddetlenmektedir. Hastalar sıklıkla ilgili dişin diğer dişlerden daha uzun hissedildiğini ifade etmektedir ki bu durum periapikal bölgede biriken enflamatuvar eksüdanın dişi süpraerüpsiyona zorlamasından kaynaklanmaktadır.

Akut periapikal apse geliştiğinde klinik tablo dramatik biçimde değişmektedir. Şiddetli, spontan ve lokalize ağrı, ilgili bölgede fasial şişlik, ısı artışı ve kızarıklık gibi enflamasyonun kardinal bulguları ortaya çıkmaktadır. Ağız içi muayenede vestibül bölgede fluktuasyon veren yumuşak doku şişliği palpe edilebilmektedir. İleri vakalarda fistül oluşumu gözlenmekte ve kronik drenaj yoluyla pürülan akıntı meydana gelmektedir. Fistül varlığı, kronik periapikal enfeksiyonun en karakteristik bulgularından biridir ve apikal rezeksiyon endikasyonunu güçlendiren önemli bir klinik göstergedir.

Daha önce kanal tedavisi yapılmış bir dişte bu semptomların tekrar ortaya çıkması, endodontik tedavi başarısızlığını ve dolayısıyla apikal rezeksiyon gerekliliğini düşündürmelidir. Özellikle tekrarlayan apse atakları, inatçı fistül traktüsleri ve konvansiyonel retreatment sonrası devam eden semptomatoloji, cerrahi müdahale ihtiyacını güçlü biçimde işaret etmektedir.

Klinik Muayene Bulguları

Sistematik bir klinik muayene, apikal rezeksiyon endikasyonunun belirlenmesinde temel taşıdır. Muayene sürecinde inspeksiyon, palpasyon, perküsyon ve özel testlerin bütüncül bir yaklaşımla uygulanması gerekmektedir.

Ekstraoral muayene bulgularında fasial asimetri, bölgesel lenf nodu büyümesi ve cilt üzerinde fistül ağzı (kutanöz sinüs traktüs) araştırılmalıdır. Kutanöz fistüller genellikle mandibular dişlerin apikal enfeksiyonlarında submental veya submandibular bölgede gözlenmekte ve sıklıkla dermatolojik lezyonlarla karıştırılarak yanlış tanı konulmaktadır.

İntraoral muayene sırasında değerlendirilmesi gereken başlıca bulgular şunlardır:

  • Vestibül palpasyonda hassasiyet: İlgili dişin apikal bölgesinde palpasyonla ortaya çıkan ağrı, periapikal enflamasyonun önemli bir göstergesidir.
  • Şişlik ve fluktuasyon: Apikal bölgede yumuşak dokuda lokalize ödem ve fluktuasyon varlığı apse formasyonunu düşündürmektedir.
  • Fistül traktüsü: Vestibül mukozada gözlenen fistül ağzı, kronik periapikal enfeksiyonun patognomonik bulgusudur. Guta perka ile fistülografi yapılarak lezyonun kaynağı kesin olarak belirlenebilmektedir.
  • Diş renginde değişiklik: Devital dişlerde gri-kahverengi renk değişikliği, pulpa nekrozunun ve olası periapikal patolojinin göstergesi olabilmektedir.
  • Perküsyon hassasiyeti: Vertikal perküsyonda pozitif yanıt alınması, periapikal enflamasyonun karakteristik bulgusudur. Lateral perküsyonda alınan yanıt ise periodontal ligament tutulumunu düşündürmektedir.

Vitalite testleri apikal rezeksiyon gerekliliğinin değerlendirilmesinde kritik öneme sahiptir. Elektriksel pulpa testi ve termal testler (soğuk ve sıcak testi) uygulanarak pulpanın canlılığı değerlendirilmektedir. Daha önce kanal tedavisi yapılmış dişlerde vitalite testleri uygulanamayacağından, klinik ve radyolojik bulgular ön plana çıkmaktadır. Kanal tedavisi yapılmamış dişlerde ise pulpa nekrozu saptanması ve eşlik eden periapikal patoloji varlığı, öncelikle konvansiyonel endodontik tedaviyi, başarısızlık halinde ise apikal rezeksiyonu gündeme getirmektedir.

Radyolojik Değerlendirme ve Görüntüleme Yöntemleri

Apikal rezeksiyon ihtiyacının tanınmasında radyolojik değerlendirme vazgeçilmez bir bileşendir. Periapikal radyografiler, panoramik görüntüleme ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT/CBCT) bu süreçte kullanılan temel görüntüleme modaliteleridir.

Periapikal radyografiler ilk basamak görüntüleme yöntemi olarak önemini korumaktadır. Apikal bölgede gözlenen radyolüsent alanlar periapikal patolojinin en karakteristik radyolojik bulgusudur. Radyolüsensinin boyutu, sınırları, homojenliği ve çevre kemik dokusuyla ilişkisi dikkatle değerlendirilmelidir. İyi sınırlı, kortikal kemikle çevrili radyolüsent lezyonlar genellikle kistik yapıları düşündürürken, düzensiz sınırlı radyolüsensiler granülom formasyonuyla uyumlu olabilmektedir.

Daha önce kanal tedavisi yapılmış dişlerin periapikal radyografilerinde şu bulgular apikal rezeksiyon gerekliliğini düşündürmektedir:

  • Persistan veya genişleyen periapikal radyolüsensi: Kanal tedavisinden en az bir yıl sonra hala mevcut olan veya boyutu artan radyolüsent lezyon, tedavi başarısızlığının güçlü göstergesidir.
  • Yetersiz kanal dolgusu: Kök kanalının apekse kadar homojen biçimde dolgulanamaması, apikal sızıntıya ve dolayısıyla periapikal enfeksiyona zemin hazırlamaktadır.
  • Aşırı dolgu (overextension): Kanal dolgu materyalinin apeksten taşması, yabancı cisim reaksiyonuna ve periapikal enflamasyona neden olabilmektedir.
  • Kök rezorpsiyonu: Apikal veya lateral kök rezorpsiyonunun radyolojik olarak saptanması, ileri periapikal patolojiyi düşündürmektedir.
  • Kırık enstrüman görüntüsü: Kanal içinde radyoopak çizgisel görüntü, kırık alet varlığını ortaya koymaktadır.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) apikal rezeksiyon planlamasında devrim niteliğinde bir gelişme olmuştur. Üç boyutlu görüntüleme sayesinde konvansiyonel radyografilerde gözden kaçabilecek bukkal veya lingual kemik defektleri, kök morfolojisi detayları, lezyonun gerçek boyutu ve komşu anatomik yapılarla ilişkisi net biçimde ortaya konabilmektedir. Özellikle maksiller posterior bölgede sinüs tabanıyla, mandibular bölgede ise mandibular kanal ve mental foramen ile lezyonun ilişkisinin değerlendirilmesi cerrahi planlamada hayati önem taşımaktadır.

Histopatolojik Değerlendirmenin Önemi

Periapikal lezyonların kesin tanısı ancak histopatolojik inceleme ile konulabilmektedir. Klinik ve radyolojik bulgular lezyon hakkında ön tanı sağlamakla birlikte, granülom ile kist ayrımının definitif olarak yapılması histopatolojik değerlendirmeyi gerektirmektedir. Bu nedenle apikal rezeksiyon sırasında elde edilen tüm doku örneklerinin patolojik incelemeye gönderilmesi standart uygulama olmalıdır.

Periapikal granülom, kronik enflamatuvar hücre infiltrasyonu ile karakterize granülasyon dokusu formasyonudur. Periapikal kist ise epitel ile döşeli bir kavite içeren ve enflamatuvar sürecin daha ileri evresini temsil eden bir lezyondur. Kistik lezyonların konvansiyonel endodontik tedaviye yanıt verme olasılığı granülomlara kıyasla daha düşüktür ve bu durum cerrahi müdahale gerekliliğini artırmaktadır.

Nadir olmakla birlikte, periapikal bölgede ameloblastom, keratokist, santral dev hücreli granülom veya malign neoplazmlar gibi odontojenik ya da non-odontojenik lezyonların bulunma olasılığı da göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle histopatolojik değerlendirme yalnızca tedavi planlamasını yönlendirmekle kalmayıp, ciddi patolojilerin erken tanısında da kritik bir rol üstlenmektedir.

Ayırıcı Tanıda Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar

Apikal rezeksiyon gerekliliğinin doğru biçimde tanınabilmesi için ayırıcı tanı sürecinin titizlikle yürütülmesi gerekmektedir. Periapikal patolojileri taklit edebilen veya benzer klinik tablolar oluşturabilen çeşitli durumlar mevcuttur ve bunların doğru ayrımının yapılması tedavi planlamasını doğrudan etkilemektedir.

Vertikal kök kırığı en önemli ayırıcı tanılardan birini oluşturmaktadır. Vertikal kök kırıklı dişlerde de periapikal radyolüsensi ve semptomatoloji gözlenebilmektedir; ancak bu durumda apikal rezeksiyon değil, genellikle diş çekimi endikedir. Vertikal kök kırığının karakteristik bulguları arasında dar ve derin izole periodontal cep, kök boyunca uzanan radyolüsensi paterni ve sondlamada lokalize derin cep varlığı sayılabilmektedir.

Endodontik-periodontal lezyonlar da ayırıcı tanıda önemli bir yer tutmaktadır. Kombine lezyonlarda hem endodontik hem periodontal komponent birlikte bulunmakta ve tedavi yaklaşımı farklılık göstermektedir. Sondlama bulgularının dikkatle değerlendirilmesi ve lezyonun primer kaynağının belirlenmesi gerekmektedir.

Non-odontojenik lezyonlar periapikal patolojilerle karışabilmektedir. Nazopalatin kanal kisti, bukkal bifurkasyon kisti, travmatik kemik kisti ve lateral periodontal kist gibi lezyonlar radyolojik olarak periapikal lezyonları taklit edebilmektedir. Bu lezyonların ayırıcı tanısında lokalizasyon, vitalite testi bulguları ve CBCT görüntüleri yol gösterici olmaktadır.

Anatomik varyasyonlar da yanlış tanıya yol açabilecek durumlar arasındadır. Geniş mental foramen, insiziv kanal veya lateral fossa gibi anatomik yapılar periapikal radyografilerde radyolüsent alanlar olarak görüntülenebilmekte ve periapikal patoloji ile karıştırılabilmektedir. Bu varyasyonların tanınmasında bilateral karşılaştırma ve dişin vitalitesinin doğrulanması önemli ipuçları sağlamaktadır.

Tedavi Öncesi Planlama ve Risk Değerlendirmesi

Apikal rezeksiyon kararının verilmesinin ardından kapsamlı bir tedavi öncesi planlama süreci başlatılmalıdır. Bu süreç, cerrahi başarı oranını artıran ve komplikasyon riskini minimize eden kritik bir aşamadır.

Sistemik risk değerlendirmesi kapsamında hastanın genel sağlık durumu, mevcut sistemik hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve anestezi öyküsü sorgulanmalıdır. Kontrolsüz diyabet, immünsüpresif tedavi alan hastalar, antikoagülan kullanan bireyler ve bisfosfonat tedavisi gören hastalar özel risk gruplarını oluşturmaktadır. Bu hasta gruplarında cerrahi müdahale öncesi ilgili branş hekimleriyle konsültasyon yapılması ve gerekli önlemlerin alınması zorunludur.

Lokal risk faktörleri arasında anatomik yapıların cerrahi alana yakınlığı büyük önem taşımaktadır. Maksiller posterior bölgede sinüs perforasyonu riski, mandibular premolar ve molar bölgede inferior alveolar sinir hasarı olasılığı ve anterior mandibulada mental sinir yaralanması riski dikkatle değerlendirilmelidir. CBCT görüntüleri bu değerlendirmede vazgeçilmez bilgiler sunmaktadır.

Dişin restorabilite değerlendirmesi de planlama sürecinin önemli bir parçasıdır. Apikal rezeksiyon sonrası dişin uzun vadeli prognozunu etkileyen faktörler arasında kalan kök uzunluğu, periodontal destek miktarı, kron-kök oranı ve restoratif gereksinimlerin karşılanabilirliği sayılabilmektedir. Kök uzunluğunun rezeksiyon sonrası en az üçte iki oranında korunması, kabul edilebilir bir prognoz için gerekli görülmektedir.

Konvansiyonel Tedavi ile Cerrahi Yaklaşımın Karşılaştırılması

Apikal rezeksiyon kararının verilmesinde, konvansiyonel endodontik retreatment seçeneğinin de değerlendirilmesi ve iki yaklaşımın karşılaştırılması gerekmektedir. Her iki tedavi modalitesinin endikasyonları, başarı oranları ve risk profilleri farklılık göstermektedir.

Konvansiyonel retreatment, mevcut kanal dolgusunun çıkarılarak kanalların yeniden şekillendirilmesi, dezenfeksiyonu ve doldurulması işlemlerini kapsamaktadır. Bu yaklaşım, apikal rezeksiyona kıyasla daha az invaziv olmakla birlikte, post-core restorasyonlu dişlerde veya kırık enstrüman varlığında teknik olarak son derece güç ya da imkansız olabilmektedir. Ayrıca kanal anatomisinin ileri derecede kompleks olduğu veya kalsifiye kanallarda retreatment başarı şansı düşük kalmaktadır.

Apikal rezeksiyon ise cerrahi bir müdahale olması nedeniyle doku travması, postoperatif ağrı ve şişlik gibi beklenen sonuçları barındırmaktadır. Bununla birlikte, modern endodontik cerrahi teknikleri ve mikroskop kullanımı sayesinde başarı oranları yüzde doksanın üzerine çıkabilmektedir. Mineral trioksit agregat (MTA) gibi biyouyumlu retrograd dolgu materyallerinin kullanımı da cerrahi başarıyı önemli ölçüde artırmıştır.

Karar verme sürecinde göz önünde bulundurulması gereken başlıca faktörler şu şekilde özetlenebilmektedir:

  • Mevcut restorasyonun durumu: Değerli protetik restorasyonların korunması gerektiğinde cerrahi yaklaşım avantaj sağlamaktadır.
  • Başarısızlık nedeni: Kanal dışı enfeksiyon (ekstraradiküler enfeksiyon) varlığında cerrahi müdahale daha etkili olmaktadır.
  • Hastanın tercihi ve kooperasyonu: Uzun süreli endodontik prosedürlere tahammül edemeyen hastalarda cerrahi yaklaşım tercih edilebilmektedir.
  • Ekonomik faktörler: Retreatment için mevcut restorasyonun sökülmesi ve yeniden yapılması gereken durumlarda cerrahi yaklaşım maliyet etkinliği açısından avantajlı olabilmektedir.

Modern Tanı Teknolojilerinin Katkısı

Teknolojik gelişmeler apikal rezeksiyon gerekliliğinin tanınmasında ve cerrahi planlamada önemli ilerlemeler sağlamıştır. Dijital radyografi, CBCT, dental operasyon mikroskobu ve ultrasonik cihazlar günümüz endodontik cerrahisinin vazgeçilmez bileşenleri haline gelmiştir.

Dijital radyografi konvansiyonel filme kıyasla daha düşük radyasyon dozu, anlık görüntü elde etme ve dijital manipülasyon olanakları sunmaktadır. Kontrast ve parlaklık ayarlamaları ile periapikal lezyonların tespiti kolaylaşmakta, subtraksiyon radyografi tekniği ile takip radyografilerinde lezyon boyutundaki değişiklikler hassas biçimde değerlendirilebilmektedir.

CBCT teknolojisi üç boyutlu görüntüleme kapasitesiyle periapikal patolojilerin tanısında çığır açmıştır. Konvansiyonel radyografilerde saptanamayan bukkal veya lingual kortikal kemik defektleri, ek kök kanalları, kök kırıkları ve anatomik yapıların lezyonla ilişkisi CBCT ile net biçimde ortaya konabilmektedir. Araştırmalar, CBCT kullanımının periapikal lezyon tespitinde konvansiyonel radyografilere kıyasla yüzde yirmi ila otuz oranında daha yüksek duyarlılık sağladığını göstermektedir.

Dental operasyon mikroskobu cerrahi sırasında büyütme ve aydınlatma sağlayarak kök ucu anatomisinin detaylı incelenmesini, mikrokırıkların tespitini ve retrograd kavite preparasyonunun hassas biçimde yapılmasını mümkün kılmaktadır. Mikroskop kullanımı endodontik cerrahi başarı oranlarını anlamlı biçimde yükseltmiştir.

Ultrasonik retropreparasyon cihazları kök kanalının uzun aksına paralel kavite preparasyonuna olanak tanıyarak geleneksel frez kullanımına kıyasla daha konservatif ve anatomik bir yaklaşım sunmaktadır. Bu cihazlar sayesinde retrograd dolgunun kanal duvarlarına adaptasyonu artmakta ve mikroorganizmaların periapeksten sızma riski minimize edilmektedir.

Prognoz Değerlendirmesi ve Takip Protokolü

Apikal rezeksiyon gerekliliğinin tanınmasının ardından, öngörülen prognozun hasta ile paylaşılması ve gerçekçi beklentilerin oluşturulması tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır. Apikal rezeksiyonun uzun vadeli başarısını etkileyen prognostik faktörlerin bilinmesi hem klinisyen hem hasta açısından büyük değer taşımaktadır.

Olumlu prognostik faktörler arasında lezyonun küçük boyutu, yeterli kök uzunluğunun korunması, sağlam periodontal destek varlığı, uygun retrograd dolgu materyali kullanımı ve aseptik cerrahi tekniğe uyum sayılabilmektedir. Olumsuz prognostik faktörler ise geniş periapikal lezyonlar, yetersiz kalan kök uzunluğu, ileri periodontal yıkım, apikal üçte birde birden fazla kanalın varlığı ve sistemik hastalıklar olarak sıralanmaktadır.

Postoperatif takip protokolü cerrahi başarının değerlendirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. İlk kontrol genellikle operasyondan bir hafta sonra dikiş alımı amacıyla gerçekleştirilmektedir. Radyolojik takip için üçüncü ay, altıncı ay, birinci yıl ve ikinci yıl kontrolleri önerilmektedir. Radyolojik iyileşme bulguları arasında periapikal radyolüsensinin progresif küçülmesi veya tamamen kaybolması, kemik trabekülasyonunun yeniden oluşması ve lamina duranın restorasyonu değerlendirilmektedir.

Cerrahi başarısızlık kriterleri ise persistan semptomatoloji, radyolüsensinin boyutunda artış veya değişiklik olmaması, fistül traktüsünün devam etmesi ve fonksiyonel bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Başarısızlık durumunda tekrar cerrahi müdahale, intentional replantasyon veya diş çekimi gibi alternatif tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir.

Hasta Eğitimi ve Farkındalık

Apikal rezeksiyon ihtiyacının erken dönemde tanınması yalnızca klinisyenlerin değil, hastaların da bilinçlendirilmesini gerektirmektedir. Hastaların periapikal patolojilerin olası semptomları konusunda bilgilendirilmesi, erken başvuruyu teşvik ederek tedavi başarısını artırabilmektedir.

Kanal tedavisi yaptırmış bireylerin düzenli kontrol muayenelerine gelmelerinin önemi vurgulanmalıdır. Tedavi sonrası ilk yılda en az iki kez, sonraki yıllarda yılda bir kez radyolojik kontrol yapılması önerilmektedir. Hastalar, tedavi görmüş dişlerinde ağrı, şişlik, hassasiyet veya fistül gibi bulguların ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden diş hekimine başvurmaları konusunda uyarılmalıdır.

Ağız hijyeninin korunması, periapikal enfeksiyonların önlenmesinde ve mevcut tedavilerin uzun vadeli başarısında kritik bir faktördür. Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve profesyonel diş temizliğinin ihmal edilmemesi, periodontal sağlığın korunması yoluyla periapikal patoloji riskini azaltmaktadır.

Apikal rezeksiyon, doğru endikasyonlarla uygulandığında yüksek başarı oranları sunan, dişin ağızda muhafazasını sağlayan değerli bir cerrahi prosedürdür. Bu tedavi seçeneğinin zamanında ve doğru biçimde tanınması, multidisipliner bir değerlendirme sürecini gerektirmekte ve hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkilemektedir. Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, apikal rezeksiyon gerekliliğinin tanınmasından cerrahi müdahalenin planlanmasına ve postoperatif takip sürecinin yönetimine kadar her aşamada, güncel bilimsel veriler ışığında, hastalarına en yüksek standartlarda hizmet sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu