Acil Servis

Akut Kolesistit: Acil Müdahale, Risk Faktörleri ve Korunma Yolları

Koru Hastanesi olarak akut kolesistit tedavisinde antibiyotik tedavisi, ağrı yönetimi ve laparoskopik kolesistektomi seçeneğini uzman genel cerrahi ekibimizle sağlıyoruz.

Akut kolesistit, safra kesesinin akut inflamasyonu olarak tanımlanan ve acil cerrahi pratikte en sık karşılaşılan abdominal patolojilerden birini oluşturan ciddi bir klinik tablodur. Safra kesesi, karaciğerin alt yüzeyinde lokalize olan ve safranın depolanması ile konsantrasyonundan sorumlu piriform şekilli bir organdır. Bu organın akut inflamasyonu, vakaların yaklaşık yüzde doksanında safra taşlarının duktus sistikusu tıkaması sonucu gelişmektedir. Kalan vakalarda ise akalkülöz kolesistit olarak adlandırılan, taş olmaksızın gelişen inflamatuar süreç söz konusudur. Akut kolesistit, zamanında ve uygun müdahale edilmediğinde gangren, perforasyon, peritonit ve sepsis gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilmektedir.

Hastalığın patofizyolojik mekanizması, safra kesesinin lümeninde artan intraluminal basınç, mukozal iskemi ve bakteriyel süperenfeksiyon üçlüsüne dayanmaktadır. Duktus sistikusun obstrüksiyonu sonrasında safra kesesinde biriken safra, mukozal irritasyona ve prostaglandin salınımına neden olarak inflamatuar kaskadı başlatmaktadır. İnflamasyon ilerledikçe kese duvarında ödem, vasküler konjesyon ve transmural nekroz gelişebilmektedir.

Epidemiyoloji ve Demografik Özellikler

Akut kolesistit, dünya genelinde acil cerrahi müdahale gerektiren en yaygın abdominal patolojilerden biri olma özelliğini korumaktadır. Gelişmiş ülkelerde erişkin popülasyonun yaklaşık yüzde on ila yüzde on beşinde safra taşı bulunmakta ve bu hastaların yıllık yüzde bir ila yüzde üçünde akut kolesistit gelişmektedir. Kadınlarda erkeklere kıyasla iki ila üç kat daha sık görülmekte olup bu durum östrojenin hepatik kolesterol sekresyonunu artırıcı ve safra kesesi motilitesini azaltıcı etkileriyle ilişkilendirilmektedir.

Yaş ilerledikçe insidans belirgin şekilde artmaktadır. Altmış yaş üzerindeki bireylerde safra taşı prevalansı yüzde yirmi beş ila yüzde otuz arasında seyretmekte ve bu yaş grubunda akut kolesistit daha ağır seyirli olmaktadır. Pediatrik popülasyonda nadir görülmekle birlikte hemolitik anemiler, obesite ve total parenteral nütrisyon kullanan çocuklarda risk artmaktadır. Toplumsal düzeyde bakıldığında, batılı beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşmasıyla birlikte gelişmekte olan ülkelerde de insidansın giderek yükseldiği gözlemlenmektedir.

Etiyoloji ve Risk Faktörleri

Akut kolesistitin etiyolojisinde en temel faktör safra taşı varlığıdır. Safra taşları, kolesterol taşları ve pigment taşları olmak üzere iki ana kategoride sınıflandırılmaktadır. Kolesterol taşları tüm safra taşlarının yaklaşık yüzde seksenini oluşturmakta ve safradaki kolesterol supersatürasyonu, nükleasyon faktörlerindeki dengesizlik ve safra kesesi hipomotilitesi üçlüsü nedeniyle oluşmaktadır.

Risk faktörleri sistematik olarak değerlendirildiğinde aşağıdaki faktörler ön plana çıkmaktadır:

  • Obesite ve metabolik sendrom: Vücut kitle indeksinin otuzun üzerinde olması safra taşı oluşum riskini üç kata kadar artırmaktadır. Adipoz dokudaki artmış kolesterol sentezi ve safra kesesi motilitesindeki bozulma bu ilişkinin temelini oluşturmaktadır.
  • Hızlı kilo kaybı ve çok düşük kalorili diyetler: Günde bir kilogramın üzerinde kilo kaybı, safradaki kolesterol konsantrasyonunu artırarak taş oluşumunu hızlandırmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası hastaların yüzde otuz ila yüzde kırkında yeni safra taşı gelişimi bildirilmektedir.
  • Kadın cinsiyet ve hormonal faktörler: Östrojen ve progesteron, hepatik kolesterol metabolizmasını ve safra kesesi kontraktilitesini doğrudan etkilemektedir. Oral kontraseptif kullanımı ve hormon replasman tedavisi risk artışıyla ilişkilendirilmektedir.
  • Genetik predispozisyon: Birinci derece akrabalarında safra taşı öyküsü olan bireylerde risk iki ila dört kat artmaktadır. ABCG5/ABCG8 gen polimorfizmleri ve LITH genleri taş oluşumuna yatkınlık sağlamaktadır.
  • Diabetes mellitus: Diyabetik nöropati nedeniyle safra kesesi motilitesinin bozulması ve safrada kalsiyum bilirübinat konsantrasyonunun artması risk faktörleri arasında yer almaktadır.
  • Gebelik: Gebelik süresince yükselen östrojen ve progesteron düzeyleri, safra kompozisyonunu değiştirmekte ve safra kesesi boşalımını geciktirmektedir.
  • Uzun süreli total parenteral nütrisyon: Enteral beslenmenin olmaması safra kesesi stazına yol açarak çamur ve taş oluşumunu kolaylaştırmaktadır.
  • İlaçlar: Seftriakson, oktreotid, fibratlar ve tiyazid diüretikler safra taşı oluşum riskini artıran ilaçlar arasında sayılmaktadır.

Klinik Bulgular ve Semptomatoloji

Akut kolesistitin kardinal semptomu, sağ üst kadran veya epigastrik bölgede lokalize olan ve genellikle yağlı bir öğünü takiben başlayan şiddetli karın ağrısıdır. Ağrı tipik olarak sürekli karakterde olup kolik tarzı intermitan ağrıdan farklı olarak altı saatten uzun sürmesiyle bilier kolikten ayrılmaktadır. Ağrı sağ omuza veya interskapüler bölgeye irradiye olabilmekte, bu durum frenik sinirin diyafragmatik irritasyona bağlı olarak uyarılmasıyla açıklanmaktadır.

Fizik muayenede en önemli bulgu Murphy belirtisidir. Hasta derin inspiryum yaparken sağ üst kadrana uygulanan palpasyonla ağrının provoke edilmesi ve inspirasyonun kesilmesi pozitif Murphy belirtisi olarak değerlendirilmektedir. Bu bulgunun akut kolesistit tanısındaki duyarlılığı yüzde altmış beş ila yüzde doksan arasında, özgüllüğü ise yüzde yetmiş ila yüzde doksan arasında bildirilmektedir.

Sistemik inflamatuar yanıtın göstergeleri olarak ateş, taşikardi ve lökositoz sıklıkla tabloya eşlik etmektedir. Ateş genellikle otuz sekiz derece civarında seyretmekte, otuz dokuz derecenin üzerindeki ateş gangrenöz kolesistit veya amfizematöz kolesistit gibi komplike formları düşündürmektedir. Bulantı ve kusma hastaların yüzde yetmişinden fazlasında görülmekte, oral alımın kısıtlanmasına neden olmaktadır.

Yaşlı ve immünsüprese hastalarda klinik prezentasyon atipik olabilmektedir. Bu hasta grubunda ateş yanıtının künt olması, ağrının lokalize edilememesi ve peritoneal irritasyon bulgularının maskelenmesi tanıda gecikmeye ve komplikasyon oranlarında artışa yol açabilmektedir. Bu nedenle ileri yaş grubundaki hastalarda yüksek klinik şüphe ile hareket edilmesi hayati önem taşımaktadır.

Tanısal Yaklaşım ve Görüntüleme Yöntemleri

Akut kolesistit tanısı, klinik bulgular, laboratuvar parametreleri ve görüntüleme yöntemlerinin entegrasyonuyla konulmaktadır. Tokyo Kılavuzları (TG18/TG13) tanı kriterleri olarak lokal inflamasyon bulguları, sistemik inflamasyon bulguları ve görüntülemede karakteristik değişikliklerin bir arada değerlendirilmesini önermektedir.

Laboratuvar incelemeleri: Tam kan sayımında lökositoz ve sola kayma en sık rastlanan bulgulardır. C-reaktif protein yüksekliği inflamasyonun şiddetiyle korelasyon göstermektedir. Karaciğer fonksiyon testlerinde hafif yükselme görülebilmekle birlikte belirgin hiperbilirübinemi ve alkalen fosfataz yüksekliği koledokolitiazis veya Mirizzi sendromu gibi eşlik eden patolojileri düşündürmektedir. Serum amilaz ve lipaz düzeyleri akut pankreatiti dışlamak amacıyla değerlendirilmelidir.

Ultrasonografi: Akut kolesistit tanısında ilk tercih edilen görüntüleme yöntemidir. Safra kesesi duvar kalınlaşması (dört milimetreden fazla), perikolesistik sıvı, safra taşı veya çamur varlığı, sonografik Murphy belirtisi ve safra kesesinin hidropik distansiyonu ultrasonografik tanı kriterleri arasında yer almaktadır. Ultrasonografinin akut kolesistit tanısındaki duyarlılığı yüzde seksen ila yüzde doksan beş, özgüllüğü ise yüzde seksen ila yüzde doksan arasında bildirilmektedir.

Bilgisayarlı tomografi: Komplikasyonların değerlendirilmesinde ve ayırıcı tanıda ultrasonografiyi tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. Safra kesesi perforasyonu, perikolesistik apse, gangrenöz değişiklikler ve amfizematöz kolesistitte duvar içi gaz varlığı bilgisayarlı tomografi ile daha net saptanabilmektedir.

Hepatobiliyer sintigrafi (HIDA taraması): Tanıda en yüksek doğruluk oranına sahip yöntemdir. Teknesyum-99m işaretli iminodiasetik asit analoglarının intravenöz enjeksiyonunu takiben safra kesesinin görüntülenememesi duktus sistikus obstrüksiyonunu ve dolayısıyla akut kolesistiti desteklemektedir. Duyarlılık yüzde doksan ila yüzde doksan yedi, özgüllük ise yüzde yetmiş beş ila yüzde doksan arasındadır.

Manyetik rezonans kolanjiopankreatografi (MRCP): Safra yolu anatomisinin detaylı değerlendirilmesinde ve koledokolitiazis şüphesinde tercih edilen noninvaziv yöntemdir. Özellikle gebelerde radyasyon maruziyetinden kaçınılması gereken durumlarda alternatif görüntüleme modalitesi olarak önem taşımaktadır.

Akut Kolesistitte Şiddet Derecelendirmesi

Tokyo Kılavuzları, akut kolesistiti klinik seyir ve organ disfonksiyonu varlığına göre üç evrede sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırma tedavi stratejisinin belirlenmesinde kritik öneme sahiptir.

Grade I - Hafif akut kolesistit: Sağlıklı bireylerde gelişen, organ disfonksiyonunun eşlik etmediği ve safra kesesinde hafif inflamatuar değişikliklerle karakterize formdur. Bu evredeki hastalar genellikle erken laparoskopik kolesistektomiye uygundur ve prognoz oldukça iyidir.

Grade II - Orta şiddette akut kolesistit: Belirgin lokal inflamasyon bulgularının varlığıyla tanımlanmaktadır. Lökosit sayısının on sekiz binin üzerinde olması, sağ üst kadranda palpabl kitle, semptom süresinin yetmiş iki saati aşması ve gangrenöz veya amfizematöz kolesistit gibi belirgin lokal inflamasyon bulguları bu evreyi karakterize etmektedir. Deneyimli merkezlerde erken cerrahi uygulanabilmekle birlikte bazı vakalarda öncelikle perkütan kolesistostomi ile drenaj tercih edilebilmektedir.

Grade III - Ağır akut kolesistit: Kardiyovasküler, nörolojik, respiratuar, renal, hepatik veya hematolojik organ disfonksiyonunun eşlik ettiği en ciddi formdur. Bu evredeki hastalarda öncelikli yaklaşım organ destekleyici tedavi ve perkütan drenaj olup kolesistektomi stabilizasyon sağlandıktan sonra planlanmaktadır.

Acil Müdahale Prensipleri ve Tedavi Yaklaşımları

Akut kolesistit tanısı konulan hastalarda acil müdahale sürecinde multidisipliner bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. İlk değerlendirmede hemodinamik stabilizasyon, ağrı kontrolü, sıvı resüsitasyonu ve antibiyotik tedavisi öncelikli hedefler arasında yer almaktadır.

Sıvı resüsitasyonu: Hastaların büyük çoğunluğunda bulantı, kusma ve oral alım yetersizliğine bağlı dehidratasyon mevcuttur. İzotonik kristaloid solüsyonlar ile intravenöz sıvı replasmanı başlanmalı, elektrolit dengesizlikleri düzeltilmelidir. Hemodinamik monitörizasyon altında sıvı tedavisi titre edilmelidir.

Analjezi: Ağrı yönetiminde nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar ilk basamak tedavi olarak önerilmektedir. İndometasin ve diklofenak, prostaglandin sentezini inhibe ederek hem analjezik hem de antiinflamatuar etki sağlamaktadır. Opioid analjezikler şiddetli ağrıda kullanılabilmekle birlikte Oddi sfinkter basıncını artırma potansiyelleri nedeniyle dikkatli kullanılmalıdır. Meperidin, morfine kıyasla sfinkter basıncı üzerine daha az etkili olması nedeniyle tercih edilebilmektedir.

Antibiyotik tedavisi: Orta ve ağır şiddetteki akut kolesistitte ampirik antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Safra yolu enfeksiyonlarında en sık izole edilen mikroorganizmalar Escherichia coli, Klebsiella türleri, Enterococcus türleri ve anaerobik bakterilerdir. Piperasilin-tazobaktam, seftriakson ile metronidazol kombinasyonu veya karbapenemler ampirik tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Toplum kökenli enfeksiyonlarda ikinci kuşak sefalosporinler yeterli olabilmektedir.

Cerrahi tedavi - Laparoskopik kolesistektomi: Akut kolesistitin definitif tedavisi kolesistektomidir. Güncel kanıtlar, semptom başlangıcından itibaren ilk yetmiş iki saat içinde uygulanan erken laparoskopik kolesistektominin, geciktirilmiş cerrahiye kıyasla daha düşük morbidite, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha az toplam maliyet ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Laparoskopik yaklaşım, açık cerrahiye kıyasla daha az postoperatif ağrı, daha hızlı iyileşme ve daha iyi kozmetik sonuçlar sağlamaktadır.

Perkütan kolesistostomi: Cerrahi riski yüksek olan, ağır komorbiditesi bulunan veya Grade III akut kolesistitli hastalarda geçici bir köprüleme prosedürü olarak uygulanmaktadır. Ultrasonografi veya bilgisayarlı tomografi eşliğinde safra kesesine transhepatik veya transperitoneal yolla kateter yerleştirilerek dekompresyon sağlanmaktadır. Klinik stabilizasyon sonrasında interval kolesistektomi planlanmaktadır.

Komplikasyonlar ve Yönetimi

Akut kolesistitin komplikasyonları, erken müdahale edilmediğinde ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilmektedir. Bu komplikasyonların tanınması ve uygun yönetimi klinik sonuçların iyileştirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır.

  • Gangrenöz kolesistit: Safra kesesi duvarının transmural nekrozu ile karakterizedir. Tüm akut kolesistit vakalarının yüzde iki ila yüzde otuzunda gelişmekte olup ileri yaş, erkek cinsiyet, diabetes mellitus ve tanıda gecikme major risk faktörleridir. Gangrenöz kolesistit, perforasyon riskini belirgin şekilde artırmakta ve acil cerrahi müdahale gerektirmektedir.
  • Perforasyon: Safra kesesi duvarının bütünlüğünün bozulması sonucu gelişmektedir. Tip I perforasyon serbest perforasyonu ve jeneralize peritoniti, Tip II perforasyon perikolesistik apse oluşumunu, Tip III perforasyon ise komşu organlarla fistül gelişimini ifade etmektedir. Serbest perforasyon mortalite oranı yüzde otuzun üzerinde olup acil laparotomi gerektirmektedir.
  • Amfizematöz kolesistit: Safra kesesi duvarında gaz üreten anaerob bakterilerin (Clostridium perfringens, Escherichia coli) neden olduğu gaz birikimi ile karakterizedir. Diyabetik hastalarda beş ila on kat daha sık görülmekte ve yüksek mortalite oranıyla seyretmektedir. Bilgisayarlı tomografide duvar içi gaz varlığı tanısal değer taşımaktadır.
  • Perikolesistik apse: Perfore olmuş safra kesesinin omentum veya komşu organlar tarafından sınırlandırılması sonucu oluşmaktadır. Perkütan drenaj ve antibiyotik tedavisi ile yönetilebilmekte, definitif tedavi olarak kolesistektomi planlanmaktadır.
  • Kolesistoenterik fistül ve safra taşı ileusu: Kronik inflamasyona bağlı olarak safra kesesi ile duodenum, kolon veya mide arasında fistül gelişebilmektedir. Büyük safra taşlarının fistül yoluyla barsak lümenine geçmesi ve terminal ileum veya ileçekal valvde impakte olması safra taşı ileusuna yol açmaktadır. Bu durum mekanik barsak obstrüksiyonu tablosu ile prezente olmaktadır.
  • Mirizzi sendromu: Sistik kanal veya safra kesesi boynundaki impakte taşın ana safra kanalına dışarıdan bası yapması veya erozyon oluşturması sonucu gelişen obstrüktif sarılık tablosudur. Preoperatif tanısı güç olup ameliyat sırasında safra yolu yaralanması riskini artırmaktadır.

Özel Hasta Gruplarında Akut Kolesistit

Belirli hasta popülasyonlarında akut kolesistitin yönetimi standart yaklaşımlardan farklılık göstermekte ve özelleştirilmiş tedavi stratejileri gerektirmektedir.

Gebelikte akut kolesistit: Gebelik süresince safra taşı oluşum riski belirgin şekilde artmaktadır. Birinci ve üçüncü trimesterde cerrahi müdahale riskli kabul edilmekle birlikte, ikinci trimester güvenli cerrahi pencere olarak değerlendirilmektedir. Laparoskopik kolesistektomi gebelikte güvenle uygulanabilmekte ancak uterus boyutundaki artış nedeniyle trokar yerleşim noktalarının modifiye edilmesi gerekmektedir. Konservatif tedaviye yanıt vermeyen vakalarda trimesterden bağımsız olarak cerrahi müdahale planlanmalıdır. Görüntülemede ultrasonografi tercih edilmeli, iyonize radyasyondan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Yaşlı hastalarda akut kolesistit: Geriatrik popülasyonda akut kolesistit daha ağır seyirli olup komplikasyon ve mortalite oranları genç hastalara kıyasla belirgin şekilde yüksektir. Atipik prezentasyon, eşlik eden komorbiditelerin varlığı ve azalmış fizyolojik rezerv bu hasta grubunda tanı ve tedavide ek güçlükler yaratmaktadır. Cerrahi riskin yüksek olduğu durumlarda perkütan kolesistostomi tercih edilebilmektedir. Frailty indeksinin preoperatif değerlendirmede kullanılması cerrahi karar verme sürecine katkı sağlamaktadır.

İmmünsüprese hastalarda akut kolesistit: Organ transplantasyonu alıcıları, kemoterapi alan onkoloji hastaları ve HIV pozitif bireyler gibi immün sistemi baskılanmış hastalarda akut kolesistit daha agresif seyredebilmekte ve akalkülöz kolesistit oranı artmaktadır. Bu hasta grubunda oportunistik enfeksiyonlar (sitomegalovirüs, kriptosporidyum) etiyolojide rol oynayabilmektedir. Erken ve agresif tedavi yaklaşımı benimsenmelidir.

Akalkülöz kolesistit: Tüm akut kolesistit vakalarının yüzde beş ila yüzde onunu oluşturan bu form, genellikle yoğun bakım hastalarında, major cerrahi veya travma sonrasında, uzun süreli açlık durumlarında ve sepsis varlığında gelişmektedir. Patogenezde safra kesesi stazı, iskemi ve mikrovasküler tromboz ön plandadır. Mortalite oranı kalkülöz kolesistite kıyasla iki ila üç kat daha yüksektir. Perkütan kolesistostomi bu hasta grubunda ilk basamak tedavi olarak sıklıkla tercih edilmektedir.

Korunma Stratejileri ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Akut kolesistit gelişiminin önlenmesinde safra taşı oluşum riskini azaltmaya yönelik primer korunma stratejileri büyük önem taşımaktadır. Yaşam tarzı modifikasyonları bu stratejilerin temelini oluşturmaktadır.

  • Beslenme düzenlemesi: Yüksek lif içerikli, düşük doymuş yağ oranına sahip bir beslenme planı safra taşı riskini azaltmaktadır. Sebze, meyve, tam tahıllar ve baklagillerin yeterli tüketimi önerilmektedir. Rafine karbonhidratlar ve aşırı şeker tüketiminden kaçınılmalıdır. Düzenli öğün saatlerinin korunması safra kesesi motilitesinin fizyolojik ritmini sürdürmekte faydalıdır.
  • İdeal vücut ağırlığının korunması: Obesite safra taşı oluşumunun en önemli değiştirilebilir risk faktörüdür. Ancak hızlı ve kontrolsüz kilo kaybından kaçınılmalı, haftada yarım ila bir kilogram arası kademeli kilo verme hedeflenmelidir. Çok düşük kalorili diyetlerin safra taşı oluşumunu paradoks olarak artırdığı unutulmamalıdır.
  • Düzenli fiziksel aktivite: Haftada en az yüz elli dakika orta şiddette aerobik egzersiz safra taşı riskini yüzde yirmi ila yüzde otuz oranında azaltmaktadır. Fiziksel aktivite intestinal motiliteyi artırmakta, insülin direncini azaltmakta ve safra kesesi kontraktilitesini iyileştirmektedir.
  • Yeterli sıvı alımı: Günlük en az iki litre su tüketimi safranın dilüsyonunu sağlayarak taş oluşum riskini azaltmaktadır.
  • Kahve tüketimi: Epidemiyolojik çalışmalar, düzenli kafeinli kahve tüketiminin safra taşı riskini azaltabileceğini düşündürmektedir. Kafeinin safra kesesi kontraksiyonunu stimüle etmesi ve safra akışını artırması bu koruyucu etkinin olası mekanizmalarıdır.
  • Farmakolojik profilaksi: Bariatrik cerrahi planlanan veya hızlı kilo kaybı beklenen hastalarda ursodeoksikolik asit profilaksisi safra taşı oluşum riskini belirgin şekilde azaltmaktadır. Günde beş yüz ila altı yüz miligram dozda ursodeoksikolik asit, safradaki kolesterol satürasyonunu düşürerek taş oluşumunu engellemektedir.

Prognoz ve Uzun Dönem Sonuçlar

Akut kolesistitin prognozu, hastalığın şiddeti, eşlik eden komorbiditelerin varlığı, tanı ve tedavideki zamanlama ile doğrudan ilişkilidir. Komplike olmayan akut kolesistitte erken laparoskopik kolesistektomi sonrası mortalite oranı yüzde birden düşüktür. Bununla birlikte gangrenöz kolesistit, perforasyon ve sepsisle komplike vakalarda mortalite yüzde on ila yüzde otuz arasına yükselebilmektedir.

Kolesistektomi sonrası hastaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşmekte ve normal yaşantısına dönmektedir. Postkolesistektomi sendromu hastaların yüzde beş ila yüzde kırkında görülebilmekte olup karın ağrısı, dispepsi, diyare ve şişkinlik gibi semptomlarla karakterizedir. Bu semptomlar genellikle zamanla gerileme eğilimi göstermekte, ancak bir kısım hastada kalıcı olabilmektedir. Safra yolu yaralanması laparoskopik kolesistektominin en ciddi komplikasyonlarından biri olup insidansı yüzde sıfır nokta iki ila yüzde sıfır nokta beş arasında bildirilmektedir.

Cerrahi uygulanmayan ve konservatif tedaviyle taburcu edilen hastalarda ilk yıl içinde yüzde yirmi ila yüzde otuz oranında nüks gelişmektedir. Bu nedenle cerrahi kontrendikasyonu olmayan tüm hastalarda elektif kolesistektomi planlanması önerilmektedir. Perkütan kolesistostomi uygulanan hastalarda kateteri çekildikten sonra interval kolesistektomi genellikle altı ila sekiz hafta sonrasına planlanmaktadır.

Koru Hastanesi Acil Servis Yaklaşımı

Akut kolesistit, erken tanı ve uygun tedavi stratejisiyle başarıyla yönetilebilen bir acil cerrahi patolojidir. Hastalığın risk faktörlerinin bilinmesi, klinik bulguların doğru yorumlanması ve kanıta dayalı tedavi algoritmalarının uygulanması hasta sonuçlarını doğrudan iyileştirmektedir. Multidisipliner ekip yaklaşımı, ileri görüntüleme yöntemlerinin etkin kullanımı ve bireyselleştirilmiş tedavi planlaması akut kolesistit yönetiminin temel ilkelerini oluşturmaktadır. Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, akut kolesistit dahil tüm acil abdominal patolojilerde güncel kılavuzlar doğrultusunda, multidisipliner bir yaklaşımla hastalarımıza en hızlı ve en etkili tedavi hizmetini sunmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu