Yemek borusunun mideye açıldığı bölgede yer alan alt özofagus sfinkteri, yutulan lokmanın rahatça mideye geçmesini sağlayacak biçimde uygun zamanlarda gevşemek zorundadır. Akalazya adı verilen tabloda bu sfinkter gevşeme yeteneğini kaybeder ve yemek borusu gövdesinin ilerletici kasılmaları da ortadan kalkar. Sonuçta katı ve sıvı gıdalar özofagusun içinde birikir, hasta yutkunma güçlüğü, geri kaçış, göğüs ağrısı ve zaman içinde ciddi kilo kaybı yaşar. Heller miyotomisi olarak bilinen cerrahi girişim, sfinkter üzerindeki inatçı kasılmayı çözerek yemek borusundan mideye akışı yeniden mümkün kılan, günümüzde altın standart kabul edilen tedavi seçeneğidir. Genel Cerrahi kliniğinde bu ameliyat, laparoskopik yöntemle ve deneyimli özofagus cerrahisi ekibi tarafından yapılmakta, hem semptomların kalıcı biçimde geri çekilmesi hem de reflü gibi geç dönem sorunların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.
Akalazya Ameliyatı Hakkında Neler Bilinmelidir? Şikayetler, Teşhis Süreci ve Güncel Tedavi Teknikleri Nelerdir?
Akalazya, özofagusun motor işlevini bozan görece nadir ancak yaşam kalitesini belirgin biçimde düşüren bir hastalıktır. Alt özofagus sfinkterinin yutma sırasında yeterince gevşeyememesi ve yemek borusu gövdesinin ilerletici dalgalarını kaybetmesi ile karakterizedir. Uluslararası kılavuzlarda kabul edilen Chicago sınıflaması 4.0, hastalığı üç ayrı alt tipe ayırır. Tip 1 klasik akalazyayı, Tip 2 pan-özofageal basınç artışı ile seyreden formu, Tip 3 ise spastik akalazyayı tanımlar. Bu ayrım basit bir isimlendirme değildir; her alt tipin cerrahi yanıt oranı, tedaviye direnç profili ve komplikasyon eğilimi farklıdır ve bu nedenle tedavi kararı sınıflamaya göre bireyselleştirilir.
Hastalığın klinik yansıması genellikle sinsi başlar. Önce yumuşak ve iri lokmaların zor geçtiği hissi, ardından hem katı hem sıvı gıdalarda kendini gösteren yutma güçlüğü ortaya çıkar. Yenilenler yemek borusunun içinde biriktiği için bir süre sonra ağza geri gelme, gece uykudan boğularak uyanma, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve fark edilir düzeyde kilo kaybı tabloya eklenir. Göğüs kemiği arkasında sıkışma tarzı ağrı özellikle spastik alt tipte ön plandadır. Bu şikayetlerle başvuran hasta baryumlu özofagus grafisi, yüksek çözünürlüklü manometri ve üst sindirim endoskopisi ile ayrıntılı incelenir; benzer bulgu verebilen mide kanseri kaynaklı yalancı akalazya tabloları mutlaka dışlanır.
Tedavi yaklaşımında bugün en yaygın kullanılan iki yöntem, laparoskopik Heller miyotomisi ile birlikte kısmi fundoplikasyon ve peroral endoskopik miyotomidir. Pnömatik dilatasyon seçilmiş hastalarda etkili olabilir; botulinum toksin enjeksiyonu ise cerrahiye uygun olmayan yaşlı ve ek hastalık yükü fazla bireylerde geçici çözüm sağlar. İlaç tedavisinin yeri oldukça sınırlıdır. Hangi hastanın hangi yöntemden en yüksek yararı göreceğini belirleyebilmek için gastroenteroloji ve radyoloji birimleri ile eş zamanlı değerlendirme yaparak tedavi haritasını çizmek, akalazya yönetiminin en kritik adımıdır. Hastanın yaşı, ek hastalıkları, özofagusun genişlemişlik derecesi, sigmoid deformite bulunup bulunmaması ve manometrik alt tip birlikte değerlendirilir. Genç ve dinç bir hastada laparoskopik miyotomi ilk tercih olurken, ileri yaşta yüksek anestezi riski taşıyan bir bireyde pnömatik dilatasyon ya da botulinum toksin enjeksiyonu daha uygun olabilir. Bu bireysel yaklaşım, uzun dönemde hem şikayet kontrolü hem de yaşam kalitesi açısından belirleyicidir.
Akalazya Hastalığı Neden Oluşur? Şikayetleri ve Kaynakları Nelerdir?
Akalazyanın altında yatan temel mekanizma, özofagusun kas tabakasında yer alan sinir hücrelerinin, yani miyenterik pleksusun kademeli olarak azalması ve nitrik oksit salgılayan gevşetici liflerin işlev kaybına uğramasıdır. Sfinkterin kasılmasını dengeleyen gevşeme sinyali ortadan kalkınca alt özofagus sfinkteri sürekli gergin kalır, yemek borusu gövdesinin peristaltizmi bozulur ve zamanla yemek borusu genişleyerek kese benzeri bir görünüm alır. Bu sinir hasarının nedeni tam olarak aydınlatılamamış olsa da otoimmün mekanizmalar, geçirilmiş viral enfeksiyonlar ve genetik yatkınlığın rol oynadığı düşünülmektedir. Güney Amerika kaynaklı Chagas hastalığı da benzer bir tablo ortaya çıkarabilir.
Şikayetler hastalığın hangi aşamada yakalandığına göre değişir. Erken evrede yalnızca kuru lokmaları yutarken sıkışma hissi tanımlanırken, ilerleyen evrelerde sıvıların bile mideye geçemediği bir noktaya varılabilir. Yenen yemeğin saatler sonra ağza acımayan bir tat ile geri gelmesi klasik bulgudur; bu bulgunun reflüden ayrımı önemlidir çünkü akalazya kaynaklı geri kaçışta mide asidi bulunmaz. Uyku sırasında geri kaçan içeriğin soluk borusuna kaçması ile tekrarlayan bronşit ve zatürre atakları görülebilir. Gece öksürüğü, ses kısıklığı ve akciğer enfeksiyonu öyküsü olan bireylerde bu ihtimal akılda tutulmalıdır.
Kilo kaybı akalazyanın en tehlikeli sonuçlarından biridir. Hasta yemek yerken sıkışma yaşadığı için yemeklerden kaçınmaya başlar; günlük kalori alımı düşer ve altı aylık dönemde on kiloya varan zayıflama tabloya eklenebilir. Bu durum ileri yaşta beslenme yetersizliğine, kas kaybına ve bağışıklık zayıflığına yol açar. Göğüs kemiği arkasında zaman zaman ortaya çıkan sıkıştırıcı ağrı, kalp kaynaklı ağrılarla karıştırılabilir ve doğru tanının konması yıllar alabilir. Şikayetlerin başlangıcı ile tanı arasındaki sürenin ortalama beş yılı bulduğu göz önünde tutulduğunda, yutma güçlüğü şikayetinin ihmal edilmemesi gerekliliği açıkça ortaya çıkar. Hastalar bu süreçte psikolojik olarak da yıpranır; sosyal ortamlarda yemek yiyememe, restoran ortamlarında geri kaçış korkusu ve sürekli boğulma endişesi kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiler. Erken tanı, hem fiziksel hem ruhsal yıpranmanın önüne geçilmesi açısından belirleyicidir.
Akalazya Teşhisi Hangi Adımlarla Konur? Hangi Tetkikler Kullanılır?
Akalazya tanısı üç temel tetkikin birbirini tamamladığı bir sıraya dayanır. İlk basamak, ayrıntılı hikaye ve fizik muayenedir. Hastanın disfaji tarifi, kilo kaybı hızı, gece geri kaçış öyküsü ve göğüs ağrısının özelliği tanıya önemli ipuçları verir. Ardından baryumlu özofagus grafisi çekilir. Bu incelemede yemek borusunun genişlediği, alt uca doğru daralarak klasik kuş gagası görünümü aldığı ve baryumun mideye geçişinin belirgin biçimde geciktiği izlenir. Grafide özofagus gövdesinin peristaltizminin kaybolduğu, baryumun sallantılı ve etkisiz kasılmalarla ileri gitmeye çalıştığı da fark edilir.
Tanının kesinleşmesini sağlayan altın standart tetkik ise yüksek çözünürlüklü özofagus manometrisidir. Burunu geçilerek yerleştirilen ince bir kateter ile yemek borusu boyunca basınç ölçümleri yapılır. Yutma sırasında alt özofagus sfinkterinin bütünleşik gevşeme basıncı, yani IRP değeri değerlendirilir; genellikle on beş milimetre civanın üzerindeki değerler akalazya lehine yorumlanır. Manometri aynı zamanda hastalığın Tip 1, Tip 2 ya da Tip 3 olduğunu ortaya koyar. Bu ayrım tedavi seçiminde belirleyicidir çünkü spastik akalazya olarak bilinen Tip 3 formda peroral endoskopik miyotomi genellikle daha uzun miyotomi imkanı sunması nedeniyle öne çıkar.
Tanı sürecinin üçüncü ayağı üst sindirim endoskopisidir. Bu tetkikin amacı yalnızca akalazyayı doğrulamak değil, aynı zamanda yemek borusu ve mide birleşim yerinde yerleşen bir tümörün akalazya benzeri bulgu verebileceği yalancı akalazya tablosunu dışlamaktır. Endoskopi ile yemek borusu içinde biriken artıklar temizlenir, mukoza ayrıntılı incelenir ve şüpheli görülen alanlardan biyopsi alınır. Bazı olgularda tanıyı desteklemek için endoskopik ultrason ya da bilgisayarlı tomografiden yararlanılır. Tüm bu bulgular bir araya getirildiğinde hastanın hangi tedaviden en yüksek yararı göreceği net biçimde ortaya konulabilir.
Akalazya Cerrahisinde Hangi Tedaviler Uygulanır? (Heller Miyotomi ve POEM Nedir?)
Akalazya cerrahisinin temeli, gevşemeyen alt özofagus sfinkterinin kas tabakasının kontrollü biçimde kesilerek sindirim yolunun açılmasıdır. Heller miyotomisi, adını yöntemi ilk tanımlayan Alman cerrahtan alır ve günümüzde neredeyse tamamen laparoskopik yolla, yani karın duvarına açılan dört ile beş küçük delikten yapılır. Cerrah ters Trendelenburg pozisyonundaki hastada diyafram bacaklarını ortaya çıkarır, mide özofagus birleşim yerini ayırır ve yemek borusu ön yüzündeki uzunlamasına ve dairesel kas tabakalarını sırayla keser. Miyotomi genellikle yemek borusunun beş ile altı santimetrelik kısmını ve mide üst ucunun iki ile üç santimetresini kapsar. Böylece basınç odağı hem üstten hem alttan açılmış olur.
Miyotomi tamamlandığında mukoza tabakası açıkta kalır. Bu ince tabaka kesilir ya da zedelenirse yemek borusundan mide içeriğinin karına sızması söz konusu olur. Bu nedenle işlem sırasında eş zamanlı endoskopi ile miyotomi hattı gözlenir ve mukozanın sağlam olduğu kontrol edilir. Miyotominin ardından, sfinkterin aşırı gevşemesi sonucu ortaya çıkabilecek reflü kaçışını önlemek amacıyla kısmi fundoplikasyon uygulanır. Bu amaçla mide fundusu, ya ön yüze getirilerek Dor tekniği ile yüz seksen derecelik bir manşet oluşturulur ya da arka yüze taşınarak Toupet tekniği ile iki yüz yetmiş derecelik daha geniş bir sarma yapılır. Bu iki yaklaşımın uzun dönem sonuçları benzerdir ve tercih cerrahın deneyimine göre değişir.
Peroral endoskopik miyotomi olarak bilinen POEM tekniği ise ağız yoluyla uygulanan ve karına hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir yöntemdir. İlk kez 2010 yılında Japon endoskopist Inoue tarafından tanımlanan bu teknikte yemek borusu iç yüzünde küçük bir açıklık yapılır, mukoza altında bir tünel oluşturulur ve bu tünel içinden özofagusun içteki dairesel kas tabakası aşağı doğru kesilir. Miyotominin uzunluğu istenildiği kadar arttırılabildiği için Tip 3 spastik akalazyada tercih edilir. POEM sonrası fundoplikasyon yapılamadığı için reflü sıklığı yüzde otuz ile elli arasında bildirilmiştir. Werner ve arkadaşlarının 2019 yılında yayımlanan randomize kontrollü çalışması iki yöntemin klinik başarı oranının benzer olduğunu, POEM sonrası reflüsünün daha sık ancak iyileşme süresinin daha kısa olduğunu ortaya koymuştur.
Akalazya Operasyonunun Aşamaları Nelerdir ve İyileşme Ne Kadar Sürer?
Ameliyat gününde hastadan sekiz saatlik açlık istenir ve genel anestezi altında endotrakeal entübasyonun ardından hasta ters Trendelenburg pozisyonuna alınır. Karın duvarına, biri kamera için olmak üzere dört ya da beş adet küçük delik açılır. Karın içi karbondioksit ile şişirilerek çalışma alanı yaratılır. Cerrahi ekip ilk olarak karaciğerin sol lobunu askıya alır, mide özofagus bileşkesini ortaya çıkarır ve alt özofagusu tanımlar. Diyafram bacakları arasındaki hiatal alan dikkatlice diseke edilir, vagus siniri gövdeleri korunur ve miyotomi hattı belirlenir.
İkinci aşama, kas kesisidir. Yemek borusu ön yüzünde uzunlamasına bir hat boyunca önce uzunlamasına sonra dairesel kas lifleri, mukozayı zedelemeden ayrılır. Bu evrede ince disektör ve düşük enerjili koter kullanımı büyük önem taşır. Kesinin uzunluğu proksimalde beş ile altı santimetre, distalde ise mide üst ucunda iki ile üç santimetre olacak biçimde ayarlanır. İntraoperatif endoskopi ile mukozanın bütünlüğü gözlenir; şüpheli bir alan varsa metilen mavisi ile hava testi yapılarak kaçak dışlanır. Kanama tamamen kontrol edildikten sonra kısmi fundoplikasyon uygulanır ve trokarlar çıkarılarak kesiler kapatılır. Toplam süre doksan dakika ile üç saat arasında değişir.
Ameliyat sonrasında hasta bir gece boyunca yakın gözlem altında tutulur. Ertesi gün baryumlu ya da suda çözünen kontrastlı bir yutma grafisi çekilerek geçişin serbestleştiği ve kaçak olmadığı doğrulanır. Bu tetkik güvenli sonuç verirse berrak sıvılara başlanır, ardından yumuşak diyet tanımlanır. Hasta genellikle bir ile üç gün içinde taburcu edilir. İlk iki hafta boyunca sıvı ağırlıklı ve yumuşak beslenme sürdürülür, üçüncü haftadan itibaren kademeli olarak yumuşak katı gıdalara ve altıncı haftaya kadar normal kıvamlı yemeklere geçilir. Ağır spor ve yük kaldırma ilk dört hafta kısıtlanır; ofis çalışanları çoğunlukla on gün içinde işine döner. Trokar yerlerine yapıştırılan cilt bantları beş ile yedi gün içinde kendiliğinden düşer, dikişin alınmasına genellikle gerek olmaz. Duş almaya ikinci günden sonra izin verilir ancak küvet, deniz ya da havuz gibi uzun süreli su temasından ilk üç hafta boyunca kaçınılmalıdır. Ağrı kesici gereksinimi genellikle beşinci günden sonra ortadan kalkar ve hasta yalnızca protonpompa inhibitörü ile bir süre daha izlenir.
Akalazya Ameliyatı Sonrası Beslenme Nasıl Olmalı ve Katı Gıdalara Ne Zaman Geçilir?
Ameliyat sonrası beslenme, hem miyotomi hattının güvenle iyileşmesi hem de fundoplikasyon manşetinin oturması açısından titizlikle planlanır. İlk günün akşamı hasta genellikle yalnızca serbest su, açık çay ve süzülmüş meyve suyu gibi berrak sıvılara başlar. İkinci gün süt, sulandırılmış yoğurt, tereyağsız ve topaksız çorbalar, hafif komposto suları eklenir. Bu aşamada amaç mide üzerine baskı bindirmemek ve gaz oluşumunu tetikleyecek gıdalardan kaçınmaktır. Karbonatlı içecekler, çok sıcak veya çok soğuk sıvılar bu evrede önerilmez.
İkinci haftadan itibaren yumuşak yarı katı gıdalar diyete eklenir. Yoğurt, muhallebi, pürelenmiş sebze, iyi pişmiş makarna, taze peynir, haşlanmış patates püresi ve iyi ezilmiş tavuk parçaları tercih edilir. Bu dönemde lokmalar mutlaka küçük tutulmalı, her lokma en az yirmi kez çiğnenmeli ve yemek arasında sıvı alımı sınırlandırılmalıdır. Fundoplikasyon manşetinin ilk haftalarda ödemli olması nedeniyle katı gıdaların sıkışma hissi vermesi olağandır ve zamanla azalır. Hasta yemeklerini yatarak değil oturarak yemeli, son öğünü yatmadan en az üç saat önce bitirmelidir.
Dördüncü haftadan itibaren normal kıvamlı gıdalara kademeli geçiş başlar. Kırmızı et, ekmek, çiğ sebze ve kabuklu meyveler bu sırada dikkatle denenir. Ekmek özellikle ilk aylarda özofagus içinde yumak yapabildiği için iyice ıslatılmış ve küçük parçalar halinde tüketilmelidir. Baklagiller, gazlı içecekler ve çok baharatlı yiyecekler ilk üç ay içinde tercih edilmez. Altıncı aya gelindiğinde hastaların büyük bölümü herhangi bir kısıtlama olmadan yemek yiyebilir hale gelir. Ancak yavaş ve düzenli beslenme alışkanlığı, iyi çiğneme ve öğün sonrası dik pozisyonda kalma, akalazya cerrahisi geçirmiş her bireye ömür boyu önerilir. Diyetisyen desteği bu süreçte önemli bir yardımcıdır; protein ağırlıklı ve yüksek kalorili küçük öğünler ile ameliyat öncesinde yaşanan kilo kaybının geri kazanılması hedeflenir. Alkol ve sigaranın miyotomi hattının iyileşmesini geciktirdiği, ayrıca alkolün alt özofagus basıncını daha da düşürerek reflüyü kolaylaştırdığı unutulmamalıdır. Kahve, çikolata, nane ve baharatlı gıdalar da benzer biçimde sfinkter üzerindeki basıncı azalttığından ilk üç ayda tüketilmemesi tercih edilir.
Akalazya Ameliyatının Nüks Etme İhtimali Var mıdır ve Kalıcı Bir Çözüm Sunar mı?
Heller miyotomisi teknik olarak doğru uygulandığında son derece kalıcı bir çözüm sunar. Yayımlanan uzun dönem serilere göre ameliyat sonrasında hastaların yüzde seksen beşi ile yüzde doksan beşi arasındaki bir bölümü on yıl sonrasında bile belirgin bir yutma güçlüğü yaşamamaktadır. Ancak akalazya, sinirsel bir hastalık olduğu için altta yatan sinir kaybı geri döndürülemez. Cerrahi yalnızca bu sinir kaybının yol açtığı sfinkter tıkanıklığını açar; hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle şikayetlerin yıllar içinde farklı bir düzeyde tekrarlaması ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Şikayetlerin tekrarlaması iki farklı mekanizma ile olur. Birincisi, miyotominin başlangıçta yeterince aşağı uzatılmamış olmasıdır. Mide üst ucuna doğru en az iki santimetrelik kesi yapılmadığında sfinkter tam açılmaz ve hasta bir süre sonra yeniden sıkışma hisseder. Bu durumda tamamlayıcı miyotomi ya da peroral endoskopik miyotomi ile ek genişletme yapılabilir. İkinci mekanizma ise fundoplikasyon manşetinin fazla sıkı yerleşmesi ya da yıllar içinde kayarak yeni bir tıkanıklık oluşturmasıdır. Kontrol muayenesinde bu iki olasılık ayırt edilerek uygun tedavi seçilir. Nüks olgularının çoğunda ikinci girişim yine laparoskopik ya da endoskopik yolla yapılabilir; nadiren açık cerrahiye ihtiyaç duyulur.
Kalıcı bir başka konu ise reflüdür. Miyotomi sfinkter basıncını düşürdüğü için mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı doğal olarak kolaylaşır. Fundoplikasyonun eklenmesi bu riski büyük ölçüde azaltır, ancak yine de hastaların yüzde on ile yirmisinde uzun dönem reflü şikayeti ortaya çıkabilir. Uzun süreli asit maruziyeti Barrett özofagusu ve nadir olarak yemek borusu kanseri gelişimini kolaylaştırabildiği için ameliyat olan her hastanın yıllık kontrol ve iki ila üç yıllık aralıklarla endoskopik takip programına alınması önerilir. Bu takip programı, hem nüksün erken tespitini hem de olası mukozal değişikliklerin zamanında yakalanmasını sağlar.
Akalazya Ameliyatı Olmayanları Ne Gibi Komplikasyonlar Bekler ve Cerrahi Dışı Alternatifler Nelerdir?
Akalazya, tedavi edilmediğinde ilerleyici seyir izleyen bir hastalıktır. Yemek borusunda biriken artıklar zamanla mukozada inflamasyon, ülserleşme ve fibrozis yaratır. Yıllar içinde özofagus gövdesi kese benzeri, tıbbi terimle sigmoid görünüm alabilir ve bu evrede miyotominin başarı oranı belirgin biçimde düşer. Sürekli geri kaçan içeriğin soluk yoluna kaçması, tekrarlayan zatürre, akciğer apsesi ve nadiren solunum yetmezliği gibi ciddi tablolara yol açar. Uzun süreli kronik iltihap zemininde özofagus skuamöz hücreli kanseri riskinin normal popülasyona göre yaklaşık on beş kat arttığı bilinmektedir. Bu nedenle akalazya tanısı alan bireyin uzun süre tedavisiz bırakılmaması gerekir.
Cerrahi seçeneği kabul etmeyen ya da genel durumu nedeniyle ameliyata uygun olmayan hastalarda pnömatik dilatasyon en yaygın alternatiftir. Endoskopi eşliğinde alt özofagus sfinkterine yerleştirilen özel bir balon, otuz ile kırk milimetreye kadar şişirilerek sfinkter kasları kontrollü biçimde yırtılır. İşlemin başarı oranı yüzde altmış ile seksen arasında bildirilir; ancak beş yıllık takipte hastaların yaklaşık yarısında tekrar dilatasyon ihtiyacı doğar. Balon dilatasyonun en ciddi komplikasyonu perforasyondur ve olguların yüzde iki ile beşinde görülür. Perforasyon gelişen olgularda acil cerrahi girişim şart olur; bu durum ileri deneyim gerektirdiği için işlem yalnızca donanımlı merkezlerde yapılmalıdır.
Botulinum toksin enjeksiyonu ileri yaşlı, kalp ya da akciğer sorunları nedeniyle cerrahiye uygun olmayan hastalarda kısa süreli rahatlama sağlar. Enjeksiyondan sonra üç ile altı ay içinde etkinin azaldığı bilinir ve tekrarlayan dozların cerrahi başarıyı olumsuz etkileyebileceği belirtilir. İlaç tedavisi olarak nitratlar ve kalsiyum kanal blokerleri denenmiş olsa da yan etki profili ve zayıf etkinlik nedeniyle günümüzde ancak tamamlayıcı seçenek olarak yer bulur. Uluslararası Yemek Borusu Hastalıkları Derneği, Amerikan Gastroenteroloji Koleji, SAGES ve Avrupa Gastrointestinal Endoskopi Derneği kılavuzları, cerrahiye uygun her hastada Heller miyotomisi ya da peroral endoskopik miyotomiyi tercih etmektedir.
Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hekim muayenesi, kişiye özel tanı ya da tedavinin yerine geçmez. Yutma güçlüğü, geri kaçış, göğüs ağrısı ya da açıklanamayan kilo kaybı gibi şikayetleri bulunan bireylerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak değerlendirilmesi gerekir. Tedavi kararı, hastanın klinik bulguları, radyolojik ve manometrik incelemeleri ile eşlik eden hastalıkları göz önünde bulundurularak deneyimli bir ekip tarafından bireysel olarak verilmelidir.
Akalazya tanısı almış ya da inatçı yutma güçlüğü, geri kaçış ve kilo kaybı şikayetleri nedeniyle değerlendirilmek isteyen bireyler, kapsamlı tanı ve tedavi süreci için Genel Cerrahi kliniğinden randevu alabilir. Genel Cerrahi ekibi, ileri özofagus cerrahisi deneyimi, güncel laparoskopik altyapısı, eş zamanlı endoskopi imkanı ve gastroenteroloji birimi ile yürüttüğü ortak takip programı sayesinde her hastaya en uygun tedavi planını sunmayı hedefler.