Ağız tabanı kanseri, dil altındaki mukozal bölgeden (sublingual bölge) köken alan malign tümörlerin genel adıdır. Oral kavite kanserlerinin yaklaşık %10-15'ini oluşturmakta olup dil kanserinden sonra ikinci en sık görülen oral kavite kanseridir. Histopatolojik olarak vakaların %90-95'i skuamöz hücreli karsinom tipinde olup geri kalan vakalarda minör tükürük bezi kaynaklı tümörler (mukoepidermoid karsinom, adenoid kistik karsinom) görülmektedir.
Dünya genelinde ağız tabanı kanseri insidansı 100.000 kişide yaklaşık 1-3 arasında değişmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla 3-4 kat daha sık görülür. En yüksek insidans 55-75 yaş aralığında gözlenmekte olup son dekadda HPV ilişkili vakalardaki artışa paralel olarak 40-55 yaş grubunda da belirgin bir yükselme dikkat çekmektedir. Türkiye'de ağız tabanı kanseri, tüm ağız kanseri vakalarının yaklaşık %10-12'sini oluşturmaktadır.
Ağız tabanı, anatomik olarak zengin vasküler ve lenfatik ağa sahip bir bölgedir. Sublingual alan dil ventral yüzeyi ile mandibula lingüal yüzeyi arasında yer alır ve sublingual tükürük bezleri, Wharton kanalı (submandibüler bez kanalı), lingual sinir ve lingual arter gibi önemli yapıları barındırır. Bu anatomik özellikler nedeniyle ağız tabanı kanserleri erken dönemde komşu yapılara yayılma eğilimi gösterir. Tümörler dil kökü, alt çene periostuna, sublingual tükürük bezlerine ve genioglosus kasına kolaylıkla invaze olabilir. Bu durum ağız tabanı kanserinin prognozunun diğer oral kavite kanserlerine kıyasla daha kötü olmasının temel nedenidir.
Moleküler düzeyde ağız tabanı kanserinde TP53 mutasyonu (%60-70), CDKN2A (p16) homozigot delesyonu, EGFR aşırı ekspresyonu (%80-90), siklin D1 amplifikasyonu ve NOTCH1 mutasyonları en sık gözlenen genetik değişikliklerdir. HPV pozitif vakalarda p16 overekspresyonu karakteristik olup bu vakaların prognozu HPV negatif tümörlere göre daha iyidir. Genel olarak ağız tabanı kanserinde 5 yıllık sağkalım oranı evre I'de %70-80, evre II'de %55-65, evre III'te %35-45 ve evre IV'te %15-25 düzeyindedir.
Ağız Tabanı Kanserinin Nedenleri ve Risk Faktörleri
Ağız tabanı kanseri çok faktörlü bir etyolojiye sahip olup çevresel karsinojenlere maruziyet, yaşam tarzı faktörleri ve genetik yatkınlık birlikte rol oynar.
Tütün Kullanımı
Sigara içimi ağız tabanı kanseri için en güçlü bağımsız risk faktörüdür. Tütün dumanındaki karsinojenlerin tükürükle karışarak ağız tabanında birikmesi bu bölgenin özellikle yüksek riske sahip olmasını açıklar. "Tükürük havuzu" etkisi olarak adlandırılan bu fenomende, çözünmüş karsinojenler yerçekimi etkisiyle ağız tabanında yoğunlaşır. Günde 20 adetten fazla sigara içenlerde risk 7-10 kat artmaktadır. Pipo ve puro kullanımı da benzer risk artışı oluşturur. Sigara bırakıldıktan sonra riskin normal düzeye inmesi 10-15 yıl sürebilmektedir.
Alkol Tüketimi
Kronik ve aşırı alkol tüketimi ağız tabanı kanseri riskini tek başına 3-5 kat artırır. Alkol, oral mukozanın geçirgenliğini artırarak karsinojenlerin doku penetrasyonunu kolaylaştırır. Asetaldehit doğrudan DNA hasarı oluşturur ve folat metabolizmasını bozarak epigenetik değişikliklere yol açar. Tütün ve alkolün birlikte kullanımında risk sinerjistik olarak 15-30 kata kadar yükselebilir. Ağız tabanı, tükürük havuzu etkisi nedeniyle bu sinerjistik etkiden en çok etkilenen oral bölgedir.
HPV Enfeksiyonu
HPV tip 16, ağız tabanı kanserlerinin %20-30'unda tespit edilmektedir. HPV pozitif tümörler genellikle daha genç, tütün kullanmayan hastalarda görülür ve daha iyi prognoza sahiptir. Viral E6 onkoproteini p53'ü, E7 onkoproteini ise pRb'yi degrade ederek hücre döngüsü kontrolünü bozar. HPV pozitif tümörlerde p16 immünohistokimyasal overekspresyonu tanısal bir belirteç olarak kullanılır.
Diğer Risk Faktörleri
- Kötü ağız hijyeni: Kronik periodontal hastalık, diş taşı birikimi ve kötü protez hijyeni oral mikrobiyomda değişiklik oluşturarak karsinogeneze katkıda bulunur.
- Beslenme yetersizlikleri: A, C, E vitaminleri, folik asit, demir, çinko ve selenyum eksiklikleri mukozal savunma mekanizmalarını zayıflatır. Plummer-Vinson sendromunda (demir eksikliği, disfaji, özofageal web) oral kavite kanser riski artmıştır.
- İmmünosüpresyon: Organ nakli sonrası immünosüpresif tedavi alan hastalar, HIV/AIDS hastaları ve kronik immünosüpresif ilaç kullanan bireyler yüksek risk taşır.
- Genetik yatkınlık: Ailede baş-boyun kanseri öyküsü riski 2-3 kat artırır. Fanconi anemisi olan hastalarda oral kavite kanser riski 500-700 kat artmıştır.
- Mesleki maruziyetler: Asbest, nikel bileşikleri, formaldehit ve ahşap tozuna kronik maruziyet oral kavite kanser riskini artırabilir.
- Gastroözofageal reflü: Kronik asit reflüsünün oral mukozaya etkisi araştırılmakta olup potansiyel bir risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.
Ağız Tabanı Kanserinin Belirtileri
Ağız tabanı kanseri erken evrede sıklıkla asemptomatik seyretmekte veya hafif semptomlarla kendini göstermektedir. Bu durum tanı gecikmelerinin en önemli nedenidir.
Erken Dönem Belirtileri
- Dil altında ağrısız kitle veya şişlik: En sık başvuru nedenidir. Palpasyonda sert, fikse veya yarı hareketli kitle olarak değerlendirilir.
- Ağız tabanında ülserasyon: 3 haftayı aşan, iyileşmeyen, kenarları kabarık ve düzensiz ülserler malignite açısından şüphelidir.
- Renk değişikliği: Dil altı bölgede beyaz (lökoplaki), kırmızı (eritroplaki) veya eritrolökoplakik mukozal değişiklikler premalign veya erken malign lezyonları düşündürür.
- Tükürük değişiklikleri: Wharton kanalının tümör tarafından obstrüksiyonu veya kompresyonuna bağlı tükürük akışında azalma veya tek taraflı submandibüler bez şişliği görülebilir.
- Hafif ağrı veya rahatsızlık hissi: Yemek yerken veya konuşurken dil altında lokalize rahatsızlık hissi erken dönemde görülebilir.
İleri Dönem Belirtileri
- Şiddetli ağrı: Tümörün lingual sinire invazyonuyla dil ve ağız tabanında şiddetli, sürekli ağrı gelişir. Ağrı kulağa yayılabilir (referred otalji).
- Dil hareketlerinde kısıtlanma: Genioglosus, hyoglosus veya stiloglosus kaslarına invazyon dil mobilitesini azaltır. Konuşma bozukluğu (dizartri) ve yutma güçlüğü (disfaji) gelişir.
- Dilde uyuşukluk: Lingual sinir tutulumu dil yarısında his kaybı ve tat almada azalmaya neden olur.
- Kanama: Lingual arterin tümör tarafından erozyonu ciddi, bazen hayatı tehdit edici kanamalara yol açabilir.
- Boyunda kitle: Submandibüler (Level I) ve üst jugüler (Level II) lenf nodu metastazlarına bağlı boyunda palpe edilen sert, fikse kitleler. Ağız tabanı kanserinde ilk tanıda lenf nodu metastazı oranı %30-45 gibi yüksek bir düzeydedir.
- Mandibula tutulumu: Tümörün mandibula periostuna ve ardından kemiğe invazyonu alt dudakta uyuşukluk (inferior alveolar sinir tutulumu), dişlerde mobilite ve patolojik kırıklara neden olabilir.
- Foetor oris ve tükürük değişiklikleri: Nekrotik tümör dokusuna bağlı belirgin kötü ağız kokusu, kanlı tükürük ve sürekli ağızda metalik tat hissi eşlik edebilir.
- Kilo kaybı: Beslenme güçlüğü ve tümörün katabolik etkisine bağlı istemsiz kilo kaybı ileri evre hastalığın göstergesidir.
Ağız Tabanı Kanserinde Tanı Yöntemleri
Klinik Muayene
Detaylı anamnez ve fizik muayene tanı sürecinin temelini oluşturur. Ağız tabanının inspeksiyonu dil kaldırılarak yapılır. Bimanüel palpasyon (bir parmak ağız tabanında, diğer el submandibüler bölgede) ile lezyonun boyutu, derinliği ve submandibüler bölgeye yayılımı değerlendirilir. Dil mobilitesi, ağız tabanının yumuşaklığı/sertliği ve Wharton kanalı orifisinin durumu kontrol edilir. Sistematik boyun muayenesinde tüm lenf nodu istasyonları palpe edilir.
Biyopsi
Kesin tanı histopatolojik doğrulama ile konur. İnsiziyonel biyopsi lezyonun en şüpheli alanından (eritroplakik, endüre bölge) alınır. Ağız tabanının zengin vasküler yapısı nedeniyle biyopsi sırasında kanama kontrolüne dikkat edilmelidir. Sublingual alan lezyonlarında lingual arter yaralanma riski göz önünde bulundurulmalıdır. Histopatolojik raporda tümörün tipi, diferansiasyon derecesi, invazyon derinliği (DOI), perinöral invazyon, lenfovasküler invazyon ve cerrahi sınır durumu belirtilir.
Görüntüleme Yöntemleri
- Kontrastlı MRG: Ağız tabanı kanserinde yumuşak doku yayılımının değerlendirilmesinde ilk tercih görüntüleme yöntemidir. Dil kökü invazyonu, genioglosus kası tutulumu, sublingual alan yayılımı ve mandibula medüller invazyonu MRG ile yüksek doğrulukla tespit edilir. T1 ağırlıklı sekanslarda hipointens, T2 ağırlıklı sekanslarda hiperintens sinyal karakteristiği gösterir.
- Kontrastlı BT: Mandibula kortikal kemik invazyonunun değerlendirilmesinde MRG'ye üstündür. Servikal lenf nodu metastazlarının tespitinde de yüksek sensitiviteye sahiptir. Dental artefaktlar sublingual bölge değerlendirmesini kısıtlayabilir.
- PET-BT: Evreleme, uzak metastaz taraması, tedavi yanıtı değerlendirmesi ve nüks tespitinde kullanılır.
- Ultrasonografi: Yüzeyel lezyonlarda tümör kalınlığının ölçümünde ve servikal lenf nodlarının değerlendirilmesinde yardımcıdır. USG eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi şüpheli lenf nodlarının histolojik doğrulamasında kullanılır.
Laboratuvar Tetkikleri
- Tam kan sayımı: Hemoglobin düzeyi (<10 g/dL malnütrisyon ve kronik hastalık anemisi düşündürür), lökosit ve trombosit sayısı değerlendirilir.
- Kapsamlı metabolik panel: Karaciğer fonksiyonları (ALT, AST, ALP, GGT, bilirubin), böbrek fonksiyonları (BUN, kreatinin, GFR), elektrolit düzeyleri ve albumin (beslenme durumu göstergesi) kemoterapi planlaması için değerlendirilir.
- SCC antijeni: Normal değeri <1.5 ng/mL. Skuamöz hücreli karsinomda yükselebilir, tedavi izleminde faydalıdır.
- HPV testleri: p16 immünohistokimya (overekspresyon pozitif) ve HPV DNA PCR ile viral etyoloji araştırılır. HPV pozitifliği prognostik ve terapötik öneme sahiptir.
- Koagülasyon testleri: PT, aPTT ve INR cerrahi planlama için değerlendirilir.
Ayırıcı Tanı
Ağız tabanı kanseri, bu bölgede görülebilen birçok benign ve malign patoloji ile ayırt edilmelidir:
- Ranula: Sublingual tükürük bezinin retansiyon kisti olup mavi-saydam, fluktuan, ağrısız bir kitle şeklinde prezente olur. Basit ranula ağız tabanına sınırlı iken plonjan ranula mylohyoid kası aşarak submandibüler bölgeye uzanır. Aspirasyonda müsinöz sıvı elde edilir.
- Submandibüler tükürük bezi taşı (sialolitiazis): Wharton kanalında taş oluşumu yemek sırasında şişlik ve ağrı (meal-related swelling) ile karakterizedir. Ağız tabanında palpe edilen sert yapı ve bimanüel palpasyonda submandibüler bezde şişlik tipiktir. Ağız tabanı radyografisi veya BT ile taş görüntülenebilir.
- Dermoid/epidermoid kist: Ağız tabanının orta hattında, yavaş büyüyen, düzgün yüzeyli, hamur kıvamında kitle olarak prezente olur. MRG'de yağ içeriğine bağlı karakteristik sinyal özellikleri gösterir.
- Sublingual tükürük bezi tümörleri: Pleomorfik adenom, mukoepidermoid karsinom veya adenoid kistik karsinom ağız tabanında submukozal, düzgün yüzeyli, sert kitle şeklinde görülebilir. Biyopsi ile ayırıcı tanı yapılır.
- Lingual tiroid: Ektopik tiroid dokusu dil kökü veya ağız tabanında kitle oluşturabilir. Tiroid sintigrafisi ile tanı konur.
- Oral tüberküloz: Ağız tabanında kronik, ağrılı, düzensiz sınırlı ülserler oluşturabilir. ARB boyama, kültür ve PCR ile tanı doğrulanır.
- Vasküler malformasyonlar: Hemanjiom veya lenfanjiom ağız tabanında kitle şeklinde görülebilir. Kompresyonla solma (hemanjiom) veya transillüminasyon pozitifliği (lenfanjiom) ayırt edici bulgulardır.
Ağız Tabanı Kanserinde Tedavi
Tedavi multidisipliner bir ekip tarafından tümör evresi, anatomik yerleşimi, hastanın fonksiyonel gereksinimleri ve genel sağlık durumu değerlendirilerek planlanır.
Cerrahi Tedavi
Cerrahi rezeksiyon ağız tabanı kanserinin primer tedavisidir. Transoral yaklaşım (ağız yoluyla) T1-T2 tümörler için genellikle yeterlidir. T3-T4 tümörlerde mandibulotomi (lip-split mandibulotomi) ile geniş cerrahi alan sağlanabilir. Tümör en az 1-1.5 cm sağlam cerrahi sınırla çıkarılır.
Mandibula invazyonu durumuna göre marjinal mandibulektomi (tümörün kemiğe yüzeyel invazyonunda, mandibula devamlılığı korunur) veya segmental mandibulektomi (mandibula devamlılığının bozulduğu geniş rezeksiyon) uygulanır. Mandibula rekonstrüksiyonunda fibula serbest flebi altın standarttır; hem kemik hem yumuşak doku defektinin eş zamanlı onarımına olanak tanır.
Ağız tabanı defektlerinin onarımında radial önkol serbest flebi ince ve esnek yapısıyla en sık tercih edilen rekonstrüksiyon yöntemidir. Anterolateral uyluk flebi ve rektus abdominis flebi büyük defektlerde alternatif seçeneklerdir. Küçük defektler primer kapama veya lokal flepler (dil flebi, nazolabial flep) ile onarılabilir.
Ağız tabanı kanserinde okkült lenf nodu metastaz oranı %20-30 gibi yüksek olduğundan, klinik olarak N0 boyunlu T2 ve üzeri tümörlerde veya DOI >4 mm olan vakalarda bilateral elektif boyun diseksiyonu (Level I-III) önerilir. Klinik N+ hastalıkta ipsilateral veya bilateral modifiye radikal boyun diseksiyonu uygulanır.
Radyoterapi
Adjuvan radyoterapi yüksek riskli hastalarda (yakın veya pozitif cerrahi sınır, perinöral invazyon, lenfovasküler invazyon, pT3-T4, multipl lenf nodu metastazı, ekstranodal yayılım) endikedir. IMRT tekniği ile toplam 60-66 Gy (adjuvan) veya 66-70 Gy (definitif), konvansiyonel fraksiyonlama (2 Gy/gün, haftada 5 fraksiyon) uygulanır. Ağız tabanına yönelik radyoterapide sublingual ve submandibüler tükürük bezlerinin ışınlanması kaçınılmaz olduğundan kserostomi riski yüksektir.
Kemoradyoterapi
İleri evre hastalıkta (pozitif cerrahi sınır, ekstranodal yayılım) adjuvan eş zamanlı kemoradyoterapi standart yaklaşımdır:
- Sisplatin: 100 mg/m² IV, her 3 haftada bir (1., 22., 43. günlerde). Agresif pre ve post hidrasyon, antiemetik profilaksi ve ototoksisite izlemi gerektirir. Kümülatif doz 200-300 mg/m² hedeflenir.
- Karboplatin: AUC 5-6, 3 haftada bir. Sisplatin kontrendikasyonlarında (GFR <50 mL/dk, Grade 2+ işitme kaybı, Grade 2+ nöropati) tercih edilir.
- Setuksimab + radyoterapi: 400 mg/m² yükleme, ardından haftalık 250 mg/m². Platine uygun olmayan hastalarda alternatiftir.
İmmünoterapi
Metastatik veya nüks hastalıkta pembrolizumab (200 mg IV, 3 haftada bir) birinci veya ikinci basamakta kullanılır. PD-L1 CPS ≥20 olan hastalarda pembrolizumab monoterapisi, CPS ≥1 olanlarda pembrolizumab + kemoterapi (sisplatin/karboplatin + 5-FU) KEYNOTE-048 çalışmasına göre standart tedavidir. Nivolumab (240 mg IV, 2 haftada bir veya 480 mg IV, 4 haftada bir) CheckMate 141 çalışmasına göre ikinci basamak seçenektir.
Ağız Tabanı Kanserinin Komplikasyonları
Hastalığa Bağlı Komplikasyonlar
- Dil fiksasyonu: Tümörün dil kaslarına invazyonu dil hareketlerini ciddi şekilde kısıtlar, konuşma ve yutma fonksiyonlarını bozar.
- Havayolu tehlikesi: Dil kökü ve parafarengeal alana yayılım havayolu obstrüksiyonuna neden olabilir, acil trakeostomi gerektirebilir.
- Ciddi kanama: Lingual arter erozyonu hayatı tehdit eden masif hemorajiye yol açabilir. Acil müdahale (baskı, ligasyon veya anjiyografik embolizasyon) gerektirebilir.
- Bölgesel ve uzak metastaz: Ağız tabanı kanserinde servikal lenf nodu metastaz oranı diğer oral kavite kanserlerine göre yüksektir (%30-50). Uzak metastaz en sık akciğer, kemik ve karaciğere olur.
- Mandibula invazyonu: Patolojik kırık, inferior alveolar sinir tutulumuna bağlı alt dudakta uyuşukluk ve dental problemlere yol açar.
Tedaviye Bağlı Komplikasyonlar
- Cerrahi komplikasyonlar: Flep nekrozu (%5-15), orokütanöz fistül, kanama, enfeksiyon, disfaji, dizartri ve kozmetik deformite görülebilir. Bilateral boyun diseksiyonunda internal jugüler ven ligasyonuna bağlı yüz ödemi gelişebilir.
- Radyoterapi komplikasyonları: Ağır mukozit (Grade 3-4 oranı %40-60), kserostomi (%80-90 hastada kronik), tat kaybı, radyasyon kariesi, osteoradyonekroz (mandibulada %5-15) ve trismus başlıca komplikasyonlardır. Kserostomi için pilokarpin 5 mg 3x1 veya sevelamer kullanılabilir.
- Kemoterapi toksisitesi: Sisplatin nefrotoksisitesi (serum kreatinin takibi, GFR >50 mL/dk tutulmalı), ototoksisite (yüksek frekanslarda kalıcı işitme kaybı), periferik nöropati ve ciddi bulantı-kusma başlıca yan etkilerdir.
- Fonksiyonel rehabilitasyon ihtiyacı: Konuşma terapisi, yutma rehabilitasyonu (FEES veya videofloroskopi ile değerlendirme), protetik obturatör veya dental implant uygulamaları ve beslenme desteği (PEG tüpü gerekebilir) tedavi sonrası dönemin önemli bileşenleridir.
Ağız Tabanı Kanserinden Korunma
Primer Korunma Stratejileri
- Tütünden uzak durma: Sigara ve tüm tütün ürünlerinin bırakılması en etkili korunma yöntemidir. Farmakolojik destek: vareniklin 0.5 mg 1x1 (1-3. günler), 0.5 mg 2x1 (4-7. günler), 1 mg 2x1 (8. gün-12. hafta); veya bupropion 150 mg 1x1 (1-3. günler), ardından 150 mg 2x1 (toplam 7-12 hafta); nikotin replasman tedavisi (21/14/7 mg yama, 2-4 mg sakız).
- Alkol kısıtlaması: Günlük alkol tüketiminin sınırlandırılması, özellikle tütünle birlikte kullanılmaması kritik önem taşır.
- HPV aşılaması: 9-26 yaş arası nonavalan HPV aşısı, oral HPV enfeksiyonunu önlemede etkilidir.
- Dengeli beslenme: Antioksidan zengin beslenme (taze sebze, meyve, tam tahıllar), A, C, E vitaminleri ve selenyum içeren besinler koruyucu etki gösterir.
- Ağız sağlığı: Düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı, 6 ayda bir profesyonel diş temizliği ve uyumsuz protezlerin düzeltilmesi kronik irritasyonu önler.
Sekonder Korunma
- Düzenli muayene: 6 ayda bir diş hekimi kontrolünde ağız tabanı dahil tüm oral mukozanın sistematik taranması önerilir. Risk grubundaki bireylerde (tütün, alkol kullanıcıları, 50 yaş üzeri) daha sık kontroller planlanmalıdır.
- Premalign lezyon takibi: Ağız tabanındaki lökoplaki ve eritroplaki düzenli aralıklarla izlenmeli, boyut veya görünüm değişikliğinde biyopsi yapılmalıdır.
- Kendi kendine muayene: Ayna ile dil kaldırılarak ağız tabanının aylık kontrolü, yeni lezyon veya değişikliklerin erken fark edilmesini sağlar.
Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?
Aşağıdaki belirtilerden herhangi biri fark edildiğinde derhal bir ağız cerrahisi uzmanına veya kulak burun boğaz hekimine başvurulmalıdır:
- Dil altında veya ağız tabanında 3 haftadır iyileşmeyen yara
- Ağız tabanında palpe edilen sert, ağrısız veya ağrılı kitle
- Dil altı bölgede beyaz veya kırmızı mukozal renk değişiklikleri
- Dil hareketlerinde yeni gelişen kısıtlanma
- Dilde veya alt dudakta açıklanamayan uyuşukluk
- Sürekli ve açıklanamayan ağızdan kanama
- Tek taraflı submandibüler bölgede persistan şişlik
- Boyunda yeni fark edilen, büyüyen sert kitle
- Yutma veya konuşma güçlüğünde ilerleyici kötüleşme
- İstemsiz kilo kaybı eşliğinde ağız semptomları
Ağız tabanı kanseri, erken tanı konulduğunda tedavi başarı oranı çok daha yüksektir. Evre I hastalıkta %70-80 olan 5 yıllık sağkalım oranı, ileri evrelerde dramatik şekilde düşmektedir. Bu nedenle şüpheli bulgular kesinlikle göz ardı edilmemelidir.
Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri
Ağız tabanı kanseri, anatomik konumu nedeniyle erken dönemde komşu yapılara yayılma eğilimi gösteren ve multidisipliner tedavi gerektiren ciddi bir hastalıktır. Risk faktörlerinin bilinmesi, düzenli oral muayeneler ve erken tanı hayat kurtarıcıdır. Cerrahi rezeksiyon, radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi seçenekleri hastanın bireysel durumuna göre en uygun şekilde planlanmalıdır.
Koru Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı bölümünde uzman hekimlerimiz, ağız tabanı kanserinin erken tanısından ileri cerrahi müdahalelere, radyoterapi planlamasından fonksiyonel rehabilitasyona kadar her aşamada hastalarımıza kapsamlı, güncel ve kanıta dayalı bir tedavi yaklaşımı sunmaktadır. Ağız sağlığınız konusunda herhangi bir endişeniz olduğunda vakit kaybetmeden kliniğimize başvurabilirsiniz.






