Beyin ve Sinir Cerrahisi

Spontan İntrakraniyal Hipotansiyon

Spontan İntrakranyal Hipotansiyon konusunda son gelişmeler ve yaklaşım yenilikleri. Güncel klinik yaklaşım sağlık kuruluşlarında.

Spontan intrakraniyal hipotansiyon, beyin ve omuriliği saran zarların içindeki sıvının basıncının belirgin biçimde düşmesiyle ortaya çıkan bir tablodur. Beyin omurilik sıvısı (BOS), merkezi sinir sistemini yastık gibi destekleyen, darbeleri yumuşatan ve metabolik dengeyi koruyan bir sıvıdır. Bu sıvının normalden az olması ya da bir noktadan dışarı sızması, başta şiddetli baş ağrısı olmak üzere pek çok yakınmaya yol açar. Tablo "spontan" olarak adlandırıldığında, bilinen bir travma ya da cerrahi girişim olmaksızın kendiliğinden geliştiği anlatılmak istenir. Hastalık ilk kez 1938 yılında Schaltenbrand tarafından tanımlanmış ve uzun yıllar nadir bir durum olarak kabul görmüştür.

Hastalar genellikle ayağa kalktıklarında ya da dik durdukları zaman ağırlaşan, uzanınca rahatlayan bir baş ağrısı tarif eder. Bu tipik ortostatik özellik nedeniyle hastalık, sıradan migren ya da gerilim tipi baş ağrısı gibi tablolarla karıştırılabilir. Tanının gecikmesi, kişinin günlük yaşamını ciddi biçimde etkileyebilir. Doğru zamanda yapılan değerlendirme; ileri görüntüleme yöntemleriyle sıvı kaçağının tespit edilmesini ve uygun yaklaşımın belirlenmesini sağlar. Güncel literatürde yıllık görülme sıklığı her 100.000 kişide yaklaşık 5 olarak bildirilmektedir; ancak farkındalığın artmasıyla bu oranın daha yüksek olduğu düşünülmektedir.

Kimlerde Görülür?

Spontan intrakraniyal hipotansiyon, genel popülasyonda nadir görülen bir tablo olarak kabul edilse de son yıllarda artan farkındalık ve gelişen görüntüleme teknikleri sayesinde tanı konulan hasta sayısı belirgin biçimde artmıştır. Hastalık çoğunlukla 30 ile 50 yaş arasındaki yetişkinlerde ortaya çıkar. Kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık iki kat daha sık görüldüğü bildirilmiştir. Çocukluk veya yaşlılık döneminde tabloya rastlanması ise oldukça nadirdir. Ortalama tanı yaşı 40 civarındadır.

Bağ dokusu yapısında zayıflık bulunan bireylerde risk daha yüksektir. Marfan sendromu, Ehlers-Danlos sendromu (kalıtsal bağ dokusu hastalığı) gibi tabloların eşlik ettiği bireylerde omurilik zarlarının (dura mater) daha kırılgan yapıda olduğu görülür; bu da kendiliğinden kaçaklara zemin hazırlar. Ayrıca omurgada belirgin disk problemi, omurga eğriliği (skolyoz) ya da kemik çıkıntıları (osteofit) olan kişilerde de dura zarının zedelenme olasılığı artar. Aort kökü genişlemesi bulunan hastalarda da bağ dokusu kırılganlığı nedeniyle risk yükselir.

Yoğun fiziksel aktivite yapan, ağır kaldırma alışkanlığı olan ya da kronik öksürük gibi karın içi basıncını artıran durumlarla yaşayan bireylerde de bu tablo daha kolay gelişebilir. Bunun yanı sıra geçirilmiş minör travmalar, ani vücut hareketleri veya doğum süreci gibi durumlar tetikleyici olabilir. Yine de pek çok hastada herhangi bir tetikleyici saptanmaz ve tablo gerçekten kendiliğinden başlamış görünür. Vücut kitle indeksi düşük olan ince yapılı bireylerde de görülme sıklığının arttığı bazı çalışmalarda vurgulanmıştır.

  • 30-50 yaş arası yetişkinler
  • Kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülme
  • Bağ dokusu hastalığı olan bireyler
  • Skolyoz ve disk problemi bulunan kişiler
  • Ağır fiziksel aktiviteyle uğraşanlar
  • İnce yapılı ve düşük vücut kitle indeksli bireyler

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Hastalığın en belirgin bulgusu, ortostatik baş ağrısı olarak adlandırılan tabloya özgü ağrı şeklidir. Kişi sabah yatağından kalktığında ya da uzun süre ayakta kaldığında baş ağrısı belirgin biçimde artar; yatay pozisyona geçildiğinde ise dakikalar içinde gerileme görülür. Ağrı çoğunlukla başın arka kısmında, ense ve şakaklarda hissedilir. Şiddeti zaman zaman günlük işleri sürdürmeyi güçleştirecek düzeye ulaşabilir. Klasik tanımda ağrı, dik duruştan sonraki 15 dakika içinde başlar ve yatma sonrası 30 dakika içinde belirgin biçimde gerileyebilir.

Baş ağrısına bulantı, kusma ve baş dönmesi eşlik edebilir. Bazı hastalar kulakta dolgunluk hissi, çınlama ya da işitmede hafif azalma tanımlar. Bunun nedeni iç kulak ile beyin omurilik sıvısı arasındaki basınç dengesinin bozulmasıdır. Boyun tutukluğu ve sırt ağrısı da sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Hastalar zaman zaman göz çevresinde rahatsızlık, ışığa karşı hassasiyet (fotofobi) ve bulanık görme yakınmaları da bildirir. Nadir olarak yüzde uyuşma veya tat duyusunda değişiklik de görülebilir.

Daha az görülmekle birlikte belirgin yorgunluk, dikkat dağınıklığı, hafıza güçlüğü ve davranış değişiklikleri gözlenebilir. Sıvı kaybının ağır olduğu durumlarda bilinçte bulanıklık, denge sorunları hatta yutma güçlüğü gibi nörolojik bulgular ortaya çıkabilir. Tablonun süresi uzadıkça hasta sürekli yatakta kalmak zorunda hissedebilir; bu durum iş, sosyal yaşam ve aile düzeninde belirgin bozulmaya neden olur. Bazı olgularda zamanla baş ağrısının ortostatik özelliği kaybolur ve sürekli hâle gelir; bu durum tanıyı güçleştirebilir.

  • Ayağa kalkınca artan, yatınca azalan baş ağrısı
  • Bulantı, kusma ve baş dönmesi
  • Kulakta dolgunluk, çınlama, işitme değişiklikleri
  • Boyun ve sırt ağrısı
  • Bulanık görme ve ışığa hassasiyet

Nedenleri Nelerdir?

Spontan intrakraniyal hipotansiyonun temel nedeni, omurilik zarında bir noktada beyin omurilik sıvısının dışarı sızmasıdır. Sızıntı çoğunlukla göğüs (torakal) ya da bel (lomber) omurları seviyesinde meydana gelir. Sızıntının kaynağı bazen küçük bir yırtık olabilirken bazen omurga içindeki kemik çıkıntılarının zarda oluşturduğu mikroskobik delikler olabilir. Daha nadiren BOS, omurga ile çevresindeki venöz yapılar arasında doğrudan bir fistül kanalı oluşturarak kaybedilir. Bu durum "BOS-venöz fistül" olarak adlandırılır ve son yıllarda tanımlanan önemli bir alt grubu oluşturur.

Bağ dokusunun yapısal olarak zayıf olduğu hastalarda omurilik zarları küçük basınç değişikliklerine bile dayanıksız hâle gelir. Bu durum kronik öksürük, hapşırma, ağır kaldırma, ani eğilme ya da omurganın zorlanmasıyla birlikte zarda küçük yırtıkların oluşmasına zemin hazırlar. Bazı hastalarda omurga içinde gelişen Tarlov kistleri (sinir kökü çevresinde sıvı dolu keseler) ya da meningeal divertiküller de zayıf noktalar oluşturarak kaçağa neden olabilir. Bu yapısal anormallikler özellikle torakal bölgede daha sık karşımıza çıkar.

Tetikleyici durumlar arasında trafik kazası sonrası fark edilmeyen hafif sarsıntılar, yoga sırasında zorlu pozisyonlar, dalgıçlık, ağırlık çalışmaları ve doğum gibi olaylar sayılabilir. Bunların yanı sıra bazı hastalarda hiçbir tetikleyici saptanmadan tablo aniden ortaya çıkar. Bu nedenle spontan intrakraniyal hipotansiyon tanısı için kapsamlı bir sorgulama ve görüntüleme süreci gereklidir. Hastaların yaklaşık üçte birinde belirgin bir tetikleyici öyküsü bulunmaz ve tablo gerçek anlamda kendiliğinden başlar.

Tanı Nasıl Konulur?

Tanının ilk basamağı, hastanın ayrıntılı öyküsünün dinlenmesidir. Baş ağrısının ortostatik özellik göstermesi yani ayakta artıp yatınca azalması, hekim açısından önemli bir ipucudur. Ardından nörolojik muayene yapılır. Muayenede genellikle belirgin bir nörolojik kayıp saptanmasa da boyun hareketlerinde kısıtlılık, hafif denge bozukluğu ya da göz hareketlerinde değişiklik fark edilebilir. Uluslararası Başağrısı Sınıflaması'nda (ICHD-3) tanı için belirli kriterler tanımlanmıştır.

Tanıyı destekleyen en önemli inceleme, kontrastlı beyin manyetik rezonans (MR) görüntülemesidir. Tipik bulgular arasında beyin zarlarının kalınlaşması (pakimeningeal kontrastlanma), hipofiz bezinde belirginleşme, beyin sapının aşağıya doğru yer değiştirmesi (sarkma) ve subdural sıvı birikimleri yer alır. Bu bulguların bir kısmı ya da tamamı görüntüde izlendiğinde tablo güçlü biçimde düşünülür. Bazı erken vakalarda MR bulguları normal görünebilir; bu durumda tabloyu dışlamak için ek incelemeler planlanır. SEEPS olarak bilinen bulgu kümesi tanı koymada yol göstericidir.

Sızıntının yerinin saptanması için omurilik MR'ı, BT miyelografi ya da dijital subtraksiyon miyelografi gibi ileri tetkikler kullanılır. Bu yöntemlerle omurga zarlarındaki kaçak noktası belirlenmeye çalışılır. Bazı hastalarda lomber ponksiyon yapılarak BOS basıncı ölçülür; ancak basıncın normal sınırlarda olması tabloyu dışlamaz. Bu nedenle değerlendirme her hastada multidisipliner bir yaklaşımla yürütülür. Normal değer 60-250 mmH2O arasında kabul edilir; 60 mmH2O altındaki değerler düşük basınç olarak değerlendirilir.

  • Ayrıntılı öykü ve nörolojik muayene
  • Kontrastlı beyin MR görüntülemesi
  • Omurilik MR ve miyelografi tetkikleri
  • BOS basınç ölçümü için lomber ponksiyon
  • Dijital subtraksiyon miyelografi ile fistül araştırması

Komplikasyonlar Nelerdir?

Geç fark edilen spontan intrakraniyal hipotansiyon ciddi komplikasyonlara yol açabilir. En sık karşılaşılan durumlardan biri subdural hematomdur. Beyin sıvısındaki kayıp nedeniyle beyin dokusu yer çekimi etkisiyle aşağı doğru çekildiğinde köprü venler gerilebilir ve yırtılabilir; bu da kafatası içinde kanama riskini artırır. Subdural hematomlar zamanla büyüyerek baskı yaratabilir ve cerrahi girişim gerektirebilir. Hastaların yaklaşık yüzde 20-50'sinde bu komplikasyon bildirilmiştir.

Tablonun süresi uzadıkça beyin sapındaki yapılarda baskı oluşabilir. Bu durum baş dönmesi, denge kayıpları, çift görme (diplopi) ve nadir olarak bilinç bozukluklarıyla kendini gösterir. Beyin omurilik sıvısının ileri derecede azalması, hipofiz bezi gibi hassas yapılarda işlev bozukluğuna yol açabilir. Bazı hastalarda hormon dengesizlikleri, halsizlik ve kilo değişiklikleri görülebilir. Bu nedenle uzun süre devam eden tablolarda endokrin değerlendirme de yapılır. Altıncı kraniyal sinir (abdusens) felci de bilinen bir komplikasyondur.

Kronik hâle gelen vakalarda kişinin yaşam kalitesi belirgin biçimde düşer. Sürekli baş ağrısı nedeniyle iş kaybı, sosyal izolasyon ve depresyon tablosu gelişebilir. Uyku düzeni bozulur, beslenme alışkanlıkları değişir ve kişi günlük rutinleri sürdürmekte zorlanır. Bu yönüyle tablo yalnızca nörolojik değil; aynı zamanda psikososyal etkileri olan bir hastalıktır. Nadir olarak superfisiyel siderozis adı verilen kalıcı nörolojik tablonun da uzun dönemde gelişebildiği bildirilmiştir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Ayağa kalktığınızda belirgin biçimde artan, uzandığınızda hızla rahatlayan baş ağrılarınız varsa bu durum mutlaka değerlendirilmelidir. Özellikle baş ağrısı günler içinde gerilemiyor, alışılmış ağrı kesicilere yanıt vermiyor ve günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa bir nöroloji veya beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurmanız gerekir. Şikayetlerinizin başlangıcını ve günün hangi saatlerinde arttığını not almanız doktorunuza yardımcı olur. Ağrı günlüğü tutmak değerlendirme sürecinde önemli bir katkı sağlar.

Baş ağrısının yanı sıra bulantı, kusma, baş dönmesi, çift görme, kulakta çınlama, işitmede azalma, bilinç bulanıklığı, denge kaybı ya da bilinçte değişiklik gibi bulgular varsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız önemlidir. Bu bulgular tablonun ilerlediğine ya da subdural kanama gibi komplikasyonların geliştiğine işaret edebilir. Erken tanı, hem belirtilerin yönetimi hem de uzun süreli komplikasyonların önlenmesi açısından belirleyici unsurdur. Ani başlayan ve şiddeti hızla artan baş ağrılarında acil servise başvurmak yararlı olabilir.

Eğer geçmişte tanı almış ve takip edilen bir hasta iseniz, belirtilerinizin yeniden ortaya çıkması ya da yoğunlaşması durumunda da doktorunuzla görüşmeniz uygundur. Yeni gelişen şikayetler, mevcut bir kaçağın tekrar aktifleşmesi ya da farklı bir bölgede yeni bir kaçak gelişmesi anlamına gelebilir. Tabloyu erken yakalamak, izlenecek yolun belirlenmesini kolaylaştırır. Düzenli kontrol görüntülemeleri ve takip muayeneleri, hastalığın seyrini izlemek açısından değerlidir.

Son Değerlendirme

Spontan intrakraniyal hipotansiyon, doğru zamanda tanınmadığında günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyen bir tablodur. Ayakta artan, uzanınca azalan baş ağrısı en önemli ipucudur. İleri görüntüleme yöntemleriyle sızıntının kaynağı belirlendiğinde uygun yaklaşımla süreç kontrol altına alınabilir. Erken tanı ve düzenli takip; hem belirtilerin azalması hem de komplikasyon riskinin düşürülmesi açısından önemli bir basamaktır. Multidisipliner bir ekip tarafından yürütülen değerlendirme süreci, hastanın bireysel özelliklerine uygun bir planın oluşturulmasına olanak tanır.

Spontan i̇ntrakraniyal hipotansiyon gibi tablolarda ileri görüntüleme yöntemleri, güncel yaklaşımlar ve bütüncül bir bakış açısı birlikte değerlendirilir. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa bir uzman hekime başvurarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Kaynakça

  1. National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) — Beyin omurilik sıvısı kaçağı ve intrakraniyal basınç bozukluklarıninds.nih.gov/health-information/disorders/cerebrospinal-fluid-leak
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Spontan intrakraniyal hipotansiyonncbi.nlm.nih.gov/books/NBK526114
  3. National Institute of Neurological Disorders and Stroke (NINDS) — Baş ağrısı ve postural baş ağrısı bilgi sayfasıninds.nih.gov/health-information/disorders/headache
  4. Mayo Clinic — Beyin omurilik sıvısı (BOS) kaçağı belirti ve tanısımayoclinic.org/diseases-conditions/csf-leak/symptoms-causes/syc-20522246

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

24 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.