Genel Cerrahi

Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi

Meme veya melanom kanserinde tümörden ilk drenajın olduğu bekçi lenf nodunun radyoaktif madde/boya ile bulunup örneklenmesi işlemidir.

Sentinel lenf nodu biyopsisi, meme kanseri, melanom ve pek çok başka kanser türünde koltuk altı ya da inguinal bölgedeki tüm lenf bezlerini çıkarmadan önce, tümörden çıkan lenfatik drenajın ilk uğradığı bekçi (sentinel) nodu tespit edip yalnızca onu örneklemeye dayanan modern bir cerrahi tekniktir. Radyoaktif madde, mavi boya ya da indosiyanin yeşili gibi izleyiciler yardımıyla sentinel nod tanımlanır, gama sonda ya da floresans kamera ile çıkarılır ve patolojik olarak incelenir. Sentinel nodda tümör hücresi bulunmazsa, aksiller ya da inguinal bölgedeki diğer lenf nodlarında metastaz bulunma olasılığı çok düşüktür ve gereksiz geniş diseksiyon yapılmaz. Bu yaklaşım, kol şişmesi (lenfödem), duyu bozukluğu, omuz kısıtlılığı gibi klasik lenf diseksiyonu komplikasyonlarını belirgin ölçüde azaltmış ve onkolojik güvenlikten ödün vermeden yaşam kalitesini yükseltmiştir. Genel Cerrahi Kliniği bünyesinde meme cerrahisi ekip, radyonükleer tıp, patoloji, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi bölümleriyle koordineli çalışarak sentinel lenf nodu biyopsisini modern kılavuzlara uygun bir çerçevede planlamakta, gerektiğinde neoadjuvan sonrası hedefli aksiller diseksiyon (TAD), indosiyanin yeşili floresans ya da süperparamanyetik izleyici gibi güncel yöntemleri de kullanmaktadır.

Sentinel Lenf Nodu Nedir ve Vücutta Nerede Bulunur?

Sentinel lenf nodu, herhangi bir tümörün bulunduğu bölgeden çıkan lenfatik akımın anatomik olarak ilk uğradığı, yani metastatik hücrelerin kandan önce yerleşme olasılığının en yüksek olduğu ilk savunma noktası olan bekçi lenf bezidir. Kavramsal olarak “sentinel” kelimesi askeri gözcü anlamına gelir; tümör hücresinin uzak organlara yayılmadan önce en yüksek olasılıkla takılıp kalacağı bu ilk noda yerleşmiş olması gerektiği varsayımına dayanır. Bu düşünceyi ilk olarak 1977 yılında Cabanas penil kanserde, ardından 1992’de Morton melanomda ve 1994’te Giuliano meme kanserinde klinik pratiğe taşımıştır. Günümüzde sentinel lenf nodu haritalama, birçok solid tümörde nodal evrelemenin köşe taşı hâline gelmiştir.

Vücutta sentinel lenf nodunun yeri, primer tümörün yerleşim yerine ve o bölgedeki lenfatik drenaj paternine göre değişir. Meme kanserinde sentinel nod büyük çoğunlukla ipsilateral koltuk altı (aksilla) seviye 1 bölgesinde, pektoralis major kasının dış kenarına yakın komşulukta yerleşiktir; olguların bir kısmında internal mamaryan zincir, supraklavikular veya intramammer nod da sentinel görevi görebilir. Melanomda tümörün bulunduğu vücut bölgesine göre inguinal, aksiller, servikal, popliteal veya epitroklear bölgede yer alabilir; bu nedenle preoperatif lenfosintigrafi büyük önem taşır. Vulvar kanserde inguinofemoral bölge, servikal kanserde parametriyum ve internal iliak zincir, penis kanserinde inguinal bölge, tiroid kanserinde santral kompartman (seviye VI), oral kavite kanserlerinde submental, submandibular ve jugulodigastrik bölge sentinelin sık görüldüğü lokasyonlardır.

Sentinel lenf nodu tek bir sabit anatomik yapı değil, işlevsel bir kavramdır ve bir hastada bir ile dört arasında değişen sayıda “sentinel” tanımlanabilir. Ortalama olarak meme cerrahisinde bir seansta iki ila üç adet sentinel nod çıkarılır. Nodun mavi boya ile boyanmış olması, gama sonda ile radyoaktif hot spot yaratması, floresans kamerada indosiyanin yeşili ile parlaması ya da palpasyonda sertleşmiş olması sentinel olma kriterlerindendir. Anatomik olarak birbirine komşu birden çok nodun aynı anda sentinel olabildiği unutulmamalı ve mümkün olan tüm sentinel nodlar çıkarılmalıdır; aksi hâlde yanlış negatif sonuç oranı artar. Klinik meme, melanom, jinekolojik ve baş boyun onkolojik cerrahi olgularında sentinel nod anatomisini olguya özel planlamakta ve olası tüm drenaj bölgelerini önceden görüntüleme yöntemleri ile belirlemektedir.

Bekçi Lenf Nodu Örneklemesi Hangi Kanser Türlerinde Uygulanır?

Sentinel lenf nodu biyopsisi, ilk olarak melanom ve meme kanseri gibi lenfatik drenajın belirgin olduğu tümörlerde standart hâline gelmiş, daha sonra jinekolojik, ürolojik ve baş boyun tümörlerinde de kullanım alanı genişlemiştir. Meme kanserinde erken evre klinik olarak lenf nodu negatif hastalarda (cN0), T1 ve T2 tümörlerde ve seçilmiş T3 olgularda, meme koruyucu cerrahi ya da mastektomi ile birlikte standart evreleme yöntemidir. Duktal karsinoma in situ (DCIS) olgularında mastektomi planlanıyorsa, patolojide gizli invaziv odak ihtimali nedeniyle sentinel biyopsi eş zamanlı olarak yapılır; meme koruyucu cerrahi planlanan geniş yüksek dereceli DCIS olgularında ise seçilmiş vakalarda önerilir. Klinik olarak şüpheli nod bulunanlarda ise önce ince iğne aspirasyonu veya kalın iğne biyopsisi ile histolojik doğrulama yapılır; sentinel biyopsinin yeri sınırlıdır.

Kutanöz melanomda sentinel lenf nodu biyopsisi, Breslow kalınlığı 0,8 milimetre ve üzerinde olan ya da ülserasyon içeren ince melanomlarda (T1b) ve tüm T2 ile üzeri tümörlerde önerilir. MSLT-I çalışması sentinelin evreleme aracı olarak değerini, MSLT-II ve DeCOG-SLT çalışmaları ise sentinel pozitif olgularda tamamlama lenf nodu diseksiyonunun yerine yakın izlem ve gerektiğinde sistemik tedavi verilmesinin uygunluğunu göstermiştir. Vulvar kanserde erken evre (tümör çapı 4 santimetreden küçük, unifokal, klinik olarak nod negatif) hastalarda GROINSS-V çalışmalarıyla desteklenmiş biçimde sentinel biyopsi standart hâle gelmiş; radikal inguinofemoral lenfadenektominin ağır morbiditesini azaltmıştır. Servikal kanserde erken evre IA2-IB1 tümörlerde sentinel biyopsi, radikal parametriyal diseksiyona kılavuzluk eder ve SENTICOL çalışmaları güvenilirliğini göstermiştir.

Endometrial kanserde FIRES ve SENTOR çalışmaları ışığında düşük ve orta risk gruplarında sentinel lenf nodu biyopsisi, sistematik pelvik lenfadenektominin yerini almış; ICG floresans yönteminin de yaygınlaşmasıyla laparoskopik ya da robotik ortamda yüksek doğrulukla yapılabilmektedir. Penis kanserinde inguinal bölgede sentinel biyopsi klasik olarak Cabanas’ın tanımladığı yaklaşımın modern versiyonudur ve klinik olarak nod negatif olguların gizli metastaz açısından değerlendirilmesini sağlar. Baş boyun bölgesinde erken evre T1-T2 klinik N0 oral skuamöz hücreli karsinomlarda SENT çalışmasıyla desteklenmiş biçimde sentinel biyopsi seçili merkezlerde uygulanmaktadır. Papiller tiroid mikrokarsinomunda santral kompartman sentinel biyopsisi araştırma niteliği taşımakta, kolorektal, mide, akciğer ve prostat kanserlerinde ise sentinel biyopsi rutin klinik kullanımdan çok araştırma protokolleri kapsamında yürütülmektedir. Klinik bünyesinde sentinel biyopsi endikasyonları çok disiplinli tümör konseyinde bireysel olarak değerlendirilmektedir.

Radyoaktif Madde ve Mavi Boya Yöntemi Arasındaki Fark Nedir?

Sentinel lenf nodu haritalamasında en yaygın kullanılan iki klasik izleyici, radyoaktif madde (teknesyum-99m ile işaretlenmiş nanokolloid) ve mavi boyadır (izosülfan mavisi, patent mavi V veya metilen mavisi). Radyoaktif nanokolloid, tümör çevresine ya da subareolar bölgeye enjekte edildikten sonra lenfatik kanallara katılarak sentinel noda ulaşır ve orada tutulur; bu nodun preoperatif lenfosintigrafi ile gama kamera görüntülemesinde ve intraoperatif gama sonda ile tespit edilmesini sağlar. Radyoaktif yöntemin başlıca avantajı derin dokulardaki sentinel nodları tespit edebilmesi, kantitatif olarak sayım verebilmesi ve preoperatif haritalamaya olanak tanımasıdır. Dezavantajları ise nükleer tıp altyapısı gerektirmesi, radyofarmasötiklere erişim sınırlılığı, gebelik ve emzirme gibi özel durumlarda ek önlem gerekmesidir.

Mavi boya yöntemi ise görsel olarak lenfatik kanalları ve sentinel nodu mavi renkte boyayarak cerraha rehberlik eder. Enjeksiyondan sonraki beş ila on dakika içinde subareolar veya peritümöral masaj uygulanır, lenfatik akım hızlanır ve sentinel nod cerrahi alanda mavi olarak görülür. Mavi boyanın avantajları düşük maliyet, kolay uygulanabilirlik, nükleer tıp altyapısı gerektirmemesi ve gebelik gibi bazı özel durumlarda kullanılabilir olmasıdır. Dezavantajları ise ciltte ve idrarda kısa süreli renk değişikliği, izosülfan mavisi ile yüzde bir civarında allerjik reaksiyon ve nadir de olsa anafilaksi riski, metilen mavisinin lokal cilt nekrozu ve serotonin sendromu riski ve palpasyon derinliğinde kalan nodların gözden kaçma olasılığıdır. Cilt üstünden görülemeyen derin sentinel nodların bulunmasında mavi boya tek başına yetersiz kalabilir.

Modern pratikte iki yöntemin kombinasyonu yani radyoaktif nanokolloid ile mavi boyanın birlikte kullanılması, sentinel nod tespit oranını yüzde doksan sekizin üzerine çıkarır ve yanlış negatif oranı azaltır. Bunun yanı sıra son yıllarda indosiyanin yeşili (ICG) floresans yöntemi, mavi boyaya göre daha yüksek doku penetrasyonu ve daha düşük allerji riski sunduğu için yaygınlaşmaktadır. Süperparamanyetik demir oksit (Magtrace, Sienna+) tabanlı manyetik izleyiciler ise radyasyonsuz alternatif olarak kabul görmekte, özellikle nükleer tıp altyapısı sınırlı merkezlerde ve seçilmiş hasta gruplarında (örneğin gebelik, çocuklar) kullanım alanı bulmaktadır. Meme cerrahisi ekip, hastanın klinik ve biyolojik özelliklerine uygun izleyici seçimini gözeterek kombinasyon yaklaşımlarını tercih etmekte ve ICG floresans başta olmak üzere güncel teknolojileri klinik pratiğe entegre etmektedir.

Sentinel Lenf Nodu Ameliyattan Kaç Saat Önce İşaretlenir?

Radyoaktif nanokolloid ile sentinel lenf nodu işaretlemesi iki temel protokolde yapılabilir: ameliyattan bir gün önce yapılan uzun protokol veya aynı gün yapılan kısa protokol. Uzun protokolde teknesyum-99m ile işaretli nanokolloid, ameliyattan on altı ila yirmi dört saat önce, genellikle bir önceki günün öğleden sonrasında subareolar, subdermal, peritümöral ya da intratümöral olarak enjekte edilir. Enjeksiyon sonrasında iki ile dört saat içinde lenfosintigrafi çekilerek sentinel nodun anatomik konumu ve sayısı belirlenir; ameliyathaneye giden hastada radyoaktivite hâlâ tespit edilebilir düzeyde olur. Kısa protokolde ise aynı gün, ameliyat başlamadan iki ila sekiz saat önce enjeksiyon yapılır ve gerektiğinde hızlı bir lenfosintigrafi çekilir. Aynı gün protokolü hasta konforu ve lojistik açıdan avantajlı olduğu için pek çok merkez tarafından tercih edilir.

Mavi boya ise ameliyat sırasında, cerrahın cilt insizyonu yapmasından beş ila on dakika önce steril koşullarda subareolar ya da peritümöral olarak enjekte edilir. Mavi boya lenfatik kanallara hızla katıldığı için erken enjeksiyon yerine tam ameliyat başlangıcında verilmesi tercih edilir; erken uygulama durumunda boya tüm lenfatik yatağa yayılabilir ve sentinel nodu spesifik olarak boyamayabilir. Boya enjeksiyonunun ardından kısa bir masaj uygulanır ve cerrahi insizyon açılır. İndosiyanin yeşili floresans yöntemi de mavi boya ile benzer zamanlamada, ameliyat masasında insizyondan hemen önce uygulanır ve gerçek zamanlı floresans kamera ile takip edilir.

Süperparamanyetik demir oksit tabanlı izleyiciler ise ameliyattan yirmi dört saat ile yedi gün önce enjekte edilebilir; bu esneklik özellikle yoğun ameliyat programı olan merkezlerde büyük kolaylık sağlar. Enjeksiyon zamanlaması hastanın klinik durumuna, kullanılacak izleyici tipine ve merkezin lojistik olanaklarına göre bireysel olarak planlanır. Enjeksiyon yeri ve tekniği, sentinel nodun doğru tespiti açısından belirleyici olduğu için nükleer tıp uzmanı, radyolog ve cerrah arasında koordinasyon büyük önem taşır. Klinik ve Nükleer Tıp bölümü, ameliyat gününden bir gün önce hastayı çağırarak lenfosintigrafiyi tamamlamakta, ameliyat sabahı gerektiğinde ek çekimlerle güncel drenaj paterni ortaya konmakta ve mavi boya ya da ICG uygulaması cerrahi sırasında planlı bir zaman çizelgesi içinde yapılmaktadır.

Gama Prob Cihazı Bekçi Lenf Nodunu Nasıl Tespit Eder?

Gama sonda, radyoaktif teknesyum-99m yayan sentinel lenf nodundan çıkan gama fotonlarını algılayan taşınabilir el tipi bir dedektör sistemidir. Sistemin başında yer alan sodyum iyodür ya da katı hâl (CZT) kristali gama fotonlarını elektrik sinyallerine dönüştürür; sinyaller amplifiye edilir, sayım hızı ve ses frekansı olarak cerraha aktarılır. Sonda ucu genellikle 11-14 milimetre çapında olup kolimasyon açısı dar tutulmuştur; bu sayede sentinel nodun cilt üzerinden lokalize edilmesi ve derinlik tayini mümkün olur. Modern gama sondalar arka plan sayımını otomatik olarak sıfırlayan, tavan sayımını gösteren ve sayım hızının artışını sesli tonun frekansı ile bildiren dijital ara yüze sahiptir.

Cerrahi teknik olarak, insizyon öncesinde sonda ucu cilt üzerinde farklı açılarla gezdirilir ve en yüksek sayım veren nokta “hot spot” olarak işaretlenir. İnsizyon bu noktaya yakın yapılır, cilt altı yağ dokusu ve klavipektoral fasya diseksiyonu sırasında sonda ile arka plan sayımı sürekli takip edilir. Sonda ucu şüpheli noda dokundurulduğunda saniyede alınan sayım (in vivo sayım) belirgin şekilde yükselir; noda çıkarıldıktan sonra ayrı ayrı ex vivo olarak da ölçülür. Ex vivo sayımın in vivo sayıma yakın ya da yüksek olması ve nodun çıkarılmasından sonra ameliyat sahasındaki sayımın (rezidüel sayım) belirgin biçimde düşmesi, sentinel nodun başarıyla çıkarıldığının göstergesidir.

Sentinel lenf nodu olarak kabul edilme kriteri klasik olarak ya arka plan sayımının on katı üzerinde sayım veren tüm nodlar ya da en yüksek sayıma sahip nodun sayımının yüzde onunun üzerinde olan tüm nodlardır. Bu iki kural uygulanarak birden fazla sentinel nod tespit edilebilir. Gama sonda ayrıca ameliyat sonunda cerrahi sahayı tarayarak ekstranodal rezidüel radyoaktivite kalmadığını doğrulamada da kullanılır; bu, ihmal edilmiş sentinel nod olasılığını azaltır. Modern robotik ve laparoskopik cerrahide de gama sondaların uzun saplı, iğne tipi ve kolimasyonlu versiyonları geliştirilmiş olup jinekolojik ve gastrointestinal sentinel biyopsilerde intra-abdominal olarak kullanılabilmektedir. Klinik ameliyathanesinde kullanılan gama sondalar rutin kalite kontrollerden geçirilmekte, kalibrasyon ve steril kılıf kullanımına özen gösterilmektedir.

Aksiller Diseksiyon Yerine Neden Sentinel Biyopsi Tercih Edilir?

Klasik aksiller lenf nodu diseksiyonu (ALND), koltuk altındaki seviye 1 ve seviye 2 lenf bezlerinin en az on adet olacak biçimde topluca çıkarılmasını içerir. Onkolojik olarak nodal metastazın kontrolü ve evreleme açısından oldukça etkili olmakla birlikte, ALND uzun dönemde kolda kalıcı lenfödem (yüzde on beş-otuz oranında), interkostobrachial sinir yaralanmasına bağlı üst kolun iç yüzünde kronik hipoestezi ve nöropatik ağrı, omuz hareket kısıtlılığı, seroma, aksiller web sendromu ve psikososyal kalite kaybı gibi ciddi morbiditelere yol açar. Sentinel lenf nodu biyopsisinin standart hâle gelmesinden önce erken evre meme kanserinde tüm hastalara rutin ALND uygulanıyordu; oysa cN0 hastaların ancak yüzde yirmi-kırkında gerçek metastaz saptanmakta, kalan hastalarda ALND gereksiz morbidite oluşturmaktaydı.

Sentinel biyopsi ile yalnızca ilk drenaj noduna bakılır ve buradaki metastaz durumu genelleştirilerek koltuk altının tümüne dair evrelemeye ulaşılır. NSABP B-32, ALMANAC, IBCSG 23-01 ve Milan çalışmaları, klinik olarak nod negatif meme kanserli hastalarda sentinel biyopsinin ALND’ye göre onkolojik olarak eşdeğer sonuçlar sağladığını, uzun dönemli hastalıksız sağkalım ve genel sağkalım açısından fark oluşturmadığını göstermiştir. Buna karşılık lenfödem oranı ALND ile yüzde yirmi civarındayken sentinel biyopsi ile yüzde beşin altına, kronik ağrı ve duyu bozukluğu oranı ise belirgin biçimde daha düşük düzeylere iner. Bu veriler, klinik olarak nod negatif hastalarda sentinel biyopsinin standart yaklaşım hâline gelmesini sağlamıştır.

Melanom, vulvar, servikal ve endometrial kanser gibi diğer alanlarda da benzer paralel gelişmeler yaşanmıştır. Örneğin melanomda tam lenf nodu diseksiyonu (CLND) yerine sentinel pozitif olgularda yakın izlem, vulvar kanserde radikal inguinofemoral lenfadenektomi yerine sentinel biyopsi, endometrial kanserde sistematik pelvik lenfadenektomi yerine sentinel biyopsi tercih edilmekte; bu değişiklikler ödem, seksüel disfonksiyon, lenfoseller ve yara komplikasyonlarını azaltmaktadır. Klinik ve iş birliği yaptığımız jinekolojik onkoloji ile dermatoonkoloji ekipleri, uygun endikasyonlarda geniş nodal diseksiyon yerine sentinel biyopsiyi tercih ederek hastalarımızın hem onkolojik güvenliğini korumakta hem de yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflemektedir.

Bekçi Lenf Nodunda Metastaz Çıkarsa Tüm Koltuk Altı Lenf Nodları Alınır mı?

Sentinel biyopsinin ilk klinik uygulama yıllarında sentinel nodda saptanan her mikrometastaz veya makrometastaz, tamamlayıcı aksiller lenf nodu diseksiyonu (cALND) endikasyonu olarak kabul ediliyordu. Ancak son on yılda yapılan geniş randomize çalışmalar bu yaklaşımı köklü biçimde değiştirmiştir. ACOSOG Z0011 çalışması, T1-T2 tümörlü, meme koruyucu cerrahi ve tüm meme radyoterapisi (WBRT) uygulanan, sentinel biyopsisinde bir veya iki adet makrometastatik nod saptanan hastalarda cALND ile sentinelde bırakma kolları arasında lokal nüks, bölgesel nüks ve genel sağkalım açısından fark bulunmadığını göstermiştir. Bu çalışma sonrası Z0011 kriterlerine uyan hastalarda cALND yapılması artık standart değildir.

AMAROS çalışması ise T1-T2 tümörlü sentinel pozitif hastalarda cALND ile aksiller radyoterapi (ART) kollarını karşılaştırmış; her iki kolun onkolojik sonuçlar açısından benzer olduğunu, ancak ART kolunda lenfödem oranının belirgin biçimde daha düşük kaldığını göstermiştir. IBCSG 23-01 çalışması, sentinel biyopsisinde yalnızca mikrometastaz (0,2-2 milimetre) saptanan T1-T2 hastalarda cALND yapılmasının ek onkolojik yarar sağlamadığını ortaya koymuştur. OTOASIS çalışması ise mastektomili sentinel pozitif hastalarda benzer düzeyde yararlar göstermeye çalışmaktadır. Bu çalışmaların ortak mesajı; “SLN pozitif = ALND yapılmalı” denkleminin geçerliliğini kaybettiği, karar verirken tümör evresi, cerrahi tipi, adjuvan tedavi planı ve hastanın nodal yükünün birlikte değerlendirilmesi gerektiğidir.

Neoadjuvan kemoterapi öncesi klinik nod pozitif olup kemoterapiden sonra klinik ve radyolojik olarak nodal yanıt gösteren hastalarda ise hedefli aksiller diseksiyon (TAD) kavramı gündemdedir. TAD, kemoterapi öncesi metastatik olduğu bilinen ve klips ile işaretlenen nodun, sentinel biyopsisi ile birlikte çıkarılmasını içerir. Bu yaklaşım Caudle, Kuemmel ve arkadaşlarının çalışmalarıyla desteklenmekte ve yanlış negatif oranını yüzde beşin altına indirmektedir. Meme cerrahisi ekip sentinel nodda metastaz saptanan olgularda cALND kararını Z0011, AMAROS, IBCSG 23-01 çalışmalarının kriterleri, tümör biyolojisi ve multidisipliner konseyin görüşü doğrultusunda bireyselleştirmekte; gereksiz aksiller diseksiyondan mümkün olduğunca kaçınmaktadır.

Frozen Patoloji İncelemesi Ameliyat Sırasında Nasıl Yapılır?

Frozen patoloji (donuk kesit) incelemesi, cerrahi sırasında çıkarılan dokunun hızlı biçimde dondurulup mikroskobik olarak değerlendirildiği acil patoloji yöntemidir. Sentinel lenf nodu çıkarıldıktan sonra taze doku olarak patoloji laboratuvarına gönderilir; nod anatomik olarak orta hatta kesilir, kriyostat cihazında -20 ila -25 santigrat derecede dondurulur, ince mikron kalınlığında (beş-on mikron) kesitler alınır, hızlı hematoksilen-eozin boyaması yapılır ve kıdemli patolog tarafından mikroskop altında değerlendirilir. Tüm süreç genellikle yirmi ile otuz dakika arasında tamamlanır ve cerrah anestezi altındaki hasta üzerinde sonucu bekler.

Frozen kesitin duyarlılığı makrometastazlarda (iki milimetreden büyük tümör yığınları) yüzde doksanın üzerindeyken mikrometastaz ve izole tümör hücreleri (ITC) için belirgin biçimde düşer; küçük odaklar donuk kesitlerde gözden kaçabilir ve daha sonra kalıcı kesit incelemesinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle sonuç negatif olarak raporlansa bile nihai patoloji raporu, immünohistokimyasal boyalarla (pankeratin, CK-AE1/AE3) desteklenmiş kalıcı kesitler üzerinden birkaç gün içinde çıkar. Frozen kesit sırasında oluşan doku kaybı ve dondurma artifaktları, nadiren nihai değerlendirmeyi kısıtlayabildiği için deneyimli patoloji ekibinin bu tekniği doğru uygulaması esastır.

Günümüzde frozen kesitin yeri, ACOSOG Z0011 sonrası büyük ölçüde değişmiştir. Meme koruyucu cerrahi planlanan ve Z0011 kriterlerini karşılayan hastalarda, sentinel biyopside bir-iki metastaz saptansa bile cALND yapılmayacağı için frozen kesit sonucu ameliyat sırasında karar değiştirmeyebilir; bu tür durumlarda kimi merkezler frozen istemekten vazgeçmiştir. Buna karşılık mastektomi yapılan ve immediate rekonstrüksiyon planlanan hastalarda sentinelde pozitiflik saptanması cALND ya da ART kararını değiştirebileceği için frozen kesit hâlen değerlidir. OSNA (One-Step Nucleic Acid Amplification) yöntemi ise CK-19 mRNA’yı hızla amplifiye ederek intraoperatif otuz ila kırk dakika içinde mikro ve makrometastaz ayrımı yapabilen moleküler alternatif olarak seçilmiş merkezlerde kullanılmaktadır. Sentinel lenf nodu frozen kesitini deneyimli meme patoloji ekibi ile yürütmekte ve donmuş kesit ile kalıcı kesit uyumunu düzenli kalite kontrol programı içinde takip etmektedir.

Mikrometastaz ve Makrometastaz Ayrımı Tedavi Kararını Nasıl Değiştirir?

AJCC-TNM sınıflandırmasına göre sentinel nodda saptanan tümör hücreleri boyutlarına göre üç ana kategoriye ayrılır. İzole tümör hücreleri (ITC, pN0(i+)), çapı 0,2 milimetreden küçük ya da 200 hücreden daha az olan tümör hücre gruplarını ifade eder; mikrometastaz (pN1mi) 0,2 milimetre ile 2 milimetre arasında olan lezyonlardır; makrometastaz (pN1a ve üzeri) ise iki milimetreden büyük tümör yığınlarını tanımlar. Bu boyut sınıflandırması, prognoz ve tedavi kararları açısından pratik önem taşır ve nodal evrelemenin temel yapı taşıdır.

Makrometastaz saptanması durumunda hastanın nodal yükü artmış kabul edilir; adjuvan sistemik tedavi (kemoterapi, endokrin tedavi, anti-HER2 tedavisi) endikasyonu genellikle güçlenir, aksiller radyoterapi ya da seçilmiş olgularda cALND kararı gündeme gelir. Mikrometastaz durumunda ise IBCSG 23-01 çalışması cALND’nin gereksiz olduğunu göstermiş; adjuvan sistemik tedavi kararı tümör biyolojisi (grade, ki67, ER/PR/HER2 durumu, Oncotype DX gibi genomik testler) ışığında bireysel olarak alınmaktadır. Erken meme kanseri olgularında yalnızca mikrometastaz saptanması genellikle kemoterapi endikasyonunu doğrudan doğuran bir bulgu olarak değerlendirilmez.

İzole tümör hücreleri (ITC) prognoz üzerine minimal etkilidir ve genelde ek nodal tedavi ya da cALND gerektirmez; ancak ITC saptanması tümör biyolojisine göre adjuvan tedavi kararında dolaylı olarak dikkate alınabilir. Melanomda ise sentinel nodda saptanan mikrometastaz miktarının prognostik önemi büyüktür ve Rotterdam kriterleri gibi ölçütlerle stratifikasyon yapılır; ancak MSLT-II çalışması sonrası tam lenf nodu diseksiyonu artık standart olarak önerilmemekte, yakın izlem ve gerektiğinde sistemik adjuvan tedavi (immünoterapi, hedefli tedaviler) tercih edilmektedir. Klinik ve medikal onkoloji ekip, sentinel biyopsi patolojisinin ITC, mikro ve makrometastaz ayrımını multidisipliner tümör konseyinde değerlendirerek her hastaya özel tedavi haritası çıkarmaktadır.

Melanomda Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi Hangi Breslow Kalınlığında Önerilir?

Melanomda sentinel lenf nodu biyopsisi endikasyonu, temel olarak primer tümörün Breslow kalınlığına, ülserasyon varlığına, mitotik hıza ve hastanın klinik özelliklerine göre şekillenir. Güncel NCCN, ESMO ve AJCC 8. Baskı kılavuzlarına göre Breslow kalınlığı 0,8 milimetreden fazla olan tüm melanomlarda sentinel biyopsi önerilir; 0,8 milimetreden ince olsa bile ülserasyon içeren tümörler (T1b) sentinel adayıdır. Breslow 1,0 milimetreden kalın olan tüm melanomlarda (T2 ve üzeri) sentinel biyopsi kesinlikle önerilir; T3 ve T4 tümörlerde ise klinik olarak nod negatif olgularda yine sentinel biyopsi standart yaklaşımdır.

Breslow 0,8 milimetreden ince ve ülserasyonsuz (T1a) tümörlerde sentinel biyopsi rutin olarak önerilmez; ancak yüksek mitotik hız, genç yaş (kırk yaş altı), lenfovasküler invazyon, regresyon ya da yeterli mikroskobik değerlendirme yapılamamış olgular gibi ek risk faktörleri varlığında bireysel bazda tartışılabilir. Bu bireysel karar süreci hasta ile ayrıntılı biçimde paylaşılmalı, sentinel pozitifliğinin adjuvan sistemik tedavi (nivolumab, pembrolizumab, dabrafenib+trametinib) kararlarını yönlendirmedeki rolü, potansiyel morbidite ve ekonomik yükler ile birlikte değerlendirilmelidir.

MSLT-I çalışması sentinel biyopsinin doğru evreleme sağladığını, MSLT-II çalışması ise sentinel pozitif olgularda tam lenf nodu diseksiyonu yerine yakın izlem yaklaşımının onkolojik olarak eşdeğer sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu bulgular sentinel biyopsinin temelde evreleme aracı olarak önemini vurgular; sentinel pozitif hastalarda adjuvan immünoterapi endikasyonu kararının verilmesinde ve yakın izlem protokolünün oluşturulmasında sentinel sonucu kritik veri sağlar. Klinik ve iş birliği yaptığımız dermatoonkoloji ile medikal onkoloji ekipleri melanom hastalarını Breslow kalınlığı, ülserasyon durumu ve diğer risk faktörleri temelinde değerlendirmekte, uygun olgularda sentinel biyopsiyi wide local excision ile aynı seansta planlamaktadır.

Radyoaktif Madde Enjeksiyonu Anne Sütüne Geçer mi ve Emzirmeye Ara Verilmeli mi?

Sentinel lenf nodu haritalamasında kullanılan teknesyum-99m ile işaretli nanokolloid, gama emisyonu yapan düşük enerjili bir radyofarmasötiktir. Enjeksiyon dozları 0,3 ile 1,0 mikroküri (mCi) arasında değişir; nanokolloid molekülü büyük partiküllü olduğu için sistemik dolaşıma minimal geçer, büyük ölçüde enjeksiyon bölgesinde ve lenfatik yatakta kalır. Anne sütüne geçen radyoaktif madde miktarı bu nedenle son derece düşüktür; ancak sıfır değildir. Teknesyum-99m yaklaşık altı saatlik yarı ömre sahiptir ve on yarı ömür sonrasında (yaklaşık altmış saat) radyoaktivite pratik olarak sıfırlanır.

Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP) ve pek çok nükleer tıp derneğinin kılavuzları, teknesyum-99m nanokolloid ile yapılan sentinel biyopsi sonrasında emzirmeye ara verilmesinin kesin bir zorunluluk olmadığını, ancak dikkatli yaklaşımın uygun olduğunu belirtir. Pratik olarak enjeksiyondan sonra dört saatten yirmi dört saate kadar değişen sürelerde emzirmenin geçici olarak durdurulması ve bu süre boyunca sağılan sütün atılması önerilir. Emzirme öncesi süt sağma ve saklama, ameliyat öncesi planlanabilecek pratik bir çözümdür; bebek bu süt ile beslenirken anne kısa süreli olarak dinlenebilir.

Ayrıca mavi boya (izosülfan mavisi, patent mavi V) kullanımı gebelik ve emzirmede kısıtlı veri nedeniyle önerilmez; bu tür özel dönemlerde radyoaktif nanokolloid tek başına ya da süperparamanyetik izleyici (Magtrace) tercih edilebilir. Gebelik durumunda ise sentinel biyopsinin uygulanabilirliği konusunda tartışmalar mevcuttur; birinci trimesterde mümkün olduğunca kaçınılır, ikinci ve üçüncü trimesterde düşük doz teknesyum-99m ile yapılabileceği görüşü desteklenmektedir. Nükleer Tıp ve Genel Cerrahi ekipleri, emzirme ya da gebelik durumundaki hastalar için ayrıntılı bir bilgilendirme yaparak radyasyondan korunma kurallarına uygun protokolleri planlamakta; hem anne hem bebeğin güvenliğini merkezde tutmaktadır.

Bekçi Lenf Nodu Biyopsisinden Sonra Kol Şişmesi (Lenfödem) Riski Ne Kadardır?

Lenfödem, aksiller lenfatik drenajın cerrahi ya da radyoterapi ile bozulmasına bağlı olarak koldaki proteinden zengin sıvının yavaşça birikmesiyle ortaya çıkan kronik bir tablodur. Klasik aksiller lenf nodu diseksiyonu sonrasında lenfödem oranı yüzde on beş ile otuz arasında bildirilmiştir; radyoterapi eklenmesi bu oranı yüzde kırka kadar yükseltir. Sentinel lenf nodu biyopsisi ise koltuk altında bir-üç adet lenf bezinin çıkarılmasıyla sınırlı, minimal invaziv bir yaklaşım olduğu için lenfödem riski çok daha düşüktür ve büyük çalışmalarda yüzde beşin altında bildirilmiştir.

Sentinel biyopsi sonrası lenfödem gelişimini artıran faktörler arasında obezite, aksiller radyoterapi eklenmesi, çıkarılan sentinel nod sayısının fazla olması (dörtten fazla), postoperatif seroma ve enfeksiyon gelişimi, kolun ağır efor gerektiren mesleklerde kullanımı, sık iğne girişimleri ve kan basıncı ölçümleri, diyabet ve ileri yaş sayılabilir. Sentinel biyopsi sonrası aksiller radyoterapi (ART) uygulanması durumunda dahi lenfödem oranı klasik ALND kadar yüksek değildir; AMAROS çalışması ART kolunda lenfödemin belirgin biçimde daha az olduğunu göstermiştir. Ancak sentinel biyopsi + ART kombinasyonu lenfödem riskini yalnız sentinel biyopsiye göre bir miktar yükseltir.

Lenfödemin önlenmesinde erken hasta eğitimi büyük önem taşır. Sentinel biyopsi geçiren hastalara ameliyat sonrası dönemde ipsilateral kolda kesici ve delici travmalardan kaçınma, ağır yük taşımama, sıkı takı kullanmama, kan basıncı ve iğne girişimlerini karşı koldan yaptırma, cilt bakımına özen gösterme, düzenli aerobik egzersiz ve kolu kalbin üzerinde tutma gibi öneriler sunulur. Lenfödem geliştiğinde manuel lenfatik drenaj, kompresyon giysileri, cilt bakımı, egzersiz ve gerektiğinde lenfovenöz anastomoz ya da vaskülerize lenf nodu transferi gibi cerrahi teknikler ile tedavi edilir. Klinik ve Fizik Tedavi ile Rehabilitasyon ekip, sentinel biyopsi geçiren hastalar için erken dönemde ölçüm bazlı takip programı yürütmekte, lenfödem gelişme riskini erken yakalayarak konservatif tedaviye yönlendirmektedir.

Yanlış Negatif Sonuç Oranı Nedir ve Hangi Durumlarda Görülür?

Yanlış negatif oranı (FNR), sentinel biyopsi sonucu negatif çıkan hastaların bir kısmında aslında koltuk altında metastatik nodların bulunması olasılığını gösteren istatistiksel bir ölçüttür ve “gerçek pozitif olan hastalar arasında sentinel biyopsinin gözden kaçırdığı yüzde” olarak tanımlanır. Meme kanserinde deneyimli merkezlerde radyoaktif nanokolloid ve mavi boya kombine kullanımıyla FNR yüzde beş-on arasında bildirilir. Bu oran melanomda yüzde beşin altına iner; endometrial ve servikal kanserde ise yüzde beş-on arasında değişir. FNR’nin klinik olarak kabul edilebilir sınırının yüzde on olduğu kabul edilir.

Yanlış negatif sonucun yükseldiği durumlar arasında birden fazla drenaj yolu bulunması ve tümörden çıkan lenfatik akımın metastatik nod tarafından bloke edilerek başka bir noda yönlendirilmesi (nodal blok/shunting), yalnızca tek izleyici kullanılması (yalnız boya veya yalnız izotop), enjeksiyon tekniğinin uygun olmaması, sentinel olarak birden az nodun çıkarılması, cerrahın öğrenme eğrisinin ilk aşamalarında bulunması, obezite, ileri yaş ve büyük tümörler sayılabilir. Neoadjuvan kemoterapi öncesi klinik nod pozitif olup kemoterapi sonrası klinik olarak nod negatif hâle gelen hastalarda sentinel biyopsinin yanlış negatif oranı yüzde on beşe kadar çıkabildiği için hedefli aksiller diseksiyon (TAD) yaklaşımı geliştirilmiştir.

Yanlış negatif oranını azaltmak için modern öneriler; ikili izleyici (radyoaktif nanokolloid + mavi boya ya da indosiyanin yeşili) kullanımı, en az iki adet sentinel nodun çıkarılması, gama sonda ve floresans kamera ile kombine tarama, palpe edilen tüm şüpheli nodların sentinele ek olarak çıkarılması, neoadjuvan sonrası olgularda klipslenmiş nodun izlenerek çıkarılması (TAD), cerrahi öğrenme eğrisinin tamamlanması için başlangıçta yeterli olgu sayısında validasyon ve merkez düzeyinde kalite kontrol programlarının kurulması olarak sayılabilir. Klinik, sentinel biyopsi programında ikili izleyici, ICG floresans desteği, TAD gibi güncel yaklaşımları uygulamakta ve düzenli olgu bazlı kalite kontrolleri ile yanlış negatif oranını asgari seviyede tutmayı hedeflemektedir.

Sentinel Biyopsi Sonrası Koltuk Altında His Kaybı Kalıcı mıdır?

Sentinel lenf nodu biyopsisi sonrası koltuk altı ve üst kolun iç yüzünde hissedilen uyuşukluk, karıncalanma ya da his kaybının başlıca nedeni, interkostobrachial sinir (T2 dermatomu) ve komşu küçük duyu sinirlerinin ameliyat sırasında gerilmesi, retraksiyona uğraması ya da kesilmesidir. Bu sinir aksilla seviye 1’de horizontal seyir gösterir ve üst kolun iç yan yüzünün duyusunu taşır. Klasik aksiller lenf nodu diseksiyonunda bu sinir sıklıkla feda edildiği için his kaybı büyük çoğunlukla kalıcı olur; sentinel biyopsi ise sınırlı bir cerrahi alan içerdiği için sinir hasarı çok daha az sıklıkla görülür ve bulgular genellikle geçicidir.

Sentinel biyopsi sonrası hastaların yaklaşık yüzde on-yirmisinde erken postoperatif dönemde koltuk altı ve üst kolun iç yüzünde geçici uyuşukluk, sıcak-soğuk hissinde azalma ya da ciltte batma tarzı hipestezi ortaya çıkar. Bu bulgular çoğunlukla üç ay içinde belirgin biçimde azalır, altı ay-bir yıl içinde büyük ölçüde geriler. Kalıcı his kaybı sentinel biyopsi sonrası hastaların yalnızca küçük bir kısmında (yaklaşık yüzde beş civarında) minimal düzeyde kalır; bu durum genellikle günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkilemez. Bazı hastalarda ise interkostobrachial sinirin dallarının kesilmesine bağlı olarak nöropatik ağrı, alodini ya da hiperestezi gelişebilir; bu tablo daha nadirdir ancak yaşam kalitesini etkileyebilir.

Postoperatif dönemde erken mobilizasyon, omuz ve kol egzersizleri, cilt bakımı ve gerektiğinde nöropatik ağrı için gabapentin, pregabalin gibi tedaviler kullanılabilir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları hem duyu bozukluğunu hem de omuz hareket kısıtlılığını azaltmada etkilidir. Aksiller web sendromu (aksillanın altında ip gibi hissedilen fibröz bantlar), sentinel biyopsi sonrası da görülebilen bir tablo olup benzer şekilde germe egzersizleri ve manuel tedavi ile büyük ölçüde geriler. Klinik ve Fizik Tedavi bölümü olarak sentinel biyopsi sonrası hastaları ameliyat sonrası birinci hafta, üçüncü hafta, üçüncü ay ve altıncı ayda görerek duyusal ve motor iyileşmeyi izlemekte, gerekli olgularda erken rehabilitasyon desteğini sağlamaktayız.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesinin, kişiye özel tanı ve tedavi kararlarının yerini alamaz. Sentinel lenf nodu biyopsisi endikasyonu, uygulanacak izleyici tipi, cerrahi teknik, ameliyat sonrası izlem ve gerekirse ek tedaviler; hastanın tümör tipi, evresi, biyolojik özellikleri, genel sağlık durumu, komorbiditeleri ve tercihleri temelinde çok disiplinli konsey kararı ile bireyselleştirilmelidir. Meme kanseri, melanom, jinekolojik, ürolojik ve baş boyun tümörlerinde sentinel biyopsi ve ilgili onkolojik cerrahi girişimler için detaylı değerlendirme, güncel görüntüleme ve patoloji süreçleri, gerektiğinde neoadjuvan sonrası hedefli aksiller diseksiyon (TAD), indosiyanin yeşili floresans veya süperparamanyetik izleyici gibi ileri yaklaşımlar için Genel Cerrahi Kliniği ilgili bölüme başvurabilir; multidisipliner tümör konseyimiz eşliğinde kişiye özel bir tedavi haritası oluşturabilirsiniz. Genel Cerrahi ekibi olarak meme, melanom, jinekolojik ve baş boyun onkolojik cerrahi programlarımızda sentinel lenf nodu biyopsisi başta olmak üzere modern onkolojik cerrahi tekniklerini bilimsel kılavuzlar ve deneyimli multidisipliner ekip anlayışıyla hizmetinize sunmaya devam edilmektedir.

Kaynakça

  1. National Cancer Institute (NCI) — Sentinel lenf nodu biyopsisi rehbericancer.gov/about-cancer/diagnosis-staging/staging/sentinel-node-biopsy-fact-sheet
  2. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — Sentinel lenf nodu biyopsisi tekniğincbi.nlm.nih.gov/books/NBK557527
  3. American Cancer Society (ACS) — Meme kanserinde lenf nodu cerrahisicancer.org/cancer/types/breast-cancer/treatment/surgery-for-breast-cancer/lymph-node-surgery-for-breast-cancer.html
  4. Mayo Clinic — Sentinel nod biyopsisi ve lenfödemmayoclinic.org/tests-procedures/sentinel-node-biopsy/about/pac-20385264

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.