Göğüs Hastalıkları

Kronik Tromboembolik Pulmoner Hipertansiyon

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyonun tanı kriterlerini, cerrahi ve medikal yaklaşım seçeneklerini uzman hekimler ele alınmaktadır. Detaylı bilgi.

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon, akciğer atardamarlarında zaman içinde yerleşik hâle gelen pıhtıların basınç artışına yol açtığı, ilerleyici seyirli bir akciğer ve kalp hastalığıdır. Halk arasında çok bilinmese de uzun süreli nefes darlığının ardındaki nedenlerden biri olarak karşımıza çıkar. Akciğer embolisi geçirdikten sonra tam toparlanamayan bazı kişilerde, pıhtıların damar duvarına yapışıp kalıcı tıkanıklıklar oluşturmasıyla ortaya çıkar. Bu tablo, basit bir nefes darlığı olarak başlasa da zamanla günlük yaşamı belirgin biçimde kısıtlayan bir hâl alabilir.

Hastalığın özelliği, klasik akciğer hastalıklarından farklı bir mekanizmaya sahip olmasıdır. Burada sorun akciğer dokusunda değil, akciğere kan taşıyan damarlardadır. Pıhtılar ve fibröz dokular damar yatağını daralttığı için kalbin sağ tarafı kanı pompalamak için daha çok zorlanır. Sağ kalbin bu fazla yükü, ilerleyen dönemde kalp yetmezliğine zemin hazırlar. Erken dönemde tanı konulduğunda uygun yaklaşımlarla süreç belirgin biçimde kontrol altına alınabildiği için yakınmaların doğru yorumlanması büyük önem taşır.

Kimlerde Görülür?

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon, daha önce pulmoner emboli yani akciğer damar tıkanıklığı geçirmiş kişilerde belirgin biçimde daha sık görülür. Akciğer embolisi geçirenlerin küçük bir bölümünde pıhtılar zamanla erimek yerine damar duvarına yapışır ve fibröz bir doku hâline dönüşür. Bu nedenle geçmişte tek seferlik bile olsa akciğer embolisi tanısı almış kişiler bu tablonun en önemli risk grubunu oluşturur. Ancak hastaların bir kısmında belirgin bir emboli öyküsü olmadan da hastalık ortaya çıkabilir.

Genellikle orta yaş ve üzeri kişilerde tanı konulsa da hastalık her yaşta görülebilir. Kadın ve erkek arasında belirgin bir fark olmamakla birlikte bazı çalışmalarda kadınlarda biraz daha sık rastlandığı bildirilmiştir. Uzun süre yatak istirahatinde kalanlar, geçirilmiş büyük cerrahileri olanlar, kanser tedavisi gören kişiler ve pıhtılaşma eğilimini artıran genetik durumları taşıyanlar daha yüksek risk altındadır. Bu kişilerde nefes darlığı yakınması ciddiye alınmalı, sıradan bir yorgunluk olarak değerlendirilmemelidir.

Kalp pili veya santral kateter gibi vücut içi cihazları olan kişilerde, splenektomi geçirenlerde, kronik enflamatuvar bağırsak hastalığı bulunanlarda ve tiroid hormon tedavisi alan bazı bireylerde de risk biraz daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca antifosfolipid sendromu gibi otoimmün pıhtılaşma bozuklukları olanlarda tablo daha hızlı yerleşebilir. Risk faktörlerinin bir arada bulunması durumunda yakınmaların izlenmesi ve düzenli kontrollerin yapılması önemlidir.

Hareketsiz yaşam tarzı, uzun süreli uçak ya da otobüs yolculukları, obezite ve sigara kullanımı gibi etkenler pıhtı oluşumunu kolaylaştırarak dolaylı yoldan riski artırabilir. Daha önce derin ven trombozu yani bacak toplardamar pıhtısı geçirmiş kişiler de bu açıdan dikkatli olmalıdır. Genç yaşta açıklanamayan nefes darlığı yaşayan, özellikle de ailesinde pıhtılaşma hastalığı öyküsü bulunan bireylerin değerlendirme için bir hekime başvurması yerinde olur.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Hastalığın en belirgin yakınması, eforla artan ve giderek dinlenme dönemlerinde de hissedilmeye başlayan nefes darlığıdır. Başlangıçta merdiven çıkarken ya da hızlı yürürken fark edilen bu zorlanma, zamanla daha düşük efor düzeylerinde de ortaya çıkar. Hastaların önemli bir kısmı bu yakınmayı yaşa, kiloya veya kondisyon kaybına bağlayıp uzun süre hekime başvurmaz. Oysa açıklanamayan ve giderek kötüleşen nefes darlığı bu tablonun en temel uyarı işaretidir.

Nefes darlığına eşlik eden başka şikayetler de görülebilir. Çabuk yorulma, halsizlik, baş dönmesi, çarpıntı ve göğüste sıkışma hissi sık rastlanan yakınmalar arasındadır. Bazı hastalarda eforla bayılma, sersemlik hissi ya da görme bulanıklığı yaşanabilir; bu durum kalbin yeterince kan pompalayamadığının önemli bir göstergesidir. Öksürük, zaman zaman balgamda az miktarda kan görülmesi ve geceleri yatar pozisyonda artan nefes darlığı da tabloya eklenebilir.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde sağ kalp yetmezliği bulguları belirginleşir. Bacaklarda, ayak bileklerinde ve karın bölgesinde sıvı birikimine bağlı şişlikler ortaya çıkabilir. Boyun damarlarında belirgin dolgunluk, karaciğer büyümesine bağlı sağ üst karın bölgesinde rahatsızlık hissi ve iştahta belirgin azalma görülebilir. Dudaklarda ve parmak uçlarında morarma yani siyanoz da oksijen taşıma kapasitesinin düştüğüne işaret eden bulgular arasındadır.

Yakınmalar günden güne, hatta haftadan haftaya kademeli olarak ağırlaşma eğilimindedir. Bu yavaş seyir, hastalığın geç tanı almasının en önemli nedenlerinden biridir. Hasta zamanla daha az hareket etmeye başlar, sosyal yaşamdan uzaklaşır ve bunu sıradan bir yaşlanma süreci olarak değerlendirebilir. Hâlbuki tanının erken konulması, uygulanabilecek yaklaşımların başarısı açısından belirleyici unsurdur ve bu nedenle yakınmaların ciddiye alınması gereklidir.

Nedenleri Nelerdir?

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyonun temel nedeni, akciğer atardamarlarına ulaşan pıhtıların zaman içinde tam olarak erimeyip damar duvarında kalıcı tıkanıklıklar oluşturmasıdır. Normal koşullarda vücut, akciğere giden pıhtıları kendi pıhtı çözücü mekanizmalarıyla belli bir süre içinde temizler. Ancak bazı kişilerde bu süreç eksik kalır; pıhtı sertleşir, fibröz bir yapıya dönüşür ve damar duvarına yapışarak kanın akışını kalıcı biçimde engeller.

Hastalığın oluşumunda rol oynayan başlıca etkenler şu şekilde sıralanabilir:

  • Geçirilmiş akut pulmoner emboli atakları ve tekrarlayan pıhtı yüklenmesi
  • Kalıtsal ya da edinsel pıhtılaşma eğilimi yaratan hastalıklar
  • Antifosfolipid sendromu gibi otoimmün kökenli pıhtılaşma bozuklukları
  • Kanser tanısı ve kemoterapi sürecinin tetiklediği pıhtılaşma artışı
  • Uzun süreli hareketsizlik, büyük cerrahi sonrası dönem ve dalak çıkarılması

Bu nedenlerin yanında damar duvarındaki iyileşme sürecinde yaşanan farklılıklar da önemli rol oynar. Bazı kişilerde pıhtı çözüldükten sonra damar duvarında anormal bir yeniden şekillenme süreci başlar. Bu süreçte küçük damarlarda da değişiklikler oluşur ve durum yalnızca büyük pıhtıların bulunduğu bölgelerle sınırlı kalmaz. Böylece akciğer damar yatağının genelinde basınç artışı sürer; bu da hastalığın sadece bir tıkanıklık değil, aynı zamanda damar hastalığı olarak değerlendirilmesini gerektirir.

Tetikleyici nedenlerin bir kısmında geri dönüşümlü etkenler ön plandadır. Hareketsizlik, sigara kullanımı, obezite, uzun süreli östrojen içeren ilaç kullanımı ve sıvı kaybı gibi durumlar pıhtı oluşum sürecini hızlandırabilir. Yaşam tarzı değişiklikleri ile bu etkenlerin bir bölümü kontrol altına alınabilir. Ancak genetik yatkınlık ve otoimmün hastalıklar gibi nedenler söz konusu olduğunda düzenli hekim takibi ve gerektiğinde uzun süreli pıhtı önleyici tedavi planı belirleyici hâle gelir.

Tanı Nasıl Konulur?

Tanı süreci, ayrıntılı bir hikâye alma ve dikkatli bir fizik muayene ile başlar. Hekim, hastanın nefes darlığının ne zaman başladığını, hangi koşullarda arttığını, geçirilmiş akciğer embolisi öyküsü olup olmadığını ve aile öyküsünü sorgular. Muayene sırasında kalbin dinlenmesi, boyun damarlarının değerlendirilmesi, bacaklarda şişlik ve karaciğer büyüklüğü gibi bulgular incelenir. Bu aşamada elde edilen ipuçları, ileri tetkiklere yön vermek açısından önemlidir.

Başlangıç incelemeleri arasında kan testleri, akciğer grafisi ve elektrokardiyografi bulunur. Daha sonra ekokardiyografi yani kalp ultrasonu yapılır; bu inceleme sağ kalp boşluklarının büyüklüğü ve akciğer atardamar basıncı hakkında değerli bilgiler verir. Ekokardiyografi, hastalıktan şüphelenildiğinde ilk basamak yöntem olarak öne çıkar. Bulgular pulmoner hipertansiyonu işaret ettiğinde ileri görüntüleme yöntemlerine geçilir ve nedenin ayırıcı tanısı yapılır.

Tanıda yardımcı olan başlıca tetkikler şunlardır:

  • Ventilasyon perfüzyon sintigrafisi yani akciğer kan akımı incelemesi
  • Bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi
  • Manyetik rezonans görüntüleme ile pulmoner damar değerlendirmesi
  • Solunum fonksiyon testleri ve altı dakika yürüme testi
  • Sağ kalp kateterizasyonu ile basınç ölçümü ve pulmoner anjiyografi

Ventilasyon perfüzyon sintigrafisi, kronik tromboembolik tabloyu diğer pulmoner hipertansiyon nedenlerinden ayırt etmede özellikle değerlidir. Sağ kalp kateterizasyonu ise akciğer damar basıncını doğrudan ölçtüğü için kesin tanı sağlar. Bu inceleme aynı zamanda hastalığın evresinin belirlenmesinde ve uygulanacak yaklaşımın seçilmesinde yol göstericidir. Tüm bu tetkiklerin pulmoner hipertansiyon konusunda deneyimli merkezlerde yapılması, doğru sonuca ulaşmak açısından gereklidir.

Komplikasyonlar Nelerdir?

Hastalığın en önemli ve sık karşılaşılan sonucu sağ kalp yetmezliğidir. Akciğer damarlarındaki basınç artışı, kalbin sağ tarafını sürekli yüksek dirence karşı çalışmaya zorlar. Zaman içinde sağ ventrikül kas duvarı kalınlaşır, daha sonra genişler ve kasılma gücü azalır. Bu durum karın bölgesinde sıvı birikimi, bacaklarda kalıcı ödem, iştahsızlık, kilo kaybı ve günlük aktivitelerde belirgin sınırlanma gibi tablolarla kendini gösterir.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde tekrarlayan akciğer embolileri görülebilir. Mevcut tablonun üzerine eklenen her yeni pıhtı atağı, hastanın klinik durumunu hızla kötüleştirebilir ve hayatı tehdit edebilir. Bu nedenle uzun süreli pıhtı önleyici tedavi büyük önem taşır. Ayrıca aritmi yani kalp ritim bozuklukları, özellikle atrial fibrilasyon, sağ kalpteki yapısal değişikliklere bağlı olarak gelişebilir ve bu durum tedavi sürecini daha da güçleştirir.

Bazı hastalarda öksürük sırasında kan tükürme yani hemoptizi görülebilir. Bu durum, genişlemiş akciğer damarlarındaki yüksek basınç ya da damar duvarındaki kırılganlık nedeniyle ortaya çıkar. Düşük oksijen düzeyleri, böbrek ve karaciğer fonksiyonlarını da olumsuz etkileyerek hastayı çok organlı bir yetersizliğe doğru sürükleyebilir. Ayrıca egzersiz kapasitesinin belirgin biçimde düşmesi nedeniyle ortaya çıkan kas kaybı ve fiziksel uygunsuzluk, ilerleyen dönemde hastayı daha kırılgan bir hâle getirir.

Yaşam kalitesi üzerindeki etkiler de gözardı edilmemelidir. Sürekli nefes darlığı ve yorgunluk, hastalarda kaygı ve depresyon riskini artırır. Sosyal yaşamdan uzaklaşma, iş gücü kaybı ve aile içi rollerin değişmesi gibi konular da süreci güçleştirir. Bu nedenle hastalığın yönetiminde yalnızca tıbbi yaklaşım değil; psikososyal destek, beslenme danışmanlığı ve rehabilitasyon programları gibi bütüncül bir bakış açısı da gereklidir.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Açıklanamayan ve haftalar içinde kademeli olarak artan bir nefes darlığı yaşıyorsanız bunu yaşlılığa ya da kondisyon kaybına bağlayıp ertelememelisiniz. Daha önce eforsuz yapabildiğiniz işleri artık zorlanarak yapıyor, merdiven çıkarken ara vermek zorunda kalıyor ya da gün içinde belirgin bir halsizlik hissediyorsanız bir hekime başvurmanız yerinde olur. Özellikle geçmişte akciğer embolisi ya da bacakta pıhtı tanısı aldıysanız bu tür yakınmalar bekleyebilecek belirtiler değildir.

Bazı durumlar acil değerlendirme gerektirir. Dinlenirken bile süren şiddetli nefes darlığı, göğüste yoğun sıkışma, eforla ortaya çıkan bayılma ya da bayılır gibi olma hissi, kan tükürme ve dudaklarda morarma gibi bulgular zaman kaybetmeden değerlendirilmelidir. Bacaklarda hızlı gelişen şişlik, karında dolgunluk hissi ve idrar miktarında belirgin azalma da sağ kalp yetmezliği belirtileri olabileceği için ihmal edilmemelidir.

Düzenli ilaç kullanan ve daha önce pulmoner hipertansiyon tanısı almış olan kişilerin kontrollerini aksatmaması büyük önem taşır. Yeni ortaya çıkan çarpıntı, ritim bozukluğu hissi, kilo artışı ya da egzersiz toleransında ani düşüş gibi değişiklikleri hekiminize bildirmeniz gerekir. Pıhtı önleyici ilaç kullanıyorsanız diş çekimi, ameliyat ve benzeri girişimler öncesinde mutlaka hekiminize bilgi vermeli, ilaç dozunu kendi başınıza değiştirmemelisiniz. Doğru yönlendirme ile süreç çok daha güvenli biçimde ilerler.

Son Değerlendirme

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon, sessiz başlayıp zamanla yaşam kalitesini belirgin biçimde etkileyen, ancak doğru zamanda tanınıp uygun bir planla yönetildiğinde seyri belirgin biçimde değiştirilebilen bir tablodur. Açıklanamayan nefes darlığını ciddiye almak, geçirilmiş akciğer embolisi öyküsünü unutmamak ve düzenli takibi ihmal etmemek hastalığın yönetiminde temel adımlardır. Erken tanı, hem sağ kalp üzerindeki yükün artmasını önlemek hem de günlük yaşam kapasitesini korumak açısından belirleyici unsurdur.

Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon gibi tablolarda ileri görüntüleme yöntemleri, güncel yaklaşımlar ve bütüncül bir bakış açısı birlikte değerlendirilir. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa bir uzman hekime başvurarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Kaynakça

  1. StatPearls (NCBI Bookshelf) — Chronic Thromboembolic Pulmonary Hypertensionncbi.nlm.nih.gov/books/NBK555957/
  2. MedlinePlus — Pulmonary Hypertensionmedlineplus.gov/pulmonaryhypertension.html
  3. American Lung Association — Pulmonary Hypertensionlung.org/lung-health-diseases/lung-disease-lookup/pulmonary-hypertension
  4. NHLBI (National Heart, Lung, and Blood Institute) — Pulmonary Hypertensionnhlbi.nih.gov/health/pulmonary-hypertension

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Göğüs Hastalıkları Hekimlerimiz

Sık Sorulan Sorular

20 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.