Genel Cerrahi

Kesi Yeri Fıtığı Ameliyatı

Önceki ameliyat kesi yerinde oluşan karın duvarı fıtığının kompozit yama ile laparoskopik veya açık yöntemle onarıldığı rekonstrüktif fıtık cerrahisidir.

İnsizyonel fıtık, tıp literatüründe kesi yeri fıtığı olarak da bilinen ve önceki bir karın ameliyatının bıraktığı iyileşmiş cerrahi kesi hattı boyunca karın duvarını oluşturan fasya tabakasının ayrılması sonucu ortaya çıkan, karın içi organların bu zayıf noktadan cilt altına doğru yer değiştirdiği kronik bir karın duvarı defektidir. Herhangi bir sebeple abdominal cerrahi geçirmiş her yüz hastanın on ila yirmisinde beş yıl içinde bu klinik tablonun geliştiği düşünüldüğünde, insizyonel herni genel cerrahi pratiğinde en sık karşılaşılan ve teknik açıdan en zorlu karın duvarı patolojilerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Küçük ve basit defektlerden dev boyutlu ve karın hacmi kaybına yol açan kompleks olgulara uzanan geniş bir spektrumda görülen bu hastalık, günümüzde retromusküler mesh onarımı, transversus abdominis release ve robotik karın duvarı rekonstrüksiyonu gibi ileri tekniklerle başarıyla tedavi edilebilmektedir. İlgili bölümlerde her hasta için Avrupa Herni Cemiyeti sınıflaması esasında bireyselleştirilmiş tedavi planı oluşturulmakta ve uzun dönem başarı hedeflenmektedir.

İnsizyonel Fıtık Nedir ve Önceki Ameliyat Kesisinde Neden Oluşur?

İnsizyonel fıtık, karın duvarını mekanik olarak taşıyan asıl yapı olan fasya tabakasının önceki cerrahi kesi hattı boyunca tam olarak iyileşememesi ve zamanla ayrılması sonucu gelişen edinsel bir karın duvarı defektidir. Sağlıklı bir karın duvarında rektus kılıfı, linea alba ve yan karın kaslarının aponörozları birlikte devamlı ve dirençli bir kollajen ağı oluşturur; bu yapı karın içi basınca karşı doğal bir bariyer görevi görür. Cerrahi kesi bu bariyerde bir sürekliliksizlik yaratır ve iyileşmenin başarısı sütür tekniğine, sütür materyalinin biyomekanik özelliklerine, hastanın doku iyileşme kapasitesine ve postoperatif dönemde karın içi basıncı artıran faktörlerin kontrolüne bağlıdır.

Fasyal iyileşmenin bozulmasında birden fazla mekanizma iş başındadır. Uzun kesilerde kısa aralıklarla ve dokuya küçük paylar bırakılarak konulan sütürler, kesi hattı boyunca gerilimi arttırır ve iskemik nekrozla birlikte küçük ayrılmalar oluşturur. Kollajen sentezinin bozuk olduğu diyabetli, sigara içen ve steroid kullanan hastalarda tip bir ve tip üç kollajen dengesi bozulur; bu durum yara mukavemetini uzun dönemde düşürür. Postoperatif erken dönemde gelişen yara enfeksiyonu, doku iyileşmesini akut olarak sekteye uğratarak insizyonel herni gelişme riskini beş ila on kat artırır ve bu risk yıllar sonra bile fasyal ayrılmayı tetikleyebilir.

Klinik olarak insizyonel fıtık, hastanın önceki ameliyat izinin üzerinde ya da hemen komşuluğunda ayakta ve öksürme sırasında belirginleşen, yatınca kısmen ya da tamamen redükte olan bir şişlikle kendini gösterir. Küçük defektler yalnızca yağ dokusu içerirken orta ve büyük defektlerde ince barsak ansları, omentum ve nadiren kolon segmentleri kese içine girer. Zamanla defekt büyüdükçe karın içeriği asıl karın boşluğuna değil kese içine yerleşmeye başlar ve bu durum literatürde domain kaybı olarak adlandırılan, cerrahi planlamayı köklü şekilde değiştiren bir tabloya dönüşür.

Kesi Yeri Fıtığı Gelişmesinde Hangi Risk Faktörleri Rol Oynar?

İnsizyonel herni gelişimi tek bir nedene bağlı olmayıp hastaya ait sistemik faktörlerin, cerrahi tekniğe ait mekanik faktörlerin ve postoperatif komplikasyonların birlikte etki ettiği çok değişkenli bir süreçtir. Hastaya ait faktörlerin en başında beden kitle indeksinin otuz üzerinde olduğu obezite gelir; obez hastalarda karın içi basınç ayakta duruşta bile normalin iki katına yakın seyreder ve fasyal iyileşme evresinde sütür hattına düşen mekanik yük ciddi biçimde artar. Sigara kullanımı doku oksijenasyonunu düşürerek, nikotin ise kollajen sentezini doğrudan baskılayarak yara mukavemetini azaltır ve insizyonel herni riskini yaklaşık dört kat yükseltir.

Diabetes mellitus, kronik böbrek yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve nutrisyonel yetersizlik gibi sistemik durumlar da kollajen metabolizmasını olumsuz etkileyerek doku iyileşmesini bozar. Hipoalbuminemi ve prealbumin düşüklüğü, cerrahi öncesi dönemde saptandığında insizyonel herni ve yara komplikasyonları için bağımsız risk göstergesi olarak kabul edilir. Uzun süreli sistemik steroid kullanımı, kemoterapi ve immünsupresif ilaçlar yara iyileşmesinin inflamatuar ve proliferatif fazlarını sekteye uğratır. Ehler Danlos ve Marfan sendromu gibi konjenital kollajen bozukluklarında ise fasyanın esas dayanıklılığı azaldığı için insizyonel herni gelişimi neredeyse kaçınılmaz hale gelebilir.

Cerrahi teknik ile ilgili faktörler arasında kesi tipi, sütür oranı ve sütür materyali belirleyicidir. Vertikal orta hat kesileri paramedian ya da transvers kesilere kıyasla iki ila üç kat yüksek insizyonel herni riski taşır. Kesi uzunluğunun sütür uzunluğuna oranının dört ve üzeri olması, küçük ısırıklarla sık aralıklı sütür tekniğinin kullanılması ve yavaş emilen monofilaman sütür materyalinin tercih edilmesi kanıta dayalı olarak insizyonel herni riskini düşürür. Postoperatif dönemde yüzeyel yara enfeksiyonu bile derin doku iyileşmesini olumsuz etkileyerek yıllar sonra fasyal ayrılmaya zemin hazırlayabilir.

İnsizyonel Fıtık Ne Kadar Sürede Ortaya Çıkar ve Kendiliğinden Geçer mi?

İnsizyonel herni gelişme zamanlaması geniş bir yelpazeye yayılır ve prospektif çalışmalar bu hastalığın büyük çoğunluğunun cerrahiyi izleyen ilk iki yıl içinde klinik olarak belirginleştiğini göstermektedir. Ancak fasyal ayrılmanın başlangıcı çoğu zaman ameliyattan sonraki ilk ay içinde, hastanın ayakta durmaya başladığı ve karın içi basıncın normal düzeylerine döndüğü dönemde başlar; sadece defekt küçük olduğu için hasta ilk aylarda semptom hissetmez. Zaman içinde karın içi basıncın etkisiyle defekt büyür ve önceki ameliyat izinin üzerinde ilk kez fark edilen bir kabarıklık ile klinik tablo başlar.

Beş yıllık takip çalışmalarında insizyonel herni kümülatif insidansının orta hat abdominal cerrahi sonrası yüzde on ila yirmi arasında olduğu, yüksek riskli hasta gruplarında ise bu oranın yüzde otuza ulaşabildiği gösterilmiştir. Nadir olgularda cerrahiden yıllar hatta on yıl sonra bile insizyonel herni gelişebilir; bu geç ortaya çıkan olgular genellikle ilerleyen yaşla birlikte kollajen dayanıklılığının azalması ve karın duvarı kas kütlesinin kaybı ile ilişkilidir. Bu nedenle daha önce abdominal cerrahi geçirmiş bir hastada geç dönemde ortaya çıkan karın duvarı şişliği mutlaka insizyonel herni açısından değerlendirilmelidir.

İnsizyonel herninin kendiliğinden geçmesi ya da zamanla küçülmesi mümkün değildir; tam tersine defekt zamanla ilerleyici biçimde büyür ve komplikasyon riski artar. Karın duvarı bandajları, kompresyon garmentleri ve fıtık kemerleri yalnızca semptomları geçici olarak baskılar ve ameliyat için uygun olmayan hastalarda köprü tedavi olarak kullanılır. Küçük defektlerde bile inkarserasyon ve strangülasyon riski göz ardı edilemez; boyutu iki santimetreden küçük dar boyunlu keseler paradoksal olarak boğulma açısından daha yüksek risk taşır. Bu nedenle tanı konulan her insizyonel herni hastası tıbbi kontrendikasyon yoksa elektif cerrahi onarım açısından değerlendirilmelidir.

Laparoskopik ve Açık Onarım Tekniği Arasındaki Farklar Nelerdir?

İnsizyonel fıtık onarımında açık ve minimal invaziv teknikler farklı klinik senaryolarda farklı avantajlar sunar ve modern karın duvarı rekonstrüksiyonu felsefesi bu iki yaklaşımı birbirinin alternatifi olarak değil defekt anatomisine göre birbirini tamamlayan seçenekler olarak konumlandırır. Açık teknikte cilt insizyonu üzerinden karın duvarı katmanları anatomik olarak eksplore edilir, herni kesesi tümüyle serbestleştirilir ve karın içi adezyonlar açık görüş altında çözülür; ardından meş uygulama tabakası hazırlanır ve fasyal defekt anatomik olarak kapatılır. Bu yaklaşım büyük defektlerde, yoğun adezyon şüphesinde ve karın duvarı rekonstrüksiyonu gereken kompleks olgularda mükemmel ekspozisyon sağlar.

Laparoskopik onarım ise küçük kesiler üzerinden yerleştirilen trokarlar aracılığıyla karın içine girilir ve defekt karın içinden görüntülenir. En sık uygulanan teknik intraperitoneal onlay mesh olarak bilinen ve karın içine adezyon bariyeri kaplı bir meş yerleştirilerek defektin peritondan itibaren örtülmesini sağlayan yöntemdir. Laparoskopik yaklaşımın en belirgin avantajı yara komplikasyonlarının açık cerrahiye kıyasla belirgin biçimde azalmasıdır; obez hastalarda ve daha önce yara enfeksiyonu geçirmiş hastalarda bu avantaj kritik önem taşır. Ayrıca postoperatif ağrı daha az, hastanede kalış süresi daha kısa ve normal aktiviteye dönüş daha erken olur.

Son yıllarda geliştirilen extended totally extraperitoneal yaklaşımı ve enhanced view totally extraperitoneal teknikleri, laparoskopinin minimal invaziv avantajlarını korurken meşi karın içine değil retromusküler ya da preperitoneal alana yerleştirme imkanı sunar. Bu modern teknikler klasik açık Rives Stoppa onarımının biyomekanik prensiplerini minimal invaziv bir platformda uygulayarak hem yara komplikasyonlarını azaltır hem de meş karın içi organlarla temas etmediği için uzun dönemde adezyon ve fistül riski neredeyse ortadan kalkar. Robotik teknoloji ile birlikte transversus abdominis release ve extended totally extraperitoneal gibi teknik olarak zorlu prosedürler daha güvenli ve tekrarlanabilir hale gelmiştir.

Kompozit Yama Neden Kullanılır ve Standart Yamadan Farkı Nedir?

İnsizyonel fıtık onarımında kullanılan meş materyali seçimi, uzun dönem başarının en önemli belirleyicilerinden biridir ve meş anatomik yerleşim yerine, doku etkileşimine ve klinik senaryoya göre farklı özelliklerde tasarlanmıştır. Standart polipropilen meş, geniş gözenekli monofilaman yapısı ile mükemmel doku entegrasyonu sağlar; fibroblast göçünü ve kollajen depozisyonunu destekleyerek meş etrafında sağlam bir skar dokusu oluşturur. Ancak polipropilenin doğrudan karın içi organlarla temas ettiğinde barsak duvarına yapışma, erozyon ve fistül gibi ciddi komplikasyonlara yol açtığı bilinmektedir; bu nedenle standart polipropilen yalnızca fasyal ya da preperitoneal alana yerleştirilebilir.

Kompozit meş adı verilen ve iki farklı yüzeyden oluşan modern implantlar, insizyonel herni onarımında intraperitoneal yerleşim ihtiyacını karşılamak için geliştirilmiştir. Bu meşlerin karın duvarına bakan yüzeyi klasik polipropilen ya da poliester yapıdan oluşurken karın içi organlara bakan yüzeyi absorbe olabilen bir bariyer tabakası ile kaplıdır. Bu bariyer tabakası genellikle politetrafloroetilen, sellüloz türevi, kollajen ya da omega üç yağ asidi bazlı biyoemilebilir polimerlerden üretilir ve iyileşme döneminin ilk haftalarında meş yüzeyi ile barsak arasında bir ara yüz oluşturarak doğrudan yapışmayı engeller.

Kompozit meş kullanımı özellikle laparoskopik intraperitoneal onlay mesh onarımında ve karın duvarında meşin retromusküler alana yerleştirilmesinin teknik olarak imkansız olduğu bazı olgularda tercih edilir. Uzun dönem çalışmalarda kompozit meşlerin adezyon oluşturma oranını klasik polipropilene kıyasla yüzde seksen üzerinde azalttığı, ancak tamamen ortadan kaldırmadığı gösterilmiştir. Bu nedenle modern karın duvarı rekonstrüksiyonu felsefesi mümkün olan her olguda meşin karın içinden uzak retromusküler ya da preperitoneal alana yerleştirilmesini önermekte, kompozit meşi ise anatomik olarak retromusküler onarımın mümkün olmadığı özel senaryolara saklamaktadır.

Karın Duvarı Rekonstrüksiyonunda Komponent Separasyon Tekniği Ne Zaman Uygulanır?

Komponent separasyon tekniği, geniş orta hat defektlerinde karın duvarı kas ve fasya katmanlarını anatomik olarak birbirinden ayırıp mediyalizasyonlarını sağlayarak defektin gerilimsiz kapatılmasına imkan vergüncel karın duvarı rekonstrüksiyon yöntemidir. Klasik Ramirez tekniği olarak bilinen anterior komponent separasyon yaklaşımında, eksternal oblik aponörozu semilunar hat lateralinde vertikal olarak açılır ve bu sayede rektus kılıfı iki üç santimetre mediyale kayabilir; her iki tarafta birlikte uygulandığında defekt genişliği on ila on beş santimetreye kadar gerilimsiz kapatılabilir. Ancak bu teknik cilt altı diseksiyon gerektirdiği için deri nekrozu ve yara komplikasyonları riskini artırır.

Modern karın duvarı rekonstrüksiyonu pratiğinde giderek daha sık tercih edilen posterior komponent separasyon tekniği, transversus abdominis release adıyla anılır ve 2012 yılında Novitsky tarafından tanımlanmıştır. Bu teknikte retromusküler plana girilir ve posterior rektus kılıfı ile transversus abdominis kasının medial insersiyon lifleri kontrollü biçimde kesilir; böylece posterior rektus kılıfı ve peritondan oluşan geniş bir retromusküler ve preperitoneal alan açılır. Bu alan yirmi santimetreye ulaşan çok geniş meşlerin yerleştirilmesine ve on santimetreye kadar defektlerin gerilimsiz onarılmasına imkan tanır. Cilt altı diseksiyon gerektirmediği için yara komplikasyonu riski anterior tekniğe kıyasla belirgin biçimde düşüktür.

Komponent separasyon tekniği endikasyonu, defekt genişliğinin sekiz on santimetre üzerinde olduğu ve klasik retromusküler Rives Stoppa onarımının fasyayı gerilimsiz kapatmaya yeterli olmadığı olgularda konur. Karın hacminde kayıp gelişmiş domain kaybı olan hastalarda, önceki fıtık onarımı sonrası nüks eden olgularda ve dev boyutlu insizyonel hernide bu teknik ilk seçenek olarak değerlendirilir. Robotik transversus abdominis release yaklaşımı son yıllarda hızla yaygınlaşmakta; robotik enstrümantasyonun sağladığı yedi eksenli hareket serbestisi ve yüksek çözünürlüklü üç boyutlu görüntü, teknik olarak zorlu bu prosedürü daha güvenli ve tekrarlanabilir hale getirmektedir.

Dev Boyutlu Kesi Fıtıklarında Karın İçi Basınç Nasıl Yönetilir?

Dev boyutlu insizyonel fıtıklar karın hacminin önemli bir kısmının fıtık kesesi içine yerleşmesi ve karın boşluğunun bu içeriği kabul etmekte zorlanması nedeniyle domain kaybı olarak adlandırılan özel bir klinik tablo oluşturur. Karın içi hacim ile fıtık kese hacminin bilgisayarlı tomografi ile ölçümü sonucunda kese hacminin toplam karın hacminin yüzde yirmi beşini aştığı olgular literatürde ciddi domain kaybı olarak tanımlanır ve bu hastalarda içerik geri yerleştirildiğinde karın içi basınç dramatik biçimde artar. Yükselen karın içi basınç, abdominal kompartman sendromuna ve ardından böbrek yetmezliği, solunum yetmezliği ve intestinal iskemiye yol açabilir.

Bu yüksek riskli hastalarda ameliyat öncesi karın içi basıncı optimize etmeye yönelik özel hazırlık stratejileri uygulanır. Progresif pnömoperitoneum tekniği, karın içine kademeli olarak hava insüflasyonu yaparak diyafram ve karın duvarını genişletmeyi ve karın kapasitesini artırmayı amaçlar; ancak bu yöntem hasta konforsuzluğu ve enfeksiyon riski nedeniyle güncel pratikte kısmen yerini kimyasal denervasyon yöntemlerine bırakmıştır. Preoperatif dönemde uygulanan bir diğer strateji, yan karın duvarı kaslarına ultrason eşliğinde botulinum toksin enjeksiyonudur; bu uygulama kasların geçici olarak gevşemesine ve karın duvarının uzamasına imkan vererek defektin gerilimsiz kapatılmasını kolaylaştırır.

Ameliyat sırasında karın içi basınç sürekli olarak mesane katateri üzerinden monitörize edilir. Fasya kapatılırken karın içi basıncın on iki milimetre civa üzerine çıkmaması hedeflenir; bu eşiğin aşıldığı olgularda fasyanın tam kapatılmaması ve köprüleyici meş uygulama tekniği ya da planlı bir aşamalı onarım stratejisi tercih edilebilir. Postoperatif erken dönemde solunum mekaniği yakından izlenir, mekanik ventilasyon desteği gerekebilir ve idrar çıkışı, laktat düzeyi, batın çevresi ölçümü ile abdominal kompartman sendromu açısından yoğun bakım koşullarında takip yapılır. Modern anesteziyoloji ve yoğun bakım standartları sayesinde bu kompleks olgularda perioperatif mortalite belirgin biçimde azalmıştır.

Ameliyat Öncesi Botoks Uygulaması Hangi Hastalara Yapılır?

Botulinum toksin A tipi enjeksiyonu, son on beş yılda insizyonel herni cerrahisinde giderek daha sık kullanılan ve dev boyutlu defektlerin ameliyata hazırlanmasında önemli bir yer edinen preoperatif optimizasyon yöntemidir. Botulinum toksin, nöromusküler kavşakta asetilkolin salınımını geri dönüşlü olarak baskılayarak lokal kas paralizisine yol açar; yan karın duvarı kaslarına uygulandığında eksternal oblik, internal oblik ve transversus abdominis kaslarının geçici olarak gevşemesini ve karın duvarının pasif olarak uzamasını sağlar. Bu farmakolojik gevşeme sayesinde defektin gerilimsiz kapatılmasına imkan verecek anatomik değişiklikler ameliyat öncesinde elde edilir.

Botoks uygulamasının ideal endikasyonu, defekt genişliğinin on santimetre üzerinde olduğu, karın duvarı kaslarının kronik retraksiyonla lateralize olduğu ve klinik olarak domain kaybı gelişmiş orta ve dev boyutlu insizyonel hernilerdir. Uygulama tipik olarak ameliyattan dört ila altı hafta önce yapılır; bu süre içinde toksinin maksimum etkisi ortaya çıkar ve kas boyutlarında ortalama üç ila dört santimetre uzama sağlanır. Enjeksiyon ultrasonografi eşliğinde iki taraflı olarak, üç anatomik seviyeden ve toplam üç yüz ila beş yüz ünite doz aralığında uygulanır; işlem ayaktan gerçekleştirilir ve hasta aynı gün taburcu edilir.

Botoks uygulamasının klinik yararı literatürde birden çok prospektif çalışmayla desteklenmiştir. Defektin gerilimsiz kapatılması oranı belirgin biçimde artar, komponent separasyon tekniğine ihtiyaç bazı olgularda azalır ve postoperatif dönemde fasya hattına düşen gerilim düştüğü için nüks oranı da azalır. Yan etki profili son derece düşüktür; nadiren geçici karın distansiyonu ve zayıflık hissi bildirilmiştir. Botoks etkisi üç ila dört ay içinde tamamen geri döndüğü için uzun dönem kas fonksiyonu üzerinde kalıcı bir olumsuz etkisi yoktur. Bu nedenle dev boyutlu insizyonel herni onarımında preoperatif botoks uygulaması modern algoritmaların standart bir bileşeni haline gelmiştir.

Yama Enfeksiyonu Riski Nedir ve Nasıl Önlenir?

Meş enfeksiyonu, insizyonel herni onarımının en korkulan komplikasyonlarından biridir ve tanı konulduğunda çoğu zaman meşin kısmen ya da tamamen çıkarılması gerektirir. Klinik seride meş enfeksiyonu insidansı temiz elektif olgularda yüzde bir ila üç arasında bildirilirken, kontamine alan cerrahisinde ve acil şartlarda yapılan onarımlarda bu oran yüzde on beşe kadar çıkabilir. Enfeksiyon en sık erken postoperatif dönemde, ameliyattan sonraki ilk otuz gün içinde ortaya çıkar; ancak nadiren yıllar sonra ortaya çıkan geç dönem meş enfeksiyonları da bildirilmiştir ve bu olgular genellikle bakteriyel biofilm gelişimi ile ilişkilidir.

Meş enfeksiyonu riskini artıran faktörler arasında obezite, diyabet, sigara kullanımı, önceki karın duvarı enfeksiyonu öyküsü, uzun ameliyat süresi, uzamış hospitalizasyon ve nazal metisilin dirençli stafilokok aureus kolonizasyonu sayılabilir. Enfeksiyon önleme stratejileri preoperatif dönemden başlar; nazal MRSA taraması pozitif olan hastalar mupirosin ile dekolonize edilir, klorheksidin bazlı vücut yıkaması ameliyat öncesi geceden başlanır ve ameliyat sabahı tekrarlanır. Preoperatif antibiyotik profilaksisi, kesi öncesi altmış dakika içinde intravenöz olarak uygulanır ve uzun süren cerrahilerde yarılanma ömrüne göre tekrar dozu verilir.

İntraoperatif dönemde titiz cerrahi asepsi, ekip trafiğinin sınırlandırılması, normotermi korunması ve normogliseminin sağlanması enfeksiyon önlemede kritik önem taşır. Meş yerleştirilmeden önce sahanın antimikrobiyal irrigasyonu ve meşin antibiyotik solüsyonuna emdirilmesi bazı merkezlerde uygulanmaktadır. Postoperatif dönemde erken drenaj çekilmesi, seroma birikiminin önlenmesi ve yara pansumanının aseptik teknikle değiştirilmesi enfeksiyon riskini azaltır. Kontamine ya da kirli alan cerrahisinde biyolojik meş kullanımı düşünülmelidir; bu meşler enfeksiyonla mücadele edebilme kapasitesine sahiptir ancak uzun dönem dayanıklılık açısından sentetik meşe göre daha yüksek nüks oranı ile ilişkilidir.

Kesi Yeri Fıtığı Onarımından Sonra Nüks Oranı Ne Kadardır?

İnsizyonel herni onarımı sonrası nüks, tarihsel olarak bu cerrahinin en zorlu problemi olmuş ve tekniklerin evrimini yönlendiren temel klinik parametre haline gelmiştir. Yalnızca sütür kullanılarak yapılan primer onarımlarda beş yıllık nüks oranı yüzde otuz ile elli arasında değişmekte; bu son derece yüksek nüks oranı meşsiz onarım kavramının küçük boyutlu ve seçilmiş olgular dışında güncel pratikten çıkarılmasına yol açmıştır. Meş kullanımının rutinleşmesi ile birlikte nüks oranları belirgin biçimde düşmüş; klasik açık onlay meş onarımında yüzde on ila yirmi, retromusküler Rives Stoppa onarımında ise yüzde beş ila on aralığına gerilemiştir.

Modern karın duvarı rekonstrüksiyonu teknikleriyle birlikte uzun dönem nüks oranları daha da düşmüştür. Transversus abdominis release ile birlikte uygulanan retromusküler meş onarımında beş yıllık nüks oranı yüzde beşin altında; robotik extended totally extraperitoneal onarımlarda ise seçilmiş olgu serilerinde yüzde iki üç civarındadır. Nüks oranını belirleyen en önemli faktörler defekt boyutu, meş yerleştirme tabakası, meş boyutu ve overlap genişliği, fasya kapatma başarısı ve hasta faktörleridir. Meşin defekt kenarından her yöne minimum beş santimetre, ideal olarak on santimetre overlap sağlaması nüks önlemenin temel biyomekanik prensibidir.

Nüks eden insizyonel herni onarımı, primer onarıma kıyasla teknik olarak daha zor ve komplikasyon riski daha yüksektir. Önceki cerrahiden kalan yara dokusu anatomiyi bozar, meş varlığı diseksiyon planlarını zorlaştırır ve yeni meş yerleştirmek için yeterli sağlam doku bulmak sorun olabilir. Bu nedenle nüks eden olgularda karın duvarı rekonstrüksiyonu konusunda deneyimli merkezlerde tedavi planlaması yapılması, komponent separasyon ya da robotik retromusküler onarım gibi ileri tekniklerin uygulanması ve preoperatif optimizasyonun titizlikle yürütülmesi hastanın uzun dönem başarısı için belirleyicidir.

Obezite ve Diyabet Ameliyat Sonucunu Nasıl Etkiler?

Obezite ve diyabet, insizyonel herni onarımının sonuçlarını olumsuz etkileyen iki başlıca komorbid durum olup her ikisi de perioperatif komplikasyon riskini artırır ve uzun dönem nüks olasılığını yükseltir. Beden kitle indeksi otuz beş üzerinde olan hastalarda yara enfeksiyonu riski normal kilolu hastalara kıyasla üç ila dört kat, seroma gelişme riski iki ila üç kat, meş enfeksiyonu riski iki kat ve beş yıllık nüks oranı yaklaşık iki kat yükselir. Obez hastalarda karın içi basıncın kalıcı olarak yüksek seyretmesi, cilt altı yağ dokusunun ekspozisyonu zorlaştırması ve iyileşme kapasitesinin azalması bu artmış riskin temel nedenleridir.

Bu nedenle güncel karın duvarı rekonstrüksiyonu kılavuzları, morbid obezitesi olan hastalarda beden kitle indeksinin mümkünse otuz beşin altına indirilmesini önermektedir. Preoperatif kilo kaybı diyet, egzersiz ya da bariatrik cerrahi ile sağlanabilir; bariatrik cerrahi sonrası insizyonel herni onarımı için altı ile on iki ay kilo stabilizasyonu beklenmesi önerilir. Bu bekleme süresi hem kilo kaybının plato yapmasına imkan verir hem de metabolik toparlanma tamamlanır ve doku iyileşme kapasitesi maksimum seviyeye ulaşır. Aşırı kilo kaybı sonrası oluşan sarkık karın duvarı olgularında insizyonel herni onarımı ile panniküllektomi birlikte planlanabilir.

Diyabet ise doku iyileşmesini bozan sistemik metabolik bir hastalık olarak insizyonel herni cerrahisinde titiz preoperatif optimizasyon gerektirir. Perioperatif dönemde hedef glikoz aralığı yüz seksen milligram desilitrenin altında tutulur; ancak uzun dönem yönetimin uygun göstergesi hemoglobin A1c değeridir. Hemoglobin A1c değerinin sekiz üzerinde olduğu hastalarda yara enfeksiyonu ve meş enfeksiyonu riski belirgin biçimde artar ve elektif olgularda mümkünse cerrahi öncesinde bu değerin yediye yakın kontrol altına alınması hedeflenir. Endokrinoloji konsültasyonu ile insülin tedavisi ayarlanır, oral antidiabetik ilaçların perioperatif yönetimi planlanır ve nutrisyon durumu değerlendirilir.

Ameliyattan Sonra Ağır Kaldırma ve Fiziksel Aktivite Ne Zaman Serbest Bırakılır?

İnsizyonel herni onarımı sonrası fiziksel aktivite kısıtlamaları, karın duvarındaki meş entegrasyonunun ve fasyal iyileşmenin biyomekanik gerekliliklerine dayalı olarak planlanır. Meşin çevre dokuya kollajen depozisyonu ile entegre olması ve mekanik yükleri karşılayacak sağlam bir doku meş kompoziti oluşturması yaklaşık altı ile on iki hafta arasında tamamlanır. Bu süre içinde ani karın içi basınç artışlarına neden olacak ağır kaldırma, güçlü ıkınma, aşırı öksürme ve şiddetli spor aktiviteleri fasyal iyileşme sürecini bozarak meşin fasyadan ayrılmasına ve erken nüks gelişimine yol açabilir.

Postoperatif ilk iki hafta içinde hasta günlük hafif aktivitelere teşvik edilir; yatakta uzun süre kalmanın derin ven trombozu ve akciğer komplikasyonu riskini artırdığı bilindiği için erken mobilizasyon önemlidir. Kısa mesafeli yürüyüşler, oturma ve ayakta durma pozisyonları serbest bırakılırken beş kilogramın üzerinde ağırlık kaldırma yasaklanır. İkinci ile altıncı hafta arasında yürüyüş mesafesi kademeli olarak artırılır, evdeki hafif işler yapılabilir hale gelir ancak orta şiddetli fiziksel aktivite kısıtlaması sürdürülür. Bu dönemde masa başı ve büro işleri için işe dönüş genellikle mümkündür.

Altıncı haftadan sonra fiziksel aktivite kademeli olarak artırılır; hafif jogging, yüzme ve sabit bisiklet gibi karın duvarına düşük yük bindiren aktiviteler serbest bırakılır. Ağırlık kaldırma sınırı hafta hafta artırılır ve on iki haftanın sonunda hastaların büyük çoğunluğu normal fiziksel aktiviteye ve mesleki yaşama tam olarak dönebilir. Ağır fiziksel iş yapan ve profesyonel spor yapan hastalarda tam serbestlik altı aya uzayabilir; bu hastalar postoperatif dönemde karın kaslarını kontrollü biçimde güçlendiren fizyoterapi programlarından belirgin yarar görür. Kompleks karın duvarı rekonstrüksiyonu geçiren olgularda aktivite programı bireyselleştirilir ve cerrah tarafından periyodik olarak revize edilir.

Karın Duvarı Onarımı Sonrası Seroma ve Hematom Nasıl Tedavi Edilir?

Seroma, insizyonel herni onarımı sonrası en sık karşılaşılan komplikasyon olup büyük olgu serilerinde yüzde on ile yüzde otuz arasında görülür; meşin cerrahi diseksiyon yapılan alanda oluşturduğu ölü boşluğun berrak lenf sıvısı ile dolması sonucu ortaya çıkar. Klinik olarak karın duvarında yumuşak, dalgalanan, ağrı kontrollü ya da hafif ağrılı bir şişlik olarak fark edilir. Küçük seromaların büyük çoğunluğu tedavi gerektirmez ve altı ile on iki hafta içinde kendiliğinden rezorbe olur. Bu dönemde kompresyon garmenti kullanımı seroma birikimini azaltır ve rezorbsiyonu hızlandırır.

Semptomatik büyük seromalar, hasta konforsuzluğu yaratan ya da enfekte olma riski taşıyan olgularda perkütan iğne aspirasyonu ile boşaltılır. Aspirasyon steril koşullarda ultrason eşliğinde gerçekleştirilir ve seroma sıvısı mikrobiyolojik incelemeye gönderilir. Tekrarlayan seromalarda kateter drenajı, sklerozan ajan uygulaması ya da nadiren cerrahi eksplorasyon gerekebilir; ancak bu ileri müdahaleler infeksiyon riskini artırdığı için ancak beklenmedik ısrarlı olgularda uygulanır. Ameliyat sırasında meş sabitleme sütürlerinin yeterli sayıda konulması, drenaj kateterinin ölü boşluğa uygun yerleştirilmesi ve postoperatif kompresyon garmenti kullanımı seroma önlemenin temel yöntemleridir.

Hematom seromadan farklı olarak akut başlangıçlı, ağrılı ve hızla büyüyen bir kolleksiyondur; genellikle ameliyat sonrası ilk yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde ortaya çıkar. Küçük hematomlar konservatif izlem ve soğuk uygulaması ile kontrol altına alınırken hemodinamik değişikliğe yol açan ya da hızla büyüyen hematomlar acil cerrahi eksplorasyon ve kanama kontrolü gerektirir. Antikoagülan tedavi alan hastalarda hematom riski yüksek olduğu için perioperatif antikoagülan yönetimi hematoloji konsültasyonu ile bireysel olarak planlanır. Meş etrafında oluşan enfekte kolleksiyonlar meş enfeksiyonu ile karışabildiği için ateş, lökositoz, lokalize eritem ve pürülan akıntı varlığında derhal görüntüleme yapılması ve gerekirse cerrahi drenaj uygulanması gerekir.

İnsizyonel Fıtık Boğulursa Acil Cerrahi Neden Gereklidir?

İnsizyonel herni komplikasyonlarının en tehlikelisi olan strangülasyon, kese içine giren organın dolaşımının kese boynundaki dar açıklık tarafından bozulması ve iskeminin nekroza dönüşmesi sürecidir. Klinik tablo çoğunlukla önceden bilinen ve genellikle asemptomatik seyreden bir insizyonel herninin ani olarak ağrılı hale gelmesi, sertleşmesi ve karın içine redükte olmaması ile başlar. Bulantı, kusma, gaz gaita çıkışının durması ve karın distansiyonu tabloya eşlik ederek intestinal obstrüksiyonun klasik bulgularını oluşturur. Ateş, taşikardi ve laboratuvarda lökositoz ile laktat yüksekliği iskeminin nekroza ilerlediğinin habercileridir.

Strangülasyon geri dönüşsüz bir süreç olup ilk saatlerde başlayan intestinal iskemi altı ila sekiz saat içinde tam kat nekroza ve peritonite dönüşür; bu tabloda mortalite oranı yüzde yirmiye kadar çıkabilir. Bu nedenle boğulmuş insizyonel herni acil bir cerrahi durum kabul edilir ve hasta hastaneye başvurduktan sonra en kısa sürede ameliyathaneye alınır. Acil koşullarda genellikle açık teknik tercih edilir; karın içi ekspozisyon sağlanır, boğulmuş içerik değerlendirilir ve canlı olmayan barsak segmentleri rezeke edilir. Barsak canlılığı intraoperatif olarak renk, peristaltizm ve arteriyel pulsasyon ile değerlendirilir; şüpheli olgularda floresein ya da indocyanine green ile perfüzyon değerlendirmesi yapılabilir.

Kontamine alan cerrahisi haline gelen bu olgularda meş kullanımı tartışmalıdır. Klasik yaklaşım kontamine alanda sentetik meş kullanımından kaçınılması yönünde olmuş ve primer sütür onarımı tercih edilmiştir; ancak bu yaklaşımın yüksek nüks oranı ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Modern kılavuzlar seçilmiş olgularda geniş gözenekli hafif polipropilen meş ya da biyolojik meş kullanımını önermektedir. Postoperatif dönemde bu hastalar yoğun bakım şartlarında izlenir, geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi uygulanır ve septik komplikasyonlar açısından yakın takip yapılır. Boğulmuş insizyonel herni tablosu ile başvuran her hastanın vakit kaybetmeksizin karın duvarı cerrahisi konusunda deneyimli bir merkeze yönlendirilmesi hayat kurtarıcı önem taşır. Genel Cerrahi bölümü, hem elektif hem de acil insizyonel herni onarımlarında modern karın duvarı rekonstrüksiyonu yaklaşımlarını uygulayarak uzun dönem başarılı sonuçlar hedeflemektedir.

Bu sayfada yer alan bilgiler insizyonel fıtık hastalığı ve cerrahi tedavisi hakkında genel bilgi verme amacıyla hazırlanmış olup hiçbir şekilde tıbbi muayene, tanı ve tedavinin yerine geçmez. Her hastanın klinik durumu, defekt anatomisi, komorbiditeleri ve yaşam koşulları benzersizdir ve tedavi kararı ancak yüz yüze muayene ile karın duvarı cerrahisi konusunda deneyimli genel cerrahi uzmanı tarafından bireysel olarak verilmelidir. Bu sayfadaki içerik kullanılarak yapılan öz tanı ya da öz tedavi girişimlerinin doğuracağı sonuçlardan yayıncı sorumlu tutulamaz. Ayrıntılı değerlendirme ve tedavi planlaması için hekiminizle görüşmeniz önerilir.

Kaynakça

  1. StatPearls - National Center for Biotechnology Information (NCBI) — İnsizyonel fıtık: tanı ve cerrahi onarımncbi.nlm.nih.gov/books/NBK587369
  2. National Health Service (NHS) — Karın duvarı (insizyonel) fıtık onarımınhs.uk/conditions/hernia
  3. National Library of Medicine - PubMed (NIH) — Kesi yeri fıtığında yama ve komponent separasyonpubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26701700
  4. MedlinePlus - National Library of Medicine (NIH) — Karın fıtığı onarımı sonrası bakımmedlineplus.gov/ency/article/002935.htm

Bu bölümdeki kaynaklar bilgilendirme amaçlı olup yalnızca referans niteliğindedir.

Sık Sorulan Sorular

15 soru

Bu konuda uzman hekimlerimizle görüşmek ister misiniz?

Şikayetinizi anlatın, çağrı merkezimiz sizi doğru hekime yönlendirsin.