Anestezi ve Reanimasyon

TUR Sendromu

TUR sendromu, transüretral cerrahi sırasında hipotonik irrigasyon solüsyonlarının emilimi sonucu gelişen ciddi bir komplikasyondur. Koru Hastanesi Anestezi bölümünde uzman yaklaşımla yönetilir.

TUR sendromu, transüretral prostat rezeksiyonu (TUR-P) başta olmak üzere endoskopik ürolojik girişimler sırasında kullanılan hipotonik irrigasyon solüsyonlarının sistemik dolaşıma absorpsiyonu sonucu gelişen, potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir klinik tablodur. Bu sendrom, dilüsyonel hiponatremi, hipoozmolalite, sıvı yüklenmesi ve irrigasyon solüsyonundaki maddelerin toksik etkileri ile karakterizedir. Anestezi ve reanimasyon uzmanları, TUR sendromunu erken tanımak, hızlı ve etkin tedavi uygulamak ve önleyici stratejiler geliştirmek konusunda kilit rol üstlenmektedir.

Epidemiyoloji ve Klinik Önemi

TUR sendromunun insidansı, cerrahi teknik ve irrigasyon solüsyonu seçimine bağlı olarak %0.5-5 arasında değişmektedir. Monopolar TUR-P işlemlerinde insidans %1-2 iken, bipolar teknolojinin yaygınlaşmasıyla bu oran belirgin şekilde azalmıştır. Bununla birlikte, histeroskopik cerrahi, transüretral mesane tümörü rezeksiyonu ve perkütan nefrolitotomi gibi işlemlerde de TUR sendromu gelişebilmektedir.

TUR sendromuna bağlı mortalite oranı tedavi edilmediğinde %25'e kadar çıkabilirken, erken tanı ve uygun tedavi ile %1'in altına indirilebilmektedir. Şiddetli hiponatremiye bağlı serebral ödem, pulmoner ödem ve kardiyak aritmiler başlıca ölüm nedenleridir. Yaşlı hasta popülasyonunda, kardiyovasküler ve renal komorbiditelerin sıklığı nedeniyle TUR sendromunun klinik seyri daha ağır olabilmektedir. Dünya genelinde yılda yaklaşık 400.000 TUR-P işlemi gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, TUR sendromunun tanınması ve yönetimi büyük klinik önem taşımaktadır.

Tanım ve Patofizyoloji

TUR sendromunun patofizyolojisi, hipotonik irrigasyon solüsyonlarının açık venöz sinüsler veya prostatik kapsül perforasyonu aracılığıyla sistemik dolaşıma geçmesi ile başlar. Absorpsiyon hızı ortalama 10-30 mL/dakika olup, uzun süren rezeksiyonlarda toplam absorpsiyon 1-5 litre arasında değişebilir.

Dilüsyonel Hiponatremi

Hipotonik solüsyonun intravasküler alana geçmesi, serum sodyum konsantrasyonunda akut düşüşe neden olur. Sodyum düzeyi 120 mEq/L'nin altına indiğinde nörolojik semptomlar belirginleşir. Akut hiponatremi, kronik hiponatremiden çok daha tehlikelidir; çünkü beyin hücreleri ozmotik adaptasyon için yeterli süreye sahip değildir. Hücre dışı sıvının hipotonik hale gelmesiyle hücreler içine su geçişi olur ve serebral ödem gelişir.

Sıvı Yüklenmesi

Absorbe edilen sıvı hacmi intravasküler volumü artırarak kardiyak ön yükü yükseltir. Kardiyak rezervi sınırlı hastalarda akut konjestif kalp yetmezliği ve pulmoner ödem gelişebilir. Santral venöz basınç artışı, jugüler venöz dolgunluk ve dispne ilk bulgulardandır.

Glisin Toksisitesi

%1.5 glisin solüsyonu en yaygın kullanılan irrigasyon sıvısıdır. Glisin, inhibitör bir nörotransmitter olup, yüksek serum düzeylerinde merkezi sinir sisteminde depresyona neden olur. Glisin metabolizması sırasında amonyak ve oksalat üretilir; hiperamonyemi hepatik ensefalopatiye benzer tablo oluşturabilirken, oksalat birikimi akut böbrek hasarına katkıda bulunabilir. Glisin ayrıca retinal ganglion hücrelerinde inhibitör etki göstererek geçici körlüğe neden olabilir.

Sorbitol ve Mannitol

Alternatif irrigasyon solüsyonları olan sorbitol ve mannitol de ozmotik ve metabolik komplikasyonlara yol açabilir. Sorbitol karaciğerde fruktoza dönüştürülerek laktik asidoz oluşturabilirken, mannitol başlangıçta ozmotik diüreze neden olduktan sonra sıvı yüklenmesine katkıda bulunabilir.

Nedenler ve Risk Faktörleri

TUR sendromu gelişimi için predispozan faktörler:

  • Uzun cerrahi süre: Rezeksiyon süresinin 60 dakikayı aşması riski belirgin şekilde artırır; her 10 dakikalık uzama ile absorpsiyon hacmi ortalama 200-300 mL artar
  • Büyük prostat hacmi: 45 gram üzeri prostat dokusu rezeksiyonu, daha geniş venöz sinüs açılması ve uzayan cerrahi süre ile ilişkilidir
  • Yüksek irrigasyon basıncı: İrrigasyon torbası yüksekliğinin ameliyat masasından 60 cm'yi aşması absorpsiyon hızını artırır
  • Prostatik kapsül perforasyonu: Kapsül bütünlüğünün bozulması ile irrigasyon sıvısı retroperitoneal alana geçebilir
  • Monopolar rezektoskop kullanımı: Bipolar sistemlere göre hipotonik solüsyon gerektirmesi nedeniyle risk daha yüksektir
  • İleri yaş ve komorbidite: Kardiyak ve renal rezervin azalması, sıvı yüklenmesine toleransı düşürür
  • Hipotonik irrigasyon solüsyonu: %1.5 glisin, sorbitol veya mannitol içeren solüsyonlar; izotonik salin kullanılan bipolar sistemlerde risk minimumdur
  • Düşük serum sodyum bazali: Preoperatif hiponatremi varlığı, klinik tabloyu hızlandırır

Belirti ve Bulgular

TUR sendromu bulguları, absorbe edilen sıvı hacmi ve hiponatremi derecesiyle doğru orantılıdır. Spinal anestezi altında uyanık hastada erken bulgular daha kolay fark edilir:

  • Erken bulgular (Na: 120-130 mEq/L): Huzursuzluk, bulantı, baş ağrısı, görme bulanıklığı, yüzde sıcaklık hissi, karın ağrısı
  • Orta derece bulgular (Na: 115-120 mEq/L): Konfüzyon, oryantasyon bozukluğu, kusma, hipotansiyon, bradikardi, göğüs ağrısı, dispne
  • Ağır bulgular (Na: <115 mEq/L): Nöbet, koma, pulmoner ödem, siyanoz, kardiyak aritmiler (ventriküler fibrilasyon dahil), kardiyovasküler kollaps
  • Glisin toksisitesine özgü bulgular: Geçici körlük (retinal glisin etkisi), hiperamonyemi bulguları (letarji, konfüzyon), ozmolar açık artışı

Genel anestezi altındaki hastalarda erken klinik bulgular masklenebilir. Bu durumda açıklanamayan hipotansiyon, bradikardi, düşük end-tidal CO2, pulse oksimetride değişiklik ve cerrahi alanda gözlemlenen aşırı kanama gibi dolaylı göstergeler dikkatle izlenmelidir. İntraoperatif serum sodyum monitorizasyonu, genel anestezi altında en güvenilir erken uyarı parametresidir.

Tanı Yöntemleri

TUR sendromunun tanısı klinik bulgular ve laboratuvar değerlerine dayalı olarak konulur:

  • Serum sodyum düzeyi: İntraoperatif ve postoperatif periyodik ölçüm; Na <125 mEq/L klinik olarak anlamlıdır
  • Serum osmolalitesi: Hipoozmolalite (<270 mOsm/kg) dilüsyonel hiponatremiyi doğrular
  • Arteriyel kan gazı analizi: Metabolik asidoz (glisin metabolizması kaynaklı), PaO2 ve PaCO2 değerlendirmesi
  • Serum glisin düzeyi: Normal <300 mcmol/L; toksik düzey >1000 mcmol/L (rutin olarak ölçülmez, araştırma amaçlı)
  • Serum amonyak düzeyi: Glisin metabolizmasına bağlı hiperamonyemi tespiti
  • Elektrokardiyografi: ST segment değişiklikleri, QT uzaması, bradikardi, atriyoventriküler blok
  • Sıvı dengesi takibi: İrrigasyon giriş-çıkış hacim farkının hesaplanması (eksik hacim = absorpsiyon tahmini)
  • Etanol ile monitorizasyon: İrrigasyon solüsyonuna %1 etanol eklenerek ekspirasyon havasında etanol ölçümü ile absorpsiyon gerçek zamanlı izlenebilir
  • Akciğer grafisi: Pulmoner ödem bulgularının değerlendirilmesi

Ayırıcı Tanı

TUR sendromu ile karışabilecek klinik tablolar:

  • Mesane perforasyonu: İrrigasyon sıvısının intraperitoneal kaçağı; karın ağrısı, distansiyon ve omuz ağrısı ile kendini gösterir; BT ile doğrulanır
  • Akut miyokard infarktüsü: Göğüs ağrısı, ST segment değişiklikleri ve hemodinamik instabilite; troponin yüksekliği ve ekokardiyografi ile ayrılır
  • Pulmoner emboli: Ani dispne, hipoksemi ve taşikardi; D-dimer ve BT anjiyografi ile değerlendirilir
  • Spinal anestezi komplikasyonları: Yüksek blok, total spinal anestezi; solunum yetmezliği ve hipotansiyon nedenleri arasında düşünülmelidir
  • Anafilaksi: Antibiyotik veya anestezik ajanlara karşı; ürtiker, bronkospazm ve hipotansiyon ile karakterize; triptaz düzeyi yüksekliği tanıyı destekler
  • Septik şok: Üriner sistem kaynaklı bakteriyemi; ateş, lökositoz ve pozitif kan kültürü ile ayırt edilir
  • Uygunsuz ADH sendromu (SIADH): Postoperatif hiponatremi nedeni olabilir; ancak akut intraoperatif tabloda TUR sendromu ön planda düşünülmelidir

Tedavi

TUR sendromu tedavisi, klinik tablonun ağırlığına göre kademeli şekilde uygulanır:

Acil Müdahale

  • Cerrahinin sonlandırılması: İlk adım irrigasyonun durdurulması ve rezeksiyonun en kısa sürede tamamlanmasıdır
  • Havayolu güvenliğinin sağlanması: Bilinç bozukluğu veya solunum yetmezliği gelişen hastalarda endotrakeal entübasyon
  • İntravenöz furosemid: 20-40 mg IV bolus; sıvı yüklenmesinin giderilmesi ve sodyum konsantrasyonunun artırılması

Hiponatremi Tedavisi

  • Hafif hiponatremi (Na: 120-130 mEq/L): Sıvı kısıtlaması ve furosemid 20 mg IV; genellikle konservatif yaklaşım yeterlidir
  • Orta-ağır hiponatremi (Na: <120 mEq/L) veya semptomatik: %3 hipertonik salin 100-150 mL, 10-20 dakikada IV infüzyon; nöbet varlığında tekrarlanabilir
  • Sodyum düzeltme hızı: İlk 24 saatte maksimum 10-12 mEq/L artış; saatte 1-2 mEq/L artış hedeflenir. Aşırı hızlı düzeltme ozmotik demiyelinizasyon sendromuna yol açabilir
  • Serum sodyum izlemi: Tedavi süresince her 1-2 saatte serum sodyum ölçümü

Hemodinamik ve Solunumsal Destek

  • Pulmoner ödem tedavisi: Furosemid 40-80 mg IV, oksijen desteği, gerekirse pozitif basınçlı ventilasyon (CPAP veya invaziv mekanik ventilasyon)
  • Bradikardi tedavisi: Atropin 0.5-1 mg IV; yanıt alınamazsa transvenöz pacemaker
  • Vazopressör desteği: Refrakter hipotansiyonda norepinefrin 0.05-0.3 mcg/kg/dk
  • Nöbet tedavisi: Midazolam 2-5 mg IV veya diazepam 5-10 mg IV; hiponatreminin düzeltilmesi nöbet kontrolünde esastır

Glisin Toksisitesi Yönetimi

  • Hiperamonyemi tedavisi: Arginin hidroklorür infüzyonu (amonyak detoksifikasyonu); ağır vakalarda hemodiyaliz
  • Geçici körlük: Genellikle 24-48 saat içinde spontan düzelir; spesifik tedavi gerekmez

Komplikasyonlar

TUR sendromunun tedavi edilmemesi veya geç tanınması durumunda gelişen komplikasyonlar:

  • Serebral ödem: Akut hiponatremiye bağlı beyin ödemi; herniasyon ve ölüme yol açabilir
  • Ozmotik demiyelinizasyon sendromu: Hiponatreminin aşırı hızlı düzeltilmesi sonucu santral pontin ve ekstrapontin miyelinoliz; kuadripleji, psödobülber palsi ve koma ile sonuçlanabilir
  • Akut pulmoner ödem: Kardiyojenik ve nonkardiyojenik mekanizmalarla gelişen solunum yetmezliği
  • Kardiyak aritmiler: Hiponatremi ve hipokalsemiye bağlı bradikardi, AV blok, ventriküler fibrilasyon
  • Akut böbrek hasarı: Hipoperfüzyon ve oksalat nefropatisine bağlı renal fonksiyon bozulması
  • Dissemine intravasküler koagülasyon: Masif sıvı absorpsiyonu ve doku hasarı ile tetiklenen koagülopati
  • Kalıcı nörolojik hasar: Serebral ödem veya ozmotik demiyelinizasyona bağlı motor ve kognitif defisitler
  • Ölüm: Tedavi edilmeyen ağır vakalarda mortalite %25'e ulaşabilir

Korunma ve Önleme

TUR sendromunun önlenmesine yönelik stratejiler anestezist ve cerrah koordinasyonunu gerektirir:

  • Bipolar rezektoskop kullanımı: İzotonik salin ile çalışan bipolar sistemler, hipotonik solüsyon gerekliliğini ortadan kaldırarak TUR sendromu riskini minimuma indirir
  • Cerrahi sürenin sınırlandırılması: Monopolar TUR-P'de rezeksiyon süresi 60 dakikayı aşmamalıdır
  • İrrigasyon basıncının kontrolü: Torba yüksekliği ameliyat masasından 40-60 cm olmalı, sürekli akışlı sistem tercih edilmelidir
  • Spinal anestezi tercihi: Uyanık hastada erken nörolojik bulguların tanınmasını sağlar; T10 duyusal düzey yeterlidir
  • İntraoperatif monitorizasyon: Periyodik serum sodyum ölçümü (her 30-60 dakikada), irrigasyon sıvı dengesi takibi
  • Etanol monitorizasyonu: İrrigasyon solüsyonuna %1 etanol eklenerek sürekli absorpsiyon izlemi
  • Lazer teknolojileri: Holmium lazer enükleasyon (HoLEP) veya greenlight lazer vaporizasyon gibi alternatif tedavi yöntemleri TUR sendromu riskini ortadan kaldırır
  • Preoperatif risk değerlendirmesi: Büyük prostat hacmi, kardiyovasküler komorbidite ve renal yetmezlik varlığında alternatif cerrahi yöntemler tercih edilmelidir

Güncel Cerrahi Teknikler ve TUR Sendromu İlişkisi

Endoskopik ürolojik cerrahide teknolojik gelişmeler, TUR sendromunun insidansını belirgin şekilde azaltmıştır. Bipolar transüretral rezeksiyon sistemleri, izotonik salin (%0.9 NaCl) irrigasyonu ile çalıştığından, hipotonik solüsyon absorpsiyonuna bağlı TUR sendromu riskini ortadan kaldırmaktadır. Bipolar TUR-P ile gerçekleştirilen büyük serilerde TUR sendromu insidansı %0.1'in altına düşmüştür. Ancak bipolar sistemlerde bile aşırı sıvı absorpsiyonuna bağlı hipervolemik komplikasyonlar gelişebileceği unutulmamalıdır.

Holmium lazer enükleasyon (HoLEP), izotonik salin irrigasyonu kullanması ve rezeksiyon yerine enükleasyon tekniği ile TUR sendromu riskini tamamen ortadan kaldırmaktadır. HoLEP, 80 gram üzeri büyük prostatlarda bile güvenle uygulanabilmekte ve açık prostatektomiye alternatif oluşturmaktadır. Greenlight lazer vaporizasyonu (PVP), KTP veya LBO lazer teknolojisi ile prostat dokusunu vapörize ederek çalışır ve irrigasyon sıvısı olarak izotonik salin kullanır. Thulium lazer enükleasyon (ThuLEP) ve diod lazer vaporizasyonu gibi yeni nesil lazer teknolojileri de TUR sendromu riski taşımayan alternatifler arasında yer almaktadır.

Prostat arter embolizasyonu (PAE), girişimsel radyoloji tarafından uygulanan minimal invaziv bir prosedür olup, prostat arterlerin embolizasyonu ile prostat volümünün azaltılmasını hedefler. Cerrahi olmayan bu yöntemde irrigasyon sıvısı kullanılmadığından TUR sendromu gelişme riski bulunmamaktadır. Robotik cerrahide su-jet ablasyon teknolojisi (Aquablation) ve konvektif su buharı tedavisi (Rezum) gibi yenilikçi yaklaşımlar da geleneksel TUR-P'ye alternatif olarak geliştirilmiştir.

Anestezi açısından TUR sendromu riskini azaltmaya yönelik ek stratejiler arasında intraoperatif sıvı dengesinin sıkı takibi, irrigasyon sıvısına etanol eklenerek gerçek zamanlı absorpsiyon monitorizasyonu ve periyodik serum elektrolit ölçümü yer almaktadır. Bazı merkezlerde continuous-flow rezektoskoplar kullanılarak irrigasyon basıncı kontrol altında tutulmakta ve aşırı sıvı absorpsiyonu riski azaltılmaktadır.

Ne Zaman Doktora Başvurmalı

TUR-P veya diğer endoskopik ürolojik girişimler sonrasında aşağıdaki durumlarda acil tıbbi değerlendirme gereklidir:

  • Bilinç değişikliği: Konfüzyon, uykuya meyil, oryantasyon bozukluğu veya ajitasyon
  • Görme bozuklukları: Bulanık görme veya geçici görme kaybı (glisin toksisitesi bulgusu)
  • Nefes darlığı: Yeni başlayan veya kötüleşen dispne, ortopne (pulmoner ödem göstergesi)
  • Göğüs ağrısı: Baskı tarzında göğüs ağrısı veya çarpıntı hissi
  • Şiddetli bulantı ve kusma: İnatçı bulantı, kusma ve karın ağrısı
  • Nöbet: Herhangi bir konvülzif aktivite acil müdahale gerektirir
  • Aşırı kanama: İdrar kateterinden sürekli parlak kırmızı kanama veya pıhtı tıkanıklığı

Postoperatif ilk 24-48 saat TUR sendromu açısından en riskli dönemdir. Bu süreçte elektrolit değerlerinin yakın takibi ve nörolojik değerlendirme düzenli olarak yapılmalıdır.

Özel Hasta Gruplarında TUR Sendromu Riski

Belirli hasta popülasyonlarında TUR sendromu riski ve klinik seyri farklılıklar gösterebilir. İleri yaş hastalarda (>75 yaş) kardiyak ve renal rezervin azalmış olması, sıvı yüklenmesine toleransı düşürmekte ve daha düşük miktarda irrigasyon sıvısı absorpsiyonunda bile klinik semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Kronik böbrek hastalarında bazal hiponatremi varlığı, ek sıvı absorpsiyonu ile kritik düzeylere ulaşabilir. Karaciğer yetmezliğinde glisin metabolizmasının yavaşlaması, hiperamonyemi riskini artırır.

Koru Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Bölümünde TUR Sendromu Yönetimi

Koru Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon bölümünde uzman hekimlerimiz, transüretral cerrahi girişimlerde TUR sendromunun önlenmesi ve erken tanınması için kanıta dayalı protokoller uygulamaktadır. İntraoperatif dönemde ileri monitorizasyon teknolojileri ile serum sodyum düzeyi, sıvı dengesi ve hemodinamik parametreler sürekli izlenmekte, şüpheli durumlarda hızlı laboratuvar değerlendirmesi yapılmaktadır. Üroloji ekibimiz ile koordineli çalışarak, her hasta için bireyselleştirilmiş anestezi planı oluşturulmakta ve cerrahi teknik seçiminde TUR sendromu riskini minimize eden stratejiler önerilmektedir. Postoperatif yoğun bakım ve servis takibinde deneyimli hemşirelik ekibimiz, erken uyarı bulgularının zamanında tanınması konusunda sürekli eğitim almaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

WhatsApp Online Randevu