Sıtma, dünya tarihinin en eski ve en yaygın enfeksiyon hastalıklarından biridir. Plasmodium adı verilen tek hücreli parazitlerin neden olduğu bu hastalık, dişi Anofel sivrisineklerinin ısırmasıyla insandan insana yayılır. Beş farklı Plasmodium türü insanları enfekte edebilir: P. falciparum (en ölümcül olan), P. vivax (en yaygın olan), P. ovale, P. malariae ve P. knowlesi. Her parazit türü farklı klinik seyir gösterir, ancak hepsi yüksek ateş, titreme nöbetleri, halsizlik gibi klasik belirtilerle başlar.
Sıtma binlerce yıldır insanlığı etkileyen bir hastalıktır. Hippokrates döneminden beri tanımlanan ve geçmişte "bataklık hummaları" olarak bilinen sıtma, hala dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü 2022 verilerine göre dünyada 249 milyon sıtma vakası ve 608.000 ölüm bildirilmiş; bunların büyük çoğunluğu Sahra altı Afrika'da, özellikle 5 yaş altı çocuklarda yaşanmıştır. Türkiye'de 1995 yılında yerli sıtma vakaları ortadan kaldırılmış olup, günümüzde sıtma çoğunlukla endemik bölgelerden ithal edilen vakalar olarak görülür.
Sıtma genellikle ölümcül olmasa da, doğru ve hızlı tedavi edilmediğinde, özellikle P. falciparum türünde, hayatî tehlike yaratabilen ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Erken tanı, uygun antimalaryal ilaç tedavisi ve yakın takip ile çoğu hasta tam olarak iyileşir. Korunma stratejileri arasında sivrisinek temasından kaçınma, profilaktik (önleyici) ilaç kullanımı ve son yıllarda geliştirilen sıtma aşıları yer alır. Endemik bölgelere seyahat planlayanların sıtma konusunda bilinçli olması ve uygun önlemleri alması son derece önemlidir.
Kimlerde Görülür?
Sıtma, paraziti taşıyan Anofel sivrisineklerinin bulunduğu coğrafi bölgelere seyahat eden veya bu bölgelerde yaşayan herkes için risk oluşturur. En riskli bölgeler arasında Sahra altı Afrika (Nijerya, Demokratik Kongo, Tanzanya, Mozambik, Uganda, Etiyopya, Madagaskar, Kenya, Mali, Burkina Faso ve daha pek çok ülke), Güneydoğu Asya (Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Myanmar, Endonezya, Tayland, Vietnam, Filipinler), Güney Amerika (Brezilya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Ekvador), Orta Amerika, Karayipler ve Orta Doğu'nun bazı bölgeleri yer alır. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında yaşamaktadır.
Sıtmaya karşı bağışıklığı olmayan kişiler en yüksek risk grubunu oluşturur. Daha önce sıtma geçirmemiş ve endemik bölgelere giden turistler, iş seyahatinde olanlar, gönüllüler, askerler, bilim insanları, sağlık çalışanları ciddi sıtma açısından savunmasızdır. Türk vatandaşlarının Afrika'ya, Hindistan'a veya Güneydoğu Asya'ya seyahatleri sırasında sıtma kapma riski yüksektir.
Çocuklar, özellikle 5 yaş altındaki bebek ve küçük çocuklar, en yüksek mortalite grubunu oluşturur. Endemik bölgelerde sıtma ölümlerinin yaklaşık %80'i bu yaş grubundadır. Bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için hastalık hızla ağır forma ilerleyebilir. Anneden geçen koruyucu antikorlar 6 aydan sonra azalmaya başlar ve çocuk korunmasız hale gelir.
Hamile kadınlar sıtma açısından özel bir grup oluşturur. Gebelik döneminde sıtma daha ağır seyreder; düşük, erken doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek, ölü doğum, anne ölümü riskleri artar. Plasenta sıtması (parazitin plasenta dokusunda birikmesi) bebek gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bağışıklığı olmayan gebelerde durum daha vahimdir.
Bağışıklığı baskılanmış kişiler (kanser tedavisi alanlar, organ nakli yapılanlar, HIV pozitifler, uzun süreli kortikosteroid kullananlar, dalağı çıkarılmış olanlar) sıtmayı çok daha ağır geçirir. Dalak parazit temizliğinde önemli rol oynadığı için splenektomi (dalağı çıkarılma) yapılmış kişilerde özel risk vardır.
Kronik hastalığı olanlar (diyabet, kalp, böbrek, akciğer hastalığı) sıtma komplikasyonları açısından risk altındadır. Yaşlı bireyler hastalığı daha ağır geçirir ve mortalite daha yüksektir.
Endemik bölgelerden uzun süre uzakta yaşadıktan sonra geri dönen göçmenler (VFR - Visiting Friends and Relatives) önemli bir grup oluşturur. Bu kişiler kısmi bağışıklıklarını kaybetmiştir ve dönüşte ağır sıtma geçirebilirler. Genellikle profilaktik ilaç almazlar ve risk altındadırlar.
Bazı kan grubu özellikleri ve genetik faktörler sıtmaya direnci etkiler. Orak hücre hastalığı, talassemi, G6PD eksikliği gibi durumlar P. falciparum'a karşı kısmi koruma sağlayabilir; bu durum bu hastalıkların Afrika ve Akdeniz bölgesinde yaygın olmasının evrimsel nedenidir. Aşağıdaki gruplar sıtma açısından özellikle dikkatli olmalıdır:
- Sıtma endemik bölgelere seyahat eden bağışıklığı olmayan kişiler.
- 5 yaş altı çocuklar ve hamile kadınlar (özellikle endemik bölgelerde).
- Bağışıklığı baskılanmış hastalar ve dalağı çıkarılmış kişiler.
- Yıllar sonra ülkelerine dönen göçmenler (VFR).
- Sağlık çalışanları, askerler ve laboratuvar çalışanları.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Sıtma belirtileri genellikle sivrisinek ısırığından sonraki 10 gün ile 4 hafta arasında başlar; ancak bu süre bazen daha kısa (7 güne kadar) veya daha uzun (aylara kadar) olabilir. P. vivax ve P. ovale, parazitleri karaciğerde uyur halde tutabildiği için aylar veya yıllar sonra bile nüks tablolar yaratabilir.
Hastalığın en karakteristik özelliği nöbetler halinde gelen yüksek ateştir. Klasik bir sıtma atağı (paroksizm) üç fazda seyreder. Soğukluk fazında hasta üşür, titrer, dişleri birbirine çarpar; bu durum 15 dakikadan 1 saate kadar sürer. Hasta yorganlara sarılıp battaniyelerle örtünür, çok sıcak elbiseler giyer. Ateşli fazda vücut ısısı hızla 40-41 dereceye yükselir, titreme kesilir, hasta yorgun ve halsiz hisseder; baş ağrısı, kas ağrıları, mide bulantısı, kusma görülür. Bu evre 2-6 saat sürer. Terleme fazında bol terlemeyle ateş düşer, hasta bitkin ama "rahatladığını" söyler; bu evre 2-4 saat sürer.
Sıtma atakları parazitin türüne göre belirli aralıklarla tekrarlar. P. vivax ve P. ovale enfeksiyonlarında ateş genellikle 48 saatte bir (tertian), P. malariae'de 72 saatte bir (kuartan), P. falciparum'da düzensiz veya günlük (kotidiyen) olur. Ancak bağışıklığı olmayan kişilerde, özellikle başlangıçta, ateş paterni düzensiz olabilir; sürekli yüksek seyredebilir.
Genel belirtiler yaygındır. Şiddetli baş ağrısı, özellikle göz çevresinde lokalize ağrı, yoğun kas-eklem ağrıları, sırt ağrısı, halsizlik, bitkinlik, iştahsızlık görülür. Mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, bazen ishal eşlik eder. Hızlı nefes alıp verme, çarpıntı yaşanabilir.
Cilt soluk ve sarımsı bir görünüm alır. Sarılık (cilt ve gözlerde sararma) alyuvarların parçalanması sonucu gelişir; özellikle P. falciparum enfeksiyonunda belirgindir. Dalak büyür ve sıtmanın ilerleyen dönemlerinde karın sol üst kadranında dolgunluk ve hassasiyet hissedilir. Karaciğer de büyük olabilir.
P. falciparum sıtması en ciddi tablodur ve "şiddetli sıtma" formuna ilerleyebilir. Bu durumda serebral sıtma (bilinç bulanıklığı, koma, nöbet), ağır anemi, böbrek yetmezliği, akciğer ödemi, hipoglisemi (kan şekerinde düşme), şok, asidoz, çoklu organ yetmezliği gelişebilir.
P. vivax sıtması genellikle daha hafif seyrettiği için "iyi huylu tertian sıtma" olarak adlandırılırdı, ancak son yıllarda P. vivax'ın da ciddi komplikasyonlara (akciğer ödemi, splenik rüptür, ağır anemi) yol açabildiği gösterilmiştir. P. vivax ve P. ovale karaciğerde "hipnozoit" adı verilen uyur formlar oluşturabilir; bu formlar haftalar veya aylar sonra aktive olup nüks yapabilir.
P. malariae genellikle en hafif seyirli sıtma türüdür ancak kronik enfeksiyon yapabilir; yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. P. knowlesi maymun sıtması olarak bilinir, Güneydoğu Asya'da görülür ve insanlarda günlük ateşli atakları yapan ağır bir tablo verebilir.
Hastalık belirtileri grip veya soğuk algınlığı ile karıştırılabilir; ancak seyahat öyküsü varsa sıtma her zaman düşünülmelidir. Çocuklarda belirtiler atipik olabilir; sadece ateş, halsizlik, mide bulantısı görülebilir, klasik titreme nöbetleri olmayabilir.
Tanı Nasıl Konulur?
Sıtma tanısı tıbbi acildir ve hızla konulmalıdır. Tanı süreci klinik belirtilerin değerlendirilmesi, detaylı seyahat öyküsünün alınması ve laboratuvar testlerinin yapılması ile yürütülür.
Hekim öncelikle hastanın detaylı bir hikayesini alır. Son 12 ay içinde sıtma endemik bölgelere seyahat öyküsü mutlaka sorgulanır; hangi ülkelere ne kadar süre gidildi, kemoprofilaksi (önleyici ilaç) alındı mı, alındıysa düzenli kullanıldı mı, sivrisinek korumasının nasıl yapıldığı sorgulanır. Profilaksi alan hastalarda bile sıtma gelişebileceği unutulmamalıdır.
Fiziksel muayenede vücut ısısı, kalp atışı, kan basıncı, oksijen seviyesi ölçülür. Cilt ve gözlerde sarılık değerlendirilir. Karın muayenesinde karaciğer ve dalak büyüklüğü palpasyon ile kontrol edilir. Bilinç durumu, refleksler, nörolojik bulgular değerlendirilir; şiddetli sıtma kriterleri açısından özel dikkat edilir.
Tanıyı kesinleştirmek için kan testleri yapılır. En sık kullanılan ve altın standart yöntem mikroskobik incelemedir. Hastadan alınan kan örneği "kalın damla" ve "ince yayma" preparatları halinde hazırlanır, özel boyalarla boyanır (Giemsa) ve mikroskop altında parazit aranır. Bu yöntem hem parazit türünü hem de parazit yoğunluğunu (parazitemi) gösterir; her ikisi de tedavi planlaması için önemlidir. Tek negatif test tanıyı dışlamaz; 12-24 saatte bir tekrarlanmalı, en az üç negatif sonuç gerekir.
Hızlı tanı testleri (RDT - rapid diagnostic test) son yıllarda yaygınlaşmıştır. Parazite özgü antijenleri saptayan bu testler 15-30 dakika içinde sonuç verir ve pratik kullanım için çok yararlıdır. Ancak duyarlılıkları mikroskobik incelemeye göre düşüktür; negatif sonuç sıtmayı dışlamaz.
PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) testi en duyarlı yöntemdir; çok düşük parazit yoğunluklarında bile parazitin genetik materyalini saptar. Mikst enfeksiyonlar (birden fazla türün birlikte bulunması) ve atipik durumlarda yararlıdır. Tipik olarak referans laboratuvarlarda yapılır.
Tam kan sayımında anemi (Hb düşüklüğü), trombositopeni (trombositlerde düşme), lökopeni veya lökositoz görülebilir. Karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, kan şekeri, elektrolit dengesi, kan gazı analizi, koagülasyon testleri gerektiğinde değerlendirilir. Şiddetli sıtma kriterlerinin değerlendirilmesi (bilinç bulanıklığı, ağır anemi, böbrek yetmezliği, akciğer tutulumu, hipoglisemi, şok, çoklu organ yetmezliği, yüksek parazitemi) tedavi yaklaşımını belirler.
Tedavi Süreci Nasıl İşler?
Sıtma tedavisi parazitin türüne, hastalığın şiddetine, gidilen ülkenin direnç paternine ve hastanın klinik durumuna göre planlanır. Tedavi mümkün olduğunca hızlı başlatılmalıdır; özellikle P. falciparum sıtması tıbbi acildir.
P. falciparum sıtmasında, hafif-orta şiddette vakalarda artemisinin tabanlı kombinasyon tedavileri (ACT) altın standarttır. Artemether-lumefantrin, artesunat-amodiakin, artesunat-meflokin gibi kombinasyonlar 3 gün boyunca ağızdan kullanılır. Şiddetli vakalarda damar yolundan artesunat tedavisi uygulanır; bu altın standart yaklaşım önemli ölçüde mortaliteyi düşürür. Sonra hasta klinik olarak iyileştiğinde 3 günlük ACT ile tedavi tamamlanır.
P. vivax ve P. ovale sıtmasında klorokin (direnç olmayan bölgelerde) ve ardından primakin (karaciğerdeki uyur formları öldürmek için) verilir. Primakin G6PD eksikliği olan kişilerde hemolize neden olabileceği için kullanım öncesi G6PD testi yapılmalıdır.
P. malariae ve P. knowlesi sıtması klorokin veya ACT ile tedavi edilir. Direnç paternleri bölgeye göre değişir; bu yüzden gidilen ülke önemlidir.
Şiddetli sıtma yoğun bakım takibi gerektirir. Damardan agresif sıvı tedavisi, kan ürünleri replasmanı (ciddi anemi için), antimalaryal ilaç tedavisi (artesunat), solunum desteği (gerekirse mekanik ventilasyon), böbrek yetmezliği için diyaliz, hipoglisemi için glukoz desteği, nöbet kontrolü için antiepileptik ilaçlar uygulanır. Şok tablosunda vazopressör desteği verilir.
Hamile kadınların tedavisinde özel ilaç seçimleri yapılır. Birinci trimesterde kinin tercih edilirken, sonraki trimestrelerde artemisinin temelli tedaviler kullanılabilir. Bu konuda hekim ve uzmanın birlikte değerlendirmesi şarttır.
Korunma (kemoprofilaksi) endemik bölgelere seyahat eden bağışıklığı olmayan kişiler için zorunludur. Doksisiklin, atovakuon-proguanil (Malarone), meflokin, klorokin (sadece duyarlı bölgelerde) gibi ilaçlar kullanılır. Seçim gidilecek bölgenin direnç paternine göre yapılır. Profilaksi seyahatten önce başlatılır, seyahat süresince devam edilir ve dönüş sonrası belirli süre kullanılır.
Komplikasyonlar Nelerdir?
Sıtmanın komplikasyonları, özellikle P. falciparum türünde, çok ciddi olabilir. En sık karşılaşılan komplikasyon ağır anemidir; parazitler alyuvarları yoğun şekilde parçalar ve hemoglobin düşer. Bu durum solgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlikle kendini gösterir ve kan transfüzyonu gerektirebilir. Çocuklarda ağır anemi ölüme yol açabilir.
Serebral sıtma (beyne sıçrayan sıtma) parazitlerin beyin damarlarında birikip mikrodolaşımı bozması sonucu gelişir. Bilinç bulanıklığı, davranış değişiklikleri, nöbet, koma görülür. Tedavi edilmediğinde ölümle sonuçlanır; tedaviyle bile kalıcı nörolojik hasar kalabilir, özellikle çocuklarda.
Organ yetmezliği ileri vakalarda yaygındır. Akut böbrek yetmezliği, akut karaciğer yetmezliği, akut respiratuar distres sendromu (ARDS), miyokardit (kalp kası iltihabı), pankreatit gelişebilir. Çoklu organ yetmezliği yüksek mortalite ile seyreder.
Akciğer ödemi ve solunum yetmezliği özellikle hamilelerde ve şiddetli falciparum sıtmasında görülür. Akciğerlerde sıvı toplanması, oksijen alışverişinin bozulması, mekanik ventilasyon ihtiyacı doğurur.
Hipoglisemi (kan şekerinde aşırı düşüş) özellikle çocuklarda, hamilelerde ve kinin tedavisi alanlarda gelişir. Bilinç değişiklikleri, nöbetler yapabilir. Sık kan şekeri ölçümü ve gerektiğinde glukoz desteği şarttır.
Şok tablosu (algid sıtma) düşük tansiyon, soğuk-soluk cilt, hızlı nabız ile seyreder. Yaygın damar içi pıhtılaşma (DİC) ileri vakalarda gelişir ve kanama, organ yetmezliğine yol açar.
"Kara su humması" (black water fever) ileri P. falciparum sıtmasında alyuvarların yoğun parçalanması ve hemoglobinin idrara geçmesi sonucu koyu renkli idrar ile kendini gösteren tehlikeli bir tablodur. Genellikle böbrek yetmezliği eşlik eder.
Splenomegali (dalak büyüklüğü) tipik bir bulgudur. Nadiren dalak rüptürü (dalak yırtılması) gelişebilir ve acil cerrahi gerektiren ciddi bir durumdur.
Hamilelikte sıtma, anne ölümü, düşük, erken doğum, ölü doğum, plasenta sıtması, düşük doğum ağırlıklı bebek, neonatal sıtma gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Konjenital sıtma (anneden bebeğe geçen sıtma) yenidoğan döneminde ateş, anemi, sarılık ile kendini gösterir.
Uzun süreli komplikasyonlar arasında kronik anemi, kronik dalak büyüklüğü (tropikal splenomegali sendromu), büyüme geriliği (çocuklarda), Burkitt lenfoma ilişkisi, bilişsel gelişimde sorunlar yer alır. Bazı hastalarda sıtma sonrası halsizlik ve yorgunluk aylarca devam edebilir.
Nasıl Bulaşır, Nereden Bulaşır?
Sıtma esas olarak dişi Anofel cinsi sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşır. Anofel sivrisinekleri tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygındır; akşam saatlerinde ve gece aktif olurlar. Bu yüzden gece sineklik altında uyumak başlıca koruyucu önlemdir.
Bulaşma döngüsü iki konak (insan ve sivrisinek) arasında dönen karmaşık bir süreçtir. Enfekte bir insanı ısıran dişi Anofel, kanda bulunan parazit formlarını alır. Sivrisinek vücudunda parazit gelişimini tamamlar (yaklaşık 10-14 gün) ve sonra başka bir insanı ısırdığında parazitleri o kişiye aktarır. İnsana giren parazitler önce karaciğere gider, burada çoğalır, sonra kana çıkıp alyuvarları enfekte eder. Alyuvarlardaki çoğalma sonucu hastalık belirtileri ortaya çıkar.
Sıtma insandan insana doğrudan temasla bulaşmaz; tokalaşma, sarılma, öpüşme, aynı ortamda bulunma ile yayılmaz. Hava yoluyla bulaşmaz. Ancak nadir bulaşma yolları arasında kan transfüzyonu, organ nakli, ortak enjektör kullanımı (özellikle uyuşturucu kullanıcılarında), anneden bebeğe (transplasental veya doğum sırasında) bulaşma sayılabilir. Anne sütüyle bulaşma çok nadir ve önemsizdir.
Hastalığın kaynağı paraziti taşıyan sivrisineklerin bulunduğu tropikal iklim kuşağıdır. Anofel sivrisinekleri tatlı, durgun veya yavaş akan sularda ürerler; göletler, pirinç tarlaları, sulama kanalları, yağmur su birikintileri, durgun nehir kenarları üreme alanlarıdır. Yağmur mevsimi sivrisinek popülasyonunun ve sıtma vakalarının yoğunlaştığı dönemdir.
Korunma için kapsamlı önlemler gereklidir. Endemik bölgelere seyahat planlayanlar gitmeden önce hekimlerine danışmalı, gidilecek bölgenin direnç paternine uygun profilaktik (önleyici) ilaç almalıdır. İlaç seçimi gidilen ülke ve direnç durumuna göre yapılır. Profilaksi seyahatten 1-2 hafta önce başlatılır, seyahat süresince devam ettirilir ve dönüşten sonra belirli süre (genellikle 4 hafta, doksisiklin için) kullanılmaya devam edilir.
Sivrisinek temasından korunma şarttır. Gece boyunca cibinlik (özellikle insektisit emdirilmiş tip) altında uyumak, kapalı havalandırmalı odalarda kalmak, uzun kollu ve uzun paçalı kıyafetler giymek, DEET içerikli sivrisinek kovucular kullanmak, akşam saatlerinde dışarıdaysa korunmaya özen göstermek temel önlemlerdir. Çevresel önlemler olarak durgun su kaynaklarını ortadan kaldırmak Anofel popülasyonunu azaltır.
Yeni geliştirilen sıtma aşıları önemli bir gelişmedir. RTS,S/AS01 (Mosquirix) 2021'de Dünya Sağlık Örgütü onayı almış ve Afrika'da çocuklara uygulanmaktadır. R21/Matrix-M aşısı 2023'te onaylanmıştır; daha yüksek etkinlik ve maliyet etkin üretim potansiyeli ile dikkat çekmektedir. Bu aşılar sıtma mücadelesinde önemli bir araçtır ancak %100 etkili değildir; diğer korunma önlemleri sürdürülmelidir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Son 1 yıl içinde sıtma endemik bölgelere seyahat ettiyseniz ve ani başlayan ateş, titreme, şiddetli halsizlik gibi şikayetleriniz varsa zaman kaybetmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalısınız. Sıtma belirtileri seyahatten döndükten aylar sonra bile (özellikle P. vivax ve P. ovale enfeksiyonlarında) ortaya çıkabilir; bu yüzden doktorunuza mutlaka seyahat geçmişinizden bahsedin.
Hekiminize hangi ülkelere gittiğinizi, ne kadar süre kaldığınızı, profilaksi alıp almadığınızı, aldıysanız düzenli kullanıp kullanmadığınızı açıkça anlatın. Bu bilgiler tanı sürecinde kritiktir. Profilaksi almış olmak sıtmayı dışlamaz; profilaktik tedavi alan kişilerde bile sıtma gelişebilir.
Ateş ve titreme nöbetleri klasik sıtma belirtisidir ancak başlangıçta atipik tablolar görülebilir. Sürekli ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, mide bulantısı, kusma, ishal gibi belirtiler de sıtma şüphesi taşıyabilir. Belirtilerin grip benzeri olması "boş ver, geçer" diyerek beklemek için neden olmamalıdır.
Şiddetli sıtma belirtileri varsa acil servise koşmak hayatî öneme sahiptir: bilinç bulanıklığı, aşırı uyku hali veya kafa karışıklığı, nöbet geçirme, nefes darlığı, dudak veya tırnaklarda morarma, idrar miktarında belirgin azalma, koyu renkli idrar, sarılık (ciltte ve gözlerde sararma), şiddetli kusma, sıvı alamama, ileri halsizlik, çok düşük tansiyon belirtileri. Bu durumlar şiddetli sıtmanın habercisidir ve acil müdahale gerektirir.
Çocuklarda, hamilelerde, yaşlılarda, bağışıklığı baskılanmış kişilerde, dalağı çıkarılmış olanlarda en küçük belirtide hızlı hareket etmek gerekir. Bu gruplar şiddetli sıtma açısından yüksek risk altındadır ve gecikme öldürücü olabilir.
Endemik bölgelerden yıllar sonra dönen göçmenler (VFR) özellikle dikkatli olmalıdır. Bu kişiler kısmi bağışıklıklarını kaybetmiş olabilir ve genellikle profilaksi almazlar; bu yüzden ağır sıtma riski yüksektir. Aile ziyaretleri için Afrika veya Hindistan'a giden Türk vatandaşları bu konuda bilinçlendirilmelidir.
Endemik bölgelere seyahat planlayanlar gitmeden önce mutlaka hekimlerine danışmalı, gerekli profilaktik ilacı almalı, sivrisinek korunma önlemlerini öğrenmelidir. Seyahat sağlığı klinikleri bu konuda kapsamlı danışmanlık sağlar.
Kendi başınıza antimalaryal ilaç kullanmak doğru ilaç ve doz seçimi yapamayacağınız için zararlıdır. Geleneksel veya bitkisel yöntemler işe yaramaz; sıtma için bilimsel olarak kanıtlanmış ilaçlar gereklidir. Aspirin ve diğer kanama riskini artıran ilaçlar dikkatli kullanılmalıdır.
Son Değerlendirme
Sıtma, doğru önlemlerle korunulabilen ve erken teşhis edildiğinde tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Ancak geç tanı, özellikle P. falciparum sıtmasında, ölümle sonuçlanabilir. Bu yüzden endemik bölgelerden döndükten sonra gelişen her ateşli hastalık, aksi kanıtlanana kadar sıtma şüphesiyle değerlendirilmelidir.
Hastalıktan korunmak için kapsamlı bir yaklaşım gereklidir. Riskli bölgelere seyahat planlayanlar gitmeden önce mutlaka hekimlerine veya seyahat sağlığı uzmanlarına danışmalı, koruyucu ilaç kullanımı (kemoprofilaksi), sivrisineklerden korunma yöntemleri ve gerektiğinde aşılama (özellikle çocuklar için) konularında bilgi almalıdır. Profilaktik ilaçlar gidilen bölgenin direnç paternine göre seçilir.
Sivrisinek temasından korunma şarttır. Anofel sivrisinekleri gece aktif olduğu için gece sineklik altında uyumak, kapalı havalandırmalı odalarda kalmak, akşam saatlerinde uzun kollu kıyafetler giymek, DEET içerikli sivrisinek kovucular kullanmak temel önlemlerdir. İnsektisit emdirilmiş cibinlik daha etkilidir.
Endemik bölgelerden yıllar sonra dönen göçmenlere özel dikkat edilmelidir. Bu kişiler kısmi bağışıklıklarını kaybetmiş olabilir ve profilaksi konusunda bilgilendirilmemiş olabilir. Aile ziyaretleri için gidenler özellikle uyarılmalıdır.
Sıtma aşıları, özellikle Mosquirix ve R21, Afrika'da çocuklara uygulanmaya başlanmış ve önemli koruma sağlamaktadır. Ancak bu aşılar sadece P. falciparum'a karşıdır ve %100 etkili değildir; diğer korunma önlemleri sürdürülmelidir.
Seyahat sonrası 12 ay boyunca ateşli hastalık geliştiğinde mutlaka hekime başvurmalı ve seyahat öyküsünü açıkça belirtmelidir. Erken dönemde başlanan uygun ilaç tedavisi, hastalığın ağırlaşmasını engeller ve iyileşmeyi hızlandırır. Şiddetli sıtma belirtilerinde acil servise başvurmak hayat kurtarıcıdır.
Koru Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümü olarak, sıtma gibi tropikal ve seyahat ilişkili enfeksiyon hastalıkları konusunda deneyimli ekibimizle hastalarımıza modern tanı, tedavi ve danışmanlık hizmetleri sunmaya devam ediyoruz. Endemik bölgelere seyahat planlayanlar veya seyahat sonrası belirtileri olan hastalar uzman değerlendirmesi almaktan çekinmemelidir. Sağlığınızı koruyabilmek için bilinçli olmak, doğru kaynaklardan bilgi almak ve şüpheli durumlarda uzman görüşü almak en güvenli yoldur.
Bilgilendirme: Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; doktor muayenesi, tanı veya tedavinin yerini tutmaz. Sağlığınızla ilgili kararlar için bir uzman hekime danışın.




