Kulak Burun Boğaz

Gırtlak Kanseri

Gırtlak kanseri tanısında endoskopik inceleme ve biyopsi temel adımlardır. Koru Hastanesi olarak tanı sürecinin aşamalarını ve hastalığa yönelik güncel klinik yaklaşımları sunuyoruz.

Gırtlak Kanseri (Larenks Kanseri) Nedir ve Nasıl Gelişir?

Gırtlak kanseri (larenks kanseri), baş ve boyun bölgesi maligniteleri (kötü huylu tümörleri) arasında sık karşılaşılan, solunum ve ses üretimi fonksiyonlarından sorumlu gırtlak dokularında gelişen bir kanser türüdür. Gırtlak, anatomik olarak supraglotis (ses tellerinin üst kısmı), glotis (ses telleri) ve subglotis (ses tellerinin alt kısmı ile soluk borusu arası) olmak üzere üç temel bölgeye ayrılır. Bu bölgedeki tümörlerin yaklaşık %95'i, gırtlağın iç yüzeyini kaplayan çok katlı yassı epitel hücrelerinden köken alan skuamöz hücreli karsinom (yassı hücreli kanser) tipindedir. Gırtlak; fonasyon (ses üretimi), solunum yollarının korunması ve yutma esnasında gıdaların trakeaya (soluk borusu) kaçmasını önleme gibi üç hayati fonksiyona sahiptir. Hücresel düzeydeki tümöral dönüşüm, normal mukozanın kronik irritanlara (tahriş edici maddeler) maruz kalmasıyla başlar ve sırasıyla hiperplazi (hücre sayısının artması), displazi (hücre yapısının bozulması), karsinoma in situ (sınırlı kanser) ve invaziv kanser (çevre dokulara yayılan kanser) aşamalarından geçer. Tümörün gırtlak içindeki yerleşimi, hastalığın klinik seyrini ve yayılım yollarını doğrudan belirler; örneğin glotik bölge lenfatik damarlar açısından oldukça fakir olduğundan bu bölgedeki tümörlerin lenf nodu metastazı (lenf bezlerine yayılım) ihtimali düşüktür. Aksine, supraglotik bölge son derece zengin bir lenfatik ağa sahip olduğundan, bu bölgede yerleşen tümörler erken evrelerde dahi boyun lenf bezlerine yayılma eğilimi gösterir. Subglotik yerleşimli tümörler ise gırtlak kanserlerinin %1 ila %2 gibi oldukça düşük bir oranını oluşturur ve genellikle sessiz seyrederek ileri evrelerde nefes darlığı ile belirti verir.

Gırtlak Kanseri Risk Faktörleri ve Patofizyolojisi

Gırtlak kanserinin gelişiminde rol oynayan etiyolojik (nedensel) faktörlerin başında tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı gelmektedir. Günde bir paketten fazla sigara içen bireylerde gırtlak kanseri gelişme riski, sigara kullanmayanlara oranla yaklaşık 10 ila 30 kat daha yüksektir. Alkol tüketimi de gırtlak kanseri için bağımsız bir risk faktörüdür ve kronik alkol kullanımı mukozal hasarı artırarak kanserleşme sürecini hızlandırır. Tütün ve alkolün eş zamanlı kullanımı sinerjik (birbirini katlayarak artıran) bir etki yaratarak kanser gelişme riskini yaklaşık 100 katına kadar çıkarabilmektedir. Son yıllarda yapılan moleküler çalışmalarda, HPV (Human Papilloma Virus / İnsan Siğil Virüsü) özellikle HPV tip 16 ve 18 suşlarının gırtlak kanseri patogenezinde (hastalık oluşum mekanizması) rol oynadığı gösterilmiştir. Mesleki maruziyetler kapsamında asbest lifleri, kömür tozu, nikel, sülfürik asit buharı ve formaldehite uzun süre maruz kalmak gırtlak mukozasında kronik inflamasyon (iltihaplanma) yaratarak hücresel mutasyonları tetikler. Gastroözofageal reflü (mide asidinin yemek borusuna kaçması) ve laringofarenjeal reflü (mide asidinin gırtlağa ulaşması) durumlarında, asidik ve peptik mide içeriği gırtlak mukozasında kronik irritasyona yol açarak hücresel displaziye zemin hazırlar. Beslenme alışkanlıklarında A ve C vitaminleri ile antioksidanlar yönünden fakir, kırmızı et ve işlenmiş gıdalar yönünden zengin bir diyetin tercih edilmesi de hücresel savunma mekanizmalarını zayıflatarak riski artırır.

Gırtlak Kanseri Belirtileri ve Erken Dönem Bulguları

Gırtlak kanserinin klinik belirtileri, tümörün gırtlak içindeki anatomik yerleşimine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişkenlik gösterir. Ses tellerini tutan glotik tümörlerin en erken ve en belirgin semptomu (belirti), ses tellerinin simetrisini ve titreşimini bozması nedeniyle ortaya çıkan disfoni (ses kısıklığı) veya seste çatallanmadır. Üç haftadan uzun süren ve soğuk algınlığı gibi belirgin bir enfeksiyona bağlanamayan ses kısıklığı, glotik gırtlak kanserinin erken teşhisi için en kritik uyarıcı işarettir. Supraglotik bölge tümörlerinde ise ses kısıklığı geç dönemde ortaya çıkarken, ilk belirtiler genellikle boğazda yabancı cisim hissi (globus), disfaji (yutma güçlüğü) ve odinofaji (ağrılı yutma) şeklindedir. Supraglotik tümörlerin büyümesiyle birlikte, kulak ağrısına yol açan ve vagus sinirinin kulak dalı (Arnold siniri) vasıtasıyla iletilen yansıyan otalji (kulak ağrısı) tablosu gelişebilir. Subglotik yerleşimli tümörlerde mukoza altı yayılım ön planda olduğundan, ilk klinik bulgu genellikle tümörün hava pasajını daraltması sonucu oluşan dispne (nefes darlığı) ve stridor (tiz sesli solunum) olmaktadır. Tümör yüzeyindeki ülserasyon ve nekroz (doku ölümü) nedeniyle hastalarda persistan (inatçı) öksürük, hemoptizi (tükürükle kan gelmesi) veya ağız kokusu (halitosis) görülebilir. Hastalığın ileri evrelerinde tümörün boyun lenf nodlarına metastaz yapması sonucunda boyunda ağrısız, sert ve fikse (hareketsiz) kitleler palpe edilebilir (elle hissedilebilir).

Gırtlak Kanseri Evreleri ve TNM Sınıflandırması

Gırtlak kanserinin evrelendirilmesinde, AJCC (Amerikan Kanser Komitesi) tarafından belirlenen ve tümörün lokal yayılımını, lenf nodu tutulumunu ve uzak metastaz durumunu değerlendiren TNM sınıflama sistemi kullanılır. T (Primer Tümör) kategorisi, tümörün gırtlağın hangi bölgelerine yayıldığını ve ses tellerinin hareketliliğini ne derece etkilediğini tanımlar. T1 evresinde tümör ses tellerinde veya gırtlağın tek bir anatomik bölgesinde sınırlıdır ve ses teli hareketliliği tamamen normaldir; T2 evresinde tümör gırtlağın komşu bölgelerine yayılmıştır ancak ses teli hareketliliği korunmuştur veya hafif kısıtlanmıştır. T3 evresinde tümör ses telinin tamamen fikse olmasına (hareketsizleşmesine) neden olmuştur veya preepiglotik (dil kökü önü) ya da paraglottik (ses teli yanı) boşlukları işgal etmiştir; T4 evresinde ise tümör tiroid kıkırdağı aşarak boyun yumuşak dokularına, tiroid bezine, yemek borusuna veya soluk borusuna invaze (yayılmış) olmuştur. N (Bölgesel Lenf Nodları) kategorisi, boyundaki lenf bezlerinin tutulum sayısını, boyutunu ve kapsül dışına taşma durumunu N0'dan N3'e kadar derecelendirir. M (Uzak Metastaz) kategorisi ise tümörün gırtlak dışındaki uzak organlara yayılıp yayılmadığını gösterir ve M0 (uzak metastaz yok) veya M1 (uzak metastaz var) olarak sınıflandırılır. Gırtlak kanserinde en sık uzak metastaz görülen organ %80 oranla akciğerler olup, bunu kemik ve karaciğer metastazları takip eder. Evre I ve II erken evre gırtlak kanserini temsil ederken, Evre III ve IV ileri evre hastalığı tanımlar ve tedavi protokolünün belirlenmesinde bu evrelendirme en belirleyici parametredir.

Gırtlak Kanseri Tanı Yöntemleri ve Görüntüleme Teknolojileri

Gırtlak kanserinin kesin tanısı, sistematik bir kulak burun boğaz muayenesi, endoskopik değerlendirmeler ve histopatolojik (doku bilimi) inceleme aşamalarından oluşur. Poliklinik şartlarında yapılan ilk değerlendirmede, bükülebilir fiberoptik laringoskopi (esnek hortumla gırtlak muayenesi) ile gırtlak mukozası, ses tellerinin hareketliliği ve olası lezyonların anatomik sınırları dinamik olarak incelenir. Şüpheli bir lezyon saptandığında, kesin tanı koymak amacıyla genel anestezi altında direkt laringoskopi (doğrudan gırtlak gözlemi) ve süspansiyon mikrolaringoskopisi (mikroskop eşliğinde gırtlak muayenesi) uygulanarak biyopsi (doku örneği alınması) işlemi gerçekleştirilir. Alınan doku örneklerinin patolojik incelemesinde tümörün histolojik tipi, diferansiyasyon derecesi (tümörün normal dokuya benzerliği) ve invazyon derinliği belirlenir. Tümörün derin dokulara yayılımını ve kıkırdak invazyonunu değerlendirmek amacıyla kontrastlı boyun ve toraks BT (bilgisayarlı tomografi) görüntülemesi standart olarak istenir. Ses tellerinin fonksiyonel durumunu ve yumuşak doku infiltrasyonunu (sızmasını) daha detaylı görmek için boyun MRI (manyetik rezonans görüntüleme) tetkikinden faydalanılır. Bölgesel lenf nodu şüphesinde boyun ultrasonografisi (USG) ve şüpheli lenf nodlarından ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) yapılarak sitolojik inceleme gerçekleştirilir. Uzak metastazların ve sistemik yayılımın taranmasında, özellikle ileri evre hastalarda florodeoksiglukoz (FDG) kullanılarak yapılan PET-CT (pozitron emisyon tomografisi) görüntülemesi etkin bir rol oynar.

Gırtlak Kanseri Cerrahi Tedavi Seçenekleri (Larenjektomi)

Gırtlak kanserinin cerrahi tedavisi, tümörün evresine, yerleşim yerine, hastanın genel sağlık durumuna ve akciğer fonksiyon rezervine göre kişiselleştirilerek planlanır. Erken evre (Evre I ve II) glotik ve supraglotik kanserlerde, dışarıdan herhangi bir kesi yapılmaksızın ağız içinden uygulanan transoral lazer mikrocerrahisi (TLM) veya robotik cerrahi ile tümörün sınırda sağlam doku kalacak şekilde çıkarılması mümkündür. Parsiyel larenjektomi (kısmi gırtlak ameliyatı) yöntemleri, gırtlağın sadece tümörlü kısmının çıkarılmasını ve gırtlağın doğal solunum, yutma ve konuşma fonksiyonlarının korunmasını amaçlar. Bu kapsamda uygulanan frontolateral parsiyel larenjektomi, supraglotik larenjektomi ve suprakrikoid parsiyel larenjektomi (SKPL) ameliyatları, hastanın boğazında kalıcı bir delik (trakeostomi) açılmasını önleyen rekonstrüktif (yeniden yapılandırıcı) cerrahi tekniklerdir. İleri evre (Evre III ve IV) gırtlak kanserlerinde, tümörün gırtlak kıkırdaklarını harap ettiği veya ses tellerini tamamen hareketsiz bıraktığı durumlarda total larenjektomi (gırtlağın tamamının çıkarılması) ameliyatı uygulanır. Total larenjektomi sonrasında soluk borusu boyun cildine dikilir ve hasta kalıcı trakeostomi (boyunda kalıcı solunum deliği) ile yaşamını sürdürür, bu durumda burun ve ağız yoluyla solunum tamamen sona erer. Cerrahi sınırlarda tümör hücresi kalma riskini azaltmak ve boyun metastazlarını kontrol altına almak amacıyla, ameliyat sırasında boyun diseksiyonu (boyundaki lenf bezlerinin temizlenmesi) işlemi de cerrahiye eklenir.

Gırtlak Kanseri Radyoterapi ve Kemoterapi Uygulamaları

Radyoterapi (ışın tedavisi), gırtlak kanserinin hem erken evrelerinde cerrahiye alternatif bir birincil tedavi seçeneği olarak hem de ileri evrelerinde cerrahi sonrası nüks riskini azaltmak amacıyla adjuvan (yardımcı) olarak kullanılır. Erken evre glotik kanserlerde tek başına radyoterapi uygulaması, ses kalitesinin korunmasını sağlayarak cerrahiye eşdeğer lokal kontrol oranları sunar ve genellikle 6 ila 7 haftalık sürede toplam 60-70 Gray (Gy) dozunda planlanır. İleri evre gırtlak kanserlerinde, organ koruma protokolleri kapsamında cerrahi uygulanmaksızın eş zamanlı kemoradyoterapi (radyoterapi ile eş zamanlı kemoterapi verilmesi) yöntemi tercih edilebilir. Bu protokolde radyoterapi devam ederken, tümör hücrelerinin radyasyona duyarlılığını artıran sisplatin, 5-fluorouracil veya karboplatin gibi kemoterapötik ajanlar (kanser ilaçları) belirli aralıklarla hastaya uygulanır. Ameliyat edilen hastalarda cerrahi sınır pozitifliği (çıkarılan doku sınırında tümör kalması), perinöral invazyon (sinir çevresi yayılım), lenfovasküler invazyon (damar içi yayılım) veya lenf nodunda ekstrakapsüler yayılım (kapsül dışına taşma) saptanması durumunda postoperatif (ameliyat sonrası) adjuvan radyoterapi veya kemoradyoterapi zorunludur. Tedavi planlamasında yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT) teknolojisi kullanılarak, tümör bölgesine maksimum doz verilirken tükürük bezleri, omurilik ve sağlıklı boyun dokuları radyasyonun zararlı etkilerinden korunur. Sistemik kemoterapi ve immünoterapi (bağışıklık sistemi tedavisi) ise özellikle uzak metastazı olan veya lokal olarak nüks etmiş ve cerrahi ya da radyoterapi şansı kalmamış hastalarda palyatif (semptomları hafifletici) amaçla tercih edilir.

Gırtlak Kanseri Ameliyatı Sonrası İyileşme ve Takip Süreci

Gırtlak kanseri ameliyatı sonrasındaki erken dönem, hastanın yakın takibini ve multidisipliner (çok branşlı) bir bakım sürecini gerektirir. Parsiyel veya total larenjektomi sonrasında hastalar genellikle cerrahi genişliğe bağlı olarak 7 ila 14 gün boyunca hastanede yatırılarak takip edilir. Ameliyat sahasındaki dikişlerin güvenli bir şekilde iyileşmesi ve farenks (yutak) mukozasının kapanması için hastalar ilk 10-14 gün boyunca ağızdan beslenmez; beslenme nazogastrik tüp (burundan mideye uzanan boru) veya perkütan endoskopik gastrostomi (PEG / karından mideye tüp yerleştirilmesi) yoluyla sıvı gıdalarla sağlanır. Geçici veya kalıcı trakeostomisi olan hastalarda, solunum havasının nemlendirilmesi, sekresyonların (balgam ve akıntıların) steril aspiratörlerle temizlenmesi ve trakeostomi kanülünün günlük bakımı akciğer enfeksiyonlarını önlemek açısından hayati önem taşır. Cerrahi alanda biriken kan ve sıvıların dışarı atılması amacıyla yerleştirilen drenler, günlük gelen sıvı miktarı 10-20 mililitrenin altına düştüğünde (genellikle ameliyat sonrası 3. ila 5. günlerde) çekilir. Parsiyel larenjektomi yapılan hastalarda, yutma fonksiyonunun yeniden kazanılmasıyla birlikte nazogastrik tüp çekilir ve hastanın aşamalı olarak sıvı gıdalardan katı gıdalara geçişi sağlanır. Taburculuk sonrasındaki ilk iki yılda nükslerin yaklaşık %80'i meydana geldiği için, hastalar ilk yıl her 1-3 ayda bir, ikinci yıl her 2-4 ayda bir, üçüncü ila beşinci yıllarda her 4-6 ayda bir ve sonrasında yıllık olarak düzenli KBB muayenesine çağrılır.

Gırtlak Kanseri Sonrası Ses ve Yutma Rehabilitasyonu

Total larenjektomi ameliyatı sonrasında gırtlağın tamamen çıkarılması, hastanın doğal yoldan ses üretme yeteneğini ortadan kaldırır ve bu durum ciddi bir rehabilitasyon süreci gerektirir. Ses rehabilitasyonunda kullanılan en yaygın ve fonksiyonel yöntem, trakea ile özofagus (yemek borusu) arasında cerrahi olarak oluşturulan küçük bir geçide yerleştirilen trakeoözofageal ses protezleridir (örneğin Provox veya Blom-Singer). Bu protez, hastanın trakeostomi deliğini parmağıyla veya otomatik valfle kapatarak nefes vermesi sırasında havanın yemek borusuna geçmesini sağlar ve yemek borusu duvarının titreşimiyle anlaşılır bir ses üretilir. İkinci bir yöntem olan özofageal konuşmada (yemek borusu sesi), hastalar dışarıdan herhangi bir cihaz kullanmaksızın havayı yutup yemek borusundan geri salarak konuşmayı öğrenirler ancak bu yöntemin öğrenilmesi uzun süreli konuşma terapisi ve yüksek hasta motivasyonu gerektirir. Üçüncü seçenek olan elektrolarenks (yapay ses cihazı) ise boyun cildine dayandırılarak mekanik titreşimleri ses dalgasına dönüştüren pilli bir cihazdır ve ameliyat sonrası erken dönemde veya diğer yöntemlerin uygulanamadığı durumlarda hızlı bir iletişim aracı sağlar. Parsiyel larenjektomi sonrasında ise ses telleri korunduğu veya yeniden yapılandırıldığı için hastalar doğal yoldan konuşabilirler ancak ses kalitesinde kalıcı bir kabalık veya kısıklık kalabilir. Yutma rehabilitasyonu kapsamında, özellikle parsiyel larenjektomili hastalarda gıdaların akciğere kaçmasını (aspirasyon) önlemek için supraglotik yutma manevrası gibi özel teknikler dil ve konuşma terapistleri eşliğinde hastaya öğretilir.

Gırtlak Kanserinden Korunma Yolları ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Gırtlak kanserinden korunmanın en etkin yolu, hastalığın patogenezinde en güçlü rolü oynayan tütün ve tütün ürünlerinin kullanımının tamamen sonlandırılmasıdır. Sigaranın bırakılmasını takip eden ilk 5 yıl içinde gırtlak kanseri gelişme riski yarı yarıya azalırken, 10 ila 15 yıl sonrasında risk hiç sigara içmemiş bireylerin seviyesine yaklaşır. Alkol tüketiminin sınırlandırılması veya tamamen bırakılması, özellikle sigara ile birlikte kullanıldığında ortaya çıkan katlanmış kanserleşme riskini ortadan kaldırır. Beslenme düzeninde taze meyve, sebze, tam tahıllar ve zeytinyağı gibi Akdeniz tipi diyet unsurlarına yer verilmesi, içerdikleri yüksek antioksidanlar sayesinde hücre hasarını önleyerek koruyucu etki gösterir. Mesleki olarak kimyasal gazlara, asbeste, kömür tozuna veya endüstriyel çözücülere maruz kalan iş kollarında çalışan bireylerin, uygun maske, havalandırma sistemleri ve kişisel koruyucu donanımları eksiksiz kullanması yasal bir zorunluluktur. Laringofarenjeal reflü hastalarında, mide asidinin gırtlak mukozasında kronik tahriş ve displazi yaratmasını önlemek amacıyla proton pompası inhibitörleri (asit baskılayıcı ilaçlar) kullanımı ve beslenme alışkanlıklarının (kafein, yağlı gıda ve geç saatte yemek yememenin) düzenlenmesi gerekir. HPV enfeksiyonuna karşı özellikle genç yaş gruplarında kuadrivalan veya nonavalan HPV aşılarının yapılması, virüs kaynaklı gırtlak ve yutak kanserlerinin önlenmesinde koruyucu bir bariyer oluşturur.

Kulak Burun Boğaz Hekimine Başvurulması Gereken Kritik Durumlar

Bireylerin gırtlak kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için kendi vücutlarındaki değişiklikleri doğru gözlemlemesi ve belirli semptomlar ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir kulak burun boğaz uzmanına başvurması gerekir. Özellikle 40 yaşın üzerinde olan ve aktif veya pasif sigara içiciliği öyküsü bulunan bireylerde, soğuk algınlığı veya ses teli zorlanması gibi net bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan ve 21 günü (3 hafta) aşan ses kısıklığı durumunda acilen KBB hekimine başvurulmalıdır. Boğazda takılma, yabancı cisim hissi veya yutkunma sırasında tek taraflı kulağa vuran ağrının 2-3 haftadan uzun sürmesi, supraglotik tümörlerin habercisi olabileceği için endoskopik muayene gerektirir. Boyun bölgesinde, özellikle çene altı veya yan boyun zincirinde ortaya çıkan, ağrısız, sert, çevre dokulara yapışık ve 2 haftalık antibiyotik tedavisine rağmen küçülmeyen 1.5 santimetreden büyük kitlelerin varlığında vakit kaybedilmemelidir. Efor sarf etmeksizin ortaya çıkan solunum güçlüğü, nefes alırken ıslık benzeri ses çıkması (stridor) veya öksürükle birlikte balgamda kan görülmesi (hemoptizi) acil müdahale ve tanısal değerlendirme kriterleridir. Diyet veya egzersiz yapmaksızın, son 6 ay içerisinde vücut ağırlığının %10'undan fazlasının istemsizce kaybedilmesi, sistemik bir malignitenin (kötü huylu hastalık) belirtisi olabileceğinden kapsamlı bir onkolojik taramayı zorunlu kılar.

Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.

Koru Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde uzman hekimlerimiz, Gırtlak Kanseri ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Gırtlak kanseri belirtileri en sık hangi yaş grubunda ve cinsiyette ortaya çıkar, ilk belirgin semptomlar nelerdir?
Gırtlak kanseri vakalarının yaklaşık %80 ile %90'ı 55 yaş üzerindeki erkek hastalarda tespit edilmektedir. En sık görülen ilk semptom, ses tellerinin yerleştiği glottik bölge tümörlerinde 2-3 haftadan uzun süren ve ses kısıklığı (disfoni) olarak ortaya çıkan sesteki değişikliklerdir. Supraglottik (gırtlak üstü) bölge tümörlerinde ise ilk belirti genellikle yutma sırasında boğazda takılma hissi veya kulak ağrısıdır.
Sigara ve alkol tüketimi larenks (gırtlak) kanseri riskini ne oranda artırır ve bu iki faktörün birlikte kullanımı riski nasıl etkiler?
Sigara kullanımı gırtlak kanseri riskini hiç sigara içmeyenlere göre yaklaşık 10 ila 15 kat artırmaktadır. Alkol tüketimi ile birlikte tütün kullanımı sinerjik bir etki yaratarak bu riski 30 kattan fazla bir seviyeye çıkarabilmektedir. Çalışmalarda, tütün ve alkolün tamamen bırakılmasının ardından riskin ancak 10-15 yıl içinde normal popülasyon seviyelerine yaklaştığı gözlenmiştir.
Gırtlağın hangi bölgesinde (supraglottik, glottik, subglottik) başlayan tümörler ses kısıklığına neden olmadan sinsice ilerler?
Gırtlağın üst kısmı olan supraglottik bölge ve alt kısmı olan subglottik bölge tümörleri, ses tellerini doğrudan etkilemediği için ses kısıklığı yapmadan sinsice ilerleyebilir. Supraglottik tümörler genellikle boğazda dolgunluk hissi, yutma güçlüğü (disfaji) ve kulağa vuran ağrı ile belirti verirken; subglottik tümörler nefes darlığı (dispne) ile geç evrede ortaya çıkma eğilimindedir. Bu bölgelerdeki tümörlerin erken teşhis oranı, ses telinde başlayan tümörlere göre daha düşüktür.
İnsan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu ile gırtlak kanseri gelişimi arasında nasıl bir ilişki vardır ve hangi tipler risk oluşturur?
İnsan papilloma virüsü (HPV), özellikle yüksek riskli tipler olan HPV-16 ve HPV-18, gırtlak kanseri de dahil olmak üzere baş boyun kanserlerinin gelişiminde rol oynayabilir. Ancak gırtlak kanserlerinde HPV pozitifliği oranı, yutak (orofarenks) kanserlerine kıyasla daha düşüktür ve yaklaşık %5-10 civarında bildirilmiştir. HPV pozitif olan tümörlerin, tütün kullanımına bağlı gelişen tümörlere göre tedaviye yanıt oranlarının daha yüksek olabildiği çalışmalarla gösterilmiştir.
Gastroözofageal reflü (mide asidi reflüsü) hastalığı gırtlak kanseri için bağımsız bir risk fökörü müdür, kronik tahriş kansere yol açar mı?
Kronik gastroözofageal reflü ve laringofarengeal reflü, mide asidinin gırtlak mukozasında kronik inflamasyon (iltihap) ve hücresel hasar oluşturması nedeniyle risk artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalarda, uzun süreli kontrolsüz reflüsü olan bireylerde gırtlak kanseri riskinin yaklaşık 1.5 ila 2 kat arttığı gözlenmiştir. Hücresel düzeydeki bu asit tahrişi, mukozal displazi (anormal hücre gelişimi) sürecini tetikleyebilmektedir.
Ses tellerinde görülen lökoplaki (beyaz plaklar) ve eritroplaki (kırmızı plaklar) lezyonlarının gırtlak kanserine dönüşme oranı nedir?
Ses tellerinde görülen lökoplaki lezyonlarının kansere dönüşme (malign transformasyon) oranı yaklaşık %5 ile %15 arasında değişirken, eritroplaki lezyonlarında bu risk %30 ile %40 seviyelerine kadar çıkabilmektedir. Bu lezyonların displazi derecesi (hafif, orta, ağır) biyopsi ile belirlenir ve ağır displazi gösteren lezyonların gırtlak kanserine dönüşme olasılığı çok daha yüksektir. Hastaların takibi genellikle 3 ila 6 aylık periyotlarla laringoskopi yardımıyla yapılır.
Gırtlak kanseri şüphesinde yapılan biyopsi işlemi (laringoskopi eşliğinde) nasıl uygulanır ve tanı kesinleşmesi ne kadar sürer?
Gırtlak kanseri şüphesinde, lokal veya genel anestezi altında direkt laringoskopi (ışıklı kamera ile gırtlak incelemesi) eşliğinde şüpheli dokudan parça alınması (biyopsi) işlemi uygulanır. Alınan doku örneğinin patolojik inceleme süreci genellikle 3 ila 7 iş günü arasında sonuçlanmaktadır. Patoloji raporu, tümörün histopatolojik tipini (en sık yassı hücreli karsinom) ve invazyon (yayılım) derinliğini kesin olarak ortaya koyar.
Gırtlak kanserinin evrelemesinde (Evre I-IV) TNM sınıflaması neye göre yapılır ve metastaz yolları nelerdir?
Gırtlak kanserinin evrelemesinde TNM sistemi kullanılır; 'T' tümörün boyutunu ve gırtlak içindeki yayılımını, 'N' boyun lenf nodlarına yayılımı, 'M' ise uzak organ metastazını (en sık akciğer, karaciğer ve kemik) tanımlar. Erken evre (Evre I-II) tümörler gırtlak içinde sınırlı ve hareketli ses tellerine sahipken, ileri evre (Evre III-IV) tümörler gırtlak kıkırdağını aşmış veya boyun lenf nodlarına yayılmış durumdadır. Bölgesel metastaz genellikle boyundaki derin servikal lenf zincirleri yoluyla gerçekleşir.
Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri gırtlak tümörlerinin değerlendirilmesinde hangi detayları verir?
Bilgisayarlı tomografi (BT) gırtlak tümörlerinin kıkırdak invazyonunu (istilasını) ve boyun lenf nodu tutulumunu değerlendirmede yüksek doğruluk sağlar. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ise yumuşak doku çözünürlüğünün yüksek olması sayesinde tümörün gırtlak içi kaslara, preepiglottik alana ve çevre dokulara yayılım sınırlarını daha net gösterir. Her iki yöntem, cerrahi sınırların belirlenmesi ve radyoterapi planlaması için kritik öneme sahiptir.
Evre I ve Evre II glottik (ses teli) gırtlak kanserlerinde radyoterapi (ışın tedavisi) ile lazer kordektomi ameliyatının başarı oranları nasıldır?
Evre I ve Evre II glottik gırtlak kanserlerinde, sadece radyoterapi veya transoral lazer kordektomi (ağız içinden lazerle ses telinin alınması) ameliyatı ile sağlanan 5 yıllık hastalıksız sağkalım oranları %85 ile %95 arasındadır. Tedavi seçimi bireysel olarak hastanın ses kalitesi beklentisi, mesleği ve genel sağlık durumuna göre planlanır. Lazer cerrahisi sonrası iyileşme süresi birkaç gün iken, radyoterapi kürleri genellikle 5 ila 6 hafta sürmektedir.
Total larenjektomi (gırtlağın tamamen alınması) ameliyatı hangi durumlarda zorunlu hale gelir ve solunum yolu nasıl değiştirilir?
Tümörün gırtlak kıkırdaklarını harap ettiği, ses tellerini tamamen hareketsiz bıraktığı veya radyoterapi sonrası nüks eden Evre III ve Evre IV vakalarda total larenjektomi gerekebilir. Bu ameliyatta nefes borusu (trakea) boyun cildine kalıcı olarak dikilir (trakeostomi) ve hastanın doğal burun/ağız solunumu tamamen sonlandırılarak solunum boyundaki bu delikten sağlanır. Ameliyat sonrasında hastanın yutma yolu (özofagus) ile solunum yolu (akciğerler) birbirinden tamamen ayrılmış olur.
Gırtlağın tamamen alındığı ameliyatlardan sonra hastaların yeniden konuşabilmesi için hangi yöntemler (ses protezi, özofagus sesi) kullanılır?
Total larenjektomi sonrası konuşma rehabilitasyonunda en sık kullanılan yöntem, nefes borusu ile yemek borusu arasına cerrahi olarak yerleştirilen ses protezleridir (trakeoözofageal fistül protezi). Alternatif olarak, hastaların akciğer havasını yemek borusuna kaçırıp geri çıkarma prensibine dayanan özofagus sesi (yemek borusu konuşması) eğitimi veya harici bir cihaz olan elektrolarenks (boğaza tutulan pilli cihaz) kullanılabilir. Ses protezi kullanan hastaların yaklaşık %80-90'ında anlaşılır bir ses kalitesi elde edilebilmektedir.
Gırtlak bölgesine uygulanan radyoterapinin akut ve kronik yan etkileri (mukozit, kserostomi/ağız kuruluğu) nelerdir ve ne kadar sürer?
Gırtlak radyoterapisi sırasında gelişen akut yan etkiler arasında ciltte kızarıklık, boğaz ağrısı, yutma güçlüğü (mukozit) ve ses kısıklığı yer alır ve bunlar tedaviden sonraki 4-6 hafta içinde hafifler. Kronik yan etkiler ise tükürük bezlerinin hasar görmesine bağlı kronik ağız kuruluğu (kserostomi), tat kaybı ve gırtlak ödemi olup, bu etkiler aylarca veya kalıcı olarak devam edebilir. Tedavi süresince ve sonrasında uygun ağız bakımı ve nemlendirici spreylerin kullanımı bu şikayetleri azaltmaya yardımcı olur.
İleri evre gırtlak kanserinde kemoterapi hangi amaçla (neoadjuvan, eş zamanlı veya palyatif) ve hangi ilaç sınıflarıyla uygulanır?
İleri evre gırtlak kanserlerinde kemoterapi, cerrahi öncesi tümörü küçültmek (neoadjuvan), radyoterapi ile eş zamanlı olarak radyosensitiviteyi (ışın duyarlılığını) artırmak veya uzak metastaz varlığında palyatif amaçla uygulanır. Tedavide sıklıkla platin bazlı kemoterapötik ajanlar ve taksan grubu ilaç sınıfları tercih edilir. Eş zamanlı kemoradyoterapi, organ koruma protokollerinde gırtlağın cerrahi olarak alınmasını önlemek amacıyla sıklıkla kullanılan bir yöntemdir.
Tekrarlayan veya metastatik gırtlak kanserinde immünoterapi (bağışıklık sistemi tedavisi) hangi genetik belirteçlere (PD-L1) göre tercih edilir?
Tekrarlayan veya vücudun diğer bölgelerine yayılmış (metastatik) gırtlak kanseri hastalarında, tümör dokusunda PD-L1 (programlanmış ölüm ligandı-1) ekspresyon seviyesi (CPS skoru) değerlendirilir. PD-L1 skoru yüksek olan hastalarda, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanımasını sağlayan immün kontrol noktası inhibitörü sınıfı ilaçlar tercih edilebilir. Klinik çalışmalarda, uygun hastalarda immünoterapinin kemoterapiye kıyasla genel sağkalım süresini uzattığı bildirilmiştir.
Kalıcı trakeostomi (boğazda açılan soluk deliği) olan hastaların günlük bakımı, temizliği ve olası tıkanma komplikasyonları nasıl yönetilir?
Kalıcı trakeostomisi olan hastaların kanül temizliği, tıkanmaları önlemek için günde en az 1-2 kez iç kanülün çıkarılıp temizlenmesi ve sekresyonların aspire edilmesi (çekilmesi) şeklinde yapılır. Trakeostomi deliğinin etrafındaki cilt, enfeksiyon riskine karşı günlük olarak steril serum fizyolojik ile temizlenmeli ve kuru tutulmalıdır. Solunan havanın nemlendirilmesi amacıyla soğuk buhar makineleri veya özel trakeostomi filtrelerinin kullanımı, balgam koyulaşmasını ve tıkanma komplikasyonunu azaltır.
Radyoterapi veya cerrahi süresince yutma güçlüğü (disfaji) yaşayan gırtlak kanseri hastalarında beslenme desteği (PEG tüpü) ne zaman gerekir?
Radyoterapi veya kemoradyoterapi alan gırtlak kanseri hastalarının yaklaşık %30 ila %50'sinde şiddetli yutma güçlüğü ve ağrılı yutma (odinofaji) nedeniyle ciddi kilo kaybı gelişebilir. Hastanın vücut ağırlığının %10'undan fazlasını kaybetmesi veya oral (ağızdan) beslenmenin yetersiz kalması durumunda, geçici olarak PEG (perkütan endoskopik gastrostomi) tüpü yardımıyla doğrudan mideye beslenme desteği sağlanır. Yutma fonksiyonları tedavi tamamlandıktan sonra düzeldiğinde bu tüp çıkarılır.
Tedavi tamamlandıktan sonra gırtlak kanserinin nüks (tekrarlama) riski en yüksek hangi dönemdedir ve takip protokolü (kontroller) nasıldır?
Gırtlak kanserinde nükslerin yaklaşık %80'i tedavinin tamamlanmasını takip eden ilk 2 yıl içinde meydana gelmektedir. Bu nedenle hastalar ilk yıl 1-2 ayda bir, ikinci yıl 2-3 ayda bir, üçüncü ila beşinci yıllar arasında ise 4-6 ayda bir fizik muayene ve laringoskopi ile takip edilir. Beşinci yıldan sonra kontroller yıllık olarak devam eder ve şüpheli durumlarda görüntüleme tetkikleri (BT, PET-BT) tekrarlanır.
Gırtlak kanserinde evrelere göre 5 yıllık sağkalım (hayatta kalma) oranları literatürde nasıl bildirilmiştir?
Gırtlak kanserinde 5 yıllık genel sağkalım oranları tanı anındaki evreye ve tümörün yerleşim yerine göre değişkenlik gösterir. Glottik yerleşimli erken evre (Evre I) kanserlerde bu oran %90'ın üzerindeyken, supraglottik yerleşimli erken evre tümörlerde %75-80 civarındadır. Bölgesel lenf nodu tutulumu olan Evre III vakalarda 5 yıllık sağkalım oranı yaklaşık %50-60'a gerilerken, uzak metastaz içeren Evre IV vakalarda bu oran %30'un altına düşebilmektedir.
75 yaş üzeri ileri yaş grubundaki gırtlak kanseri hastalarında tedavi planlaması (cerrahiye karşı radyoterapi) hangi kriterlere göre bireyselleştirilir?
75 yaş ve üzerindeki gırtlak kanseri hastalarında tedavi kararı sadece kronolojik yaşa göre değil, hastanın ek hastalıkları (kardiyovasküler, pulmoner), performans statüsü ve kırılganlık derecesine göre verilir. Ağır cerrahiyi veya yoğun kemoradyoterapiyi tolere edemeyecek hastalarda, daha az invaziv olan parsiyel cerrahiler, sadece radyoterapi veya doz azaltılmış tedavi şemaları tercih edilir. Tedavi planlaması, hastanın yaşam kalitesini korumak amacıyla multidisipliner bir yaklaşımla bireyselleştirilir.
Boyun diseksiyonu (boyundaki lenf bezlerinin temizlenmesi) ameliyatı hangi durumlarda gırtlak kanseri cerrahisine eklenir ve riskleri nelerdir?
Boyun diseksiyonu, gırtlak kanserinin boyundaki lenf bezlerine yayılma riski yüksek olduğunda (özellikle supraglottik yerleşimli tümörlerde) veya klinik olarak metastaz saptandığında cerrahiye eklenir. Bu işlemde boyundaki lenf nodu istasyonları ve bazen çevre kas/sinir dokuları temizlenir. Ameliyatın olası riskleri arasında omuz hareketlerini sağlayan aksesuar sinir hasarına bağlı omuz düşüklüğü, boyunda his kaybı, lenf sıvısı sızıntısı (şilorre) ve kanama yer alır.
Hangi mesleki kimyasallar (asbest, nikel, sülfürik asit buharı) gırtlak kanseri riskini artırır ve korunma önlemleri nelerdir?
Endüstriyel alanlarda asbest liflerine, nikel tozlarına, sülfürik asit sislerine ve kömür tozuna uzun süreli maruziyet gırtlak kanseri riskini belirgin şekilde artırmaktadır. Bu kimyasallarla çalışan iş kollarında, maruziyet süresi ve yoğunluğuna bağlı olarak riskin normal popülasyona göre 2 ila 4 kat arttığı tahmin edilmektedir. Korunma amacıyla iş yerlerinde etkin havalandırma sistemlerinin kullanılması, kişisel koruyucu maskelerin takılması ve periyodik sağlık taramalarının yapılması gereklidir.
Gırtlak kanseri hastalarında veya tedavi sürecinde hangi belirtiler (stridor, nefes darlığı) acil hekime başvurmayı gerektirir?
Gırtlak kanseri hastalarında veya tedavi alan bireylerde ani gelişen nefes darlığı, soluk alırken duyulan tiz ses (stridor), durdurulamayan aktif kanama veya yutkunamama nedeniyle tükürüğünü bile yutamama durumları acil tıbbi müdahale gerektirir. Bu belirtiler, tümörün veya tedaviye bağlı ödemin hava yolunu kritik derecede tıkadığını gösterir. Bu gibi durumlarda hava yolunu güvenceye almak için acil trakeostomi (boğazdan delik açılması) veya entübasyon işlemi uygulanır.
Gebelik döneminde gırtlak kanseri teşhisi konulması durumunda tanısal görüntüleme ve tedavi seçenekleri gebelik haftasına göre nasıl yönetilir?
Gebelik sırasında gırtlak kanseri teşhisi oldukça nadirdir ve tanısal değerlendirmede radyasyon içermeyen ultrasonografi ile kontrast maddesiz MRG tercih edilir. Tedavi planı gebelik haftasına göre değişir; ilk trimesterde (ilk 3 ay) gebeliğin sonlandırılması veya tedavinin ertelenmesi tartışılırken, ikinci ve üçüncü trimesterde bebeğin gelişimine göre cerrahi tedavi veya sınırlı radyoterapi planlanabilir. Kemoterapi uygulamaları genellikle ilk trimesterde teratojenik etkileri nedeniyle kesinlikle kaçınılması gereken bir durumdur.
WhatsApp Online Randevu