Anksiyete, tıbbi terimle anksiyete bozuklukları olarak bilinen, normal kaygı tepkilerinden farklı olarak aşırı, sürekli ve günlük yaşamı etkileyen kaygı durumlarını kapsayan bir ruhsal hastalık grubudur. Anksiyete kelimesi tedirginlik, endişe ve kaygı hissini ifade eder; bu duygular doğal yaşamın bir parçasıdır ve uygun düzeyde yararlı işlev görür. Ancak anksiyete bozukluğunda bu duygular orantısız, sürekli ve günlük yaşamı kısıtlayan boyuta ulaşır.
Anksiyete bozuklukları dünya genelinde en sık görülen ruhsal hastalıklar arasındadır. Yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, spesifik fobiler, ayrılık anksiyetesi bozukluğu ve diğer anksiyete tabloları bu grupta yer alır. Erken tanı ve uygun tedavi ile anksiyete bozuklukları başarıyla yönetilebilir. Modern tedavi olanakları (psikoterapi, ilaç tedavisi, yaşam tarzı değişiklikleri) hastalarda yaşam kalitesinin korunmasına olanak sağlar. Bu yazıda hastalığın görüldüğü kesimler, belirtileri, nedenleri, tanı yöntemleri, yönetim yaklaşımları, olası komplikasyonları ve hangi durumlarda hekime başvurulması gerektiği ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Kimlerde Daha Sık Görülür?
Anksiyete bozuklukları her yaş grubunda görülebilen tablolardır. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha sık görülür; bu fark hormonal etmenler, sosyal roller, başvurma davranışları ve diğer etmenlerle açıklanmaktadır. Genç erişkinler ve orta yaş bireyler anksiyete açısından öne çıkar; ancak çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde de görülebilir. Çocuk ve ergenlerde özgün anksiyete bozuklukları (ayrılık anksiyetesi, sosyal fobi, seçici dilsizlik) öne çıkar.
Aile öyküsü önemli bir risk etmenidir. Birinci derece akrabalarında anksiyete bozukluğu, depresyon ya da diğer ruhsal hastalıklar olan bireylerde gelişme olasılığı yüksektir. Genetik yatkınlık çok genli kalıtım modeli gösterir; çevresel etmenlerle birleştiğinde belirgin etki yaratır. Aile içinde aşırı endişeli ya da kontrolcü ebeveyn tutumları da risk faktörleri arasında değerlendirilir.
Travmatik yaşam olayları anksiyete gelişiminde belirleyici rol oynar. Çocukluk döneminde yaşanan fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar, ihmal, ebeveyn kaybı, savaş, doğal afet, kaza, ciddi sağlık sorunları ve diğer travmatik deneyimler yetişkinlikte anksiyete bozukluğu yatkınlığı oluşturur. Bu olaylar travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluğu ve diğer anksiyete tabloları açısından risk artırıcıdır.
Kronik stres faktörleri anksiyeteye yol açabilir. İş stresi, ekonomik sıkıntılar, ilişki sorunları, akademik baskı, sağlık sorunları ve sosyal baskı sürekli kaygı tetikleyicisi olabilir. Aşırı sorumluluk yükü, mükemmeliyetçilik, dengesiz yaşam ve dinlenme zamanının yetersizliği anksiyete gelişimini kolaylaştırır. Modern yaşamın hızı ve teknolojik yoğunluk son yıllarda anksiyete bozukluklarının yaygınlığında etkili olmuştur.
Bedensel hastalıklar anksiyete ile ilişkili olabilir. Tiroid bozuklukları (özellikle hipertiroidi), kardiyovasküler hastalıklar, KOAH, astım, kronik ağrı tabloları, nörolojik bozukluklar ve hormonal değişiklikler anksiyete benzeri belirtilere yol açabilir. Bu nedenle anksiyete değerlendirmesinde bedensel sebepler de araştırılır. Bazı ilaçlar (steroidler, dekonjestanlar, tiroid hormonları, kafein içeren preparatlar) ve madde kullanımı (kafein, alkol, nikotin, yasadışı uyarıcılar) anksiyete belirtilerine yol açabilir.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Anksiyetenin belirtileri ruhsal, bilişsel, davranışsal ve bedensel bileşenleri kapsar. Sürekli kaygı hissi, gergin olma, kötü bir şey olacakmış gibi hissetme, sürekli endişe, korku ve kontrol edememe hissi öne çıkan ruhsal belirtilerdir. Bu belirtiler günlük yaşamda sıkıntıya yol açar ve kişinin işlevselliğini etkiler. Anksiyete bozukluğu farklı klinik tipler altında farklı özellikler gösterir.
Yaygın anksiyete bozukluğunda günlük olaylar ve durumlar hakkında aşırı, kontrol edilemeyen endişe sürekli olarak yaşanır. İş, sağlık, aile, ekonomik durumlar gibi farklı konularda sürekli endişe görülür. Kas gerginliği, sürekli huzursuzluk, kolay yorulma, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, uyku bozuklukları ve sürekli endişe tipiktir. Belirtilerin altı aydan uzun sürmesi tanı için gereklidir.
Panik bozukluğunda ani başlayan, yoğun korku ve fiziksel belirtilerle seyreden panik atakları görülür. Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, bulantı, baş dönmesi, ölüm korkusu, kontrolünü kaybetme korkusu, çıldırma korkusu ve uyuşma karıncalanma panik atak belirtileridir. Atak genellikle on dakika içinde zirveye ulaşır ve yarım saat-bir saat sürebilir. Tekrarlayan panik ataklar ve gelecek atak korkusu (anticipatory anksiyete) tipiktir.
Sosyal anksiyete bozukluğunda sosyal ortamlarda değerlendirilme, eleştirilme ya da utanma korkusu belirgindir. Sosyal etkinliklerden kaçınma, topluluk önünde konuşma korkusu, yabancılarla karşılaşmaktan kaçınma ve sosyal performans gerektiren durumlarda yoğun anksiyete görülür. Bu durum iş, akademik ve sosyal yaşamı belirgin biçimde etkiler. Çocuk ve ergenlerde sosyal anksiyete okul başarısını ve gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Spesifik fobilerde belirli nesnelere ya da durumlara karşı yoğun, orantısız korku görülür. Yükseklik korkusu, hayvanlara yönelik korkular, uçak yolculuğu korkusu, iğne korkusu, kapalı alan korkusu ve diğer spesifik korkular bu grupta yer alır. Travma sonrası stres bozukluğunda travmatik olayın yeniden yaşanması (flashback), kabuslar, aşırı uyarılma, kaçınma davranışları ve duygusal tepkisizlik görülür. Obsesif kompulsif bozuklukta tekrarlayan istenmeyen düşünceler (obsesyonlar) ve bunlardan kurtulmak için yapılan yineleyici davranışlar (kompulsiyonlar) görülür. Ayrılık anksiyetesi bozukluğunda bağlanılan kişiden ayrılma korkusu belirgindir.
Nedenleri Nelerdir?
Anksiyete bozukluklarının nedenleri çok etmenli olup biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin etkileşimi ile gelişir. Tek bir neden bulmak çoğu olguda mümkün değildir. Bu çok etmenli yapı tedavi yaklaşımının da çok yönlü olmasını gerektirir. Bireysel etmenlerin değerlendirilmesi tedavi planını oluşturmada belirleyicidir.
Genetik etmenler anksiyete bozukluklarının gelişiminde rol oynar. Birden fazla genin etkisi söz konusudur (poligenik kalıtım). Aile öyküsünde anksiyete bozukluğu ya da diğer ruhsal hastalıklar olan bireylerde gelişme olasılığı yüksektir. Tek yumurta ikizlerinde konkordans oranı yüksek olup, bu durum genetik etmenlerin önemini gösterir. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; çevresel etmenler gerçekleşmesinde belirleyicidir.
Nörobiyolojik etmenler anksiyete patofizyolojisinde belirleyici rol oynar. Beyinde nörotransmitter dengesizlikleri (özellikle serotonin, noradrenalin, GABA, dopamin) önemli rol oynar. Tedavide kullanılan ilaçlar bu nörotransmitter sistemlerini hedef alır. Amigdala, prefrontal korteks ve diğer beyin bölgeleri arasındaki bağlantıların disfonksiyonu anksiyete gelişiminde etkilidir. HPA ekseni (hipotalamus-hipofiz-adrenal eksen) ve stres yanıt sistemleri de rol oynar.
Çevresel ve yaşam olayları anksiyete tetikleyicisi olabilir. Travmatik olaylar (kayıplar, kazalar, doğal afetler, savaş, istismar) anksiyete bozukluklarının gelişiminde belirleyici rol oynar. Çocukluk dönemi olumsuz deneyimleri yetişkinlikte anksiyete yatkınlığı oluşturur. Kronik stres, iş, ilişki ve ekonomik sorunlar mevcut anksiyeteyi alevlendirebilir.
Kişilik özellikleri ve düşünce kalıpları anksiyete gelişiminde rol oynar. Aşırı sorumluluk hissi, mükemmeliyetçilik, kontrolcülük, düşük öz değer, karamsar düşünce yapısı, kötümserlik ve felaketleştirme eğilimi anksiyete yatkınlığı ile ilişkilidir. Bilişsel davranışçı terapi bu düşünce kalıplarını değiştirmeye odaklanır. Bedensel hastalıklar (hipertiroidi, kardiyak aritmiler, KOAH, astım), bazı ilaçlar (steroidler, dekonjestanlar, tiroid hormonları) ve madde kullanımı (kafein, alkol, nikotin, yasadışı uyarıcılar) anksiyete benzeri belirtilere yol açabilir.
Tanısı Nasıl Konulur?
Anksiyete bozukluklarının tanısı klinik değerlendirme ile konulur. Kapsamlı bir öykü ve ruhsal değerlendirme yapılır. Uluslararası tanı kriterleri (DSM-5, ICD-11) kullanılır; bu kriterler belirtilerin türü, sayısı, süresi ve günlük yaşam üzerindeki etkilerini değerlendirir. Her anksiyete bozukluğunun kendine özgü tanı kriterleri vardır; bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gereklidir.
Öyküde belirtilerin başlangıcı, süresi, sıklığı, şiddeti, tetikleyici etmenler, aile öyküsü, geçmiş ruhsal hastalık öyküsü, kullanılan ilaçlar, alkol-madde kullanımı, fiziksel hastalıklar, sosyal-çevresel etmenler, travma öyküsü ve eşlik eden ruhsal belirtiler sorgulanır. Ruhsal muayenede görünüm, davranış, konuşma, ruh hali, duygulanım, düşünce içeriği, algı, bilişsel işlevler, içgörü ve değerlendirme yapılır. Hastanın işlevselliği değerlendirilir.
Standartlaştırılmış ölçekler değerlendirme sürecini destekler. GAD-7 (Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği), Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği, Beck Anksiyete Envanteri, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Panik Bozukluk Şiddet Ölçeği ve diğer ölçekler tarama, tanı destekleme ve tedavi izleminde kullanılır. Bu ölçekler hastanın belirtilerini standart biçimde değerlendirir ve tedavi yanıtının izlenmesine yardımcı olur.
Laboratuvar tetkikleri organik nedenlerin dışlanması için yapılır. Tam kan sayımı, biyokimyasal incelemeler, tiroid fonksiyon testleri, kortizol düzeyi, kateşolamin düzeyleri ve diğer testler değerlendirilir. Hipertiroidi, feokromositoma, hipoglisemi, kardiyak aritmiler, KOAH alevlenmesi ve diğer tablolar anksiyete benzeri belirtilere yol açabilir. Bu olgularda altta yatan nedenin tedavisi öncelikli olur.
EKG, ekokardiyografi ve gerektiğinde ek kardiyak değerlendirme panik atak değerlendirmesinde kardiyak hastalıkların dışlanması için yapılır. Beyin görüntüleme yöntemleri ayırıcı tanıda kullanılabilir. Ayırıcı tanıda depresyon, bipolar bozukluk, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, otizm spektrum bozukluğu, kişilik bozuklukları, psikotik bozukluklar, demans, deliryum, bedensel hastalıklara bağlı tablolar ve madde kullanımına bağlı tablolar değerlendirilir. Bu ayrımlar uygun tedavi planlaması için önemlidir.
Yönetim ve Yaklaşım Nasıldır?
Anksiyete bozukluklarının yönetimi kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Tedavi yöntemleri psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri olmak üzere farklı bileşenleri kapsar. Tedavi planı bozukluğun türüne, şiddetine, eşlik eden hastalıklara, hasta tercihine ve klinik duruma göre bireyselleştirilir. Multidisipliner ekip yaklaşımı önemlidir; psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı ve diğer sağlık personeli birlikte çalışır.
Psikoterapi anksiyete yönetiminde önemli yer tutar. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) anksiyete bozuklukları için bilimsel kanıtlara dayalı etkili bir yaklaşımdır. BDT olumsuz düşünce kalıplarını ve kaçınma davranışlarını değiştirmeye odaklanır. Maruz bırakma terapisi fobi ve panik bozukluğu tedavisinde etkilidir. EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) travma sonrası stres bozukluğu için kullanılır.
Antidepresan ilaçlar anksiyete tedavisinde sıklıkla tercih edilen ilk basamak ilaçlardır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI - sertralin, sitalopram, essitalopram, fluoksetin, paroksetin) ve serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörleri (SNRI - venlafaksin, duloksetin) çoğu anksiyete bozukluğunda etkilidir. Tedavi yanıtı dört-altı haftada belirginleşir; tam etki sekiz-on iki haftada gözlenir.
Benzodiazepinler (alprazolam, klonazepam, diazepam, lorazepam) hızlı etkili anksiyolitik ajanlardır; ancak bağımlılık riski nedeniyle kısa süreli ya da spesifik durumlarda kullanılmalıdır. Buspiron uzun süreli kullanım için alternatif seçenektir. Beta blokerler (propranolol) performans anksiyetesinde semptomatik tedavi için kullanılır. Pregabalin yaygın anksiyete bozukluğu için onaylanmış bir ajandır. İlaç seçimi hasta tercihi, yan etki profili ve klinik duruma göre yapılır.
Yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin etkinliğini artırır. Düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku, sağlıklı beslenme, kafein ve alkol tüketiminin azaltılması, sigara bırakılması, stres yönetimi teknikleri (gevşeme egzersizleri, meditasyon, derin nefes egzersizleri, yoga), düzenli sosyal aktiviteler ve hobiler anksiyete yönetimine katkı sağlar. Mindfulness (farkındalık) temelli yaklaşımlar son yıllarda yaygın kullanılmaktadır. Aile ve sosyal desteğin güçlendirilmesi süreçte yararlıdır.
Komplikasyonları Nelerdir?
Anksiyete bozukluklarının komplikasyonları hem ruhsal hem bedensel boyutta gelişebilir. Tedavi edilmeyen anksiyete kronikleşebilir, yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir. Sosyal izolasyon, iş gücü kaybı, akademik başarısızlık ve ilişki sorunları anksiyetenin önemli sonuçlarıdır. Kaçınma davranışları zamanla yaygınlaşarak kişinin işlevsellik alanlarını daraltır.
Eşlik eden ruhsal hastalıklar sık görülür. Depresyon, alkol ve madde kullanım bozuklukları, yeme bozuklukları ve diğer ruhsal tablolar anksiyete bozukluklarına eşlik edebilir. Anksiyete-depresyon birlikteliği sık görülen bir durumdur ve tedavi yaklaşımını etkiler. Madde kullanımı, anksiyete belirtilerini geçici olarak hafifletmek için bir baş etme yöntemi olarak gelişebilir; ancak uzun dönemde durumu kötüleştirir.
Bedensel sağlık üzerindeki etkiler önemlidir. Kronik anksiyete kardiyovasküler hastalık riskini artırır, gastrointestinal sorunlara (irritabl bağırsak sendromu, dispepsi), kronik ağrı tablolarına, baş ağrısına, uyku bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinde değişikliklere yol açabilir. Bedensel belirtiler sıklıkla anksiyetenin asıl tablosunu maskeleyerek farklı kapılarda başvurulara neden olur.
Sosyal ve mesleki sonuçlar yaşam kalitesini belirgin biçimde etkiler. Sosyal anksiyete iş hayatında performansı, akademik başarıyı ve sosyal ilişkileri etkiler. Panik bozukluğunda agorafobi gelişebilir; kişi açık alanları, kalabalık ortamları, toplu taşıma araçlarını ve evden ayrılmayı reddedebilir. Bu durum işlevselliği belirgin biçimde kısıtlar.
Çocuk ve ergenlerde anksiyete bozuklukları okul başarısını, sosyal gelişimi ve ileride yetişkin yaşam kalitesini etkileyebilir. Bağımlılık ve duygusal düzenleme sorunları gelişebilir. İntihar düşüncesi ve intihar girişimi özellikle eşlik eden depresyon varlığında anksiyete bozukluklarında görülebilir. Bu nedenle değerlendirme sürecinde intihar riski mutlaka değerlendirilmelidir. Tekrarlayan ataklar ve nüks olasılığı uzun dönem yönetim gerektirir.
Nasıl Gelişir?
Anksiyete bozukluklarının gelişim süreci kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı olgularda belirgin bir tetikleyici olay sonrası başlar; diğerlerinde ise sinsi bir başlangıç görülür. Genetik yatkınlık, biyolojik etmenler, çevresel olaylar ve psikolojik etmenler birlikte rol oynar. Çocukluk döneminde başlayan anksiyete bozuklukları ergenlik ve yetişkinlikte sürebilir.
Yaygın anksiyete bozukluğu sıklıkla yavaş ve sinsi başlangıçlıdır. Belirtiler aylar-yıllar boyunca yavaşça yerleşir; kişi sürekli kaygılı bir kişilik özelliği olarak tablonun farkında olmayabilir. Panik bozukluğu ise sıklıkla ani başlangıçlıdır; ilk panik atak sonrası gelişir ve tekrarlayan ataklarla seyreder. Atak sonrası "yine olur" korkusu (anticipatory anksiyete) klinik tablonun önemli bir parçasıdır.
Sosyal anksiyete genellikle ergenlikte başlar. Çocuklukta utangaçlık özellikleri olan bireylerde ergenlikteki sosyal değerlendirmeler bu tabloyu tetikleyebilir. Spesifik fobiler çocuklukta başlar ve yaşam boyu sürebilir. Travma sonrası stres bozukluğu travmatik olay sonrası belirtilerin gelişmesi ile ortaya çıkar; belirtiler aylar-yıllar boyunca sürebilir.
Tedavi başlandığında yanıt süreci başlar. Psikoterapi etkisi haftalar-aylar içinde gelişir; antidepresan ilaçların etkisi dört-altı haftada belirginleşir. Kombinasyon tedavileri tek tedavilere göre daha iyi sonuçlar verebilir. Tedaviye uyum, hasta-terapist ilişkisi ve hastanın günlük yaşamında uygulamalar süreçte önemli rol oynar.
İyileşme dönemi tedavi başarısı sonrasında başlar. Belirtilerin gerilemesi, işlevselliğin geri kazanılması ve yaşam kalitesinin iyileşmesi izlenir. Sürdürme tedavisi nüks riskini azaltır. Bir kez anksiyete bozukluğu yaşayan bireylerin önemli bir bölümünde yaşam boyu nüks atakları görülebilir. Erken tanı, uygun tedavi ve nüks önleyici stratejilerle yaşam kalitesi korunabilir.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Sürekli kaygı hissi, gerginlik, kontrol edilemeyen endişe, fiziksel belirtiler (çarpıntı, terleme, nefes darlığı, baş dönmesi, kas gerginliği), uyku bozuklukları, konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik ve sürekli yorgunluk durumlarında hekim değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu belirtiler ile birlikte günlük yaşamın etkilenmesi durumunda erken başvuru önerilir. Damgalanmadan korkmadan profesyonel destek aranmalıdır.
Panik atak (ani başlayan yoğun korku, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, ölüm korkusu) yaşayan bireyler hekim değerlendirmesi almalıdır. İlk panik atakta kalp hastalığı, tiroid bozukluğu ve diğer organik nedenlerin dışlanması için kapsamlı değerlendirme yapılır. Tekrarlayan ataklarda panik bozukluğu tanısı düşünülür ve uygun tedavi planlanır. Acil servise başvurma kararı atak şiddeti ve eşlik eden bulgulara göre verilir.
Sosyal ortamlardan kaçınma, topluluk önünde konuşmaktan korkma, yabancılarla karşılaşmaktan endişe duyma, iş ve okul performansının etkilenmesi durumlarında sosyal anksiyete bozukluğu açısından değerlendirme yapılmalıdır. Belirli nesnelere ya da durumlara karşı yoğun, orantısız korku (uçak, asansör, hayvanlar, kapalı alan, yükseklik, iğne) ve bu korkulardan dolayı önemli aktivitelerden kaçınma fobik bozuklukları düşündürür.
Travmatik bir olay sonrası gelişen kabuslar, flashback, aşırı uyarılma, kaçınma davranışları ve duygusal donukluk belirtileri travma sonrası stres bozukluğu açısından değerlendirme gerektirir. Tekrarlayan istenmeyen düşünceler ve bu düşüncelerden kurtulmak için yapılan yineleyici davranışlar (el yıkama, sayma, kontrol etme) obsesif kompulsif bozukluk açısından değerlendirilmelidir.
Daha önce anksiyete bozukluğu tanısı almış hastaların düzenli izleme alınması belirleyicidir. Tedaviye yanıt değerlendirmesi, yan etki izlemi, doz ayarlamaları ve tedavi süresinin belirlenmesi için kontrol görüşmelerine düzenli katılım önemlidir. Belirtilerin yeniden ortaya çıkması, nüks bulguları, yeni gelişen yakınmalar ya da eşlik eden depresif belirtiler için hekim ile görüşülmelidir. İntihar düşüncesi durumunda acil değerlendirme gereklidir.
Son Değerlendirme
Anksiyete bozuklukları, ciddi ancak tedavi edilebilen ruhsal hastalıklardır. Erken tanı, uygun tedavi ve sosyal destek ile hastaların büyük bölümünde memnun edici sonuçlar elde edilir. Tedavi yaklaşımı bireyselleştirilmelidir; bozukluğun türü, şiddeti, eşlik eden hastalıklar ve hasta tercihi göz önünde bulundurularak planlanmalıdır. Multidisipliner ekip yaklaşımı, hasta eğitimi ve aile desteği başarılı yönetimin parçalarıdır.
Önleyici yaklaşımlar arasında stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku, kafein ve alkol tüketiminin azaltılması, sigara bırakılması, sosyal destek ağının güçlendirilmesi, baş etme becerilerinin geliştirilmesi, mindfulness ve gevşeme tekniklerinin kullanımı yer alır. Travmatik olaylar sonrasında erken müdahale, travma sonrası stres bozukluğunun önlenmesinde değerlidir. Damgalanmanın aşılması ve ruh sağlığı farkındalığının artırılması toplum düzeyinde değerli katkı sağlar.
Koru Hastanesi Psikiyatri bölümünde uzman hekimlerimiz, anksiyete bozuklukları ve ilişkili tabloların tanı, ayırıcı tanı, yönetim ve uzun süreli takip süreçlerinde bütüncül bir yaklaşım sunar. Hastalarımızın bireysel özelliklerine, eşlik eden hastalıklarına ve klinik durumlarına uygun değerlendirme yapılır; süreç boyunca hastalarımızın yanında durmaktadır.




