Acil Servis

Hiperosmolar Hiperglisemik Durum

Koru Hastanesi olarak hiperosmolar hiperglisemik durum yaklaşımda yoğun sıvı replasmanı, insülin infüzyonu ve elektrolit dengelemeyi uzman yoğun bakım ekibimizle sağlıyoruz.

Hiperosmolar hiperglisemik durum, kan şekerinin çok yüksek seviyelere çıkması ve vücudun aşırı su kaybetmesi ile ortaya çıkan ciddi bir acil tablodur. Genellikle Tip 2 diyabeti olan ileri yaştaki bireylerde görülen bu durum, sessiz bir başlangıçla ilerlediği için fark edilmesi zaman alabilir. Hasta günler içinde halsizleşir, çok su içmeye başlar ve idrara çıkma sıklığı belirgin biçimde artar. Tablo ilerledikçe bilinç bulanıklığı, konuşma güçlüğü ve hatta koma seviyesinde tablolar gelişebilir. Yakınların erken farkındalığı, sürecin seyrini büyük ölçüde değiştiren önemli bir etkendir.

Bu tablonun en önemli özelliği, vücutta belirgin bir keton (yağ yıkımı sonucu oluşan asidik madde) birikiminin olmaması ancak kan şekerinin çoğu zaman 600 mg/dL'nin üzerine çıkmasıdır. Vücuttaki sıvı kaybı bazen 8-10 litreye kadar ulaşabilir ve bu durum böbreklerden beyne, kalpten kaslara kadar pek çok organı etkiler. Acil servis koşullarında hızlı tanı ve dikkatli sıvı yönetimi ile hastanın toparlanma süreci başlatılır. Bu yazıda hiperosmolar hiperglisemik durumun kimleri etkilediği, hangi belirtilerle kendini gösterdiği ve hangi durumlarda mutlaka hastaneye başvurulması gerektiği gündelik bir dille ele alınmaktadır.

Kimlerde Görülür?

Hiperosmolar hiperglisemik durum, en sık olarak Tip 2 diyabet tanısı bulunan 60 yaş üstü bireylerde karşımıza çıkar. Bu yaş grubundaki hastalar genellikle diyabet ile birlikte kalp yetmezliği, böbrek yetersizliği veya hipertansiyon gibi başka kronik hastalıklar da taşır. Susama hissinin yaşla birlikte azalması, bu hastalarda yeterince su tüketilmemesine yol açar ve tablo kolayca tetiklenebilir. Bakımevinde kalan, yatağa bağımlı ya da hareketi kısıtlı bireylerde risk belirgin biçimde artar. Bu kişilerde günlük sıvı alımının dışarıdan takip edilmesi önem kazanır.

Henüz diyabet tanısı almamış kişilerde de hiperosmolar hiperglisemik durum ilk bulgu olarak ortaya çıkabilir. Özellikle ailesinde diyabet öyküsü bulunan, kilolu, hareketsiz yaşam süren ve son aylarda kilo kaybı yaşayan bireyler bu açıdan dikkatli olmalıdır. Bazı hastalar grip benzeri bir enfeksiyon, idrar yolu iltihabı veya zatürre sonrası tabloya girer; çünkü enfeksiyon sırasında vücut daha fazla sıvı kaybeder ve şeker dengesi hızla bozulur. Bu nedenle açıklanamayan halsizlik ve kilo kaybı belirtilerinde basit bir kan şekeri ölçümü bile yol gösterici olabilir.

Kortikosteroid (iltihap baskılayıcı ilaç) tedavisi alanlar, idrar söktürücü kullananlar ve atipik antipsikotik (bazı ruhsal hastalık ilaçları) ile tedavi gören bireyler de risk altındadır. Kalp krizi, felç ya da büyük bir ameliyat sonrası gelişen stres tablosu, vücudun şeker dengesini sarsarak bu acil durumu tetikleyebilir. Diyaliz hastalarında ve uzun süre sıvı kısıtlaması yapanlarda da tablo özellikle dikkatle takip edilmelidir. Onkoloji tedavisi gören ve yüksek doz kortizon alan bireyler de bu açıdan ek bir gözlem süreci gerektirir.

Gündelik yaşamda ise sıcak yaz aylarında yeterince su içmeyen yaşlı bireylerde, ishal veya kusma sonrası vücudundan ciddi sıvı kaybeden hastalarda ve diyabet ilaçlarını düzensiz kullananlarda risk artar. Şeker hastalığını yıllardır taşıyan ancak rutin kontrollere gitmeyen bireyler, farkında olmadan bu tablonun eşiğinde dolaşıyor olabilir. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin yakınlarının da belirtileri tanıması ayrı bir önem taşır. Aile içinde basit bir farkındalık eğitimi, ciddi tabloların erken aşamada yakalanmasına olanak sağlar.

Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?

Hiperosmolar hiperglisemik durumun belirtileri genellikle birkaç gün, hatta haftalar içinde sinsi biçimde gelişir. Hasta önce halsizlik, ağız kuruluğu ve sık idrara çıkma yakınması ile başlar. Su içme isteği belirgin biçimde artar fakat içilen sıvı, vücudun kaybettiğini karşılayamaz. Bu dönemde kilo kaybı da görülebilir. Yakınları hastanın gün içinde uyku eğiliminin arttığını, konuşmasında tutukluk olduğunu fark eder. Bu erken belirtiler çoğu zaman yaşlılığa ya da yorgunluğa bağlanarak gözden kaçırılır.

İlerleyen aşamada nörolojik (sinir sistemine ait) bulgular ön plana çıkar. Bilinç bulanıklığı, dalgınlık, zaman ve mekân yöneliminde bozulma görülür. Bazı hastalarda tek taraflı kuvvet kaybı, konuşma bozukluğu ya da kasılma tarzında nöbetler ortaya çıkabilir. Bu tablo kolaylıkla felç ile karıştırılabildiği için acil servis değerlendirmesi kritik öneme sahiptir. Şuurun bulanıklaşması, tablonun ağırlaştığının önemli bir göstergesidir. Hızlı kan şekeri ölçümü, bu noktada ayırıcı tanıyı kolaylaştıran basit ve değerli bir adımdır.

Genel görünümde dudaklarda çatlama, dilde kuruluk, gözlerde çökme ve cildin elastikiyetini kaybetmesi dikkat çeker. Tansiyon düşer, nabız hızlanır, solunum sayısı artar. Ateş her zaman olmaz; ancak altta yatan enfeksiyon varsa beraberinde titreme ve ateş yüksekliği de görülebilir. İdrar miktarı başlangıçta artarken zamanla azalır; bu da böbreklerin yeterince çalışamadığına işaret eder. Cildin elastikiyet kaybı, yaşlı hastalarda sıvı eksikliğinin gözle değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılan bir bulgudur.

Hastaların büyük bölümünde aşağıdaki bulgular bir arada bulunur:

  • Aşırı susama, ağız ve dil kuruluğu
  • Sık idrara çıkma, ardından idrar miktarında azalma
  • Halsizlik, baş dönmesi ve yorgunluk
  • Bilinç bulanıklığı, uyku hâli ve oryantasyon bozukluğu
  • Tansiyon düşüklüğü ile birlikte nabız hızlanması
  • Bazı hastalarda kasılma, titreme ya da tek taraflı güçsüzlük

Nedenleri Nelerdir?

Hiperosmolar hiperglisemik durumun en sık nedeni, vücuttaki insülin (kan şekerini düşüren hormon) etkisinin yetersiz kalmasıdır. Tip 2 diyabette pankreas bir miktar insülin üretmeye devam ettiği için keton birikimi sınırlı kalır; ancak üretilen insülin kan şekerini kontrol altında tutmaya yetmez. Bu nedenle şeker çok yükselirken keton düzeyi düşük kalır ve tablo sessiz biçimde ağırlaşır. Bu metabolik denge bozukluğu, hücrelerin enerji kullanım düzenini de olumsuz biçimde etkiler.

Enfeksiyonlar bu tabloyu en sık tetikleyen nedenler arasındadır. Zatürre, idrar yolu iltihabı, ayakta yara enfeksiyonu, diş kökü iltihabı ve grip gibi viral hastalıklar vücudun stres yanıtını artırır. Stres hormonları kan şekerini yükseltirken hücrelerin insüline duyarlılığını da azaltır. Yaşlı bir bireyde basit görünen bir idrar yolu iltihabının bile birkaç gün içinde ciddi bir hiperosmolar tabloya dönüşmesi mümkündür. Vücut sıcaklığının yükselmesi sıvı kaybını hızlandırırken iştah azalması da yeterli sıvı alımını engeller.

İlaç kullanımı da önemli bir tetikleyicidir. Yüksek doz kortizon iğneleri ya da hapları, bazı idrar söktürücüler, atipik antipsikotik ilaçlar ve kemoterapi ilaçları kan şekerini yükseltebilir. Diyabet ilaçlarının atlanması, dozun yanlış uygulanması ya da insülin tedavisinin kendiliğinden kesilmesi de tabloyu hızla tetikler. Bazı hastalar mide bulantısı nedeniyle ilaç almayı bıraktıklarında durumun ağırlaştığını fark eder. Şeker ölçüm cihazının arızalı olması ya da uzun süredir doğrulanmamış değerlerle ilaç dozunun ayarlanması da gizli bir risk oluşturur.

Sıvı kaybı ile sonuçlanan tablolar da hiperosmolar hiperglisemik durumun zeminini hazırlar. Uzun süren ishal, sürekli kusma, yüksek ateş, fazla terleme ve sıcak çarpması başlıca örneklerdir. Felç sonrası yutma güçlüğü çeken, yatağa bağımlı veya susama hissi azalmış yaşlı bireylerde yeterince sıvı alınamadığında tablo kolayca gelişir. Kalp krizi ve pankreas iltihabı gibi büyük metabolik olaylar da tetikleyici nedenler arasındadır. Demans gibi bilişsel sorunları bulunan kişilerde sıvı alımının takibi güçleştiği için risk daha da yükselir.

Tabloyu hazırlayan başlıca tetikleyici etkenler şu şekilde sıralanabilir:

  • Akciğer, idrar yolu ve cilt enfeksiyonları
  • Kortizon, idrar söktürücü ve bazı psikiyatri ilaçları
  • Diyabet ilaçlarının atlanması ya da yanlış kullanımı
  • Uzun süreli ishal, kusma ve aşırı terleme
  • Kalp krizi, felç veya büyük cerrahi girişimler sonrası stres tablosu

Tanı Nasıl Konulur?

Tanı sürecinde ilk adım, hastanın öyküsünün dikkatlice dinlenmesi ve fizik muayenenin yapılmasıdır. Acil servis hekimi diyabet öyküsünü, kullanılan ilaçları, son günlerdeki sıvı alımını, varsa enfeksiyon belirtilerini ve bilinç değişikliklerinin ne zaman başladığını sorgular. Tansiyon, nabız, solunum sayısı ve vücut sıcaklığı ölçülerek hastanın genel durumu değerlendirilir. Bilinç düzeyi standart skorlama sistemleri ile not edilir. Hasta yakınlarından alınan ek bilgiler, sürecin başlangıç noktasını belirlemekte yol gösterici olur.

Laboratuvar testleri tanı açısından belirleyici unsurdur. Kan şekerinin çoğu zaman 600 mg/dL üzerinde olması, kan osmolaritesinin (kandaki çözünmüş madde yoğunluğu) yüksek bulunması ve keton düzeyinin düşük ya da sınırda olması karakteristik bulgulardır. Böbrek fonksiyon testleri, elektrolitler (sodyum, potasyum, klor), kan gazı analizi ve tam kan sayımı eş zamanlı çalışılır. Bu sonuçlar tablonun ağırlığını ve gelişebilecek komplikasyonların riskini ortaya koyar. Sodyum değerleri yorumlanırken yüksek şekerin yaratabileceği yanıltıcı düşüklük de göz önüne alınır.

Tetikleyici nedenin saptanması için ek incelemeler yapılır. İdrar tahlili ve idrar kültürü ile idrar yolu iltihabı araştırılır. Akciğer enfeksiyonu şüphesinde göğüs grafisi çekilir. Kalp krizi şüphesi olan hastalarda elektrokardiyografi ve kalp enzim testleri istenir. Bilinç bulanıklığı belirgin olan ya da nörolojik bulguları bulunan hastalarda beyin görüntülemesi gerekebilir. Tüm bu adımlar tanıyı netleştirirken tedavi planını da şekillendirir.

Acil değerlendirmede sık başvurulan tetkikler genellikle aşağıdaki gibidir:

  • Parmak ucu ve venöz kan şekeri ölçümü
  • Kan gazı, elektrolit ve böbrek fonksiyon testleri
  • Tam kan sayımı ve enfeksiyon belirteçleri
  • İdrar tahlili ve kültürü
  • Elektrokardiyografi ve gerektiğinde akciğer görüntülemesi

Komplikasyonlar Nelerdir?

Hiperosmolar hiperglisemik durum, geç kalındığında pek çok sistemi etkileyen ciddi sorunlara yol açabilir. Ağır sıvı kaybı nedeniyle tansiyon düşer, böbreklere giden kan azalır ve akut böbrek yetersizliği gelişebilir. Bu süreçte böbreklerin idrar üretimi azalır; toksik maddeler vücutta birikmeye başlar. Erken sıvı tedavisi ile bu süreç çoğunlukla geri döndürülebilir; ancak gecikme kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. İlerleyen hasar bazı hastalarda uzun vadeli diyaliz gereksinimine kadar uzanabilir.

Beyin dokusu osmolarite değişikliklerine son derece duyarlıdır. Aşırı yüksek kan şekeri ve tuz düzeyleri beyin hücrelerinden sıvı çekerken, hızlı düzeltme sırasında beyin ödemi (beyinde su birikmesi) riski ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi adım adım, dikkatle planlanır. Tedavi gecikirse bilinç kaybı, nöbetler ve uzun süreli nörolojik sorunlar görülebilir; bazı hastalarda hareket ve konuşma fonksiyonlarında geçici güçlükler kalabilir. Taburculuk sonrası fizik tedavi ve bilişsel destek programları bu hastalarda sıklıkla gündeme gelir.

Dolaşım sistemi açısından da önemli riskler söz konusudur. Kanın koyulaşması, damar içinde pıhtı oluşumunu kolaylaştırır. Bu durum derin ven trombozu, akciğer embolisi, kalp krizi veya felç gibi ciddi tabloların gelişme olasılığını artırır. Hastaneye yatış sürecinde önleyici tedaviler bu nedenle özenle planlanır. Yaşlı hastalarda uzun süreli yatış, basınç yaraları ve kas erimesi gibi ek sorunları da beraberinde getirebilir. Erken mobilizasyon ve uygun beslenme desteği, bu komplikasyonların önlenmesinde önemli bir yer tutar.

Tedavi sürecinde de bazı komplikasyonlarla karşılaşılabilir. Potasyum düzeyinin hızla düşmesi kalp ritmini olumsuz etkileyebilir; bu nedenle elektrolit takibi yakından yapılır. Kan şekerinin çok hızlı düşürülmesi beyin ödemine, sıvının çok hızlı verilmesi ise akciğerde su birikmesine yol açabilir. Tüm bu nedenlerle hiperosmolar hiperglisemik durum, deneyimli ekiplerin sürekli takibi altında yönetilmesi gereken bir tablodur. Yoğun bakım koşullarında saatlik şeker, elektrolit ve idrar çıkışı takibi süreç boyunca büyük önem taşır.

Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?

Diyabetiniz varsa ve son birkaç gündür sürekli su içme isteği, sık idrara çıkma, halsizlik ve ağız kuruluğu yaşıyorsanız bu belirtileri hafife almamalısınız. Evde ölçtüğünüz kan şekeri değerleri 300 mg/dL üzerine çıkıyorsa, mide bulantısı ve karın ağrısı eşlik ediyorsa ya da kendinizi giderek daha yorgun hissediyorsanız vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanız doğru bir karardır. Ölçüm sonuçlarınızı bir defterde not etmeniz, hekiminizin değerlendirmesini de kolaylaştırır.

Bilinç bulanıklığı, konuşmada tutukluk, yön bulamama, aşırı uyku hâli, kasılma ya da tek taraflı güçsüzlük gibi belirtiler ortaya çıkarsa acil servise gecikmeden ulaşılmalıdır. Bu durumda evde gözlem yapmaya çalışmak değerli zamanı kaybettirebilir. Yakınınızda diyabet tanılı bir birey varsa ve onun olağan dışı davrandığını, etrafından kopuk göründüğünü fark ediyorsanız 112 acil hattını arayarak destek alabilirsiniz. Hastanın kullandığı ilaç kutularını ve son ölçüm değerlerini yanınızda götürmeniz değerlendirmeyi hızlandırır.

Sıcak yaz günlerinde, yüksek ateşli bir enfeksiyon sırasında, kusma ya da ishal dönemlerinde yeterince sıvı alamadığınızı düşünüyorsanız erken değerlendirme faydalı olabilir. Özellikle yaşlı bireylerde susama hissi azaldığı için belirtiler geç fark edilebilir. Yakınlarının düzenli olarak sıvı alımını, idrar miktarını ve genel uyanıklık durumunu gözlemlemesi, tabloyu erken aşamada yakalamak açısından değerlidir. Günlük su tüketim hedefinin yazılı bir çizelge ile takip edilmesi de uygulanabilir bir yöntemdir.

Son Değerlendirme

Hiperosmolar hiperglisemik durum, kontrolsüz seyreden diyabetin ve ağır sıvı kaybının bir araya geldiği, sessiz ama tehlikeli bir acil tablodur. Belirtiler genellikle yavaş ilerlediği için fark edilmesi zaman alabilir; bu yüzden risk grubundaki kişilerin ve yakınlarının uyanık olması büyük önem taşır. Erken başvuru ile sıvı dengesinin yeniden kurulması, şeker düzeyinin dikkatli biçimde düşürülmesi ve tetikleyici etkenin tedavi edilmesi durumunda hastaların büyük çoğunluğu sürecin sonunda eski yaşamına dönebilir.

Koru Hastanesi Acil Servis bölümünde uzman hekimlerimiz, hiperosmolar hiperglisemik durum gibi tabloların yönetiminde ileri görüntüleme yöntemlerini, güncel yaklaşımları ve bütüncül bir bakış açısını birlikte kullanır. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa deneyimli ekibimizden değerlendirme alarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.

Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Hiperosmolar Hiperglisemik Durum (HHD) tam olarak nedir, nasıl bir şey?
HHD, genellikle şeker hastalarında kan şekerinin aşırı yükselmesi ve vücudun çok ciddi şekilde susuz kalmasıyla ortaya çıkan tehlikeli bir durumdur. Şekerin çok yükselmesine bağlı olarak vücut, sıvı kaybını idrarla atmaya çalışır ve bu da tansiyon düşüklüğü ile bilinç bulanıklığına yol açabilir.
Bende Hiperosmolar Hiperglisemik Durum mu var, nasıl anlarım?
Eğer aşırı susama, ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, görme bulanıklığı ve halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bu durumdan şüphelenilebilir. Ayrıca zihninizin bulanıklaştığını veya normalden daha yorgun olduğunuzu hissediyorsanız dikkatli olmalısınız.
Hangi durumlarda hemen acile gitmeliyim?
Eğer şekeriniz ölçülemeyecek kadar yüksekse, konuşmanızda bozulma, aşırı halsizlik, baş dönmesi veya baygınlık hissi yaşıyorsanız vakit kaybetmeden acile gitmeniz gerekir. Bu durum hızlı müdahale gerektiren bir tablodur.
Hiperosmolar Hiperglisemik Durum ölümcül mü?
Evet, HHD zamanında müdahale edilmezse hayatı tehdit edebilen ciddi bir durumdur. Ancak hastanede damardan sıvı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınması mümkündür.
Bu durum bulaşıcı mı, başkasına geçer mi?
Hayır, HHD bulaşıcı bir hastalık değildir. Tamamen vücudun şeker metabolizmasındaki bir bozuklukla ilgili olduğu için kimseden kimseye geçmez.
Hiperosmolar Hiperglisemik Durum kalıtsal mı, çocuğuma geçer mi?
HHD'nin kendisi kalıtsal değildir ancak bu duruma yol açan Tip 2 diyabet (şeker hastalığı) genetik yatkınlık gösterebilir. Yani hastalığın kendisi değil, diyabete yatkınlık aileden geçebilir.
Yaşlılarda bu durum daha mı sık görülüyor?
Evet, HHD genellikle Tip 2 diyabeti olan yaşlı kişilerde daha sık görülür. Yaş ilerledikçe susama hissi azaldığı için vücut susuz kalır ve bu durum fark edilene kadar şeker seviyeleri çok yükselebilir.
Çocuklarda Hiperosmolar Hiperglisemik Durum görülür mü?
Çocuklarda daha çok diyabetik ketoasidoz dediğimiz başka bir tablo görülse de, son yıllarda Tip 2 diyabetin artmasıyla birlikte HHD nadir de olsa çocuklarda da karşımıza çıkabilmektedir.
Stres veya üzüntü şekerimi bu kadar yükseltip bu duruma sokar mı?
Evet, aşırı stres vücutta şeker yükseltici hormonların salgılanmasına neden olur. Eğer zaten şeker hastalığınız varsa, stresli dönemlerde kan şekeriniz kontrolsüzce yükselebilir ve bu durum HHD'yi tetikleyebilir.
HHD'den nasıl korunurum, şekerimi nasıl dengede tutarım?
Düzenli ilaç kullanımı, sağlıklı beslenme ve bol su tüketimi en önemli korunma yollarıdır. Ayrıca şeker seviyenizi düzenli ölçerek beklenmedik yükselişleri erkenden fark edebilirsiniz.
Doğal yöntemler veya bitkisel çaylar bu durumu düzeltir mi?
Hayır, HHD acil tıbbi müdahale gerektiren bir durumdur ve bitkisel yöntemlerle evde tedavi edilemez. Vücudun kaybettiği sıvıyı ve bozulan şeker dengesini düzeltmek için hastane ortamında damar yoluyla tedavi şarttır.
Bu durumu yaşadıktan sonra normal hayatıma dönebilir miyim?
Evet, hastanede tedavi edildikten sonra şeker hastalığınızı daha sıkı bir disiplinle yöneterek normal hayatınıza devam edebilirsiniz. Önemli olan, bu durumu tetikleyen faktörleri kontrol altına almaktır.
HHD olunca ne kadar yaşarım?
HHD geçirmek ömrünüzü kısaltan bir son değildir, ancak vücudunuzun diyabet yönetiminde bir uyarı sinyalidir. Tedavi sonrası şeker değerlerinizi hedef aralıkta tutarsanız yaşam kaliteniz ve süreniz normal seyrinde devam eder.
İş hayatımı veya spor yapmamı etkiler mi?
Şekeriniz dengede olduğu sürece spor yapabilir ve çalışabilirsiniz. Hatta düzenli egzersiz, kan şekerini düşürmeye yardımcı olduğu için diyabet yönetiminde önerilen bir durumdur.
Vitamin veya mineral eksikliği bu durumu yapar mı?
Genel olarak vitamin eksikliği doğrudan HHD'ye yol açmaz. Ancak vücudun genel dengesinin bozulması, enfeksiyonlar veya başka hastalıklar şeker kontrolünü zorlaştırarak bu duruma zemin hazırlayabilir.
Hamilelikte bu durum ne anlama gelir?
Hamilelikte kan şekerinin çok yükselmesi hem anne hem de bebek için risklidir. Eğer hamileyseniz ve aşırı susama, bulanık görme gibi belirtileriniz varsa mutlaka vakit kaybetmeden doktorunuzla görüşmelisiniz.
HHD'nin erken tanı yöntemleri nelerdir?
En temel tanı yöntemi kan şekeri ölçümü ve kanda ozmolalite (kanın yoğunluğu) testidir. Doktorlar ayrıca idrar tahlili ve böbrek fonksiyon testleri ile vücudun ne kadar susuz kaldığını değerlendirir.
Bu durumu yaşamamak için ne yememeli, nasıl beslenmeli?
Hızlı şeker yükselten beyaz ekmek, şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalardan uzak durmalısınız. Bunun yerine lifli gıdalar tüketmek ve porsiyon kontrolü yapmak şekerinizin ani fırlamasını engellemeye yardımcı olur.
WhatsApp Online Randevu