Episklerit, gözün beyaz kısmını örten ince ve şeffaf tabaka ile sklera (gözün sert dış kabuğu) arasında bulunan episklera dokusunun iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir göz rahatsızlığıdır. Genellikle aniden başlar, gözde belirgin bir kızarıklık ve hafif rahatsızlık hissi yaratır. Çoğu zaman tek gözde görülse de bazen iki gözü birden etkileyebilir. Görünüm itibarıyla endişe verici olabilse de seyri çoğunlukla iyi huyludur ve görmeyi kalıcı biçimde etkileyen ciddi bir tablo değildir.
Bu rahatsızlık, çoğunlukla genç ve orta yaşlı bireylerde gözlenir ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha sık karşımıza çıkar. Bazı kişilerde episklerit yalnızca bir kez ortaya çıkıp kendiliğinden geriler, bazılarında ise tekrarlayan ataklar şeklinde seyreder. Çoğu hasta için günlük yaşamı önemli ölçüde aksatan bir tablo oluşturmaz. Yine de tekrarlayan kızarıklıklar, altta yatan sistemik bir hastalığın işareti olabileceğinden göz doktoru tarafından dikkatle değerlendirilmesi önemlidir.
Kimlerde Görülür?
Episklerit en sık 20 ile 50 yaş arasındaki bireylerde ortaya çıkar. Bu yaş aralığı, bağışıklık sisteminin aktif olduğu ve bazı romatolojik hastalıkların belirginleştiği bir dönemdir. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere kıyasla biraz daha yüksektir. Bunun arka planında hormonal etkilerin ve bazı otoimmün hastalıkların kadınlarda daha sık gözlenmesinin rol oynadığı düşünülmektedir. Çocuklarda ve ileri yaş grubunda da görülebilir; ancak bu yaş aralıklarında belirgin biçimde daha seyrek karşımıza çıkar.
Romatoid artrit, sistemik lupus eritematozus (vücudun bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırdığı kronik bir hastalık), inflamatuar bağırsak hastalıkları ve gut gibi sistemik rahatsızlıkları bulunan kişilerde episklerit görülme olasılığı artar. Bağ dokusu hastalıkları, vaskülitler (damar iltihapları) ve bazı enfeksiyöz hastalıklar da bu tabloya zemin hazırlayabilir. Bu nedenle özellikle tekrarlayan ataklar yaşayan hastalarda romatolojik değerlendirme önemli bir adım olarak öne çıkar.
Stres düzeyi yüksek olan, uyku düzeni bozuk yaşayan ve uzun süre ekran karşısında çalışan bireyler de zaman zaman bu tabloyla karşılaşabilir. Sigara kullanımı, alkol tüketimi ve dengesiz beslenme alışkanlıkları doğrudan neden olmasa da bağışıklık sistemini etkileyerek episklerit ataklarının sıklığını artırabilir. Lens kullananlarda hijyen kurallarına yeterince uyulmadığında bu tablo daha kolay gelişebilir. Genel olarak sağlıklı yaşam tarzı, ataklar arasındaki süreyi uzatma konusunda destekleyici bir rol üstlenir.
Belirtileri ve Bulguları Nelerdir?
Episklerit belirtileri genellikle birkaç saat içinde aniden ortaya çıkar. En belirgin bulgu, gözün belirli bir bölgesinde ya da tamamında görülen kızarıklıktır. Bu kızarıklık, kornea (gözün ön saydam tabakası) çevresinde yoğunlaşabilir ya da gözün dış kenarında lokalize bir alanda dikkat çekebilir. Hafif bir batma, sulanma ve gözde yabancı cisim hissi sıklıkla tabloya eşlik eder. Çoğu hastada görme keskinliği etkilenmez ve günlük aktiviteler büyük ölçüde sürdürülebilir.
Hastalar zaman zaman ışığa karşı hafif bir hassasiyet tarif edebilir. Bu durum özellikle güneşli havalarda ya da parlak ekranlar karşısında belirginleşir. Bazı bireylerde göz kapağında hafif bir şişlik ve göz çevresinde basınç hissi gelişebilir. Ağrı genellikle hafif düzeyde olup künt karakterdedir; sklerit gibi daha ciddi tablolarda görülen şiddetli ve derin ağrı episklerite özgü değildir. Bu ayrım, doğru tanı açısından oldukça belirleyici unsurdur.
Klinik olarak episklerit iki ana biçimde incelenir. Basit episklerit, gözde yaygın ya da bölgesel kızarıklıkla seyreder ve birkaç gün içinde geriler. Nodüler episklerit ise gözün dış yüzeyinde küçük, kabarık ve dokunmaya hassas bir nodülün eşlik ettiği biçimdir. Nodüler tipte ataklar daha uzun sürer ve tekrarlama eğilimi gösterir. Her iki biçimde de göz akıntısı genellikle yoktur; varsa da sulanma şeklinde sınırlı kalır. Bu özellik, enfeksiyöz konjonktivit gibi tablolardan ayırıcı tanıya katkı sağlar.
- Bölgesel ya da yaygın göz kızarıklığı
- Hafif batma ve yabancı cisim hissi
- Sulanma ve ışığa karşı duyarlılık
- Kabarık bir nodül ve hassasiyet (nodüler tipte)
- Görmede genellikle bozulma olmaması
Nedenleri Nelerdir?
Episklerit vakalarının önemli bir bölümünde belirgin bir neden saptanamaz ve bu durum idiyopatik (nedeni bilinmeyen) olarak adlandırılır. Vücudun bağışıklık sisteminin episklera dokusuna karşı geçici bir reaksiyon geliştirmesi temel mekanizma olarak öne çıkar. Bu reaksiyon kısa süreli olabileceği gibi tekrarlayıcı bir karakter de gösterebilir. Olguların geri kalanında ise altta yatan sistemik bir hastalık ya da çevresel bir tetikleyici belirlenebilir.
Romatoid artrit gibi otoimmün hastalıklar episklerite zemin hazırlayan en bilinen tablolardandır. Sistemik lupus eritematozus, Sjögren sendromu, polimiyaljia romatika ve ankilozan spondilit gibi rahatsızlıkları olan kişilerde bu tablo daha sık gözlenir. Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalıklarında da episklerit gelişme olasılığı artar. Bu hastalıklarda bağışıklık sisteminin yaygın aktivasyonu, göz dokusunu da etkileyebilir.
Enfeksiyöz nedenler arasında herpes simpleks ve herpes zoster virüsleri, tüberküloz, sifiliz ve Lyme hastalığı sayılabilir. Bazı parazit enfeksiyonları da nadir de olsa bu tabloya yol açabilir. Hormonal değişiklikler, alerjik durumlar ve gözle ilgili minör travmalar tetikleyici rol üstlenebilir. Aşırı stres, uykusuzluk ve yoğun çalışma temposu bağışıklık sistemini etkileyerek ataklara zemin hazırlayabilir. Bazı ilaçların yan etkisi olarak da episklerit gelişebildiği bildirilmiştir.
Tanı Nasıl Konulur?
Episklerit tanısı büyük ölçüde klinik muayeneye dayanır. Göz doktoru öncelikle ayrıntılı bir hikaye alır; şikayetlerin ne zaman başladığı, ne sıklıkta tekrarladığı ve eşlik eden sistemik belirtilerin olup olmadığı sorgulanır. Daha önce geçirilmiş romatolojik ya da enfeksiyöz hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve aile öyküsü de değerlendirme sürecinde önemli ipuçları sunar. Bu bilgiler, tablonun arka planında yatan olası nedenleri belirlemeye katkı sağlar.
Biyomikroskop adı verilen özel bir cihazla yapılan muayenede gözün ön segmenti ayrıntılı biçimde incelenir. Bu muayene, kızarıklığın episklera düzeyinde kalıp kalmadığını ya da sklerayı (gözün sert dış kabuğunu) etkileyip etkilemediğini ayırt etmek açısından belirleyici unsurdur. Damar dolgunluğunun yüzeysel olması episklerit lehine bulgu sağlar; derin damarların belirginleşmesi ise sklerit olasılığını akla getirir. Bu ayrım tedavi yaklaşımını doğrudan etkiler.
Fenilefrin testi adı verilen basit bir uygulama tanıya yardımcı olabilir. Damla şeklinde uygulanan bu ilaç, episklerit kaynaklı yüzeysel damar genişlemesini geri çevirir ve kızarıklık kısa süre içinde belirgin biçimde azalır. Sklerit tablosunda ise bu yanıt alınmaz. Tekrarlayan ataklarda ya da sistemik hastalık şüphesinde tam kan sayımı, sedimantasyon, romatoid faktör ve antinükleer antikor gibi laboratuvar testleri istenebilir. Gerekli görüldüğünde romatoloji ve dahiliye konsültasyonu süreci tamamlar.
- Ayrıntılı hikaye ve fizik muayene
- Biyomikroskop ile ön segment incelemesi
- Fenilefrin damla testi ile ayırıcı tanı
- Gerekli görüldüğünde kan tetkikleri
- Romatoloji konsültasyonu
Komplikasyonlar Nelerdir?
Episklerit genellikle iyi seyirli bir tablodur ve çoğu hastada herhangi bir kalıcı sorun bırakmadan geriler. Atakların büyük bölümü iki ile üç hafta içinde belirgin biçimde iyileşir. Ancak nadir durumlarda göz yüzeyinde geçici hassasiyet, hafif renk değişikliği ya da uzun süreli kuruluk hissi gelişebilir. Bu bulgular zaman içinde kendiliğinden ya da uygun yaklaşımla kontrol altına alınır. Görmeyi etkileyen ciddi tablolar episklerit zemininde oldukça seyrek görülür.
Tekrarlayan ataklar yaşayan hastalarda altta yatan sistemik hastalığın varlığı önem kazanır. Tanı konulmamış romatoid artrit ya da inflamatuar bağırsak hastalığı, episklerit aracılığıyla ilk kez fark edilebilir. Bu durumda göz tablosunun ötesinde eklem, cilt ve sindirim sistemini içeren değerlendirmeler gereklidir. Sistemik hastalığın kontrol altına alınması, episklerit ataklarının sıklığını da belirgin biçimde azaltır. Bu nedenle çok yönlü bakış açısı önemli bir rol üstlenir.
Bazı nadir olgularda episklerit zamanla sklerite dönüşebilir. Sklerit, gözün derin dokularını etkileyen ve görmeyi tehdit eden çok daha ciddi bir tablodur. Şiddetli ve derin ağrı, ışığa karşı belirgin hassasiyet ve görmede bozulma sklerit lehine bulgulardır. Bu nedenle uzayan ya da seyrinde ağırlaşma görülen ataklarda dikkatli olunmalıdır. Uygun takip ve değerlendirme, olası komplikasyonların erken aşamada fark edilmesine katkı sağlar.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Gözünüzde aniden gelişen ve birkaç gün içinde gerilemeyen bir kızarıklık fark ederseniz göz doktoruna başvurmanız önemlidir. Kızarıklığa eşlik eden hafif batma ya da sulanma çoğu zaman zararsız bir tablonun habercisi olsa da benzer belirtiler farklı göz hastalıklarında da görülebilir. Doğru ayırıcı tanı, ancak deneyimli bir hekim muayenesiyle yapılabilir. Erken değerlendirme, sürecin daha rahat yönetilmesine yardımcı olur.
Şiddetli ağrı, görmede bulanıklaşma, ışığa karşı belirgin hassasiyet ya da gözden gelen yoğun bir akıntı söz konusuysa beklemeden başvurmanız gerekir. Bu bulgular sklerit, üveit ya da enfeksiyöz tablolar gibi daha ciddi sorunların işareti olabilir. Romatoid artrit ya da inflamatuar bağırsak hastalığı tanısı bulunan bireylerde göz kızarıklığı görülmesi durumunda da değerlendirme önem kazanır. Bu süreç çoğu zaman göz doktoru ve romatolog iş birliğinde sürdürülür.
Atakların kısa aralıklarla tekrarlaması, ataklar arasındaki sürenin giderek kısalması ya da belirtilerin günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkilemesi de başvuru için önemli nedenlerdir. Lens kullanıyorsanız ve kızarıklıkla birlikte rahatsızlık yaşıyorsanız lensi çıkarıp gözlüğe geçmeniz ve en kısa sürede hekime danışmanız gerekir. Kendi başınıza damla kullanmaktan kaçınmanız, hatalı uygulamaların yol açabileceği sorunların önüne geçmenizi kolaylaştırır.
Son Değerlendirme
Episklerit, görünümü itibarıyla endişe yaratabilen ancak çoğunlukla iyi huylu seyreden bir göz rahatsızlığıdır. Doğru muayene ve gerektiğinde sistemik değerlendirme ile sürecin yönetimi büyük ölçüde kolaylaşır. Altta yatan bir nedenin saptanması, hem mevcut atağın hem de tekrarlama olasılığının kontrol altına alınmasına katkı sağlar. Düzenli takip, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun zamanda hekime başvurma, bu süreçte belirleyici unsurdur.
Episklerit gibi tablolarda ileri görüntüleme yöntemleri, güncel yaklaşımlar ve bütüncül bir bakış açısı birlikte değerlendirilir. Belirtileriniz hakkında endişeleriniz varsa bir uzman hekime başvurarak süreci doğru adımlarla başlatabilirsiniz.
Bilgilendirme: Bu sayfada yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi yerine geçmez. Tanı ve tedavi süreçleri kişiye özel olarak belirlenir. Şikayetleriniz için mutlaka uzman bir hekime başvurunuz.