Kalbin aniden ve tehlikeli biçimde hızlanması, bazı hastalarda hayatı tehdit eden ritim bozukluklarına yol açabilir. Bu tür durumlarda kalbe verilen güçlü bir elektriksel şok, ritmi yeniden düzene sokarak hayat kurtarabilir. Bu görevi üstlenen cihazlara defibrilatör denir ve vücuda yerleştirilen türlerine implante edilebilir defibrilatör (ICD) adı verilir. Bu cihazlar, tehlikeli ritim geliştiğinde otomatik olarak devreye girerek şok uygular.
Geleneksel defibrilatörlerde elektrotlar damar yoluyla kalbin içine yerleştirilir. Ancak bu yaklaşım, damar yolu ve kalp içi ile ilgili bazı riskler taşır. Deri altı defibrilatör (S-ICD), bu risklerden kaçınmak için geliştirilmiş, elektrotu kalbin içine değil, cilt altına yerleştiren bir sistemdir. Bu sayede kalp ve damarların içine hiçbir parça girmez; tüm sistem cilt altında kalır.
Bu içerikte deri altı defibrilatörün ne olduğu, damar içi defibrilatörden hangi yönleriyle ayrıldığı, hangi hastalara önerildiği, nasıl yerleştirildiği, işlem süreci, riskleri, cihazın şok vermesi durumunda ne yapılması gerektiği, iyileşme dönemi ve batarya durumu ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır. Amaç, bu cihazı merak eden hastaların süreci daha iyi anlamasına yardımcı olmaktır.
Deri Altı Defibrilatör (S-ICD) Nedir?
Deri altı defibrilatör (S-ICD), hayatı tehdit eden hızlı kalp ritim bozukluklarını algılayıp gerektiğinde güçlü bir elektriksel şok vererek düzelten, tümüyle cilt altına yerleştirilen bir cihazdır. Adındaki "deri altı" ifadesi, cihazın hem kutusunun hem de elektrotunun kalbin ve damarların içine değil, cilt altına konumlandırıldığını belirtir. Bu, geleneksel defibrilatörlerden en temel farkıdır.
Sistem iki ana parçadan oluşur: Şok üreten pil kutusu (jeneratör) ve şoku ileten elektrot. Pil kutusu genellikle göğsün sol yan tarafına, koltuk altının biraz altına, cilt altına yerleştirilir. Elektrot ise göğüs kemiğinin yanından cilt altında yukarı doğru ilerletilerek konumlandırılır. Böylece hem kutu hem de elektrot cilt altında kalır; kalbe veya damarlara hiçbir parça girmez.
Cihazın anatomik yerleşimini biraz daha somut düşünmek yararlıdır. Pil kutusu, göğüs kafesinin sol yan duvarında, kaburgaların üzerinde ve koltuk altı çizgisinin biraz gerisinde bir cep içinde durur. Elektrot ise göğüs kemiğinin sol kenarı boyunca, cildin hemen altında yukarı doğru uzanır. Bu iki parça, kalbi arada bırakacak şekilde konumlandırılır. Şok verildiğinde elektrik akımı, elektrot ile pil kutusu arasında, kalbin bulunduğu bölgeden geçerek yayılır. Yani kalbe doğrudan temas eden bir parça olmadan, akım kalbin üzerinden geçirilerek etki sağlanır. Bu tasarım mantığı, sistemin neden bu belirli konumlara yerleştirildiğini açıklar.
Cihaz, kalbin ritmini sürekli izler. Tehlikeli derecede hızlı bir ritim (örneğin ventriküler fibrilasyon) algıladığında, bu ritmi durdurmak ve kalbin normal düzenine dönmesini sağlamak için güçlü bir şok uygular. Bu şok, kalbin kaotik elektriksel etkinliğini bir anda sıfırlayarak doğal ritmin yeniden başlamasına olanak tanır. Cihaz bu işlemi otomatik olarak, hasta fark etmeden gerçekleştirir.
Cihazın karar verme süreci de dikkate değerdir. Tehlikeli bir ritim algılandığında cihaz hemen şok vermez; önce ritmi birkaç saniye boyunca izleyerek gerçekten tehlikeli olup olmadığını doğrulamaya çalışır. Bu doğrulama sırasında cihaz aynı zamanda şok için gereken enerjiyi biriktirir; buna şarj olma denir ve birkaç saniye sürer. Ritim bu süre içinde kendiliğinden düzelirse, cihaz şoku iptal edebilir. Ritim devam ediyorsa şok uygulanır. Şok sonrasında cihaz ritmi tekrar değerlendirir; ritim düzelmemişse ardışık şoklar verebilir. Bu kademeli yaklaşım, gereksiz şokları azaltmayı ve gerçekten gerekli olduğunda hızlı davranmayı birlikte amaçlar.
Deri altı defibrilatör, özellikle kalp içine elektrot yerleştirilmesinin sakıncalı olduğu ya da gerekli olmadığı hastalar için geliştirilmiş bir seçenektir. Kalbin içine girilmediğinden, damar ve kalp içi ile ilgili bazı uzun dönem riskler ortadan kalkar. Ancak bu sistemin, kalbi yavaş atım için uyarma (pil işlevi) gibi bazı özellikleri bulunmaz; temel görevi tehlikeli hızlı ritimlere karşı koruma sağlamaktır.
Bu cihazın sağladığı korumanın niteliğini doğru anlamak önemlidir. Deri altı defibrilatör, kalp hastalığını tedavi eden ya da ritim bozukluğunun oluşmasını engelleyen bir cihaz değildir. Görevi, tehlikeli ritim ortaya çıktığında devreye girip onu sonlandırmaktır. Yani bir güvenlik ağı işlevi görür. Bu nedenle cihaz takılan hastaların, altta yatan kalp hastalığına yönelik ilaç tedavilerini ve yaşam tarzı önerilerini sürdürmeleri gerekir. Cihaz, bu tedavilerin yerine geçmez; onların yanında ek bir koruma katmanı oluşturur.
S-ICD Damar İçi Defibrilatörden Hangi Yönleriyle Ayrılır?
Deri altı defibrilatör ile geleneksel damar içi defibrilatör arasındaki en temel fark, elektrotun yerleştirildiği bölgedir. Damar içi defibrilatörlerde elektrot, bir toplardamar yoluyla kalbin içine, sağ karıncığa kadar ilerletilir ve orada sabitlenir. Deri altı defibrilatörde ise elektrot kalbin içine hiç girmez; göğüs kemiğinin yanında cilt altında konumlandırılır.
Bu farkın önemli sonuçları vardır. Damar içi sistemde, elektrotun damar ve kalp içinde bulunması nedeniyle zaman içinde elektrotta yıpranma, kırılma veya kalp içinde enfeksiyon gibi sorunlar gelişebilir. Bu tür elektrotların gerektiğinde çıkarılması karmaşık ve riskli olabilir. Deri altı sistemde elektrot cilt altında olduğundan, bu tür kalp ve damar içi sorunlar büyük ölçüde önlenir ve gerektiğinde elektrota müdahale daha kolaydır.
- Damar içi sistem: Elektrot kalbin içine yerleştirilir
- Deri altı sistem: Elektrot cilt altında, göğüs kemiği yanında konumlandırılır
- Deri altı sistemde kalp ve damar içi sorunlar büyük ölçüde önlenir
Elektrot çıkarılması konusu, iki sistem arasındaki farkın belki de en çarpıcı olduğu alandır. Kalbin içinde yıllarca duran bir elektrot, zamanla çevresindeki dokuya yapışır ve adeta damar duvarıyla bütünleşir. Enfeksiyon veya arıza nedeniyle bu elektrotun çıkarılması gerektiğinde, özel aletler ve deneyimli ekipler gerektiren, ciddi riskler taşıyan bir işlem yapılması gerekir. Deri altı sistemde ise elektrot cilt altında olduğundan, çıkarılması karşılaştırılamayacak kadar basittir. Uzun yıllar cihaz taşıyacak hastalarda bu fark, gelecekteki olası müdahaleleri düşünürken önemli bir ağırlığa sahiptir.
İki sistem arasında algılama biçimi açısından da fark vardır. Damar içi sistemde elektrot kalbin içinde olduğundan, kalbin elektriksel sinyalini doğrudan ve çok net biçimde algılar. Deri altı sistemde ise sinyal, cilt altından, yani kalpten belirli bir uzaklıktan algılanır. Bu, yüzey elektrokardiyografisine benzer bir algılamadır. Bu yöntemin avantajı, kalbin genel elektriksel etkinliğini daha bütünsel görebilmesidir; dezavantajı ise kas hareketleri gibi dış sinyallerin karışma olasılığının biraz daha fazla olmasıdır. Cihaz yazılımları bu karışıklığı ayırt etmek için gelişmiş algoritmalar kullanır ve işlem öncesi tarama testi de tam bu nedenle yapılır.
Bununla birlikte deri altı defibrilatörün bazı sınırlamaları vardır. Damar içi sistemler, defibrilatör görevine ek olarak kalbi yavaş attığında uyarma (kalp pili) işlevi de görebilir. Deri altı sistem ise kalbin içine girmediğinden, sürekli kalp pili işlevi göremez ve kalp yeniden senkronizasyon tedavisi sağlayamaz. Bu nedenle kalp pili desteğine sürekli ihtiyaç duyan hastalar için uygun değildir.
Bir diğer sınırlama, hızlı ritimleri şoksuz sonlandırma yeteneğiyle ilgilidir. Damar içi sistemler, bazı hızlı ritimleri şok vermeden, kalbi çok hızlı ve hafif uyarılarla düzenleyerek sonlandırabilir; buna antitaşikardi uyarım denir ve hasta bunu genellikle hissetmez. Deri altı sistemler bu işlevi sürdürülebilir biçimde sağlayamaz; tehlikeli ritmi sonlandırmak için şok kullanır. Şok sonrasında kalbin çok kısa süre yavaş atması durumunda deri altı cihazlar geçici bir uyarım verebilir, ancak bu sürekli bir kalp pili işlevi değildir. Bu nedenle şoksuz sonlandırmanın önemli olacağı hastalarda damar içi sistem öne çıkabilir.
Hangi sistemin tercih edileceği, hastanın ihtiyacına göre belirlenir. Sadece tehlikeli hızlı ritimlere karşı korunması gereken, ancak sürekli pil desteğine ihtiyacı olmayan hastalar deri altı defibrilatör için uygun adaylardır. Buna karşın hem defibrilatör hem sürekli pil işlevine ihtiyaç duyan hastalarda damar içi sistem tercih edilir. Karar, hastanın kalp durumu ve ihtiyaçları ayrıntılı değerlendirildikten sonra verilir.
Deri Altı Defibrilatör Hangi Hastalara Önerilir?
Deri altı defibrilatör, hayatı tehdit eden hızlı kalp ritim bozuklukları açısından risk taşıyan, ancak sürekli kalp pili desteğine ihtiyacı olmayan hastalara önerilen bir cihazdır. Bu cihaz, ani kalp durması riskini azaltmak amacıyla koruyucu olarak yerleştirilir. Temel görevi, tehlikeli bir ritim geliştiğinde şok vererek kalbi normal ritmine döndürmektir.
Cihaz önerilirken iki temel yaklaşımdan söz edilir. Birincisi, daha önce hayatı tehdit eden bir ritim bozukluğu yaşamış ya da ani kalp durmasından döndürülmüş hastalarda, aynı olayın tekrarına karşı koruma sağlamaktır. İkincisi ise henüz böyle bir olay yaşamamış, ancak kalp hastalığının niteliği nedeniyle risk taşıdığı belirlenen hastalarda önleyici olarak cihaz yerleştirilmesidir. Bu ikinci grupta karar, kalbin pompalama gücü, hastalığın türü, aile öyküsü ve çeşitli tetkik bulguları birlikte değerlendirilerek verilir. Her iki durumda da cihazın amacı aynıdır: tehlikeli ritim gerçekleştiğinde yanıt vermeye hazır olmak.
Deri altı sistemin özellikle uygun olduğu bazı hasta grupları vardır. Damar yolu sorunlu olan, örneğin damarları tıkalı ya da elektrot yerleştirmeye elverişsiz hastalar bu sistemden yararlanabilir. Ayrıca daha önce damar içi defibrilatör takılmış ancak elektrot enfeksiyonu veya sorunu yaşamış hastalarda, kalbe yeniden elektrot yerleştirmekten kaçınmak için deri altı sistem tercih edilebilir.
- Ani kalp durması riski taşıyan, sürekli pil desteği gerekmeyen hastalar
- Damar yolu elektrot yerleştirmeye uygun olmayan bireyler
- Daha önce elektrot enfeksiyonu yaşamış hastalar
- Genç hastalar ve enfeksiyon riskini azaltmanın önemli olduğu durumlar
Genç hastalar da deri altı defibrilatör için önemli bir gruptur. Genç bir hastanın önünde uzun yıllar olduğundan, damar içine yerleştirilen elektrotların zamanla yıpranması ve tekrar tekrar müdahale gerekmesi olasıdır. Deri altı sistem, kalp ve damar içine elektrot yerleştirmediğinden, uzun dönemde bu tür sorunları azaltabilir. Bu, gençlerde önemli bir avantaj sunar.
Enfeksiyon riskinin yüksek olduğu hastalar da bu sistemden özellikle yararlanabilir. Örneğin şeker hastalığı, böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz görme, bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler alma gibi durumlar, cihaz enfeksiyonu riskini artırır. Bu hastalarda, olası bir enfeksiyon geliştiğinde kalp içine uzanan bir elektrotun bulunmaması, sorunun çok daha sınırlı kalmasını ve daha kolay ele alınmasını sağlar. Kalp içindeki bir elektrota bulaşan enfeksiyon kan yoluyla yayılabilirken, cilt altındaki bir sistemde enfeksiyon genellikle yerel kalır.
Ancak deri altı defibrilatör her hasta için uygun değildir. Sürekli kalp pili desteğine ihtiyacı olan, kalbi yavaş attığı için uyarılması gereken veya kalp yeniden senkronizasyon tedavisi gereken hastalar bu sistem için uygun aday değildir. Ayrıca cihazın kalp ritmini doğru algılayabilmesi için işlem öncesi özel bir tarama testi yapılır. Bu test uygunsa deri altı sistem yerleştirilebilir. Karar, tüm bu faktörler değerlendirildikten sonra verilir.
Bu tarama testi, kararın önemli bir aşamasıdır. Test sırasında, cihazın kullanacağı algılama konumlarını taklit eden yüzey elektrotları göğse yerleştirilir ve kalbin sinyali kaydedilir. Kayıt hem yatarken hem ayakta, bazen hafif hareket sırasında alınır; çünkü pozisyon değiştikçe sinyal de değişebilir. Kaydedilen sinyalin, cihazın kalp atımını net biçimde ayırt edebileceği nitelikte olması gerekir. Sinyal uygun bulunmazsa, cihaz gereksiz şoklara eğilimli olabileceğinden deri altı sistem önerilmez ve alternatif değerlendirilir. Bu test kısa sürer, ağrısızdır ve hastanın bu sisteme uygunluğunu belirlemede belirleyici rol oynar.
S-ICD Cilt Altına Nasıl Yerleştirilir?
Deri altı defibrilatörün yerleştirilmesi, kalbin ve damarların içine girilmeden, tümüyle cilt altında gerçekleştirilen bir işlemdir. İşlem öncesi, cihazın kalp ritmini doğru algılayıp algılayamayacağını değerlendirmek için özel bir tarama testi yapılır. Bu test uygun bulunursa yerleştirme planlanır. İşlem sırasında hasta uygun anestezi altında tutulur.
İşlem öncesi hazırlıklar, yerleştirmenin sorunsuz geçmesi açısından önemlidir. Kan değerleri, özellikle pıhtılaşma ile ilgili değerler kontrol edilir. Kullanılan kan sulandırıcı ilaçlar gözden geçirilir ve gerekiyorsa doz düzenlemesi ya da geçici ara verme planlanır; bu karar, hastanın pıhtı riski ile kanama riski dengelenerek verilir. Cilt bölgesi enfeksiyon açısından değerlendirilir; bölgede yara, iltihap veya cilt sorunu varsa işlem ertelenebilir. İşlemden önce yerleştirme bölgeleri işaretlenir; bu işaretleme, pil kutusunun ve elektrotun anatomik olarak doğru noktalara gelmesi için yapılan önemli bir planlama adımıdır.
Yerleştirme sırasında genellikle iki veya üç küçük kesi yapılır. İlk kesi, pil kutusunun yerleştirileceği göğsün sol yan tarafında, koltuk altının biraz altında açılır. Burada cilt altında pil kutusunun sığacağı bir cep oluşturulur. Diğer kesiler, göğüs kemiğinin yanında, elektrotun cilt altında ilerletilmesi için yapılır.
Pil kutusunun yerleştirildiği cebin oluşturulma derinliği önemlidir. Cep, cildin hemen altında değil, daha derinde, kas tabakasının üzerinde ya da bazı uygulamalarda kas katmanları arasında hazırlanır. Bu derinlik, cihazın cilt üzerinde belirgin bir çıkıntı oluşturmasını azaltır, cildin incelmesini önler ve cihazın sağlam biçimde yerinde kalmasına yardımcı olur. Cep, cihazın tam sığacağı boyutta hazırlanır; çok geniş bir cep cihazın dönmesine veya kaymasına yol açabilirken, çok dar bir cep cilt üzerinde gerginlik yaratabilir. Cihaz cebe yerleştirildikten sonra genellikle dikişlerle sabitlenir.
Elektrot, göğüs kemiğinin yanından cilt altında yukarı doğru, özel bir araç yardımıyla ilerletilir ve konumlandırılır. Elektrot kalbe hiç girmez; tümüyle cilt altında, göğüs kemiğinin yanında yerleşir. Bu konum, cihazın şok verdiğinde etkiyi kalp üzerinden geçirebilmesi için özenle seçilir. Elektrot yerleştirildikten sonra pil kutusuna bağlanır.
Elektrotun cilt altında ilerletilmesi, tünel açma olarak adlandırılan bir teknikle yapılır. Özel bir araç, cilt altındaki dokular arasında elektrotun geçeceği bir yol oluşturur; elektrot bu yol boyunca ilerletilerek hedef konuma ulaştırılır. Bu sırada elektrotun göğüs kemiğinin kenarına belirli bir mesafede ve düzgün bir hat üzerinde kalması gözetilir. Elektrot üzerindeki algılama noktalarının konumu, cihazın ritmi doğru okuyabilmesi için belirleyicidir; bu nedenle yerleşim görüntüleme yardımıyla kontrol edilir. Elektrot da yerinden kaymaması için dikişlerle sabitlenir.
Pil kutusu göğsün yan tarafındaki cebe yerleştirilir ve elektrot ile bağlantı tamamlanır. Yerleştirme bittiğinde, cihazın doğru çalışıp çalışmadığı test edilebilir. Bu test sırasında kontrollü koşullarda tehlikeli bir ritim oluşturulup cihazın bunu algılayıp şok vererek düzeltip düzeltmediği değerlendirilebilir. Tüm kesiler dikişlerle kapatılır ve işlem tamamlanır. Sistem tümüyle vücudun içinde kaldığından dışarıdan görünmez.
İşlem Ne Kadar Sürer ve Hangi Anestezi Uygulanır?
Deri altı defibrilatör yerleştirme işlemi, genellikle bir ile iki saat arasında tamamlanır. Süre, hastanın anatomisine, cilt altında cep ve elektrot yolunun oluşturulma kolaylığına ve işlem sırasında cihazın test edilip edilmemesine göre değişebilir. İşlemin büyük bölümü, pil kutusunun ve elektrotun cilt altında doğru konumlara yerleştirilmesiyle geçer.
Bu işlem, damar içi defibrilatör yerleştirmeye göre daha derin doku çalışması gerektirdiğinden, genellikle genel anestezi altında yapılır. Genel anestezide hasta tümüyle uyutulur ve işlem boyunca hiçbir şey hissetmez. Bu, hem cilt altında cep oluşturulması sırasında konforu sağlar hem de gerekirse cihazın test edilmesi aşamasında hastanın rahat olmasına olanak tanır.
Bazı durumlarda, hastanın genel sağlık durumuna ve merkezin uygulamasına göre derin sedasyon ve bölgesel uyuşturma yöntemleri de tercih edilebilir. Bu durumda hasta uykuya benzer bir halde tutulur ve işlem bölgesi uyuşturulur. Hangi anestezi yönteminin uygulanacağına, anestezi uzmanı ve kardiyolog birlikte, hastanın durumunu değerlendirerek karar verir.
Anestezi seçiminde hastanın kalp durumu özellikle belirleyicidir. Defibrilatör takılan hastaların önemli bir bölümünde kalbin pompalama gücü azalmıştır; bu durum, anestezi ilaçlarının dolaşım üzerindeki etkilerini daha dikkatle yönetmeyi gerektirir. Bu nedenle işlem boyunca kalp ritmi, kan basıncı ve oksijen düzeyi sürekli izlenir. Ayrıca eşlik eden akciğer hastalığı, uyku apnesi ya da böbrek sorunları gibi durumlar da anestezi planını etkiler. Anestezi ekibi, tüm bu etkenleri işlem öncesi değerlendirmede ele alır ve hastaya en uygun yöntemi belirler.
İşlem sırasında cihazın test edilip edilmeyeceği de süreyi ve anestezi planını etkileyen bir konudur. Bu testte, kontrollü koşullarda kısa süreli tehlikeli bir ritim oluşturulur ve cihazın bunu algılayıp şokla sonlandırması izlenir. Test, cihazın gerçek bir olayda çalışacağına dair güven verir; ancak her hastada zorunlu değildir. Kalp durumu bu testi kaldırmayacak hastalarda test yapılmayabilir. Test yapılacaksa, hastanın o an derin anestezi altında olması gerekir; çünkü hem oluşturulan ritim hem de verilen şok, uyanık bir hastada rahatsız edici olurdu.
İşlem öncesinde hastadan belirli bir süre aç kalması istenir. Kullanılan ilaçlar, özellikle kan sulandırıcılar önceden değerlendirilir ve gerekli düzenlemeler yapılır. İşlem sonrası hasta bir süre gözlem altında tutulur; anestezinin etkisi geçtikten ve durumu stabil hale geldikten sonra servise alınır. İşlem sonrası ilk saatlerde ağrı ve hassasiyet olabilir; bu uygun ağrı kesicilerle kontrol edilir.
Damar Yolu Uygun Olmayan Hastalarda Neden S-ICD Tercih Edilir?
Geleneksel damar içi defibrilatörlerin yerleştirilebilmesi için, elektrotun bir toplardamar yoluyla kalbin içine ulaştırılması gerekir. Ancak bazı hastalarda bu damar yolu uygun değildir. Damarların tıkalı, daralmış veya elektrot geçişine elverişsiz olması, bu hastalarda damar içi sistemin yerleştirilmesini zorlaştırır ya da imkânsız hale getirir. İşte bu durumda deri altı defibrilatör önemli bir çözüm sunar.
Damar yolunun uygunsuz hale gelmesinin çeşitli nedenleri olabilir. Daha önce aynı damardan kateter, kalp pili elektrotu veya diyaliz kateteri geçirilmiş olması, damarda daralma ya da tıkanmaya yol açabilir. Doğuştan gelen damar yapısı farklılıkları, geçirilmiş toplardamar pıhtıları, göğüs bölgesine yapılmış ameliyatlar ya da ışın tedavisi de damar yolunu elverişsiz kılabilir. Bazı hastalarda ise damar yolu açık olsa bile, kalpteki yapısal özellikler nedeniyle elektrotun kalbin içine güvenle yerleştirilmesi uygun olmayabilir. Bu durumların hepsinde, kalbin içine girmeyen bir sistem doğal bir çözüm haline gelir.
Deri altı defibrilatör, elektrotu kalbin içine değil, cilt altına yerleştirdiğinden, damar yolunun durumundan etkilenmez. Damarları tıkalı veya elektrot geçişine uygun olmayan hastalarda bile, cilt altı sistemi güvenle yerleştirilebilir. Bu, damar yolu sorunlu hastalar için önemli bir avantajdır ve onların da ani kalp durmasına karşı korunmasını mümkün kılar.
Ayrıca daha önce damar içi defibrilatör takılmış ve elektrot enfeksiyonu yaşamış hastalar için de deri altı sistem değerli bir seçenektir. Kalp içine yerleştirilen elektrotlarda enfeksiyon geliştiğinde, bu elektrotların çıkarılması gerekir ve aynı bölgeye yeniden elektrot yerleştirmek risk taşıyabilir. Deri altı sistem, kalbe yeniden girilmesini gerektirmediğinden, bu hastalarda enfeksiyon riskini azaltan bir alternatif oluşturur.
Kalbin içinde yapay bir kapak bulunan ya da kalbin sağ tarafında yapısal bir sorunu olan hastalar da bu açıdan özel bir gruptur. Bu hastalarda damar içi elektrotun kalp içindeki yapılarla teması, ek sorunlara zemin hazırlayabilir. Benzer şekilde, doğuştan kalp hastalığı nedeniyle kalbin içi ameliyatlarla değiştirilmiş olan hastalarda, elektrotun kalbin doğru bölmesine ulaştırılması teknik olarak zor ya da uygunsuz olabilir. Bu hastalarda deri altı sistem, kalbin içine hiç dokunmadan koruma sağlayabilmesi nedeniyle öne çıkar.
Damar yolunun korunması, özellikle uzun yıllar boyunca cihaza ihtiyaç duyacak genç hastalarda önemlidir. Damar içi elektrotların zamanla yıpranması ve değiştirilmesi gerektiğinde, damar yolları giderek zarar görebilir. Deri altı sistem, damar yollarını koruyarak gelecekteki müdahaleler için bu yolları açık tutar. Bu nedenle damar yolunun korunmasının önem taşıdığı durumlarda deri altı defibrilatör öne çıkar.
Damar yollarının korunmasının değeri, hastanın gelecekteki olası ihtiyaçları düşünüldüğünde daha da belirginleşir. Böbrek yetmezliği gelişme olasılığı olan ve ileride diyaliz için damar yoluna ihtiyaç duyabilecek hastalarda, kol ve göğüs bölgesindeki toplardamarların açık kalması ayrı bir önem taşır. Aynı şekilde, ileride farklı nedenlerle kalp içine girişim gerekebilecek hastalarda da damar yollarının zarar görmemiş olması avantaj sağlar. Deri altı sistem, bu yolları hiç kullanmadığından, hastanın gelecekteki seçeneklerini daraltmaz.
S-ICD İşleminin Riskleri ve Olası Komplikasyonları Nelerdir?
Deri altı defibrilatör yerleştirme işlemi, kalbin ve damarların içine girilmediğinden, damar içi sistemlere kıyasla bazı riskleri taşımaz. Ancak yine de her cerrahi işlemde olduğu gibi bazı olası komplikasyonlar bulunur. Bu risklerin çoğu, cilt altında yapılan işleme ve cihazın yerleştirildiği bölgeye ilişkindir.
Deri altı sistemin ortadan kaldırdığı riskleri de belirtmek gerekir. Damar içi sistemlerde, elektrotun damardan geçirilmesi sırasında akciğer zarının delinmesi ve akciğerin sönmesi, kalbin duvarının zedelenmesi, kalbi çevreleyen zar içine kan birikmesi ya da damar içinde pıhtı oluşması gibi riskler bulunur. Uzun dönemde ise elektrotun kalp kapağına zarar vermesi veya kalp içi enfeksiyon gelişmesi söz konusu olabilir. Deri altı sistemde kalbe ve damarlara hiç girilmediğinden bu risk grubu büyük ölçüde devre dışı kalır. Bu, sistemin en belirgin güvenlik üstünlüğüdür.
En sık karşılaşılabilecek durumlar arasında işlem bölgesinde kanama, kan birikmesi (hematom), ağrı ve enfeksiyon yer alır. Cihazın yerleştirildiği cep ve elektrot yolu boyunca bu tür sorunlar gelişebilir. Enfeksiyon açısından dikkatli olunur ve işlem sırasında koruyucu önlemler alınır. İşlem sonrası yara bakımı, enfeksiyon riskini azaltmak açısından önemlidir.
- İşlem bölgesinde kanama, hematom veya ağrı
- Cep veya yara bölgesinde enfeksiyon
- Cihazın uygunsuz (gereksiz) şok vermesi
- Cilt altında cihazın hissedilmesi veya rahatsızlık
Deri altı defibrilatörlere özgü bir konu, cihazın uygunsuz şok verme olasılığıdır. Cihaz kalbin ritmini cilt altından algıladığından, bazı durumlarda kas hareketleri veya diğer elektriksel sinyaller tehlikeli ritim gibi yorumlanabilir ve cihaz gereksiz yere şok verebilir. Bu durum, cihaz ayarlarının optimize edilmesi ve işlem öncesi yapılan tarama testleri ile en aza indirilmeye çalışılır.
Uygunsuz şoka yol açabilecek durumları bilmek yararlıdır. Kalbin kendi sinyalinin cihaz tarafından çift sayılması, yani tek bir atımın iki atım gibi algılanması, ritmin olduğundan hızlı görünmesine yol açabilir. Yoğun egzersiz sırasında kalp hızının yükselmesi, göğüs ve sırt kaslarının güçlü kasılması, bazı vücut pozisyonlarında sinyalin değişmesi de karışıklık yaratabilir. Bu sorunların çoğu, cihazın algılama ayarlarının değiştirilmesi ya da farklı bir algılama kanalının seçilmesiyle çözülebilir. Uygunsuz şok yaşayan bir hastada, cihaz kayıtları incelenerek nedeni belirlenir ve ayarlar buna göre düzenlenir. Bu nedenle şok sonrası kontrol, yalnızca hastanın durumunu değil, cihazın davranışını değerlendirmek açısından da önemlidir.
Cihazın cilt altında bir miktar hissedilmesi veya bazı hastalarda rahatsızlık oluşturması da olasıdır; ancak zamanla çoğu hasta buna alışır. Nadiren cihazın yeri veya elektrotun konumu ile ilgili sorunlar için ek müdahale gerekebilir. Genel olarak deneyimli merkezlerde bu işlem güvenli biçimde uygulanır. Riskler, cihazın sağlayacağı hayat kurtarıcı koruma ile birlikte değerlendirilir ve hastaya bu yararla birlikte açıklanır.
Enfeksiyon gelişmesi durumunda izlenen yol da bilinmesi yararlı bir konudur. Cihaz cebinde ya da yara bölgesinde enfeksiyon geliştiğinde, yalnızca antibiyotik ile durumun düzelmesi çoğu zaman yeterli olmaz; cihazın çıkarılması gerekebilir. Ancak deri altı sistemde bu çıkarma işlemi, kalp içine uzanan elektrotu bulunan sistemlere göre çok daha kolaydır. Enfeksiyon kontrol altına alındıktan sonra, ihtiyaç sürüyorsa yeni bir cihaz yerleştirilebilir. Bu nedenle bölgede kızarıklık, ısı artışı, şişlik, akıntı ya da ateş gibi belirtiler ortaya çıktığında gecikmeden başvurmak, sorunun erken ve daha kolay ele alınmasını sağlar.
Cihaz Şok Verdiğinde Ne Hissedilir ve Ne Yapılmalıdır?
Deri altı defibrilatör tehlikeli bir ritim algıladığında güçlü bir elektriksel şok verir. Bu şok, kalbin kaotik elektriksel etkinliğini durdurup normal ritme dönmesini sağlar. Şokun hasta tarafından nasıl hissedildiği, hastanın o anki bilinç durumuna bağlıdır. Tehlikeli ritim nedeniyle hasta bayılmışsa, şoku hissetmeyebilir veya çok az hisseder.
Hasta bilinci açıkken şok verildiğinde ise bu, göğüste ani ve güçlü bir darbe, tekme veya çarpma hissi olarak tanımlanır. Kısa süreli ve şaşırtıcı olabilir, ancak genellikle bir anlıktır. Şok verildikten sonra çoğu hasta kendini toparlar. Bu his rahatsız edici olsa da, cihazın görevini yaptığını ve hayatı tehdit eden bir ritmi düzelttiğini gösterir.
Şok sonrasında bir süre göğüste hassasiyet, kasların ağrıması ya da yorgunluk hissi kalabilir. Bu, şokun kasları da kasmasına bağlı beklenen bir durumdur ve genellikle kısa sürede geçer. Bazı hastalar şok yaşadıktan sonra kaygı, tedirginlik ve şokun tekrarlayacağı korkusu yaşayabilir. Bu duygusal tepki oldukça yaygındır ve normaldir. Bu durumda hislerini sağlık ekibiyle paylaşmak, cihazın neden şok verdiğini öğrenmek ve gerekirse destek almak yararlıdır. Cihazın şok vermesi kötü bir gelişme değil, cihazın var oluş amacını yerine getirmesidir; bu bakış açısı çoğu hasta için rahatlatıcıdır.
Cihaz bir kez şok verdiğinde, hasta ve yakınlarının sakin olması önemlidir. Hasta kendini iyi hissediyor ve şikayeti geçmişse, mümkün olan en kısa sürede hekimi ile iletişime geçmeli ve cihazın neden şok verdiğinin değerlendirilmesi için kontrole gitmelidir. Cihaz kayıtları incelenerek şokun gerçekten tehlikeli bir ritme mi yoksa uygunsuz bir algılamaya mı bağlı olduğu belirlenir.
- Tek şok sonrası hasta iyiyse: Sakin olup en kısa sürede hekimle iletişime geçilmeli
- Art arda birden fazla şok verilirse: Acil sağlık yardımı istenmeli
- Şok sonrası hasta baygın, nefes almıyorsa: Derhal acil müdahale gerekir
Bazı durumlarda cihaz kısa süre içinde art arda birden fazla şok verebilir. Bu durumda vakit kaybetmeden acil sağlık yardımı istenmelidir. Ayrıca hasta şok sonrası kendine gelmiyor, baygınsa veya nefes almıyorsa, çevredekilerin derhal acil yardım çağırması ve gerekiyorsa temel yaşam desteği uygulaması gerekir. Cihaza sahip hastaların yakınlarının bu durumlar konusunda önceden bilgilendirilmesi, olası bir acil durumda doğru davranmalarını sağlar.
Yakınların sık merak ettiği bir konu, hasta şok alırken ona dokunmanın sakıncalı olup olmadığıdır. Cihazın verdiği şok vücudun içinde kalır; hastaya dokunan kişi bunu hissetmez ya da yalnızca çok hafif bir karıncalanma duyabilir. Bu his zararsızdır. Dolayısıyla hastanın bilinci kapalıysa, ona dokunmaktan çekinmeden temel yaşam desteğine başlanmalıdır; cihazın şok vermesi bunu engellemez. Dışarıdan bir defibrilatör kullanılması gerekirse, bu da uygulanabilir; yalnızca dış yamaların cihazın üzerine doğrudan gelmemesine dikkat edilir. Bu bilgilerin yakınlarca bilinmesi, kritik bir anda gereksiz tereddüdü ortadan kaldırır.
Sürücülük konusu da şokla ilgili önemli bir başlıktır. Bilinç kaybına yol açabilecek bir ritim bozukluğu yaşamış ya da şok almış hastalarda, belirli bir süre araç kullanılmaması önerilir. Bu sürenin uzunluğu, cihazın hangi nedenle takıldığına, şokun yaşanıp yaşanmadığına ve hastanın durumuna göre değişir. Bu nedenle araç kullanımıyla ilgili karar mutlaka hekime danışılarak verilmelidir; kişisel değerlendirme yerine hekim önerisine uyulması, hem hastanın hem de çevresindekilerin güvenliği açısından gereklidir.
S-ICD Sonrası İyileşme ve Kol Hareketlerine Dikkat Süreci Nasıldır?
Deri altı defibrilatör yerleştirildikten sonra iyileşme süreci, cihazın konumlandırıldığı bölgelerin iyileşmesini kapsar. İşlem sonrası hasta bir süre gözlem altında tutulur; yara bölgeleri kanama, şişlik ve enfeksiyon açısından izlenir. Cihazın doğru çalıştığı doğrulandıktan sonra, çoğu hasta bir ila iki gün içinde taburcu edilebilir.
İyileşme döneminde, cihazın ve elektrotun yerleştirildiği bölgelerin iyi iyileşmesi için ilk haftalarda dikkatli olunması gerekir. Özellikle pil kutusunun yerleştirildiği göğsün yan tarafı ve elektrotun geçtiği bölge, ani ve zorlayıcı hareketlerden korunmalıdır. Bu dönemde ilgili taraftaki kolun aşırı ve geniş açılı hareketlerinden kaçınmak, dokuların düzgün iyileşmesine yardımcı olur.
- İlk haftalarda ilgili taraftaki kolu zorlayıcı hareketlerden koruma
- Ağır yük kaldırmama ve ani hareketlerden kaçınma
- Yara bölgelerini temiz ve kuru tutma
- Kolu tümüyle hareketsiz bırakmadan hafif hareketleri sürdürme
Kol hareketlerine neden dikkat edilmesi gerektiğini anlamak, bu öneriye uyumu kolaylaştırır. Pil kutusu, kolun hareketleriyle çalışan kasların yakınında, göğsün yan duvarında durur. Kol omuz hizasının çok üzerine kaldırıldığında ya da geriye doğru zorlandığında, bu bölgedeki dokular gerilir. İyileşmenin ilk haftalarında dokular henüz cihazı ve elektrotu sıkıca sarmamıştır; bu dönemdeki zorlayıcı hareketler cihazın ya da elektrotun yerinden oynamasına, cepte kan birikmesine veya dikişlerin gerilmesine yol açabilir. Birkaç hafta içinde çevre doku cihazı sararak onu yerinde sabitler; bu noktadan sonra hareket kısıtlaması gevşetilebilir.
Yara bölgelerinde ilk günlerde ağrı, morarma ve şişlik görülebilir; bunlar genellikle zamanla geriler. Uygun ağrı kesicilerle bu dönem rahatlatılabilir. Şiddetli ağrı, artan kızarıklık, ısı artışı, akıntı veya ateş gibi enfeksiyon belirtileri ortaya çıkarsa hekime başvurulmalıdır. Yara bakımı konusunda verilen önerilere uyulması, sorunsuz iyileşme için önemlidir.
Kola dikkat süreci genellikle birkaç hafta sürer. Bu dönemde günlük yaşam hafif hareketlerle sürdürülebilir; kolun tümüyle hareketsiz bırakılması, omuz sertliğine yol açabileceğinden önerilmez. Birkaç hafta sonra yapılan kontrolde yaraların iyileşmesi ve cihazın çalışması değerlendirilir. Bu dönemden sonra hasta genellikle normal aktivitelerine kademeli olarak dönebilir. İyileşme boyunca hekim önerilerine uyum, sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından esastır.
Uzun dönemde yaşam tarzıyla ilgili birkaç noktaya değinmek yararlıdır. Cihaz yerleştikten ve iyileşme tamamlandıktan sonra çoğu hasta günlük yaşamına, işine ve düzenli fiziksel etkinliğe dönebilir. Ancak göğüs bölgesine sert darbe alma olasılığı yüksek olan temaslı sporlar, cihaza zarar verebileceği ya da cilt bütünlüğünü bozabileceği için genellikle önerilmez. Yüzme ve benzeri etkinlikler için, yara tamamen iyileştikten sonra hekim onayı alınması uygundur. Etkinlik düzeyiyle ilgili öneriler, cihazdan çok altta yatan kalp hastalığının niteliğine göre belirlenir; bu nedenle her hasta için ayrı değerlendirme yapılır.
Deri Altı Defibrilatör ile Manyetik Cihaz ve MR Uyumu Nasıldır?
Deri altı defibrilatör taşıyan hastalar da, diğer kalp cihazı olan hastalar gibi, günlük yaşamdaki elektromanyetik cihazlar ve tıbbi görüntüleme yöntemleri konusunda bazı hususlara dikkat etmelidir. Modern cihazlar dış etkilere karşı önemli ölçüde korumalı üretilir; bu nedenle günlük yaşamda kullanılan çoğu cihaz sorun oluşturmaz.
Ev aletleri, televizyon, bilgisayar, mikrodalga fırın gibi cihazlar normal kullanımda deri altı defibrilatörü etkilemez. Cep telefonu da güvenle kullanılabilir; ancak telefonun cihazın bulunduğu bölgeden bir miktar uzak tutulması genel bir öneri olarak verilir. Güvenlik kapılarından hızlı ve durmadan geçilmesi, cihaza yaslanılmaması önerilir. Cihaz taşındığını belirten kart, gerektiğinde güvenlik personeline gösterilebilir.
Bazı ürünlerde bulunan güçlü mıknatıslar özel dikkat gerektirir. Mıknatıslı telefon kılıfları, mıknatısla tutunan kablosuz şarj aksesuarları, mıknatıslı takılar ve bazı kulaklıklar, cihazın yakınına getirildiğinde cihazın çalışmasını geçici olarak etkileyebilir. Bu nedenle bu tür ürünlerin cihazın bulunduğu bölgeye, yani göğsün sol yan tarafına yakın taşınmaması önerilir. Örneğin telefonu göğüs cebinde taşımak yerine karşı taraftaki bir cebe koymak basit ve etkili bir önlemdir. Aynı mantıkla, mıknatıslı bir ürünle cihazın üzerine uzun süre baskı yapılmaması gerekir.
İş ortamıyla ilgili bazı durumlar da değerlendirilmelidir. Güçlü elektrik akımı üreten endüstriyel ekipmanlar, kaynak makineleri, büyük jeneratörler, indüksiyonlu ısıtma sistemleri ve güçlü mıknatıs içeren makineler cihazı etkileyebilir. Bu tür bir ortamda çalışan hastaların, mesleklerinin ayrıntılarını hekimleriyle paylaşmaları ve gerekiyorsa iş yeri hekimiyle birlikte değerlendirme yapılması yararlıdır. Buna karşılık ofis ortamı, ev ortamı ve günlük yaşamda karşılaşılan çoğu elektrikli araç sorun oluşturmaz.
Manyetik rezonans görüntüleme (MR) konusu özel önem taşır. MR, güçlü bir manyetik alan kullandığından, kalp cihazları açısından dikkat gerektirir. Modern deri altı defibrilatörlerin bir kısmı, belirli koşullar altında MR uyumlu (MR-şartlı) olarak üretilir. Bu, MR çekiminin uygun ayarlar ve koşullar sağlandığında yapılabileceği anlamına gelir. Ancak bu, cihazın modeline ve MR koşullarına bağlıdır.
Bu nedenle MR çekimi gerektiğinde, hastanın kalbinde deri altı defibrilatör bulunduğu ilgili sağlık personeline mutlaka bildirilmelidir. Cihazın MR uyumlu olup olmadığı ve hangi koşullarda çekim yapılabileceği önceden değerlendirilir. Gerekirse MR öncesi ve sonrası cihaz ayarları düzenlenir. Güçlü manyetik alan içeren diğer ortamlar ve endüstriyel ekipmanlar konusunda da hekime danışılması önerilir. Herhangi bir tıbbi işlem öncesi cihaz taşındığının bildirilmesi, güvenlik açısından esastır.
MR dışında da bazı tıbbi işlemler öncesinde cihazın bildirilmesi gerekir. Ameliyatlarda kullanılan elektrikli koter cihazları, ışın tedavisi, bazı fizik tedavi uygulamaları ve vücut dışından uygulanan bazı girişimler cihazı etkileyebilir. Bu durumlarda, işlem öncesinde cihazın geçici olarak şok verme işlevinin kapatılması ya da özel önlemler alınması gerekebilir; işlem sonrasında cihaz yeniden aktif hale getirilir. Diş tedavileri, ultrason görüntüleme ve röntgen filmi gibi işlemler ise cihazı etkilemez. Cihaz kartını yanında taşımak ve her sağlık başvurusunda cihazın varlığını belirtmek, bu değerlendirmelerin zamanında yapılmasını sağlar.
S-ICD Bataryası Ne Kadar Dayanır ve Nasıl Kontrol Edilir?
Deri altı defibrilatörün bataryası, cihazın çalışması için gerekli enerjiyi sağlar ve sınırlı bir ömre sahiptir. Batarya ömrü, cihazın modeline, ne sıklıkla şok verdiğine ve genel kullanımına bağlı olarak değişir. Genellikle bu cihazların bataryaları birkaç yıl ile on yılı aşan süreler arasında dayanabilir. Cihaz şok vermediği sürece batarya daha uzun süre dayanabilir; çünkü her şok önemli miktarda enerji tüketir.
Bataryanın en çok enerji harcadığı an, şok öncesindeki şarj olma aşamasıdır. Cihaz bu aşamada, kısa sürede yüksek enerji biriktirmek zorundadır ve bu, sürekli izleme sırasında harcanan enerjiden kat kat fazladır. Dikkat çekici olan, şok gerçekten verilmese bile, tehlikeli sanılan bir ritim nedeniyle şarj olan cihazın enerji harcamış olmasıdır. Bu nedenle uygunsuz algılamalar, yalnızca hastayı rahatsız etmekle kalmaz, batarya ömrünü de kısaltır. Cihaz ayarlarının uygun biçimde düzenlenmesi, hem gereksiz şokları hem de gereksiz enerji tüketimini azaltarak batarya ömrünü uzatır.
Batarya durumu, düzenli cihaz kontrolleri sırasında değerlendirilir. Bu kontroller, özel programlama cihazları aracılığıyla ağrısız biçimde yapılır. Cihaz cilt üzerinden defibrilatör ile iletişim kurarak batarya durumu, cihazın kaydettiği ritim olayları ve genel çalışması hakkında bilgi verir. Bu sayede bataryanın kalan ömrü tahmin edilebilir.
Kontrol sırasında yalnızca batarya değil, sistemin bütünü değerlendirilir. Elektrotun düzgün çalışıp çalışmadığı, algılamanın kalitesi, cihazın kaydettiği ritim olayları ve varsa verilen şokların ayrıntıları incelenir. Cihaz, şok vermediği durumlarda bile önemli ritim olaylarını kaydeder; bu kayıtlar, hastanın kalp durumu hakkında değerli bilgi verir ve ilaç tedavisinin gözden geçirilmesine yol açabilir. Kontroller genellikle birkaç ayda bir planlanır; batarya ömrünün sonuna yaklaşıldığında bu aralık kısaltılır. Kontrol işlemi ağrısızdır ve kısa sürer; cihazın üzerine bir başlık yerleştirilerek iletişim kurulur.
Batarya belirli bir düzeyin altına indiğinde, cihaz bir uyarı moduna geçerek değişim zamanının yaklaştığını gösterir. Bu sayede batarya tamamen tükenmeden, planlı biçimde değişim yapılabilir. Bataryanın planlı değişimi, cihazın koruma işlevinin kesintiye uğramaması açısından önemlidir. Düzenli kontroller, bu değişimin doğru zamanda planlanmasına olanak tanır.
Bu uyarı sistemi, hastanın aniden korumasız kalmasını önlemek için tasarlanmıştır. Uyarı düzeyine ulaşıldığında cihaz hemen çalışmayı bırakmaz; belirli bir süre boyunca koruma işlevini sürdürmeye devam eder. Bu süre, değişim işleminin sakin biçimde planlanmasına olanak tanıyacak kadar uzundur. Bazı cihazlar, batarya uyarısı geldiğinde titreşim ya da sesli uyarı verebilir; böyle bir uyarı fark edildiğinde, planlanmış kontrol gününü beklemeden başvurmak gerekir. Bu nedenle cihazın verdiği uyarı sinyallerinin ne anlama geldiğinin hastaya önceden anlatılması yararlıdır.
Batarya değiştirilmesi gerektiğinde, genellikle yalnızca pil kutusu (jeneratör) yenilenir. Elektrot sağlam olduğu sürece yerinde bırakılır ve yeniden yerleştirilmesine gerek kalmaz. Pil kutusunun değişimi, ilk yerleştirme işlemine göre daha basit ve kısa bir girişimdir. Bazı modern cihazlar uzaktan takip özelliğine sahiptir; bu sayede cihaz verileri düzenli olarak iletilebilir ve bataryanın durumu daha yakından izlenebilir. Düzenli kontrollere uyum, cihazın güvenilir biçimde çalışması ve koruma işlevini sürdürmesi açısından esastır.
Uzaktan takip sistemleri, hasta evindeyken cihaz verilerinin düzenli aralıklarla merkeze iletilmesini sağlar. Bu sayede batarya durumu, elektrot işlevi ve kaydedilen ritim olayları, hasta hastaneye gelmeden değerlendirilebilir. Bir sorun belirdiğinde hasta çağrılır; her şey yolundaysa gereksiz ziyaret önlenmiş olur. Bu sistem, yüz yüze kontrolleri tümüyle ortadan kaldırmaz; ancak sıklığını azaltabilir ve olası sorunların daha erken fark edilmesini sağlar. Uzaktan takip kullanılıyor olsa bile, hastanın şok alması, cihazdan uyarı sesi gelmesi ya da belirgin bir şikayet ortaya çıkması durumunda beklemeden başvurulmalıdır.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, muayene ve tedavinin yerine geçmez. Şikayetleriniz için lütfen ilgili uzman hekime başvurunuz.