Ortopedi ve Travmatoloji

PRP Tedavisi (Trombositten Zengin Plazma)

PRP yaklaşımı hastanın kendi kanından elde edilen trombositten zengin plazma ile iyileşmeyi destekler. Koru Hastanesi olarak PRP uygulamasının kullanıldığı alanları ve etki mekanizmasını açıklıyoruz.

PRP, Platelet Rich Plasma (trombositten zengin plazma) ifadesinin tıp literatüründeki kısaltmasıdır ve hastanın kendi toplardamarından alınan kanın, özel işlemlerden geçirilerek büyüme faktörleri açısından zenginleştirilmiş plazma kısmının ayrıştırılması esasına dayanan biyolojik bir tedavi yöntemidir. Santrifüj (yüksek hızlı döndürme) işlemi uygulanarak elde edilen bu plazma, kandaki normal trombosit konsantrasyonunu fizyolojik seviyelerin 2 ila 8 kat üzerine çıkararak hasarlı dokuda hızlı bir iyileşme kaskadı (zincirleme reaksiyon) başlatır. Sağlıklı bir yetişkin bireyin mililitrede ortalama 150.000 ila 450.000 arasında olan trombosit sayısı, ortopedik amaçla hazırlanan PRP solüsyonlarında mililitrede 1.000.000'un üzerine çıkarılarak terapötik (tedavi edici) düzeye ulaştırılır. İşlem için hastadan steril laboratuvar koşullarında 10 ila 20 mililitre arasında venöz kan (toplardamar kanı) özel antikoagülan (kan sulandırıcı) içeren tüplere alınır. Alınan bu kan, ortalama 3000 ila 4000 RPM (dakika devir sayısı) hızda, 8 ila 15 dakika boyunca özel santrifüj cihazlarında işleme tabi tutulur. Bu döndürme işlemi sonucunda kan; eritrosit (kırmızı kan hücreleri), plazma ve buffy coat (trombositten zengin beyaz tabaka) olmak üzere yoğunluklarına göre üç belirgin katmana ayrışır. Ortopedi uygulamalarında, eritrosit ve lökosit (beyaz kan hücresi) oranı azaltılmış, saf trombosit içeren süspansiyonlar doku iyileşmesinde ve enflamasyon kontrolünde tercih edilir. Elde edilen bu terapötik plazma, dış ortamda bekletildiğinde aktivitesini kaybedebileceği için hazırlandıktan sonraki ilk 10 ila 30 dakika içerisinde doğrudan hedef dokuya enjekte edilmelidir. Otojen (kişinin kendisinden alınan) bir materyal olması sebebiyle alerjik reaksiyon, doku uyuşmazlığı veya immünolojik (bağışıklık sistemiyle ilgili) reddedilme riski barındırmaz. Trombositler, sitoplazmalarında (hücre içi sıvı) bulunan alfa granüllerinde yoğun miktarda büyüme faktörü ve sitokin (hücreler arası haberci protein) depolayarak hasarlı dokunun onarımında birincil görevi üstlenirler.

PRP Tedavisinin Hücresel Etki Mekanizması

Trombositler, doku hasarı meydana geldiğinde pıhtılaşma sürecini başlatmanın yanı sıra doku onarımını ve hücreler arası sinyal iletimini uyaran biyoaktif proteinleri salgılama özelliğine sahiptir. Aktive olan trombositlerin alfa granüllerinden salınan PDGF (trombosit kaynaklı büyüme faktörü), hedef bölgedeki hücre bölünmesini ve kollajen (bağ dokusu proteini) sentezini doğrudan uyarır. Solüsyonda yüksek oranda bulunan TGF-beta (transforme edici büyüme faktörü beta), osteoblast (kemik yapıcı hücre) ve kondrosit (kıkırdak hücresi) proliferasyonunu (çoğalmasını) destekleyerek eklem içi dokuların yenilenmesine katkı sağlar. VEGF (vasküler endotelyal büyüme faktörü), hasarlı ve beslenmesi bozulmuş dokuda anjiyogenez (yeni damar oluşumu) sürecini tetikleyerek lokal kanlanmayı ve oksijenlenmeyi artırır. EGF (epidermal büyüme faktörü) ve FGF (fibroblast büyüme faktörü), epitel (örtü doku) hücrelerinin göçünü ve hücre dışı matrisin yeniden şekillenmesini hızlandırarak iyileşme süresini kısaltır. Bu büyüme faktörleri, enjeksiyonu takip eden ilk 10 dakika içinde mevcut depolarının %70'ini, ilk 1 saat içinde ise neredeyse tamamını salarak hedef dokudaki reseptörlere (alıcılara) bağlanır. Kemotaksis (hücrelerin kimyasal uyaranla çekilmesi) mekanizması sayesinde, vücudun diğer bölgelerindeki mezenkimal kök hücrelerin hasarlı alana göç etmesi ve burada özelleşmiş doku hücrelerine dönüşmesi sağlanır. PRP içeriğindeki proteinler, lokal inflamasyonu (bölgesel iltihabı) modüle ederek (düzenleyerek) kronikleşmiş ve iyileşmesi durmuş hasarlı dokularda fizyolojik onarım fazını yeniden başlatır. Doku rejenerasyonu (yenilenmesi) sürecinde, tip 1 ve tip 3 kollajen liflerinin sentezlenmesi ile tendon ve bağ dokusunun çekme ve gerilme mukavemeti artırılır. Katabolik (yıkıcı) enzimlerin aktivitesi baskılanarak, eklem içi kıkırdak matrisinin proteoglikan (kıkırdak yapısını oluşturan şeker-protein molekülü) kaybı ve kıkırdak aşınması yavaşlatılır.

Ortopedide PRP Tedavisinin Kullanım Alanları

Ortopedi ve travmatoloji pratiğinde PRP, kas-iskelet sisteminin dejeneratif (aşınmaya bağlı) ve travmatik hasarlarında hücresel iyileşmeyi başlatmak amacıyla yaygın olarak tercih edilen bir yöntemdir. Osteoartrit (eklem kireçlenmesi) başta olmak üzere, tendon, bağ, kas ve kıkırdak yaralanmalarında doku bütünlüğünü korumak ve ağrıyı kontrol altına almak amacıyla uygulanır. Kronik tendinopatiler (tendonun uzun süreli yıpranması), özellikle aşil tendonu, patellar tendon ve omuz ekleminde rotator manşet (omuz döndürücü kılıf) yırtıklarında doku kalitesini artırmak için kullanılır. Lateral epikondilit (tenisçi dirseği) ve medial epikondilit (golfçü dirseği) gibi tendon yapışma yeri hastalıklarında, kronikleşmiş ağrıların tedavisinde yüksek başarı oranlarına sahiptir. Plantar fasiit (topuk dikeni ile seyreden ayak tabanı zarı iltihabı) olgularında, topuk altındaki kalınlaşmış fasyanın (zar dokusunun) gerginliğini azaltmak ve mikro yırtıkları onarmak amacıyla lokal olarak enjekte edilir. Akut kas yırtıkları (özellikle sporcularda sık görülen hamstring ve kuadriseps kas gruplarında) ile derece 1 ve 2 ligament (bağ) yaralanmalarında iyileşme süresini kısaltır. Menisküs yırtıklarının konservatif (ameliyatsız) tedavisinde ve cerrahi olarak dikilen menisküs dokularının iyileşme hızını artırmada eklem içi uygulamalarla destekleyici rol oynar. Kaynama gecikmesi gösteren psödoartroz (yalancı eklem/kırık kaynamaması) durumlarında, kırık hattındaki osteojenik (kemik yapıcı) aktiviteyi uyarmak amacıyla lokal enjeksiyonlar yapılır. Eklem kıkırdağı defektlerinde (kıkırdak kayıplarında), cerrahi müdahale sonrasında kıkırdak doku kalitesini artırmak ve hyalin kıkırdak benzeri doku oluşumunu desteklemek amacıyla intraartiküler (eklem içi) olarak uygulanır. Kronik ayak bileği instabilitelerinde (gevşekliklerinde), zayıflamış lateral kollateral ligament (dış yan bağ) kompleksinin gerginliğini ve mekanik dayanıklılığını artırmak için tercih edilir.

Diz Kireçlenmesinde (Osteoartrit) PRP Uygulaması

Gonartroz (diz kireçlenmesi), eklem kıkırdağının ilerleyici kaybı, eklem aralığının daralması ve osteofit (kemik çıkıntısı) oluşumu ile karakterize, kronik ve kısıtlayıcı bir eklem hastalığıdır. PRP, Kellgren-Lawrence radyolojik evreleme sistemine göre evre 1, evre 2 ve evre 3 düzeyindeki hafif ve orta dereceli diz kireçlenmelerinde semptomların hafifletilmesinde etkindir. Evre 4 (ileri derece) kireçlenmelerde eklem aralığı tamamen kapandığı ve mekanik aşınma en üst düzeyde olduğu için, PRP'nin kıkırdak yenileyici etkisi sınırlı kalmakta, sadece geçici ağrı kontrolü sağlayabilmektedir. Uygulama, eklem içi sinovyal sıvı (eklem sıvısı) kalitesini ve viskozitesini (akışkanlığa karşı direncini) artırarak eklem yüzeylerinin birbirine sürtünmesini azaltır. İntraartiküler (eklem içi) PRP enjeksiyonu, eklemdeki proinflamatuar (iltihap yapıcı) sitokinlerin seviyesini düşürerek sinoviti (eklem zarı iltihabını) ve eklem içi ödemi kontrol altına alır. Klinik çalışmalarda, hafif ve orta derece diz kireçlenmesi olan hastaların WOMAC (fiziksel fonksiyon ve ağrı indeksi) skorlarında, tedaviyi takip eden 6. ayda %40 ila %60 oranında fonksiyonel düzelme saptanmıştır. PRP tedavisinin diz kireçlenmesindeki etkinliği, hyaluronik asit (eklem sıvısı takviyesi) enjeksiyonları ile kıyaslandığında daha uzun süreli (ortalama 9 ila 12 ay) ağrı kontrolü ve hareket açıklığı sağlar. Tedavi protokolü genellikle hastanın klinik tablosuna, kıkırdak hasarının derinliğine ve yaşına bağlı olarak 2 ila 4 hafta arayla, toplamda 3 seans şeklinde planlanır. Uygulama sonrasında eklem içi kayganlığın artmasıyla birlikte hastaların merdiven inip çıkma, çömelme ve günlük yürüme mesafelerinde belirgin fonksiyonel artışlar gözlenir. Kıkırdak dokusunda kondrosit (kıkırdak hücresi) apoptozunu (programlı hücre ölümünü) engelleyerek eklemdeki dejenerasyon sürecini yavaşlatıcı histolojik (doku düzeyinde) etkiler gösterir.

Tenisçi Dirseği ve Tendon Hasarlarında PRP Tedavisi

Lateral epikondilit (tenisçi dirseği), el bileğini yukarı kaldıran ekstansör tendonların dirsek kemiğine yapıştığı bölgedeki mikroyırtıklar, kollajen dejenerasyonu ve yetersiz kanlanma ile karakterize kronik bir aşırı kullanım hastalığıdır. Tendonların anatomik yapısı gereği kanlanması kas dokusuna göre daha az olduğundan, bu bölgelerde meydana gelen hasarların vücut tarafından kendiliğinden onarılma kapasitesi oldukça sınırlıdır. PRP enjeksiyonu, tendon yapışma bölgesine yoğunlaştırılmış büyüme faktörleri ulaştırarak kronikleşmiş dejeneratif süreci akut ve aktif bir iyileşme fazına dönüştürür. Uygulama, doğruluğu artırmak ve çevre dokulara zarar vermemek amacıyla ultrasonografi (ses dalgaları ile görüntüleme) kılavuzluğunda doğrudan hasarlı tendon liflerinin içine ve çevresine (peritendinöz) yapılır. Tenisçi dirseğinde PRP enjeksiyonu sonrasında, ilk 2-3 hafta boyunca lokal inflamasyonun uyarılmasına bağlı olarak dirsek ağrısında geçici bir artış gözlenmesi beklenen bir durumdur. Yapılan randomize kontrollü klinik araştırmalarda, PRP uygulanan lateral epikondilit hastalarında 12. haftadan itibaren ağrı skorlarında %70'in üzerinde azalma ve kavrama gücünde artış bildirilmiştir. Kortikosteroid enjeksiyonları kısa vadede (ilk 4-6 hafta) hızlı ağrı kontrolü sağlarken, PRP tedavisi uzun vadede (1-2 yıl) doku onarımı sağlayarak hastalığın tekrarlama riskini belirgin şekilde düşürür. Aşil tendinopatisi ve patellar tendinit (atlayıcı dizi) gibi yüksek yük taşıyan tendonlarda, PRP enjeksiyonu tendon kalınlığını normalize eder ve tendon içi yırtıkların kapanmasını destekler. Tendon içi kollajen fibrillerinin çapraz bağlarla birbirine tutunmasını artırarak, tendonun mekanik yüklenme ve gerilme eşiğini tedavi öncesi seviyelere ulaştırır. Tedavi protokolü, tendon hasarının kronikliğine ve tendonun kalınlığına göre değişmekle birlikte, genellikle 3 ila 4 hafta aralıklarla uygulanan 2 veya 3 seans şeklinde düzenlenir.

Kas Yaralanmaları ve Bağ Esnemelerinde PRP Kullanımı

Profesyonel sporcularda ve aktif bireylerde hamstring, kuadriseps ve gastroknemius (baldır) kaslarında meydana gelen yırtıklar, spor yaşantısına ara verilmesine neden olan ciddi yaralanmalardır. Derece 1 (hafif esneme ve mikroyırtık) ve Derece 2 (kısmi yırtık) kas ve bağ yaralanmalarında PRP, hasarlı bölgedeki hematom (kan birikmesi) boşaltıldıktan sonra doğrudan yırtık alanına enjekte edilir. Kas dokusuna uygulanan PRP, uydu hücreleri (kas kök hücreleri) olarak bilinen satelit hücrelerinin aktivasyonunu ve hızlı bir şekilde çoğalmasını tetikler. Bu hücresel aktivasyon, kas yırtıklarının fonksiyon görmeyen sert bağ dokusu (fibrozis/nedbe dokusu) yerine orijinal ve kasılabilir kas lifleri ile iyileşmesini sağlar. Klinik gözlemlerde, PRP tedavisi uygulanan sporcularda kas yırtıklarının iyileşme ve sahaya dönüş sürelerinin ortalama %30 ila %40 oranında kısaldığı tespit edilmiştir. Ayak bileği lateral kollateral ligament (dış yan bağ) yaralanmalarında, PRP enjeksiyonu bağın mekanik stabilitesini ve gerim gücünü hızla geri kazandırarak eklem gevşekliğini önler. Akut dönemde (yaralanmayı takip eden ilk 48-72 saat içinde) uygulanan PRP, inflamatuar fazı optimize ederek aşırı ödem oluşumunu ve buna bağlı gelişen şiddetli ağrıyı kontrol altına alır. Bağ dokusunun iyileşme sürecinde zayıf olan tip 3 kollajenin yerini daha dayanıklı olan tip 1 kollajenin almasını hızlandırarak bağın eski fizyolojik yapısına ulaşmasını destekler. Kronik bağ gevşekliği olan hastalarda, eklem instabilitesini önlemek amacıyla uygulanan propriyosepsiyon (eklem pozisyon duyusu) rehabilitasyonu ile birlikte PRP enjeksiyonları sinerjik etki gösterir. Yaralanma bölgesinde yeni mikrodamar ağları (anjiyogenez) oluşturarak, metabolik aktivitesi düşük olan bağ dokusunun beslenmesini ve uzun vadeli dayanıklılığını artırır.

PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır?

PRP tedavisi, tam teşekküllü steril poliklinik veya ameliyathane koşullarında, uzman ortopedist tarafından gerçekleştirilen minimal invaziv (girişimsel) bir tıbbi işlemdir. Uygulama öncesinde hastanın dirsek önü veninden (toplardamarından) özel koruyucu jel ve sodyum sitrat gibi antikoagülan (kan sulandırıcı) maddeler içeren tüplere yaklaşık 10-20 cc kan alınır. Kanın santrifüj edilmesi, hücrelerin ayrıştırılması ve terapötik plazmanın enjeksiyona hazır hale getirilmesi aşamaları yaklaşık 15 ila 20 dakika sürer. Enjeksiyon yapılacak bölge, antiseptik (mikrop öldürücü) solüsyonlar ile üç kez silinerek steril örtü yardımıyla çevre dokulardan izole edilir. Uygulama esnasında hastanın ağrı ve enjeksiyon konforunu artırmak amacıyla, cilde lokal anestezik (bölgesel uyuşturucu) krem sürülebilir veya soğutucu spreyler uygulanabilir. Derin dokularda, eklem içi yerleşimlerde veya tendon çevresi uygulamalarda iğnenin tam hedefe ulaşmasını sağlamak amacıyla ultrasonografi (USG) kılavuzluğu tercih edilir. Hazırlanan 2 ila 5 mililitre arasındaki yoğunlaştırılmış PRP solüsyonu, uygun kalınlıktaki steril iğneler vasıtasıyla hedef anatomik bölgeye tek bir girişle enjekte edilir. Enjeksiyon işlemi tamamlandıktan sonra uygulama bölgesi steril gazlı bezle kapatılır ve sızıntıyı önlemek amacıyla hafif basınçlı bandaj uygulanır. Hasta, işlem sonrasında oluşabilecek geçici vazovagal reaksiyonlar (tansiyon düşmesine bağlı baş dönmesi veya bayılma) riskine karşı 15-20 dakika boyunca klinik ortamında istirahat ettirilir. Uygulamanın tamamı, kan alımından hastanın taburcu edilmesine kadar geçen sürede ortalama 30 ila 45 dakika içinde tamamlanarak hastanın günlük yaşamına dönmesine olanak tanır.

PRP Tedavisi Öncesinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

PRP tedavisinin klinik başarısı ve biyolojik etkinliği, hastanın kanındaki trombositlerin kalitesi, canlılığı ve fonksiyonel kapasitesi ile doğrudan ilişkilidir. İşlemden en az 7 ila 10 gün önce nonsteroid antiinflamatuar ilaçların (NSAİİ - aspirin, ibuprofen, naproksen, diklofenak gibi ağrı kesiciler) kullanımı tamamen sonlandırılmalıdır. Bu ilaçlar, trombositlerin membran (hücre zarı) fonksiyonlarını ve büyüme faktörü salınım mekanizmalarını bloke ederek tedavinin rejeneratif (yenileyici) kapasitesini önemli ölçüde azaltır. Sistemik kortikosteroid (kortizon) tedavisi alan veya enjeksiyon yapılacak eklem içine son 1 ay içinde kortizon enjeksiyonu yapılmış hastaların durumu hekime bildirilmelidir. İşlem öncesindeki 3 gün boyunca alkol tüketimi ve tütün mamullerinin kullanımı, hücresel iyileşme yanıtını ve büyüme faktörü sentezini baskıladığı için sonlandırılmalıdır. Hastanın düzenli olarak kullandığı antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçlar varsa, primer (asıl) takibini yapan kardiyolog veya dahiliye uzmanının onayı ile işlemden uygun süre önce kesilmeli veya düşük molekül ağırlıklı heparin ile değiştirilmelidir. Uygulama günü hastanın hidrasyon (vücut sıvı dengesi) seviyesinin yüksek olması, kan alımını kolaylaştıracağı ve plazma hacmini artıracağı için işlemden önceki 24 saatte en az 2-2.5 litre su tüketilmelidir. Aktif enfeksiyonu olan, ateşi 38 derecenin üzerine çıkan veya genel sistemik durumu bozuk olan hastalarda PRP uygulaması enfeksiyon kontrol altına alınana kadar ertelenmelidir. Hastanın işlem öncesinde ağır fiziksel aktivitelerden ve aşırı yorucu egzersizlerden kaçınması, kandaki bazal inflamatuar sitokin seviyelerinin stabil kalması açısından önem arz eder.

PRP Tedavisi Sonrası İyileşme Süreci ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

PRP enjeksiyonu sonrasında, hedef dokuda aktif bir biyolojik iyileşme ve inflamasyon süreci başladığı için ilk 24 ila 48 saat boyunca enjeksiyon bölgesinde ağrı, dolgunluk hissi, kızarıklık ve hafif şişlik görülmesi fizyolojik bir durumdur. Bu erken dönemde meydana gelen ağrılar için kesinlikle nonsteroid antiinflamatuar (NSAİİ) grubu ağrı kesiciler kullanılmamalı, aksi takdirde enjeksiyonun başlattığı iyileşme süreci durdurulmuş olur. Ağrı kontrolü sağlamak amacıyla sadece hekimin reçete ettiği parasetamol grubu analjezikler (ağrı kesiciler) veya zayıf opioid türevleri tercih edilmelidir. Enjeksiyon bölgesindeki ödemi ve aşırı ısı artışını hafifletmek için ilk 48 saat boyunca günde 3-4 kez, 10-15 dakika süreyle soğuk kompres (buz uygulaması) yapılmalıdır. Buz uygulaması yapılırken buz torbasının doğrudan cilde temas etmesi engellenmeli, ince bir havlu veya bez üzerinden uygulanarak soğuk ısırığı riski önlenmelidir. Uygulama yapılan eklem veya uzuv, işlemden sonraki ilk 48 saat boyunca ağır yüklenmelerden, ani hareketlerden ve uzun süreli ayakta kalmaktan korunmalıdır. Enjeksiyon yapılan bölgenin enfeksiyon kapmasını önlemek amacıyla ilk 24 saat boyunca suyla temasından kaçınılmalı, banyo veya duş yapılmamalıdır. Tedaviyi takip eden ilk 1 hafta boyunca pilates, fitness, koşu, ağırlık kaldırma gibi ağır egzersizler ve sportif faaliyetler tamamen askıya alınmalıdır. İkinci haftadan itibaren, doku onarımını desteklemek amacıyla fizyoterapist eşliğinde germe, izometrik (kas boyu değişmeden yapılan) güçlendirme ve eklem hareket açıklığı egzersizlerine başlanmalıdır. Hücresel düzeyde başlayan doku onarımının tamamlanması ve klinik iyileşmenin (ağrısız hareket açıklığının) belirginleşmesi genellikle 4 ila 6 hafta arasında gerçekleşir.

PRP Tedavisinin Yan Etkileri ve Risk Faktörleri

PRP, hastanın kendi kanından elde edilen otolog (kendine ait) bir ürün olduğu için yabancı protein reaksiyonu, bulaşıcı hastalık geçişi ve alerjik reaksiyon riski barındırmayan son derece güvenli bir yöntemdir. Bununla birlikte, her enjeksiyonlu girişimsel işlemde olduğu gibi PRP uygulamasında da enjeksiyon yerinde lokal enfeksiyon (selülit veya septik artrit) gelişme riski mevcuttur. Enfeksiyon riskini minimize etmek amacıyla tüm hazırlık, santrifüj ve uygulama süreçleri mutlak sterilite (asepsi-antisepsi) kurallarına uygun olarak laminar akımlı kabinlerde veya kapalı sistem tüplerde gerçekleştirilmelidir. Enjeksiyon esnasında iğne ucunun periferik sinir liflerine veya büyük kan damarlarına temas etmesi sonucu geçici nöropatik (sinirsel) ağrı, uyuşma veya doku içi hematom (kanama) oluşabilir. Uygulama bölgesinde geçici doku sertliği, enjeksiyon yerinde hassasiyet ve lokal morarma ilk birkaç gün içinde herhangi bir müdahaleye gerek kalmaksızın kendiliğinden geriler. Büyüme faktörlerinin lokal dokuda başlattığı akut inflamatuar reaksiyon, bazı hastalarda geçici olarak eklem sertliği ve hareket kısıtlılığına yol açabilir ancak bu durum 3-5 gün içinde hafifler. Kötü enjeksiyon tekniğiyle veya uygun olmayan derinliğe yapılan enjeksiyonlar, tendon liflerinde mekanik hasara veya yumuşak dokuda istenmeyen kalsifikasyon (kireçlenme) odaklarının oluşmasına neden olabilir. Vazovagal reaksiyonlar (tansiyon düşmesi, soğuk terleme, baş dönmesi), özellikle iğne fobisi olan veya işlem öncesi açlık durumu bulunan hastalarda işlem sırasında veya hemen sonrasında görülebilir. Uygulama sonrasında enjeksiyon yerinde durdurulamayan şiddetli ağrı, 38 derecenin üzerinde sistemik ateş, titreme ve enjeksiyon bölgesinde aşırı ısı artışı ile birlikte irinli akıntı varlığında vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır.

PRP Tedavisi Kimlere Uygulanamaz?

PRP tedavisi, belirli sistemik hastalıkları, hematolojik (kan bilimiyle ilgili) bozuklukları ve aktif klinik durumları olan bireylerde kesin veya göreceli olarak kontrendikedir (uygulanması sakıncalıdır). Kandaki trombosit sayısı mililitrede 100.000'in altında olan trombositopeni (pulcuk düşüklüğü) hastalarında, elde edilecek plazmanın büyüme faktörü konsantrasyonu yetersiz olacağından tedavi uygulanmaz. Hemofili, von Willebrand hastalığı gibi koagülopati (pıhtılaşma bozukluğu) tanısı olan ve aktif kanama eğilimi bulunan hastalarda enjeksiyon bölgesinde şiddetli kanama riski nedeniyle kontrendikedir. Enjeksiyon yapılması planlanan anatomik bölgede, eklem çevresindeki ciltte aktif enfeksiyon, selülit, egzama veya açık yara varlığında işlem enfeksiyonun derin dokulara taşınma riskinden dolayı ertelenmelidir. Sepsis (sistemik kan zehirlenmesi) veya aktif bakteriyel/viral enfeksiyonu olan hastalarda, patojenlerin enjeksiyon yoluyla eklem içine yayılma riskinden dolayı kesinlikle uygulanmaz. Son 5 yıl içinde malignite (kanser) tanısı almış, aktif kemoterapi veya radyoterapi gören hastalarda büyüme faktörlerinin tümör hücreleri üzerindeki potansiyel mitojenik (hücre bölünmesini uyarıcı) etkisinden dolayı tercih edilmez. Gebelik ve emzirme dönemindeki hastalarda, PRP'nin fetüs veya bebek üzerindeki sistemik etkilerine dair yeterli kanıta dayalı klinik çalışma bulunmadığı için güvenlik amacıyla uygulanması önerilmez. Kronik karaciğer hastalığı, siroz veya ağır böbrek yetmezliği nedeniyle pıhtılaşma faktörleri sentezi yetersiz olan ve trombosit fonksiyonları bozulan bireylerde tedavi etkinliği düşüktür. Sistemik otoimmün (bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırdığı) bağ dokusu hastalıklarının (örneğin aktif romatoid artrit veya lupus) alevlenme dönemlerinde eklem içi enjeksiyonlardan kaçınılmalıdır. Günde 10 mg ve üzeri sistemik kortikosteroid kullanan hastalarda, ilacın güçlü immünsupresif (bağışıklık baskılayıcı) etkisi nedeniyle PRP'nin rejeneratif kapasitesi tamamen ortadan kalkar.

PRP Tedavisinin Başarı Oranları ve Etki Süresi

PRP tedavisinin klinik başarısı; hastanın yaşına, aktivite düzeyine, hasarın kronikliğine, uygulanan anatomik bölgeye ve hastanın sistemik sağlık durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterir. Erken evre diz kireçlenmelerinde (evre 1 ve evre 2) PRP tedavisinin başarı oranı, ağrının azaltılması ve eklem hareket açıklığının artırılması açısından %75 ila %85 arasındadır. Tendon hasarlarında (özellikle lateral epikondilit ve aşil tendinitinde), uygun eksantrik egzersiz programı ile kombine edildiğinde uzun dönemli hasta memnuniyet oranı %80'in üzerinde seyreder. Enjeksiyon sonrasında hücresel düzeyde başlayan doku onarımı 2. haftadan itibaren aktifleşir, hastanın hissettiği belirgin klinik etki ve ağrısız dönem ise genellikle 4 ila 6. haftalarda maksimum seviyeye ulaşır. PRP'nin sağladığı terapötik etki geçici bir ağrı maskeleme yöntemi olmayıp, doku onarımına dayandığı için ortalama 9 ila 18 ay boyunca kalıcılığını korur. Hasarın derecesine ve hastanın eklemine binen mekanik yüke göre yılda bir kez tekrarlanan idame (koruyucu) dozları, elde edilen fonksiyonel kazanımların süresini uzatır. İleri yaş (65 yaş ve üzeri) gruplarında, trombosit kalitesindeki ve büyüme faktörü konsantrasyonundaki doğal biyolojik azalmaya bağlı olarak başarı oranları genç hastalara kıyasla daha düşüktür. Tedavinin başarısını artırmak için enjeksiyon sonrasında uygulanan kişiye özel fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına hastanın tam uyum sağlaması kritik önem taşır. Düzenli beslenme, sigara kullanmama, yeterli uyku düzeni ve yüksek hidrasyon gibi sistemik faktörler, elde edilen plazmanın kalitesini ve dolayısıyla tedavi başarısını doğrudan ve olumlu yönde etkiler.

Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.

Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, PRP Tedavisi (Trombositten Zengin Plazma) ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.

Uzman Hekimlerimizle Tanışın

Sağlığınız için hemen randevu alın veya bizi arayın.

Sıkça Sorulan Sorular

PRP (Trombositten Zengin Plazma) tedavisinin hücresel düzeyde etki mekanizması nedir ve hasarlı dokulardaki iyileşme sürecini nasıl uyarır?
PRP, hastanın kendi kanından elde edilen plazmanın santrifüj edilerek trombosit (pıhtılaşma hücresi) konsantrasyonunun 3 ila 5 kat artırılmasıyla elde edilir. Bu yoğunlaştırılmış hücreler, dokuya enjekte edildiğinde PDGF (trombosit kaynaklı büyüme faktörü) ve TGF-beta (transforme edici büyüme faktörü) gibi sitokinleri salgılayarak kollajen sentezini ve yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) uyarır. Hücresel düzeydeki bu sinyaller, hasarlı tendon, kıkırdak veya kas dokularında doğal bir inflamasyon tetikleyerek lokal doku onarımını başlatır.
Diz kireçlenmesi (gonartroz) şikayeti olan hangi yaş grubundaki hastalarda PRP tedavisi daha yüksek başarı oranına sahiptir ve hangi evrede uygulanmalıdır?
Diz kireçlenmesi (gonartroz) vakalarında PRP tedavisi, genellikle 40-65 yaş arasındaki, eklem kıkırdağı tamamen aşınmamış hastalarda daha belirgin klinik sonuçlar vermektedir. Kellgren-Lawrence radyolojik evrelemesine göre Evre 1, 2 ve hafif düzeyde Evre 3 olan hastalarda ağrı skorlarında %60 ila %80 oranında azalma gözlenebilirken, ileri evre (Evre 4) kireçlenmelerde bu başarı oranı %30'un altına düşmektedir. Tedavi kararı, hastanın eklem hareket açıklığı ve kıkırdak kaybının derecesine göre bireysel olarak planlanır.
PRP (Trombositten Zengin Plazma) tedavisi hangi sistemik hastalıklara veya kan parametrelerine sahip kişilere kesinlikle uygulanamaz?
PRP uygulaması, aktif kanser öyküsü olanlarda, metastatik hastalıklarda ve enjeksiyon bölgesinde aktif enfeksiyonu bulunan kişilerde kesinlikle kontrendikedir (uygulanamaz). Ayrıca trombosit sayısı mikrolitrede 100.000'in altında olan (trombositopeni) veya kronik karaciğer hastalığı (siroz) olan bireylerde de bu tedavi tercih edilmez. Antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaç kullananlarda ise kanama ve hematom (doku içi kan birikmesi) riski nedeniyle işlem öncesi hekim kontrolünde ilaç düzenlemesi gerekebilir.
PRP tedavisi planlanan bir hastaya işlem öncesinde hangi laboratuvar testleri ve radyolojik görüntüleme tetkikleri yapılmalıdır?
PRP öncesinde hastanın genel sağlık durumunu ve kan tablosunu değerlendirmek amacıyla tam kan sayımı (hemogram) ve özellikle trombosit (PLT) düzeyleri incelenir. Uygulama yapılacak bölgenin anatomik durumunu ve hasar derecesini belirlemek için ise genellikle manyetik rezonans (MRG) veya kas-iskelet sistemi ultrasonografisi (USG) tetkikleri istenir. Bu tetkikler, enjeksiyonun tam olarak hangi anatomik noktaya (örneğin tendon kılıfı veya eklem içi) yapılacağını belirlemek için kritik öneme sahiptir.
Kas ve tendon yaralanmalarında (örneğin tenisçi dirseği) uygulanan PRP tedavisinin seans sayısı, seans aralıkları ve toplam tedavi süresi nasıl planlanır?
Lateral epikondilit (tenisçi dirseği) ve benzeri tendon patolojilerinde PRP tedavisi genellikle hastanın klinik yanıtına bağlı olarak 2 ila 3 seans şeklinde planlanır. Seanslar arasındaki süre, doku iyileşme döngüsüne uyum sağlamak amacıyla 2 ila 4 hafta (ortalama 21 gün) olarak belirlenir. Toplam tedavi süreci, ilk enjeksiyondan itibaren yaklaşık 6 ila 8 haftayı bulmakta ve klinik etkinliğin tam olarak ortaya çıkması 3. aydan sonra gözlenmektedir.
Saç dökülmesi (androjenetik alopesi) tedavisinde kullanılan PRP yönteminin saç yoğunluğu üzerindeki başarı oranları ve klinik sonuçları nelerdir?
Androjenetik alopesi (erkek tipi saç dökülmesi) olan hastalarda yapılan klinik çalışmalarda, PRP tedavisinin saç yoğunluğunu %15 ila %30 oranında artırabildiği ve saç teli kalınlığında belirgin iyileşme sağladığı gösterilmiştir. Tedavi genellikle ilk yıl 3-4 seans (ayda bir) ve sonrasında her 6 ayda bir hatırlatma dozu şeklinde uygulanır. Ancak tamamen dökülmüş ve kıl folikülü canlıliğini yitirmiş alanlarda PRP tedavisinin yeni saç çıkarma özelliği bulunmamaktadır.
PRP (Trombositten Zengin Plazma) enjeksiyonu sonrasında gelişebilecek lokal yan etkiler ve nadir görülen komplikasyonlar nelerdir?
PRP tedavisinde hastanın kendi kanı kullanıldığı için alerjik reaksiyon veya doku reddi gibi sistemik yan etkilerin görülme olasılığı son derece düşüktür. Ancak enjeksiyon bölgesinde ilk 24-48 saat boyunca hafif ağrı, şişlik, kızarıklık ve lokal hassasiyet gibi inflamatuar yanıtlar %15 ila %20 oranında görülebilir. Nadir durumlarda (%1'den az), sterilizasyon kurallarına uyulmaması halinde lokal enfeksiyon (septik artrit) veya enjeksiyon esnasında sinir/damar yaralanması gibi komplikasyonlar gelişebilir.
PRP enjeksiyonu yaptıran bir hastanın iyileşme sürecini desteklemek için beslenme, takviye kullanımı ve günlük yaşam tarzında nelere dikkat etmesi gerekir?
PRP sonrasında doku onarımını desteklemek amacıyla C vitamini, çinko ve kollajen sentezini artıran protein ağırlıklı beslenme önerilir. İşlemden sonraki ilk 72 saat boyunca antiinflamatuar (ağrı kesici/yangı giderici) ilaçların kullanımı, PRP'nin başlattığı doğal iyileşme inflamasyonunu baskılayabileceği için kesinlikle önerilmez; ağrı kontrolü için sadece parasetamol grubu ilaçlar tercih edilmelidir. Ayrıca enjeksiyon yapılan bölgenin ilk 24 saat suyla temas ettirilmemesi ve ağır fiziksel aktivitelerden kaçınılması gerekir.
Eklem içi veya tendon çevresi PRP uygulamalarından sonra fizik tedavi ve egzersiz programına ne zaman başlanmalıdır ve hangi egzersizler tercih edilir?
Enjeksiyonu takip eden ilk 3 ila 5 gün boyunca hastanın eklemi istirahat ettirmesi ve sadece hafif günlük aktivitelerini sürdürmesi önerilir. 1. haftadan sonra hafif germe ve izometrik (eklem hareket ettirilmeden yapılan) egzersizlere başlanabilir; dinamik ve dirençli egzersizlere ise genellikle 3. veya 4. haftadan sonra geçilir. PRP'nin başarısını artırmak için kişiye özel planlanmış 6 ila 12 haftalık bir fizik tedavi programı, iyileşen dokunun biyomekanik gücünü optimize eder.
İleri yaştaki (65 yaş ve üzeri) hastalarda PRP tedavisinin doku yenilenmesi üzerindeki etkinliği genç hastalara kıyasla nasıl değişmektedir?
65 yaş ve üzerindeki hastalarda, dolaşımdaki büyüme faktörlerinin seviyesinde ve kök hücre aktivitesinde doğal bir azalma olduğu için PRP'nin hücresel rejenerasyon (yenilenme) kapasitesi genç bireylere oranla daha düşüktür. Yapılan klinik gözlemlerde, ileri yaş grubunda PRP tedavisinin ağrıyı azaltma başarısı %50 dolaylarında kalırken, genç ve orta yaş grubunda bu oran %70'lerin üzerine çıkabilmektedir. Yine de cerrahiye uygun olmayan veya sistemik hastalıkları nedeniyle ameliyat edilemeyen ileri yaş grubundaki hastalarda semptomatik rahatlama sağlamak amacıyla tercih edilebilir.
Gebelik (hamilelik) veya emzirme döneminde olan kadınlarda PRP tedavisi uygulanabilir mi, anne ve bebek açısından riskleri nelerdir?
Gebelik ve emzirme dönemlerinde PRP tedavisinin güvenliliğine dair yeterli prospektif klinik çalışma ve kanıt bulunmamaktadır. Gebelik sürecindeki hormonal değişiklikler ve artan pıhtılaşma eğilimi (hiperkoagülabilite) nedeniyle PRP işleminin fizyolojik etkileri öngörülemez hale gelebilir. Bu nedenle, acil bir tıbbi gereklilik olmadığı sürece gebelik ve laktasyon (emzirme) dönemlerinde PRP uygulamalarının ertelenmesi genel tıp pratiğinde kabul gören bir yaklaşımdır.
Diz kireçlenmesinde PRP tedavisi ile hyalüronik asit (eklem sıvısı) enjeksiyonu birlikte veya ardışık olarak uygulanabilir mi, bu kombinasyonun klinik avantajı var mıdır?
Klinik çalışmalarda, PRP ve hyalüronik asit (HA) kombinasyonunun, tek başına yapılan uygulamalara kıyasla daha uzun süreli ve belirgin bir semptomatik rahatlama sağlayabildiği gösterilmiştir. Hyalüronik asit eklemde anlık bir kayganlık ve mekanik koruma sağlarken, PRP ise biyolojik olarak doku onarımını ve antiinflamatuar süreci uyarır. Bu iki tedavinin ardışık olarak (örneğin 2 hafta arayla) uygulanması, özellikle Evre 2 ve 3 osteoartrit hastalarında ağrısızlık süresini 12 ila 18 aya kadar uzatabilmektedir.
Kronik aşil tendiniti (topuk tendonu iltihabı) tedavisinde PRP enjeksiyonu ile kortizon (kortikosteroid) enjeksiyonu arasındaki temel farklar ve doku üzerindeki etkileri nelerdir?
Kortizon enjeksiyonları, çok güçlü antiinflamatuar etkileri sayesinde ağrıyı ilk 2-4 hafta içinde hızla baskılarken, uzun vadede tendon dokusunu zayıflatabilir ve rüptür (yırtılma) riskini artırabilir. PRP ise tam tersine, ilk haftalarda hafif bir inflamatuar reaksiyon yaratarak ağrıyı geçici olarak artırabilse de, uzun vadede (3. aydan itibaren) tendonun kollajen yapısını güçlendirerek kalıcı doku onarımı sağlar. Kronik aşil tendon patolojilerinde PRP'nin 1 yıllık takipteki başarı ve memnuniyet oranı, kortizon enjeksiyonlarına göre anlamlı derecede daha yüksektir.
PRP elde etme yöntemlerinde kullanılan 'buffy coat' (lökositli PRP) ve 'saf PRP' (lökositsiz PRP) arasındaki farklar nelerdir ve hangi patolojide hangisi tercih edilmelidir?
Lökositten zengin PRP (buffy coat), içinde beyaz kan hücrelerini de barındırır ve kronik tendinit gibi yoğun inflamasyon ve damarlanma ihtiyacı olan dokularda doku debridmanını (temizliğini) uyarmak için tercih edilir. Lökositten fakir (saf) PRP ise lökositlerin salgıladığı pro-inflamatuar sitokinlerin eklem kıkırdağına zarar vermesini önlemek amacıyla özellikle diz ve kalça içi osteoartrit (kireçlenme) tedavilerinde tercih edilmektedir. Hangi yöntemin kullanılacağı, hastanın mevcut patolojisinin akut veya kronik olmasına ve uygulama yapılacak anatomik bölgeye göre hekim tarafından belirlenir.
Başarılı bir PRP tedavisinin ardından semptomların nüks etme (tekrarlama) süresi ortalama ne kadardır ve koruyucu amaçlı takip enjeksiyonları ne sıklıkla yapılmalıdır?
PRP tedavisinin klinik etkinliği, uygulanan bölgeye ve hastanın yaşam tarzına bağlı olarak genellikle 9 ila 18 ay arasında devam eder. Örneğin diz kireçlenmesinde ağrısızlık süresi ortalama 12 ay sürerken, tendon yaralanmalarında doku tamamen iyileştiği takdirde nüks oranı oldukça düşüktür. Kronik dejeneratif durumlarda, elde edilen klinik iyilik halinin devamlılığını sağlamak amacıyla yılda bir kez tek seanslık koruyucu (hatırlatma) PRP enjeksiyonu önerilebilir.
Omuz bölgesi rotator manşet (kas sıkışması ve yırtığı) patolojilerinde PRP tedavisinin iyileşme sürecine katkısı ve başarı kriterleri nelerdir?
Omuz rotator manşet kaslarındaki kısmi yırtıklarda (parsiyel yırtıklar) PRP tedavisi, ağrıyı azaltmada ve omuz fonksiyonlarını geri kazandırmada %65 ila %75 oranında başarı göstermektedir. Ancak tendonun tamamen koptuğu tam kat (total) yırtıklarda PRP'nin yırtık uçları birleştirme veya cerrahi gereksinimini ortadan kaldırma gibi bir etkisi bulunmamaktadır. Tedavinin başarısı, enjeksiyonun ultrasonografi (USG) eşliğinde doğrudan yırtık hattına hassas bir şekilde yapılmasıyla doğrudan ilişkilidir.
PRP enjeksiyonu sonrasında hangi belirtilerin ortaya çıkması acil bir komplikasyona işaret eder ve vakit kaybetmeden hekime başvurulmasını gerektirir?
PRP enjeksiyonu uygulanan bölgede ilk 48 saatten sonra giderek artan ve zonklayıcı nitelikteki şiddetli ağrı, 38 dereceyi aşan yüksek ateş, enjeksiyon yerinde aşırı ısı artışı, yaygın kızarıklık veya cerahatli (iltihaplı) akıntı gibi belirtiler acil hekim kontrolü gerektirir. Bu semptomlar, nadir de olsa gelişebilecek bir eklem içi enfeksiyonun (septik artrit) veya yumuşak doku enfeksiyonunun (selülit) habercisi olabilir. Ayrıca bacakta ani gelişen şişlik ve şiddetli ağrı, derin ven trombozu (damar içi pıhtılaşma) riski açısından da acilen değerlendirilmelidir.
Karpal tünel sendromu gibi sinir sıkışması (nöropatik ağrı) durumlarında PRP tedavisinin sinir rejenerasyonu üzerindeki klinik etkileri nelerdir?
Hafif ve orta dereceli karpal tünel sendromu vakalarında, median sinir çevresine ultrason eşliğinde yapılan PRP (hidrodiseksiyon) uygulamalarının sinir üzerindeki basıyı azalttığı ve myelin kılıf onarımını desteklediği gözlenmiştir. Yapılan çalışmalarda, PRP uygulanan hastaların el bileğindeki uyuşma ve ağrı skorlarında 6. ayın sonunda %60'a varan oranlarda klinik düzelme bildirilmiştir. Ancak ileri evre, motor kayıp ve ciddi kas erimesi (atrofi) gelişmiş sinir sıkışması vakalarında cerrahi dışı yöntemlerin etkinliği son derece sınırlıdır.
Dermatolojik ve estetik amaçlı cilt gençleştirme (anti-aging) uygulamalarında PRP'nin kollajen üretimi üzerindeki etkisi ve seans protokolü nasıldır?
Dermatolojide PRP, mikroiğneleme (dermapen) veya doğrudan intradermal (deri içi) enjeksiyon yöntemleriyle uygulanarak fibroblast hücrelerini uyarır ve tip 1 kollajen ile elastin liflerinin üretimini artırır. Ciltteki ince kırışıklıkların azaltılması, gözeneklerin sıkılaştırılması ve akne skarlarının (izlerinin) hafifletilmesi amacıyla genellikle 3 ila 4 hafta aralıklarla 3-4 seanslık bir protokol uygulanır. Klinik olarak gözle görülür parlaklık ve sıkılaşma etkisi genellikle 2. seanstan sonra başlar ve yaklaşık 12 ay boyunca kalıcılığını korur.
Topuk dikeni (plantar fasiit) tedavisinde PRP uygulamasının iyileşme süreci, başarı oranları ve diğer konservatif tedavilerle karşılaştırılması nasıldır?
Kronik plantar fasiit (topuk dikeni) hastalarında, topuk tabanındaki kalın fasyal dokuya yapılan PRP enjeksiyonu, lokal mikro-dolaşımı artırarak fasyadaki dejenerasyonu ve mikro-yırtıkları onarır. Klinik araştırmalarda, PRP tedavisinin 6. aydaki ağrı azaltma başarısı %70 ila %80 arasında bulunmuş olup, bu oran gece ateli ve ESWT (şok dalga tedavisi) gibi diğer konservatif yöntemlere göre daha yüksek ve kalıcı sonuçlar sunmaktadır. Tedavi sonrasında hastaların topuk bölgesine binen yükü azaltmak için silikon topukluk veya ortopedik tabanlık kullanması başarı oranını destekler.
Çocukluk ve ergenlik çağındaki sporcularda (örneğin büyüme kıkırdağı ağrılarında) PRP tedavisi güvenle uygulanabilir mi, gelişimsel bir risk taşır mı?
Çocukluk ve ergenlik dönemindeki bireylerde büyüme plakları (epifiz hatları) henüz kapanmadığı için eklem içi ve kemik yakınındaki PRP uygulamaları çok sınırlı durumlarda ve büyük bir titizlikle değerlendirilir. Osgood-Schlatter veya Sever hastalığı gibi büyüme kıkırdağı patolojilerinde öncelikle konservatif yöntemler (istirahat, fizik tedavi, germe) tercih edilir. Ancak dirençli kronik tendon yaralanmalarında, büyüme plağına doğrudan enjeksiyon yapılmaması ve epifiz hattına zarar verilmemesi kaydıyla, uzman hekim kararıyla PRP tedavisi 18 yaş altındaki genç sporcularda da güvenle uygulanabilir.
Ağız, diş ve çene cerrahisinde kemik grefti (kemik tozu) uygulamaları ile birlikte PRP kullanılmasının kemikleşme süreci üzerindeki klinik faydaları nelerdir?
Dental implant ve çene cerrahisinde, kemik greftlerinin (kemik tozu) PRP ile karıştırılarak uygulanması, greft materyalinin kohezyonunu (bir arada durmasını) artırır ve implant bölgesindeki kemikleşme (osteointegrasyon) sürecini hızlandırır. Trombositlerden salınan büyüme faktörleri, operasyon bölgesindeki kılcal damar gelişimini hızlandırarak yeni kemik oluşum süresini ortalama %30 ila %40 oranında kısaltır. Bu yöntem ayrıca cerrahi sonrasındaki yumuşak doku iyileşmesini de hızlandırarak enfeksiyon riskini ve postoperatif (ameliyat sonrası) ağrıyı belirgin ölçüde azaltır.
WhatsApp Online Randevu