Diz eklemi, vücudun en fazla yük taşıyan ve biyomekanik açıdan en karmaşık yapılarından biridir. Bu eklem; medial kompartman (iç eklem bölmesi), lateral kompartman (dış eklem bölmesi) ve patellofemoral kompartman (diz kapağı arkasındaki ön eklem bölmesi) olmak üzere üç ana anatomik bölmeden oluşur. Yarım diz protezi (unikondiler diz artroplastisi), dizdeki kireçlenme (osteoartrit) veya kıkırdak hasarının bu üç bölmeden sadece birinde, genellikle de iç eklem bölmesinde sınırlı kaldığı durumlarda uygulanan kısmi bir cerrahi yöntemdir. Bu cerrahi işlemde, dizin sağlıklı olan diğer iki bölmesine, bağlarına ve menisküs dokularına dokunulmaksızın, yalnızca hasarlı olan bölgedeki kıkırdak ve kemik yüzeyleri temizlenerek metal ve özel polietilen (yüksek dayanıklılıklı plastik) implantlarla kaplanır.
Yarım diz protezi ameliyatının temel felsefesi, dizin doğal anatomisini ve kinematiğini (hareket mekaniğini) mümkün olduğunca korumaktır. Total diz protezinde (tam diz protezi) dizin her üç bölmesi de değiştirilirken ve ön ile arka çapraz bağlar genellikle kesilirken; yarım diz protezinde ön çapraz bağ (anterior krusiat ligament) ve arka çapraz bağ (posterior krusiat ligament) tamamen korunur. Bu durum, hastaların ameliyat sonrasında dizlerini daha doğal hissetmelerini sağlar ve propriyosepsiyon (eklemin boşluktaki konumunu algılama duyusu) yeteneğinin kaybolmasını engeller. Yapılan klinik çalışmalar, diz kireçlenmesi olan hastaların yaklaşık %15 ila %20'sinin yarım diz protezi için uygun anatomik ve patolojik kriterlere sahip olduğunu göstermektedir.
Yarım Diz Protezi Hangi Durumlarda Uygulanır? (Endikasyonlar)
Yarım diz protezi ameliyatının başarısı, doğru hasta seçimi ve kesin endikasyon (uygulama kriteri) tespiti ile doğrudan ilişkilidir. Bu cerrahi yöntemin uygulanabilmesi için hastada belirli klinik ve radyolojik kriterlerin bir arada bulunması gerekir. önemli kriter, dizdeki kıkırdak aşınmasının ve ağrının tek bir bölmede, sıklıkla da iç (medial) kompartmanda lokalize (sınırlı) olmasıdır. Dış bölmede ve diz kapağı arkasındaki bölmede ciddi bir kıkırdak kaybı veya osteofit (kemik çıkıntısı) oluşumu bulunmamalıdır.
Hastanın ön çapraz bağının (ACL) fonksiyonel olarak tam ve sağlam olması bu ameliyatın en kritik teknik şartlarından biridir. Ön çapraz bağ, dizin öne doğru kaymasını engelleyerek protezin stabil (dengeli) kalmasını sağlar; bu bağın yetersiz olduğu durumlarda yarım diz protezi gevşer ve başarısız olur. Ayrıca, dizdeki mekanik aks bozukluğunun (eğriliğin) düzeltilebilir düzeyde olması gerekir. Varus (içe doğru eğrilik) deformitesinin 10 dereceden az, valgus (dışa doğru eğrilik) deformitesinin ise 15 dereceden az olması şarttır. Ek olarak, dizde sabit fleksiyon kontraktürü (dizin tam açılamaması durumu) 15 dereceden az olmalı ve diz en az 90 derece bükülebilmelidir.
- Ağrının yalnızca dizin iç veya yalnızca dış kısmında hissedilmesi ve bu bölgeye bası uygulandığında hassasiyet oluşması,
- Konservatif tedavilere (fizik tedavi, intraartiküler enjeksiyonlar, kilo kaybı ve ağrı kesici ilaçlar) en az 6 ay süreyle yanıt alınamamış olması,
- Aksiyal (eksenel) yük binen röntgen grafilerinde tek bir bölmede eklem aralığının tamamen daralmış veya kaybolmuş olduğunun gösterilmesi,
- Diz ekleminde aktif veya geçmişe bağlı kronik bir enfeksiyon odağının bulunmaması,
- Hastanın inflamatuar artrit (romatoid artrit, ankilozan spondilit gibi sistemik eklem romatizmaları) hastası olmaması gerekmektedir.
Yarım Diz Protezi Kimlere Uygulanamaz? (Kontrendikasyonlar)
Yarım diz protezi cerrahisi, her diz kireçlenmesi hastası için uygun bir seçenek değildir. Ameliyatın yapılmasını engelleyen durumlara kontrendikasyon (uygulanmaması gereken durumlar) denir. Bu kontrendikasyonların başında inflamatuar artritler gelir. Romatoid artrit gibi sistemik hastalıklarda sinovyal membran (eklem zarı) tüm eklemi etkilediği için, sadece tek bir bölmenin değiştirilmesi hastalığın diğer bölmelerde ilerlemesini engellemez ve protezin kısa sürede başarısız olmasına yol açar.
Diz ekleminde saptanan aktif bir enfeksiyon veya vücudun başka bir bölgesinde bulunan ve kan yoluyla dize ulaşabilecek kronik enfeksiyon odakları kesin bir kontrendikasyondur. Ayrıca, ön çapraz bağın yırtık veya işlevsiz olması, dizde ileri derecede instabiliteye (gevşeklik ve güvensizlik hissi) neden olacağından yarım diz protezi uygulanamaz. Dizdeki şekil bozukluğunun çok ileri düzeyde olması, yani varus eğriliğinin pasif olarak düzeltilememesi veya dizin arkasında 15 dereceden fazla sabit bükülü kalma durumunun bulunması da bu cerrahiyi imkansız kılar.
Görece kontrendikasyonlar arasında ise hastanın aşırı kilolu olması yer alır. Vücut kitle indeksinin (VKİ) 35 kg/m² veya üzerinde olması, protez bileşenlerine binen mekanik yükü artırarak erken dönemde aşınma ve gevşeme riskini yükseltir. Ancak güncel tıp literatüründe, bağları sağlam ve kireçlenmesi tek bölmede sınırlı olan yüksek kilolu hastalarda da uygun cerrahi teknikle başarılı sonuçlar alınabildiği belirtilmektedir. Çok genç ve ağır fiziksel işlerde çalışan hastalarda da protezin ömrünün kısalabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Ameliyat Öncesi Hazırlık ve Tanı Yöntemleri
Yarım diz protezi kararı verilmeden önce kapsamlı bir fizik muayene ve radyolojik değerlendirme süreci yürütülür. Fizik muayenede hekim, dizin hareket açıklığını (ROM) derece cinsinden ölçer, bağların sağlamlığını test eder ve bacağın mekanik aksını değerlendirir. Ağrının tam olarak nerede yoğunlaştığı, diz kapağı hareket ettirildiğinde sürtünme sesinin (krepitasyon) gelip gelmediği detaylıca incelenir.
Radyolojik değerlendirmede ilk adım, hastanın ayakta basarak çektirdiği çift yönlü (anteroposterior ve lateral) diz röntgenleridir. Ek olarak, dizin 45 derece bükülü pozisyonda çekilen Rosenberg grafisi, eklem arkasındaki kıkırdak kaybını göstermede son derece hassastır. Bacağın kalçadan ayak bileğine kadar olan kısmını tek bir filmde gösteren tüm bacak ortoröntgenogramı sayesinde bacağın mekanik aksı ve eğrilik derecesi milimetrik olarak hesaplanır. Gerekli durumlarda, diğer eklem bölmelerindeki kıkırdakların ve çapraz bağların durumunu netleştirmek amacıyla manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikine başvurulur.
- Kardiyovasküler Değerlendirme: Hastanın ameliyat öncesi elektrokardiyografisi (EKG) çekilir ve kardiyoloji uzmanı tarafından anestezi alabilirliği değerlendirilir.
- Laboratuvar Tetkikleri: Tam kan sayımı, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, koagülasyon (pıhtılaşma) parametreleri ve idrar tahlili yapılır.
- Enfeksiyon Taraması: Vücutta aktif bir enfeksiyon olmadığından emin olmak için C-reaktif protein (CRP) ve sedimentasyon değerleri kontrol edilir.
- Diş Muayenesi: Ameliyat öncesinde olası diş çürükleri ve diş eti enfeksiyonları tedavi edilmelidir; çünkü ağız içindeki bakteriler kan yoluyla yeni takılan proteze ulaşarak enfeksiyona yol açabilir.
Yarım Diz Protezi Ameliyatı Nasıl Yapılır? (Cerrahi Teknik)
Yarım diz protezi ameliyatı, genellikle spinal anestezi (belden uyuşturma) veya epidural anestezi altında gerçekleştirilir; uygun olmayan hastalarda ise genel anestezi tercih edilir. Ameliyat sırasında bacağa turnike uygulanarak cerrahi alandaki kanama minimuma indirilir. Cerrahi kesi, total diz protezindeki 15-20 cm'lik kesiye kıyasla oldukça küçüktür; genellikle dizin ön-iç kısmından yapılan 6 ila 8 cm'lik minimal invaziv (küçük kesili) bir kesi ile ekleme ulaşılır.
Ekleme girildikten sonra ilk olarak ön çapraz bağ, arka çapraz bağ ve dizin dış bölmesi doğrudan gözle muayene edilir. Eğer bu yapılarda beklenmeyen bir hasar veya ileri derece kireçlenme saptanırsa, cerrah ameliyat esnasında total diz protezine geçiş yapma kararı alabilir. Her şey planlandığı gibiyse, yalnızca hasarlı olan iç eklem yüzeyindeki (femur kondili ve tibia platosu) kıkırdak doku ve bu bölgedeki birkaç milimetrelik kemik yüzey, özel kılavuzlar ve hassas testereler yardımıyla tıraşlanarak uzaklaştırılır.
Kemik yüzeyler hazırlandıktan sonra, deneme implantları yerleştirilerek dizin hareket açıklığı, bağ dengesi ve bacağın dizilimi kontrol edilir. Uygun boyutlar belirlendikten sonra, orijinal metal protez bileşenleri (femoral ve tibial komponentler) polimetilmetakrilat adı verilen tıbbi kemik çimentosu ile kemiğe sabitlenir. İki metal parça arasına, sürtünmeyi sıfıra indiren ve aşınmaya karşı son derece dirençli olan yüksek yoğunluklu polietilen bir ara parça yerleştirilir. Kanama kontrolü yapılıp eklem içi serum fizyolojik ile yıkandıktan sonra, dokular anatomik katmanlarına uygun olarak dikilir ve ameliyat sonlandırılır.
Yarım Diz Protezi ile Total Diz Protezi Arasındaki Farklar
Yarım diz protezi ile total diz protezi arasındaki temel fark, korunan doku miktarı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan biyomekanik üstünlüktür. Total diz protezinde dizin tüm eklem yüzeyleri metal ve plastik implantlarla kaplanırken, yarım diz protezinde dizin yaklaşık üçte ikilik sağlıklı kısmı tamamen korunur. Bu durum cerrahi travmanın, kan kaybının ve ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde daha az olmasını sağlar.
Aşağıdaki tabloda bu iki cerrahi yöntemin temel klinik ve operasyonel farkları ayrıntılı olarak karşılaştırılmıştır:
- Kemik Rezeksiyonu (Kemik Kesisi): Yarım diz protezinde kemikten sadece 4-6 mm'lik minimal bir tıraşlama yapılırken, total diz protezinde dizin tüm yüzeylerinden 8-10 mm kalınlığında kemik bloklar çıkarılır.
- Bağların Korunması: Yarım diz protezinde ön ve arka çapraz bağlar tamamen korunur; total diz protezinde ise ön çapraz bağ her durumda kesilir, arka çapraz bağ ise protez tipine göre feda edilebilir.
- Kan Kaybı ve Transfüzyon: Yarım diz protezinde ameliyat esnasındaki kan kaybı genellikle 50-100 ml civarında olup kan nakli ihtiyacı neredeyse hiç olmaz. Total diz protezinde ise kan kaybı daha fazla olup nakil ihtiyacı doğabilir.
- Hastanede Yatış Süresi: Yarım diz protezi uygulanan hastalar genellikle 1 veya 2 gün hastanede kalırken, total diz protezi hastalarında bu süre 3 ila 5 güne kadar uzayabilir.
- Doğal Diz Hissi: Çapraz bağların ve propriyoseptif liflerin korunması sayesinde yarım diz protezi olan hastalar dizlerini kendi orijinal dizleri gibi hissederler ve merdiven inip çıkarken daha az yabancılık çekerler.
Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci ve Fizik Tedavi
Yarım diz protezi ameliyatı sonrasındaki iyileşme süreci, total diz protezine göre oldukça hızlı ve konforludur. Ameliyatın tamamlanmasından yaklaşık 4 ila 6 saat sonra, anestezinin etkisi geçince hasta fizyoterapist eşliğinde ayağa kaldırılır. Hastanın ameliyat edilen bacağına tolere edebildiği kadar tam yük vererek yürüteç (walker) yardımıyla yürümesine izin verilir. Erken dönemde hareket etmek, derin damar tıkanıklığı (derin ven trombozu) riskini azaltmada etkili yöntemdir.
Ameliyat sonrasındaki ilk 24-48 saat içinde ağrıyı kontrol altında tutmak amacıyla hasta kontrollü analjezi (ağrı pompası) ve soğuk uygulama (kriyoterapi) yöntemlerinden yararlanılır. Diz eklem hareket açıklığını artırmak için yatak içinde aktif ve pasif diz bükme egzersizlerine hemen başlanır. Ameliyatın 2. gününde hastanın merdiven inip çıkma egzersizleri yapması sağlanır ve diz bükme açısının en az 90 dereceye ulaşması hedeflenerek hasta taburcu edilir.
- 1. ve 2. Haftalar: Evde fizyoterapistin önerdiği egzersizler günde 3-4 kez tekrarlanır. Yara iyileşmesi takip edilir ve genellikle 12 ila 14. günlerde dikişler alınır. Bu süreçte bacakta hafif şişlik ve morluklar olması normaldir.
- 3. ve 4. Haftalar: Hastanın yürüteç veya koltuk değneğini bırakarak desteksiz yürümesi hedeflenir. Diz bükme açısı (fleksiyon) 110-120 derecelere ulaştırılmaya çalışılır. Uyluk ön kasını (kuadriseps) güçlendirici egzersizlere ağırlık verilir.
- 6. Hafta ve Sonrası: Hasta günlük aktivitelerine, masa başı işine ve hafif yürüyüşlere tamamen dönebilir. Dış mekanda düz yolda yürüyüşler ve kondisyon bisikleti kullanımı bu dönemde eklem sağlığı için oldukça faydalıdır.
Yarım Diz Protezinin Avantajları ve Başarı Oranları
Yarım diz protezi, uygun hasta grubunda uygulandığında son derece yüksek memnuniyet ve başarı oranlarına sahip bir cerrahidir. En büyük avantajı, dizin doğal mekaniğinin korunması sayesinde elde edilen yüksek fonksiyonel kapasitedir. Hastalar, ameliyat sonrasında dizlerini çok daha kolay bükebilirler; ortalama diz bükme açısı yarım diz protezinde 125 ila 135 derecelere ulaşırken, bu oran total diz protezinde genellikle 110-115 derece civarında kalmaktadır.
Uzun dönemli klinik çalışmalar ve protez kayıt sistemleri verilerine göre, yarım diz protezlerinin 10 yıllık sağkalım (sağlam ve işlevsel kalma) oranı %90 ila %95 arasındadır. 15 yıllık takip sonuçlarında ise bu oran %80 ila %85 civarında seyretmektedir. Protezin ömrünü tamamlaması veya dizin diğer bölmelerinde kireçlenmenin ilerlemesi durumunda, yarım diz protezi kolaylıkla total diz protezine dönüştürülebilir (revizyon cerrahisi). Bu revizyon işlemi, doğrudan yapılan bir total diz protezi ameliyatı ile benzer cerrahi zorluk derecesine sahiptir; çünkü ilk ameliyatta çok az kemik doku çıkarıldığı için kemik stoku büyük oranda korunmuştur.
Diğer bir önemli avantaj ise enfeksiyon ve sistemik komplikasyon oranlarının düşüklüğüdür. Cerrahi kesinin küçük olması ve ameliyat süresinin kısa olması (ortalama 45-60 dakika), enfeksiyon riskini %1'in altına indirmektedir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde akciğer embolisi (pıhtı atması), miyokard enfarktüsü (kalp krizi) ve inme (felç) gibi ciddi sistemik komplikasyonların görülme sıklığı, total diz protezine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktür.
Olası Riskler ve Komplikasyonlar
Her cerrahi işlemde olduğu gibi yarım diz protezi ameliyatının da kendine özgü bazı riskleri ve olası komplikasyonları bulunmaktadır. Bu komplikasyonların önlenmesi için ameliyat öncesinde, sırasında ve sonrasında çok sıkı tedbirler alınır. En sık karşılaşılan risklerden biri, derin ven trombozu (bacak toplardamarlarında pıhtı oluşumu) ve buna bağlı gelişebilecek akciğer embolisidir. Bu riski minimuma indirmek için hastalara ameliyat sonrasında yaklaşık 30 gün boyunca kan sulandırıcı (antikoagülan) ilaçlar kullandırılır ve varis çorabı giydirilir.
Enfeksiyon, protez cerrahilerinin ciddi komplikasyonlarından biridir. Ameliyathanenin sterilizasyon koşulları, cerrahi ekibin deneyimi ve ameliyat esnasında uygulanan damar içi antibiyotik profilaksisi (önleyici antibiyotik tedavisi) ile bu risk %0.5 ila %1 düzeylerine indirilir. Diğer bir risk ise protez bileşenlerinin kemiğe tam kaynamaması veya zamanla gevşemesidir (aseptik gevşeme). Bu durum genellikle hatalı cerrahi teknik, kemik kalitesinin yetersiz olması veya hastanın proteze aşırı yük bindirmesi nedeniyle gelişir ve kendini tekrarlayan diz ağrısı ile gösterir.
- Kompartman İlerlemesi: Ameliyat edilmeyen dış veya ön eklem bölmelerinde zamanla kireçlenmenin ilerlemesi ve buna bağlı yeni ağrıların ortaya çıkması,
- Protez Çevresi Kırıklar (Periprostetik Kırık): Ameliyat sırasında kemiğin hazırlanması esnasında veya ameliyat sonrasında düşme gibi travmalar neticesinde protez etrafındaki kemikte kırık oluşması,
- Rulman (Polietilen) Aşınması veya Çıkması: Özellikle hareketli rulman (mobile bearing) tasarımlı protezlerde, polietilen parçanın yerinden çıkması veya aşırı yüklenme nedeniyle erken aşınması,
- Geçici Sinir Hasarı: Dizin dış kısmındaki peroneal sinirin veya ciltteki duyu sinirlerinin cerrahi ekartasyona (dokuların çekilmesi) bağlı olarak geçici olarak etkilenmesi ve uyuşukluk hissi oluşmasıdır.
Ameliyat Sonrası Evde Bakım ve Yaşam Tarzı Önerileri
Ameliyat sonrasında elde edilen başarılı sonucun uzun yıllar korunabilmesi için hastaların evdeki yaşam alanlarını düzenlemeleri ve yaşam tarzlarında bazı değişiklikler yapmaları gerekir. Evde düşme riskini azaltmak için yerdeki gevşek halılar, kablolar ve eşyalar kaldırılmalıdır. banyoda duş alırken kaymayı önleyici matlar kullanılması ve gerekirse duş taburesinden yararlanılması güvenliği artırır. Klozet yüksekliğinin uygun seviyede olması, dizin aşırı bükülmesini ve yük binmesini engellemek için önemlidir.
Kilo kontrolü, protezin ömrünü doğrudan etkileyen önemli faktörlerden biridir. Vücut ağırlığındaki her 1 kilogramlık artış, yürürken diz eklemine yaklaşık 4 kilogramlık ek yük olarak yansır. Bu nedenle, ameliyat sonrası dönemde dengeli beslenerek ideal kilonun korunması, protezin aşınmasını ve gevşemesini önlemede kritik rol oynar. Hastaların yüksek etkili (high-impact) sporlardan, yani koşu, basketbol, futbol ve ağır squat egzersizlerinden kaçınmaları önerilir.
Buna karşın, düşük etkili (low-impact) fiziksel aktiviteler diz çevresindeki kasları güçlü tutmak ve eklem sağlığını korumak için son derece faydalıdır. Haftada 3-4 gün yapılan 30-45 dakikalık düz yol yürüyüşleri, yüzme, kondisyon bisikleti sürme ve hafif tempolu doğa yürüyüşleri serbesttir. Ayrıca, vücudun herhangi bir yerinde yapılacak diş çekimi, kanal tedavisi veya sistoskopi gibi invaziv girişimler öncesinde mutlaka ortopedi hekimine danışılmalı ve işlemden önce koruyucu antibiyotik kullanımı (antibiyotik profilaksisi) planlanmalıdır.
Bilgilendirme: Bu makalede yer alan içerik genel bilgilendirme amaçlıdır ve hekim muayenesi, tanı veya tedavinin yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir uzman hekime danışınız.
Koru Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde uzman hekimlerimiz, Yarım Diz Protezi (Unicondylar) ile ilgili kişiye özel değerlendirme yapmaktadır.









